Özgürlük

VIRGINIA OLAYI

 

MUHAFAZAKAR PARTİLER VE İŞÇİLER

 

 

Daniel Ziblatt, "Muhafazakar Partiler ve Demokrasi'nin Doğuşu" adlı yeni kitabında, muhafazakar politik partilerin, bir devletin istikrarlı demokratikleşmeden hoşlanıp hoşlanmadığını ya da Sağ'ın en tutucu ideologlarından gelen tepkinin eninde sonunda bütün kazanımları geri alıp almayacağını belirlediğini savunuyor.

 

Bu görüşlere katılmamak mümkün görünmüyor çünkü modern kapitalist toplumda egemen ve sömüren olan burjuva sınıfının halk nezdinde parlamentoda temsilciliğini yapan ve burjuva sınıfını yıkabilecek tek sınıf olan işçi sınıfının bilinçlenmesi tehlikesi karşısında mülkiyetin koruyucuları vasfıyla hizmet veren muhafazakar partiler ve onların ideologları, 1970'ler ve özellikle de 1980'ler sonrası kapitalizmin içine düştüğü, diğer bir deyişle düşen karlılık oranlarının, çılgınca üretimin ve tüketimin sonucunda artık ulaşılabilecek bir pazar kalmamasının ve finans kapitalin para yiyen bir canavara dönüşmesinin beraberinde getirdiği yapısal krizler sonrasında baş gösterebilecek ayaklanmaların ve isyanların çıkmasını önlemek adına yaratılan milliyetçi ve dinci kışkırtıcı kimlikler vasıtasıyla işçilerin yüzyıldan fazla süren kanlı mücadelelerle elde etikleri kazanımları tek tek geri almaktadırlar. 

 

Muhafazakar ya da sağcı partiler, tarihin her döneminde demokrasinin değil, özel mülkiyetin koruyuculuğunu yapmışlardır. Oysa, demokrasi lafını ağızlarından düşürmezler. Bireyin özgürlüğü dillerine pelesenk olmuştur. Adalet kelimesi ağızlarından hiç eksik olmaz. Ne de olsa adalet mülkün temelidir. İnandıkları dinler de, inandıkları, sonradan uydurulup yaratılan ve burjuvazinin en güçlü silahı olan milliyetçilik de ezenlerin, sömürenlerin, diktatörlerin yanındadır hep. Gerçekte ise tek yaptıkları şey sömürünün devamını sağlamaktır. İşçilerden alıp patronlara vermektir ve her krizin faturasını kemer sıkma tedbirleri alarak çalışan kesimlere çıkartmaktır tek görevleri...

 

Peki, her şeyin bu kadar açık görünür olduğu bir ortamda neden işçiler, kendilerinden haklarını alan ve gasp eden sağcı muhafazakar partileri desteklerler? Neden Alman sendikalı işçilerin giderek artan oranda bir kesimi, faşist AfD'ye oy verir? Ya da neden Amerikan işçisi Trump gibi bir vahşi kapitalisti başa geçirir? Ya da neden Türkiye'de mavi yakalı işçilerin yarısından fazlası, "OHAL'i grev tehdidi olan yere müdahale için kullanıyoruz...Biz OHAL'i iş dünyasının daha rahat çalışması için getirdik," diyen ve BES'i çıkartan ve kıdem tazminatını kaldırmaya çalışan birisine oy verir?

 

Ve neden dünyada sendikalar çok kötü durumdalar ve sendika üyesi işçilerin sayısı gün geçtikçe giderek daha da fazla azalıyor? Kendi içlerinde dahi daralmaya giderek kadrolarına çıkış veren sendikalar neden sömürünün karşısında değil de sömürünün merkezinde konumlanıyorlar? Neden sendikalar kimlik siyasetine işçileri kurban ediyorlar? Nedenler bitmek bilmiyor. Ve burjuva sınıfı elimizi kolumuzu bağlamaya, gözlerimize perde çekmeye devam ediyor.

 

Biz ise kolayına kaçıp neden kapitalizm diyerek bu soruların cevabını veremiyoruz. Oysa, böyle olmasına sebep nedir? 

Din mi??? 

Milliyetçilik mi??? 

Çıkarlar mı??? 

 

Yoksa, solcuların kendisi mi?

Özgür Devrim

YOK OLUŞU BERTARAF ETME

 
 
 
Nükleer felaketi önlemek için Kore yarımadasında sıradan insanlarla dayanışma içinde olmalıyız.
 
1951-52'de Kore Savaşı sırasında ABD savaş uçakları. ABD Donanması / Wikimedia
 
Donald Trump'ın ellerinde ABD askeri gücü, dünya genelinde insanlar tarafından zaten görüldüğü şekilde, çoğu Amerikalı'dan destek beklemeye başlıyor: ayrım gözetmeyen kaba şiddetin korku verici bir aracı olarak. Fakat bu en azından yalnızca, Amerikalıları ülkelerinin emsalsiz yıkım gücü için savaşmaya iten sonsuz savaşımızın kurbanları ile empati kurmak değildir.
 
Bu, onların ecel teri dökmeleridir, özellikle de elinin altında dünyayı yok etmeye yetecek güçler olan herkesin bildiği gibi dengesiz bir başkan tarafından ön ayak olunan bir nükleer savaşta ölme korkusudur.
 
