Özgürlük

İŞÇİLER VE İŞSİZLER

"Bizim ne yapıp mart döneminde işsizliği aşağı çekmemiz lazım. O zaman o derecelendirme kuruluşları ne gerekçeler yazmışlar, anayasa referandumuna değinmiş sana ne. Türkiye'de anayasa oylaması yapılacak, sen kimsin ya? Hep beraber el ele vermek suretiyle gecikmeden süratle adımı atıp, eleman alımlarını başlatarak mart sonuna kadar Türkiye bu konuda ciddi bir dönüşümü yakalamış olsun. Bunu sizlerle özellikle paylaşmayı milli bir seferberlik ilanı olarak telakki ediyorum. Bu seferberliğin aktörleri olarak da sizleri görüyorum."

 
Gerçekliğin yalanında ya da yalanın gerçekliğinde yaşamak ve de yaşamaya mecbur edilmek değişmeyen kaderidir kulluk kültürünün bütün varlığını seferber ettiği despot krallığında. Sadece korkular yetmez, yalanlar üzerine de inşa edilir despotluğa giden yollar. Ama o yolda öyle bir engel vardır ki...bütün bir krallığı bir anda paramparça yok edebilir. Tek adam olma hevesi kursaklarda kalabilir. Bunun farkında daha yeni olanlar ise "milli seferberlik" ilanıyla çözüm bulacaklarını zannederler. Fakat o engel tek adam dinlemez. Aç insan tek adam dinlemez. Açlık tek adam dinlemez. İşsizlik tek adam dinlemez. Ama normal bir dünyada, normal koşullar altında; "düşüncelerin metalaştığı" bir dünyada değil. O yüzden de diktatörler çok rahatlar. Çünkü onlara oy verenler işçiler ve işsizler. Yine de diktatörler onlardan korkarlar eğer bir araya gelip birleşirlerse....
 
İşçiler ve işsizlik...Kader tayin ediciler...
 
İşçinin kaderidir, fıtratıdır vurgun yemek. Eskiden, çok eskiden sadece sünger çıkaran deniz emekçileri vurgun yerlerdi. Modern kapitalist toplumda ise bütün işçiler ve işsizler vurgun yiyorlar. Gözlerine perde çekilen, sesi kısık işçiler ve işsizler...
İşçiler, maaşlarından vurgun yerler, sesleri çıkmaz; iş kazalarında vurgun yerler, sesleri yine çıkmaz; işten atılırlar, gene sesleri çıkmaz; tazminat hakları, grev hakları, yaşam hakları ellerinden alınır, yoksulluğa ve yokluğa terk edilirler, gene sesleri çıkmaz. Dinine ve milletine laf gelirse avazı çıktığı kadar bağırırlar. 
İşsizler, cepleri cepkenleri delik, boyunları bükük iş bulamayıp her gün evlerine dönerler, sesleri çıkmaz. Aile baskısı, çevre baskısı, toplum baskısı yerler, sesleri yine çıkmaz. Travma, bunalım, buhran ne kadar psikolojik vakıa varsa yüzleşirler, gene sesleri çıkmaz. Yaşam hakları ellerinden alınır, gene sesleri çıkmaz. Dinine ve milletine laf gelirse avazı çıktığı kadar bağırırlar.
Oysa, " İşçinin milliyeti Fransız, İngiliz yada Alman değil, emek, bedava kölelik, kendi kendini satmaktır. Onu yöneten hükümet Fransız, İngiliz yada Alman hükümetleri değil, sermayedir. Doğduğu yerin havası Fransız, İngiliz yada Alman havası değil, fabrika havasıdır. Ona ait olan topraksa Fransız, İngiliz yada Alman toprağı değil, yerin bir kaç karış altıdır."
 
Bu sessizlik nereye kadar sürecek? Her geçen gün bıçak kemiğe dayanıyor ve işsizlik oranı artıyor. Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada. Şu an dünyada işçiler ve işsizler sağcı popülist liderlere bel bağlıyorlar; solun üzerine ölü toprağı serpildiği günümüzde. Ama nereye kadar? Çünkü açlık sağ, sol dinlemez. Kapitalizm artık sonuna yaklaşıyor. Ekonomik krizden çok daha beter bir uygarlık krizine dönüşmüş durumda. Burjuva ideolojisi hemen hemen her şeyi metalaştırıyor, "düşüncelerimizi bile metalaştırıyor". Kar uğruna ve para hırsı uğruna dünyayı yok oluşa sürüklüyor. Kar oranları düştüğü anda daha büyük işsizler ordusu yaratıyor.
 
Eğer işçiler ve işsizler sermayenin gün geçtikçe daha az ellerde toplandığı bir dünyada sınıf atlayacaklarını, "Amerikan Rüyasının" gerçek olacağını, John Steinbeck'in dediği gibi, "Sosyalizm Amerika'da köklerini bulamaz; çünkü fakirler burada kendilerini sömürülen bir sınıf olarak değil, geçici olarak sıkıntı yaşayan milyonerler olarak görmektedir." olacağını zannediyorlarsa fena halde yanılıyorlar. Çünkü dünyadaki tablo ortada ve her geçen yıl daha da kötüleşiyor.
 
