Özgürlük

Gezi Halktır

Ziyaret

Bugün 51

Dün 51

Bu hafta 436

Bu ay 1372

Tümü 66174

Currently are 98 guests and no members online

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Dosyalar

 

Broşürler

 

Mustafa ÖZENÇ'in 14 Mayıs 1981 tarihinde yazmış olduğu şiirin orjinali elimize geçmiş olup aynı yürek vurusunu sizlerle de paylaşmak istedik.

Devrimci Yol saflarında vuran yüreklere...

DEVRİMCİ YOL'DA DÜŞENLER

Çarpıştılar vuruşdular
Devrim için savaştılar
Ölümle kucaklaştılar
Halkın Devrimci Yol'unda
Korkmadılar hiç ölümden
Türkü söyleyip gittiler
Kurtulsun diye zulümden
Halk için şehit düştüler
Ateş ihanet gördüler
İşkencede can verdiler
Ne korktu ne yıldılar
Halkın Devrimci Yol'unda
Zindanları da yaktılar
Kentte kırda savaştılar
Dar ağacına çıktılar
Halkın Devrimci Yol'unda
Bitmez saymakla adları
Kavgamızda yaşıyorlar
Devrettiler bayrakları
Yoldaşları taşıyorlar
14 Mayıs 1981
Mustafa ÖZENÇ

DÜNYA GÖRÜŞÜ  & NİYET

Hiç kimse doğasal zorunluluklarımızın(doğa bilimleri)yüklediği siyasal sorumluluklarının hesabını vermekten kurtulamaz...Herkes yaptıklarının ve yapamadıklarının sorumluluğunu üstlenmek zorundadır.Son kertede zamanın adaleti ve vicdanı tarihe hesabını vermek zorunda kalacaktır.

Niyet dünya görüşü müdür?El cevap:Görüşsüzlüğüdür.

Dibi görünmeyen sudan geçer misin?Dibi görünmeyen kuyudan su içer misin? Dereyi görmeden paçaları sıvar mısın?Soğancı paşa gibi kasaptaki ete soğan doğramaz mısın?Yoksa öbürü gibi;en ilkel örgüt ve anlayışının en özlü ifadesi olarak   tak-şak mısın?Tak dediklerini,şak yapar mısın?Bu kadar kurnazın, uyanığın olduğu yerde bunları yapan yoktur!Cevap hayır...Peki neden yapılıyor?Neden tekrardan yapılmaya çalışılıyor? Diğerlerinin de yapması bekleniyor? Sorgulamayı bırak!Doğa bilimsel sorgulayamayan,yani diyalektik ve tarihsel materyalizm dünya görüşü olmayanla yola çıkar mısın?Helâya bile gidilmez dediklerinle başka yollara gidersin belki,lakin doğru devrimci bir yola gidemeyeceğin açıktır...Maddi yaşamdan algıladıklarını gerçek ve de mutlak gerçek yerine koyanlar,bildiği ve gördüğü kadarı kendine yetenler doğasal gerçeklerden uzaklaşırlar.Kendi dünyalarını gerçek sanmaya başlarlar.İşte tam  bu yüzden yapılmaz denilenler yapılır ve dibi görünmez kuyuya atla(nabilir)nır. Çoğu zaman dünya görüşünün Türkçesi niyettir.’’Olaylar hatta madde hangi niyetle bakıldığına göre değişir!’’Bilimsel veri ve tahlillere dayanan tespitler yerine hangi niyetle yaklaştığına bağlı isteğine göre değişen gerçekler diyarında yaşanılır.Yaratılmaya çabalanan harikalar diyarıdır. Kimse özeleştiri yapmadığından hesap vermeden kurtardığını sanırsın! Yarattığın harikalar rüyasında sen görmemeye çabalasan da, senden öncekiler gibi doğanın adaleti ve vicdanı tarih acımasız biçimde layık olduğun yere koyar....Çünkü siyasal  sorumluluk sadece insanlar alemine değil tüm doğasal gelişimlere karşı ağır bir vebal,sorumluluk yükler.Doğadaki her gelişim gibi siyasette doğanın zorunluluklarına karşı sorumluk demektir.Ya dünya görüşün doğrultusunda gelişime nasıl baktığını teorik olarak ortaya koyacaksın çözüm olacaksın ya da susacaksın.Laf kalabalığıyla kamplaşarak taraftarlaşarak bir yera varılamadı varılamaz.’’Sol’’denilenin özeti ve deney birikimi olarak bir araya gelemeyişinin temel nedenlerinden biridir bu ! Niyet dünya görüşü olunca niyete göre değişen gerçeklerin olması da kaçınılmazdır.Bunun için dünün en iyi’’dostları’’kankaları yarının düşmanlarıdır. Denge yoktur.Değişen oynak ’’denge’’gerçekliğin olmuştur.Gerçek doğabilimsel değil herkese göre değişen bir mefhumdur. Gerçeklere toslandığında ise yine bilimsel düşünme ya da hiç düşünme sıkıntısı yoktur,kısmettir. Eğitimde felsefe ve mantık derslerinin kaldırılmasından mı?Yoksa içerisinde yaşanılan şartların koşullandırmasından mı hep  böyleydi? Vb. Gerisine sen karar verirsin.

Denilen ve yapılanlara bir kat daha özen gösterilmesi gereken bir dönemden geçmekteyiz.Kendi sanrılarını ve üstün gördüğü taraflarını diğerine kanıtlama, ispatlama sıkıntısını aşamayan,lakin siyaset alanını değil psikoloji alanını ilgilendiren sakatlıkların yaşanabildiği bir dönemden geçilmekte malesef.Ne denildiğinin ne yazıldığının anlaşılma kaygusu,nereye vurgu yapılıyor dikkati vb.kenara bırakılıp tartışma olmadık şeyleri var sayan niyetler ve halüsinasyonlar ortamına çekilmek istenebiliyor.Yine de sözü esirgemeden tartışmalara katkısı olsun kaygusunda belki daha basit ve kaba tarzda dile getirmeye çalışalım.

 

 

Bu kadar birikim ve deney birikiminin  ardından’’sosyalizm inanırlılığını yitirdi’’ gibi soru ve sorunlar başkalarına ait,tamam ! Lakin ortaya çıkan sorunların deney birikimleri üzerinde yükselerek ve onu da aşarak cevaplanması, çözülmesi gerekmiyor mu?Örneğin reel sosyalizmlerde parti,devlet, demokratik merkeziyetçi anlayışla yapılan seçimler,kapitalizmle ekonomik askeri rekabet vb. derken ortaya çıkan sorunların çözümü doğrultusunda kabaca iki çözüm ortada kalmıştı.Yaşanılan deneylerin sonucu ortaya çıkan sonuçları,verileri vb. yok sayarak ya da aynı çerçeve içerisinde kalıp pratik çözümlerle aynı şeyi farklı biçimleriyle denemek.Veya geçmiş deney birikimleri ve verilerin ışığında yükselerek onları aşan ya bir yol bulmak ya bir yol açmak. Birincisinin özeti:’’Bizim kankalar ve panpalar olayın farkında bu uyanıklıkla işin başına geçtiklerinde çözüm bulunur.’’ Bu dünya görüşüyle geçmişin ötesinde söylemek gereken birşey de yok.Geçmişin savunusu ve tekrarı ağırlıklı bir yayın ve propaganda faliyetiyle ortada aranacak bir teorik, ideolojik, siyasal vb. soru ve sorun da yok. Önce aşağıdan yukarı parçaladığın devleti sonra yukarıdan aşşağı partin ve temsil ettiğin işçi sınıfı adına cumhuriyet biçiminde örgütlemek. Geriye kalan yapılacaklar konusu ve bu konuda bile sonsuz parçalanmalar ve ayrılık..!? İlkel yöneticilik anlayışında  gerçeklik denilenin algılarına dayandığı ,insanların inandığı var sayılan kurallara zorlamak ve iş yaptırmaya çabalamak devirleri çoktan geçti.Çünkü varılacak hedefler vadedilen cennetler yıkıldı ya da muğlaklaştı.Başta dünya görüşlerinin ve dünyaya bakışların değiştiği yaklaşımlarla,içerisinde yaşanılan maddi koşulların farklı değerlendirilmesi ortaya çıkmıştır. Hedeflenen yere gitmek üzere yapılacakların,sanki bir ideolojik birlik varmış ön kabulüne dayalı davranma alışkanlıkları vardır.Etraftakilerden pratik eyleme geçmesini gereğini yapmasını bekleme ilkelliğidir. Doğada hareketin önemini yitirdiği devrimci düşüncenin bilimseliğinin inanç düzeyine indirgendiği,kendi sanrılarını nesnel gerçeklik olarak gören bir dogma ve hüsran. Öbür yön ise: Bu konulara teorik,ideolojik ve pratikte maddi çözümler arayışı.Özetle tüm yukarıdaki sorunların makul çözümünü arayan Gramsci,Althusser vb.derken avrupa komünizmi, yeşiller,SYRIZA,PODEMOS ile gelişip düzene yama haline gelen sınıflar mücadelesini düzen sınırlarında tutmaya yarayan, bir çıkmaz. Bütün bunlar yaşanıp deney birikimi haline gelmemiş gibi aynısını ülkede’’kardeş örgütlerle ’’ tekrarlayıp farklı sonuç bekleyen akıllı dizayn kurtarıcılık projeleri !?Makul mazeret doğruyu yapmak zorunluluğuyla pazarlık.’Teorik ideolojik ve devrimci eylemin birliği sağlanana kadar yerimizde mi oturalım?Yapacaklarımız var’vs. vs. İyi de doğruyu yapmanla kel alaka? Çünkü doğasal doğruyu veya mücadelesini verebilmek dünya görüşüyle alakalı. Çoğunluğun çıkarı,çokluğun gereği,çıkarlar için yapılanlar işçi sınıfının adına halkın adına derken!İnsanlar alemine kilitlenmiş kendi doğrularını savunma ve uygulamanın yerine,doğabilimsel zorunlulukların temel alındığı dünya görüşüne ilerlemenin zamanı gelmedi mi?Anlayacağın varılacak yerle ilgili çözülmesi gerekenler var.Varılacak yerle ilgili cennetin vadi gibi inançla rüya pazarlaması gibi değil, doğabilimsel çözümler bulmak gerekiyor. Durumumuz buna uygun mu?Değil. Birlikte organik bir yapıya ulaşma mücadelemizle,birlikte üretmemiz gereken dönemlerden geçiyoruz.Daha kollektif,birlikte üretimlerle canlı ve hareketli bir organik yapıya ihtiyaç var. Böyle bir işleyişden bihaber,kendi doğrularını nesnel gerçek sanan,ideolojik ve siyasal birliği zaten olmuş bitmiş ve var sayan,gerisini pratikte en iyi organize oluşla haledeceğini sanan ve hatta bunun ayrı bir dünya görüşü olduğunun bile farkında olmayan bir yoldan nereye gidilebilir?Zaten oraya gidilebiliyor ve sonuç ortada.Bir takımın taraftarlarının ideolojik birliği mi var?Neden birlikte hareket ediyorlar?Nedir ideolojik birlik?Bu soruya vereceğin cevap niyetlerine göre değişiyorsa, kendine sorman gereken sorular var!

