Özgürlük

Gezi Halktır

Ziyaret

Bugün 51

Dün 51

Bu hafta 436

Bu ay 1372

Tümü 66174

Currently are 83 guests and no members online

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Dosyalar

 

Broşürler

 

Mustafa ÖZENÇ'in 14 Mayıs 1981 tarihinde yazmış olduğu şiirin orjinali elimize geçmiş olup aynı yürek vurusunu sizlerle de paylaşmak istedik.

Devrimci Yol saflarında vuran yüreklere...

DEVRİMCİ YOL'DA DÜŞENLER

Çarpıştılar vuruşdular
Devrim için savaştılar
Ölümle kucaklaştılar
Halkın Devrimci Yol'unda
Korkmadılar hiç ölümden
Türkü söyleyip gittiler
Kurtulsun diye zulümden
Halk için şehit düştüler
Ateş ihanet gördüler
İşkencede can verdiler
Ne korktu ne yıldılar
Halkın Devrimci Yol'unda
Zindanları da yaktılar
Kentte kırda savaştılar
Dar ağacına çıktılar
Halkın Devrimci Yol'unda
Bitmez saymakla adları
Kavgamızda yaşıyorlar
Devrettiler bayrakları
Yoldaşları taşıyorlar
14 Mayıs 1981
Mustafa ÖZENÇ

VENEZUELA NEDEN KRİZDE ?

 

 
Büyük bir kısmı hükumetin beceriksizliği yüzünden. Fakat, muhalefetin protestoları, şiddetin sıklığı ve Washington'un istikrarı bozma girişimleri de ayrıca ortalığı alt üst ediyor.
 
GABRIEL HETLAND
 
 
Muhalefet destekçileri, Başkan Nicolas Maduro'nın görevden alınması için referandum talep etmek üzere toplandılar. Caracas, Venezuela, 4 Ağustos 2016. (Reuters / Marco Bello)
 
 
 
The Nation için Haziran ayının sonlarına doğru bildirdiğimde, Venezuela tamamen çökmüş değilken, New York Times ve diğer ana akım medya kaynaklarına göre ülke gittikçe şiddetlenen bir krizin ortasındaydı. Venezuelalılar ölmüyorlar ya da açlık çekmiyorlardı ya da topluca yağmalama yapmıyorlardı. Fakat çok, çok çok fazla insan acı çekiyordu. Neden? Ve bu acıyı ortadan kaldırmak ve Venezuelayı tekrardan ayağa kaldırmak için ne yapılabilir?
 
Bunlar cevaplaması zor sorular. Bu sadece Venezuela'nın krizinin kısa, orta ve uzun vadeli birden fazla nedenlerinin olması değil. Bunun nedeni, krize sebep olan bazı nedenlerin ve potansiyel çözümlerin oldukça teknik olmasıdır. Zorluk, daha ziyade krizin "iç" ve "dış" taraflarını çözmenin imkansızlığından ve mücadelesinden kaynaklanıyor. Kahredici derecede Venezuela'nın krizi hükumetin kendi yaptığıdır. Hükumetin eylemleri ve eylemsizlikleri, krizi hafifleteceğine ya da sonlandıracağına daha da beter hale getirmiştir. Yine de hükumet dış dünyadan kopuk hareket etmiyor ama yerel ve uluslar arası muhalefetle karşı karşıya. Muhalefet, mümkün mertebe bir rejim değişikliği için açıkça ve ısrarlı bir şekilde baskı yapıyor. Siyasi olarak zehirli bir iklimi teşvik etmenin yanı sıra, muhalefetin son üç yıl içindeki eylemleri -devlet tarafından yönetilen sağlık ocaklarını hedef alan ve en az yedi sivilin ölümüyle sonuçlanan şiddet olaylarının, Şubat 2014'te başlayan ve 43 kişinin, çoğunluğu muhalif eylemleri nedeniyle, ölümüne yol açan bir başka şiddet dalgasının ardından, seçim usulsüzlüğüne dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen Başkan Nicolas Maduro'nun Nisan 2013'teki zaferini tanımayı reddetmesi ve askeri ve dış müdahale yapılması için son zamanlarda tekrarlanan çağrıları, çok zararlı ekonomik etki yarattı. 
 
ABD hükumeti, bu anti-demokratik eylemleri yalnızca memnuniyetle karşılamakla kalmadı onları finanse de etti. Beyaz Saray, saçma sapan bir şekilde, Venezuela'nın ABD ulusal güvenliğine karşı "sıra dışı ve olağanüstü bir tehdit" olduğunu ilan ederek, yatırımcılara ve bankacılara Maduro yönetiminden uzak durmaları için baskı yaparak, Venezuela'ya çok gerekli olan dış finansmanı ve yatırım yapılmasını engelledi. 
 
Krizin dürüst bir tarifi, bu görüşleri de içermelidir: Hükumetin pahalıya mal olan hataları, muhalefetin istikrar bozucu eylemleri ve Amerikan Hükumeti. Birini ya da diğerini görmezden gelmek, gerçeği yanlış göstermekten ve krizin tamamının suçunu "sosyalizm" ya da "İmparatorluk" üzerine atan yanlış ya da olur olmaz hikayeleri ebedileştirmekten başka bir şey değildir. Bu tür hikayeler, peşin hükümlü düşünceler için doğrulama isteyenleri rahatlatabilirler ama neden Venezuela'nın krizde olduğunu ve bundan nasıl kurtulabileceğini öğrenmek isteyenlere yardım etmeyeceklerdir. 
 
 
KRİZİN ÇİZGİLERİ
 
Başlıca özellikleri şunlardır: Hükumet kaynaklarına göre gayri resmi olarak son 12 aydır yüzde 370 seviyesinde kalan ve IMF tahminlerine göre 2016 yılı için yüzde 700 olacağı hesaplanan (henüz değil) hiper enflasyon; uzun yıllara yayılan düşük ve negatif ekonomik büyüme(2013'te %1.3, 2014'te %-3.9, 2015'te %-5.7, 2016'da tahminen %-10.1 ve IMF'nin Latin Amerika ve Karayipler Ekonomi Komisyonu'nun öngörüsüne göre 2016'da %-8.0 ekonomik büyüme); bu yıl ithalatta yüzde 40'lık bir düşüş ve 2012'den bu yana yüzde 60'lık bir düşüş; gıda, temel eşya ve ilaçlarda kronik kıtlık; 2015'te petrol ihraç gelirlerinde yüzde 40'lık bir düşüş ve halihazırda ciddi bir dolar sıkıntısı yaşanması; yüz milyarlarca dolara ulaştığı tahmin edilen, kamu gelirlerinin büyük miktarda sızdırılmasına yol açan kamuda ve özel sektörde yapılan aşırı seviyede yolsuzluklar; ülkenin geleceği hakkında olduğu kadar günlük hayatı idame ettirme ihtiyaçlarını nasıl  karşılayacakları ve hayatta kalıp kalmayacakları konusunda da nüfusun içinde gittikçe büyüyen endişeler; ve nüfusun yüzde 50'den fazlasının ne hükumetle ne de muhalefetle özdeşleşemediği, muhalefete destek olmada belirgin bir artışın görülmediği, geniş kesimlerce hükumetin reddini işaret eden, giderek tırmanan siyasi kriz.
 
 
 
SOSYALİST RİNGA BALIĞI*
 
*(Red Herring: dikkati başka yöne çekmek için söylenen söz)
 
Yaygın beyanlara göre Venezuela krizinin nedeni açık: aşırı bir "sosyalizm". Bu mitolojik şeyden düzenli olarak bahsedildi durdu ve diktatörce yönetimi, özel sektöre karşı sürekli düşmanlığı ve devletin bütün hayatın alanlarını, toplumu ve ekonomiyi boğucu kontrolünü, ülkeye acı verdiği öne sürülen bu gereğinden fazla hastalığı anlatmak alışkanlık oldu. Ne yazık ki savunucuları için "sosyalizm Venezuelayı öldürdü" tezi üç önemli gerçeği gözardı eder.
 
Birincisi, Venezuela bir diktatörlük değildir. Hükumet eden Venezuela Birleşik Sosyalist Partisinin, önceki Beşinci Cumhuriyet Hareketi, 1998 ve 2005 arasındaki seçimlerin 15'inin 12'sini kazandığı oy sayımlarında defalarca tasdik edildi. Hükumet bu seçimleri net bir şekilde kazandı ve geçtiğimiz Aralık ayında yapılan parlamento seçimleri de dahil olmak üzere, hezimete uğradığı nadir durumlarda bile istemeye istemeye olsa da bunu derhal kabul etti. Hükumetin icraatları her zaman kusursuz değillerdi. Örneğin, Chavez ve Maduro'nun yargı bağımsızlığına müdahale ettiği yönünde yapılan eleştiriler, bazılarının haklılık payı olduğu görünüyor. Ya da Yüksek Seçim Kurulu eleştirilemez değil: Yüksek Seçim Kurumu geçtiğimiz günlerde, Maduro hükümetine karşı temsilcilerin azline yönelik referandum yapabilmek için gerekli olan dilekçeden 600,000 imzayı (yaklaşık 2 milyon başvurudan) en azından bazı vakıalarda şüpheli göründükleri için saymadı.  Ancak, hıçkırıklara, gecikmelere ve hükumet yetkililerinin ateşli söylemlerine rağmen hükumetin feshine yönelik referandum sürecinin devam etmesine izin verildi(aşağıda bakınız). Honduras, Paraguay ve Brezilya'da olduğu gibi Venezuela'nın "demokratik düze(ni)ni ciddi şekilde zayıflatan anayasal rejimin anayasaya aykırı bir şekilde değiştirilmesi" nedeniyle mağdur edildiğini hiç bir surette tartışmaya gerek yok. Bu nedenle, birkaç ay önce, Amerika Devletleri Organizasyonu başkanı Luis Almagro'nun, bu gerekçelerle Venezuela'ya karşı Amerikan-Demokratik İmtiyaz Sözleşmesini başlatma kararı, samimiyetten uzak ve mesnetsiz görünür.
 
İkincisi, Venezuela serbest piyasa kapitalizminden uzaklaşmış olduğu halde ekonomisi zoru zoruna sosyalisttir. Ekonomik faaliyetin ezici çoğunluğunu, devlet değil(ve hala çok az sosyal ekonomi), özel sektör kontrol etmektedir. 1999 ile 2011 yılları arasında özel sektörün ekonomik faaliyet payı yüzde 65'den yüzde 71'e yükseldi. 
 
Üçüncüsü, hükumetin son yıllardaki  ekonomiyi son derece yanlış yönetiminin, hükumet on yedi buçuk yıl boyunca ekonomiyi hatalı yönettiği yönünde delil olarak yanlış yorumlanmaması gerekir. Hugo Chavez'in başkan olduğu on dört yıl boyunca Venezuela, yılda ortalama yüzde 3.2'lik dikkate değer bir ekonomik büyüme yakaladı. Chavez'in Venezuela'nın devlet petrol şirketi PDVSA'nın denetimini ele geçirmesinin peşinden muhalefet tarafından yönetilen ve ekonomiye ciddi zarar veren bir petrol lokavtından sonra, ekonomi 2004'den itibaren yıldan yıla ortalama % 4.1 oranında büyüdü. 
 
Elbette, bu büyüme 2003-2008 petrol fiyatlarının patlamasıyla mümkün oldu. Ayrıca, bu dönemde petrol dışı sektör petrol sektöründen daha hızlı büyüdü ve hükumetin döviz rezervleri arttı. Chavez'in başkanlık yıllarında enflasyon ve işsizlik(2003'ten itibaren oldukça düşüktü), göreve başlamasından önceki yıllarla kıyaslandığında, oldukça düşüktü. Buna rağmen, Chavez'in bugün Venezuela'nın tekrardan karşısına çıkan birkaç önemli hatayı işlediği inkar edilemez. Özellikle, yolsuzlukla etkili bir şekilde başa çıkamadı, amaçlarına hizmet ettikten sonra döviz kontrollerini yürürlükten kaldırdı ve Venezüella'yı petrole aşırı bağımlılığından vazgeçiremedi. 
 
Hükumet, "sosyalist" olarak nitelendirilebilecek bir dizi eylem kararı aldı, buna rağmen alınan önlemlerin çoğu kesinlikle sosyal demokratik olarak açıklanabilir. Chavez'in döneminde hükumet sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler alanındaki harcamaları önemli ölçüde artırdı. Gıda erişimi, konut ve temel kamu hizmetleri, devlet sübvansiyonları ve fiyat kontrolleri sayesinde kısmen de olsa meta olmaktan çıkartıldılar. Bu, yoksulluğun, eşitsizliğin ve çocukların yetersiz beslenmesinin dramatik olarak azalmasına, okul ve üniversite kayıtlarında önemli artışlara ve emeklilerin sayısının dört katına çıkmasına yol açtı.
 
Hükumet ayrıca, "katılımcı ve öncü demokrasi" inşa etmek için popüler sektörlerin kapsamlı organizasyonu ve harekete geçmeleri için uğraştı. Bu, ülke çapında on binlerce taban(halk) örgütü oluşturulmasına yol açtı. Eleştirmenler bu kurumları dışlayıcı ve devlet ve iktidar partisine tabi olmakla suçlarlar. Benim ve başkalarının araştırmaları ise, popüler halk hareketlerinin, hükumet denetimini geri püskürterek ve kırılgan bir durumda, halka özgü etkileyici bir güç mertebesine çıkmayı teşvik ederek, gerçeğin çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Sonunda, hükumet arazi reformunu uygulamaya koydu ve 1.200'den fazla şirketi kamulaştırdı ve en önemliler işçilerin yönetimine devredildi.
 
Eleştirilerin iddia ettiği gibi, şu anki krizi oluşturan sosyalist/sosyal demokratik önlemler midir? Öyle ise bu, sadece sosyalizmin değil serbest piyasa kapitalizmine herhangi bir alternatifin mümkün olmayacağını mı gösteriyor? Üç tartışma sıklıkla yapılır. Birincisi, popüler sektörleri destekleyen sosyal politikaların, rekor düzeyde yüksek petrol gelirleri ile mümkün kılınması nedeniyle sürdürülemez olduklarıdır. Şu anda olduğu gibi, bu gelirler bir kere kesildi mi, sosyal hizmetler ve hemen hemen her şeyin harcamaları azalmak zorunda kalacaktır. İkinci tartışma, devletin sosyal harcamasının aşırı olduğunu ve devlet petrol şirketi PDVSA'nın karlarını petrol üretiminde gerekli yeniden yatırımdan uzaklaştırmak suretiyle mevcut krize doğrudan katkıda bulunduğu yönündedir. (2011'de 49 milyar dolar ve 2014 yılında 57 milyar dolar petrol geliri sosyal harcamalara gitti). Üçüncü argüman, fiyat kontrolleri ve kamulaştırma tehdidi özel üretimleri bastırdı ve aslında pek çok ürünün fiyatları üretim maliyetlerinden daha düşük olduğu için özel üreticilerin faaliyetlerini imkansız hale getirdi.
 
 Bu tartışmalar tamamen reddedilemez, ancak önemli ölçüde belgeli olmaları gerekir. Hükumetin şu anki ekonomik sıkıntıları- uluslar arası rezervlerin 12 milyar doların altında olması-2010'dan beri üçte ikilik bir oranda azalan ve son 18 ayda yarıya düşen ve son on yıldır en düşük seviyede bulunan- Venezuela'nın petrol bolluğunu dikkatsizce yönettiğinin altını çizer. Son üç yıldaki petrol üretimindeki düşüş, hükumetin PDVSA'ya daha fazla petrol geliri yatırım yapması ve başka yerlerde daha az harcamaya gitmesi gerektiği yönündeki tartışmaya işaret ediyor. Bloomberg haberlerinde, Uluslararası Enerji Ajansı'na göre, mevcut üretim düşüşünün arkasındaki ana faktör, petrol hizmetleri şirketlerine ödeme yapılmamasının bir sonucudur. Ayrıca, üreticilerin sattıklarında zarar edecekleri ürünleri üretmelerini beklemek nafile bir tartışmadır. 
 
Bununla birlikte, Venezuela'nın ekonomik sıkıntılarının genel olarak hükumetin politikalarının gelişi güzel ve özel politikaların esnekliği olmayan uygulanmasından ziyade aşırı sosyal harcamalardan ve boğucu düzenlemelerden kaynaklandığı tartışılabilir. Eğer sosyalizm, işçilerin ve toplulukların(bürokratlar, politikacılar ve iyi bağlı girişimcilerden ziyade) ekonomik ve politik karar almada etkili demokratik kontrol uyguladığı bir sistem olarak anlaşılırsa, Venezuela çok fazla sosyalizmden değil, aksine çok az sosyalizmden acı çekiyor gibi görünüyor. Yolsuzluklarla dağıtılan, söylentilere göre yüz milyarca dolar eğer organize edilmiş toplulukların elinde olsaydı, Venezuela'nın daha zengin durumda olacağını kim inkar edebilir? Toplumsal gıda üretimi ve dağıtımı ile ilgilenen tabandan gelen Venezuela aktivistleriyle yapılan görüşmeler, halka özgü ekonomi denetiminin, devlet ve özel denetime kıyasla çok daha az yolsuzluk oluşturduğuna işaret ediyor. Bunun nedeni, örgütlü toplulukların çok daha yüksek bir şeffaflık ve hesap verebilirlik seviyesini garanti eden ortak kontrol kullanmalarıdır.
 