Rank Country Unemployment rate (%)
1 Zimbabwe 95
2 Nauru 90
3 Liberia 85
4 Burkina Faso 77
5 Turkmenistan 60
6 Cocos (Keeling) Islands 60
7 Djibouti 59
8 Congo, Republic of the 53
9 Senegal 48
10 Nepal 46
11 Bosnia and Herzegovina 44.3
12 Haiti 40.6
13 Kenya 40
14 Swaziland 40
15 Marshall Islands 36
16 Yemen 35
17 Afghanistan 35
18 Grenada 33.5
19 Kosovo 30.9
20 Mauritania 30
21 Libya 30
22 Mali 30
23 Cameroon 30
24 American Samoa 29.8
25 Macedonia 28.6
26 Maldives 28
27 Greece 27.9
28 Namibia 27.4
29 Spain 26.3
30 Lesotho 25
31 South Africa 24.9
32 Nigeria 23.9
33 Dominica 23
34 Gaza Strip 22.5
35 West Bank 22.5
36 Equatorial Guinea 22.3
37 Micronesia, Federated States of 22
38 Croatia 21.6
39 Gabon 21
40 Cape Verde 21
41 Serbia 20.1
42 Saint Lucia 20
43 Sudan 20
44 Comoros 20
45 Montenegro 19.1
46 Saint Vincent and the Grenadines 18.8
47 East Timor 18.4
48 Syria 17.8
49 Botswana 17.8
50 Ethiopia 17.5
51 Armenia 17.3
52 Tunisia 17.2
53 New Caledonia 17.1
54 Mozambique 17
55 Albania 16.9
56 Portugal 16.8
57 Jamaica 16.3
58 Bahamas, The 16.2
59 Iran 16
60 Iraq 16
61 Puerto Rico 16
62 Belize 15.5
63 Bahrain 15
64 Georgia 15
65 Dominican Republic 15
66 Oman 15
67 Zambia 15
68 Slovakia 14.4
69 Jordan 14
70 Saint Helena 14
71 Ireland 13.5
72 Egypt 13.4
73 Cook Islands 13.1
74 Slovenia 13.1
75 Tonga 13
76 Curacao 13
77 Italy 12.4
78 Lithuania 12.4
79 Wallis and Futuna 12.2
80 Sint Maarten 12
81 Niue 12
82 French Polynesia 11.7
83 Bulgaria 11.6
84 Barbados 11.4
85 Northern Mariana Islands 11.2
86 Ghana 11
87 Antigua and Barbuda 11
88 Guyana 11
89 Estonia 10.9
90 Hungary 10.5
91 Saudi Arabia 10.5
92 Poland 10.3
93 Algeria 10.3
94 France 10.2
95 Turks and Caicos Islands 10
96 Saint Pierre and Miquelon 9.9
97 Latvia 9.8
98 Colombia 9.7
99 Morocco 9.5
100 Greenland 9.4
101 Turkey 9.3
102 Mongolia 9
103 Suriname 9
104 India 8.8
105 Belgium 8.8
106 British Virgin Islands 8.7
107 Kyrgyzstan 8.6
108 Netherlands 8.3
109 Mauritius 8.3
110 Guam 8.2
111 Finland 8.1
112 Sweden 8.1
113 Ukraine 8
114 Central African Republic 8
115 Bermuda 8
116 Anguilla 8
117 Costa Rica 7.9
118 Venezuela 7.9
119 Fiji 7.6
120 Argentina 7.5
121 Bolivia 7.4
122 Philippines 7.4
123 Romania 7.3
124 United States 7.3
125 United Kingdom 7.2
126 Nicaragua 7.2
127 Canada 7.1
128 Czech Republic 7.1
129 San Marino 7
130 Aruba 6.9
131 Faroe Islands 6.8
132 Indonesia 6.6
133 Pakistan 6.6
134 Paraguay 6.6
135 Uruguay 6.5
136 New Zealand 6.4
137 Malta 6.4
138 El Salvador 6.3
139 Virgin Islands 6.2
140 Denmark 6
141 Chile 6
142 Azerbaijan 6
143 Montserrat 6
144 Trinidad and Tobago 5.9
145 Russia 5.8
146 Moldova 5.8
147 Israel 5.8
148 Australia 5.7
149 Brazil 5.7
150 Kazakhstan 5.3
151 Germany 5.3
152 Burma 5.2
153 Sri Lanka 5.1
154 Bangladesh 5
155 Austria 4.9
156 Luxembourg 4.9
157 Mexico 4.9
158 Uzbekistan 4.9
159 Panama 4.5
160 Saint Kitts and Nevis 4.5
161 Iceland 4.5
162 Honduras 4.5
163 Cuba 4.3
164 Ecuador 4.2
165 Palau 4.2
166 Taiwan 4.1
167 China 4.1
168 Falkland Islands (Islas Malvinas) 4.1
169 Guatemala 4.1
170 Japan 4.1
171 Cayman Islands 4
172 Andorra 4
173 Norway 3.6
174 Peru 3.6
175 Kuwait 3.4
176 Korea, South 3.2
177 Switzerland 3.2
178 Hong Kong 3.1
179 Malaysia 3.1
180 Gibraltar 3
181 Brunei 2.6
182 Tajikistan 2.5
183 United Arab Emirates 2.4
184 Liechtenstein 2.3
185 Bhutan 2.1
186 Monaco 2
187 Kiribati 2
188 Isle of Man 2
189 Seychelles 2
190 Papua New Guinea 1.9
191 Singapore 1.9
192 Laos 1.9
193 Macau 1.8
194 Vanuatu 1.7
195 Jersey 1.7
196 Vietnam 1.3
197 Belarus 1
198 Guernsey 0.9
199 Thailand 0.7
200 Qatar 0.3
201 Cambodia 0
Definition: This entry contains the percent of the labor force that is without jobs. Substantial underemployment might be noted.
Source: CIA World Factbook - Unless otherwise noted, information in this page is accurate as of January 1, 2014
 
 
 
 

DÜŞÜNCENİN METALAŞMASI.

’’Zamanı gelmiş bir fikrin  karşısına dikilme gücüne hiç bir ordu sahip değildir.’’ Victor Hugo

