A4 KAĞIDINDAN KAYYUMLAR

A4 KAĞIDINDAN KAYYUMLAR

Üniversitelerde rektör seçimlerinin kaldırılmasından bu yana her yıl belirledikleri dozu aşmadan uyguladıkları kayyum atamaları bu yıl da gündeme adeta bir bomba gibi düştü. AKP-Saray iktidarı, yeni nesilleri hizmet ettikleri sermayenin ve kendilerinin çıkarları doğrultusunda şekillendirmek için “elinden geleni ardına koymamaktadır.”

Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi’nin de dâhil olduğu beş (5) üniversiteye cumhurbaşkanı tarafından “A4 kağıdından bozma” kayyum atamaları yapıldı. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve akademisyenleri eski AKP belediye başkanı ve milletvekili aday adayı Melih Bulu’nun kayyum olarak rektör kılığında atanmasına sessiz kalmadılar ve karşı durdular. Gerçekleşen eylemlerde onlarca öğrenci gözaltına alındı, yerlerde sürüklendi, üniversitenin kapısına “kelepçe vuruldu!” Dersleri boykot etmeye ve eylemlerine devam edeceklerini açıklayan Boğaziçi Üniversitesi ve çeşitli üniversitelerin öğrencilerine, şafak operasyonu düzenlendi ve gözaltına alındılar. Yirmi sekiz (28) öğrenci için 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet" ve "görevli memura mukavemet" bahaneleri ile gözaltı kararı çıkaran AKP-Saray iktidarı, on yedi (17) kişiyi gözaltına almış ve avukatlarıyla dahi görüştürmemiştir. Aynı zamanda AKP’li eski milletvekili Şamil Tayyar öğrencileri Twitter üzerinden 15 Temmuz 2016’da çekilen bir çıplak arama fotoğrafıyla ‘’Ülkenin huzurunu bozarak darbe heveslilerinin değirmenine su taşımak istiyorlarsa, akıbetleri 15 Temmuz gecesinden beter olur.’’ diyerek tehdit etti. Gözaltına alınan üniversitelilere hem çıplak arama işkencesi dayatıldı hem de LGBTİ+ öğrencilere tecavüz tehditleri savuruldu.

İktidar; öğrencileri terörist ilan ederek, haklarında karalama kampanyaları başlatarak, üzerlerine asılsız suçlar atarak gerçeklerin üstünü örtmeye çalışmaktadır. İktidar ve yandaşları dışarıda savaş ve rant politikalarıyla, içeride ise gençlik başta olmak üzere tüm muhalifleri sindirmeye ve susturmaya yönelik politika ve saldırılarıyla bu çalışmaya devam etmektedir.

Bilinmelidir ki, üniversiteler bilimsel üretimin olduğu sahalardır. Yıllardır bu üretimi var gücüyle sömüren sermaye ve AKP-Saray iktidarı; üniversiteleri iş ve işçi bulma kurumlarına çevirmekte, çeviremediklerini de “A4 kağıdından bozma” kayyumlarıyla ele geçirmeye çalışmaktadır. Üniversiteler piyasaya düşük ücretli iş gücü yetiştirme yerleri değildir. İktidar biliyor ki üniversiteler yapısal olarak üretmek zorundadır ve sömürünün, sosyal, siyasal ve ekonomik baskı-çöküşün, yönetememe krizinin olduğu ülkelerde üretenler her zaman muhalif olmuştur, olmaya devam edecektir. Bu nedenle geceleri uykuları kaçan iktidar gençliği susturmaya ve sindirmeye çalışmaktadır. Geçtiğimiz dönemlerde ODTÜ, Ankara Üniversitesi gibi devrimci öğrencilerin yoğunlukta olduğu üniversitelerin de aynı durumu yaşaması yönetemeyenlerin ne kadar korktuğunun açık göstergesidir. Özellikle 2015 yılı itibariyle yoğunlaşarak artan muhalif akademisyenlerin ihraçları bu susturma ve sindirme sürecini hızlandırmıştır.

Üniversiteler yüzyıllar (17. yüzyıl) önce tüm dünyada özerkliğini kazanmış kurumlardır. Tüm dünya da AKP-Saray gibi iktidarlar biz gençliği asla tektip, sorgulamayan, itaatkâr, kimliksiz ve kişiliksiz kitleler haline getiremeyecekler! Özerk-Demokratik üniversiteler yarın kadar yakındır ve yarınlar bizimdir. Gençlik ve üniversiteler asla yönetenlerin tahakkümü altına girmeyecektir!

 

KAPISINA KELEPÇE TAKILAN ÜNİVERSİTE!