Fiyat kontrolleri ve devlet düzenlemelerinin Venezuela ekonomisini mahvettiği eleştirisine karşı-eleştiri yapılabilir: Fiyat denetimlerini ve ekonomik aktivitelerin devlet düzenlemelerini genellikle doğası gereği mantıksız(ve gayri ahlaki) görmek yerine, Venezuela'da kullanılan düzenlemelerin ve denetimlerin özel koşulları dikkate alınmalıdır. Bunu yapmaya, döviz krizinin yarattığı makro ve mikro ekonomik çarpıklıkları analiz ederek başlamalıyız.
 
 
DÖVİZİN KÖTÜ YÖNETİMİ
 
Düşen petrol fiyatları ve yolsuzluklar ana katkı sağlayıcılar olsa da, Venezuela'nın krizinin en büyük nedeni, hükumetin dövizlerini yanlış idare etmesidir. Sorun, üç farklı döviz kurunun bir arada bulunmasından ve karaborsadaki ya da paralel kurlarla daha düşük iki resmi kur arasındaki boşluktan kaynaklanmaktadır. Düşük resmi kur sabit 10 bolivares/dollardır, bu yılın başında 6.3 Bs/dollardan sıçradı. DiPro olarak adlandırılan bu kur, kilit  ürünlerin yerli üretimi için gerekli olan malzemeler, ilaç, yiyecek gibi "temel ithal ürünlerin" yanı sıra çeşitli diğer mal ve hizmetler için kullanılır. Kısa süre öncesine kadar yasal dış işlemlerin büyük çoğunluğu bu düşük oran kullanılarak gerçekleşti. Mart ayından bu yana 200'den 640 Bs/dollara "gözetimli dalgalanarak" yükselen, DiCom olarak bilinen kur ise ikinci resmi kurdur(daha önceki çoklu oranlı sistemin yerini alan, Mart ayında var olmaya başlayan). DiCom kurunda giderek artan sayıda ekonomik işlemin gerçekleşeceği ümitleri vardı, ancak günümüze kadar daha düşük DiPro kurunun hala çok daha fazla kullanıldığı görülüyor. Velhasıl, son birkaç yılda aşırı yükselmiş olan dalgalı bir kara borsa kuru var. Bu oran şu anda 1.000 Bs/Dolar'ın üzerinde ve Mart 2016'da 1.211 Bs/Dolar seviyesine ulaştı.
 
Kara borsa kuru ile daha düşük resmi kur arasındaki büyük fark bir çok önemli sorun doğurdu. İlk olarak, hükumetlerin daha düşük resmi oranda dolar sağladığı işletmeler ve devlet / askeri yetkililer arasında yolsuzluk için büyük teşvikler yarattı. Bu kurumlar ve memurlar, müstehcen karlar elde etmek için bu dolarların kara borsada ticaretini sıkça yapıyorlar. İkincisi, doların ithalattan uzaklaşması ve yasa dışı karaborsacılık ticareti, ciddi kıtlıklara ve ithalattaki belirgin düşüşe katkıda bulundu. Üçüncüsü, meşru işletmelerin üretimleri (hayalet işletmelerin aksine, "empresas de maletín" olarak adlandırılan) dolara erişim eksikliği ve girdilere ihtiyaç duymaları nedeniyle gerilemiştir. Dördüncüsü, tüm bunlar, bolivarın efektif değeri düşse bile, enflasyonun yükselip yükselip durduğu Venezuela'da meydana gelen enflasyonist devalüasyon sarmalına katkıda bulunuyorlar.
 
Venezuela'nın mevcut para birimi sistemi 2003 yılından itibaren başlıyor. İktisaden yıkıcı olan 2002-2003 petrol lokavtının ardından, yoğun siyasi kutuplaşma ortamında sermaye kaçışını önlemek amacıyla kurulmuştur. O zaman, akla uygun bir hareketti. Bununla birlikte, ekonomistlerin çoğunun hükumete çok fazla sempatik davrananlar da dahil olmak üzere, döviz kuru denetimlerinin yalnızca birkaç yıl sürmesi gerektiğine inanılmaktaydı. Sermaye kaçışı tehdidi azaldığında, 2003 öncesi ve bir çok ülkede olduğu gibi kurun dolar karşısında dalgalanmasına izin verilmeliydi.
 
Ekonomi ve Politika Araştırma Merkezi'nden Mark Weisbrot, hükumetin mevcut krizin üstesinden gelmenin en iyi yolu olarak para biriminin serbest dolaşımını tekrar kurması gerektiğini yıllarca savundu. Bunu yapmak, yolsuzluklara teşvik edici nedenlerden birini derhal sona erdirecek ve nispeten kısa sürede kıtlık sıkıntısından kurtarıp, ithalatın yükselmesine ve artan üretime yol açacaktır. Kilit soru, hükumet kontrolleri neden bırakmadı?
Bunu açıklayabilecek birkaç faktör vardır. Birincisi, hükumetin, devalüasyonun enflasyonun daha da artmasına yol açacağı korkusu. Pek çok gözlemci bu korkunun abartıldığını düşünüyor; onların görüşlerine göre Venezuela çoktan hakikatte devalüasyondan mağdur oldu.Devalüasyon bu görüşe göre ekonomiyi yerine oturtmaya yardım etmelidir.
 
Açıklaması güç olan ancak son derece makul görünen ikinci açıklama, şimdiki sistemden yarar sağlayan devletin içindeki ve dışındaki güçlerin(yüksek rütbeli askerler ve ithalat yapan şirketler) çıkarlarının değişimi engellediği yönündedir. Muhalefetin darbe çağrılarına kulak vermelerini önlemek için Maduro'nun generalleri mutlu etme arzusu, hükumetin döviz kuruna neden devalüasyon yapmakta can sıkıcı şekilde isteksiz olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir. Üçüncü bir faktör, devalüasyonun, halkın kaygılarını önlemek için düzgün bir şekilde uygulanmasını gerektiren zor bir girişim olmasıdır. Günümüzde Venezuela'da yaşanan korku ve belirsizlik, büyük oranda muhalefet ve ABD hükumetlerinin istikrarı bozucu eylemleri nedeniyle, Maduro'nun eylemsizliği hesaba katıldığında, başka bir engel oluşturuyor.
 
 
ŞEYTANIN DIŞKISI
 
"Petrol şeytanın dışkısı...Bundan on yıl sonra, bundan yirmi yıl sonra göreceksiniz. Petrol bizi mahvedecek." Juan Pablo Pérez Alfonzo, OPEC'in kurucularından Venezuelalı politikacı
 
Ne yukarı çıkıyorsa aşağıya inmelidir. Yer çekiminde olduğu gibi, bu, dünyadaki en büyük rezerve sahip olduğu kanıtlanmış Venezuela petrolünün fiyatı için de geçerlidir. 1990'ların sonlarında tarihi en düşük seviyelerden sonra petrol fiyatı 2003 yılından itibaren yükselmeye başladı. Bunun nedeni Chavez'in OPEC'i yeniden canlandırılmasında ki başarısının yanı sıra (Çin ve Hindistan'ın büyümesi ile) küresel ticaretin patlamasından kaynaklanıyordu.  2005-2008 yılları arasında ve 2009'un ortalarından 2014'e kadar petrol fiyatı, özellikle 80-100 $ / varil aralığında seyretti ve Haziran 2008'de 152 $ / varille rekor seviyeye ulaştı. Bu yıllarda Venezuela, Chavez'in sağladığı büyük toplumsal kazançları harekete geçiren muazzam bir petrol rantı elde etti. 
 
Yüksek fiyat, ülkenin ihracatının yüzde 96'sını ve hükümet gelirlerinin yarısını oluşturan petrole Venezuela'nın aşırı bağımlılığın zararlarını maskeledi. Haziran 2014 ile Ocak 2016 arasında, fiyat 100 $ / varilden 30 $ / varilin altına inerek üçte ikiden fazla düştü. Ocak ayından bu yana, biraz iyileşti ve son haftalarda 40 $ / varile düşmeden önce Mayıs ayında neredeyse 50 $ / varile yükseldi. Büyük kumar oynanan petrol fiyatları Venezuela'ya her koşul altında zarar verebilir, ancak düşük fiyatların etkisi, döviz krizinin yarattığı hasarla çakıştığı için özellikle yıkıcı olmuştur.
 
Venezuela'nın aşırı petrole bağımlılığı uzun süredir var olan bir sorundur. Bu nedenle, bu durumun sorumluluğunun yükünü Chavez'in (ya da Maduro'nun) omuzları üzerine bırakmak haksızlıktır. Chavez şüphesiz önemli sorumluluk taşıyordu. Chavez seçildiği yıl olan 1998 ile günümüz arasında Venezuela'nın petrol ihracatından kazancı yüzde 68.7'den yüzde 96'ya çıktı. Chavez sık sık Venezuela ekonomisini çeşitlendirmekten bahsetti ancak pratikte bu hedefe ulaşmak için çok az şey yaptı. Gelecekteki krizlerden kaçınmak için Venezuela'nın ciddi bir şekilde bu yönde harekete geçmesi zorunludur. Aksi takdirde, Pérez Alfonzo'nun uyarı dolu sözleri gelecek on yıllar boyunca daha geçerli olacaktır.
 
 
YOLSUZLUĞU KIRBAÇLAYAN TAVRA DÜŞMEK
 
Hükumetin, döviz krizine ve petrol bağımlılığına ek olarak üçüncü büyük başarısızlığı da, yolsuzluğa etkin bir şekilde karşı koymanın isteksizliği ve/veya yetersizliğidir. 2015 yılında Şeffaflık Örgütü, Venezuela'yı dünyada yolsuzluk yapılan en büyük onuncu ülke olarak listeledi(listelenen 167 ülke arasından). Belki de en önemlisi(söz gereği tarafsız ama doğal olarak siyasi olan ülke sıralamalarının yarattığı sorunlar) Venezuelalıların çoğunda yolsuzluğu önemli bir sorun olarak görme izlenimi uyandırmaktadır. Haziran 2015'te verdiği röportajda, Chávez'in 2002-2003 yıllarında planlama ve geliştirme bakan yardımcısı olan devrimci bir aktivist olan Roland Denis, Venezüella devleti içinde yaygın yolsuzluklara dair yıkıcı bir tablo çizdi. Denis'e göre, yolsuzluğa dahil olan memurların sayısı, "dört, beş değil fakat....dolayısıyla kendi çete liderlerini ve işbirlikçi ağlarını yaratan yüzlercesi". Denis tarafından adlandırılan yolsuzlukla ilgili devlet kurumlarının listesi kapsamlıdır ve aşağıdakileri içermektedir: devlet elektrik şirketi Corpolec; devlet telefon şirketi CANTV; konut misyonu; gıda bakanlığı; Venezuela vergi dairesi SENIAT; Venezuela Merkez Bankası; döviz denetimlerini yönetmek için kurulan bir kurum olan CADIVI; devlete ait çelik üreticisi SIDOR; ve devlet petrol şirketi PDVSA. Denis ayrıca, yolsuzluğa bulaştığına şüphelendiği ama kanıtlayamadığı yerli ve yabancı özel şirketleri listeliyor: General Motors; Polar, Venezuela'nın lider gıda ve bira üreticisi; Toyota; Colgate; ilaç firmaları; lastik şirketleri; ve diğerleri. Denis, yolsuzluk nedeniyle ortaya çıkan toplam kayıpların bundan çok daha yüksek olabileceğini düşündüren, döviz kontrollerinin manipülasyonu nedeniyle kaybedilen, paranın miktarını 300 milyar dolar olarak belirtir.
 
Chavez'in ilk yükselişini, Venezuelalıların 1980'li ve 90'lı yıllarda artan yolsuzluğa duydukları tiksinti körükledi. Bu nedenle ironiktir ve takipçileri için açıkçası hayal kırıklığı yaratan yolsuzluk, Chavez döneminde yeni boyutlara ulaşmıştır.  Yaygın inanışa göre yolsuzluklarla etkili bir şekilde mücadelede başarısızlığının akla yatan açıklaması, Venezuela'da yapılan yolsuzlukların çoğuna askeri personelin ve özellikle yüksek rütbeli generallerin karışmış olmasıdır.  Pek çok Venezuelalı, Chavez'in 2002 darbesinde ve sonrasında kendisine sadık olan subaylar içinde yolsuzluğa göz yumduğuna inanır. Maduro'nun bu alanda başarısızlığı muhtemelen farklı bir nedenden kaynaklanmaktadır: kurumsal ve siyasi zafiyeti ve ülkeyi sarsan günlük karışıklıklar arasında orduyu kendi safında tutma ihtiyacı.
 
Açıklama ne olursa olsun, Chavez ve Maduro'nun yolsuzluğun kökünü kazımakta ki başarısızlığı üç olumsuz sonuç doğurdu. Tabii ki ilki, devletin kaynaklarının muazzam bir şekilde kaybolmasıdır. İkincisi, halkın kamu kurumlarına olan inancının kaybedilmesidir. Üçüncüsü, Chavez ve Maduro'nun, hükumetin muhalif politikacılarına verdikleri siyasi açılımdır; doğruysa (birçok olayda ikiyüzlü şekilde bugünü ve geçmişi yolsuzluklarla bağlantılı olan) hükumeti ulusun servetini ve kamu kurumlarının bütünlüğünü korumayı başaramamakla suçlamak.
 
 
EKONOMİK SAVAŞ
 
Venezüella hükümetinin ülkedeki mevcut sıkıntılara ilişkin açıklaması, özel işletmelerin ve ABD hükümetinin hükümete karşı "ekonomik savaş" yürüttüğü, ve hükumeti çökertmek için kasıtlı olarak kıtlıklar ve ekonomik rahatsızlık ürettiği yönündedir. Muhalefet, batılı ana akım medya ve ABD hükumeti bu iddiayı saf propaganda olarak görüyor. Bu kapışan iddiaları nasıl anlamlandırmalıyız? 
 
Hükumetin ekonomik savaşının mevcut krizin ana ve tek nedeni olduğu iddiası doğru değil. Yine de, ekonomik savaşın gerçek olduğuna ve mevcut krizin ardındaki faktörlerden biri olduğuna dair açık kanıt var. Bu, hükumet yanlısı kaynakların iddia ettiği gibi, 1970'lerde sosyalist başkan Salvador Allende'yi devirmek için Richard Nixon ve Henry Kissenger'ın ekonomiye çığlık attırma çabaları nedeniyle krizle yüzleşen Şili ile Venezuela'nın şu anki durumu arasında paralellikler olduğu fikrini meydana çıkartır.
 
Ekonomik savaşın üç yüzü vardır. Birincisi, hükumete karşı olan özel üreticiler tarafından gıda ve temel malların (örneğin tuvalet kağıdı, diş macunu, un vs.) istiflenmesi, kasıtlı olarak kıtlıkların üretilmesi ve özellikle seçimlerin başında popülist muhalefet yaratılmasıdır. Bunun, 2002-2003 petrol grevleri ve Chavez'in ilk büyük seçim kaybı olan (belki de tesadüfen değil) Aralık 2007 anayasa referandumunun başlatılması da dahil olmak üzere, birçok kez meydana geldiğine dair kanıtlar var. PSUV'nun Aralık 2015 parlamento seçimlerindeki kaybını takiben, sosyal medyada seçimden önce kayıp ürünlerin bakkal raflarına döndüğü raporları vardı. Bu yılın Haziran ayında, Carora şehrinden Chavista aktivisti olan Myriam Gimenez, " Aralık 2015'teki seçimi siyah fasulye yüzünden kaybettiğimiz söylenebilir. Seçimden önceki haftalarda, hiçbir yerde siyah fasulye bulamıyordunuz", "Seçimden sonra siyah fasulye tekrar göründü" dedi.
 
Ekonomik savaşın ikinci safhası, ABD hükumetinin Venezuela ekonomisine karşı eylemlerinden kaynaklanan zarardır. Yakın zamandaki en görünür örnek(sadece tek bu değil); Obama'nın 9 Mart 2015 tarihli, "ABD'nin ulusal güvenlik ve dış politikası için, "Venezuela'daki durum" olağan dışı ve olağanüstü bir tehdit oluşturduğu" beyanatıdır. Geçtiğimiz Mart ayında yenilenen bu buyruk sonucu, insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklarla suçlanan yedi üst düzey Venezuela hükumet yetkilisine yaptırım uygulandı. Daha da önemlisi, Mark Weisbrot'un belirttiği gibi, hedeflenen ülkenin yatırım yapmak için güvenli bir yer olamayabileceğini belirten dolaylı etkilerle yabancı yatırımcılara mesaj gönderildi. Weisbrot, yabancılara, "finansal kurumlar, Venezuela'nın altını için para değiş tokuş anlaşmaları yapmak istediler...bir kaç yıl önce, yapamadılar" diye not etti. Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezinde uluslar arası politika alanında kıdemli aza olan Alex Main'e göre, "Finansal sektörde temas kuranlar, ABD Hazine Departmanının yatırımcıları ve bankacıları Maduro hükumetine kredi vermemek için teşvik ettiğini belirttiler. Yakın zamanda Venezuela yetkililerini hedef alan yaptırımlar, ABD ve Avrupa bankalarının Venezuela ile iş yapmalarını engellemek için yapıldı." ABD'nin yakın tarihli eylemlerinin, Venezuela umutsuzca dolara ihtiyaç duyduğu ancak Venezuela'nın hükumet karşıtı muhalefeti için verdiği destek hiçte sır olmayan Washinghton tarafından dövize erişim sağlaması engellediği zaman, hatırı sayılır ve çok zararlı etkileri oldu.
 