İstisnasız herkes kendi zamanının geldiğinden bahsediyorsa,’’zamanı gelen’’ ne?Bu doğabilimsel zorunluluklarla,kendi doğrularının zorlukları arası bir tercih sorunu değildir!BU BİR DÜNYA GÖRÜŞÜ FARKLILIĞIDIR... DOĞABİLİMSEL DOĞRULARIN ALEMİNDEKİ ZAMANI GELMEMİŞ OLMASININ ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜDÜR YAŞANAN. BU ZAMAN MALESEF SENİN ALEMİNİN ZAMANINA GÖRE DEĞİL DOĞANIN KANUNLARINA GÖRE İŞLER VE SEN UYUMU YAKALARSAN BİRLİKTE GELİŞİMİN SÜRER YOKSA SENİ AŞIP GİDECEKTİR. BU DURUM DOĞANIN ZAMAN AYARI İLE İNSANLAR ALEMİNİN ZAMAN AYARININ BİRBİRİNE UYMAMASI DİYE DE İFADE EDİLEBİLİR. Bu duruma bir de insanlar aleminin kendi iç işleyişinde gelişeni ve hareket halini ortak pencerelerinden  görmeye çalışan guruplanmaların eklenmesi tabloyu daha bariz hale getirir.İçerisinde yaşanılan maddi koşulların belirleyiciliğinde sınıfların dünya görüşleri vardır.Bunun gibi düşünen bir yaratık olarak insanınn maddeden bağımsızlaşan düşünce belirleyiciliğinde,idealist dünya görüşü doğrultusunda geliştirmeye çabaladıkları vardır.Bu bağlamıyla maddenin son kertede belirleyiciliği son sözü söyler.’’Adları’’değişik değişik olsada ortak çıkarların hareketliliği mafya vari organizasyonların ortaya çıkmasına neden olur. İnsanlar aleminin bilgi birikiminin yetmediği gelişmelerle karşılaşması durumunda gelişeni anlamaya yönelik çabaları doğru dünya görüşü eşliğinde daha doğruya gelişimi sağlarken,yanlış dünya görüşü eşliğinde gecikmekere yol açar.İnsanlar aleminin kendine doğrularından bağımsız ilerleyen bu süreç,algılayıp değiştiremeyeceğimiz belirleyemeyeceğimiz şekliyle de ilerler. Bu durum inasanlar alemi gerçekliğiyle doğasal zorunluluklarımız arasındaki hareket halinin uyuma ilerleyişinden kaynaklanır.Bu durum insani zaman ayarlarına göre uzun doğasal zaman ayarlarında kısa süreleri içerebilirler. Arada geçen süredir.KİMİ ZAMAN DÜNYANIN DÖNDÜĞÜNÜ BİLDİĞİN HALDE GÜCÜ ELİNDE BULUNDURANLARCA ENGİZİSYONDA YARGILANMAK VE ÇOĞUNLUĞUN HABERSİZLİĞİDİR.KİMİ ZAMAN KERİM DEVLETİN SİLAHLI SALDIRILARINA KARŞI İLK ÖRGÜTLÜ BAŞKALDIRIŞI SİLAHLI DEVRİM CEPHESİNİ ÖRGÜTLEMEK,GELECEĞE KÖPRÜ THKP-C  MAHİR VE ON’LAR OLUP TARİHSEL GELİŞİMİN ÖNÜNÜ AÇMAKTIR.İNSANLAR ALEMİ ZAMAN AYARIYLA SONRA AÇIĞA ÇIKACAK OLAN ABSÜRT’’BİR AVUÇ...VB.’’SALDIRILARA MARUZ KALMAKTIR.YA DA’’ÜRETEN BİZİZ YÖNETENDE BİZ OLACAĞIZ’’DİYEN DEVRİMCİ YOLDA İLERLEMEK Mİ,KİTLELERİN BEKLENTİSİ DİYE ÇEŞİTLİ BOY VE SOYDAN ONLARA YENİ BİR KURTARICI OLMAYA KALKMAK MI? DİĞER DENEY BİRİKİMLERİNDE DE YAŞANDIĞI GİBİ DEVRİM OLAN YA DA BAŞARISIZLIĞA UĞRAYAN YERLERDE VE DEVRİMCİ YOL GELİŞİMİNDE DE GÖRÜLMÜŞTÜR.ÇOĞUNLUKLA GÜCÜN ETKEN OLDUĞU DESTEK ROL OYNAYABİLMİŞTİR.KENDİ KENDİNİ YÖNETME DENEYİMLERİNİN VE BİLİNCİNİN ZAYIFLIĞI İLE YÖNETİCİ OLARAK GÖRDÜKLERİNİN KENDİNİ KURTARMASINI BEKLEME DURUMU ARASINDAKİ SUNİ DENGE SONUCU BELİRLEMİŞTİR.

 Siyaset doğabilimsel zorunluluklarımızın yerine getirilmesidir.Onlarla pazarlık hali,hesap kitaplar insanlar aleminin kendi gerçekliğini dayatmasıdır. Demokratik her mevziyi savunmak zorunda olduğunun farkında olmamasını bırak bunları savunma mücadelesiyle herşeyin değişeceğini bekleme noktasını aynılaştırıyor.Dünya dönüyor demek için engizisyonun kararını bakmak devrimden vazgeçmek demektir.Doğabilimsel olanla pazarlığa hesap kitaba ve pazarda düşünce satmaya kalkmak devrimcilikten vazgeçmektir.İki ayrı düzlemi kıyaslayamazsın...Doğabilimsel doğruyu savunmak zorunluluğun, çıkan sonuç ise insanlar aleminde mücadelenle ilgili. Çözümsüzlük:Gelişen olayların gidiş yönünü tespit etsende doğasal doğruyu bilsende etki edecek olanaklara sahip olamamak.Çoğunlukla da bilgi yetersizliği,yeterli gelişmemiş olması sonucu çözüm diye bulunanaların yetersiz kalışı.Çabaların yetersiz kalışı. SEÇENEKSİZLİK ZAMAN DİLİMİ UYUMSUZLUĞU...BÜTÜN BUNLAR YAPAMADIKLARIMIZA MAZERET OLSUN DİYE DEĞİLDİR.TAMAM KİTLELER VE KLASİK TEKRARLA KATI MERKEZİ ÖRGÜT ANLAYIŞINI’’SOL’’DİYE SAVUNANLAR YENİ BİR KURTARICI ARAYIŞINDA YA DA BEKLEYİŞİNDE.TAMAM TÜM DENEY BİRİKİMLERİNE VE OLUMSUZ SONUÇLARINA RAĞMEN GÜÇ VE İKTİDAR OLMANIN SÖZ DEN YANİ DÜNYA GÖRÜŞÜNDEN DAHA ÖNEMLİ OLDUĞU SAVUNULUYOR.TAMAM YETERLİ ÖRGÜTLÜLÜK SEVİYESİNE ULAŞAMAMIŞIZ.BÜTÜN BUNLARI GÖREREK,BİLEREK ÇÖZÜM BULAMAMIŞIZ. ÖNCE KENDİMİZDEN BAŞLAYARAK ÖRGÜTLÜ BİR TOPLUM OLAMADIĞIMIZ İÇİN HEPİMİZ ÖZELEŞTİRİ VERMEK ZORUNDAYIZ. DEMOKRATİK HERŞEYİN YASAKLANDIĞI, EN UFAK KARŞI DURUŞUN SALDIRIYA UĞRADIĞI BİR ORTAMDA,DEMOKRATİK EN AZINDAN YASAL BİR REFERANDUMUN OLACAĞINI BEKLEMEK SAF DİLLİLİK OLUR.BU İNSANLAR ALEMİNİN TÜRKİYESİNE AİT BÖLÜM!DOĞA BİLİMSEL DOĞRULARI SAVUNMAKLA HAYIR DEMEKLE DÜZLEM KARIŞIKLIĞINA GETİRİLMEMELİDİR. MALESEF GELİŞİMİ YİNE EGEMENLERİN YÖNETEMEME KRİZLERİNE KENDİ ARALARINDA BULDUKLARI ÇÖZÜMÜN BELİRLEYECEĞİ BİR SÜREÇ YAŞIYORUZ.

