Faşist Teröre, Yükselen Gericiliğe ve Sermayenin Sömürü Politikalarına Karşı Devrimci Bir Mücadele Anlayışı ile Karşı Çıkmalıyız!

Faşist Teröre, Yükselen Gericiliğe ve Sermayenin Sömürü Politikalarına Karşı Devrimci Bir Mücadele Anlayışı ile Karşı Çıkmalıyız!

Tüm emekçi halkı baskı altına almaya ve sindirmeye yönelik politikalara karşı, emekçi kesimlerin farklı düzeylerde gelişen mücadeleleri, kendiliğinden, edilgen ve etkisiz eylemleri, sermaye kesimlerinin daha da azgınlaşmasına ve sertleşmesine yol açmakta. Gelişen direnişler, merkezi politik bir eylem ve direnme hattından yoksun olmaları nedeniyle istenen, arzulanan hedeflerin gerisinde kalmakta ya da gerekli etkiyi oluşturamamaktadır. Böylesi bir siyasal sosyal atmosferde gerçekten "umut" olabilecek devrimciler genellikle siyasal sosyal gelişmelerin uzağında bir seyirci olmayı yada ite kaka peşinden gitmeye çalışır bir vaziyette "dışarıdan" bakmayı sürdürmektedirler. Bir kısmı, revizyonist-reformist tez ve önermeler etrafında örtülü-ya da açık sistem çerçevesini aşmayan ve bu çerçeveyi dahi zorlamayan talep ve sloganları kendi "devrimcilik"leri açısından "uygun" bulmakta ve "yeterli" görmektedirler. Bir başka kısmı ise, daha çok kimlik siyaseti ve kimlik siyaseti ekseninde bir söylemi öne çıkaran motiflerle bu yanlış bakışı tamamlamakta ve bir küme oluşturmaktalar.

Farklı görünümler ar zeden bu yaklaşımlar, eylemin ve mücadelenin örgütlenmesi ve içeriğinin sistemi cephe alan bir noktadan, ziyade sloganların dilini öne çıkaran tutumlarıyla, hangi saiklerle öne çıkarlarsa çıksınlar veya hangi sloganlarla taşınırlarsa taşınsınlar, sonuçta sistemin sınırları içerisinde bir yerde erimeye mahkûm kalmaktadır.

Devrimcilik bu değildir!

Belli bir politik önerme yapılmaksızın ve bu konuda ciddi hiç bir uğraş verilmeksizin salt, örgütlenme modelleri üzerinden bir yerlere gitmek, tek yanlılık ve darlık olduğu gibi bir ham hayalciliktir.

Devrimciler kendileri tarafından "kurgulanmış" bir takım araç ve yöntem önermelerini gelişen toplumsal siyasal süreçteki değişimleri gözardı etmek suretiyle"tek doğru" araç veya yöntem iddiasıyla dayatma  tasarrufunda olamazlar. Sınıflar mücadelesinin zengin ve bir o kadar karmaşık yapısını çözücü olma iddia ve çabasında olanların bu şekilde  yöntemler belirlemesi, günümüzdeki gelişmeler karşısında yaşanılan karmaşa ve çaresizliğin örgüsü olabilir ancak. Emekçilerin direnme ve mücadeleye ilişkin azmi, geliştirdikleri tarz ve yöntemler, önerilenlerden son derece farklılık arz etmekte. Bu yönüyle de emekçi kesimlerle devrimciler arasında var olan ve giderilmesi için azami  çaba sarf etmemiz gereken açı daralmaktadır. Halk kesimlerinin, sermayenin azgınca gelişen saldırılarına ve bunu belli bir kitle potansiyeli yakalayarak sokakta tamamlayan örgütlenmeleri ile karşı koyabilmesi tek başına yeterli olmamaktadır. Kendiliğinden bir seyir izleyen direnmelerin dönemsel başarılar haricinde ciddi sonuçlar doğurması ve bir takım kazanımlar elde edilse dahi bunu uzun erimli bir süreçte koruyabilmesi, belli bir direnme hattının bu şekilde oluşturulabilmesi, ülkemizde mümkün görünmemektedir. Faşizmin saldırılarının bertaraf edilmesi gericiliğin önlenmesi ve sermaye politikalarının sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması nihai anlamda ancak Demokratik Halk iktidarıyla mümkün olabilecektir. Bugün var olan karmaşayı, bu kadar "örgüt" ve "parti" bolluğuna rağmen proletaryanın sınıf politikasının uygulandığı, kitlelerin özlem ve taleplerini yansıtabilecek bir örgüt ve parti olmayışına bağlamak gerekir. Kendi öz gücünden Başkaca güç ve çabalara bel bağlamak yerine bağımsız devrimci bir siyasi hat oluşturmak, devrimci bir hareketin yaratılması doğrultusunda çaba sarf etmek bugün temel siyasi görevimiz olmalıdır. Hâkim sınıfların politik askeri düzeyde bir cehenneme çevirdikleri ve bunu dahi yeterli görmedikleri bir ülkede emekçi halk yığınların sorunları ve talepleriyle bütünleşebilmek, günlük siyasal süreç içerisinde var olabilmek, "politika “yapabilmek en önemli sorunumuz olmaktadır. on binlerce yaşama mal olan bir "kirli savaş" ve kitlesel işten çıkarmaların sürgünlerin yaşandığı, yoksulluğun açlık anlamına geldiği bir ülkede solun bir itiş kakış içerisinde olması, gelişmeleri salt kendi yarar ilişkileri açısından değerlendirmesi affedilemez bir hata sayılmalıdır.

 

Bağımsız devrimci bir siyasi çizgiyi oluşturmak ve geniş emekçi kesimlerin düzene karşı oluşan tepkilerini -burjuva düzen partileri seçeneklerinden birine değil de- devrimci muhalefet saflarına kanalize edebilmek, bunun için de her tür (açık veya kapalı) olanağı değerlendirmek devrimciliğimizin de kıstasıdır. Tüm gelişmeleri proletaryanın bağımsız siyasi hareketinin yaratılması doğrultusunda ele alan, günlük gelişmeler içerisinde ifadelendirebileceğimiz, iktidar perspektifine sahip bir devrimci bakış açısıyla bugün genel olarak var olan olumsuzlukların üstesinden gelebiliriz. Ve yine, sermayenin azgınca ve çok yönlü saldırılarına karşı bir direnme hattı yaratmalıyız.