Niyetleriniz için değil bildikleriniz için savaşın.Bu bir dünya görüşü sorunudur.Niyetlerle taraftar olunur,kamplaşılabilir lakin saflaşılamaz. Doğa bilimsel diyalektik ve tarihsel materyalizm doğrultusunda olayları gelişimi maddesel gelişim ve olguları sorgulayın. Bildikleriniz doğabilimsel gerçeklere varma mücadelesidir ve gelişir geliştirir.Eğer bilgi henüz geliş(tirile)memiş durumdaysa keskin yargılara varmaktan kaçının susun. Diğerlerinden ayrı duruşu doğabilimsel dünya görüşüyle açıklıyamıyorsanız susun.Hem varılacak yere dair çözümü yok hem ‘’ağır abi’’liğide bırakamıyor! Sonuçta çözüm diye sunulanlardan birine yamanmaya dönüşen kaçınılmaz acıklı sonlar da yaşanmaktadır böylesi süreçlerde. İdeolojik birliğin yeniden oluşturulması, geçmişin devrimci deneyleri üzerinde yükselen teorik çözümlemelere ihtiyaç olduğu bu bağlamda devrimci eylemin birlikteliğinin oluşturulamadığı,ancak  mücadelesinde olunan  dönemlerin zorluklarını yaşıyoruz.Pratiğin toplumsal mücadeleler alanının yol göstericisi teorik çözümlemelerin ve ideolojik birlik doğrultusunda verilecek mücadelenin varılacak hedeflerinin yaşanılan pratiklerle eksiklerinin ortaya çıktığı süreçlerden geçiyoruz. Geride aşılması gereken zengin bir deney birikimi bıraktığı gelişimleri yaşamaktayız. Çeşitliliklerine ve geniş bir alanın hareketliliğini ifade etmesine rağmen,geçmiş teorik  çözümlemelerin ortaya çıkardığı hedeflere doğru yürümenin sorunları, yetmez noktaları pratikte ortaya çıktı. Genelde  solun tüm kesimlerince kabul gören iktidarın işçi sınıfının temsilcisi konumundaki partileri öncülüğünde belirlenmiş hedeflere ve amaçlara yürüyüş ve mücadele toplumsal mücadeleler alanı labaratuarında denendi ve yetersizlikleri gösteren sonuçlar ortaya çıktı.Şimdi bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi teori ve ideolojilerimizin deney alanı sınıflar ve toplumsal mücadeleler alanında  aynı şeyleri tekrar ederek farklı sonuçlar çıkacağını bekleyenlerin durumuna ne denilebilir?En büyük sorun içerisinde yaşanılan maddi koşullar ile kendi algıları arasındaki bağı kaybetme noktasıdır.Ve bu yaşanıyor.Eskide yaşayanlar!Yeniyi abartanlar!Çözümlenmesi cevaplanması gereken soru ve sorunları unutup pratikte iş örgütlenememesine ve örgütlemeyen insanlara kızanlar.Hedefler  geçmişin deneylerini aşacak biçimde yeniden ve net biçimde ortaya konmalı dediğinde kızıp’’ne heddefi,belirli ya’’diye tepki gösterenler!Dünya savaşlarından sonra savaş devam ediyor seraplarıyla dağdan aşşağı inmeyenlerin 40 yıl sonra bulunması benzerleri abartısız yaşanıyor.Elbette inançlar düzeyinde bilimsel anlamda diyalektik ve tarihsel dünya görüşünü kenara bırakıp kendi algılarında yaşamak isteyenler de olacaktır.Bu inançlara bağlı yapması gerekenleri zorlamak ve istemek yapmadığında baskı yolunu seçmek ilkel örgütlenme anlayışıyla hareket edenler olacaktır.İşler yürüyor görüntüsü elde edilmeye çabalansa da doğabilimsel gerçeklerle alakası olmadığından cenneti vadetmekten , rüya pazarlamaktan öte geçemeyecektir. Yükselen bir mücadele ile içeriklerinin doldurulması gereken teorik, ideolojik ve devrimci eylemin birliğine yönelik bir devrimci pratik gerekiyor. Aynı dünya görüşünde olanların arasında düşünce çeşitlilikleri ve ayrılıkları devrime geliştirirken,ayrı dünyalar ve çelişki yumakları arasındaki çelişkiler evrimle devinir.Hareketin doğasal zorunluluklarına ilerleyişinde çelişkilerin bileşkesinde’’öncünün’’rolü de açığa çıkmış olur.Birinde gelişimi hızlandıran zıtların birlikteliği,diğerinde ayrılıklar ve parçalanmalarla gelişimi yavaşlatan bir işlevdedir.Bu bağlamda kısacası aynı dünya görüşünde olanların arasında fikir tartışmasından söz edilebilecekken,ayrı dünya görüşünde olanların arasınada çatışmadan bahsedilebilir. Dünya görüşün ne ise,dünyayı nasıl görüyorsan ona göre pratiğin  şekilleniyor.Mücadelene göre de gelişiyor, ilerliyor.İşte bu noktada önderliğin anlamı,iradi müdahelenin önemi ve kollektif organik hareketin bir parçası oluşu açıklık kazanıyor.Bu bütünlükte vurgunu ya da ağırlığını verdiğin noktaya göre ayrı bir dünya görüşüne doğru gelişmekte olduğun espirisi de açığa çıkmış oluyor. Bu durum dünyayı nasıl gördüğünle ilintili soru ve sorunları ortaya koyuşuna yansıyor. Örneklemek gerekirse:Gelecekle ilgili sorun’’nasıl bir sosyalizm’’dir! Dedin mi hangi yolda gelişeceğini de belirlemişsindir!Gerçi günümüzde bu soru aynı dünya görüşünden olsada farklı biçimde ortaya konuluyor ‘’nasıl bir muhalefet? Radikal mi değil mi?’’şeklinde düzen içi bir sorun olarak ya da devrim sorunu yokmuş gibi dilendirile biliyor.Veya parlamento içi-dışı ne yapmalı türünde düzenin dışında başka bir dünya,çözüm yokmuş gibi davranma yayılmaya çalışılıyor.Aynı dünya görüşünün farklı alanlara uygulanıp farklı biçimler aldığı durumlara ilişikin örneklerin gerisini sen getir ! Lakin farklı biçimler alsa da sorunlarının devletci,cumhuriyetci, çoğunlukcu, çoklukcu,işci sınıfının temsilcisi partilerinin iktidarı aracılığı vb.doğrultuda tüm ayrı ve aykırı görüntülü farklılıklarıyla gidebilecekleri yer açıktır...Sorunu nasıl bir demokrasi sorunu olarak koyduğunda ise:Dünya görüşün doğrultusunda verili şartlanma ile sınırlı olmayan boyutuyla devrimci deney birikimleri üzerinde yükselerek temsili sistemlerden doğrudan sistemlere,çoğunluk çokluk gibi sistem ve anlayışlardan doğabilimsel olanın geliştirildiği sistemlere doğru bir gelişime yol alırsın.

 Peki geçmişte teorik, ideolojik,siyasal birlik varmıydı?Tabii ki devrimciler evrenin sorunlarını çözmekle de uğraşırlar,lakin içerisinde yaşanılan süreçlerin sorunlarının çözümüyle gelişen bir hareketle oraya doğru ilerlenebileceğinin bilincinde bir mücadeleyle.Eldeki verilerin,deney birikimlerinin yetersizliği ve  tamalanmamış bir gelişim sürecinde olduklarının bilinciyle.Mutlaklaştırmadan üreterek eldeki bilgi ve verileri arttırarak ilerlerler.Bunun içindir ki ideolojik birlik olmuş bitmiş kalıplar, tüzükler ve programlardan çok,gelişen bir hareket halidir.Evet geçmişteki soru ve sorunların çözümü noktasındaki bir mücadeleye bugünden bakıldığında yani üzerinde yükselinecek bir birikim ve deney birikimi olarak bakılamadığında;bugünün soru ve sorunlarına cevap arayış olmamasın nedeniyle tamamlanmamış çözülememiş görüntüsü ortaya çıkabilir.70 lerde ve 80 lerde vb. o günün sorunlarına sürecin çözümüne yönelik söylenmesi gerekenlerin ve yapılması gerekenlerin yerine getirilip getirilemediğini teorik çözümlemelerin deney alanı  sınıflar mücadelesi ve tarihin vicdanı zamanda yerli yerine oturmuştur. Devrimci birikimleri değerlendirmenin ötesinde çok söze gerek kalmamıştır.Geçmişte bugünü aramak,geçmişin neden bugünün çözümüne yetmediğini bulmak vb. işte bunun için devrimci olmayan başka bir dünya görüşüne ait sıkıntılardan öte geçemez. Bu süreçte ayrı bir dünya görüşünde olduğunun bile farkında olmayan,ayrı duruşunu günlük yapılan ve yapılmayan işlerle açıklamaya kalkanlara dünya görüşlerinin ne olduğunu anlatma zorlukları da yaşanmaktadır!

Yukarıda anlatılmaya çabalanan dünya görüşü ve bakış açısıyla,devrimci deney birikimlerimiz ve eldeki bilimsel verilerimizle gelişeceğimiz yön bellidir.Böylesi bir mücadeleye davet olmaz. Doğabilimsel zorunluluğumuzdur,devrimci sorumluluğumuzdur.

BU ABLUKA DAĞILACAK,ÜRETENLERİN YÖNETİMİ KURULACAKTIR.

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ MUTLAKA KAZANACAKTIR.

 

TEK YOL DEVRİM.

  • 1
  • 2
Prev Next

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

  2014'te İşid'in Musul'u ele geçirmesinin yaratmış olduğu boşlukta Kerkük dahil stratejik olarak tartışmalı bölgelerle sınırlarını geliştiren Kürtler, ekonomik ve siyasi olarak ciddi bir avantaj kazandılar. Bu duruma başta Irak, İran ve Türkiye(hatta Suriye) gibi ülkelerin uzun vadede sesiz ve tepkisiz kalmaları beklenemezdi. Kürt meselesinin çözümü/çözümsüzlüğü gibi kavramların onlar için pek bir önemi yoktu. Onlar için önemli olan, yönetmiş  oldukları ülkelerin "birlik ve beraberlikleri idi". Referandumun sonuç ve koşulları bu yaklaşımın ürünüdür. En önemli nokta ulusal ve Kürt meselelerinin çözümü konusunda emperyalist güçlere dayanarak çözmeye çalışmanın geçerli olmayacağı da bariz olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin özü ulus devlet ve çıkarları konusuna düğümlenmiş durumdadır. Ulusal sorunun çözümünü cumhuriyetle aramak beyhudedir. Çözümsüzlüğünü ve çıkarlar yüzünden bozulacak kararsız dengeler oluşturmayı çözüm diye sunmaktır. Uluslar arası tekeller tarafından savaş çokta... Read more

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

  Lenin orada senin söylediğini söylememiş ! Mahir sein dediğin şeyi söylemiyor. Marks ve Engels'in dediklerinin senin yorumlarınla alakası yok! Sadece sen öyle sanıyorsun. Üstelik başka türlü de olabilir  payın bile yok! Anlayacağın bu düşündüklerini sen hariç hiç kimse düşünmüyor! Onları sen uydurdun  kendine ! Aynı parmak izi gibi kimsede yok. Hemen küçük burjuva idealist dünya görüşünle: ‘’Tabii ki benimki değilse,  senin söylediğini söylemiştir!?’’Dediğinde senin çuvalına gireceğimizi bekliyorsun. Ustaların bizim söylediğimizi söylemeye ihtiyacı mı var? Böye bir ihtiyaç mı var? Halbuki hepimizin doğruyu yapmak diye bir zorunluluğumuz var. Bak bu bir dünya görüşü. Senin yaratığın ikilemin yanlışlığının dışında doğru dünya görüşünün ve zorunluluğunun ifadesi. Böylesi bir bakışla yolculuğuna başlarsan doğruya gelişebilme ihtimalinin olduğunun ifadesi... Hayır senin o çuvalının ve içerisindeki ikilemlerin dışında koca bir dünya var. Bu yaşanılanlar bir dönemin doğrusu ve bu dönemin... Read more

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

  Art arada yaşanılan yenilgiler sonucu  oluşan güvensizlik ortamı ve  ‘’sosyalizm’’denilen sistemlerin başarısızlığı ve de iki kutuplu bir dünyanın yıkılışı öyle bir kafa karışıklığı yarattı ki, her alana yansıyor ve kapsıyor. Yaşanılan toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda. Bununla birlikte belirli bir tartışma  geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve hakları için isyanını demokrasi olarak algılayan durumda! Ya sorumluluklar? Bu demokratik devrimini yaşayamamış ülkenin insanları olmanın bedeli olmalı! Hangi konu olursa olsun tartışma hızlı biçimde saygısızlıktan küfre gelişiyor. Bu dünyadaki gelişmelerden de bağımsız değil. Her dönem kendi maddi yaşamının belirleyiciliğinde kendi dilini de yaratıyor. O dönemin ve tarihsel aşamanın yaşanılanlarını ifade eden anlamlandıran kelime ve cümleler alınıp bugünü açıklamak için kullanıldığında tadı kaçıyor. Anlamını yitiriyor. Öğr... Read more

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

  ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA ÖZGÜRLÜK     Onların en iyi yaptığı iştir kin ve nefret salgılamak. Kin emzirirler nefret kusarlar.  Dinleri, milletleri, dilleri, kültürleri öfkedir onların."Cehennem" ateşiyle çevrilirler.  Onların en koktuğu şeydir yüzleşmek sevginin çayırlarındaki insanla. Ve onlar yüreksizdirler ezilmişliğe ve yoksulluğa karşı çağlayan özgür ve billur yürekler karşısında.  Onların en iyi yaptığı iştir yüreklerle savaşmak. Yürekleri dağlamak. Yürekleri burkmak. Yürekleri parçalamak. İşkencelerle, pusularla, kör kurşunlarla ve bombalarla... Öldürme emri aldıkları kitapla saldırırlar kendinden olmayan kitaplara.... Ve kanla göndere çekerler bayraklarını insanlığın gözyaşlarında....   Ve Ankara Garında...   Onların en iyi yaptığı iştir can almak kralların, sultanların, diktatörlerin kanlı etekleri altında. Fakat unuttukları bir şey vardır yürekleri sevgiyle atanlarda...   Bizim  de yaptığımız en iyi iştir can vermek Aşk i... Read more

ARAF’DA TARAF OLMAK

ARAF’DA TARAF OLMAK

  Bugün siyasal tutarsızlık içerisinde olanların geçmişin devrimci ders ve deneylerini anlaması da mümkün değildir. Yaratılan karşıtlıkta taraf olanlardan herbiri aynı kitaplardan ve kişilerden alıntılarla kendilerinin doğruluğunu kanıtlamaya çabalıyor. UKKTH’ından, Lenin’den alıntılarla kendi haklılıklarını bir çırpıda kanıtlamış oluyorlar. Sanırsın Lenin onun haklılığı yönünde sözler demeseydi haklılığı ortadan kalkacaktı! Herşeyden önce bu bir dünya görüşü sorunu. Geçmiş devrimci deney ve birikimlerin hareket halini ortadan kaldırıp içini boşalttın mı geriye senin işine geleni anlaman kalır. Geriye kalan neydi? İşçi sınıfının çıkarı! O da sen. Gökten zembille sana bahşedilmişti. Güç çoğunluk çokluk vb. de sende oldu mu sorun kökünden hallolmuştur. Nokta. Abartı değil acı bir insanlar alemi gerçeği. Tartışma geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve haklar isyanını demokras... Read more

HATUN TUĞLUK'UN BİR ANNENİN CENAZESİ

HATUN TUĞLUK'UN BİR ANNENİN CENAZESİ

    HATUN TUĞLUK’UN bir annenin cenazesine saldıracak kadar nefret,  kin yayanları ve bunu kendi haklılığını kanıtlamak için kullananları kınıyoruz. ‘’Annemin cenazesine yapılan saldırı büyük bir vahşet. Ancak bu saldırıya karşı toplumdan tek ses halinde gelen lanetleme, kınama beni umutlandırdı. Annemin cenazesi umut ederim ki bazı şeyleri sorgulamamıza gözden geçirmemize sebebiyet versin. Barışa karşı umudumuzu kaybetmememiz gerektiğini bir kez daha anladım.’’ ‘’Çok büyük acılar yaşamış ve her daim barıştan yana olmuş bir anneydi. Askerlerin şehit cenazeleri geldiğinde gözyaşları dökerdi’’ ‘’Çözüm süreci bitmemiş olsaydı bunu yaşamamış olabilirdik. Nasıl bu hale geldik. Biz de tabii ki barış sürecinin  sekteye uğramasında büyük hatalar yaptık. İki tarafın da hataları oldu. Umarım annemin cenazesinde yaşanan bu hadise başka umutların kapısını açsın. Çünkü toplumsal uzlaşmadan başka barıştan başka çıkış yolumuz yok.’’ Aysel Tuğluk Süleymen Soylu. Aşağılıksınız! Bugün 16 Eylü... Read more