 Zamanı gelmiş bir fikrin insanlar alemi versiyonu büyük rol oynamış ,çeşitli ülkelerde halkların’’inandıklarını gücüne güvendiklerini’’başarıya susadıkları dönemde büyük bir tazyikle iktidara taşımışlardır.İşçi sınıfının iktidarı deyip kalıcı bürokrat yönetici olmuşlar ya da düzen içi mücadelede kendini patron sanıp,patron kim oyununda duvara toslayarak gerçek patrona teslim olmuşlardır.Önce umut ve rüyaları süslemiş sonra hayal kırıklığından kabusa dönüşmüşlerdir.Bu bağlamda  solun birlikteliğine tercih olarak gücü elegeçirmek noktasından yaklaşıldığında nasıl yanlış sonuçları ortaya çıkardığını acı deney birikimleri olarak yaşanmıştır. Bunu düzenin sahiplerinin sırt sıvazlamasında mı yaptıklarına!Ya da gerçekten içinde yaşadıkları düzenin patronu olacaklarını hesapladıklarından mı yaptıklarına sen karar verirsin!Fazla söze ve uzatmaya gerek olmayacak sonuçlar ortadayken bu yolu’’kardeş’’partiler diyerek tekrar denemek yolunda olanların yolu açık olur!  Biz bunları aşan devrimci yolumuzdayız...Bu gün sorunun özü:Solun birlik güç olması ve hegemonyası değil,aynı zamanda ne için nereye varmak için birlik olmak sorularına verilecek cevaplar ve mücadelesidir...Her görüşe ve herkese eşit mesafede olan bir eğitim ve devlet değil,bunu aşarak doğabilimsel doğrulara varma mücadelesinde olabilmektir.REFERANDUMDA DEMOKRATİK MEVZİLERİ VE DOĞABİLİMSEL DOĞRUYU SAVUNMAK ZORUNLULUĞUNDASIN,ÇIKAN SONUÇ İSE İNSANLAR ALEMİNDE MÜCADELENLE İLGİLİ.ÇAPA ETKİSİYLE(BKZ. DANİEL KAHNEMEN ÇAPA ETKİSİ) KENDİ SİTEMLERİ İÇERİSİNDE DÜŞÜNMEYE KİLİTLEDİKLERİNİ AŞARSAK DÜŞÜNCENİN META HALİNE GELİŞİ,PAZARLARDA ALINIP SATILMASI BİR ÇOK TOPLUMSAL ALANI ETKİLEDİĞİ  GİBİ YENİ BİR İNSAN KAREKTERİNİN OLUŞMASINIDA SAĞLAMAKTADIR.

HİÇ BİR DÜŞÜNCE VE EYLEM HAKLILIĞI İLERİ SÜRÜLMEDEN(BAZILARI İÇİN KULP TAKILMADAN) SAVUNULAMAZ. SÖYLEDİKLERİN YAPTIKLARIN SENİN VE ETRAFINDAKİLERİN TARAFINDAN UNUTULABİLİR LAKİN DOĞANIN HAFIZASI TARİHE KAYITLANDIĞINI UNUTMAYACAKSIN. TUTARLILIK BUNUN İÇİN ÖNEMLİDİR.EN AZINDAN AYAKLARI YERE BASAN DENGELİ DURUŞ.İŞTE BUNUN İÇİN İÇİNDEKİ DOĞA VİCDANIN TÜM MANİPÜLASYON VE ALGI YANILSAMASI ÇABALARINA RAĞMEN SENİN YAKANI BIRAKMAYACAKTIR. UNUTMA!

 İNSANLAR ALEMİNİN BİR BİRİNE ÜSTÜNLÜK SAĞLAMA BU YANIYLA DİĞERİNİ KONTROL VE BASKILANMA ALTINA ALMA,HALA LİDERLİK ANLAYIŞIDIR. Psikolojik Manipülasyon - Milgram deneylerinde olduğu gibi çoğunlukla bu kontrol hırsının sınırsız gelişime açık haliyle,doğallığını kaybetmiş durumdadır.DOĞASAL ZORUNLULUĞUN ORTAYA ÇIKARDIĞI KOLEKTİF YAŞAMIN DOĞANIN ZORUNLULUKLARI DOĞRULTUSUNDA ÖRGÜTLENMESİ DE DEMEK OLAN DOĞRUDAN DEMOKRASİ VE KENDİ KENDİNİ YÖNETİM ANLAYIŞLARI DA AYNI ORTAMDA GELİŞİMİN YÖNÜNÜ BELİRLEYECEK OLANDIR.BU GELİŞİMİ DAHA PLANLI DAHA MERKEZİ ÖRGÜTLENME DOĞRULTUSUNDA GELİŞTİRME DÜŞÜNCESİ VE YARATTIĞI OLUMSUZ DENEY BİRİKİMİ ORTADADIR.BU TARİHİ GELİŞİMLERİN IŞIĞINDA YOL ALMAKTAN DA ÖTE;GELİŞİM YOLUMUZ ORTADADIR.BU BAĞLAMIYLA ÖRGÜTLENME KONTROL ANLAYIŞINDAN ÖTE KOLEKTİF ORGANİK GÖREV DAĞILIMI VE ÜRETİM ESASINA DAYALI OLMAK ZORUNDADIR.ÜRETİME DAYANMAYAN KONTROLE YÖNELİK YAPILARLA BÜROKRATLAŞMIŞ DEVLET VE SINIFIN ÖNCÜSÜ DİYE SUNULAN YÖNTEMLERDEN,ÜRETENLERİN DOĞRUDAN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİYE DOĞRU İLERLENMELİDİR.DOĞADA OLDUĞU GİBİ ÜRETEMEYEN BU NEDENLE DİĞER ORGANLARIN İŞLEYİŞİNİ DE OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN UNSURLARIN ÜRETİR HALE GETİRİLMESİ YA DA UR ŞEKLİNDEKİLERİN ATILMASI DOĞAL BAĞLAMIYLA YAPILMALIDIR.’’SOL’’DAHİL HERKESİN KONTROL ÖRGÜTLENMESİNİ DOĞRU BULDUĞU ORTAMLARDA MAFYA VARİ HİTLER TAKLİDİ AŞIRI KONTROL VE ZULÜM DÜZENLERİNİN GELİŞEBİLMESİNİN SORUMLUSU TÜM TOPLUMDUR...

