Ülke Faşizmin Kuşatması Altındaysa Tüm Güçler Birleşmelidir

Ülke Faşizmin Kuşatması Altındaysa Tüm Güçler Birleşmelidir

Ülkemizde gerçekleşen olaylara ve mevcut sürece baktığımızda ana yasanın 120. Maddesinde belirtilen olağan üstü haller ve şiddet eylemlerinin artması başlıkları sebep gösterilerek ilan edilen OHAL in şu an ki belirtilen süresi 3 aydır ancak mevcut hükümetin ve faşizmin amaçları doğrultusunda bu süre yeterli bulunamaz ise en fazla 6 ay olmakla birlikte sınırsız bir şekilde uzatılabilir (örn: Fransa 3 ay ardından 6 ay daha OHAL kararı almış bulunmakta) ve hükümet gerekli görürse OHAL den sonra sıkıyönetim ilan edebilir.

 81 ilin valisi olağanüstü vali olmuş bulunmakta ve neredeyse sınırsız yetkileri var. dün resmi gazetede yayımlanan olan OHAL aynı gün öğle saatlerinde meclise taşınarak kabul edildi. Şimdi biraz geriye gidelim ve gittikçe netleşen bu darbe girişimini mevcut sonuçlara bakarak inceleyelim. TSK içerisinde boşalan kadrolara, Kemalist generallerin ve komutanların yerleştirilmesi, açılan önemli devlet kadrolarına yine Kemalist kadroların yerleştirilmesi kısmına ve olayların gelişme şekline, baktığımızda Kemalistlerin, siyasal İslamcı unsurları kullanarak bazı güvenceler vererek, gerekli desteği aldığı ve bu siyasal İslamcı unsurlarla başlangıçta bir ittifak kurması sonucunda darbe girişimi gerçekleşti ve en nihayetinde Kemalistler, siyasal İslamcılara sırtlarını döndüler. Şüphesiz ki bu süreç emperyalist politikalar ekseninde olmuştur.

 ABD’nin Orduya göz kırpması ile acele ve yetersiz plan ile darbe girişimine kalkılmışlardır. Mevcut AKP hükümeti ne kadar olayın kontrolleri altında olduğunu söylese de ekonomik ve siyasal kaos devam etmektedir. Alınan OHAL kararına rağmen toplumu yönetememektedir. . TSK içeresine doğrudan yerleştirilen Kemalist kadrolar yakın bir tarihten sonra istedikleri şekilde darbe yapabilecek kadar güçlenecekler. 15 Temmuz olayları her ne kadar görünürde AKP hükümetinin işine yaramış görünse de ki yaradı ancak bu işten gerçekten karlı çıkanlar Kemalistler olmuş durumda. OHAL konusunda Cumhur Başkanı RTE’ in açıklamalarında bir yer dikkatimizi çekiyor. ‘’OHAL sadece 15 Temmuz olayları ile sınırlıdır.’’ Bizler biliyoruz ki ilan edilen OHAL sadece 15 Temmuz olaylarını değil, mevcut hükümetin çıkarlarına ters düşen bütün kişi ve grupların temizlenmesi için faşizme olanak sağlamıştır. Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse Fetullahçı Terör Örgütü olarak adlandırılan bu dinci unsurların temizlenmesi adı altında Türkiyeli devrimcileri ve Kürt Hareketini başta hedef alarak bütün aydın, ilerici, düşünür kesimi yok etmeye, asimile etmeye çalışacaklar. Mevcut hükümet hizmet ettiği ve uyguladığı faşizme bütün olanakları vermiş bulunmaktadır. İç savaş sinyalleri gittikçe kuvvetlenmektedir. İç savaş ile beraber ya da ayrı bir şekilde gelişebilecek bazı ihtimallerde bulunmaktadır. Hükümet cuntacı Kemalistler ile istediği anlaşmayı yapamaz ya da Kemalistlerin çıkarları için bazı adımları atmazsa yeni dönemin neredeyse tamamen oluşmak üzere olan TSK sı bir darbe girişiminde bulunacak ve muhtemel olarak gerçekleştirecek gibi durmaktadır. Alevi mahallelerine yapılan saldırılar yekten iç savaşın küçük provalarıdır. Devlet bilinçli olarak sahaya sürdüğü, meydanları açtığı cihatçı unsurları artık el atından desteklemeyi bırakmış, doğrudan doğruya açık desteğini vermektedir. Sokaklarda ve mahallerde tekbir çekerek dolaşan IŞİD bayrağı açarak sloganlar atan, demokrasi adı altında insanlara saldıran, bizden olmayan ölüdür mantıksızlığı ile yaşamını sürdürmeye çalışan halka saldıran bu gerici faşist çeteler Devrimci bir tutum ve pratik ortaya koyulamazsa güçlenmeye devam edecekler ve amaçlarına bir adım daha yaklaşacaklar. Biz devrimcilere düşen görev nedir? Biz devrimcilere düşen görev açık ve net görülmektedir. Artık demokratik alan çalışmalarının yanında politik pratik süreci de hayata geçirmek ve buna göre konumlanmak gerekmektedir. Biz devrimcilere düşen görev faşizme karşı örgütlü, bilinçli, pratik eylemler ortaya koymaktır. Sürecin nasıl gelişeceği aşikâr durmaktadır. Türkiyeli sosyalistler, devrimciler gerekli adımların atılmasını biraz daha geciktirirse bir daha toparlanması uzun zaman alacaktır ve faşizm daha da güç kazanmış olacaktır. Yetişen ve yetişecek kadroları gerekli teorik ve pratik bilinçle hazırlanmak ve en geniş kitle içerisinde dar kadro mücadelesine adım atılmalıdır. Faşizm tüm hızı ile durmaksızın topraklarımıza, yaşam alanlarımıza girmektedir. Mahir Çayan’nın da dediği gibi “Burada el titremesine, tereddüde ve kararsızlığa yer yoktur.” Türkiyeli Devrimciler olarak bir an önce ortak bir tutum sergilemeli ve bu tutum üzerinden gerekli ideolojik politik hattı ortaya koymalı, faşizme karşı omuz omuza mücadeleyi örgütlemelidir. Devrimcilerin dağınıklığı dolayısıyla güven duyabileceği devrimci yapıların mevcut durumu itibariyle umutsuzluğa düşen Halkımızın mevcut durumunda büyük bir çoğunluğu öyle ya da böyle faşizme boyun eğmekte, faşizmi selamlamakta, faşizmi kabullenmektedir. Kalan küçük kısım ise paramparça olmuş durumdadır. Bu koşullar altında halkımızı gerçekçi ve somut bir şekilde bilinçlendirmek, gerçekleri anlatabilmek için örnek olmalı, bulunduğumuz her alanda sesimizi daha da yükseltmeliyiz. Türkiye Devrimci Hareketinin eksikliklerinden ve pratiksizliğinden kaynaklanan bu durumda devrimci dayanışmayı ve birleşik mücadeleyi örgütlemek ve halka çaresiz değilsiniz diyebilecek cüreti ortaya koyabilmek en elzem devrimci görevlerden birisidir.

 

ÜLKE FAŞİZMİN KUŞATMASI ALTINDAYSA TÜM GÜÇLER BİRLEŞMELİDİR.

ÇARE SOKAKTIR! ÇARE ANTİFAŞİST MÜCADELEDİR!

ÇARE DEMOKRATİK HALK İKTİDARIDIR!