Ekonomik savaşın üçüncü boyutu, rejim değişikliği için muhalefetin şiddete varan baskılarının ekonomik ve psikolojik maliyetidir. Şubat ve Nisan 2014'de gerçekleşen şiddetli protestoların ekonomiye verdiği zararın kesin boyutunu ölçmek zordur. Mart 2014'te hükumet, muhalefet ablukalarının "temel malların arzını yüzde 60 azalttığını" iddia etti. Ve Nisan 2014 New York Times başmakalesinde, Başkan Maduro, "Bu şiddet eylemleri milyonlarca dolarlık zarar verdi" diye yazdı. Şubat-Nisan protestolarına bağlı olarak ekonomik zararın güvenilir bir bağımsız tahminini bulamadım. Ancak Venezuela hükumetinin tahminleri mantıksız görünmüyor. Devlet tarafından işletilen sağlık ocakları ve diğer kamu kurumlarını hedef alan şiddetli protestolara ilişkin maddi maliyetlerin yanı sıra kuşkusuz geniş çaplı maddi hasarlara yol açan halkın maruz kaldığı psikolojik masraflar da belirgin fakat hesaplanması zordur. Bugün yaygın olan korku ve belirsizlik iklimi muhalefetin eylemleri nedeniyle az değildir. Bu, hükumetin, hükumet halkın arasında güven tesis ederse başarılı olabileceği politik önlemleri, dövizin dalgalanmasına gibi, gerekli ve kaçınılmaz olmasına rağmen almak istememesine neredeyse kesinlikle katkıda bulundu. 
 
 
KARAMSAR İLERİYE BAKIŞ
 
Bu satırları yazmak beni zorluyorsa da, Venezuela'nın yakın gelecekte umutları konusunda iyimser olmak için pek bir neden görmüyorum. Temel neden, hükumetin döviz krizini çözmek için isteksizliğini sürdürmeye devam etmesidir. Maduro'nun, Ağustos ayının ilk haftasında Sanayi ve Ticaret Bakanı Miguel Perez Abad'ın yerini değiştirmesiyle, hükumetin bolivarın serbest dolaşımını gerçekleştireceğine dair umutlar da düş kırıklığına uğradı. Perez Abad, bu yılın Şubat ayında atanmasından bu yana serbest dolaşım için sürekli olarak baskı yapıyordu ve değiştirilmeden hemen önce 60 gün içinde olacağını belirtmişti. Onun yerinin değiştirilmesi bunun olasılığının düşük olduğunu ortaya koyuyor. 
 
Perez Abad'ın değiştirilmesine ilaveten, Maduro General Nestor Reverol'u yeni İçişleri ve Adalet Bakanı olarak atadı. Bu atama, ABD'nin Reverol'i uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlamasının hemen akabinde gerçekleşti. Maduro siyasi gerekçeli gördüğü bu suçlamaları reddetti. Maduro'nun Reverol'a kucak açması, onun milliyetçi anti-emperyalizm gösterisine yöneliktir. Ne yazık ki, bu aynı zamanda Maduro'nun ordudaki yolsuzlukla yüzleşmeye isteksizliğinin kanıtı olarak yorumlanabilir. Eğer durum buysa, bu, gelecek için başka bir uğursuz işarettir.
 
Hükumet, ekonomiyi çeşitlendirmede bazı inisiyatifler gösterdi. Bununla birlikte, attığı adımlar son derece tartışmalıdır. Geçen hafta Maduro yönetimi, Bolivar eyaletinde açık ocak madenciliğine izin vermek için sekiz ulusal ve uluslar arası şirketle 4.5 milyar dolarlık bir anlaşma yaptığını açıkladı. Bu girişim, ekolojik ve toplumsal etkileri nedeniyle Venezuela sosyal hareketleri, çevre aktivistleri ve yerli topluluklar tarafından şiddetle eleştirildi. New York Times yasa dışı madenciliğin yaygınlaşmasının sıtmayla ilgili endişe verici bir artışa nasıl katkıda bulunduğunu belgeleyen bir makale yayınlamıştı. Hükumetin girişimlerinin, Maduro eleştirileriyle ünlü Roland Denis gibi kendi destekleyicileri var. Aporrea.org (eleştirel sol Venezüella web sitesi) tarafından yayınlanan son bir röportajda, Denis, büyük ve yadsınamaz eksikliklere rağmen, yasadışı madenlerin statükoya uygun olması nedeniyle, hükumete bir yarar sağlamayan negatif sonuçlar içermesine karşın bu anlaşmanın desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Yeni anlaşma, hükumetin ek ve umutsuzca ihtiyaç duyulan bazı gelirleri elde etmesini sağlayacak. Özellikle Maduro, anlaşmadan kaynaklanan devlet gelirlerinin yüzde 60'ının sosyal harcamaya yönlendirileceğine söz verdi. Bu tartışmalar, kalkınma için çıkarılmamış kaynakların geliştirilmesinin acil ihtiyaca cevap vermediğini söyleyen eleştirileri ortadan kaldırmaz. 
 
 ABD'nin ve bir dizi diğer yabancı hükumetlerin görmek istediği gibi, her ne kadar muhalefetten daha ağır adımlarla olsa da, Maduro'yu fesih etme çabaları ilerlemeye devam ediyor. 1 Ağustos'ta Ulusal Seçici Konsey (CNE), muhalefetin, fesih etme referandum sürecini-seçmenlerin yüzde 20'sinin oyunun toplanmasına yönelik- başlatmak için gerekli olan kayıtlı oy kullananların imza oranlarının % 1'ini toplayıp yasallaştırmayı başardığını bildirdi. Geçen hafta CNE, referandumun gerçekleşebileceği en erken tarihin Şubat 2017 yılının sonlarında olacağını duyurdu. Bu tarih Maduro'nun başkanlık döneminin ortasına geldiğinden, yenilgisi halinde, seçime gerek duyulmadan koltuğuna Venezuela başkan yardımcısı Aristobulu Isturiz'in gelmesiyle neticelenecektir.
 
Resmi olarak, muhalefet referandumun 10 Ocak'tan sonrasına ertelenmesine kararlı bir şekilde karşı çıktı. Bununla birlikte, pek çok muhalefet liderinin aslında bu senaryoyu tercih ettikleri spekülasyonları var, çünkü önümüzdeki birkaç yıl görevde kim olursa olsun son derece zor olacak gibi görünüyor. Maduro hükumeti iktidarda kalırsa bedel ödeyecektir. Muhalefet 2019'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak için iyi bir konuma gelecektir. Söylemeye değer diğer bir nokta, muhalefet(kamuoyu önünde) hükumeti kışkırtsa da, eğer hükumeti fesih etme referandumu bu yıl olmazsa, muhalefet liderleri fesih kampanyalarının başlamasını bir kaç ay erteleyeceklerdi. Bu nedenle muhalefet, gecikme için en azından bir miktar sorumludur. 
 
Bir muhalefet hükumeti, şimdi veya 2019'da Venezuela'nın krizini çözmeye yardım edecek mi? Önümüzdeki aylarda ve gelecek yıllarda ne olacağını önceden tahmin etmek tabii ki zordur. Ancak bir muhalefet hükumetinin Maduro'dan daha becerikli olacağına dair çok az kanıt var. Aralık 2015 parlamento seçimlerinden bu yana, muhalefet liderleri krizle mücadele planları hakkında her hangi bir şey söylemediler. Haziran ayında, Sucre belediye başkanı ve önde gelen bir muhalefet partisi olan Primero Justicia'nın en üst düzey yetkililerinden biri olan Carlos Ocariz'e muhalefet planları hakkında soru sordum. Ortak bir dille cevap verdi: "Politik değişim olmadan ekonomik değişim olmaz." Chavistas, muhalefetin gerçek planlarını ortaya koymaya gönülsüz olduğuna inanıyor çünkü muhalefet çok da halkçı değil; planlarının IMF ile acı bir anlaşma içerecek şekilde ekonominin tam ölçekli özelleştirilmesini içerdiği söylentiler halinde dolaşıyor.  Bu gibi kararlar, Venezuela'nın ihtiyacı olan işleri rayına oturtmaktan oldukça uzaklar.
 
Ne yazık ki şu anda acı çeken Venezüella halkı için gelecek parlak gözükmüyor.
 
*www.thenation.com sitesinde Gabriel Hetland'ın yazısından ozgurluk-dergisi.org tarafından Üretimlere Katkı başlığı altında amatörce Türkçeye çevrilmiştir.
 
  • 1
  • 2
Prev Next

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

  2014'te İşid'in Musul'u ele geçirmesinin yaratmış olduğu boşlukta Kerkük dahil stratejik olarak tartışmalı bölgelerle sınırlarını geliştiren Kürtler, ekonomik ve siyasi olarak ciddi bir avantaj kazandılar. Bu duruma başta Irak, İran ve Türkiye(hatta Suriye) gibi ülkelerin uzun vadede sesiz ve tepkisiz kalmaları beklenemezdi. Kürt meselesinin çözümü/çözümsüzlüğü gibi kavramların onlar için pek bir önemi yoktu. Onlar için önemli olan, yönetmiş  oldukları ülkelerin "birlik ve beraberlikleri idi". Referandumun sonuç ve koşulları bu yaklaşımın ürünüdür. En önemli nokta ulusal ve Kürt meselelerinin çözümü konusunda emperyalist güçlere dayanarak çözmeye çalışmanın geçerli olmayacağı da bariz olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin özü ulus devlet ve çıkarları konusuna düğümlenmiş durumdadır. Ulusal sorunun çözümünü cumhuriyetle aramak beyhudedir. Çözümsüzlüğünü ve çıkarlar yüzünden bozulacak kararsız dengeler oluşturmayı çözüm diye sunmaktır. Uluslar arası tekeller tarafından savaş çokta... Read more

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

  Lenin orada senin söylediğini söylememiş ! Mahir sein dediğin şeyi söylemiyor. Marks ve Engels'in dediklerinin senin yorumlarınla alakası yok! Sadece sen öyle sanıyorsun. Üstelik başka türlü de olabilir  payın bile yok! Anlayacağın bu düşündüklerini sen hariç hiç kimse düşünmüyor! Onları sen uydurdun  kendine ! Aynı parmak izi gibi kimsede yok. Hemen küçük burjuva idealist dünya görüşünle: ‘’Tabii ki benimki değilse,  senin söylediğini söylemiştir!?’’Dediğinde senin çuvalına gireceğimizi bekliyorsun. Ustaların bizim söylediğimizi söylemeye ihtiyacı mı var? Böye bir ihtiyaç mı var? Halbuki hepimizin doğruyu yapmak diye bir zorunluluğumuz var. Bak bu bir dünya görüşü. Senin yaratığın ikilemin yanlışlığının dışında doğru dünya görüşünün ve zorunluluğunun ifadesi. Böylesi bir bakışla yolculuğuna başlarsan doğruya gelişebilme ihtimalinin olduğunun ifadesi... Hayır senin o çuvalının ve içerisindeki ikilemlerin dışında koca bir dünya var. Bu yaşanılanlar bir dönemin doğrusu ve bu dönemin... Read more

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

  Art arada yaşanılan yenilgiler sonucu  oluşan güvensizlik ortamı ve  ‘’sosyalizm’’denilen sistemlerin başarısızlığı ve de iki kutuplu bir dünyanın yıkılışı öyle bir kafa karışıklığı yarattı ki, her alana yansıyor ve kapsıyor. Yaşanılan toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda. Bununla birlikte belirli bir tartışma  geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve hakları için isyanını demokrasi olarak algılayan durumda! Ya sorumluluklar? Bu demokratik devrimini yaşayamamış ülkenin insanları olmanın bedeli olmalı! Hangi konu olursa olsun tartışma hızlı biçimde saygısızlıktan küfre gelişiyor. Bu dünyadaki gelişmelerden de bağımsız değil. Her dönem kendi maddi yaşamının belirleyiciliğinde kendi dilini de yaratıyor. O dönemin ve tarihsel aşamanın yaşanılanlarını ifade eden anlamlandıran kelime ve cümleler alınıp bugünü açıklamak için kullanıldığında tadı kaçıyor. Anlamını yitiriyor. Öğr... Read more

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

  ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA ÖZGÜRLÜK     Onların en iyi yaptığı iştir kin ve nefret salgılamak. Kin emzirirler nefret kusarlar.  Dinleri, milletleri, dilleri, kültürleri öfkedir onların."Cehennem" ateşiyle çevrilirler.  Onların en koktuğu şeydir yüzleşmek sevginin çayırlarındaki insanla. Ve onlar yüreksizdirler ezilmişliğe ve yoksulluğa karşı çağlayan özgür ve billur yürekler karşısında.  Onların en iyi yaptığı iştir yüreklerle savaşmak. Yürekleri dağlamak. Yürekleri burkmak. Yürekleri parçalamak. İşkencelerle, pusularla, kör kurşunlarla ve bombalarla... Öldürme emri aldıkları kitapla saldırırlar kendinden olmayan kitaplara.... Ve kanla göndere çekerler bayraklarını insanlığın gözyaşlarında....   Ve Ankara Garında...   Onların en iyi yaptığı iştir can almak kralların, sultanların, diktatörlerin kanlı etekleri altında. Fakat unuttukları bir şey vardır yürekleri sevgiyle atanlarda...   Bizim  de yaptığımız en iyi iştir can vermek Aşk i... Read more

ARAF’DA TARAF OLMAK

ARAF’DA TARAF OLMAK

  Bugün siyasal tutarsızlık içerisinde olanların geçmişin devrimci ders ve deneylerini anlaması da mümkün değildir. Yaratılan karşıtlıkta taraf olanlardan herbiri aynı kitaplardan ve kişilerden alıntılarla kendilerinin doğruluğunu kanıtlamaya çabalıyor. UKKTH’ından, Lenin’den alıntılarla kendi haklılıklarını bir çırpıda kanıtlamış oluyorlar. Sanırsın Lenin onun haklılığı yönünde sözler demeseydi haklılığı ortadan kalkacaktı! Herşeyden önce bu bir dünya görüşü sorunu. Geçmiş devrimci deney ve birikimlerin hareket halini ortadan kaldırıp içini boşalttın mı geriye senin işine geleni anlaman kalır. Geriye kalan neydi? İşçi sınıfının çıkarı! O da sen. Gökten zembille sana bahşedilmişti. Güç çoğunluk çokluk vb. de sende oldu mu sorun kökünden hallolmuştur. Nokta. Abartı değil acı bir insanlar alemi gerçeği. Tartışma geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve haklar isyanını demokras... Read more

HATUN TUĞLUK'UN BİR ANNENİN CENAZESİ

HATUN TUĞLUK'UN BİR ANNENİN CENAZESİ

    HATUN TUĞLUK’UN bir annenin cenazesine saldıracak kadar nefret,  kin yayanları ve bunu kendi haklılığını kanıtlamak için kullananları kınıyoruz. ‘’Annemin cenazesine yapılan saldırı büyük bir vahşet. Ancak bu saldırıya karşı toplumdan tek ses halinde gelen lanetleme, kınama beni umutlandırdı. Annemin cenazesi umut ederim ki bazı şeyleri sorgulamamıza gözden geçirmemize sebebiyet versin. Barışa karşı umudumuzu kaybetmememiz gerektiğini bir kez daha anladım.’’ ‘’Çok büyük acılar yaşamış ve her daim barıştan yana olmuş bir anneydi. Askerlerin şehit cenazeleri geldiğinde gözyaşları dökerdi’’ ‘’Çözüm süreci bitmemiş olsaydı bunu yaşamamış olabilirdik. Nasıl bu hale geldik. Biz de tabii ki barış sürecinin  sekteye uğramasında büyük hatalar yaptık. İki tarafın da hataları oldu. Umarım annemin cenazesinde yaşanan bu hadise başka umutların kapısını açsın. Çünkü toplumsal uzlaşmadan başka barıştan başka çıkış yolumuz yok.’’ Aysel Tuğluk Süleymen Soylu. Aşağılıksınız! Bugün 16 Eylü... Read more