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER 1952 Yılında Kastamonu’da subay çocuğu olarak dünyaya geldi. İstanbuda 18 yaşında Kastamonu’lular derneği başkanı oldu. İ.Ü İktisat fakültesi öğrenci derneği başkanı oldu. 1974 de Devrimci Gençlik dergisinin çıkışı ve Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonunun kuruluşunda yer aldı. 1978 yılına kadar DEV GENÇ genel sekreterliği yaptı. Dev Sol ayrılığı ve kuruluşunda yer aldı. Sonra onlardan ayrıldı Kurtuluşa geçti. 12 Eylül faşist cuntasında vur emriyle ararnan 5 kişiden biriydi. 12 Eylül sonrası Filistine geçti. Oradan Avrupa ve uzun seneler Fransa ve isviçre’de yaşadı. Daha sonra cezalarının zaman aşımına uğraması sonucu Türkiye’ye döndü. 1995 de HADEP millet vekili adayı oldu. ÖDP nin kuruluşuna katıldı ve parti meclisi üyeliği yaptı. 2015 seçimlerinde HDP milletvekili adayıydı. 22 Ağustosta 65 yaşında aramızdan ayrıldı. Bu çalkantılı yaşamı ve siyasi yaşamı Türkiye sınıflar mücadelesinin demokrasi deneyim ve birikimlerinin geldiği yeri gösterir. Siyasal... Read more

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

Nereden, kimden, ne amaçla gelirse gelsin kirli savaşınız ve hedef gözetmeyen şiddetiniz kimleri öldürüyor?   Yoksulları, fakirleri, işçileri, işsizleri, sıradan erleri, öğrencileri, öğretmenleri, avukatları, abileri, ablaları, amcaları, halaları, eşi dostu, seni beni    Mehmet Ayvalıtaş(20), Abdullah Cömert(22), Ethem Sarısülük(26), İrfan Tuna(47), Selim Önder(88) ve Ali İsmail Korkmaz'ları   Berkin Elvan'ları   Ve kundaktaki bebekleri   Ve en son 15 yaşındaki Eren'leri ve bombalı saldırılarınızda masum insanları   Öldürüyor.   Peki, kirli savaşınız kimleri yaşatıyor?   Holdinglerin tepesinde işçilerin ensesinde boza pişiren sömürücü pislikleri,    Generalleri, emniyet müdürlerini, valileri, kaymakamları ve bilumum yüksek seviyeli sadık köpekleri,   Boğaz ve Bodrum lokantalarında ve barlarında vur patlasın çal oynasın yaşayan seçkinleri,   Bokunda boncukla doğan zengin veletlerini,   Parayla bedel ödeyenleri,   Çalıp çırpan, yağmalayan, talan edenleri   V... Read more

DEMOKRASİ NÖBETİ

DEMOKRASİ NÖBETİ

Egemen sınıflar ve onların hizmetkarı ideologları tarafından yaratılan kimlikler var oluşumuzda bizim özümüz değildiler. İnsanlar, bilinçlenmeye başladıkça kendi tutkuları, eğilimleri ve çıkarları doğrultusunda içinde yaşadıkları sistemin eğitim, kültür, din, aile, devlet gibi bütün üst yapı kurumlarının saldırısı altında, yeme, içme, giyinme ve barınma gibi maddi ihtiyaçlarının yanında psikolojik ve toplumsal ihtiyaçlarını da karşılayabilmek adına ya satabilecek tek ürünleri olan emeklerini satarak ya da başkalarını sömürerek o kimlikleri şuursuzca ancak bir menfaat doğrultusunda sırtlarına geçirirler. İşte o noktadan sonra bir kimliğe bürünen insan için sadece "biz" ya da "bizden olanlar" ve "onlar" ya da "onlardan olanlar" vardır. Artık insanlık çıplak değildir; karalara bürünmüştür. Kendine ve kendi kimliğine yapılan haksızlıklar ve zulümler karşısında verdiği tepkileri, kendinden olmayan kimliklere ve başkalarına aynı haksızlıklar yapıldığında veremez. Vermek istemez çünkü başka... Read more

GELİŞİMİ YORUMLAMAK, YORUMUNA GELİŞİM UYDURMAK

GELİŞİMİ YORUMLAMAK, YORUMUNA GELİŞİM UYDURMAK

  Genel olarak sol kavramı modern düşünceyi, ilerlemeyi, medeni olmayı, laikliği, özgürlüklere önem vermeyi ve benzerlerini ihtiva etse de ve bu vasıfları kendinde barındıranlara çoğunlukla solcu dense de, solun içinde de sağcıların sahip olduğu özellikler olan yobazlığa, bağnazlığa ve gericiliğe haiz olan insanlar var. Bu tip insanlar her ne kadar sol kimliği üstlerine geçirdiklerini iddia etseler de saplantı haline getirdikleri gerici idealist dünya görüşlerinin pençesinde farkında olmadan ya da bilinçli olarak sağcıların genelde yaptığı ya da yapacağı gibi devrimci dünya görüşü ve tavrına bazen üstü kapalı, bazen de aleni olarak saldırıyorlar. Kendileri o düşünceye sahip olamadıklarından, ki o düşünceye sahip olmak yürek istediğinden ve onlarca bunalımı başarıyla aşıp geçmeyi gerektirdiğinden, bilinç altlarında oluşan inanılmaz bir kin ve nefretle akıllarınca bu düşünceyi objektif bilgilendirme adı altında karalamaya çabalıyorlar. O düşünce de,diyalektik ve tarihsel materyalizm v... Read more

KATAR KRİZİ

KATAR KRİZİ

"Unutmayın ki siyaset, sömürgecilik, emperyalizm ve savaş insan beyninden kaynaklanır."  Vilayanur S. Ramachandran İster bireysel ilişkilerde olsun, isterse uluslar arası ilişkilerde olsun, ilişkinin temeli para üzerine tesis edilirse, çıkarların bir noktadan sonra çarpışması kaçınılmazdır. Gelinen ya da gelinecek olan noktanın sebebi ise kimsenin kimseye güvenmemesi veya acaba benden gizli iş mi çeviriyor saplantısına girmesidir. Ve paranoyak saplantılar davranışları yönlendirir. Çoğu zaman da tuzağa çekerler. Bireysel ilişkilerde saplantıların zararı kişilerin ilişkisinin bozulmasıyla, bazen de fiziki verilen zararlarla son bulur. Peki ya ulusların saplantılar üzerine kurulu çıkar savaşları? Dün birbirleriyle iyi olanların bugün düşman olmaları? Dün düşman olanların bugün can ciğer olmaları? Zararı sadece ezilen halklara ve çevrelere olur ve olacaktır. Belki de buna en iyi örnek Katar'dır. Ortadoğu'nun hatta  dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Katar... Read more

ADALET

ADALET

‘’Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp,adil gibi görünmektir.’’ Platon ‘’Adaletsizliği işleyen çekenden daha sefildir.’’Platon Demek ki adalet herkese lazımmış! Bir ülkede ana muhalefet ve demokratik kuruluşlar adalet arayan yürüyüşe geçiyor,gücü elinde bulunduranlar engellemeye kalkıyorsa,adalet diye haykırma zamanıdır.Adalet arayışının pazarlığı olmaz.Demokratik devrim mücadelesinde bir adım atma çabasıdır. ‘’Zayıf daima adalet ister,halbuki bunlar kuvvetlinin umrunda bile değildir.’’Aristoteles İktidar daki bir avuç zorba istemiyor diye vazgeçilemez.Bunun gibi;adalet isteyene göre pazarlık,herkese göre değişen adalet,adil olamamak demektir.Adil olmayan zalimler,doğanın ve üretenlerin doğabilimsel acımasız adaletine hesap vermek zorunda kalacaklardır. ŞİMDİ HEP BİRLİKTE HAYKIRMA ZAMANIDIR.   ADALET HEMEN ŞİMDİ. Read more

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET "İlk yumruğu atan fikirlerinin yetersizliğini kabul etmiştir." Çin Atasözü   Şiddeti meşru kılmak isteyenler şiddetin doğada var olduğunu, dolayısıyla insanın doğasının da şiddeti barındırdığını öne sürerler ve hayvanları örnek gösterirler. Oysa insan hayvan değildir ve aklı vardır. Şiddet de insanın doğasından değil kıskançlıklarından kaynaklanır. Oysa insanlığın doğuşunda kıskançlık ve ihtiva ettiği şiddet olsaydı, bugün insan toplumu diye bir şey olmaz ve en başından yok olup giderdi.    Öyleyse neden şiddet maskesi takarız? Ezen de ezilen de şiddete meyleder? Kıskançlık, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, fikirlerin yetersizliği, gelenekler, kültürsüzlük, medeniyetsizlik, kompleksler, ego, ideoloji, inanç, din, milliyetçilik, para, hırs vb. tetikleyiciler midir? Büyük ihtimalle, evet. Ama bunların içinde bir durum var ki, insanın aklı havsalası almıyor.   Düşünceleri yüzünden şiddet ve baskı gören kimse neden kendi düşüncesinde olmayan diğerin... Read more

Kapitalizmin Kuralları ve Şirket Ütopyaları

Kapitalizmin Kuralları ve Şirket Ütopyaları

    Kapitalizmin Kurallarının ve İş Yasalarının Uygulanmadığı Şirket Ütopyaları   Gazetecilerimiz, dünyanın "özel ekonomik bölgelerinden" üçüne erişti ve şirketler için cennet ve işçiler için çöl buldu.                                                                         ÖZEL ARAŞTIRMA                                                  MATT KENNARD VE CLAIRE PROVOST   KAMBOÇYA HUKUKUNDA, ÖRGÜTLENME HAKKININ DEMİRLE KAPLI OLDUĞU SÖYLENİR. Hiç bir işveren, devlet memuru ya da vatandaş sendika faaliyetini engelleyemez. Bununla birlikte, In This Times gazetecileri, Kamboçya'nın en büyük özel ekonomik bölgelerinin(SEZ) duvarları içinde, işçilerin etrafını çitle çevirerek ve sendikaları çıkartarak iş gücünü sıkı kontrol etme üzerine dizayn edilmiş bir sistem gördüler. Bir düzineden fazla işçi ve emekçi eylemci, Kamboçya'daki herhangi bir yerde bağımsız olarak düzenlenmesi kolay olmadığı halde, özel ekonomik bölgelerde yasanın açıkça ihlal edildiğini doğruladılar. Sonuç hoşnutsuzl... Read more

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

    Düşüncenin maddeden görece bağımsızlığı ve onu değiştirebilme yetisinin yanlış kullanımı düşüncenin maddeyle olan bağlarının kopmasını getirmiştir. İnsanlar alemi bu dünyada  insanlar aleminde yaşamıyor. Sonuçta herkes kendi dünyasında yaşıyor. Algıladığı kadarı kendisine yeten sanrılar aleminde yaşıyor. Kimse Platon’un ya da kendi mağarasından çıkmak istemiyor. Doğa ve bilimsel gerçekler ile ilinti giderek kopuyor. Kendi gerçeklerini dayatmaya doğru gelişiyor. Bu, insanlar aleminin bu gününe ait genelleme, çoğunluk, çokluk vb.değil! Hareket halindeki gidişin yönünü belirleyen bir tespit. Elbette ki herkesi aynılaştırmak, bu bağlamda genellemek yanlış olur. Genellemek, hepsinin aynı olduğunu düşünmek, zıtların birlikteliği ve mücadelesi hareketini dışlamak olur. Buna karşın kendi sanrı, rüya ve halüsinasyonlarından oluşan bu sanal dünyalarını kendi dışındakilere dayatma durumundalar. En azından anlaşılmasını bekleme durumundalar. Olumlu bulduğu, yaptıklarının bile diğerlerinden ü... Read more

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

KOŞUN KURŞUN ERİTMEYE ÇAĞIRIYORUZ. Kaybettikleri,hileyle kazandık dedikleri referandum sonrası,baskı ve zulümleri artarak devam ediyor.Zulümleriyle sindirebildikleri bir ülke hayal ediyorlar.Bu baskı ve zulüm sistemiyle dün Soma'da 301 emekçinin ölümünü’’kader’’ilan ettiler.Tedbir alması gerekenler görevlerinden,iş kazalarından’’DİKKAT BU ÜLKEDE KADER VAR’’diyerek’’kurtuldular ! ’’Bugün de KHK zulümleriyle işinden,aşından, özgürlüğünden,canından etiklerini;duymazdan,görmezden gelip susturmaya çabalıyorlar.Çünkü onların gözleri var.... kulakları var..... fakat zulümle kimseyi susturamayacaklarını idrak edecek kalpleri yok.Çünkü anladıkları ve kendi korktukları dünyaları o.Hak gaspı varsa direnmek meşrudur.Kimse engelleyemez.Kendi çıkarlar ve güçler dünyalarında’’HAK’’denileni’’ÇIKAR’’anlıyorlar.Aradaki farkı hayat anlatacak onlara.  Başta oğlunun cenazesini alabilmek için 70 yaşında 80 güne yaklaşan açlık greviyle Kemal Gün.İşini ekmeğini öğrencilerini geri isteyen Nuriye Gülmen ve ... Read more

YAŞASIN KOMÜN ! (28 MAYIS 1871 - PARİS)

YAŞASIN KOMÜN ! (28 MAYIS 1871 - PARİS)

O AN   Reel sosyalizmin yıkılması sonucu düşülen boşlukta, aslında aydınlığa değil karanlığa tutunan, kapitalizmin de çok hoşuna giden, düşüncelerden bir tanesi de sosyalizmin başarısızlığını insan genlerine bağlamasıydı. Dolayısıyla sorunlar insan genleri kaynaklı olduğundan, doğuştan geldiğinden, yapacak bir şey de yoktu. Bu düşünceye göre inanç, kıskançlık, zulüm, şiddet, baskı ve bir çok özellik insan genlerinden kaynaklanıyordu. İnsan paylaşmayı sevmiyordu.    Görüntüde bu düşünce haklı görünüyor. Hele bugün yaşanılan düzen içinde insanın ahlaki ve insani bozulmasına baktığımızda her yeri umutsuzluk kaplıyor. Düzen içinde hangi ideolojiye dayanan yönetim şekli olursa olsun bozulmadan payını alıyor. Sosyalist olarak iktidara gelenler bırakın işçi sınıfını unutmayı tarihi bile unutuyorlar. Kapitalist düzen savunucularının ne olduğu ise malum. Onlar hırsız doğmuyorlar belki ama hırsızlıkla büyüyorlar. Ve hırsızlık her yeri kaplıyor. En güzel örnek Türkiye. Bugün fır... Read more