İktidarın kendini koruma ve yönetme aracı olan kolluk güçleri özellikle son yıllarda görülmemiş bir özgüven patlamasıyla kendisini halkın üstünde görmektedir. İktidar eliyle anti-demokratik uygulamaların yaygınlaşması da bu duruma mükemmel bir zemin hazırlamıştır. Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan eylemlerde üniversitenin kapısına “kelepçe” takıldı. Bu kimilerine göre basit bir davranış biçimi olarak görülse de biz gençliğe göre iktidarın tavrıdır! Bir kapıya zincir vurabilirsiniz bu tarihsel olarak da makul karşılanabilir bir eylemdir ancak bir üniversitenin kapısına kolluk gücü tarafından kendisine iktidar eliyle sağlanan kelepçe vuruluyorsa bu iktidarın açık tehdididir. Dünyada ilk defa yapılan bu kelepçe vurma hali, AKP-Saray iktidarının, hayatta kalma ve iktidarını sürdürme aracının kolluk güçlerine bağlı olduğunun göstergesidir. Bu durumu yadırgamıyoruz aksine doğal görüyoruz. Göstermelik diploması salonlarında atılan siyasal naraların ve yapılacağı iddia edilen sözde politik eylemlerin kendilerini artık kurtaramayacağını anlayan AKP-Saray iktidarı, asırlık ortağı FETÖ ile tüm yatırımını kolluk güçlerine yapmıştır. Özellikle son iki yıldır kolluk güçleri arasında da seküler milliyetçi cephe ile seküler dinci cephe arasında ki çatlaklardan dolayı değişen bazı iç dengeler olsa da bütünlüklü bir biat etme halinin devam ettiğini biliyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi kapısına vurulan kelepçe; Saray-AKP iktidarının öğrenciler, emekçiler, kadınlar başta olmak üzere tüm kesimlere ve halklara karşı olan tavrı olduğu kadar kendisinin ve sacayaklarının da psikolojik bir değerlendirmesidir. Buradan çıkan tablo göstermektedir ki Saray-AKP iktidarı üretememe ve yönetememe krizleri neticesinde patlamak üzere olan bir balondur. Bu nedenle iktidar ve yandaşları saldırılarını daha da sertleştirmiş ve hata yapar hale gelmiştir.

Gelen ve gelecek nesilleri tahakkümü altına almaya çalışanlar bilmelidir ki gençlik yarınların sahibidir ve sizler yarınları zapt edemeyeceksiniz. Kapılarımıza kelepçe vurmanız sizi kurtarmayacak.

Ürettikçe güçlüyüz ve güçlü olduğumuz kadar peşinizdeyiz.

  

BOĞAZİÇİ GÖSTERDİ! DEMOKRATİK-ÖZERK ÜNİVERSİTE ŞART!

Dünyada 1950’lerde, ülkemizde 1980’den sonra uygulanan neo-liberal politikalar ile geleceksizlik ve esnek çalışma yalnızca sermayeyi güvence altına almaktadır. Özellikle YÖK eliyle bu geleceksizlik ve piyasalaşma hamleleri ülkemizde üniversitelerde düzenlenmiştir. Her ne kadar bu politikalar Bologna Süreci ile tam olarak belirgin hale gelse de YÖK, kuruluşundan itibaren bu politikaların yürütücüsü ve uygulayıcısı olmuştur.

Zaten 1980 Faşist Darbesinin ve 1982 Anayasası’nın bir ürünü olan YÖK’ten başka ne bekleyebiliriz ki?

1980 Faşist Darbesiyle hayatımıza giren bir çok gerici-faşist kurum ve olgu vardır; faşist darbenin ürünü olan YÖK ile eğitim ve öğrenim alanına giren bir sürü gerici ve baskıcı kurum-olgu  var. Ancak bunlardan en göze çarpan ve konumuz olan özerklik meselesi oldukça önemlidir. 1980 faşist darbesine kadar üniversitelerin en azından biçimsel olarak özerkliğinden bahsedebilirken, artık ne biçimsel ve niteliksel olarak bir özerklikten bahsedemeyiz.

Tabi ki 1980 öncesinde eğitimin ve öğrenimimiz mükemmeldi, olabildiğince demokratik ve özerkti diyecek halimiz yok. Fakat YÖK ile beraber ortaya çıkan tablo geçmişin özümsenmesiyle ve paralelinde ortaya çıkan bir tablo değil tam tersine tüm demokratik ve bilimsel ilerlemeyi silip atan bir özelliğe sahiptir. Bundan dolayı bugünü ancak 80 faşist darbesi ve onun ürünü olan YÖK ile kavrayabiliriz.

Özerk Eğitim ve Öğrenim İstiyoruz Alacağız

Özerk eğitim ve öğrenim öncelikle burjuva demokratik bir istektir. Bu bağlamıyla üniversitelere dair bu isteğimiz karşılanabilir. Zaten özerklik, kelime anlamı olarak federalizmi çağrıştıran bir kavramdır ve özerk eğitim esasında burjuva demokratik bir istektir eninde sonunda. Tabi ki özerklik aynı zamanda bir otonomiye de işaret etmektedir. Yani merkezi bir yerden eğitimin örgütlenmesi sosyalizme yakın çünkü planlı bir aklın ürünüdür. Tabi ki bu meselenin bir boyutudur. Çünkü okul aynı zamanda egemen sınıfların yarattığı paradigmanın örgütleyicisi yani egemen ideolojinin yeniden yaratılmasının bir aracıdır. Esasında özerk eğitim ve öğrenim meselesinde hattımızı, tam olarak egemen sınıfların ideolojik yeniden üretimi noktasından çiziyoruz. Bazıları bu dediğimize kızabilir ancak okullardan ideolojinin arındırılmasını istiyoruz. Bunu kendi ideolojimize güvenmediğimiz için istemiyoruz. Eşitsiz bir kavga alanı olduğu için özerklik istiyoruz. Okulların özerkleştirilmesi sonucunda bizim ideolojimizin yani proletaryanın ideolojisinin egemen olacağından hiçbir şüphe duymuyoruz. Nasıl ki; bu kadar sistematik saldırı altında proletaryanın ideolojisini savunanlar varsa, objektif koşullarda kazanacağımızdan hiç şüphe etmiyoruz.