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER 1952 Yılında Kastamonu’da subay çocuğu olarak dünyaya geldi. İstanbuda 18 yaşında Kastamonu’lular derneği başkanı oldu. İ.Ü İktisat fakültesi öğrenci derneği başkanı oldu. 1974 de Devrimci Gençlik dergisinin çıkışı ve Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonunun kuruluşunda yer aldı. 1978 yılına kadar DEV GENÇ genel sekreterliği yaptı. Dev Sol ayrılığı ve kuruluşunda yer aldı. Sonra onlardan ayrıldı Kurtuluşa geçti. 12 Eylül faşist cuntasında vur emriyle ararnan 5 kişiden biriydi. 12 Eylül sonrası Filistine geçti. Oradan Avrupa ve uzun seneler Fransa ve isviçre’de yaşadı. Daha sonra cezalarının zaman aşımına uğraması sonucu Türkiye’ye döndü. 1995 de HADEP millet vekili adayı oldu. ÖDP nin kuruluşuna katıldı ve parti meclisi üyeliği yaptı. 2015 seçimlerinde HDP milletvekili adayıydı. 22 Ağustosta 65 yaşında aramızdan ayrıldı. Bu çalkantılı yaşamı ve siyasi yaşamı Türkiye sınıflar mücadelesinin demokrasi deneyim ve birikimlerinin geldiği yeri gösterir. Siyasal... Read more

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

Nereden, kimden, ne amaçla gelirse gelsin kirli savaşınız ve hedef gözetmeyen şiddetiniz kimleri öldürüyor?   Yoksulları, fakirleri, işçileri, işsizleri, sıradan erleri, öğrencileri, öğretmenleri, avukatları, abileri, ablaları, amcaları, halaları, eşi dostu, seni beni    Mehmet Ayvalıtaş(20), Abdullah Cömert(22), Ethem Sarısülük(26), İrfan Tuna(47), Selim Önder(88) ve Ali İsmail Korkmaz'ları   Berkin Elvan'ları   Ve kundaktaki bebekleri   Ve en son 15 yaşındaki Eren'leri ve bombalı saldırılarınızda masum insanları   Öldürüyor.   Peki, kirli savaşınız kimleri yaşatıyor?   Holdinglerin tepesinde işçilerin ensesinde boza pişiren sömürücü pislikleri,    Generalleri, emniyet müdürlerini, valileri, kaymakamları ve bilumum yüksek seviyeli sadık köpekleri,   Boğaz ve Bodrum lokantalarında ve barlarında vur patlasın çal oynasın yaşayan seçkinleri,   Bokunda boncukla doğan zengin veletlerini,   Parayla bedel ödeyenleri,   Çalıp çırpan, yağmalayan, talan edenleri   V... Read more

DEMOKRASİ NÖBETİ

DEMOKRASİ NÖBETİ

Egemen sınıflar ve onların hizmetkarı ideologları tarafından yaratılan kimlikler var oluşumuzda bizim özümüz değildiler. İnsanlar, bilinçlenmeye başladıkça kendi tutkuları, eğilimleri ve çıkarları doğrultusunda içinde yaşadıkları sistemin eğitim, kültür, din, aile, devlet gibi bütün üst yapı kurumlarının saldırısı altında, yeme, içme, giyinme ve barınma gibi maddi ihtiyaçlarının yanında psikolojik ve toplumsal ihtiyaçlarını da karşılayabilmek adına ya satabilecek tek ürünleri olan emeklerini satarak ya da başkalarını sömürerek o kimlikleri şuursuzca ancak bir menfaat doğrultusunda sırtlarına geçirirler. İşte o noktadan sonra bir kimliğe bürünen insan için sadece "biz" ya da "bizden olanlar" ve "onlar" ya da "onlardan olanlar" vardır. Artık insanlık çıplak değildir; karalara bürünmüştür. Kendine ve kendi kimliğine yapılan haksızlıklar ve zulümler karşısında verdiği tepkileri, kendinden olmayan kimliklere ve başkalarına aynı haksızlıklar yapıldığında veremez. Vermek istemez çünkü başka... Read more

GELİŞİMİ YORUMLAMAK, YORUMUNA GELİŞİM UYDURMAK

GELİŞİMİ YORUMLAMAK, YORUMUNA GELİŞİM UYDURMAK

  Genel olarak sol kavramı modern düşünceyi, ilerlemeyi, medeni olmayı, laikliği, özgürlüklere önem vermeyi ve benzerlerini ihtiva etse de ve bu vasıfları kendinde barındıranlara çoğunlukla solcu dense de, solun içinde de sağcıların sahip olduğu özellikler olan yobazlığa, bağnazlığa ve gericiliğe haiz olan insanlar var. Bu tip insanlar her ne kadar sol kimliği üstlerine geçirdiklerini iddia etseler de saplantı haline getirdikleri gerici idealist dünya görüşlerinin pençesinde farkında olmadan ya da bilinçli olarak sağcıların genelde yaptığı ya da yapacağı gibi devrimci dünya görüşü ve tavrına bazen üstü kapalı, bazen de aleni olarak saldırıyorlar. Kendileri o düşünceye sahip olamadıklarından, ki o düşünceye sahip olmak yürek istediğinden ve onlarca bunalımı başarıyla aşıp geçmeyi gerektirdiğinden, bilinç altlarında oluşan inanılmaz bir kin ve nefretle akıllarınca bu düşünceyi objektif bilgilendirme adı altında karalamaya çabalıyorlar. O düşünce de,diyalektik ve tarihsel materyalizm v... Read more

KATAR KRİZİ

KATAR KRİZİ

"Unutmayın ki siyaset, sömürgecilik, emperyalizm ve savaş insan beyninden kaynaklanır."  Vilayanur S. Ramachandran İster bireysel ilişkilerde olsun, isterse uluslar arası ilişkilerde olsun, ilişkinin temeli para üzerine tesis edilirse, çıkarların bir noktadan sonra çarpışması kaçınılmazdır. Gelinen ya da gelinecek olan noktanın sebebi ise kimsenin kimseye güvenmemesi veya acaba benden gizli iş mi çeviriyor saplantısına girmesidir. Ve paranoyak saplantılar davranışları yönlendirir. Çoğu zaman da tuzağa çekerler. Bireysel ilişkilerde saplantıların zararı kişilerin ilişkisinin bozulmasıyla, bazen de fiziki verilen zararlarla son bulur. Peki ya ulusların saplantılar üzerine kurulu çıkar savaşları? Dün birbirleriyle iyi olanların bugün düşman olmaları? Dün düşman olanların bugün can ciğer olmaları? Zararı sadece ezilen halklara ve çevrelere olur ve olacaktır. Belki de buna en iyi örnek Katar'dır. Ortadoğu'nun hatta  dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Katar... Read more

ADALET

ADALET

‘’Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp,adil gibi görünmektir.’’ Platon ‘’Adaletsizliği işleyen çekenden daha sefildir.’’Platon Demek ki adalet herkese lazımmış! Bir ülkede ana muhalefet ve demokratik kuruluşlar adalet arayan yürüyüşe geçiyor,gücü elinde bulunduranlar engellemeye kalkıyorsa,adalet diye haykırma zamanıdır.Adalet arayışının pazarlığı olmaz.Demokratik devrim mücadelesinde bir adım atma çabasıdır. ‘’Zayıf daima adalet ister,halbuki bunlar kuvvetlinin umrunda bile değildir.’’Aristoteles İktidar daki bir avuç zorba istemiyor diye vazgeçilemez.Bunun gibi;adalet isteyene göre pazarlık,herkese göre değişen adalet,adil olamamak demektir.Adil olmayan zalimler,doğanın ve üretenlerin doğabilimsel acımasız adaletine hesap vermek zorunda kalacaklardır. ŞİMDİ HEP BİRLİKTE HAYKIRMA ZAMANIDIR.   ADALET HEMEN ŞİMDİ. Read more

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET "İlk yumruğu atan fikirlerinin yetersizliğini kabul etmiştir." Çin Atasözü   Şiddeti meşru kılmak isteyenler şiddetin doğada var olduğunu, dolayısıyla insanın doğasının da şiddeti barındırdığını öne sürerler ve hayvanları örnek gösterirler. Oysa insan hayvan değildir ve aklı vardır. Şiddet de insanın doğasından değil kıskançlıklarından kaynaklanır. Oysa insanlığın doğuşunda kıskançlık ve ihtiva ettiği şiddet olsaydı, bugün insan toplumu diye bir şey olmaz ve en başından yok olup giderdi.    Öyleyse neden şiddet maskesi takarız? Ezen de ezilen de şiddete meyleder? Kıskançlık, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, fikirlerin yetersizliği, gelenekler, kültürsüzlük, medeniyetsizlik, kompleksler, ego, ideoloji, inanç, din, milliyetçilik, para, hırs vb. tetikleyiciler midir? Büyük ihtimalle, evet. Ama bunların içinde bir durum var ki, insanın aklı havsalası almıyor.   Düşünceleri yüzünden şiddet ve baskı gören kimse neden kendi düşüncesinde olmayan diğerin... Read more

Kapitalizmin Kuralları ve Şirket Ütopyaları

Kapitalizmin Kuralları ve Şirket Ütopyaları

    Kapitalizmin Kurallarının ve İş Yasalarının Uygulanmadığı Şirket Ütopyaları   Gazetecilerimiz, dünyanın "özel ekonomik bölgelerinden" üçüne erişti ve şirketler için cennet ve işçiler için çöl buldu.                                                                         ÖZEL ARAŞTIRMA                                                  MATT KENNARD VE CLAIRE PROVOST   KAMBOÇYA HUKUKUNDA, ÖRGÜTLENME HAKKININ DEMİRLE KAPLI OLDUĞU SÖYLENİR. Hiç bir işveren, devlet memuru ya da vatandaş sendika faaliyetini engelleyemez. Bununla birlikte, In This Times gazetecileri, Kamboçya'nın en büyük özel ekonomik bölgelerinin(SEZ) duvarları içinde, işçilerin etrafını çitle çevirerek ve sendikaları çıkartarak iş gücünü sıkı kontrol etme üzerine dizayn edilmiş bir sistem gördüler. Bir düzineden fazla işçi ve emekçi eylemci, Kamboçya'daki herhangi bir yerde bağımsız olarak düzenlenmesi kolay olmadığı halde, özel ekonomik bölgelerde yasanın açıkça ihlal edildiğini doğruladılar. Sonuç hoşnutsuzl... Read more

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

    Düşüncenin maddeden görece bağımsızlığı ve onu değiştirebilme yetisinin yanlış kullanımı düşüncenin maddeyle olan bağlarının kopmasını getirmiştir. İnsanlar alemi bu dünyada  insanlar aleminde yaşamıyor. Sonuçta herkes kendi dünyasında yaşıyor. Algıladığı kadarı kendisine yeten sanrılar aleminde yaşıyor. Kimse Platon’un ya da kendi mağarasından çıkmak istemiyor. Doğa ve bilimsel gerçekler ile ilinti giderek kopuyor. Kendi gerçeklerini dayatmaya doğru gelişiyor. Bu, insanlar aleminin bu gününe ait genelleme, çoğunluk, çokluk vb.değil! Hareket halindeki gidişin yönünü belirleyen bir tespit. Elbette ki herkesi aynılaştırmak, bu bağlamda genellemek yanlış olur. Genellemek, hepsinin aynı olduğunu düşünmek, zıtların birlikteliği ve mücadelesi hareketini dışlamak olur. Buna karşın kendi sanrı, rüya ve halüsinasyonlarından oluşan bu sanal dünyalarını kendi dışındakilere dayatma durumundalar. En azından anlaşılmasını bekleme durumundalar. Olumlu bulduğu, yaptıklarının bile diğerlerinden ü... Read more

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

KOŞUN KURŞUN ERİTMEYE ÇAĞIRIYORUZ. Kaybettikleri,hileyle kazandık dedikleri referandum sonrası,baskı ve zulümleri artarak devam ediyor.Zulümleriyle sindirebildikleri bir ülke hayal ediyorlar.Bu baskı ve zulüm sistemiyle dün Soma'da 301 emekçinin ölümünü’’kader’’ilan ettiler.Tedbir alması gerekenler görevlerinden,iş kazalarından’’DİKKAT BU ÜLKEDE KADER VAR’’diyerek’’kurtuldular ! ’’Bugün de KHK zulümleriyle işinden,aşından, özgürlüğünden,canından etiklerini;duymazdan,görmezden gelip susturmaya çabalıyorlar.Çünkü onların gözleri var.... kulakları var..... fakat zulümle kimseyi susturamayacaklarını idrak edecek kalpleri yok.Çünkü anladıkları ve kendi korktukları dünyaları o.Hak gaspı varsa direnmek meşrudur.Kimse engelleyemez.Kendi çıkarlar ve güçler dünyalarında’’HAK’’denileni’’ÇIKAR’’anlıyorlar.Aradaki farkı hayat anlatacak onlara.  Başta oğlunun cenazesini alabilmek için 70 yaşında 80 güne yaklaşan açlık greviyle Kemal Gün.İşini ekmeğini öğrencilerini geri isteyen Nuriye Gülmen ve ... Read more

YAŞASIN KOMÜN ! (28 MAYIS 1871 - PARİS)

YAŞASIN KOMÜN ! (28 MAYIS 1871 - PARİS)

O AN   Reel sosyalizmin yıkılması sonucu düşülen boşlukta, aslında aydınlığa değil karanlığa tutunan, kapitalizmin de çok hoşuna giden, düşüncelerden bir tanesi de sosyalizmin başarısızlığını insan genlerine bağlamasıydı. Dolayısıyla sorunlar insan genleri kaynaklı olduğundan, doğuştan geldiğinden, yapacak bir şey de yoktu. Bu düşünceye göre inanç, kıskançlık, zulüm, şiddet, baskı ve bir çok özellik insan genlerinden kaynaklanıyordu. İnsan paylaşmayı sevmiyordu.    Görüntüde bu düşünce haklı görünüyor. Hele bugün yaşanılan düzen içinde insanın ahlaki ve insani bozulmasına baktığımızda her yeri umutsuzluk kaplıyor. Düzen içinde hangi ideolojiye dayanan yönetim şekli olursa olsun bozulmadan payını alıyor. Sosyalist olarak iktidara gelenler bırakın işçi sınıfını unutmayı tarihi bile unutuyorlar. Kapitalist düzen savunucularının ne olduğu ise malum. Onlar hırsız doğmuyorlar belki ama hırsızlıkla büyüyorlar. Ve hırsızlık her yeri kaplıyor. En güzel örnek Türkiye. Bugün fır... Read more

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

  İlk baştan böylesi bir yazının temel amacının belirtelim. Maddede hareketin düşüncenin hareketiyle bütünlüğü ve yaşamın karşımıza çıkarttığı sorunların sadece tahlilini değil çözümünü de dünyanın değiştirilmesi, dünya görüşünün ne olması ve nasıl düşünülmesi gerektiği doğrultusunda bilince çıkarmaktır. Birilerine bir şeyler öğretmek, laf yarıştırmak değildir. Marksizmi bir doğmalar yığını haline getiren, kendinin doğruluğunu bulduğu alıntılarla ispatladığını sayan öğretmen edasında konu ve kalıplar değil, onun yaşayan özünü, dünya görüşünü ve bakış tarzını belirli noktalarda tartışma çabasıdır. Bu noktalar günümüz ve görevlerimiz yani içerisinde yaşadığımız zaman, mekan ve de maddi ve düşünsel koşullar bağlamındadır. Maddede harekete düşünceyle müdahil olmak demektir devrimcilik. Olayın özü içerisinde bulunduğumuz ortamın doğa bilimsel doğrular ışığında, doğru değerlendirilebilir olmasıyla ilgilidir. Devrimci dünya görüşü açısından bu içinde bulunulan ortamı doğru d... Read more

BOLLUK İÇİNDE SERMAYENİN AÇLIĞI

BOLLUK İÇİNDE SERMAYENİN AÇLIĞI

    Yiyecekler ihtiyaç için değil, kar için üretildiği sürece insanlar aç kalacaklar   Andrew Smolski         Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, küresel gıda üretiminin dünyayı beslemek için yeterli olandan çok daha fazla olduğunu tahmin etmektedir. Örneğin, 2016'da üretilen 2,577 milyon ton tahılın talebi karşıladıktan sonra 13 milyon tonunun arta kalacağını öngörüyor.   Dünya genelinde, USDA(ABD Tarım Bakanlığı) beslenme kurallarına göre bir insanın minimum düzeyde enerji ihtiyacı olan kişi başına günlük iki bin kalorinin üzerinde hali hazırda üretiyoruz. Yine de, tüm bu üretimle 780 milyon insan kronik açlıkla yaşıyor; kırsal alanda yaşayanların çoğunun geçimleri tarıma bağlı.   Birleşmiş Milletler, bu korkunç paradoksun kısmen "gıda israfı"nın sonucu olduğunu belirtiyor. Tahminler, yiyeceklerin yaklaşık üçte birinin kaybedildiği, atıldığı yönündedir ve gıda israfı araştırmacıları bu problemin hafife alındığını düşünüyorlar. Varsayımsal olar... Read more

DEVRİM NEDEN ARTIK MÜMKÜN DEĞİL?