Nükleer kıyametin bu korkuları, tüm medyada tam üç gün boyunca nükleer çanlar çalan Trumpizmlerden esinlenmiş yaklaşan sonumuz hakkındaki yarı-ciddi şakalar olarak ayyuka çıktı. Salı günü Trump, Kuzey Kore'ye karşı "dünyanın şimdiye dek görmediği bir ateş ve gazap"ı başlatma konusunda hemen rezil yorumlarını yaptı. Çarşamba günü, tercih edilen başkanlık kanalı olan Twitter'da Trump, gerçek şu ki, bu süreç Obama zamanında başlamasına ve tamamlanması otuz yıl(ve 1.2 trilyon dolar) sürecek olmasına rağmen, nükleer cephaneliğin modernizasyonunu kendine yonttu. Dün, Trump, Kore Demokratik Halk cumhuriyeti hakkındaki ilk yorumlarının "yeteri kadar sert" olup olmadığını yüksek sesle merak etti; böylece şimdiye kadar devam eden gelecek ile ilgili hareretlilik başka bir haber akışı olmasını garantiledi.
 
Trump açıkça kendi başına atom terörünü artıracak durumda, ancak en son nükleer silahlı devletin otokratik lideri olan Kim Jong-un ile içinde yaşadığı medya beslemeli dinamik durumu daha da azdırıyor. Reagen ve Andropov'dan beri hiç bir lider takımının yapmadığı gibi, aralarında, halkın nükleer savaş korkularını artırdılar.
 
Gerçi, bu sıcak ortamın suçunun yarısını Kim Jong-un'a ve Kuzey Kore Hükumetine tamamen yüklemek muhtemelen haksızlıktır. Sonuçta, Kuzey Kore'nin öcü statüsünü tekrar doğrulamak için gerçek Jong-un'u her yerde olan ısmarlama medya karikatürleri arasından elemek, meslekten olmayan insanları dikkate almamak, uzmanlar için zordur. Dış politika gazeteciliğinin bu zengin ve ırkçı geleneği, özünde, Doğu'da olanlar gizemli, fevri ve tehlikeli iken, nükleer krallarımızın sakin ve mantıklı oldukları düşüncesine dayanan, Hugh Gusterson'un "nükleer oryantalizm" olarak adlandırdığı şeyi ustaca içer.
 
Açıkçası Donald "varsın silahlanma yarışı olsun" Trump, kolonyal ikiliye karşı tehdit oluşturuyor, ancak meşruluğunu tamamen yok edip etmeyeceği zamanla görülecek. Greg Afinogenov'un n + 1'de[dergi] işaret ettiği gibi, ulusal güvenlik kuruluşu, Trump'ı nükleer cephaneliğine saygın bir ambar memuru olarak koymaktan ayrı bir mutluluk duyardı. Daha sonra, sergilediği kıyamet günü cihazlarının üzerine bir çarşaf çekerek, Önemli İnsanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki küçük ölçekli felaketler planlamaya dönebilirlerdi. 
 
Hakim olan anlatının aksine, Kim Jong-un delirmiş değildir ve kesinlikle Amerikan aynasında göründüğünden daha rasyonel bir aktördür. Honolulu ve Seattle'nin eğil ve siper al tatbikatlarını canlandırması ya da Kuzey Kore'nin ilk saldırısının gerçekleşebileceği düşüncesiyle halk için nükleer sığınıklar kazması gibi giderek yaygınlaşan düşünceler açıkçası çok saçma. ABD, Japonya ya da başkalarına karşı "tepeden inme" saldırı başlatmak, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti liderliğinin intihar etmesi demek olacaktır.
 
Herhangi bir nükleer saldırıya, askeri kaynakları, -nükleer ve benzeri- karşılaştırmanın bile aptalca olduğu üzere Kuzey Kore'den çok üstün olan ABD tarafından yıkıcı karşı saldırı sağanağıyla karşılık verilecektir. Kuzey Kore nükleer silah programı endişe vericidir ancak hükümet, rejim değişikliğinden korktuğu için bu ortaya çıkmaktadır; Kim Jong-un'un, Irak ve Libya'daki ABD'nin eylemleri göz önüne alındığında, korkmak için meşru nedeni vardır.
 
Şu anda kesin olarak var olan gerçek tehlike, iki ülkenin Kore Savaşı'nı istemeden yeniden canlandırması olabilir. Durum aylardır olağanüstü gerilimli(Nisan ayında Carl Vinson bölümünü hatırlıyor musunuz?) ve Trump'ın karanlık yorumları, bir dakika içinde ısıtılmış ortamı "ateş ve gazap" haline kesinlikle çevirecek türde şeyler. Başkan, bir tehdit gibi görünen bir şey yayınlarsa, bu açık olarak, acil saldırı gerçekleşebileceği düşüncesiyle diğer tarafı önleyici tedbir almaya iten bir şey gibi yorumlanabilir.
 
Daha az kışkırtıcı bir ortamda bu tür imalar, Kuzey Kore tarafından yalnızca düşüncesizce ve ölçüsüz olarak ciddiye alınmaya bilirdi. Ancak hava saldırısı ve rejim değişikliği ABD medyasında ağızdan ağza dolaşıyor ve bazı başkana sözü geçen devlet figürleri Kuzey Kore'ye karşı keskin tavır alıyor.   
 
Geçtiğimiz iki hafta içinde, Güney Carolina senatörü Lindsey Graham ve eski Bush yönetimi yetkilisi John Bolton, Kuzey Kore'ye karşı askeri hareketi kamuoyuna açıkladılar. Açıklamaları, rahatsız edici bir önerme paylaşımında bulundu:Amerikan hayatları, ister Kuzey'de ister Güney'de olsun Koreli hayatlarından daha değerlidir. Wall Street Journal'da Bolton, "hiç bir yabancı hükumet, hatta yakın mütefik olanlar bile, Kim Jong-un'un nükller silahlarına karşı Amerikalıları korumak için bir eylemi veto edemeyeceklerini" ileri sürerek, Güney Kore hükumetinin bile isteklerini geçersiz kılmaya Amerikalıların doğasında olan haktan bahsetti.
 