 Yazılanların okunmadığı,’’bizimki’’ler denilenlerin bile üretilene katkı babından önemsenmediği zor dönemlerden geçmekteyiz.ÜRETİLENE SAYGISI OLMAYANLARLA ÜRETENLERİN YÖNETİMİ KURULAMAZ.YANLIŞ MALZEMEYLE DOĞRU YERE YOL ALINAMAZ.Yazılan çizilenlere çıkarılan yayınlara bir bak! Okumaya saymaya zamanın yetmez. Mutlaka birilerine hitap ediyorlar ki çıkarılıyorlar!?Bu hitap edilen guruplanmaların çokluğu toplumsal’’paradigma,reel gerçeklik.’’Sınıflar mücadelesine toplumsal mücadeleler alanının gidiş yönüne hitap ediyor olsa bu kadar çok guruplanma olur mu?Zor.Bunun için öncelikle bir dünya görüşü gerekir...İşte  ortaya çıkan bu durum da düşüncenin meta haline gelişi ve pazarlarda alınıp satılır hale gelmesiyle ilgilidir.Bunun bir kültür olarak topluma nüfuz etmesi kendi haricindekilere seviyesiz saldırılar haline dönüşebilmektedir. Nihayetinde pazar ve pazarlama sorunudur. İnsanların kendi yazdıklarına da saygısı kalmadı ağzına geleni,aklına geleni yazdığına göre!Organize işler gurubunun da kendine saygısı yok ki eleştirmiyor, okumuyor sadece biat etmiş görüntüsü veriyor.Ya da benlik savaşında vaktini bekliyor. Adam almış klavyeyi derdini küfürlerle dile getiriyor!İyi de biz neden okumak zorundayız?’’Bu düzene ait bir sorunda tavır belirlemek hainliktir’’den tut ‘’merkantilizmin emperyalizme eklemlenmesi’’fantazilerinden çık.Adam kendini sadece senin değil işçi sınıfının tek kurtarıcısı proleterya öncüsü konumuna zaten baştan koymuş ‘’yönetmekle yönlendirmek arası farkı biliyormuş!’’ Büyük laf etiğini sanması kendine yetiyor.Önemli olan da bu! Durumuna bakmaz öncü savaşı başlıyor yarın kendisi başta dağlara çıkılıyor.Havalar başka durum başka! Söylenenler yapılanlara,olana uymuyor.Tamam aykırısın görüşün başka olabilir de bu dışındakine seviyesiz saldırı hakı nereden geliyor.Düşünceni yaz tartış,yetmez söylediğini yap ki bir anlamın olsun.Siyasi yalpalamalar ve dengesizlik devrimci saflaşmanın önüne engeller oluşturmaktadır.Rutin hale getirilmiş malumun tekrarı yayın faliyeti olarak görülüyor.Kendilerine yetiyor.En büyük özellikleri bir guruba aidiyetleri ve alametifarikası herkesden ayrı durma çabası.Yazdıklarının onlara yetiyor olması.Mazeret:Sonuç pratikte belirlenir.BİR TÜRLÜ HAREKETTEN DOLAYI BİRLEŞTİREMEDİĞİ ALGI YANILGISIYLA ,ORGANİK BİR BÜTÜNÜ PARÇALAYIP AYIRIP CANLIYI ORTADAN KALDIRIYOR, HAREKET BEKLİYOR! Okunmuyor.’’Bizimki nin’’yazdıkları bile çoğunlukla okunmuyor.Yazılan çizilen ve çıkarılan dergi ve yayın faliyetlerine bak!Bu kaosda neyi okuyacağın bile karışık!Bilgi hap,tablet olarak yutulur halde.Bilgi tüketimi düşüncenin ve bilginin metalaşması sonucu pazarda hap şeklinde satılır meta durumda.Herkes çok biliyor.Bu maganda kültür kimseye saygısı olmayan biçimde gelişiyor. Düşünmeye gerek olmayan tablet halinde alınanların tekrarı. Kendi bildiğini anlatıyor. Herkes çok biliyor.Başkalarına olan saygı ve ilgi çıkar ilişkisinin seviyesine göre ayarlanıyor. Kendi dediğinden başkası ilgilendirmeyen,herkesin kendi derdini ve sıkıntısını anlattığı düşüncenin metalaştığı bir ortamın olumsuz etkileri sürmektedir. Bizim takım bakışıyla yaklaşılıp niyet siyaset yerine geçiriliyor.

Guruplanlamarın çıkarlar odaklı ve temelinde oluşu değişik adlarda da olsa organize işler yapılanmalarına dönüşmelerinin de nedeni olmaktadır.Herkesin kendi derdine odaklandığı ve bunu gerçeklik sandığı bir ortamdan geçilmekte!  Üretimin temel alınması gereken noktada! SOL TARAFIN BİLE BİREYİ TEMEL ALINMASININ EKSİKLİĞİ BURADA AÇIĞA ÇIKIYOR. MERKEZİYETCİLİĞE TEPKİDEN ADEMİ MERKEZİYETCİLİĞİN ÖNE ÇIKARILMASI, YENİ DÜNYA DÜZENİNİN YENİ İNSANININ KENDİNİ DÜNYANIN MERKEZİNE KOYAN BİREYCİLİĞİ İLE SINIRLARIN KAYBOLMASINA NEDEN OLUYOR. BİREYSEL GELİŞİM YANİ ÜRETİM İLE BİREYCİLİK AYRIMI ORTADAN KALKMA NOKTASINA VARIYOR.Bu durumun toplumsal mücadeleler alanında ya da sınıflar mücadelesinde bir karşılığının olmamasından bile etkilemiyor.Sence bu gurupların anlamı nedir?Bu durum yeni dünya düzeninin yeni insan karekteriyle arasına sınır çizemez alternatif olamaz bir halin gelişmesine neden olmuştur.

 Seçeneksizlik zaman dilimi uyumsuzluğu...İşte bunun içindir ki insanlar aleminin kendine doğrularıyla uygulanan zulüm ve diktatörlükler üretenlerin doğrudan yönetimi,doğrudan demokrasiyi engeleyemeyecek,diğerleri gibi doğanın hafızası zamanın tarihi çöplüğüne gideceklerdir.

BU ABLUKA DAĞILACAK ÜRETENLER KAZANACAK.

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ MUTLAKA KAZANACAKTIR.

 

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ.

PARA,PARA,PARA......

 

İktidar partisi onu çok seviyor. Muhalefet partileri de onu çok seviyorlar. Patronlar ona tapıyorlar. Sendikalar bile onu çok seviyorlar. Ordu ve polis ona kul köle oluyorlar. Köylüler, işçiler, memurlar da onu çok seviyorlar. Mazlum da, mağdur da, zalim de onu çok seviyor. Ezen de, ezilen de, sömüren de, sömürülen de onu çok seviyor.‘‘Öteki dünya için‘‘yaşadığı yalanıyla dünyevi olanı, onu en çok sevenler dinciler. Hatta“sol’cu‘‘denilenlerin bir çoğu.Onu bir tek devrimciler sevmiyorlar. Zaten, o da devrimcilerden hiç hazzetmiyor. Merak ettiniz değil mi, nedir bu kadar çok sevilen diye. Kimilerine göre dünyadaki cennetin anahtarı, kimilerine göre ise bütün kötülüklerin anası, babası olan para. Peki, soyut olarak her yerde kendisinden bahsedilen ama somut olarak pek bahsedilmeyen, pek yazılmayan para nedir? Kim basar, neye göre, hangi miktarda basar parayı? Fazla olunca ne olur, az olunca ne olur?O zaman, gelin bir bakalım neymiş bu para?