DEVRİM NEDEN ARTIK MÜMKÜN DEĞİL?

    BYUNG-CHUL HAN 23 October 2015       Kapitalizmin sert mantığı paylaşım ekonomisinin kalbine bile hakimdir. Paylaşmak güzel olsa da hiç kimse hiç bir şeyi bedavaya vermez.     Bir yıl önce, kapitalizmin iki eleştirisinin çarpıştığı Berliner Schaubühne'deki Antonio Negri'nin sunumuna yanıt verdim. Negri, neo-liberal egemenlik sistemine,"İmparatorluk"a karşı küresel direnişi göklere çıkardı. Kendisini komünist bir devrimci olarak sundu ve benden de şüpheci akademisyen olarak bahsetti.   İmparatorluğu çöküşe götürecek açıkça güvendiği devrimi ve protestoların şebekeleşmiş kitlesini "Çokluk"u aşk ile yardıma çağırdı. Komünist devrimci bakış açısı bende fazlasıyla naif ve gerçeklikten uzak bir izlenim bıraktı.   Dolayısıyla, bugün devrimin neden artık mümkün olmadığını söylemeye çalıştım.   Niçin neo-liberal sistemin hakimiyeti bu kadar istikrarlı? Neden buna karşı çok az direniş var? Neden ortaya çıkan direniş çabucacık ziyan olup gidiyor? Neden, zengin ve fakir arasın... Read more

ZAPATİSTALAR VE TOPRAKSIZ İŞÇİLER

ZAPATİSTALAR VE TOPRAKSIZ İŞÇİLER

Neoliberalizm altındaki direniş stratejileri: Zapatistalar ve Topraksız İşçi Hareketinden Dersler     Bu makale, Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu ve Topraksız İşçi Hareketi'ni ve bu hareketleri on yıllardır sürdürebilmenin yollarını ve neoliberalizm altında devrimci eylemin alışılmış kısıtlamaları aşmasını inceliyor. Bu dersler, karşı-güç inşa etme çabaları için gereklidir.       Küreselleşme gerçekten yeni bir olgu değildir; Kuzey Amerika ve Avrupa merkezli endüstrileri beslemek için dünya genelinden ham madde kaynaklarını acımasızca çıkaran Avrupa kolonizminin en azından yükselişinden beri küreselleşmiş bir ekonomide yaşıyoruz ve İpek Yolu'ndan bu yana küreselleşme bir dereceye kadar var olmuştur. Buna rağmen, neoliberal çağın küreselleşmesi eşi benzeri görülmemiş büyüklüktedir. Ekonomik ve politik yapılar, daha önce insanlık tarihinde görülmemiş bir seviyeye kadar evrensel hale getirilmişlerdir. Adeta insan toplumunun neredeyse tamamı, benzer kemer sıkma, özelleştirme v... Read more

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

Merhaba John, Mektubun için teşekkür ederim. Sanırım bazen insanın nereden geldiğini hatırlaması çok da canını yakmıyor. Nerelerden geldiğimi iyi biliyorsun. Bir şeyler yazmaya ya da film çekmeye çalışan insanlar bunu doğru düzgün anlatmayı beceremiyor. “9'dan 5'e” deyip işin içinden çıkıyorlar. Hiçbir zaman 9'dan 5'e değildir, oralarda öğle tatili yoktur, hatta işten atılmamak için çoğu yemek arası bile vermez. Bir de fazla MESAİ vardır ki kitapların çoğu fazla mesaiyi doğru düzgün anlatmayı beceremez ve bundan şikayetçiysen senin yerini dolduracak bir enayi daima bulunur.Eskiden ne dediğimi hatırlarsın; “Kölelik hiçbir zaman kaybolmadı, sadece yeni renkleri de içine alacak kadar genişledi.”En acıtanı da, sırf daha beterinden korktukları için, çalışmak istemedikleri işlerini kaybetmeme uğruna verdikleri insanlıkdışı mücadele. İnsanlar kolayca harcanıyor. Korku dolu ve itaatkâr bedenler. Gözlerinin feri sönmüş. Sesleri çirkinleşmiş. Bedenleri de. Saçları. Tırnakları. Ayakkabıları. Yap... Read more

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER EMPERYALİZME KARŞIYSANIZ

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER EMPERYALİZME KARŞIYSANIZ

David S. Pena       Hiç Amerika Birleşik Devletlerinin, ulu orta yaptığı gibi, neden dünyayla etkileşim kurduğunu merak ettiniz mi? Ülkemizin neden dünyanın her yerinde savaşta olduğunu, neden hükumetimizin her zaman diğer ülkelere, onların liderlerine, onların insanlarına saldırmakta, onları kötülemekte ve onlarla savaşmakta olduğunu hiç merak ettiniz mi?    Hükumetimizin ve medyamızın neden sınırlarımızın dışındaki dünyanın, bizi istila etmekten ve terörize etmekten, zor kazandığımız serveti çalmaktan ve hayat tarzımızı yok etmekten başka bir şey istemeyen cahil, sapık, geri, tembel ve kısır barbarlarla dolu yozlaşmış, kaotik, korkutucu bir mekan olduğu görüşünü teşvik ettiğini merak ettiniz mi? Neden ana akım medyamızın, ordumuzun, politikacılarımızın, ve hatta bazen öğretmenlerimizin ve ruhban sınıfının onların geleneklerinin, inançlarının ve görünüşlerinin canavarca karikatürlerini teşvik ederek dünya insanlarını kişiliksizleştirmeye katıldıklarını ve ikide bir onları "Çinli... Read more

NORMAL GÖRÜNEN İNSANDA "FAŞİST" PSİKO-SOSYAL GERİL…

NORMAL GÖRÜNEN İNSANDA "FAŞİST" PSİKO-SOSYAL GERİLEME ÜZERİNE KISA NOTLAR

    Yırtıcı Yalancı-Embriyo Gibi Faşist İnsana İlkel Döl Yatağı Olan Dünyanın Gerileyen Algısı   Burada "Faşist", insan karşıtı, doğa karşıtı ve silahlara ve de paraya yönelik güç yanlısı anlamındadır.   Hayatın(ve insanların) gerileyen(faşist bir şekilde) algısı dünyayı koşulsuz tüketim nesnesine, sanki insan embriyosunun(faşist gerilemenin öznesi) mülkü olan dev bir döl yatağına dönüştürüyor. Eğer dünya rahminde "yaşamak "ta olan diğer insanlar, insan embriyosunun eylemlerine ve niyetlerine (herhangi bir insana değil ideolojinin müstesna kadrine dayanan) karşı çıkmaz bir duruş sergilerlerse, faşist gerileme öznesi onlara küstahça ve adi suçlular gibi davranır ve onları boyunduruk altına alma ve onları resimden-"onun" dünya rahmi olan ortamdan- silme eğiliminde olur.   Faşist gerileme, yalnızca algısal işlev değildir; insan ruhunun acısı olan bir rahatsızlıktır-farklı varoluşsal zevklere, fikirlere, dünyanın resimlerine, geleneklerine, farklı alışkanlıklarına ve bağımsız ira... Read more

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON V…

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON VERMEK İSTİYORSANIZ(2)

    David S. Pena     Geçen makalemizde, kapitalizm altındaki işçilerin sömürülmesini tartışmıştık, bu nedenle bu tartışmanın ana noktalarını kısaca gözden geçirelim ve kapitalizmin işçileri sömürdüğüne dair bazı itirazları değerlendirelim.   Kapitalistler karı maksimuma çıkarmak isterler ve bunu işçi sınıfını sömürerek yaparlar. Kapitalist sömürünün temel yöntemi, çalışanları maksimum miktarda iş yapmaya zorlarken yanlarına kar kalan en düşük ücreti(mümkün olduğu kadar hayatta kalmaya yetecek kadar) işçilere ödemektir. Daha spesifik olarak, kapitalistler, ücretinizi ya da maaşınızı kapsayan üretim zamanın ötesinde çalışmanız gereken süreyi arttırarak, hizmet ya da üretim şeklinde, sizden sağladıkları değeri maksimuma çıkartmaya çalışırlar.           Örneğin geçen makalemizde, günde 8 saat için kendisine $50 ödenen bir yedek parça işçisini inceledik. Bu işçi, yaklaşık 3 dakika içinde 50 $ değerinde ürün üretebiliyordu. Dolayısıyla, işçinin günlük maaşını kapsayan d... Read more

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON V…

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON VERMEK İSTİYORSANIZ

    David S. Pena   Kapitalizm işçileri sömürür. Kapitalist toplumumuzdaki insanların büyük çoğunluğunun yaşamak için çalışması gerekir, bu yüzden ülkemizdeki ve dünyadaki insanların çoğunun sömürülen işçiler olduğunu söylemek abartılı olmaz.   İşçilerin sömürüldüğünü söylemek ne demektir? Marksist teoride sömürme, işçilerin kapitalistler tarafından kelimenin tam anlamıyla soyulduğu anlamına gelir. Tabii ki, kapitalistler bunu hiç bir zaman kabul etmezler. Çalışanlarına makul bir iş için, üç aşağı beş yukarı ürettiklerine karşılık günlük makul bir ödeme yaptıklarını iddia ederler. Ama Marksistler gerçekte olanın bu olmadığını söylerler.       Kapitalistler, yiyecek, giyecek ve barınma gibi hayatın ihtiyaçlarının üretilmesinde gerekli olan makineye, fabrikalara, çiftliklere ve diğer üretim araçlarına sahip oldukları(azınlığın) bir sistem kurdular. İşçilerin(çoğunluğun) genelde iş gücünü satarak geçinmekten başka bir seçenekleri yoktur. Bu yeteneği(emek gü... Read more

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR…

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR?

    Bu yazının Diyanet memurlarımızla ya da hocalarımızla hiç bir ilgisi yoktur. Onlar böyle şeyler kesinlikle yapmazlar.   Totaliter Bir Güçle(Şiddetle) İşbirliği, Kilisenin Günahı ve Ayıbı(Ahlaki Suç) Mıdır?     Nazi mitingine katılan Katolik Piskoposlar   Tarihi arşivlerden elde edilen bu önemli fotoğraf, Kilisenin belirli bir tarihsel dönemde insan toplumunda mutlak - totaliter bir güce sahip olanlarla nasıl uyumlu olduğunu göstermektedir.  Yine de, konformistlerin uyumlarının "akıllıca" gerekçeleri vardır. Aralarında en yaygın olanı, ne kadar insanlık dışı ve antidemokratik olduğuna bakmaksızın, iktidar ile işbirliğini açıklayan ve hatta destekleyen, din yoluyla tanrı ile olan bağın, "mutlak iyiliği"n kullanılmasıdır. Totaliter bir güçle işbirliğinin gerekçelendirilmesi şu şekilde dillendirilir: Eğer Kilise işbirliği yapmazsa ve sonuç olarak yok olacaksa, insanlar acı çekeceklerdir çünkü Tanrının tesellisi ve teşviki ile korunmamış olacaklardır; nüfus ... Read more

VENEZUELA NEDEN KRİZDE ?

VENEZUELA NEDEN KRİZDE ?

    Büyük bir kısmı hükumetin beceriksizliği yüzünden. Fakat, muhalefetin protestoları, şiddetin sıklığı ve Washington'un istikrarı bozma girişimleri de ayrıca ortalığı alt üst ediyor.   GABRIEL HETLAND     Muhalefet destekçileri, Başkan Nicolas Maduro'nın görevden alınması için referandum talep etmek üzere toplandılar. Caracas, Venezuela, 4 Ağustos 2016. (Reuters / Marco Bello)       The Nation için Haziran ayının sonlarına doğru bildirdiğimde, Venezuela tamamen çökmüş değilken, New York Times ve diğer ana akım medya kaynaklarına göre ülke gittikçe şiddetlenen bir krizin ortasındaydı. Venezuelalılar ölmüyorlar ya da açlık çekmiyorlardı ya da topluca yağmalama yapmıyorlardı. Fakat çok, çok çok fazla insan acı çekiyordu. Neden? Ve bu acıyı ortadan kaldırmak ve Venezuelayı tekrardan ayağa kaldırmak için ne yapılabilir?   Bunlar cevaplaması zor sorular. Bu sadece Venezuela'nın krizinin kısa, orta ve uzun vadeli birden fazla nedenlerinin olması değil. Bunun nedeni, krize sebep... Read more

SEMBOL-ÜST(ÜN)AKIL-AKILLI TEL

SEMBOL-ÜST(ÜN)AKIL-AKILLI TEL

Aynı dünyalarda yaşamıyoruz!Herkesin doğasal gerçeklerden maddede hareketten algıladığına dayalı bir dünyası var.Ve onun tek mutlak gerçek olduğuna inanıyor.Hikayenin özü maddede hareketin, düşüncenin hareketiyle olan ilişkisi.Hayvanlar alemi ihtiyaçlarına, insanlar alemi bunu ötesinde düşünsel’’ruhsal’’ tatminine yönelir. Sonuçta herkesin kendine göre, tatmin ve bahanelerine göre vb. çeşitlilikler var olsada, içerisinde yaşanılan maddi koşulların belirlediği dünya görüşleri vardır.Üretimde bulunulan yer ve  koşullara göre çeşitlenen son tahlilde doğabilimsel olanla,insanlar aleminin algılarına dayalı kendi gerçeklerinden oluşan idealist dünya görüşleri var.Gelişim ve olaylara bu dünya görüşleri doğrultusunda bakıyor,tavır alıyor,bu doğrultuda hareket halindeler.   Sence içerisinde bulunduğun ya da savunduğunu ifade ettiğin siyasal hareketin örneğin Devrimci Yol un dünya görüşü ne idi?Ki bu dünya görüşünden pratiğe müdahale etmenin doğru olacağına karar verdin?Yoksa pratik gelişim ... Read more

MARKSİZMİN GEÇERLİLİĞİ?

MARKSİZMİN GEÇERLİLİĞİ?

        Aşağıda, 2008 küresel finansal krizine ve İngiltere'nin ekonomik ve mali tepkisine istinaden bazı Marksist teorileri analiz etmeye teşebbüs eden akademik bir yazın parçası vardır.   Karl Marx'ın sınıf, devlet ve ideoloji hakkındaki fikirleri 21. Yüzyılın küresel kapitalizminde hala geçerli midir?   GİRİŞ   Karl Marx, birçokları tarafından modası geçmiş, hatta ahlaki niyetlerle arkaik ve idealist fakat modern politik tartışmalarda kullanışsız ve alakasız sayılır. 1980'lerin artan bireycilik politikası, siyasi merkez alanını sağa kaydırdı ve post-Thatcher savunucularının fikir birliği hala siyasi çekişmeleri kontrol ediyor. "1976'da Batı'da birçok iyi insan, Marksizmin tartışmak için makul bir davaya sahip olduğunu düşünüyordu. 1986'ya gelindiğinde, birçoğu artık sahip olduğunu düşünmüyordu. [...] 1970'lerin ortalarından itibaren Batı sistemi bazı hayati değişiklikler geçirdi. Geleneksel endüstriyel üretimden post-endüstriyel bir tüketim kültürüne geçiş vardi".[1]   ... Read more

PARANIN ÇOCUKLARI

PARANIN ÇOCUKLARI

  KAR VE ÖZEL MÜLKİYETİ HER ŞEYDEN ÇOK SEVENLERE, HAYAL EDENLERE, DÜŞÜNENLERE   İnsanoğlu hangi noktada bir erkeğin, bir kadının ya da insan bir babanın, insan bir annenin çocuğu olmayı bırakmıştır? Onu paranın çocuğuna ya da paranın tohumlarına dönüştüren ne olmuş olabilir? İnsan aklını para sayacına, insan ruhunu borç/alacak makinesine, insan kalbini özel mülkiyetin dizayn ve iç dekorasyonları hayranlığına çeviren nasıl bir felaket olmuş olabilir?   Bu tür felaketler çocukluktan başlar. Bakıcıları tarafından beslenen çocuk, bakıcılarının karakterlerini ve ilgisini kimlik olarak alır. Eğer kurtlar arasında büyücek olursa kurt sürüsünün yaşam tarzıyla özdeşleşir. Gelin bir çocuğun ağaçlar ve taşlar tarafından bakıldığını ve yetiştirildiğini hayal edelim, o zaman o çocuk psikolojik olarak kendini taş ve ağaç gibi hissedecektir. Eğer vahşet dolu video oyunları tarafından yetiştirilirse, et yığını görüntüsünde bir video oyununa dönüşecektir. Kendi duygularına göre çocukların en iyi... Read more