Amerikalıların uzaktan bir Kuzey Kore saldırısı riskiyle karşı karşıya kalmalarından ziyade, binlerce insanın "oralarda ölmesi"nin daha iyi olduğunu savunan Graham'ın yorumları da benzer şekilde milliyetçiydi. Ayrıca cumhurbaşkanının da planına katıldığını ima etti. 
 
ABD bombacıları düzenli olarak yarımadanın üzerinde uçarken, ufuktaki askeri tatbikatlar ve Kuzey'i bir ateşin denizine dönüştürme konusunda Trump'ın Kore Devlet Haber Ajansını tehdit etmesi sonrasında Pyongyang'ı biraz paranoyak olmakla gerçekten suçlayabilir misiniz?
 
Mevcut soğukluğun nükleer etkileri var ve bu egzotik senaryolar Trump tarafından uygulanan yokoluş korkularını tetikliyor. Fakat acil konu çok daha somut ve dava edilebilir: başka bir gereksiz savaşı önlemeyi içeriyor.
 
Trumpocalypse'den korkan Amerikalılar en azından soyut olarak barışın korunması için yatırım yapıyorlardı. Ancak bu duygunun siyasi açıdan güçlü olabilmesi için bunun, Güney Koreliler, Kuzey Koreliler ve yarımadada barış için savaşan tüm halklarla birlikte derin bir dayanışma anlayışına dönüştürülmesi gerekir. 
 
Bu, Graham ve Bolton'un şovenliğini reddetmek demektir, evet, aynı zamanda diplomasinin ancak yönetici seçkinler arasında oluşabileceği fikrini reddetmek de demektir. Bu ayın başlarında New York Times'de yazan Christine Ahn, vatandaş diplomasisinin kağıt üzerindeki düşmanlar, özellikle de nükleer güçler arasındaki gerilimi azaltmada uzun süre rol oynadığını okuyucularına anımsattı.Kuzey Kore'ye seyahat yasağı uygulayarak, ABD hükumetinin, aşırı ihtiyaç duyulduğu bir zamanda en alttaki ilişkileri durdurduğunu belirtti. Bu düzeltilmelidir.
 
Dış politika kurumundaki barış yanlıları, Kuzey Kore ile üst düzey diplomatik görüşmelerin gerginliği ve savaş riskini azaltacağını iddia etmede haklılar. Fakat yaygın, uluslararası hareket olmadan bunları talep etmek, böyle tartışmaların somutlaşacağını gerçekten umuyor muyuz? Tam şu anda biz konuşurken, Trump yönetimi, ön koşulsuz görüşmeler yapma olasılığını reddediyor - hatta yarımadayı savaşa daha yakın bir noktaya getiriyor. 
 
Seçkinlerin kontrolü altındaki çaprazlama diplomasi, nükleer terörden korkanları uluslararası dayanışmaya doğru hareketlendirmek için, kabul etmek gerekir ki ulvi bir amaçtır. Ancak Trump'ın düğme üzerindeki parmağından korkan Amerikalılar, barışı arzulayanlar, nerede olurlarsa olsun tek bir mücadelede birleşenler, hayatlarını değiştirecek bir tanımaya giden yolun yarısındalar. Militarizmin muhalifleri ve adalet savunucuları olarak, onları korkunun ötesine ve enternasyonalizme itmek bizim işimiz. 
 
Zaman önemlidir: Sonuçta, kıyamet saati tik tak ediyor.
 
 
http://www.jacobinmag.com/ sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

 

ÜTOPYA İÇİN DÖRT YIL HAPİS CEZASI

 

 

ELIZAVETA PESTOVA, 5 Ağustos 2017

 

 

Rusya'nın "aşırılıkçılığa" karşı savaşı ifade özgürlüğünü kısıtlamak için uygun bir bahane - ve gazeteci Alexander Sokolov insani bedel ödüyor.

 

Rus gazeteci ve ekonomist Alexander Sokolov, eylemleri ve gazete araştırmaları nedeniyle hapis cezasıyla karşı karşıya. Kaynak: Rot Front(Kızıl Cephe)

 

Kasım 2016'dan bu yana, Moskova'nın Tverskoy bölge mahkemesinin koridorları, komplo teorilerini, Sovyetler Birliği'nin kaderini ve Stalin'in önemini yüksek sesle tartışan yaşlı vatandaşlarla dolup taştı. Mahkeme salonu dışında beklerken, nihayetinde içeri girilmesine izin verilip tüm koltukları tez kapmadan önce, mahkeme yetkilileriyle görüş alışverişinde bulunuyorlar. Mavi savcı elbiseleri içinde iki uzun boylu kadın, üç adamın - Kirill Barabash, Valery Parfyonov ve Alexander Sokolov - yargılandığı mahkeme salonuna onların peşi sıra giriyor. Yuri Mukhin onların hemen yanı başına oturuyor ve bu, "Halkın İradesi Ordusu"na karşı bir davadır.