PARAYA NEDEN İHTİYAÇ DUYARIZ?



Toplumda üretilen her mal ve hizmetin

kullanım değeri olduğu gibi değişim değeri de vardır. Ve bu değişim değerinin de parasal bir karşılığı vardır. Çünkü değişim aracı olarak kullanılan birim paradır. Kullanım ve değişim değerini ilk kullanan kişi David Ricardo'dur. Malların değerini belirleyen şeyin o malın üretilmesi için gerekli olan emek zaman olduğunu ilk ileri sürendir. Bu konuda klasik iktisat kuramının Marksist kuramdan tek farkı artık-değeri göz ardı etmesidir. Kullanım ve değişim değeri kapitalist ekonomiyi analiz eden Karl Marks'ın kullandığı temel kategorilerdir. Ona göre, 



"Kullanım-değerleri, ancak kullanım ya da tüketim ile bir gerçek haline gelir: bunlar, ayrıca, toplumsal biçimi ne olursa olsun, her türlü servetin özünü oluştururlar. İncelemek üzere olduğumuz toplum biçiminde, bunlar, ayrıca, değişim-değerinin maddi taşıyıcılarıdır."

"Gereksinmelerini kendi emeğinin ürünü ile doğrudan doğruya karşılayan kimse, gerçekte, kullanım-değeri yaratır, ama meta yaratmamıştır. Meta üretmek için, o kimsenin yalnızca kullanım-değerleri değil, başkaları için kullanım-değerleri, toplumsal kullanım-değerleri üretmesi gerekir. (Ve salt başkası için üretmesi de yetmez. Ortaçağ köylüsü, feodal bey için ürün-rant-tahıl, papaz için öşür-tahıl üretirdi. Ama, ne bu ürün-rant-tahıl, ne de öşür-tahıl, bir başkası için üretilmiş olmaları gerçeğine karşın, meta haline gelmemişlerdi. Bir ürünün meta olabilmesi için, kuIlanım-değeri olacağı başka bir kimseye, değişim yoluyla devredilmesi gerekir.)"



O halde, bir ürün ya da bir meta üretmek için değişim değeri yaratmak gerekir. Peki, bu değişim değerinin parasal değeri nedir? O da, değişim değeri yaratmak için gerekli olan ortalama emek zamanı miktarıdır. Metanın değeri yalnızca değişim ile gerçekleşir. Karl Marks'a göre,



"işçiler, metalarını, yani işgüçlerini kapitalistin metası ile, yani para ile değişirler, ve bu değişim, belirli bir oranda olur. şu kadar paraya, iş gücünün şu kadar süreyle kullanılması. oniki saatlik dokuma karşılığında 2 mark. peki bu 2 mark, 2 mark karşılığında satın alabileceğim bütün öteki metaları da temsil etmez mi? şu halde işçi, kendi metasını, yani iş gücünü, her türden öteki metalarla değişmiştir ve bu, belirli bir orana göre olmuştur. kapitalist, işçiye 2 mark vermekle, günlük emeği karşılığında ona şu kadar et, şu kadar giyecek, şu kadar yakacak, ışık vb vermiştir. buna göre, bu 2 mark, iş gücünün öteki metalarla değişilme oranını, yani işgücünün değişim-değerini ifade eder. bir metanın para olarak hesaplanan değişim-değeri, onun fiyatı denen şeydir."



Kısacası basitleştirirsek, kullanım değeri ihtiyaç-tüketim, değişim değeri paradır. Örnek olarak, elmasın kullanım değeri çok düşük ama değişim değeri çok yüksektir. Ekmeğin ise kullanım değeri çok yüksek, değişim değeri çok düşüktür.

Fakat günümüzde sadece kullanım değeri olması gereken paranın çok daha farklı fonksiyonları vardır. Artık paranın kendisi alınıp satılmaktadır ve kendisi bir değişim değeri yaratmaktadır. Ayrıca yatırım ve tasarruf aracı olmasının dışında politik olarak da kullanılmaktadır. Türkiye gibi yeni sömürge olan ülkelerde Merkez Bankalarının uluslar arası fänans tekellere bağlılığı,ülke yürütmelerine bağımlılığından öndedir.Genelde hükümeti oluşturan iktidar partilerinin baskılarına maruz kalırlar. En güzel örneği günümüz Türkiyesi'dir. Faiz konusunda T.C Merkez Bankası özgür iradesiyle karar alamamakta, hükümetin baskılarına maruz kalmaktadır. Çünkü bu baskıların sebebi paranın patronunun Merkez Bankası olmasıdır. Ne kadar basılacağına, ne zaman basılacağına Merkez Bankası‘‘karar verir. Para arzının kontrolü‘‘Merkez Bankası'nın elindedir!



PARA ARZI



Para arzı genel tanımlamayla bir ülkedeki belirli bir anda mevcut olan parasal varlıkların toplamını ifade eder. Kısacası belirli bir anda ekonomide dönen toplam para miktarıdır. Para arzı M0, M1, M2, M3 denen araçlarla ölçülür. M0 dar tanımı, M3 ise en geniş tanımıdır.



Para Arzı

İçeriğinde bulunan parasal varlıklar

Miktarı (2015, Milyar TL)

M0

Dolaşımdaki para - Banka Kasalarındaki Para

94

M1

M0 + TL ve YP Vadesiz Mevduat

312

M2

M1 + TL ve YP Vadeli Mevduat

1.206

M3

M2 + Repo ve Para Piyasası Fonları + Bankalarca İhraç Edilen Menkul Kıymetler

1.249

 



M0, dar anlamıyla para arzı dolaşıma çıkarılmış paradan, darphane tarafından dolaşıma çıkarılmış madeni paradan banka kasalarındaki nakit paranın düşülmesiyle bulunan toplamdır. Dolaşımdaki para(M0), GSYH'nın hemen hemen yüzde 5'i kadardır. Kısa bir bilgi olarak GSHY(Gayri Safi Yurt İçi Hasıla);



"Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değerini ifade eder."