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

  İlk baştan böylesi bir yazının temel amacının belirtelim. Maddede hareketin düşüncenin hareketiyle bütünlüğü ve yaşamın karşımıza çıkarttığı sorunların sadece tahlilini değil çözümünü de dünyanın değiştirilmesi, dünya görüşünün ne olması ve nasıl düşünülmesi gerektiği doğrultusunda bilince çıkarmaktır. Birilerine bir şeyler öğretmek, laf yarıştırmak değildir. Marksizmi bir doğmalar yığını haline getiren, kendinin doğruluğunu bulduğu alıntılarla ispatladığını sayan öğretmen edasında konu ve kalıplar değil, onun yaşayan özünü, dünya görüşünü ve bakış tarzını belirli noktalarda tartışma çabasıdır. Bu noktalar günümüz ve görevlerimiz yani içerisinde yaşadığımız zaman, mekan ve de maddi ve düşünsel koşullar bağlamındadır. Maddede harekete düşünceyle müdahil olmak demektir devrimcilik. Olayın özü içerisinde bulunduğumuz ortamın doğa bilimsel doğrular ışığında, doğru değerlendirilebilir olmasıyla ilgilidir. Devrimci dünya görüşü açısından bu içinde bulunulan ortamı doğru d... Read more

BOLLUK İÇİNDE SERMAYENİN AÇLIĞI

BOLLUK İÇİNDE SERMAYENİN AÇLIĞI

    Yiyecekler ihtiyaç için değil, kar için üretildiği sürece insanlar aç kalacaklar   Andrew Smolski         Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, küresel gıda üretiminin dünyayı beslemek için yeterli olandan çok daha fazla olduğunu tahmin etmektedir. Örneğin, 2016'da üretilen 2,577 milyon ton tahılın talebi karşıladıktan sonra 13 milyon tonunun arta kalacağını öngörüyor.   Dünya genelinde, USDA(ABD Tarım Bakanlığı) beslenme kurallarına göre bir insanın minimum düzeyde enerji ihtiyacı olan kişi başına günlük iki bin kalorinin üzerinde hali hazırda üretiyoruz. Yine de, tüm bu üretimle 780 milyon insan kronik açlıkla yaşıyor; kırsal alanda yaşayanların çoğunun geçimleri tarıma bağlı.   Birleşmiş Milletler, bu korkunç paradoksun kısmen "gıda israfı"nın sonucu olduğunu belirtiyor. Tahminler, yiyeceklerin yaklaşık üçte birinin kaybedildiği, atıldığı yönündedir ve gıda israfı araştırmacıları bu problemin hafife alındığını düşünüyorlar. Varsayımsal olar... Read more

DEVRİM NEDEN ARTIK MÜMKÜN DEĞİL?

DEVRİM NEDEN ARTIK MÜMKÜN DEĞİL?

    BYUNG-CHUL HAN 23 October 2015       Kapitalizmin sert mantığı paylaşım ekonomisinin kalbine bile hakimdir. Paylaşmak güzel olsa da hiç kimse hiç bir şeyi bedavaya vermez.     Bir yıl önce, kapitalizmin iki eleştirisinin çarpıştığı Berliner Schaubühne'deki Antonio Negri'nin sunumuna yanıt verdim. Negri, neo-liberal egemenlik sistemine,"İmparatorluk"a karşı küresel direnişi göklere çıkardı. Kendisini komünist bir devrimci olarak sundu ve benden de şüpheci akademisyen olarak bahsetti.   İmparatorluğu çöküşe götürecek açıkça güvendiği devrimi ve protestoların şebekeleşmiş kitlesini "Çokluk"u aşk ile yardıma çağırdı. Komünist devrimci bakış açısı bende fazlasıyla naif ve gerçeklikten uzak bir izlenim bıraktı.   Dolayısıyla, bugün devrimin neden artık mümkün olmadığını söylemeye çalıştım.   Niçin neo-liberal sistemin hakimiyeti bu kadar istikrarlı? Neden buna karşı çok az direniş var? Neden ortaya çıkan direniş çabucacık ziyan olup gidiyor? Neden, zengin ve fakir arasın... Read more

ZAPATİSTALAR VE TOPRAKSIZ İŞÇİLER

ZAPATİSTALAR VE TOPRAKSIZ İŞÇİLER

Neoliberalizm altındaki direniş stratejileri: Zapatistalar ve Topraksız İşçi Hareketinden Dersler     Bu makale, Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu ve Topraksız İşçi Hareketi'ni ve bu hareketleri on yıllardır sürdürebilmenin yollarını ve neoliberalizm altında devrimci eylemin alışılmış kısıtlamaları aşmasını inceliyor. Bu dersler, karşı-güç inşa etme çabaları için gereklidir.       Küreselleşme gerçekten yeni bir olgu değildir; Kuzey Amerika ve Avrupa merkezli endüstrileri beslemek için dünya genelinden ham madde kaynaklarını acımasızca çıkaran Avrupa kolonizminin en azından yükselişinden beri küreselleşmiş bir ekonomide yaşıyoruz ve İpek Yolu'ndan bu yana küreselleşme bir dereceye kadar var olmuştur. Buna rağmen, neoliberal çağın küreselleşmesi eşi benzeri görülmemiş büyüklüktedir. Ekonomik ve politik yapılar, daha önce insanlık tarihinde görülmemiş bir seviyeye kadar evrensel hale getirilmişlerdir. Adeta insan toplumunun neredeyse tamamı, benzer kemer sıkma, özelleştirme v... Read more

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

Merhaba John, Mektubun için teşekkür ederim. Sanırım bazen insanın nereden geldiğini hatırlaması çok da canını yakmıyor. Nerelerden geldiğimi iyi biliyorsun. Bir şeyler yazmaya ya da film çekmeye çalışan insanlar bunu doğru düzgün anlatmayı beceremiyor. “9'dan 5'e” deyip işin içinden çıkıyorlar. Hiçbir zaman 9'dan 5'e değildir, oralarda öğle tatili yoktur, hatta işten atılmamak için çoğu yemek arası bile vermez. Bir de fazla MESAİ vardır ki kitapların çoğu fazla mesaiyi doğru düzgün anlatmayı beceremez ve bundan şikayetçiysen senin yerini dolduracak bir enayi daima bulunur.Eskiden ne dediğimi hatırlarsın; “Kölelik hiçbir zaman kaybolmadı, sadece yeni renkleri de içine alacak kadar genişledi.”En acıtanı da, sırf daha beterinden korktukları için, çalışmak istemedikleri işlerini kaybetmeme uğruna verdikleri insanlıkdışı mücadele. İnsanlar kolayca harcanıyor. Korku dolu ve itaatkâr bedenler. Gözlerinin feri sönmüş. Sesleri çirkinleşmiş. Bedenleri de. Saçları. Tırnakları. Ayakkabıları. Yap... Read more

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER EMPERYALİZME KARŞIYSANIZ

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER EMPERYALİZME KARŞIYSANIZ

David S. Pena       Hiç Amerika Birleşik Devletlerinin, ulu orta yaptığı gibi, neden dünyayla etkileşim kurduğunu merak ettiniz mi? Ülkemizin neden dünyanın her yerinde savaşta olduğunu, neden hükumetimizin her zaman diğer ülkelere, onların liderlerine, onların insanlarına saldırmakta, onları kötülemekte ve onlarla savaşmakta olduğunu hiç merak ettiniz mi?    Hükumetimizin ve medyamızın neden sınırlarımızın dışındaki dünyanın, bizi istila etmekten ve terörize etmekten, zor kazandığımız serveti çalmaktan ve hayat tarzımızı yok etmekten başka bir şey istemeyen cahil, sapık, geri, tembel ve kısır barbarlarla dolu yozlaşmış, kaotik, korkutucu bir mekan olduğu görüşünü teşvik ettiğini merak ettiniz mi? Neden ana akım medyamızın, ordumuzun, politikacılarımızın, ve hatta bazen öğretmenlerimizin ve ruhban sınıfının onların geleneklerinin, inançlarının ve görünüşlerinin canavarca karikatürlerini teşvik ederek dünya insanlarını kişiliksizleştirmeye katıldıklarını ve ikide bir onları "Çinli... Read more

NORMAL GÖRÜNEN İNSANDA "FAŞİST" PSİKO-SOSYAL GERİL…

NORMAL GÖRÜNEN İNSANDA "FAŞİST" PSİKO-SOSYAL GERİLEME ÜZERİNE KISA NOTLAR

    Yırtıcı Yalancı-Embriyo Gibi Faşist İnsana İlkel Döl Yatağı Olan Dünyanın Gerileyen Algısı   Burada "Faşist", insan karşıtı, doğa karşıtı ve silahlara ve de paraya yönelik güç yanlısı anlamındadır.   Hayatın(ve insanların) gerileyen(faşist bir şekilde) algısı dünyayı koşulsuz tüketim nesnesine, sanki insan embriyosunun(faşist gerilemenin öznesi) mülkü olan dev bir döl yatağına dönüştürüyor. Eğer dünya rahminde "yaşamak "ta olan diğer insanlar, insan embriyosunun eylemlerine ve niyetlerine (herhangi bir insana değil ideolojinin müstesna kadrine dayanan) karşı çıkmaz bir duruş sergilerlerse, faşist gerileme öznesi onlara küstahça ve adi suçlular gibi davranır ve onları boyunduruk altına alma ve onları resimden-"onun" dünya rahmi olan ortamdan- silme eğiliminde olur.   Faşist gerileme, yalnızca algısal işlev değildir; insan ruhunun acısı olan bir rahatsızlıktır-farklı varoluşsal zevklere, fikirlere, dünyanın resimlerine, geleneklerine, farklı alışkanlıklarına ve bağımsız ira... Read more

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON V…

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON VERMEK İSTİYORSANIZ(2)

    David S. Pena     Geçen makalemizde, kapitalizm altındaki işçilerin sömürülmesini tartışmıştık, bu nedenle bu tartışmanın ana noktalarını kısaca gözden geçirelim ve kapitalizmin işçileri sömürdüğüne dair bazı itirazları değerlendirelim.   Kapitalistler karı maksimuma çıkarmak isterler ve bunu işçi sınıfını sömürerek yaparlar. Kapitalist sömürünün temel yöntemi, çalışanları maksimum miktarda iş yapmaya zorlarken yanlarına kar kalan en düşük ücreti(mümkün olduğu kadar hayatta kalmaya yetecek kadar) işçilere ödemektir. Daha spesifik olarak, kapitalistler, ücretinizi ya da maaşınızı kapsayan üretim zamanın ötesinde çalışmanız gereken süreyi arttırarak, hizmet ya da üretim şeklinde, sizden sağladıkları değeri maksimuma çıkartmaya çalışırlar.           Örneğin geçen makalemizde, günde 8 saat için kendisine $50 ödenen bir yedek parça işçisini inceledik. Bu işçi, yaklaşık 3 dakika içinde 50 $ değerinde ürün üretebiliyordu. Dolayısıyla, işçinin günlük maaşını kapsayan d... Read more

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON V…

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON VERMEK İSTİYORSANIZ

    David S. Pena   Kapitalizm işçileri sömürür. Kapitalist toplumumuzdaki insanların büyük çoğunluğunun yaşamak için çalışması gerekir, bu yüzden ülkemizdeki ve dünyadaki insanların çoğunun sömürülen işçiler olduğunu söylemek abartılı olmaz.   İşçilerin sömürüldüğünü söylemek ne demektir? Marksist teoride sömürme, işçilerin kapitalistler tarafından kelimenin tam anlamıyla soyulduğu anlamına gelir. Tabii ki, kapitalistler bunu hiç bir zaman kabul etmezler. Çalışanlarına makul bir iş için, üç aşağı beş yukarı ürettiklerine karşılık günlük makul bir ödeme yaptıklarını iddia ederler. Ama Marksistler gerçekte olanın bu olmadığını söylerler.       Kapitalistler, yiyecek, giyecek ve barınma gibi hayatın ihtiyaçlarının üretilmesinde gerekli olan makineye, fabrikalara, çiftliklere ve diğer üretim araçlarına sahip oldukları(azınlığın) bir sistem kurdular. İşçilerin(çoğunluğun) genelde iş gücünü satarak geçinmekten başka bir seçenekleri yoktur. Bu yeteneği(emek gü... Read more

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR…

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR?

    Bu yazının Diyanet memurlarımızla ya da hocalarımızla hiç bir ilgisi yoktur. Onlar böyle şeyler kesinlikle yapmazlar.   Totaliter Bir Güçle(Şiddetle) İşbirliği, Kilisenin Günahı ve Ayıbı(Ahlaki Suç) Mıdır?     Nazi mitingine katılan Katolik Piskoposlar   Tarihi arşivlerden elde edilen bu önemli fotoğraf, Kilisenin belirli bir tarihsel dönemde insan toplumunda mutlak - totaliter bir güce sahip olanlarla nasıl uyumlu olduğunu göstermektedir.  Yine de, konformistlerin uyumlarının "akıllıca" gerekçeleri vardır. Aralarında en yaygın olanı, ne kadar insanlık dışı ve antidemokratik olduğuna bakmaksızın, iktidar ile işbirliğini açıklayan ve hatta destekleyen, din yoluyla tanrı ile olan bağın, "mutlak iyiliği"n kullanılmasıdır. Totaliter bir güçle işbirliğinin gerekçelendirilmesi şu şekilde dillendirilir: Eğer Kilise işbirliği yapmazsa ve sonuç olarak yok olacaksa, insanlar acı çekeceklerdir çünkü Tanrının tesellisi ve teşviki ile korunmamış olacaklardır; nüfus ... Read more

VENEZUELA NEDEN KRİZDE ?

VENEZUELA NEDEN KRİZDE ?