 

Mukhin, 1990'lı yılların başında kariyerine başlamış öne çıkan politik bir yazar. 1995'te bir kaç kez yinelenen, Rusya'nın politik ve toplumsal problemleri karşısında Stalanist ve anti-Siyonist yaklaşımları ele alan Duel gazetesini yayınlamaya başladı. Sonrasında Mukhin'in en etkili takipçileri, diğer görevlerinin yanı sıra, Rus politikacıların halka karşı olan doğrudan yükümlülüklerini zorla kabul ettirmenin peşinde koşan "Halkın İradesi Ordusu(AVN)" örgütüne katıldılar. AVN, halkın bunu dileyeceği şekilde, devlet memurlarının ve parlamenterlerin cezalandırılmasına izin veren Rusya Anayasası değişikliği hakkında referandum yapılması için uğraştı. Bir referandum istemek tamamen yasaldı, ancak 2010'da AVN aşırı uç bir örgüt ilan edildi ve yasaklandı. Aslında, bu mahkeme kararı, AVN tarafından ileride yapılacak herhangi bir faaliyetin cezai kovuşturmaya tabi tutulacağı anlamına geliyordu. 

 

Bir yerde, yine de, referandum yapılması konusunda AVN ile paralel olarak bir girişim grubu("Sorumlu yetkililer için" ya ZOV adı altında) kuruldu - bu grup AVN ile aynı temel fikirlere ve arkasındaki aynı kişilere sahipti. Yayınladıkları broşürleri, kullandıkları sembolleri ve taleplerini karşılaştıracak olduğunuzda, bu iki organizasyonun tıpatıp birbirinin aynısı olduğunu görebilirdiniz.

 

Yuri Mukhin, 2009 yılında konuşurken. Kaynak: Denis Lobko / Wikipedia.

 

Mukhin'in açık niyetini, AVN faaliyetlerine çeşitli şekillerde yeni bir kılıf altında devam etme olarak yorumlayabilirsiniz.

 

Bununla birlikte, Rusya'nın Ceza Kanunu'nun 282.2 maddesine("aşırılıkçı bir örgütün faaliyetlerine devam etmesi mahkeme kararı ile yasaklanmıştır") uygun olarak, Moskova Aşırı Uçlarla Mücadele Merkezi memurları ve polis dedektifleri açıkça böyle yorumladılar. 

 

2015 yazında Rus güvenlik hizmetleri, örgüte mensuplarına ait daireleri aradı ve o sırada Kırım sahilinde mayosuyla oturan Mukhin'i gözaltına aldı. (Sovyetlere hayran olan Mukhin, 2014 yılında Kırım2ın ilhakını destekledi.) Mukhin'in iki takipçisi de - Valery Parfyonov ve eski askeri subay Kirill Barabash - ayrıca göz altına alındı.

 

Rus siyaset ve iş dünyası haber ajansı RBC'nin önde gelen gazetecilerinden ve bu tanıtıma rağmen bir yabancı olan Alexander Sokolov'a gelelim. Tutuklanmadan önce, Rusya devlet kurumlarını izleyerek bilgi veren Sokolov, Kremlin için amiral gemisi proje olan Vostochny uzay üssünde yapılan yolsuzlukla ilgili kapsamlı bir araştırma yayınladı. 

 

Çok geçmeden, Sokolov'un Mukhin ve örgütüyle bazı geçmiş münasebeti açığa çıktı - gerçi, doğruyu söylemek gerekirse, onları ne kadar yakından tanıdığı belli değil. Ceza davası, görünüşte aşırılık yanlısı materyalleri çevrimiçi olarak tanıtan girişim grubunun web sitesi adına Sokolov'a yönetici rolünü atfetti. Gerçekte ise, son savcılık belgeleri Sokolov'a sadece tek bir cümle ayırıyor. 

 

Eylül 2014'te Vladamir Putin'in ziyaret ettiği Vostochnyi Uzay Üssü'nün, alt yüklenici seviyesinde zimmete para geçirme iddiaları ve ödenmeyen maaşlar başına bela oluyor.  Kaynak: Kremlin.ru.

 

Soruşturma ve dava sırasında RBC gazetecisi, doktora derecesini ve gazeteciliğe başladığını savunarak eylem günlerini 2013'te arkasında bıraktığında ısrar etti. Sokolov'un tezi, Rusya'nın belli başlı devlet kuruluşları Rosnano, Olimpstroi, Rosatom ve Rostec tarafından yürütülen projelerde fonların ekonomik şekilde kullanılmadığı üzerineydi. Kremlin ile yakın ittifaklar içinde bulunan, güçlü bir devlet şirketi olan Rostec'in yönetimi Sokolov'un çalışmasını inceledi ve gazeteciye göre içeriklerinden memnun değildi. Sokolov, gazetecilik çalışmaları ve araştırmalarından dolayı tutuklandığı konusunda ısrarcı.

 

Tabii ki soruşturmacılar, Sokolov'un görüşlerinin ve eş dostunun değiştiğini biliyorlardı. Kendisi ve kendisi ile yargılanmakta olan tuhaf Stalinistler ile arasına bir miktar mesafe koymaya çalışabilirdi, ancak kendilerini "SSCB vatandaşları" olarak nitelendirdikleri, Rusya'da faşist bir rejimin belirmesinden bahsettikleri zamanlarda bile eski yoldaşlarına boyun eğmedi. 10 Ağustos'ta verilmesi gereken hüküm uzun ve zor oldu: sanıklar tarafından konusu açılan dilekçeleri tartışarak çok zaman kaybedildi; hakime ve savcılara onları kurtarmak için gelen onlarca talep; sesi hep çıkan bir destekçi grubu, bazen, mahkeme görevlileriyle yumruk yumruğa geldi; hakimin sık sık yükselen bağırış sesi..