2015 yılı sonu itibariyle toplam para arzı 1 trilyon 249 milyar TL, GSYH ise 1 trilyon 952 milyar TL'dir. Merkez Bankası enflasyonu denetlemek adına para arzını baskı altında tutmak zorundadır. Toplam para arzı GSYH'nin üstünde seyreder ise uzun vadede enflasyonu arttırır. Bu yüzden merkez bankaları zorunlu olmadıkça karşılıksız para basamazlar. Yalnız bunun istisnai bir örneği vardır. 2008'de başlayan dünya ekonomik krizinden sonra ABD ve AB merkez bankaları devasa miktarda karşılıksız para basıp piyasalara sürmelerine rağmen enflasyon artmamıştır. Normal koşullarda bu miktar para arzı karşısında enflasyon oranlarının coşması gerekir. Bu durum bize dünya ekonomisinin halen ekonomik dar boğazdan çıkmadığını göstermektedir. Zaten bu devasa miktarda karşılıksız paranın bir miktarının Türkiye gibi ülkelere akması sonucu‘‘istikrarlı bir büyüme oranı‘‘ görüntüsü yaratılmıştır. Şimdi bu para, Trump başkanlığında ana yurduna geri çağrılmaktadır. Bunu cazip kılmak için ABD Merkez Bankası FED faiz oranlarını tedbirli şekilde arttırmaktadır. Bunun zararı gelişmekte olan ülkelere olacaktır. Sıcak paranın gelişi zorlaşacağından, cari açık ya da özetle dış ticaret açığı veren ve özel ve kamu dış borçları olan sömürge  ülkeler için döviz bulmak kısa vadede zorlaşacaktır. Sıcak parayı çekmenin tek yolu da faizleri arttırmaktır.



PARA ARZI FAİZ İLİŞKİSİ



Kapitalist sistemde her arzın bir talebi vardır! İnsanlar ya da hane halkı ev, araba almak için veya yatırım yapmak için veya spekülasyon amaçlı, borsada oynamak, tahvil, bono satın almak için para talep ederler. Bunun için de ya bankalardan faizle borçlanırlar ya da kendi tasarruflarıyla ihtiyaçlarını karşılarlar. Her halükarda para talep ederler. Arz ve talep, arz-talep kanuna göre en optimum seviye olan dengede olmak zorundadır.Kapitalist sistemlerde bunun sağlanması kâr yasası ve aşırı üretim nedeniyle mümkün olamamaktadır. Biri fazla, biri eksik olursa diğer taraflarda sorun var demektir. Paranın dengesini de sağlayan Merkez Bankası'dır. Merkez Bankası elinde bulundurduğu müdahale araçlarıyla emisyon hacmini kontrol altında tutar. Emisyon ve emisyon hacmi ise; 



"Bir ülkede kağıt para, tahvil ve bono, hisse senetleri gibi değerlerin ilk kez piyasaya sürülmesine “emisyon” denir. Emisyon hacmi terimi, Merkez Bankası tarafından ihraç edilen yani piyasaya sürülen banknotların toplam tutarını ifade eder."



2015 Aralık ayı itibariyle emisyon hacmi 103 milyar TL'dir. Yukarıda belirtildiği gibi emisyon hacmini insanların para talebi belirler.

Faiz oranlarındaki düşüş para talebini arttırır. Bu da emisyon hacmini arttırır. İnsanlar daha çok tüketmeye başlarlar. Emisyon hacmini belirleyen bir diğer faktör ise enflasyondur. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde insanlar ellerinde para tutmak istemezler. Böylece emisyon hacmi daralır. Faiz ve enflasyon arasında ters orantı vardır. Tabii burada dikkate aldığımız talep enflasyonudur, maliyet enflasyonu değil. Faizler düşük olunca enflasyon artar; faizler yüksek olunca enflasyon azalır. Çünkü maliyet enflasyonu söz konusu olduğunda faizler yüksek olsa da enflasyon artar. Örnek, petrol fiyatlarının ani yükselişi. Türkiye enerji konusunda dışa bağımlıdır. Tabii bunlara bağlı olarak işsizlik faktörü de göz ardı edilmemelidir. Faizler düşük olunca yatırımlar artar ve dolayısıyla işsizlik düşer. Faizler yüksek olunca yatırımlar azalır, dolayısıyla işsizlik artar. Aslında bunlar optimum dengede işleyen bir makro ekonomide olabileceklerdir. Bizim gibi dış sermayeye ve dış enerji kaynaklarına bağlı ülkelerde ekonomik tahminlerde bulunmak çok zordur,Değim yerindeyse uluslar arası finsns kapital hastaysa,bağımlı ülke komaya girebilmektedir.Çünkü ekonomi çok spekülatif ve kırılgandır; stabil değildir. Bütün bunlar ışığında Merkez Bankası para arzını kontrol altında tutmak zorundadır. Bunun için ise; para arzını arttırmak istediğinde politika faiz oranını düşürür ya da açık piyasa işlemleriyle (doğrudan alım, geri satım vaadiyle alım) piyasaya para verir ya da zorunlu karşılık oranlarını düşürür. Para arzını azaltmak istediğinde ise bunların tam tersini yapar.

Bu arada politika faizi; 

"Bir hafta vadesi olan repo ihale faiz oranıdır ve politika faizi TCMB (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası) tarafından belirlenir. TCMB, bankaların repo taleplerini bu politika faizi üzerinden belirlemektedir. Bankalar, TCMB ‘dan para alarak ellerinde bulunan tahvil ve bonoları teminat olarak verir ve repo yaparlar. Bankalar bu sayede kendilerine fon yaparlar." 



Açık piyasa işlemleri; 

"Açık Piyasa İşlemleri Merkez Bankası'nın dolaşımdaki para miktarını kontrol edebilmek amacıyla hazine bonosu, tahvil ve hisse senedi alım satımına gitmesidir. Merkez Bankası'nın amacı, banka rezervleri ile oynayarak para arzını etkilemektir."



Zorunlu karşılık oranı; "Zorunlu karşılık, zorunlu karşılık oranı ya da munzam karşılık; mevduat kabul eden bankaların bu mevduatlara karşılık olarak Merkez Bankası'nda bulundurmak zorunda oldukları mevduatların oranıdır ve bu oran Merkez Bankası tarafından kararlaştırılır."



Para arzı arttığında, para talebinin sabit kaldığı varsayımı altında, kısa vadede faizler düşer ve yatırımlar artar. Bununla birlikte faizler düştüğünden insanların sahip oldukları para miktarı arttığından tüketim talepleri ve harcama eğilimleri artar. Tüketim talebi artınca firmalar talebi karşılayabilmek için üretimi arttırır. Dolayısıyla yatırım yaparlar ve işsizlik düşer. Uzun vadede para arzı artmaya devam eder ve ekonomik büyümenin yani GSYH'nin üzerine çıkarsa enflasyonu arttırır. 