    Büyük bir kısmı hükumetin beceriksizliği yüzünden. Fakat, muhalefetin protestoları, şiddetin sıklığı ve Washington'un istikrarı bozma girişimleri de ayrıca ortalığı alt üst ediyor.   GABRIEL HETLAND     Muhalefet destekçileri, Başkan Nicolas Maduro'nın görevden alınması için referandum talep etmek üzere toplandılar. Caracas, Venezuela, 4 Ağustos 2016. (Reuters / Marco Bello)       The Nation için Haziran ayının sonlarına doğru bildirdiğimde, Venezuela tamamen çökmüş değilken, New York Times ve diğer ana akım medya kaynaklarına göre ülke gittikçe şiddetlenen bir krizin ortasındaydı. Venezuelalılar ölmüyorlar ya da açlık çekmiyorlardı ya da topluca yağmalama yapmıyorlardı. Fakat çok, çok çok fazla insan acı çekiyordu. Neden? Ve bu acıyı ortadan kaldırmak ve Venezuelayı tekrardan ayağa kaldırmak için ne yapılabilir?   Bunlar cevaplaması zor sorular. Bu sadece Venezuela'nın krizinin kısa, orta ve uzun vadeli birden fazla nedenlerinin olması değil. Bunun nedeni, krize sebep... Read more

SEMBOL-ÜST(ÜN)AKIL-AKILLI TEL

SEMBOL-ÜST(ÜN)AKIL-AKILLI TEL

Aynı dünyalarda yaşamıyoruz!Herkesin doğasal gerçeklerden maddede hareketten algıladığına dayalı bir dünyası var.Ve onun tek mutlak gerçek olduğuna inanıyor.Hikayenin özü maddede hareketin, düşüncenin hareketiyle olan ilişkisi.Hayvanlar alemi ihtiyaçlarına, insanlar alemi bunu ötesinde düşünsel’’ruhsal’’ tatminine yönelir. Sonuçta herkesin kendine göre, tatmin ve bahanelerine göre vb. çeşitlilikler var olsada, içerisinde yaşanılan maddi koşulların belirlediği dünya görüşleri vardır.Üretimde bulunulan yer ve  koşullara göre çeşitlenen son tahlilde doğabilimsel olanla,insanlar aleminin algılarına dayalı kendi gerçeklerinden oluşan idealist dünya görüşleri var.Gelişim ve olaylara bu dünya görüşleri doğrultusunda bakıyor,tavır alıyor,bu doğrultuda hareket halindeler.   Sence içerisinde bulunduğun ya da savunduğunu ifade ettiğin siyasal hareketin örneğin Devrimci Yol un dünya görüşü ne idi?Ki bu dünya görüşünden pratiğe müdahale etmenin doğru olacağına karar verdin?Yoksa pratik gelişim ... Read more

MARKSİZMİN GEÇERLİLİĞİ?

MARKSİZMİN GEÇERLİLİĞİ?

        Aşağıda, 2008 küresel finansal krizine ve İngiltere'nin ekonomik ve mali tepkisine istinaden bazı Marksist teorileri analiz etmeye teşebbüs eden akademik bir yazın parçası vardır.   Karl Marx'ın sınıf, devlet ve ideoloji hakkındaki fikirleri 21. Yüzyılın küresel kapitalizminde hala geçerli midir?   GİRİŞ   Karl Marx, birçokları tarafından modası geçmiş, hatta ahlaki niyetlerle arkaik ve idealist fakat modern politik tartışmalarda kullanışsız ve alakasız sayılır. 1980'lerin artan bireycilik politikası, siyasi merkez alanını sağa kaydırdı ve post-Thatcher savunucularının fikir birliği hala siyasi çekişmeleri kontrol ediyor. "1976'da Batı'da birçok iyi insan, Marksizmin tartışmak için makul bir davaya sahip olduğunu düşünüyordu. 1986'ya gelindiğinde, birçoğu artık sahip olduğunu düşünmüyordu. [...] 1970'lerin ortalarından itibaren Batı sistemi bazı hayati değişiklikler geçirdi. Geleneksel endüstriyel üretimden post-endüstriyel bir tüketim kültürüne geçiş vardi".[1]   ... Read more

PARANIN ÇOCUKLARI

PARANIN ÇOCUKLARI

  KAR VE ÖZEL MÜLKİYETİ HER ŞEYDEN ÇOK SEVENLERE, HAYAL EDENLERE, DÜŞÜNENLERE   İnsanoğlu hangi noktada bir erkeğin, bir kadının ya da insan bir babanın, insan bir annenin çocuğu olmayı bırakmıştır? Onu paranın çocuğuna ya da paranın tohumlarına dönüştüren ne olmuş olabilir? İnsan aklını para sayacına, insan ruhunu borç/alacak makinesine, insan kalbini özel mülkiyetin dizayn ve iç dekorasyonları hayranlığına çeviren nasıl bir felaket olmuş olabilir?   Bu tür felaketler çocukluktan başlar. Bakıcıları tarafından beslenen çocuk, bakıcılarının karakterlerini ve ilgisini kimlik olarak alır. Eğer kurtlar arasında büyücek olursa kurt sürüsünün yaşam tarzıyla özdeşleşir. Gelin bir çocuğun ağaçlar ve taşlar tarafından bakıldığını ve yetiştirildiğini hayal edelim, o zaman o çocuk psikolojik olarak kendini taş ve ağaç gibi hissedecektir. Eğer vahşet dolu video oyunları tarafından yetiştirilirse, et yığını görüntüsünde bir video oyununa dönüşecektir. Kendi duygularına göre çocukların en iyi... Read more

FAŞİSTLERİN ANNELERİ

FAŞİSTLERİN ANNELERİ

JOAN MIRO'NUN CANAVAR KADINLAR TABLOLARI - FAŞİSTLERİN ANNELERİ ( DOĞURMAK GELECEKTEKİ TRAJEDİNİN BAŞLANGICI OLDUĞUNDA)   JOAN MIRO'NUN FAŞİZME KARŞI UYARICI HASSASİYET GELİŞTİREN PEDAGOJİSİ   1933'te İspanya'da sağ hükümet kuruldu. Miro, " Kötü bir dram yaşıyoruz, İspanya'daki her şey hayal edemeyeceğiniz kadar korkutucu ve ürkütücü." diye tarihe not düştü. Ekim 1934 tarihli, şiddet içeren cinsel suçlar temalı, "Erkek", "Kadın" veya "Kişi" olarak adlandırılan bir dizi "vahşi tablolar" serisini hayata geçirdi. Tablolarında İspanya İç Savaşı'nın başlangıcı ve ardından gelen faşist diktatörlük yansıtılıyordu.       JOAN MIRO, KADIN, 1934   Bırakın resmetmeyi, kadın figürünün böyle canavarca olabileceğini hayal etmek bile nasıl mümkün olabilir? Her şeyden öte, kadın imgesi, sevgi ve şefkatle, sevecenlik ve cazibeyle örtülü değil miydi? Ne yazık ki, İspanya'daki faşist diktatörlüğün kararlılıkla sürdürdüğü şiddet sarmalı Miro'da tüm bu imgeleri değiştirdi. 1930'ların başında İ... Read more

DIŞ TİCARET SAVAŞLARI

DIŞ TİCARET SAVAŞLARI

  Emperyalist kapitalistler savaşsız yaşayamıyorlar. Kendi ülkelerinde emeği sömürü savaşı yürüttükleri yetmezmiş gibi sömürdükleri emeği aşırı tüketim,din ve milliyetçilik ile kandırıp sömürülecek ülkelerde de savaş meydanlarına asker olarak sürüyorlar. Sömürdükleri ülkelerin emekçilerine de o ülkedeki yerel işbirlikçileri-egemen sınıf itifakları-siyasiler- vasıtasıyla savaşı bir kader olarak dayatıp duruyorlar. Ayrıca kendi kârları ve rakip gördükleri ile de soğuk savaş yürütüyorlar. Kısacası, savaş ve kanla besleniyorlar. Şu anki emperyalist sistemin üsleri konumundaki(ABD,Rusya,Çin ve Almanya,Japonya vb.), yani o koltuğa göz dikenler uluslar arası tekeller arasında inanılmaz bir ticaret savaşı var...Her şeye sahip olma, tek karar verici olma, tek yönlendirici olma, iktidar ve gücün tek maliki olma duyguları ve arzuları insan genlerinden kaynaklı değil.Artık-değerin ortaya çıkmasıyla sonradan edinme yoluyla insandan insana sirayet ederek;insanı,oluşturduğu yapıları, toplumları, d... Read more

DİKTATÖRLÜK YASALARINIZA, YALAN DOLAN BEZELİ ONAYLATMA REFER…

DİKTATÖRLÜK YASALARINIZA, YALAN DOLAN BEZELİ ONAYLATMA REFERANDUMUNA HAYIR.

  "Coşku ve kararlılık olmadan  büyük tahrihsel olaylar kazanılamaz." HEGEL   TBMM Anayasa komisyonunda, AKP'nin anayasa değişiklik teklifinin kabul edilmesinden sonra Türkiye siyaseti bambaşka bir mecraya sokulmuştur. 20 Aralık günü, AKP'li 316 milletvekilinin imzasıyla sunulan anayasa değişikliği teklifi aynı zamanda Başkanlığa giden yolun ilk adımı olmuştur. Bu durumda ilk Başkanlık seçiminin 2019'da yapılması öngörülürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın o süreye kadar anayasa değişikliğiyle kendisine verilecek olan bazı yetkileri kullanması da sağlanıyor. Böylelikle Erdoğan 2030'a kadar Başkan olabilir. Güdüleceklerin en iyi temsili nasıl yapılırın yarışındaki tek dişi kalmış canavarların’’medeniyetleri’’göstermelik de olsa kuvvetler ayrılığına dayanır.Yasama,yürütme,yargı.İlkel, medeniyetsiz rejimlerde bunları tek ellerde toplama eğilimi vardır.Referanduma sunulan’’yasalara’’ kısaca bakılırsa:Bütün kuvvetlerin tek elde toplanması ve kanun haline getirilmesi olduğu görülecektir. A... Read more

HAYALDİ KABUS OLDU !

HAYALDİ KABUS OLDU !

Kapitalist ekonomi sıkıştığı noktada gerekli çözümleri üretemediği için krizden çıkma adına dünyayı büyük bir savaşın eşiğine doğru sürüklüyor. Dünya büyük bir fırtınaya doğru giderken, Türkiye bu fırtınaya kasırga halinde ilerliyor. Dünya krizinin içinde kriz yaşıyor. Ekonomik ve siyasi olarak batağa saplanan Türkiye kendisine kurtuluş reçetesi adı altında,felaketi olarak dayatılan başkanlık rejimine doğru hızla yol alıyor.Fiili olarak yaratılan diktaya yasal kılıf aranıyor.Yönetememe krizine çözüm aranıyor. ’’Güç elimizdeyken’’ salt hayır demekle hiç bir şeyin değişmeyeceği sanılınıyor!Hani sizden büyük Allahınız vardı? Herşeyiniz yalan.Çıkar için güç içindi yapılanlar. Kendi dışındaki herşeyi yok sayan,zor ve zorbalıkla kendini gerçek oldu sanan,etraftaki kan gölünü dahi umursamayan kabus oldunuz.Şimdi bitmez tükenmez hırslarla yaratığınız bu kabusu aklınızca onaylatıp ’’yasallaştıracaksınız.’’ Ben yaptım mı olur sanıyorsunuz.İnsani Evrensel normlara bile uymayı içinize  sindirem... Read more

AKREP TERBİYECİSİ.

AKREP TERBİYECİSİ.

Aynı dünyalarda yaşanmadığı ayan beyan ortada.Tamam herkesin ayrı dünyası var ayrı dünyalarda yaşıyor. Tamam herkes kendi dünyasında yaşıyor.Kendine çok makul gözükenlerin diğerlerince kabul edilmesini neden bekliyor? Buna anlayış bekliyor!?İyi güzel de doğabilimsel gerçekler ve zorunluluklarımız doğrultusunda yapamadıklarımız ortadayken hiç böyle bir sorunun yokmuş gibi davranıp,çok şey başarmış gösterileri kendine yetiyor.Peki buna neden anlayış gösterilsin?Algıladıkları algılayabildikleri  gelişmeye gerek duymayacak kadar yetiyor ki,yetmezliğini göremiyor.Paralel dünyalarda yaşıyor. Algılananlar bilimsel değil niyetle ilgili olduğundan anında değişen iyi ve kötü,dost ve düşman dengesizliği,çıkarların dengesinde oluşuveriyor.İki gün önce savaşa girecektik!Birileri parlementolarında boğaza atom bombası atmaktan bahsediyordu,bizimkiler uçağı düşürme emrini ben verdim yarışındaydı!Şimdi kızıl ordu korosu yaylalar yaylalar...Ya da bunun tam tersi balans kaybolmuş denge yok. Düşüncenin ... Read more

Katliamlara hayır

Katliamlara hayır

Türkiye makus talihiyle kanlı bir senaryonun ortasında debeleniyor. Yerel iktidar sahipleri ve uluslararası emperyalist güçler anlaşılan o ki bu toprakları güç ve para uğruna kanla yıkayacaklar. Türkiye hiç bir dönemde olmadığı kadar karanlığa gömülme yolunda ilerliyor. On dört senelik AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği yerde korku, boyun eğdirme, yasaklar, tutuklamalar, ülkeden kaçma, bölünme korkusu, iç savaş, terör, şehitler, kargaşa ve hepsinden önemlisi umutsuzluk var. İnsanlar gün geçtikçe umutlarını yitiriyorlar. Mücadele etme umutsuzluğu Türkiye'nin bu noktadan sonra makus talihini değiştiremeyeceği ve dipsiz bir kuyuya yuvarlanacağı inancını hiç bir dönemde olmadığı kadar pekiştiriyor. Şiddet şiddeti, terör terörü besliyor. Ve bütün bunlar tek bir adamın, tek başına iktidar olma hevesleri uğruna inşa ediliyor. Başkanlık yolunda akan ve akıtılan her insan kanı cehenneme giden yolun taşlarını döşüyor. Yalnız bunlar iyi niyet taşları değil. Tanrısal bir kibrin döşediği kana boy... Read more