Tüketimi Özendirenler, Üretimden Kaçıyorlar

Son 30 yıldır bizler gençliğin tüketime özendirildiğini ve geleceğinden çalındığını söylüyoruz. Özellikle sosyal medyanın da etkisiyle gençlik her şeyi çok hızlı tüketen ve her şeyin içini hızlıca boşaltan hale gelmiştir. Yozlaşma son hızla devam etmektedir. Egemenler ve onların çığırtkanları ise bizi geri kafalılıkla ve marjinallikle suçlamaktadır. Özellikle son 20 yıldır tüm üretim sektörlerinin terk edildiği, yeni-sömürge politikalarının tam gaz uygulandığı ülkemizde gençlerin tamamı kafelerde ve AVM’lerde çalışmaktadır. Bundan başka hiçbir gelecek hayali kuramaz hale geldik. Bilim yuvası olması gereken, yeni teori ve buluşların tartışılması gereken üniversite amfileri ve laboratuvarlarında test kitaplarından başka bir şey bulunmamaktadır. Gençliğimizi beş (5) şıkkın arasına sıkıştıran ÖSYM ve YÖK’ün savunucuları bizi geri kafalılıkla suçluyor.

Çoğu üniversite bölümünde zorunlu stajın dahi bulunmadığı mezun olduktan sonra en iyi ihtimalle bir bankada gişe memuru olarak çalışacak gençler yetiştiren sistem bizi geri kafalılıkla suçluyor. Bunu asla kabul etmiyoruz! Ve tekrar söylüyoruz; üretimi örgütleyelim, tüketimi değil!

Özerk Akademiden Ne Anlıyoruz?

Özerk akademi yukarıda da bahsettiğimiz üzere en ileri burjuva demokratik tip üniversitedir. Yani burjuva demokrasisinin tüm ileri imkânlarının var olduğu üniversite modelidir. Bu bakımdan üniversitelere hem alt yapısal (maddi) hem de üst yapısal (yönetim, bilimsel yöntem, pratik sürecin yönetimi, paradigma oluşturma vs.) bağlamda özerklik verilmelidir. Yani aldatmacanın ötesinde Akademik Özerklik değil, tam ve en ileri Özerk Akademiyi hedefliyoruz. Bu bağlamda ekonomik özerklik için öncelikli hedeflerimiz;

  •  Kendi bütçesinin kendi oluşturabilmeli.
  •  Öğrenci burslarını kendi finanse edebilen bir yapıya sahip olmalı.
  •  İşçi ücretlerini kendi belirleyebilmeli.
  • Yatırım ve devre mülk haklarını elinde bulundurabilmeli, tasarruf sahibi olabilmeli.
  • Mali denetim konusunda öğrenci kürsüsünün söz sahibi olabildiği bir yapının hızlıca kurulması gerekiyor.

Üst-yapısal özerklik için öncelikli hedeflerimiz;

  • Merkezi sınav sisteminin ortadan kaldırılmalı, öğrenci seçiminin eğer gerekiyorsa yapılmalı ve bu seçim önceki eğitim-öğretim süreçlerinin irdelenmesi yoluyla gerçekleştirilmeli.
  • Personel alımı merkez tarafından değil üniversitenin yönetimi tarafından gerçekleştirilmeli.
  • Üniversite yönetimi öğrencilerin eşit söz hakkına sahip olduğu bir kürsü tarafından yönetilmeli. Bu kürsü, Öğrenci Kürsüsünden ve Akademi Kürsüsünden eşit miktarda üyenin katılımıyla oluşturulmalı.
  • Eğitim-öğretim planı, akademik takvim ve ders programları Öğrenci Kürsüsünden onay alınmadan geçirilmemeli.
  • Rektör, dekan gibi üniversitenin yönetim kadrosunun tamamı demokratik yollarla ve öğrencilerin katılacağı gizli veya kapalı oy usulüyle oluşturulmalı.
  • Her fakültenin kendi akademik kürsüsü ve öğrenci kürsüsü olması; bu iki mekanizmanın birbirini besleyen ve geliştiren bir süreç örmesi gerekiyor. Hiçbir mekanizme birbiri üzerinde vesayet ilişkisi kurmadan yalnızca denetleme ve geliştirme perspektifiyle hareket etmeye hakkı vardır.

Yazdır   e-Posta