Yukarıda bahsedilen bütün teoriler ve kavramlar kapitalist ekonominin kavramları ve teorileridir.Normal şartlar ya da normal işlerlik koşullarda geçerlidir. Ve çoğu, ister klasik kapitalist yaklaşım, isterse neoklasik(monetarist) yaklaşım olsun hepsi kağıt üzerinde geçerlidir ve kurgudur. Kısacası para arz ve talebinin belirlendiği piyasa yaklaşımlarıdır. Oysa gerçek hayatta mevzu bahis edilen kavramların çoğu, enflasyon, politika faizi, döviz kurları, para arzı gibi kavramlar göz boyamadan başka bir şey değildir. Bütün kavramların amacı işçinin ya da üretenlerin sömürülmesine hizmet etmektedir. Mesela enflasyon ücretli emekçilerin sömürülmesinden başka bir şey değildir. Kapitalizm her daim işsizler ordusunun yaratılmasından yanadır ki ücretler düşüp kâr oranları artabilsin.Bunun içinse artı değerin arttırılması zorunludur.



"Prabhat Patnaik, "Paranın Değeri" başlıklı kitabında, yirminci yüzyılda paranın artık altın standardının dışında değerlendirilmekte olduğunu; bu yüzden de değerinin arz ve talep ile belirlenemeyeceğini vurgulamaktaydı. Paranın değeri, para piyasasına ancak ve ancak dışarıdan verilebilirdi. Kapitalist bir ekonomi için paranın değerini belirleyen bu dış unsur ise ücretli emeğin fiyatı, yani ücret maliyetleriydi. Marksist gelenekten gelen iktisatçılar için paranın değeri mistik finansal oyunlara ya da rastgele fonksiyonlar aracılığıyla kurgulanmış soyut ve gerçek dışı teorilere değil, doğrudan doğruya üretim koşullarına ve ücretli emeğin sermayedar karşısındaki konumuna dayanmaktaydı. Bu kurgu altında enflasyon, monetarist öğretinin öne sürdüğü biçimiyle parasal bir meseleden ibaret değil, doğrudan doğruya işgücü piyasasında ücret ile istihdam arasındaki dengesizliklerin bir uzantısıydı."*



Velhasıl, bu bahsedilen öngörüler bir aldatmaca ve kurgu da olsa, ayakları yere basan kapitalist ekonomiler için geçerlidir. Bizim gibi aldığı borçları betona gömen ekonomiler için değil. Türkiye ekonomisi bağımsızmış görüntüsü verilmeye çabalansa da gerçekte dışarıya bağımlıdır. Ekonomik karalar içeride alınıyormuş gibi olsa da dışarıdan direktiflerle yönlendirilmektedir. O yüzden ekonomi üzerinde tahminlerde bulunmak yanıltıcı olabilir. Çünkü bağımlı olduğunuz uluslar arası finans kapital her an istediklerini uygulayabilirler. Uzun lafın kısası, istedikleri an ülke ekonomisini batırabilir ve iflasın eşiğine getirebilirler. Tabii bütün bunlar içerideki işbirlikçilerin eliyle kotarılır; ekonomiyi betona gömen işbirlikçilerin eliyle....



MERKEZ BANKALARI



ABD'nin kurucularından Thomas Jefferson, " Bankalar daimi ordulardan daha tehlikeli bir güçtür." Jefferson, 1816'da John Taylor'a yazdığı mektupta ise şu ifadeleri kullanıyor. " Ben de senin gibi, bankacılık kuruluşlarının yabancı ordulardan daha tehlikeli olduğuna ve fonlama adı altında, gelecek nesiller tarafından ödenmek üzere, para harcanma prensibinin, istikbalimizin hile ile çalınması olduğuna inanıyorum." 

Evet, bankalar özellikle de merkez bankaları ordulardan daha tehlikelidir çünkü para basma yetkisi merkez bankalarının elindedir. Kimi merkez bankaları bir şirket gibi özel bir statüdedir, kimileri ise yarı bağımsız özerk bir statüdedir. ABD Merkez Bankası, FED özel bir bankadır. Ve inanılmaz boyutlarda karşılıksız para basabilmektedir. Matbaaları bir fabrika gibi günde üç vardiya para basmaktadır. Belki 45 cent maliyetindeki bir kağıt parçasından 100 dolar nominal değerdeki paraları karşılıksız basıp finansal kuruluşlara ve bankalara dağıtmaktadır. 2008 krizinden sonra piyasaya devasa boyutta para sürülmüştür. Normal şartlarda piyasanın tepki verip, bu boyuta bir para arzı karşısında fiyatlar genel seviyesinin artması beklenir ama öyle olmamıştır. Ekonomik dar boğaz halen devam etmektedir ve gitgide derinleşmektedir. Çare olarak aşırı sağcı, popülist liderlerin başkanlığında gümrük duvarlarını yükselten koruyucu ekonomik politikalar eşliğinde dünya ekonomik bir savaştan fiziki bir yıkıma ya da daha geniş çaplı savaşlara doğru sürüklenmektedir.

Türkiye'de ise, ‚‘‘yarı bağımsız özerk yapıdaki Merkez Bankası‘‘ uluslar arası finans kapitalin çıkarları ile ülke yürütmesinin siyasi ihtiyaçları arası baskılarına maruz kalmaktadır ! Her hafta zikredilen ama halkın ne olduğunu bilmediği politika faizi meselesi sıkça gündeme taşınmaktadır. Bu arada Türk burjuvazisi bir türlü yönünü tayin edememekte, olması gereken burjuva muhalefetini bir türlü gerçekleştirememektedir. Yakın bir gelecekte T.C Merkez Bankası da, ABD Merkez Bankası gibi özel bir şirket haline getirilebilir. Ya da yeni yaratılan Varlık Fonu gibi tepe yöneticilerinin cumhurbaşkanı danışmanlarından oluşan bir yönetimin idaresinde bir yapıya dönüştürülebilir. Bütün bunlar tek adam rejiminin, diğer bir ifadeyle,dikta rejiminin ülkeyi çıkmaza soktuğu kaçınılmaz yıkımın göstergeleridir.

 

İNSANLIĞIN KADERİNİ BELİRLEYECEK OLAN ÜCRETLİ İŞÇİ SINIFIDIR; PARANIN DEĞERİNİ ASIL ONLAR BELİRLER, BİR KURGU VE ALDATMACAYLA ASKERİ GÜCÜ ELİNDE BULUNDURAN EMPERYALİST KAPİTALİSTLER DEĞİL.

 



* para arzı ile ilgili bilgiler mahfiegilmez.com ve tcmb.gov.tr adreslerinden alınmıştır.

 

* Erinç Yeldan, "Para Teorisine Marksist Yaklaşımlar", Cumhuriyet Gazetesi

Error: No articles to display

FACEBOOK SAYFAMIZ