FAŞİSTLERİN ANNELERİ

FAŞİSTLERİN ANNELERİ

JOAN MIRO'NUN CANAVAR KADINLAR TABLOLARI - FAŞİSTLERİN ANNELERİ ( DOĞURMAK GELECEKTEKİ TRAJEDİNİN BAŞLANGICI OLDUĞUNDA)   JOAN MIRO'NUN FAŞİZME KARŞI UYARICI HASSASİYET GELİŞTİREN PEDAGOJİSİ   1933'te İspanya'da sağ hükümet kuruldu. Miro, " Kötü bir dram yaşıyoruz, İspanya'daki her şey hayal edemeyeceğiniz kadar korkutucu ve ürkütücü." diye tarihe not düştü. Ekim 1934 tarihli, şiddet içeren cinsel suçlar temalı, "Erkek", "Kadın" veya "Kişi" olarak adlandırılan bir dizi "vahşi tablolar" serisini hayata geçirdi. Tablolarında İspanya İç Savaşı'nın başlangıcı ve ardından gelen faşist diktatörlük yansıtılıyordu.       JOAN MIRO, KADIN, 1934   Bırakın resmetmeyi, kadın figürünün böyle canavarca olabileceğini hayal etmek bile nasıl mümkün olabilir? Her şeyden öte, kadın imgesi, sevgi ve şefkatle, sevecenlik ve cazibeyle örtülü değil miydi? Ne yazık ki, İspanya'daki faşist diktatörlüğün kararlılıkla sürdürdüğü şiddet sarmalı Miro'da tüm bu imgeleri değiştirdi. 1930'ların başında İ... Read more

DIŞ TİCARET SAVAŞLARI

DIŞ TİCARET SAVAŞLARI

  Emperyalist kapitalistler savaşsız yaşayamıyorlar. Kendi ülkelerinde emeği sömürü savaşı yürüttükleri yetmezmiş gibi sömürdükleri emeği aşırı tüketim,din ve milliyetçilik ile kandırıp sömürülecek ülkelerde de savaş meydanlarına asker olarak sürüyorlar. Sömürdükleri ülkelerin emekçilerine de o ülkedeki yerel işbirlikçileri-egemen sınıf itifakları-siyasiler- vasıtasıyla savaşı bir kader olarak dayatıp duruyorlar. Ayrıca kendi kârları ve rakip gördükleri ile de soğuk savaş yürütüyorlar. Kısacası, savaş ve kanla besleniyorlar. Şu anki emperyalist sistemin üsleri konumundaki(ABD,Rusya,Çin ve Almanya,Japonya vb.), yani o koltuğa göz dikenler uluslar arası tekeller arasında inanılmaz bir ticaret savaşı var...Her şeye sahip olma, tek karar verici olma, tek yönlendirici olma, iktidar ve gücün tek maliki olma duyguları ve arzuları insan genlerinden kaynaklı değil.Artık-değerin ortaya çıkmasıyla sonradan edinme yoluyla insandan insana sirayet ederek;insanı,oluşturduğu yapıları, toplumları, d... Read more

DİKTATÖRLÜK YASALARINIZA, YALAN DOLAN BEZELİ ONAYLATMA REFER…

DİKTATÖRLÜK YASALARINIZA, YALAN DOLAN BEZELİ ONAYLATMA REFERANDUMUNA HAYIR.

  "Coşku ve kararlılık olmadan  büyük tahrihsel olaylar kazanılamaz." HEGEL   TBMM Anayasa komisyonunda, AKP'nin anayasa değişiklik teklifinin kabul edilmesinden sonra Türkiye siyaseti bambaşka bir mecraya sokulmuştur. 20 Aralık günü, AKP'li 316 milletvekilinin imzasıyla sunulan anayasa değişikliği teklifi aynı zamanda Başkanlığa giden yolun ilk adımı olmuştur. Bu durumda ilk Başkanlık seçiminin 2019'da yapılması öngörülürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın o süreye kadar anayasa değişikliğiyle kendisine verilecek olan bazı yetkileri kullanması da sağlanıyor. Böylelikle Erdoğan 2030'a kadar Başkan olabilir. Güdüleceklerin en iyi temsili nasıl yapılırın yarışındaki tek dişi kalmış canavarların’’medeniyetleri’’göstermelik de olsa kuvvetler ayrılığına dayanır.Yasama,yürütme,yargı.İlkel, medeniyetsiz rejimlerde bunları tek ellerde toplama eğilimi vardır.Referanduma sunulan’’yasalara’’ kısaca bakılırsa:Bütün kuvvetlerin tek elde toplanması ve kanun haline getirilmesi olduğu görülecektir. A... Read more

HAYALDİ KABUS OLDU !

HAYALDİ KABUS OLDU !

Kapitalist ekonomi sıkıştığı noktada gerekli çözümleri üretemediği için krizden çıkma adına dünyayı büyük bir savaşın eşiğine doğru sürüklüyor. Dünya büyük bir fırtınaya doğru giderken, Türkiye bu fırtınaya kasırga halinde ilerliyor. Dünya krizinin içinde kriz yaşıyor. Ekonomik ve siyasi olarak batağa saplanan Türkiye kendisine kurtuluş reçetesi adı altında,felaketi olarak dayatılan başkanlık rejimine doğru hızla yol alıyor.Fiili olarak yaratılan diktaya yasal kılıf aranıyor.Yönetememe krizine çözüm aranıyor. ’’Güç elimizdeyken’’ salt hayır demekle hiç bir şeyin değişmeyeceği sanılınıyor!Hani sizden büyük Allahınız vardı? Herşeyiniz yalan.Çıkar için güç içindi yapılanlar. Kendi dışındaki herşeyi yok sayan,zor ve zorbalıkla kendini gerçek oldu sanan,etraftaki kan gölünü dahi umursamayan kabus oldunuz.Şimdi bitmez tükenmez hırslarla yaratığınız bu kabusu aklınızca onaylatıp ’’yasallaştıracaksınız.’’ Ben yaptım mı olur sanıyorsunuz.İnsani Evrensel normlara bile uymayı içinize  sindirem... Read more

AKREP TERBİYECİSİ.

AKREP TERBİYECİSİ.

Aynı dünyalarda yaşanmadığı ayan beyan ortada.Tamam herkesin ayrı dünyası var ayrı dünyalarda yaşıyor. Tamam herkes kendi dünyasında yaşıyor.Kendine çok makul gözükenlerin diğerlerince kabul edilmesini neden bekliyor? Buna anlayış bekliyor!?İyi güzel de doğabilimsel gerçekler ve zorunluluklarımız doğrultusunda yapamadıklarımız ortadayken hiç böyle bir sorunun yokmuş gibi davranıp,çok şey başarmış gösterileri kendine yetiyor.Peki buna neden anlayış gösterilsin?Algıladıkları algılayabildikleri  gelişmeye gerek duymayacak kadar yetiyor ki,yetmezliğini göremiyor.Paralel dünyalarda yaşıyor. Algılananlar bilimsel değil niyetle ilgili olduğundan anında değişen iyi ve kötü,dost ve düşman dengesizliği,çıkarların dengesinde oluşuveriyor.İki gün önce savaşa girecektik!Birileri parlementolarında boğaza atom bombası atmaktan bahsediyordu,bizimkiler uçağı düşürme emrini ben verdim yarışındaydı!Şimdi kızıl ordu korosu yaylalar yaylalar...Ya da bunun tam tersi balans kaybolmuş denge yok. Düşüncenin ... Read more

Katliamlara hayır

Katliamlara hayır

Türkiye makus talihiyle kanlı bir senaryonun ortasında debeleniyor. Yerel iktidar sahipleri ve uluslararası emperyalist güçler anlaşılan o ki bu toprakları güç ve para uğruna kanla yıkayacaklar. Türkiye hiç bir dönemde olmadığı kadar karanlığa gömülme yolunda ilerliyor. On dört senelik AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği yerde korku, boyun eğdirme, yasaklar, tutuklamalar, ülkeden kaçma, bölünme korkusu, iç savaş, terör, şehitler, kargaşa ve hepsinden önemlisi umutsuzluk var. İnsanlar gün geçtikçe umutlarını yitiriyorlar. Mücadele etme umutsuzluğu Türkiye'nin bu noktadan sonra makus talihini değiştiremeyeceği ve dipsiz bir kuyuya yuvarlanacağı inancını hiç bir dönemde olmadığı kadar pekiştiriyor. Şiddet şiddeti, terör terörü besliyor. Ve bütün bunlar tek bir adamın, tek başına iktidar olma hevesleri uğruna inşa ediliyor. Başkanlık yolunda akan ve akıtılan her insan kanı cehenneme giden yolun taşlarını döşüyor. Yalnız bunlar iyi niyet taşları değil. Tanrısal bir kibrin döşediği kana boy... Read more

DÜNYA GÖRÜŞÜ  & NİYET

DÜNYA GÖRÜŞÜ  & NİYET

Hiç kimse doğasal zorunluluklarımızın(doğa bilimleri)yüklediği siyasal sorumluluklarının hesabını vermekten kurtulamaz...Herkes yaptıklarının ve yapamadıklarının sorumluluğunu üstlenmek zorundadır.Son kertede zamanın adaleti ve vicdanı tarihe hesabını vermek zorunda kalacaktır. Niyet dünya görüşü müdür?El cevap:Görüşsüzlüğüdür. Dibi görünmeyen sudan geçer misin?Dibi görünmeyen kuyudan su içer misin? Dereyi görmeden paçaları sıvar mısın?Soğancı paşa gibi kasaptaki ete soğan doğramaz mısın?Yoksa öbürü gibi;en ilkel örgüt ve anlayışının en özlü ifadesi olarak   tak-şak mısın?Tak dediklerini,şak yapar mısın?Bu kadar kurnazın, uyanığın olduğu yerde bunları yapan yoktur!Cevap hayır...Peki neden yapılıyor?Neden tekrardan yapılmaya çalışılıyor? Diğerlerinin de yapması bekleniyor? Sorgulamayı bırak!Doğa bilimsel sorgulayamayan,yani diyalektik ve tarihsel materyalizm dünya görüşü olmayanla yola çıkar mısın?Helâya bile gidilmez dediklerinle başka yollara gidersin belki,lakin doğru devrimci bi... Read more

YARATIKLAR VE YARATICISI

YARATIKLAR VE YARATICISI

  "İrlanda tarihi, bize, bir ulusun başka bir ulusu boyunduruk altına almasının ne büyük bir felaket olduğunu gösterir. İngilizlerin bütün kötülüklerinin kökeni İrlanda'ya varır."  F.ENGELS Çok sonradan var edilen bir şeyi, öyle olmamasına rağmen, ezelden beridir varmış gibi gösterip,  onu fanatikçe savunmak psikolojik bir rahatsızlık olsa gerek. Ulusalcıların yaptığı işte tam da budur.  Ulusun ezelden beri var olduğu gerçekliğine kendilerini inandırmaları. Oysa gerçeklik diye inandıkları,  düştükleri dipsiz karanlık kuyudan başlarını kaldırıp aydınlığı görememeleri gerçeğidir.  Sanayi toplumu öncesinde ulusların ve ulusçuluğun varlıklarının esamesi bile okunmamaktadır.  Aydınlanma ışığında  cereyan eden Fransız İhtilalini takiben burjuva sınıfının kilise ve aristokrasi karşısında iktidarını ilan etmesi sonrasında  gerçekleşen Sanayi Devrimi ile birlikte, sanayi toplumunun belli bir evresinde, sanayileşmenin pazar yaratma ihtiyaçları doğrultusunda ortaya ... Read more

UĞURLAR OLSUN FİDEL.

UĞURLAR OLSUN FİDEL.

Devrimci deney birikiminin önemli bir aşamasının somutlandığı üyesini yıldızlara uğurladık.Böylesi bir ölüm olayında bile kendilerini ispatlamak dışında bir kaygu taşımayan absürt saldırıları okumak zorunda kaldık.Bizlerin devrimci düşünceyi geliştirebilme,deney birikimleri üzerinde yükseltme doğrultusundaki eleştirilerimizin nasıl yanlış anlaşılabileceğini ve kullanılacağınıda bir kez daha bu vesile ile gördük.Bu bağlamda yazı eleştirel yönleri,absürt saldırıların anlamsızlığı noktasından ele alma çabası olacaktır. Herşeyden önce farklı bir dünya görüşünü açığa veren noktadan başlayalım. Ampirik(görgücü) yaklaşımlarla bilinmezciliği geliştirme çabaları abesliği hala bu olay vesile edilerek sürdürülmektedir.’’Bilim krizde’’ile birilerince başlatılan süreç,’’bilim mutlak ve tek doğruya karşıdır vs. vs.’’teraneleriyle ‘’hiç bir şey bilinemez’’e doğru geliştirilmeye çalışılmaktadır. Elbette algılarımız gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı.Bilim müsbettir. Gerçeği bilmek içindir.Yaşamın... Read more

Ortadoğu ve AKP

Ortadoğu ve AKP

    Türkiye önünde büyük sorunlarla yeni anayasa  büyük bir ihtimalle Nisan'da gerçekleşecek.Başkanlık sistemi referandumuna gitmeyi tasarlıyor. Bu anlamda orta doğu  Erdoğan ve AKP'nin bu güne kadar geldiği durumu bir daha hatırlatmakta fayda var.   Emperyalizm, Ortadoğu ve Türkiye başlıkları söz konusu olduğunda istikrardan anlaşılması gereken emperyalizmin bölgedeki çıkarlarının güvenceye alınmış olmasıdır. Türkiye ve çevresine  bir şekil vermek isteyen ABD, her dönem temelde istikrarsızlığın, çatışmaların, darbelerin ve hükümet değişikliklerinin kaynağı olmuştur. Bu anlamda Amerika’nın bölgeye kendi arzusu dahilinde yön verme gayretleri Türkiye'nin tarihsel arka planda tatmin edilmemiş imparatorluk hayalleriyle de (Osmanlı) örtüşmektedir. Ortadoğu bölgesinin değişim ve uyum sürecinin tarihsel gelişimi ve sürekliliği vasıtasıyla ulusal güvenlik, dış politika, savunma stratejileri, demokrasi ve sıkça duyduğumuz daha bir çok‘‘masum‘‘kavramın gerçekte neleri ifade ettiklerini, ha... Read more

KİRLİ SAVAŞINIZI KINIYORUZ.

KİRLİ SAVAŞINIZI KINIYORUZ.

Dünya görüşü düşmanıyla aynılaşarak zaliminin zulmüne taş çıkartacak bir yarışta olanların  adaletlerinden, hukuklarından,haklarından ve getirecekleri özgürlükten bahsedilemez.Doğal seleksiyonundan bahsedilebilir. Devrimci siyaseti kapitalist ticaret haline getirmeye çalışıp ezilen ulusun milliyetciliğini makul göstermeye çabalayanlar da ezen ulusun miliyetcileri kadar sorumludur.Milliyetcilik ve ona paralel gelen şiddet nereden ve nasıl gelirse gelsin karşısında duramayıp,seninki benimki ilkelliğini sürdürenler de bu kirli savaşın sürmesinden sorumludur. Kahrolsun ırkcı,milliyetci kirli savaşınız.   Yaşasın halkların kardeşliği ve özgürlüğü. Read more

LAVOİSİER’İ ÖLDÜRMEK.

Hep haklı gerekçeler vardır.Bulunur.Hiç bir düşünce haklılığı ileri sürülmeden, gerekçeleri bulunmadan hayata geçirilemez.Lavoisier diğer bilimsel çalışmaları bir yana,kütlenin ve enerjinin sakınımı kanununa yaptığı katkılarla anılır. Heraklitos’dan sonra’’madde vardan yok yokatan var olmaz’’diyerek şu savunduğun devrimci düşüncenin diyalektik ve tarihsel materyalizmin gelişimine katkısı olan bilim adamı.Devrim tarafından giyotinle başı uçuruldu! Şu burjuva demokratik devrimi,cumhuriyet Fransa’sında.Bilim insanlarının af dilekçesine hakim:’’Cumhuriyetin bilim adamlarına ihtiyacı yoktur’’diye cevap verdi.Herkesin haklı gerekçeleri vardı ve var olacak!Sonuç değişmedi güç elinde olanlar haklılıklarını kulandılar!?HAKLILIK:SENİN İNSANLAR ALEMİNDE KENDİNE UYDURDUĞUN BİR YALAN DEĞİLDİR.DOĞABİLİMSEL ZORUNLULUKLARIN GELİŞİMİ YÖNÜNDE ÜRETİM VE KATKILARININ ADIDIR.BUNUN İÇİN İNSANLAR DÜNYA GÖRÜŞLERİ KADAR YER KAPLARLAR BU DÜNYADA.DOĞABİLİMSEL GELİŞİMİ ENGELLEMEYE KALKAN HİÇBİR HAREKET YA DA DEVR... Read more

KÖŞE (TAŞI-BAŞI)

KÖŞE (TAŞI-BAŞI)

Yenilgi dönemlerinin karekteristik özelliklerindendir.Düşünce karışıklıkları ve sapmaları.Geçmişte bırakılan boşlukların doldurulması sürecinde soru ve sorunlara cevaplar aranırken,yeni gelişenin soru ve sorunları karışır olaya. Olayın kendisi geçmiş-günümüz-gelecek sentezi olarak zaten karışıkken bir de karıştıranlar çıkar piyasaya! Sistem içi ve dışı diye saflaşma başlamıştır.Bir kesim geçmiş mücadelenin sertliğinden,yaşanılan travmadan sistem içine savrulur.Hiç bir şey açık ifade edilmez karıştırılır!Bir kısmı da doğrudan demokrasi denildikçe:Geçmiş örgüt anlayışı inkar ediliyor sanrısında,emir komuta zincirinin devamı arayışı,olmayanı o hayata geçirme’’anlayışındadır!’’ Politika günlük kaygılar ve görevler madrabazlığı değil,doğabilimsel doğruları savunma ve hayata geçirebilme mücadelesidir.PAZARLIĞI OLMAZ...Politika devleti yıkmayı savunmak değil yoketmeyi savunmaktır.Laikliği değil doğabilimlerini savunmaktır.Aşamayı değil sürecin çözümünü savunmaktır. Aşamayı geçmek zorunda oluş... Read more

GEÇMİŞ,GELECEK...