DÜNYA GÖRÜŞÜ  & NİYET

DÜNYA GÖRÜŞÜ  & NİYET

Hiç kimse doğasal zorunluluklarımızın(doğa bilimleri)yüklediği siyasal sorumluluklarının hesabını vermekten kurtulamaz...Herkes yaptıklarının ve yapamadıklarının sorumluluğunu üstlenmek zorundadır.Son kertede zamanın adaleti ve vicdanı tarihe hesabını vermek zorunda kalacaktır. Niyet dünya görüşü müdür?El cevap:Görüşsüzlüğüdür. Dibi görünmeyen sudan geçer misin?Dibi görünmeyen kuyudan su içer misin? Dereyi görmeden paçaları sıvar mısın?Soğancı paşa gibi kasaptaki ete soğan doğramaz mısın?Yoksa öbürü gibi;en ilkel örgüt ve anlayışının en özlü ifadesi olarak   tak-şak mısın?Tak dediklerini,şak yapar mısın?Bu kadar kurnazın, uyanığın olduğu yerde bunları yapan yoktur!Cevap hayır...Peki neden yapılıyor?Neden tekrardan yapılmaya çalışılıyor? Diğerlerinin de yapması bekleniyor? Sorgulamayı bırak!Doğa bilimsel sorgulayamayan,yani diyalektik ve tarihsel materyalizm dünya görüşü olmayanla yola çıkar mısın?Helâya bile gidilmez dediklerinle başka yollara gidersin belki,lakin doğru devrimci bi... Read more

YARATIKLAR VE YARATICISI

YARATIKLAR VE YARATICISI

  "İrlanda tarihi, bize, bir ulusun başka bir ulusu boyunduruk altına almasının ne büyük bir felaket olduğunu gösterir. İngilizlerin bütün kötülüklerinin kökeni İrlanda'ya varır."  F.ENGELS Çok sonradan var edilen bir şeyi, öyle olmamasına rağmen, ezelden beridir varmış gibi gösterip,  onu fanatikçe savunmak psikolojik bir rahatsızlık olsa gerek. Ulusalcıların yaptığı işte tam da budur.  Ulusun ezelden beri var olduğu gerçekliğine kendilerini inandırmaları. Oysa gerçeklik diye inandıkları,  düştükleri dipsiz karanlık kuyudan başlarını kaldırıp aydınlığı görememeleri gerçeğidir.  Sanayi toplumu öncesinde ulusların ve ulusçuluğun varlıklarının esamesi bile okunmamaktadır.  Aydınlanma ışığında  cereyan eden Fransız İhtilalini takiben burjuva sınıfının kilise ve aristokrasi karşısında iktidarını ilan etmesi sonrasında  gerçekleşen Sanayi Devrimi ile birlikte, sanayi toplumunun belli bir evresinde, sanayileşmenin pazar yaratma ihtiyaçları doğrultusunda ortaya ... Read more

UĞURLAR OLSUN FİDEL.

UĞURLAR OLSUN FİDEL.

Devrimci deney birikiminin önemli bir aşamasının somutlandığı üyesini yıldızlara uğurladık.Böylesi bir ölüm olayında bile kendilerini ispatlamak dışında bir kaygu taşımayan absürt saldırıları okumak zorunda kaldık.Bizlerin devrimci düşünceyi geliştirebilme,deney birikimleri üzerinde yükseltme doğrultusundaki eleştirilerimizin nasıl yanlış anlaşılabileceğini ve kullanılacağınıda bir kez daha bu vesile ile gördük.Bu bağlamda yazı eleştirel yönleri,absürt saldırıların anlamsızlığı noktasından ele alma çabası olacaktır. Herşeyden önce farklı bir dünya görüşünü açığa veren noktadan başlayalım. Ampirik(görgücü) yaklaşımlarla bilinmezciliği geliştirme çabaları abesliği hala bu olay vesile edilerek sürdürülmektedir.’’Bilim krizde’’ile birilerince başlatılan süreç,’’bilim mutlak ve tek doğruya karşıdır vs. vs.’’teraneleriyle ‘’hiç bir şey bilinemez’’e doğru geliştirilmeye çalışılmaktadır. Elbette algılarımız gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı.Bilim müsbettir. Gerçeği bilmek içindir.Yaşamın... Read more

Ortadoğu ve AKP

Ortadoğu ve AKP

    Türkiye önünde büyük sorunlarla yeni anayasa  büyük bir ihtimalle Nisan'da gerçekleşecek.Başkanlık sistemi referandumuna gitmeyi tasarlıyor. Bu anlamda orta doğu  Erdoğan ve AKP'nin bu güne kadar geldiği durumu bir daha hatırlatmakta fayda var.   Emperyalizm, Ortadoğu ve Türkiye başlıkları söz konusu olduğunda istikrardan anlaşılması gereken emperyalizmin bölgedeki çıkarlarının güvenceye alınmış olmasıdır. Türkiye ve çevresine  bir şekil vermek isteyen ABD, her dönem temelde istikrarsızlığın, çatışmaların, darbelerin ve hükümet değişikliklerinin kaynağı olmuştur. Bu anlamda Amerika’nın bölgeye kendi arzusu dahilinde yön verme gayretleri Türkiye'nin tarihsel arka planda tatmin edilmemiş imparatorluk hayalleriyle de (Osmanlı) örtüşmektedir. Ortadoğu bölgesinin değişim ve uyum sürecinin tarihsel gelişimi ve sürekliliği vasıtasıyla ulusal güvenlik, dış politika, savunma stratejileri, demokrasi ve sıkça duyduğumuz daha bir çok‘‘masum‘‘kavramın gerçekte neleri ifade ettiklerini, ha... Read more

KİRLİ SAVAŞINIZI KINIYORUZ.

KİRLİ SAVAŞINIZI KINIYORUZ.

Dünya görüşü düşmanıyla aynılaşarak zaliminin zulmüne taş çıkartacak bir yarışta olanların  adaletlerinden, hukuklarından,haklarından ve getirecekleri özgürlükten bahsedilemez.Doğal seleksiyonundan bahsedilebilir. Devrimci siyaseti kapitalist ticaret haline getirmeye çalışıp ezilen ulusun milliyetciliğini makul göstermeye çabalayanlar da ezen ulusun miliyetcileri kadar sorumludur.Milliyetcilik ve ona paralel gelen şiddet nereden ve nasıl gelirse gelsin karşısında duramayıp,seninki benimki ilkelliğini sürdürenler de bu kirli savaşın sürmesinden sorumludur. Kahrolsun ırkcı,milliyetci kirli savaşınız.   Yaşasın halkların kardeşliği ve özgürlüğü. Read more

LAVOİSİER’İ ÖLDÜRMEK.

Hep haklı gerekçeler vardır.Bulunur.Hiç bir düşünce haklılığı ileri sürülmeden, gerekçeleri bulunmadan hayata geçirilemez.Lavoisier diğer bilimsel çalışmaları bir yana,kütlenin ve enerjinin sakınımı kanununa yaptığı katkılarla anılır. Heraklitos’dan sonra’’madde vardan yok yokatan var olmaz’’diyerek şu savunduğun devrimci düşüncenin diyalektik ve tarihsel materyalizmin gelişimine katkısı olan bilim adamı.Devrim tarafından giyotinle başı uçuruldu! Şu burjuva demokratik devrimi,cumhuriyet Fransa’sında.Bilim insanlarının af dilekçesine hakim:’’Cumhuriyetin bilim adamlarına ihtiyacı yoktur’’diye cevap verdi.Herkesin haklı gerekçeleri vardı ve var olacak!Sonuç değişmedi güç elinde olanlar haklılıklarını kulandılar!?HAKLILIK:SENİN İNSANLAR ALEMİNDE KENDİNE UYDURDUĞUN BİR YALAN DEĞİLDİR.DOĞABİLİMSEL ZORUNLULUKLARIN GELİŞİMİ YÖNÜNDE ÜRETİM VE KATKILARININ ADIDIR.BUNUN İÇİN İNSANLAR DÜNYA GÖRÜŞLERİ KADAR YER KAPLARLAR BU DÜNYADA.DOĞABİLİMSEL GELİŞİMİ ENGELLEMEYE KALKAN HİÇBİR HAREKET YA DA DEVR... Read more

KÖŞE (TAŞI-BAŞI)

KÖŞE (TAŞI-BAŞI)

Yenilgi dönemlerinin karekteristik özelliklerindendir.Düşünce karışıklıkları ve sapmaları.Geçmişte bırakılan boşlukların doldurulması sürecinde soru ve sorunlara cevaplar aranırken,yeni gelişenin soru ve sorunları karışır olaya. Olayın kendisi geçmiş-günümüz-gelecek sentezi olarak zaten karışıkken bir de karıştıranlar çıkar piyasaya! Sistem içi ve dışı diye saflaşma başlamıştır.Bir kesim geçmiş mücadelenin sertliğinden,yaşanılan travmadan sistem içine savrulur.Hiç bir şey açık ifade edilmez karıştırılır!Bir kısmı da doğrudan demokrasi denildikçe:Geçmiş örgüt anlayışı inkar ediliyor sanrısında,emir komuta zincirinin devamı arayışı,olmayanı o hayata geçirme’’anlayışındadır!’’ Politika günlük kaygılar ve görevler madrabazlığı değil,doğabilimsel doğruları savunma ve hayata geçirebilme mücadelesidir.PAZARLIĞI OLMAZ...Politika devleti yıkmayı savunmak değil yoketmeyi savunmaktır.Laikliği değil doğabilimlerini savunmaktır.Aşamayı değil sürecin çözümünü savunmaktır. Aşamayı geçmek zorunda oluş... Read more

GEÇMİŞ,GELECEK...

GEÇMİŞ,GELECEK...

Başlıkta BUGÜN yok!Üçün biri yok,İkilem var !?Üçü de olasaydı üçlem mi olurdu? Peki 12 Eylül’ü de eklesek !?’’Hasbelkader’’düşünen bir beyne sahip olmanın,hareket halindeki bir yaşamı anlama ve kavramasında hep sorun yaşanmıştır.Algılarımızın gerçeği ne kadar içerdiği,yansıttığı bir yana;insanlar aleminin bir sıfır noktası arayışı ve miladına kendini koyması’düşünce özürleri’ olarak belirginleşmiştir.İdealist dünya görüşlerinin sonucu “kişi için görmek istediği,görebildiği önemlidir’’sonucuna ulaşılmaları kaçınılmaz olmuştur. Görülmesi gerekenleri görmeme serbestisi,keyfiyeti insani erdem sayılmaya başlanmıştır.Hareket halindeki bir çelişkiler yumağındaki değişik unsurlar ve etkenlerin diyalektik bütünlüğü koparılmıştır.Bir atomun yapısındaki elektron,proton ve nötronlar vb.zıtlık mıdır?Bir denge durumu mudur?Kararlı ya da geçici veya sunni midir?Gidiş yönü nedir?’’Seçilen bir görüşü’’ispatlamak, haklılığını kanıtlamak için geçmişten kanıtlar bulmaya başlanıldımı çuvallama da başlamışt... Read more

‘’KAYIKÇI KAVGASI’’ nın DARBE RİTÜELİ

 ‘’KAYIKÇI KAVGASI’’ nın DARBE RİTÜELİ

 Kendi deyimleriyle önceleri ‘’Muhafazakâr Demokrat’’ sonraları ‘’Muhafazakâr Otoriter’’ AKP hükümeti Dünya darbeler tarihinde eşine az rastlanır bir süreç yarattı.Milli irade ve çoğunluk gücü kurgusu üzerinden ülke yönetmeye çalışan AKP iktidarı, kurulduğu günden bu güne kendisini oluşturan ittifakların ve uluslar arası sermayenin koşulsuz temsili üzerinden 14 yıldır ülkemizi yönetmeye çalışıyor. İçeride ve dışarıda uluslar arası sermayenin sözünden çıkmayan AKP, bir yandan da kendi çıkarları doğrultusunda örmeye çalışarak hem geçmiş referanslarına mesaj göndermeyi eksik etmeyip, hem de bölgesel politikalarda kendisini büyütüp besleyen uluslar arası sermayeye istikrarın bozulacağı,daha iyi bir alternatflerinin olmadığı vb. şantajlarıyla delikten süpürülmeyi geciktirmeye çabalamaktadır. Devamında ise kendi çıkarları oyununu sahada düzmenin peşinde olduğu süreçte mutlak iradesi çatırdamış, neredeyse elinden gider bir hal almıştı.Bir yanda sahte kabadayı görüntülerin ardından‘‘milli ir... Read more

1 MAYISA GİDERKEN.

1 MAYISA GİDERKEN.

ÜRETEN BİZİZ. YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ... 1 Mayısın emekçilerin sekiz saatlik iş gücünü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya'da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856'da sekiz saatlik iş günü lehinde gösteriler , toplantı ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte 1 günlük iş bırakmaya karar verdiler. Bu düşünce hızla benimsenerek Avustralya'dan diğer farklı ülkelere yayılmaya başladı. Avustralyalı emekçilerin ilk örneğini izleyen Amerikalı emekçiler oldu. 1880'li yıllar 14 -15 saate varan iş günleri, küçük çocukların çalıştırılması, işçiler; işyeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel haklarını dahi tanımayan despot bir sistem ile karşı karşıyaydılar. Tüm bunlar yaşanırken 1 Mayıs 1886'da Amerika işçi sendikaları, Konfederasyonları önderliğinde işçiler günde 12 saat haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago'da gösterilere yarım milyon işçi katıldı. 4 işçi yasamını yitirdi. İşten atmala... Read more

Kızıldere devrimci yolumuzdur

Kızıldere devrimci yolumuzdur

30 Mart Kızıldre ,Kapitalizme,Emperyalizme,Faşizme karşı başlayan isyanın devrime dönüştüğü tarihtir. 30 Mart Kızıldere,devrimci iradenin,örgütü örgüt yapanların Türkiye devrim tarihine altın harflerle kazıldığı gündür. 30 Mart Kızıldere,yoldaşlığın,dayanışmanın,kararlılığın,devrimci eylem bilincinin ve biçiminin Anadolu topraklarına kanla yazıldığı zamandır. 30 Mart Kızıldere,siper yoldaşlarının,önderliğin ve sınıflar mücadelesinin hayat bulduğu yerdir. 30 Mart Kızıldere,bilinçtir,teoridir,pratiktir,eylemdir. 30 Mart Kızıldere,son sözün değil,ilk sözün kararlılıkla söylendiği ve devrimin mayalandığı topraktır. 30 Mart Kızıldere,tasfiyeciliği,reformizmi,her türden teslimiyeti ve konformizmi red ediştir. 30 Mart Kızıldere eğemenlere karşı emekçilerin direniş savaşının başladığı ve günümüze kadar örgütlendiği yaşamdır. 30 Mart Kızıldere Onlardır, Thkp/c dir, Devrimci Yoldur 30 Mart Kızıldere MAHİR ÇAYANDIR  Kızıldere Devrimci Yolumuzdur .1969 yılında Ankara'da yapılan ve Fikir... Read more

sesimizin ulaş'tığı heryerde YAŞIYOR..

sesimizin ulaş'tığı heryerde YAŞIYOR..