 

Bununla birlikte, Alexander Sokolov aşırılık suçlamasıyla sekiz yıla kadar hapis cezasına katlanır ve şimdi duruşma bitti; gerçi meslektaşları tarafından olmasa da neredeyse o unutuldu. RBC'de gazeteci olan Mikhail Rubin, 2015 yılı sonunda Vladimir Putin'e Sokolov'un kaderini sordu. Yayın ekibi, ifade özgürlüğüne yönelik etkiden endişe duyuyordu. Gerçi yerine getirmede her hangi bir değişiklik olmasa da, cumhurbaşkanı bakmaya söz verdi. Bir yıl sonra Putin'e Sokolov hakkında tekrar soruldu. O cevap verdi: "Muhtemelen benim yönetim o işe baktı ve mahkeme davaya karar verdiyse, o zaman her şeyin çok basit olmadığı anlamına gelir. Ama yine inceleyeceğim. "

 

Savunmadan önce,  savcılık bürosu Sokolov için dört yıl hapis cezasına çarptırılma istediğinde, Rusya'nın bağımsız Gazeteciler Birliğinden 282 imza sahibi, gazeteciye karşı bu davanın "barbarca" olduğunu ve derhal sona erdirilmesi gerektiğini bildiren açık bir mektup yayınladı. İnsan Hakları Merkezi Bildirisi, Mukhin, Parfyonov ve Sokolov siyasi tutsaklar olduğunu ilan etti.

 

Alexander Sokolov'a karşı suçlamaların gazeteciliğiyle bağlantılı olduğunu iddia etmek abartı olacaktır. Burada daha önemli olan, bir gazetecinin eylemci geçmişi nedeniyle kovuşturmaya uğramış olması gerçeğidir. Bununla birlikte, Rus yürütme, toplumdaki ifade özgürlüğünü kısıtlamak için uzun zamandır çalışıyor; sosyal medyada "repost"lar için açılan ceza davaları sayısı ve bloglarda yapılan düşüncesizce yapılan yorumlar bu konuyu konuşuyor.

 

Rusya'nın "aşırılıkçılığa" karşı savaşı - ki bu da genel olarak - ifade özgürlüğüne karşı mücadele - başarılı bir şekilde yürütülmekte olup, ütopyaya inanan birisi bile bir anda kendini mahkeme salonunda bulabilir.

 

*www.opendemocracy.net sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

OYUNDA SOSYALİZM

 
 
PAOLO PEDERCINI
İLE RÖPORTAJ
 
Radikal oyun tasarımcısı Paola Pedercini, video oyunlarına istinaden bize kapitalizmi ve sosyalizmi öğretebilir.
 
Matt Chan / Flickr
 
Kendi zevklerinin ötesinde her şeye çoğu zaman kayıtsız kalsalar da, video oyunlarının çoğu hayranı oyun endüstrisindeki çalışma koşullarının farkındadır ve hatta bundan şikayet eder. Ekseriya, bunu politik bir sorun olarak görme eğiliminde olmasalar da, politik çözümü olan bir tanesini bir kenara ayıralım.
 
Yakında olan bir kalkışma, "Sosyalizm Altında Oyun Oynama", bunu değiştirmek için bir girişimdir. Carnegie Mellon'daki doçent doktor ve Molleindustria'nın radikal oyun projelerinin kurucusu olan Paolo Pedercini tarafından yazılan bu deneme, "radikal tasarım"ı çalıştırmaya fena halde gerek duyulan bir eleştiri ya da manifesto değil. Bu deneme, sosyalizmin oyunlar için ne yapabileceğini (ve oyunların sosyalizm için ne yapabileceğini) ciddi olarak ele almaya çalışmaktadır. 
 
Paolo, oyun endüstrisinin, bilgi çağındaki kapitalizmi incelemek ve daha iyi şeyleri nasıl yapabileceğimizi düşünmede özellikle yararlı bir mercek olduğunu ileri sürüyor. İfade ettiği gibi, "kurgusal teknolojilere başvurma yoluna gitmeden ve uzay araştırması alegorilerinin özenle üzerinde durmadan bir [yakın gelecek sosyalizmi] hayal edebiliriz". 
 
Paolo ve ben, Sovyetler Birliği'nde oyun oynama ve günümüzde oyunların kapitalizme karşı alternatifleri açık bir şekilde telaffuz etmede oynayabileceği rolü, makalesi ve gelen eleştiriler hakkında konuştuk.
 
 
Bariz bir soru ile başlayalım. Benzeri görülmemiş eşitsizlik ve sağcı gericilik çağında, sosyalistler neden video oyunlarını önemsemelidir? Endişelenecek daha acil şeylerimiz yok mu?
 
Paolo Pedercini İnternet ve sosyal medya, yaşam alanlarının ve tüketici grupların çoğalmasına olanak sağladı ve sanırım sosyalistler için, kendi filtreleri ve kendine has göstergeleri ile başka bir alt kültürden daha fazla bir şeyler yaratmak önemli. Başka bir tür ahmak haline gelmeyelim.
 
Aslında toplumun radikal ve kapsamlı bir dönüşümünü tasarlıyorsak, sosyalist düşüncelerimizi çeşitli alanlara yansıtabilmeliyiz ve her seviyede alternatifleri kafamızda canlandırmalıyız. Tüm yüksek teknoloji araçlarımızın ve modern olanaklarımızın, örgütlü emeğin bir sonucu değil, akıllara hayret verecek derecede, kapitalizmin hediyeleri olduğu savına karşı çıkmalıyız. Aslında perişan "durumda olan" sosyalizmin siyah-beyaz görüntülerine karşı çalışmak zorundayız. 
 