GEÇMİŞ,GELECEK...

Başlıkta BUGÜN yok!Üçün biri yok,İkilem var !?Üçü de olasaydı üçlem mi olurdu? Peki 12 Eylül’ü de eklesek !?’’Hasbelkader’’düşünen bir beyne sahip olmanın,hareket halindeki bir yaşamı anlama ve kavramasında hep sorun yaşanmıştır.Algılarımızın gerçeği ne kadar içerdiği,yansıttığı bir yana;insanlar aleminin bir sıfır noktası arayışı ve miladına kendini koyması’düşünce özürleri’ olarak belirginleşmiştir.İdealist dünya görüşlerinin sonucu “kişi için görmek istediği,görebildiği önemlidir’’sonucuna ulaşılmaları kaçınılmaz olmuştur. Görülmesi gerekenleri görmeme serbestisi,keyfiyeti insani erdem sayılmaya başlanmıştır.Hareket halindeki bir çelişkiler yumağındaki değişik unsurlar ve etkenlerin diyalektik bütünlüğü koparılmıştır.Bir atomun yapısındaki elektron,proton ve nötronlar vb.zıtlık mıdır?Bir denge durumu mudur?Kararlı ya da geçici veya sunni midir?Gidiş yönü nedir?’’Seçilen bir görüşü’’ispatlamak, haklılığını kanıtlamak için geçmişten kanıtlar bulmaya başlanıldımı çuvallama da başlamışt... Read more

‘’KAYIKÇI KAVGASI’’ nın DARBE RİTÜELİ

 ‘’KAYIKÇI KAVGASI’’ nın DARBE RİTÜELİ

 Kendi deyimleriyle önceleri ‘’Muhafazakâr Demokrat’’ sonraları ‘’Muhafazakâr Otoriter’’ AKP hükümeti Dünya darbeler tarihinde eşine az rastlanır bir süreç yarattı.Milli irade ve çoğunluk gücü kurgusu üzerinden ülke yönetmeye çalışan AKP iktidarı, kurulduğu günden bu güne kendisini oluşturan ittifakların ve uluslar arası sermayenin koşulsuz temsili üzerinden 14 yıldır ülkemizi yönetmeye çalışıyor. İçeride ve dışarıda uluslar arası sermayenin sözünden çıkmayan AKP, bir yandan da kendi çıkarları doğrultusunda örmeye çalışarak hem geçmiş referanslarına mesaj göndermeyi eksik etmeyip, hem de bölgesel politikalarda kendisini büyütüp besleyen uluslar arası sermayeye istikrarın bozulacağı,daha iyi bir alternatflerinin olmadığı vb. şantajlarıyla delikten süpürülmeyi geciktirmeye çabalamaktadır. Devamında ise kendi çıkarları oyununu sahada düzmenin peşinde olduğu süreçte mutlak iradesi çatırdamış, neredeyse elinden gider bir hal almıştı.Bir yanda sahte kabadayı görüntülerin ardından‘‘milli ir... Read more

1 MAYISA GİDERKEN.

1 MAYISA GİDERKEN.

ÜRETEN BİZİZ. YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ... 1 Mayısın emekçilerin sekiz saatlik iş gücünü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya'da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856'da sekiz saatlik iş günü lehinde gösteriler , toplantı ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte 1 günlük iş bırakmaya karar verdiler. Bu düşünce hızla benimsenerek Avustralya'dan diğer farklı ülkelere yayılmaya başladı. Avustralyalı emekçilerin ilk örneğini izleyen Amerikalı emekçiler oldu. 1880'li yıllar 14 -15 saate varan iş günleri, küçük çocukların çalıştırılması, işçiler; işyeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel haklarını dahi tanımayan despot bir sistem ile karşı karşıyaydılar. Tüm bunlar yaşanırken 1 Mayıs 1886'da Amerika işçi sendikaları, Konfederasyonları önderliğinde işçiler günde 12 saat haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago'da gösterilere yarım milyon işçi katıldı. 4 işçi yasamını yitirdi. İşten atmala... Read more

Kızıldere devrimci yolumuzdur

Kızıldere devrimci yolumuzdur

30 Mart Kızıldre ,Kapitalizme,Emperyalizme,Faşizme karşı başlayan isyanın devrime dönüştüğü tarihtir. 30 Mart Kızıldere,devrimci iradenin,örgütü örgüt yapanların Türkiye devrim tarihine altın harflerle kazıldığı gündür. 30 Mart Kızıldere,yoldaşlığın,dayanışmanın,kararlılığın,devrimci eylem bilincinin ve biçiminin Anadolu topraklarına kanla yazıldığı zamandır. 30 Mart Kızıldere,siper yoldaşlarının,önderliğin ve sınıflar mücadelesinin hayat bulduğu yerdir. 30 Mart Kızıldere,bilinçtir,teoridir,pratiktir,eylemdir. 30 Mart Kızıldere,son sözün değil,ilk sözün kararlılıkla söylendiği ve devrimin mayalandığı topraktır. 30 Mart Kızıldere,tasfiyeciliği,reformizmi,her türden teslimiyeti ve konformizmi red ediştir. 30 Mart Kızıldere eğemenlere karşı emekçilerin direniş savaşının başladığı ve günümüze kadar örgütlendiği yaşamdır. 30 Mart Kızıldere Onlardır, Thkp/c dir, Devrimci Yoldur 30 Mart Kızıldere MAHİR ÇAYANDIR  Kızıldere Devrimci Yolumuzdur .1969 yılında Ankara'da yapılan ve Fikir... Read more

sesimizin ulaş'tığı heryerde YAŞIYOR..

sesimizin ulaş'tığı heryerde YAŞIYOR..

1947 yılında hacıbektaş’da doğdu. ilk ve orta öğreniminden sonra odtü’ye girdi ve burada devrimci düşüncelerle tanıştı. dev-genç’in oluşumunda etkin bir biçimde yer aldı. fkf ve tip içinde çalıştı. 1970 sonlarında mahir çayan ile birlikte thkp-c’nin kurulması çalışmalarında yer aldı. thkp-c’nin ilk silahlı eylemlerinde yer aldı. mayıs 1971 yılında denizler’in idamını engellemek için israil başkonsolosu efrain elrom’un kaçırılmasında görev aldı. idamı engellemek için öne sürülen talepler kabul edilmeyince elrom öldürüldü. bunun üzerine başlatılan “balyoz harekatı” sırasında esir düşen bardakçı, kasım 1971’de askeri hapishanesinden firar eden beş devrimciden biriydi. 19 şubat 1972 günü arnavutköy’de kaldığı ev devlet güçlerince kuşatıldı ve  son kurşununa kadar savaşarak sabaha karşı irade ve  kararlılığını miras bırakarak ölümsüzleşti. Read more

ANLAMSIZLIK KANIKSAMA

Düşünen bir beyne sahip olduğundan beri,insanlar aleminin kendi dışındaki hareket halindeki maddeyle ilişkisi ve gelişimi kavraması  kendine hep sorun olarak kalmıştır.‘‘Maddede hareketin yürüyen cemiyetin…..‘‘ kavranmasıdır hikayemiz !Özü hareket ve değişim olan bir gelişimde:Hem kendinin hem dışındaki maddenin sürekli değişimi zor bir kavrama sürecini başlatmıştır…İlk elden dışımızdaki gerçek de denilen hareketli maddeyle ilgili algılarımızın bilgilerimizin yaşadığımız ortam tarfından koşullandırması ile oluşabilmesi,doğru algılamayı sağlayıp sağlayamadığımız sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bizdeki ve doğadaki sürekli hareket hali özne olarak insanı merkezine koyan aklı evellere gerçek algısının ve denilenlerin de sürekli  değiştiği görünümünü verebilmektedir! Algılarımız,düşünce ve ideolijilerimiz dışımızdaki maddenin beynimizde oluşan yansımalarımıdır? Yoksa hem dışımızdaki gerçekliğin,hem de bizim içerisinde bulunduğumuz gerçeklerin ortak yansıması sonucumudur?Ya da dışımızdaki ger... Read more

Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak

Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak

Ya Da Olgulardan Hakikatlere Varmak Türkiye‘de uzun yıllardır bir hayalet dolaşıyor. Adına Devrimci Yol dediğimiz, hangi taşın altına baksanız bir muhatabını bulduğumuz, lakin ne olduğu ve ne dediğine dair; kendini tartışmanın içinde addetsin ya da etmesin her kesimde farklı çağrışımlar yaratan bir hayalet... Olaya nereden bakarsak bakalım bugün Devrimci Yol hareketinin “kim”liği bir muammaya dönüşmüş durumda. Bu bağlamda THKP-C, Devrimci Gençlik, Devrimci Yol ve bugünün Devrimci Yol'cularına varan geleneği doğru algılamak, bugün gelenek adına içerisinde bulunduğumuz sürecin karmaşasını çözümlemek ve tarihsel arka planını böylesi bir eksen üzerinden yürütme iddiasında olan bir politik faaliyetin, üzerine oturacağı kavramsal çerçeveyi belirlemek devrimci bir görev olarak karşımızda duruyor. Aksi taktirde yapılacak her hamle, ya gerçeğin yönlendiriciliğinden uzak geçmişin üzerini örtmeye dönük pragmatik yaklaşımlara neden olacak ya da dogmatizmin batağında sonlanacak mecralara yelken a... Read more

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

(Bu yazı "Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak, Ya Da Olgulardan Hakikatlere Varmak" başlıklı yazının devamı niteliğindedir) Yukarıda saydığımız tüm gelişmelere karşın devrimci mücadeleyi yükseltmenin örgütlü ve militan bir mücadele hattıyla mümkün olduğunu söyleyenlerde vardı. Devrimci Gençlik ve Özgürlük süreçleri, böylesi bir iddia ile yola koyulanların sesi oldu. Ülkenin içinde bulunduğu süreci ve bu sürece karşı geliştirilecek, mücadele çizgisini ortaya koymaya yönelik bir broşür dizisinden, sonra Devrimci Gençlik hemen ardından da Özgürlük Dergisi yayın hayatına başladı. Devrimci Yol hareketinin maddi manevi her türlü değerinin tüketildiği, hareketin icazet sınırlarına çekildiği, eklektik ve legal platformlarda birilerinin Devrimci Yol’u pazarlık konusu yaptığı bir dönemde, Mahir’ in devrimci cüreti ile sokaklarda, üniversitelerde, düzen dışı ve düzen karşıtı bir hareket yükseliyordu. *** İçinden geçilen süreçte (90’lı yıllar) her ne kadar dünya da sol adına bir karşı devrim r... Read more

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

Türkiye devrimci hareketi oldukça uzun bir süredir adeta narkoza alınmış durumda. Tabi ki devrimin emekçiliğini yapan devrimcilerin varlığı sınırlı sayıda da olsa mevcut.  Lakin dünya ve ülke konjonktürü ile devrimin görevleri arasında kurulan bağlantı ve devrimcilerin bu kompozisyondaki yeri bizler açısından böylesi bir tespiti zorunlu kılıyor. ülkenin devrimcilere en fazla ihtiyaç duyduğu zamanlarda geliştirdiğimiz toplumsal pratik son derece yetersiz. Elbette mesele sadece geliştirilen yetersiz pratikle de sınırlı değil ideolojik karmaşanın vardığı nokta ve bunun üzerine devrimcilik algısına yönelik niteliksel düşüklüğü de hesaba kattığımızda karşımıza çıkan manzaranın iç açıcı olmadığını görüyoruz. Türkiye gibi krizlerin olağanlaştığı, politik gündemin sıklıkla değiştiği, bir kriz durumunu atlatmadan diğerinin başladığı bir ülkede, devrimcilerde her kriz sonrası esen rüzgârların etkisiyle bir taraftan diğerine doğru savruldular. Bu savrulma halleri üzerine birçok değerlendirme yap... Read more

EMPERYALİST FAŞİST ABLUKAYA KARŞI 1 MAYIS'TA ALANLARA

Dünyada 1 Mayıs Sınıflı toplumun ortaya çıkışıyla beraber insanlık tarihine iki olgu damgasını vurdu: Sömürme ve sömürülme.  Marks’ın dediği gibi; özel mülkiyet yapısının ortaya çıkmasıyla birlikte, en genel biçimde bu iki kavram ve pratikte kendini ifade eden “sınıflar mücadelesi tarihin motoru” oldu.  Bilindiği gibi sınıflı bütün ekonomik-toplumsal formasyonlarda, hep bir ezilen ve ezen oldu. Direnişlerini geçmişin her anında gösteren ezilenler için zafer, tarihin hiç bir döneminde günümüzdeki kadar zorunlu olmadı. Son iki yüzyılda; sömürenin, sömürülenin ve bunu ortaya çıkaran ekonomik eşitsizliklerin olmadığı bir dünyaya yaklaşıldığı kadar yaklaşılamadı.  Ezilenler, ilk defa 1871 Paris Komünü’yle kendi geleceklerini ve yaşamlarını 72 günlüğüne de olsa yarattılar. Bu yaratının yaydığı mücadele dalgası daha sonra o büyük 1 Mayıs 1886 Haymarket Olayı’nda vücut buldu. Evet! 1800’lü yıllarda, kapitalizmin çılgınlaştığı, sınır ve insanlık tanımadığı, çocukları bile 12 saatten fazla çalış... Read more

SİVAS KATLİAMI'NIN HATIRLATTIKLARI

Seçim gündemi ile yaratılmış beklentiler yerini yavaş yavaş faşizm gerçeğiyle yüzleşmeye bırakırken, faşizmin farklı görünümlerde ama illede katliamlarla arz-ı endam ettiği ülkemizde Sivas Katliamı da bu gerçekliğin önemli bir sivrilme noktası olarak hatırlanmaya devam ediyor. *** Tüm yeni sömürge ülkelerde olduğu gibi ülkemiz sürekli olarak ekonomik ve siyasal krizlere gebedir. Bu nedenledir ki devletin toplumsal muhalefete olan tahammülü asgari seviyededir. Kısa bir yakın tarih okumasının da göstereceği üzere, neredeyse her hükümet döneminde sistem, kendi “istikrar”arayışı içerisinde irili ufaklı benzer katliamları kurgulayıp hayata geçirirken, her katliam bir sonraki dönemin yıkıcılığını gösteren bir öncü deprem görevi görmüştür. Nitekim Sivas katliamı da yükselen Kürt hareketini ve sol muhalefeti hedef alan bir dizi  kıyımı öncellemiştir. Gözaltında kayıpların, köy boşaltmaların kalıcı etkileri hala gündemimizdedir. Burada özellikle vurgu yapmak gereklidir ki bu kıyımlar hangi p... Read more

ÖZGÜRLÜK SEÇİMLERDE DEĞİL, SOKAKLARDADIR!