1947 yılında hacıbektaş’da doğdu. ilk ve orta öğreniminden sonra odtü’ye girdi ve burada devrimci düşüncelerle tanıştı. dev-genç’in oluşumunda etkin bir biçimde yer aldı. fkf ve tip içinde çalıştı. 1970 sonlarında mahir çayan ile birlikte thkp-c’nin kurulması çalışmalarında yer aldı. thkp-c’nin ilk silahlı eylemlerinde yer aldı. mayıs 1971 yılında denizler’in idamını engellemek için israil başkonsolosu efrain elrom’un kaçırılmasında görev aldı. idamı engellemek için öne sürülen talepler kabul edilmeyince elrom öldürüldü. bunun üzerine başlatılan “balyoz harekatı” sırasında esir düşen bardakçı, kasım 1971’de askeri hapishanesinden firar eden beş devrimciden biriydi. 19 şubat 1972 günü arnavutköy’de kaldığı ev devlet güçlerince kuşatıldı ve  son kurşununa kadar savaşarak sabaha karşı irade ve  kararlılığını miras bırakarak ölümsüzleşti. Read more

ANLAMSIZLIK KANIKSAMA

Düşünen bir beyne sahip olduğundan beri,insanlar aleminin kendi dışındaki hareket halindeki maddeyle ilişkisi ve gelişimi kavraması  kendine hep sorun olarak kalmıştır.‘‘Maddede hareketin yürüyen cemiyetin…..‘‘ kavranmasıdır hikayemiz !Özü hareket ve değişim olan bir gelişimde:Hem kendinin hem dışındaki maddenin sürekli değişimi zor bir kavrama sürecini başlatmıştır…İlk elden dışımızdaki gerçek de denilen hareketli maddeyle ilgili algılarımızın bilgilerimizin yaşadığımız ortam tarfından koşullandırması ile oluşabilmesi,doğru algılamayı sağlayıp sağlayamadığımız sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bizdeki ve doğadaki sürekli hareket hali özne olarak insanı merkezine koyan aklı evellere gerçek algısının ve denilenlerin de sürekli  değiştiği görünümünü verebilmektedir! Algılarımız,düşünce ve ideolijilerimiz dışımızdaki maddenin beynimizde oluşan yansımalarımıdır? Yoksa hem dışımızdaki gerçekliğin,hem de bizim içerisinde bulunduğumuz gerçeklerin ortak yansıması sonucumudur?Ya da dışımızdaki ger... Read more

Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak

Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak

Ya Da Olgulardan Hakikatlere Varmak Türkiye‘de uzun yıllardır bir hayalet dolaşıyor. Adına Devrimci Yol dediğimiz, hangi taşın altına baksanız bir muhatabını bulduğumuz, lakin ne olduğu ve ne dediğine dair; kendini tartışmanın içinde addetsin ya da etmesin her kesimde farklı çağrışımlar yaratan bir hayalet... Olaya nereden bakarsak bakalım bugün Devrimci Yol hareketinin “kim”liği bir muammaya dönüşmüş durumda. Bu bağlamda THKP-C, Devrimci Gençlik, Devrimci Yol ve bugünün Devrimci Yol'cularına varan geleneği doğru algılamak, bugün gelenek adına içerisinde bulunduğumuz sürecin karmaşasını çözümlemek ve tarihsel arka planını böylesi bir eksen üzerinden yürütme iddiasında olan bir politik faaliyetin, üzerine oturacağı kavramsal çerçeveyi belirlemek devrimci bir görev olarak karşımızda duruyor. Aksi taktirde yapılacak her hamle, ya gerçeğin yönlendiriciliğinden uzak geçmişin üzerini örtmeye dönük pragmatik yaklaşımlara neden olacak ya da dogmatizmin batağında sonlanacak mecralara yelken a... Read more

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

(Bu yazı "Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak, Ya Da Olgulardan Hakikatlere Varmak" başlıklı yazının devamı niteliğindedir) Yukarıda saydığımız tüm gelişmelere karşın devrimci mücadeleyi yükseltmenin örgütlü ve militan bir mücadele hattıyla mümkün olduğunu söyleyenlerde vardı. Devrimci Gençlik ve Özgürlük süreçleri, böylesi bir iddia ile yola koyulanların sesi oldu. Ülkenin içinde bulunduğu süreci ve bu sürece karşı geliştirilecek, mücadele çizgisini ortaya koymaya yönelik bir broşür dizisinden, sonra Devrimci Gençlik hemen ardından da Özgürlük Dergisi yayın hayatına başladı. Devrimci Yol hareketinin maddi manevi her türlü değerinin tüketildiği, hareketin icazet sınırlarına çekildiği, eklektik ve legal platformlarda birilerinin Devrimci Yol’u pazarlık konusu yaptığı bir dönemde, Mahir’ in devrimci cüreti ile sokaklarda, üniversitelerde, düzen dışı ve düzen karşıtı bir hareket yükseliyordu. *** İçinden geçilen süreçte (90’lı yıllar) her ne kadar dünya da sol adına bir karşı devrim r... Read more

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

Türkiye devrimci hareketi oldukça uzun bir süredir adeta narkoza alınmış durumda. Tabi ki devrimin emekçiliğini yapan devrimcilerin varlığı sınırlı sayıda da olsa mevcut.  Lakin dünya ve ülke konjonktürü ile devrimin görevleri arasında kurulan bağlantı ve devrimcilerin bu kompozisyondaki yeri bizler açısından böylesi bir tespiti zorunlu kılıyor. ülkenin devrimcilere en fazla ihtiyaç duyduğu zamanlarda geliştirdiğimiz toplumsal pratik son derece yetersiz. Elbette mesele sadece geliştirilen yetersiz pratikle de sınırlı değil ideolojik karmaşanın vardığı nokta ve bunun üzerine devrimcilik algısına yönelik niteliksel düşüklüğü de hesaba kattığımızda karşımıza çıkan manzaranın iç açıcı olmadığını görüyoruz. Türkiye gibi krizlerin olağanlaştığı, politik gündemin sıklıkla değiştiği, bir kriz durumunu atlatmadan diğerinin başladığı bir ülkede, devrimcilerde her kriz sonrası esen rüzgârların etkisiyle bir taraftan diğerine doğru savruldular. Bu savrulma halleri üzerine birçok değerlendirme yap... Read more

EMPERYALİST FAŞİST ABLUKAYA KARŞI 1 MAYIS'TA ALANLARA

Dünyada 1 Mayıs Sınıflı toplumun ortaya çıkışıyla beraber insanlık tarihine iki olgu damgasını vurdu: Sömürme ve sömürülme.  Marks’ın dediği gibi; özel mülkiyet yapısının ortaya çıkmasıyla birlikte, en genel biçimde bu iki kavram ve pratikte kendini ifade eden “sınıflar mücadelesi tarihin motoru” oldu.  Bilindiği gibi sınıflı bütün ekonomik-toplumsal formasyonlarda, hep bir ezilen ve ezen oldu. Direnişlerini geçmişin her anında gösteren ezilenler için zafer, tarihin hiç bir döneminde günümüzdeki kadar zorunlu olmadı. Son iki yüzyılda; sömürenin, sömürülenin ve bunu ortaya çıkaran ekonomik eşitsizliklerin olmadığı bir dünyaya yaklaşıldığı kadar yaklaşılamadı.  Ezilenler, ilk defa 1871 Paris Komünü’yle kendi geleceklerini ve yaşamlarını 72 günlüğüne de olsa yarattılar. Bu yaratının yaydığı mücadele dalgası daha sonra o büyük 1 Mayıs 1886 Haymarket Olayı’nda vücut buldu. Evet! 1800’lü yıllarda, kapitalizmin çılgınlaştığı, sınır ve insanlık tanımadığı, çocukları bile 12 saatten fazla çalış... Read more

SİVAS KATLİAMI'NIN HATIRLATTIKLARI

Seçim gündemi ile yaratılmış beklentiler yerini yavaş yavaş faşizm gerçeğiyle yüzleşmeye bırakırken, faşizmin farklı görünümlerde ama illede katliamlarla arz-ı endam ettiği ülkemizde Sivas Katliamı da bu gerçekliğin önemli bir sivrilme noktası olarak hatırlanmaya devam ediyor. *** Tüm yeni sömürge ülkelerde olduğu gibi ülkemiz sürekli olarak ekonomik ve siyasal krizlere gebedir. Bu nedenledir ki devletin toplumsal muhalefete olan tahammülü asgari seviyededir. Kısa bir yakın tarih okumasının da göstereceği üzere, neredeyse her hükümet döneminde sistem, kendi “istikrar”arayışı içerisinde irili ufaklı benzer katliamları kurgulayıp hayata geçirirken, her katliam bir sonraki dönemin yıkıcılığını gösteren bir öncü deprem görevi görmüştür. Nitekim Sivas katliamı da yükselen Kürt hareketini ve sol muhalefeti hedef alan bir dizi  kıyımı öncellemiştir. Gözaltında kayıpların, köy boşaltmaların kalıcı etkileri hala gündemimizdedir. Burada özellikle vurgu yapmak gereklidir ki bu kıyımlar hangi p... Read more

ÖZGÜRLÜK SEÇİMLERDE DEĞİL, SOKAKLARDADIR!

Türkiye kamuoyu bir süredir 12 Haziranda gerçekleştirilecek olan seçim atmosferinin içine girmiş  durumda iken burjuva siyaseti ve burjuva medyası siyasal konjonktürü 12 Haziran seçimleri ekseninde tartışıyor. Basitçe söylemek gerekirse, bu konjonktürde Türkiye halklarının sorunları ve bu sorunların çözümleri için sandık ve parlamento adres gösterilerek halk kitleleri yıllardır olduğu gibi yine oyalanıyor. Sonuçları aşağı yukarı belli olan bu seçime oldukça kısa bir süre kalmışken yeni anayasa, işsizlik, Kürt sorunu gibi konular seçimin başlıca argümanları olarak öne çıkıyor. Biz burada sayılan sorunlara ve halklarımızın diğer sorunlarına seçimlerin ve parlamentonun ne kadar çözüm üretebileceğini ve belirleyici olduğunu tartışacağız. Seçim Yaklaşırken... öncelikle belirtmemiz gerekiyor ki parlamentodaki milletvekili sayılarının ya da seçimde kullanılan oyların dağılımının ülke siyasetinde ve uygulanacak ekonomi-politik programlarda belirleyici etken olmadığı ortadadır. Türkiyeki reji... Read more

UNUTULMAMALI; DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ, FAŞİZME KARŞI YAPIYORU…

Başbakan Erdoğan'ın Kayıp yakınları ile yaptığı görüşme basında ve kamuoyunda geniş yer buldu. "Kayıp yakınları adına görüşmeye Fehmi Tosun'un eşi Hanım Tosun, Hüseyin Taşkaya'nın kızı Serpil Taşkaya, Abdurrahman Coşkun'un annesi Hediye Coşkun, Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız, Tolga Baykal Ceylan'ın annesi Kadriye Ceylan, Hayrettin Eren'in annesi Elmas Eren, Cemil Kırbayır'ın annesi Berfo Kırbayır, Nurettin Yedigöl'ün annesi Beycan Yedigül, Hasan Ocak'ın ağabeyi Hüseyin Ocak, Rıdvan Karakoç'un ağabeyi Hasan Karakoç, İsmail Şahin'in eşi Kiraz Şahin ve Kasım Alpsoy'un eşi Erdoğan Alpsoy katıldı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın davetiyle Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde gerçekleşen görüşmeye, 12 kayıp yakını ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Abdülbaki Boğa ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon'dan Arcan katıldı. Erdoğan'ın yanında Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekilleri Ayşenur Bahçekapılı ve Güldal Akşit ile iki danışmanı vardı. Yarım saat yapılması pl... Read more

MARAŞ'TAN YANSIYANLARIN IŞIĞINDA KONTRGERİLLA VE FAŞİZME KAR…

12 Eylüle giden süreçte bir mihenk taşı olan Maraş Katliamının üstünden 32 yıl geçti fakat olay hala aydınlatılmadı. ülkemizin demokrasi havarisi AKP hükümeti “demokratik açılım”kapsamında giriştiği çalışmalarda kendi alevilerini yaratma projesini sürdürürken, Maraş katliamının faşist tetikçilerinden ökkeş Kerger (Şendiller)'i Alevi çalıştayına davet etmektende geri kalmayarak nasıl bir açılımı hedeflediğini göstermiş oldu. Katliamın 32. yıldönümde yeni bir katliamın provası Maraşta tekrarlarınırken ökkeş Şendiller komutan edasıyla balkonundan olayları takip ediyordu. Maraş Katliamı devlet tarihimizde sıkça gördüğümüz kontrgerilla operasyonlarının en kanlılarından olmakla birlikte 12 Eylül'e giden süreçte oldukça kritik bir yerde durmaktadır. Katliamın hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiş ve darbe uygulamaları darbeden önce yürürlüğe sokulmuştur. Maraş Katliamından yıllar sonra, olaya yaklaşımda hala bir körlük söz konusu. Kimi siyasi yapılar meseleyi yalnızca görünen yüzü... Read more