Buna ek olarak, oyun endüstrisi kapitalizmin zalim eğilimlerinin bir laboratuvarı oldu ve hala da öyle. "Profesyonel tüketici"nin yükselişini ve üretken ve üretken olmayan zaman, oyun ve emek arasındaki sınırın çöküşünü öngördü. Oyun endüstrisi geç kapitalizmin dinamiklerini anlamak için iyi bir bakış noktasıdır.
 
 
Will Partin Video oyunları -rahatsız edici bir şekilde, bence- yaratıcı ve teknolojik endüstrilerin sınırında bulunuyor ve her bakımdan, her birinin en kötü taraflarına çekiyor. Hem üretim hem de dağıtımda, oyun endüstrisinde çalışanların karşılaştıkları öncelikli sorunlar nelerdir? 
 
 Paolo Pedercini Geleneksel olarak oyun endüstrisi, çalışanlarını sömürmek için çekiciliğini ve eğlenceli ortamını kullanmıştır. Genç "tutkulu" geliştiriciler ücret verilerek tutuldu, tükenene kadar çalıştılar, düzenli aralıklarla açığa alındılar ve daha genç, daha azını talep edenlerle değiştirildiler.   
 
Ancak, 2000'li yılların başında, bu talihsiz çalışma koşulları, giderek artan oranda büyük ekiplerdeki geliştiriciler için bireysel büro yokluğu ile birlikte, oyun-yapım araçlarının daha geniş kullanılabilirliği ile çarpıştı. Bu, eğlenceli bağımsız oyunlar hareketini yarattı. 
 
Diğer kültür endüstrilerindeki meslektaşları gibi, bağımsız geliştiriciler de, sıkıcı ve hiyerarşik kurumsal yapıları reddederek, daha deneysel ve kişisel projeler peşinde koştular. Daha kapsamlı oyuncu ve geliştirici toplulukları kurmaya çabaladılar.(Ben de bunun hakkında 2012'de Indiecade'de "Bağımsızlığa Doğru" konferansında konuştum.)
 
Ne yazık ki, bilgi kapitalizminin önemli bileşeninin dağıtım olduğu ortaya çıkıyor. Apple, Sony ve Microsoft gibi topluluklar, üretim araçlarının bu barışçıl gaspına hızla adapte olmuşlardır. Önceden kültür olarak bilinen içeriğin her türlü işlemden pay almak için yaydığı taşıyıcılar üzerinde kontrol güçlendirilirken, yeni pazarları bağımsızlara açtılar ve hatta bazılarını desteklediler. Sonuç, podyum kapitalistleri esasen hiçbir şey üretmeden yakışıklı karlar elde ederken, küçük üreticilerin tüm mali riskleri yüklendiği ve nadiren finansal olarak başarılı olduğu doymuş bir pazardır.
 
McKenzie Wark, bu eğilimi neredeyse on yıl önce, "Hacker Manifestosu"nda belirledi. Kitabında, üretim araçlarını kontrol etmek yerine bağlantılara aracılık eden ve bilgiye erişen "taşıyıcı bir sınıf" olarak adlandırdığı şeyi tanımlar. 
 
Google tarafından oluşturulan ve şu anda giderek artan oranda bilgilendirici olmayan  Uber ve Airbnb gibi hizmet sağlayıcılar tarafından uygulanan bu model, sosyalistlere karşı ürkütücü yeni meydan okumalar sunar. Sendikalaşma gibi geleneksel karşılık vermeler, üretken birimlerin birbiriyle değiştirilebilirliği göz önüne alındığında daha az etkili hale gelir. İşçiler, bu yeni, kırılgan özerkliği, dokuzdan beşe düşük ücretli işlerin tatmin edici alternatifi olarak görebilirler. Ve eğer ortada bir fabrika ya da ofis yoksa, sınıf çatışmasının başlıca alanı tam olarak nerede? Bu platformlar, bir gün şoför, ertesi gün oyun tasarımcısı olabildiğim merkezi olmayan, demokratik sosyalist ekonomi adına ilk ilkel altyapıyı oluşturabilirler mi?
 
 
Will Partin Makalenizde, Kickstarter gibi çok sayıda platformun, bağımsız geliştiricilerin geleneksel üretim sisteminin dışına adım atması için nasıl bir yol sunduğuna işaret ediyorsunuz. Benim için bu, belki de bir zamanlar doğruydu. Ancak Kickstarter'ın kendisini kullanan ya da geleneksel girişim sermayesi ile birleştiren kurumsal stüdyoların günümüzde pek çok örnekleri var. Ortaya koyduğumuz her alternatifin, kurtulmak istediğimiz kuvvetler tarafından tayin edilmemesini nasıl sağlayabiliriz?   
 
Paolo Pedercini Tam devrimle sonuçlanmayan herhangi bir değişikliğin kapitalizmin cephaneliğine dönüştüğü ve daha sofistike ve aşırı derecede baskıcı olduğu şeklindeki bozguncu bir düşünce var. 
 
Tarihin özgürlük yanlısı(otonomist) Marksist görüşünde işçilerin kendi kaderini tayin etme ve adalet mücadelesi tarihin motorudur. Kapitalizmi kendisini yeniden yapılandırmaya zorlayan şey budur.
 
Bugün, serbest çalışan boktan tasarımcılar ve bozuk hamburger çocuklarıyız, çünkü önceki nesil ağır fabrika işlerine karşıydı. Ya zam istediler ya da patronlarının başını. Sermaye uzlaşarak değil, ancak yana yatarak - otomasyon, dış kaynak kullanımı, markalaşmanın, finansmanın ve iletişimin katma değerinin yeniden tahsis edilmesiyle karşılık verdi.  
 