Türkiye kamuoyu bir süredir 12 Haziranda gerçekleştirilecek olan seçim atmosferinin içine girmiş  durumda iken burjuva siyaseti ve burjuva medyası siyasal konjonktürü 12 Haziran seçimleri ekseninde tartışıyor. Basitçe söylemek gerekirse, bu konjonktürde Türkiye halklarının sorunları ve bu sorunların çözümleri için sandık ve parlamento adres gösterilerek halk kitleleri yıllardır olduğu gibi yine oyalanıyor. Sonuçları aşağı yukarı belli olan bu seçime oldukça kısa bir süre kalmışken yeni anayasa, işsizlik, Kürt sorunu gibi konular seçimin başlıca argümanları olarak öne çıkıyor. Biz burada sayılan sorunlara ve halklarımızın diğer sorunlarına seçimlerin ve parlamentonun ne kadar çözüm üretebileceğini ve belirleyici olduğunu tartışacağız. Seçim Yaklaşırken... öncelikle belirtmemiz gerekiyor ki parlamentodaki milletvekili sayılarının ya da seçimde kullanılan oyların dağılımının ülke siyasetinde ve uygulanacak ekonomi-politik programlarda belirleyici etken olmadığı ortadadır. Türkiyeki reji... Read more

UNUTULMAMALI; DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ, FAŞİZME KARŞI YAPIYORU…

Başbakan Erdoğan'ın Kayıp yakınları ile yaptığı görüşme basında ve kamuoyunda geniş yer buldu. "Kayıp yakınları adına görüşmeye Fehmi Tosun'un eşi Hanım Tosun, Hüseyin Taşkaya'nın kızı Serpil Taşkaya, Abdurrahman Coşkun'un annesi Hediye Coşkun, Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız, Tolga Baykal Ceylan'ın annesi Kadriye Ceylan, Hayrettin Eren'in annesi Elmas Eren, Cemil Kırbayır'ın annesi Berfo Kırbayır, Nurettin Yedigöl'ün annesi Beycan Yedigül, Hasan Ocak'ın ağabeyi Hüseyin Ocak, Rıdvan Karakoç'un ağabeyi Hasan Karakoç, İsmail Şahin'in eşi Kiraz Şahin ve Kasım Alpsoy'un eşi Erdoğan Alpsoy katıldı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın davetiyle Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde gerçekleşen görüşmeye, 12 kayıp yakını ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Abdülbaki Boğa ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon'dan Arcan katıldı. Erdoğan'ın yanında Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekilleri Ayşenur Bahçekapılı ve Güldal Akşit ile iki danışmanı vardı. Yarım saat yapılması pl... Read more

MARAŞ'TAN YANSIYANLARIN IŞIĞINDA KONTRGERİLLA VE FAŞİZME KAR…

12 Eylüle giden süreçte bir mihenk taşı olan Maraş Katliamının üstünden 32 yıl geçti fakat olay hala aydınlatılmadı. ülkemizin demokrasi havarisi AKP hükümeti “demokratik açılım”kapsamında giriştiği çalışmalarda kendi alevilerini yaratma projesini sürdürürken, Maraş katliamının faşist tetikçilerinden ökkeş Kerger (Şendiller)'i Alevi çalıştayına davet etmektende geri kalmayarak nasıl bir açılımı hedeflediğini göstermiş oldu. Katliamın 32. yıldönümde yeni bir katliamın provası Maraşta tekrarlarınırken ökkeş Şendiller komutan edasıyla balkonundan olayları takip ediyordu. Maraş Katliamı devlet tarihimizde sıkça gördüğümüz kontrgerilla operasyonlarının en kanlılarından olmakla birlikte 12 Eylül'e giden süreçte oldukça kritik bir yerde durmaktadır. Katliamın hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiş ve darbe uygulamaları darbeden önce yürürlüğe sokulmuştur. Maraş Katliamından yıllar sonra, olaya yaklaşımda hala bir körlük söz konusu. Kimi siyasi yapılar meseleyi yalnızca görünen yüzü... Read more

YAKLAŞAN PROVAKASYON SÜRECİ VE SEÇİMLER

YENİ REJİM KRİZİ VE REEL POLİTİĞİN KAVRANIŞINDAKİ SORUNLAR Türkiye sosyalist hareketi reel politik değerlendirmeler konusunda tarihinin en büyük tutukluk halini yaşamakta. Bir çok konuda değerli çalışmalar yapılmasına rağmen reel politik, yanlış bir yöntemsel krizin etkisiyle bir türlü anlaşılamamakta. Yaşanan rejim krizinin ısrarla parlemento marifetiyle hükümet olmuş bir siyasal parti (AKP) ile dini bir cemaatin (Gülen Cemaati) çatışması olarak düşünülmekte. Denilebilir ki sosyalist hareket rejimin yapısından bağımsız bir şekilde görünür aktörler üzerinden değerlendirme yapmayı hiçbir zaman bu kadar öne çıkarmamıştı. Hal böyleyken yaşanan gerilimin doğru okunması bugüne kadar AKP hükümeti ile alakalı yapılan yanlış değerlendirmeler de göz önüne alındığında oldukça önemli bir hal alıyor. Oysa olan bitene dikkatli gözler ile bakıldığında, aktörler yeni görünse de uygulama oldukça tanıdıktır. Yeni sömürge bir ülke olan Türkiye'de hükümetler istenilen güzergâhın dışına çıkmaya başladığ... Read more

KIZILDERE'NİN DEVRİMCİ DEĞERİ

Bu yıl 30 Mart'ta On'ları anarken, ekonomik krizin etkilerinden Tekel İşçileri'nin destansı direnişine, Ergenekon operasyonları dolayımıyla yeniden hatıladığımız kontrgerilla katliamlarına varıncaya kadar oldukça yoğun bir gündemi geride bırakıyoruz. Bu yoğun gündem, devrim mücadelesinin karmaşıklığı düşünüldüğünde çok küçük bir düzeyde dahi olsa devrimci harekete bir ivme kazandırıyor. öte yandan, Marksizmin argümanlarına yönelik, geçtiğimiz 20 yıl boyunca yürütülen sistemli ideolojik saldırıların, yaşanan küresel mali kriz ve ardından kapitalizme karşı geliştirilen muhalefet sonrasında eski gücünü de yitirdiğini söyleyebiliriz. Artık tartışmamız "sosyalizmin sona eren bir tarihsel dönemi" değil kapitalizmin sona eren bir tarihsel dönemidir. Savunmada olması gereken kapitalizmdir. Ne var ki çizmiş olduğumuz bu görece olumlu tabloya rağmen, sınıflar mücadelesini bir üst aşamaya sıçratacak ve Türkiye halklarının umudu olacak proletarya partisinin varlığından söz etmemiz mümkün değil. E... Read more

ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ

Bizler; “Yaşam ve özgürlük Dergileri”okurları olarak tarihsel, sosyal, siyasal ve sınıfsal bir görev olarak önümüzde duran, birlikte olma ve omuz omuza mücadele geleneğini yaratmak, ezberleri bozmak ve tarihsel sorumluluklarımızı paylaşabilmek için; “KURTULUŞA KADAR SAVAŞ”şiarıyla Yol'a çıktık. Ezberi; önce kendi yaşamımızda bozmamız gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunun için bizi kuşatan, teslim almaya çalışan sisteme, tasfiyeciliğe ve oportünizme karşı Devrimci Yol'umuzun yarattığı tüm değerleri rehber alarak Devrimci Yolda özgürlük Dergisi'ni beraber ve daha güçlü bir şekilde çıkarmaya karar verdik. Yaratılacak teorik ve pratik sürecin değerlerini bilince çıkarıp, sorumlu ve üretken bir çizgide Devrim ve Sosyalizm mücadelesini sürdüreceğiz. Türkiye emekçi halklarının kurtuluşu dışında hiçbir karşılık beklemeden tüm varlığımızı sunmaya ve düşüncelerimizi hayata geçirmeye hazır olduğumuzu, Devrimci bir duruş ve sorumluluk olarak dosta düşmana bildirmeyi anlamlı bulmaktayız. B... Read more

SİVAS KATLİAMININ YILDÖNÜMÜNDE FAŞİZME KARŞI MÜCADELENİN GÜN…

Türkiye'nin en temel özelliklerinden biri, siyasal alanda da iktisadi devrelere benzer dalgalanmaların, iniş ve çıkışların kendisini sistematik bir biçimde tekrarlamasıdır. Krizler sanki Türkiye'deki sistemin doğal işleyişinin ayrılmaz bir parçası gibidir. çünkü sistem yada rejim olağan hükmetme yetenekleri bakımından çok zayıf ve adeta kriz olmasa bile, yapay krizleri doğurtacak bir eğilimdedir. Bunun birinci nedeni ise siyasal rejimin, altındaki toplumsal yapı ile bir türlü örtüşmüyor olmasıdır. Dolayısıyla, periyodik olarak sistem, muhaliflerini, karşıtlarını, kendisi için oluşabilecek tüm potansiyel "düşmanları" tasfiye ederek ayakta durmaktadır. Durumu bu böyle bir eksende değerlendirdiğimizde her kıyım, yeni bir dönemin habercisi oluyor. Kanlı Pazar 12 Mart darbesini önceliyordu. Maraş Katliamı 12 Eylül'ün ülke çapındaki daha geniş kapsamlı tinsel ve bedensel kıyımın habercisi idi. Sivas katliamı ise o dönemde gelişen sol muhalefete ve Kürt hareketine karşı halkımızı birbirine d... Read more

BİZİM UMUTLARIMIZ SİZİN SANDIKLARINIZA SIĞMAZ

Ülke tarihi açısından milat olarak değerlendirilen 12 Eylül 1980, faşist bir darbe ve sonrasında bu darbenin palazlandırdığı faşist bir rejimin 30 yıl sürmesine neden olan kara bir gün olarak tarihe geçti. 12 Eylül 2010 bu faşist darbenin 30.yıldönümü olacak. AKP hükümeti kendi Anayasasının oylanmasını tam da bu tarihe denk getirerek, 30.yılda "darbenin karanlığından demokrasinin aydınlığına" geçişin kahramanı olarak(!), salya sümük destekli bir EVET kampanyasının startını verdi. Aslında ülke siyasal gündeminde uzunca bir dönemdir bulunan Anayasa değişikliğine dair tartışmalar, 12 Eylül'de yapılacak referandum oylamasına kilitlenmiş durumda. çeşitli siyasal çevreler referandum ile ilgili olarak fikir beyan ederken, toplum 82 Anayasası ile AKP hükümetinin hazırlamış olduğu Anayasa arasında tercihe zorlanıyor. Burjuva siyasal aklının Anayasayı çoğunluğun onayladığı bir sözleşme olarak tarifliyor olması, bu referandum sürecini ya da Anayasa değişikliğini bir kat daha önemli kılıyor. Bunu... Read more

DEVRİMCİ SİYASETTE POLİTİK ETİK YA DA BİR BİRLİK NEDEN BİTTİ

Türkiye oligarşisinin yaşadığı politik krizin tırmandığı şu günlerde AKP hükümetinin uyguladığı politikaların boy hedefi haline getirilen emekçi kesimler, siyasal sürecin yaşadığı tüm altüst oluşlara rağmen emeği yeniden gündemin üst sıralarına taşımayı başarmışlardır. Toplumsal süreçte, emekçilerin siyasallaşma eğilimlerinin arttığı gözlenirken, muhalif kesimlerin, siyasal ortama denk düşen politikalar geliştirebildikleri veya izleyebildikleri ölçüde daha etkili olabilme şansını yakalayacağı ortadadır. Tekel işçilerinin direnişiyle kristalize olan emekçi hareketin, sol kesimlerin gözlerinin önünde arzı endam etmesiyle de bir dönemin moda haline gelmiş değerlerinin, diğer bir deyişle liberal demokrasi anlayışlarının yerinden edilerek devrimci hareketin gündemi yeniden emek eksenine çekilmektedir. Gelişmekte olan bu potansiyelin yanında,  yenilgi atmosferinden doğan ve uzun süredir süregelen sol kadrolardaki politik-etik anlayışın, bu atmosferin tam orta yerinde olması, her türlü olu... Read more

Takvimdeki bir siyah yaprak: 28 ŞUBAT

Takvimlerden bir 28 Şubat yaprağını daha kopardık. Aradan 13 sene geçtikten sonra bile hala ne olduğuna dair bir anlam kargaşası sürüyor. Öyle ya 28 Şubat'ın mümessilleri onun 1000 yıl süreceğini söylemişlerdi. Zihinlerde yarattığı kargaşa açısından da öyle olsa gerek... 27 Mayıs darbesinin açtığı yolda (Sol cenahta pek sevilse de darbeleri "meşru" bir çerçeveye oturtan 27 Mayıs'tır) peşpeşe gerçekleşen darbelerle birlikte ordu Türkiye'de siyasi arenanın en belirgin öznesi haline geldi. Ancak 28 Şubat alışılagelenin dışında yönetime "direkt" el konulmaması ve bizatihi askerlerden kurulu hükümetler oluşturmaması gibi nedenlerle diğer darbelerden ayrılıyor.  Öte yandan görünüm olarak farklı görünse de diğer darbelerle çok güçlü bir ortak yanı var: EMPERYALİZM Ülkemizde sömürge tipi faşizmin (ister açık isterse gizli icrası olsun) gereği ordunun emperyalist çıkarlar açısından varlığı ve etkinliği çok ciddi bir öneme haizdir. Özellikle bir iç savaşa göre dizayn edilmiş yapısını hiç gizle... Read more

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

İçinde geçmekte olduğumuz süreç devrimci olarak kalmanın buz üzerinde dans etmek anlamına geldiğini ortaya koyuyor.(günümüzde devrimciliğin kriterleri değişti ve sistem içi siyasa konumlanışlar, ya da ideolojik politik hedefleri ne olursa olsun kendisinden daha güçlü görünen bazı siyasal odaklara entegre olmak gibi) Çünkü devrimci olmak ve ayakta kalmak, devrimci iradenin özünde kavranması sürecinin doğru olarak algılanması ve gerçeğin algılanmasını zorunlu ve gerekli kılıyor. Çünkü devrimcinin işi, bugün büyük yalanlarla mücadele etmek ve gerçeği olduğu gibi söylemek ' geçmişinin değerlendirilmesi bugünün kavranması  emperyalizme karşı bağımsızlık faşizme karşı demokrasi mücadelesinde bağımsız siyasal bir hareket olarak örgütlü iradi bir güç olarak kendisini konumlandırması, Bu, aynı zamanda bilgisizliğe, güçsüzlüğe ve korkaklığa karşı açılan savaş demektir. Kuşkusuz gerçek, rakamlardan ve olgulardan ibaret değildir. Mantıksal kesinlik veya nesnel doğruluk tanımı gerçeği anlatmaz. Ger... Read more

Şiddetlenen Siyasi Bulantının Resmi

1. AKP'NİN DERİNLEŞEN YÖNETME KRİZİ Ortadoğu'da yaşanan sürecin Suriye üzerinden Türkiye sınırına dayanması, PKK'nin "devrimci halk savaşı" seçeneğini gündeme getirmesiyle savaşın seviyesini yükseltmesi ve ÖYM'lerin kaldırılmasıyla birlikte Ergenekon türevi davalar konusunda yaşanan tartışmalar Türkiye'de yönetim krizinin derinleştiğinin ve daha da derinleşeceğinin göstergeleri olarak karşımızda duruyor. Saydığımız başlıkların her biri başlı başına birer tartışma konusu olmakla beraber biz burada yönetilemeyen krizlerden ziyade 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla görünürlüğe kavuşan yönetim krizinin kendisini ve oligarşinin iktidarı paylaşmada düştüğü anlaşmazlıkları irdeleyeceğiz. 7 Şubat krizinin hemen ardından oligarşinin vizyonunda raks eden iki önemli örgütlenme ve bu örgütlenmelerin ittifakının akıbetine dair beklentiler ülke siyasasını ele geçirmişti. Sorunun gösterilen yönü, otoriterleşme eğiliminde olan Erdoğan'ın, iktidarını yaklaşan Cumhurbaşkanlı... Read more

Ulaş Yaşıyor

Rasih Ulaş Bardakçı (1947, Nevşehir - 1972), THKP-C, FKF, TİP, Devrimci Gençlik gibi örgütlerde faaliyet gösteren devrimci militan. Hacıbektaş'da doğar, ilk ve orta öğreniminden sonra ODTü'ye girer ve burada ana hedeflerini "devrim" olarak belirleyen sol ideolojilerle tanışır, Sosyalizm'i benimser ve FKF ve TİP içinde yer alır. Dev-Genç'in oluşumunda etkin bir biçimde yer alır. 1970 sonlarında Mahir çayan'la birlikte THKP-C'nin kurulması çalışmalarında yer alır. THKP-C'nin ilk silahlı eylemlerine katılır. Mayıs 1971'de, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının serbest bırakılmaları talebiyle İsrail Baş Konsolosu Ephraim Elrom'u Mahir çayan ile birlikte kaçırırlar. Taleplerinin yerine getirilmemesi üzerine Ephraim Elrom'u öldürürler. Başlatılan Balyoz Harekâtı sırasında yakalanır. 29 Kasım 1971'de Maltepe Cezaevinden THKP-C'den Mahir çayan,Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz ile THKO'dan Cihan Alptekin ve ömer Ayna , kazılan tünelden çıkarak firar ederler. Kaçtıktan sonra İstanbul'da faaliyetlerini sürdür... Read more

Yolcu Yolunda Gerek

Yolcu Yolunda Gerek

Coğrafyamızda yaşanan yoğun günlerde;  emperyalizmin, kapitalizmin, oligarşinin, saldırılarının azgınca sürdüğü bu günlerde sizlere ulaşmanın tadıyla geleceği kurmak için kollarımızı iyice sıvadık. Merhaba dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar ve emekçi halklarımız. Daraltılan, kuşatılan ve vahşileştirilen bir yaşamın ortasında çürümeye terk edilmiş insanlar topluluğu olarak, kapitalizmin esareti altında kıvranıp durmaktayız. Bugün, bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız. Dünyanın dört bir tarafında kapitalist-emperyalist sistem insanlığı esir alıp kriz üstüne kriz yaşatmakta ve dünyamızı, coğrafyamızı, ülkemizi bir cehennem haline dönüştürmektedir. Sonu belli olmayan bir karanlığa doğru sürükleniyor insanlık. Gemi batıyor, insanlık batıyor. Bu gidişe bir dur demek gerekiyor. Biliyoruz ki birçok insan bu çürümeye, yozlaşmaya, adaletsizliğe, yok oluşa ve insanlık krizine karşı mücadele ediyor. Bizler de yaşananlardan memnuniyetsiz olanlar olarak yaşananlardan memnun olmayanların sesi ve ey... Read more