YAKLAŞAN PROVAKASYON SÜRECİ VE SEÇİMLER

YENİ REJİM KRİZİ VE REEL POLİTİĞİN KAVRANIŞINDAKİ SORUNLAR Türkiye sosyalist hareketi reel politik değerlendirmeler konusunda tarihinin en büyük tutukluk halini yaşamakta. Bir çok konuda değerli çalışmalar yapılmasına rağmen reel politik, yanlış bir yöntemsel krizin etkisiyle bir türlü anlaşılamamakta. Yaşanan rejim krizinin ısrarla parlemento marifetiyle hükümet olmuş bir siyasal parti (AKP) ile dini bir cemaatin (Gülen Cemaati) çatışması olarak düşünülmekte. Denilebilir ki sosyalist hareket rejimin yapısından bağımsız bir şekilde görünür aktörler üzerinden değerlendirme yapmayı hiçbir zaman bu kadar öne çıkarmamıştı. Hal böyleyken yaşanan gerilimin doğru okunması bugüne kadar AKP hükümeti ile alakalı yapılan yanlış değerlendirmeler de göz önüne alındığında oldukça önemli bir hal alıyor. Oysa olan bitene dikkatli gözler ile bakıldığında, aktörler yeni görünse de uygulama oldukça tanıdıktır. Yeni sömürge bir ülke olan Türkiye'de hükümetler istenilen güzergâhın dışına çıkmaya başladığ... Read more

KIZILDERE'NİN DEVRİMCİ DEĞERİ

Bu yıl 30 Mart'ta On'ları anarken, ekonomik krizin etkilerinden Tekel İşçileri'nin destansı direnişine, Ergenekon operasyonları dolayımıyla yeniden hatıladığımız kontrgerilla katliamlarına varıncaya kadar oldukça yoğun bir gündemi geride bırakıyoruz. Bu yoğun gündem, devrim mücadelesinin karmaşıklığı düşünüldüğünde çok küçük bir düzeyde dahi olsa devrimci harekete bir ivme kazandırıyor. öte yandan, Marksizmin argümanlarına yönelik, geçtiğimiz 20 yıl boyunca yürütülen sistemli ideolojik saldırıların, yaşanan küresel mali kriz ve ardından kapitalizme karşı geliştirilen muhalefet sonrasında eski gücünü de yitirdiğini söyleyebiliriz. Artık tartışmamız "sosyalizmin sona eren bir tarihsel dönemi" değil kapitalizmin sona eren bir tarihsel dönemidir. Savunmada olması gereken kapitalizmdir. Ne var ki çizmiş olduğumuz bu görece olumlu tabloya rağmen, sınıflar mücadelesini bir üst aşamaya sıçratacak ve Türkiye halklarının umudu olacak proletarya partisinin varlığından söz etmemiz mümkün değil. E... Read more

ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ

Bizler; “Yaşam ve özgürlük Dergileri”okurları olarak tarihsel, sosyal, siyasal ve sınıfsal bir görev olarak önümüzde duran, birlikte olma ve omuz omuza mücadele geleneğini yaratmak, ezberleri bozmak ve tarihsel sorumluluklarımızı paylaşabilmek için; “KURTULUŞA KADAR SAVAŞ”şiarıyla Yol'a çıktık. Ezberi; önce kendi yaşamımızda bozmamız gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunun için bizi kuşatan, teslim almaya çalışan sisteme, tasfiyeciliğe ve oportünizme karşı Devrimci Yol'umuzun yarattığı tüm değerleri rehber alarak Devrimci Yolda özgürlük Dergisi'ni beraber ve daha güçlü bir şekilde çıkarmaya karar verdik. Yaratılacak teorik ve pratik sürecin değerlerini bilince çıkarıp, sorumlu ve üretken bir çizgide Devrim ve Sosyalizm mücadelesini sürdüreceğiz. Türkiye emekçi halklarının kurtuluşu dışında hiçbir karşılık beklemeden tüm varlığımızı sunmaya ve düşüncelerimizi hayata geçirmeye hazır olduğumuzu, Devrimci bir duruş ve sorumluluk olarak dosta düşmana bildirmeyi anlamlı bulmaktayız. B... Read more

SİVAS KATLİAMININ YILDÖNÜMÜNDE FAŞİZME KARŞI MÜCADELENİN GÜN…

Türkiye'nin en temel özelliklerinden biri, siyasal alanda da iktisadi devrelere benzer dalgalanmaların, iniş ve çıkışların kendisini sistematik bir biçimde tekrarlamasıdır. Krizler sanki Türkiye'deki sistemin doğal işleyişinin ayrılmaz bir parçası gibidir. çünkü sistem yada rejim olağan hükmetme yetenekleri bakımından çok zayıf ve adeta kriz olmasa bile, yapay krizleri doğurtacak bir eğilimdedir. Bunun birinci nedeni ise siyasal rejimin, altındaki toplumsal yapı ile bir türlü örtüşmüyor olmasıdır. Dolayısıyla, periyodik olarak sistem, muhaliflerini, karşıtlarını, kendisi için oluşabilecek tüm potansiyel "düşmanları" tasfiye ederek ayakta durmaktadır. Durumu bu böyle bir eksende değerlendirdiğimizde her kıyım, yeni bir dönemin habercisi oluyor. Kanlı Pazar 12 Mart darbesini önceliyordu. Maraş Katliamı 12 Eylül'ün ülke çapındaki daha geniş kapsamlı tinsel ve bedensel kıyımın habercisi idi. Sivas katliamı ise o dönemde gelişen sol muhalefete ve Kürt hareketine karşı halkımızı birbirine d... Read more

BİZİM UMUTLARIMIZ SİZİN SANDIKLARINIZA SIĞMAZ

Ülke tarihi açısından milat olarak değerlendirilen 12 Eylül 1980, faşist bir darbe ve sonrasında bu darbenin palazlandırdığı faşist bir rejimin 30 yıl sürmesine neden olan kara bir gün olarak tarihe geçti. 12 Eylül 2010 bu faşist darbenin 30.yıldönümü olacak. AKP hükümeti kendi Anayasasının oylanmasını tam da bu tarihe denk getirerek, 30.yılda "darbenin karanlığından demokrasinin aydınlığına" geçişin kahramanı olarak(!), salya sümük destekli bir EVET kampanyasının startını verdi. Aslında ülke siyasal gündeminde uzunca bir dönemdir bulunan Anayasa değişikliğine dair tartışmalar, 12 Eylül'de yapılacak referandum oylamasına kilitlenmiş durumda. çeşitli siyasal çevreler referandum ile ilgili olarak fikir beyan ederken, toplum 82 Anayasası ile AKP hükümetinin hazırlamış olduğu Anayasa arasında tercihe zorlanıyor. Burjuva siyasal aklının Anayasayı çoğunluğun onayladığı bir sözleşme olarak tarifliyor olması, bu referandum sürecini ya da Anayasa değişikliğini bir kat daha önemli kılıyor. Bunu... Read more

DEVRİMCİ SİYASETTE POLİTİK ETİK YA DA BİR BİRLİK NEDEN BİTTİ

Türkiye oligarşisinin yaşadığı politik krizin tırmandığı şu günlerde AKP hükümetinin uyguladığı politikaların boy hedefi haline getirilen emekçi kesimler, siyasal sürecin yaşadığı tüm altüst oluşlara rağmen emeği yeniden gündemin üst sıralarına taşımayı başarmışlardır. Toplumsal süreçte, emekçilerin siyasallaşma eğilimlerinin arttığı gözlenirken, muhalif kesimlerin, siyasal ortama denk düşen politikalar geliştirebildikleri veya izleyebildikleri ölçüde daha etkili olabilme şansını yakalayacağı ortadadır. Tekel işçilerinin direnişiyle kristalize olan emekçi hareketin, sol kesimlerin gözlerinin önünde arzı endam etmesiyle de bir dönemin moda haline gelmiş değerlerinin, diğer bir deyişle liberal demokrasi anlayışlarının yerinden edilerek devrimci hareketin gündemi yeniden emek eksenine çekilmektedir. Gelişmekte olan bu potansiyelin yanında,  yenilgi atmosferinden doğan ve uzun süredir süregelen sol kadrolardaki politik-etik anlayışın, bu atmosferin tam orta yerinde olması, her türlü olu... Read more

Takvimdeki bir siyah yaprak: 28 ŞUBAT

Takvimlerden bir 28 Şubat yaprağını daha kopardık. Aradan 13 sene geçtikten sonra bile hala ne olduğuna dair bir anlam kargaşası sürüyor. Öyle ya 28 Şubat'ın mümessilleri onun 1000 yıl süreceğini söylemişlerdi. Zihinlerde yarattığı kargaşa açısından da öyle olsa gerek... 27 Mayıs darbesinin açtığı yolda (Sol cenahta pek sevilse de darbeleri "meşru" bir çerçeveye oturtan 27 Mayıs'tır) peşpeşe gerçekleşen darbelerle birlikte ordu Türkiye'de siyasi arenanın en belirgin öznesi haline geldi. Ancak 28 Şubat alışılagelenin dışında yönetime "direkt" el konulmaması ve bizatihi askerlerden kurulu hükümetler oluşturmaması gibi nedenlerle diğer darbelerden ayrılıyor.  Öte yandan görünüm olarak farklı görünse de diğer darbelerle çok güçlü bir ortak yanı var: EMPERYALİZM Ülkemizde sömürge tipi faşizmin (ister açık isterse gizli icrası olsun) gereği ordunun emperyalist çıkarlar açısından varlığı ve etkinliği çok ciddi bir öneme haizdir. Özellikle bir iç savaşa göre dizayn edilmiş yapısını hiç gizle... Read more

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

İçinde geçmekte olduğumuz süreç devrimci olarak kalmanın buz üzerinde dans etmek anlamına geldiğini ortaya koyuyor.(günümüzde devrimciliğin kriterleri değişti ve sistem içi siyasa konumlanışlar, ya da ideolojik politik hedefleri ne olursa olsun kendisinden daha güçlü görünen bazı siyasal odaklara entegre olmak gibi) Çünkü devrimci olmak ve ayakta kalmak, devrimci iradenin özünde kavranması sürecinin doğru olarak algılanması ve gerçeğin algılanmasını zorunlu ve gerekli kılıyor. Çünkü devrimcinin işi, bugün büyük yalanlarla mücadele etmek ve gerçeği olduğu gibi söylemek ' geçmişinin değerlendirilmesi bugünün kavranması  emperyalizme karşı bağımsızlık faşizme karşı demokrasi mücadelesinde bağımsız siyasal bir hareket olarak örgütlü iradi bir güç olarak kendisini konumlandırması, Bu, aynı zamanda bilgisizliğe, güçsüzlüğe ve korkaklığa karşı açılan savaş demektir. Kuşkusuz gerçek, rakamlardan ve olgulardan ibaret değildir. Mantıksal kesinlik veya nesnel doğruluk tanımı gerçeği anlatmaz. Ger... Read more

Şiddetlenen Siyasi Bulantının Resmi

1. AKP'NİN DERİNLEŞEN YÖNETME KRİZİ Ortadoğu'da yaşanan sürecin Suriye üzerinden Türkiye sınırına dayanması, PKK'nin "devrimci halk savaşı" seçeneğini gündeme getirmesiyle savaşın seviyesini yükseltmesi ve ÖYM'lerin kaldırılmasıyla birlikte Ergenekon türevi davalar konusunda yaşanan tartışmalar Türkiye'de yönetim krizinin derinleştiğinin ve daha da derinleşeceğinin göstergeleri olarak karşımızda duruyor. Saydığımız başlıkların her biri başlı başına birer tartışma konusu olmakla beraber biz burada yönetilemeyen krizlerden ziyade 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla görünürlüğe kavuşan yönetim krizinin kendisini ve oligarşinin iktidarı paylaşmada düştüğü anlaşmazlıkları irdeleyeceğiz. 7 Şubat krizinin hemen ardından oligarşinin vizyonunda raks eden iki önemli örgütlenme ve bu örgütlenmelerin ittifakının akıbetine dair beklentiler ülke siyasasını ele geçirmişti. Sorunun gösterilen yönü, otoriterleşme eğiliminde olan Erdoğan'ın, iktidarını yaklaşan Cumhurbaşkanlı... Read more

Ulaş Yaşıyor

Rasih Ulaş Bardakçı (1947, Nevşehir - 1972), THKP-C, FKF, TİP, Devrimci Gençlik gibi örgütlerde faaliyet gösteren devrimci militan. Hacıbektaş'da doğar, ilk ve orta öğreniminden sonra ODTü'ye girer ve burada ana hedeflerini "devrim" olarak belirleyen sol ideolojilerle tanışır, Sosyalizm'i benimser ve FKF ve TİP içinde yer alır. Dev-Genç'in oluşumunda etkin bir biçimde yer alır. 1970 sonlarında Mahir çayan'la birlikte THKP-C'nin kurulması çalışmalarında yer alır. THKP-C'nin ilk silahlı eylemlerine katılır. Mayıs 1971'de, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının serbest bırakılmaları talebiyle İsrail Baş Konsolosu Ephraim Elrom'u Mahir çayan ile birlikte kaçırırlar. Taleplerinin yerine getirilmemesi üzerine Ephraim Elrom'u öldürürler. Başlatılan Balyoz Harekâtı sırasında yakalanır. 29 Kasım 1971'de Maltepe Cezaevinden THKP-C'den Mahir çayan,Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz ile THKO'dan Cihan Alptekin ve ömer Ayna , kazılan tünelden çıkarak firar ederler. Kaçtıktan sonra İstanbul'da faaliyetlerini sürdür... Read more

Yolcu Yolunda Gerek

Yolcu Yolunda Gerek

Coğrafyamızda yaşanan yoğun günlerde;  emperyalizmin, kapitalizmin, oligarşinin, saldırılarının azgınca sürdüğü bu günlerde sizlere ulaşmanın tadıyla geleceği kurmak için kollarımızı iyice sıvadık. Merhaba dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar ve emekçi halklarımız. Daraltılan, kuşatılan ve vahşileştirilen bir yaşamın ortasında çürümeye terk edilmiş insanlar topluluğu olarak, kapitalizmin esareti altında kıvranıp durmaktayız. Bugün, bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız. Dünyanın dört bir tarafında kapitalist-emperyalist sistem insanlığı esir alıp kriz üstüne kriz yaşatmakta ve dünyamızı, coğrafyamızı, ülkemizi bir cehennem haline dönüştürmektedir. Sonu belli olmayan bir karanlığa doğru sürükleniyor insanlık. Gemi batıyor, insanlık batıyor. Bu gidişe bir dur demek gerekiyor. Biliyoruz ki birçok insan bu çürümeye, yozlaşmaya, adaletsizliğe, yok oluşa ve insanlık krizine karşı mücadele ediyor. Bizler de yaşananlardan memnuniyetsiz olanlar olarak yaşananlardan memnun olmayanların sesi ve ey... Read more