En iyi sonuç olmayabilir, ancak arazinin değiştiğini kabul etmek zorundayız. Bu fabrika işlerini geri istemiyorum. Hatta onları Çin'de - hatta herhangi bir yerde -bu nedenle, görmek istemiyorum!  
 
Kickstarter ve benzerleri asla kapitalizme alternatif olmaya çalışmadılar, ancak finansal kurumlardan kaçınmak ve biraz daha demokratik bir alternatif sağlamak için (aynı zamanda bu mikro finansman akımları üzerinde vektörel[yöneysel] güç kullanmaya yine de devam ederek) istek duydular.  
 
Gerçek şu ki, yatırımcıların bir ürünün talebini ve canlılığını değerlendirmek için Kickstarter'ı kullanması, kapitalizmi bir bütün olarak diskalifiye etmek için yeterli değildir.    
 
Peki, sorunuzu yeniden biçimlendirmek için, Kickstarter, vs. aslında görmek isteyeceğimiz sosyalist geleceğin bir cevherini içeriyor mu?
 
 
Will Partin İçeriyor mu?  
 
Bence bu kapitalist oluşumlara Marx ve Engels'in erken dönem fabrikalarına bakmak için kullandıkları gözlerle bakmak zorundayız. Yükselen işçi sınıfının sefaletini ve serbest pazarın çelişkilerini gördüler. Fakat aynı zamanda, düşük üretimin ve kıtlığın dünyasından kurtuluş olarak adlandırılan emeğin burjuva örgütlenmesinin sunduğu benzeri görülmemiş fırsatları da gördüler.
 
 
Will Partin Bana çarpıcı gelen arada bahsettiğiniz bir şey, benzer oyun teknolojilerine erişilmesine rağmen Sovyetler Birliği'nde zengin oyun kültürünün olmamasıydı. Bunun hakkında biraz daha konuşabilir misiniz? 
 
Paolo Pedercini En azından İngilizce olarak Sovyetler Birliği'ndeki video oyunları hakkında çok az araştırma var. Batılı ürünlerin bir bakıma türevleri olan hangi başlıkların var olduğunu geride kalan atari salonu kabinelerinden biliyoruz.                
 
Sanırım, kapitalist yaşam tarzının üstünlüğünü iddia etmek için yapılan 1959'un yüz kızartıcı "Mutfak Tartışması" sonrasında üretildikleri içindir. Bu, Kruşçev'i tüketim mallarına ve modern kolaylıklara daha fazla kaynak ayırmaya sevk etti. Dolayısıyla, bu ilk Sovyet oyunları, muhtemelen, organik olmaktan ziyade Batı'yı sembolik olarak daha fazla yakalama için samimi bir çabaydı.
 
Gerçi, dikkate değer birkaç ideolojik özellik var. Oyunlarda yüksek puan görünmüyordu(sözüm ona bireyselliği engellemek için) ve oyun başına maliyet çok yüksekti(iddialara göre bağımlılığı azaltmak ve atari oyun kabinlerinin sınırlı arzıyla baş etmek için). Oyunların çoğu, muhtemelen ideolojik ve faydacı kavramlara yapılan yatırımı meşru kılma anlamına gelen bir tür askeri tema ve beceri tabanlı oynanan oyunlardı.
 
1980'lerde, Doğu Avrupa folklorunu, evde bira yapımı oyunlarını ve demoscene gibi ilk yaratıcı software'leri içeren oyunlar gibi, Doğu Blokunda daha fazla bağımsız girişimler görmeye başlıyoruz.
 
Ve tabii ki, bir araştırma kurumunda teknik bir test olarak başlayan, yan proje olarak geliştirilen ve yirmi yıl önce yapılan Batı'nın ilk video oyunu olan "Uzay Savaşları"nın aksine sonunda virüs gibi yayılan Tetris var.
 
Bana göre, gerçek şu ki, Tetris gibi açık bir şekilde parlak bir oyunu küresel bir fenomen haline getirmek için bir İngiliz şirketinin alması, Doğu Bloku'ndaki dijital eğlenceyi çevreleyen baskıcı iklime işaret ediyor.
 
 
Will Partin Sosyalleşmiş bir üretim ve dağıtım sisteminde oyuncular için "satışa yönelik" avantajlar vardır. Böyle bir model, aslında oyunlarla ilgilenen insanlar için ne yapardı?
 
Paolo Pedercini Yeni başlayanlar için sosyalizmin amacı, ücretli emeğin sultasından mümkün olduğunca bizi kurtarmaktır. İşsizler yığınının ve aşırı çalışan kitlelerin ürettiği çelişkileri çözmek istiyoruz. Oyunlar oldukça ucuz olabilir, boş zaman oyuncu için çok değerli bir kaynaktır. 
 
İkincisi, sosyalizmde, teknoloji tüketicileri olarak katlandığımız pek çok kötü huylu şeyin basitçe ortadan kaybolacağını ileri sürüyorum. Tescilli sistemlerden, aptal program kilitlerinden, standart olmayan hardware ve software'lerden, platforma özel içerikten, iğrenç DRM sistemlerinden, planlı demodelikten bahsediyorum... temel olarak, teknoloji şirketlerinin bizi sömürmek ya da bizi birbirimize düşürmek için kullandığı tüm numaralardan... tüm bunlar, yenilikçilik veya gerçek ürünlerle hiçbir ilgisi olmayan numaralardır.
 
O zaman,  kültürü meta olmaktan çıkarma ve hayranların, amatörlerin, oyuncuların, sürekli icra ettikleri yaygın emeği telafi etme umudu var. Bu röportajda zaten bir kendini tutma var, ancak kutuyu açmaya değiyor.
 
Oyunlardaki en başarılı şirketler - Valve diyelim - topluca yaratılan zenginlikleri tam olarak tespit edip bunları kuşatarak başarılı olmaktadır. İçeriğin yaratılmasından tutun da Buharın süzülmesinden iyileştirme gücüne kadar, kullanıcılarına emeği aktarmanın yeni yollarını buluyorlar. Örneğin popüler oyunlar "esports Dota 2" ve "League of Legends," on yıldan uzun bir süredir uluslararası  bir amatörler topluluğu tarafından geliştirilen "mod"ların yeniden ambalajlanmasıdır. 
 
Bu, profesyonel hale gelmek ve pek tanınmayan meraklarının tanınmasını görmek için oyun severler için bir kazanç gibi görünebilir, ancak izlenen bu yöntemi genelleştirdiğiniz zaman, inanılmaz derecede karlı bazı endüstriler ve faturalarını zar zor ödeyebilen genç insan nesli ile sonuçlandığını anlamaya başlarsınız.
 
 
Will Partin Netice olarak, oyunları ve oyun kültürünün, çevrimiçi gerici sağın ya da en azından onun bir kısmının yükselişine yardım etmede rol oynadığı hakkında pek çok sohbet oldu, çoğu, gerçi hepsi değil, abartılıydı. Ortamın ümitsiz vakıa olduğuna karar verip yazan diğer solculara nasıl karşılık vereceksiniz?
 
Paolo Pedercini Trump'ın meme ordusunu(meme army), "alternatif sağ"ın öncüsü/hızlandırıcısı olarak hastalıklı bir şekilde inceleyen ve Gamergate'i(oyun dünyası skandalı) resmeden bir çeşit düşünce parçaları var. 
 
Modeller benzerdir: vasat beyazlar, oralarda kadınların ve azınlıkların oyuncaklarını ellerinden almalarından ve zaten sallantıda olan sosyal statülerini tehdit etmelerinden korkuyorlar; şiddetle tepki verirler ancak çoğunlukla isimsiz olarak, bu nedenle gerçek sayıları hakkında bilgi sahibi olmak zor; daha çok sınırları zorlayan, liberallere hakaret eden ve "mesaj"larını yayan troll benzeri bir kavrayışa sahipler.
 
Hiç şüphe yok ki Gamergate, bir çok insanın hayatını birkaç yıl mahvetmiştir. Alternatif sağ, birçok grup için somut bir tehdittir. Fakat faşistlerin internette oldukları gerçeğiyle başa çıkmamız gerekiyor. Pisliklerini her yere bulaştırmadan onlara dikkat etmeliyiz.
 
On yıldan beri oyun kültürünün farklı sektörleri içinde bulundum ve oyun oynayan kitle arasında hakim bir politik eğilimin herhangi bir hak talebini tasdik etmiyorum. Özgürlükçü Reason dergisi, oyuncuların doğal seçmenler olduğunda ısrar etmeye çalıştı, ancak kendi anketleri bile, özgürlükçüden çok daha ilerici bir profili tanımladı. 
 
Bu Gamergate tiplerinin takıldığı zehirli oyun topluluklarını görmezden gelmek tamamen iyidir. Çoğu kişi kimliklerini bu ürünlere bağlamadan oyunlar oynar. Bunlar benim ilgilendiğim oyuncular.
 
 
Will Partin Genel olarak, oyunlarınızın çoğunun sosyalizm yanlısı olmaktan ziyade anti-neoliberal olduğunu söyleyebilirim. Ancak, basitçe kapitalizmin dehşetini teşhir etmede değil aynı zamanda uygulanabilir alternatifleri ifade etmede oyunlar nasıl bir rol oynar? 
 
Paolo Pedercini Bu uzun zamandır düşündüğüm bir şey.
                                                                                                                                                                   
Neoliberal sistemlerin ve bürokratik kapitalistlerin yergisini ya da eleştirisini ifade etmek için araçsal akıl ve kontrol doğrultusunda video oyunlarının sibernetik ön yargısını kullanmak çok kolaydır. Ancak aynı zamanda, ütopik oyunların, oyuncuların gerçeklerden kolay kaçmalarına ve güç fantazilerine düşmelerine sebebiyet vererek duygusal rahatlamaya neden olacağı için endişeliyim.
 
Benim oyunlarım, Nova Alea'da (kentsel nezihleştirme hakkında) ve Daha İyi Bir Fare Kapanı İnşa Etme'de(yönetimsel kapitalizm hakkında), günümüzde kapitalizm ile olan ana çatışmaları hala muhafaza ederken, daha çok arzu edilen sonuçlar üretmek için bu gerginlikleri tartışmaya çalıştım.
 
Ancak, evet, muhtemelen daha iyi bir geleceğin dinamik, oynanabilir vizyonlarını ortaya çıkarmanın zamanı geldi. Çözüm, sosyalist bir dünyanın tarihin sonu değil - barışçıl, çatışmasız, ütopik vb. olduğunu iletmektir. Daha iyisi, herkes adına ve yaşadığımız dünya adına işe yarayan çözümler üzerinde fiilen çalışmaya başlayabileceğimiz koşulları yaratmaktır. 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
**Bize uzak bir konu olduğundan bazı yerlerde çeviri hatası olabilir. şimdiden affınıza sığınırız.

EVRİMDE PİŞEN DEVRİM


 

FACEBOOK SAYFAMIZ