Özgürlük

CENNETİN KEŞFİ !

 

Kutsal kitaplarda prophet’lerin° işaret ettiği yerde değil PROFİTMANİA*da imiş ! Yontma kapitalizm döneminde dışsal bir olgu:Üretimine elkonulması ya da yabancılaşması,ülkesine elkonulması,ürünlerini talan vb. iken cilalı kapitalizm döneminde içsel bir olgudur artık ! TÜM DEĞERLERİNİ, İNANDIKLARINI KUTSALLARINI KÂR ETMEK İÇİN SATABİLDİĞİ GÜN,KENDİSİ META VE KAPİTALİST BİR ÜRÜN HALİNE GELMİŞTİR...Cennet keşfedilmiş kâra koşuş başlamıştır.Bunun için kendi değerlerine uygun yer,profitmania’sının sonucu ürün olarak satılacağı pazara koşuş başlamıştır !GÖÇ KERVANI CENNETE YOLCULUKTADIR... İnsanlığın en acı deneyi başlamıştır: KAPİTALİZMİN KUTSANMASI ! İnsanlık düşünen beyne sahip olmaya alışamamıştır.’’Sosyalizm’’de denilen bazı ülkelerin yıkılışı sırasında izlenen görüntülerin ikinci dalgası savaşlar çıkarılan bölgeler nedeniyle görüntülerdedir.İnsanın kendine ettiğini dışarıdan hiç bir güç başaramaz...BİRİNCİSİNDE DIŞARIDAN BİR GÜÇ CANINA KASTETMEKTEDİR,İKİNCİSİNDE KENDİ İSTEĞİYLE’ÖZGÜRCE’CANINI RİSKE ATMAKTADIR. Artık kapitalizm dış değil,PROFİTMANİA şeklinde içsel bir güç halindedir! Ana olarak iki kutuplu ve buna uygun güç ve nüfus alanları mücadeleleri bir gücün yıkılışı ile sonuçlanmıştır.Buna uygun oluşan tüm yapı ve kurumların dengeleri kaybolmuş, yeni dengelere ilerleyişte yeni biçimler ve yapılanmalar tüm alanları kapsayacak biçimde şekillenmeye başlamıştır. Emperyalizm günümüz koşullarında gelinen aşamada tüm üst yapı kurumlarına ve devlete yansıyan yeni bir yapılanma içerisindedir...Eski klasik devlet yapılanmasının her alandaki denetim ve kontrolü daraltılıp, özelleştirilip tekellerin denetimine bırakılmaktadır...Bu bağlamda eski klasik cumhuriyet modeli bir alternatif olmaktan çıkmış özelleşmiş’’şirket devlet’’modeli geliştirilmeye başlamıştır.Bu kaygan zeminde saflaşma ve yeniden yapılanma ve de bu durumu kavramada güçlük çekenlerin abandone durumunda,malumun tekrarına takılı kalan’’tahlilleri’’ortalığı sarmıştır.Cumhuriyetler dönemi kapanırken‘’demokratik cumhuriyet’’ önerecek aklı evvelik durumudaki gibi !Bunun gibi dünyamızda gelişene alınan tavırlarda;aynı devletin özelleştirilmiş yapılarının farklı tavırları,aynı devletin gelişimin yanındamı karşısındamı olduğunun anlaşılmamasına neden olan bir  karmaşa yaratabilmiştir.DEĞİM YERİNDEYSE ARTIK OLAYLARDA HANGİ TEKELLERİN HANGİ ÇIKARLARININ OLDUĞUNA BAKMAK DÖNEMİNE GELİNMİŞTİR...Temelde olanlar günümüz koşullarında enerji kaynaklarının hangi güçün ellerinde toplanacağı sorununun görüntü ve yansımalarıdır. Nüfus alanları mücadelesinin yeni biçimi şekillenmektedir...Yeni güçler dengesinin oluşumunda güce tavır alış ve olma,çelişkiler bütününü görme noktasından uzaklaşmak olsada,genel kabul gören günümüz realitesi haline gelebilmiştir...Bu biçimiyle subjektivizm, çıkarcılık miliyetçilik ,köşe dönmecilik vb.içselleşmiş,pazardaki ürünün ‘’yararlı’’tarafları halini almış bir PROFİTMANİA ya dönüşmüştür.Bunun gibi pazara yönelik reklamlar arasına,savaş teknolojilerinin son ürünlerinin sergilenmesi biçimleriyle vb. birlikte girmiştir.Geçmiş deneylerde binlerce kez yaşanan iyi kral,kötü kral oyunu güç bağlamında çözüm ve  ehveni şer olarak yeniden sahnelenmeye  başlanmıştır.Güç : Zenginin daha zengin,güçlünün daha güçlü olmasına ve tek ellerde toplanmasına göre programlanmış bir sistemde,kazanma ihtimali var görünümünde bir kumardır sadece !’’Bu anlamıyla’’en güçlünün gücüne hiç bir zaman ulaşamayacak olanların, sürekli bu bağlamıyla  GÜÇ olmaktan bahsetmeleri manidardır...BÖYLESİ BİR PROFİTMANİA PEŞİNDE KOŞMANIN ADI NE VE NE ADINA OLURSA OLSUN DEVRİMCİ OLAMAYACAĞI AÇIKTIR... Günümüzde haklar,özgürlük ve adalet vb.noktalara ve anlayışlara yansıyan ben merkezci subjektivizm ve profitmania,gelişmeleri’’insani reel’’ gerçekere dayanarak salt kendi açısından ele alış,bütünlüğü koparılmış bir  hak ve adalet gaspına dönüşen ciddi bir sorun haline gelmiştir...’’Büyük insanlık’’sorunu vardır !Bu bağlamda denge ve çözümün kuralları: Güç                                      ya da kapitalist sistemin sınırları içerisinde bir arayışı’’reel sonuç’’ yapıvermiştir..! Örneğin:Devrim ve bu bağlamda demokratik devrim sorunu olarak ele alınması gereken ulusal sorunlar:Ya emperyalizmin günümüzde geldiği aşama göz ardı edilerek,yukarıdan aşağı direk emperyalizme bağımlı bir gelişim sanki kendinden menkul bağımsız sınıflar varmış gibi ele alınmaya kalkılmış!Olmayınca değişik hak ve sorunların devreye girdiği miliyetçi,çıkarcı bir profitmania tarzında ele alınabilmiştir! Ya da iki kutuplu dünya şartlarında üretilen kuralların ’’ana yurdun’’ savunulması ve çıkarları vb.yaklaşımlarla günümüz gelişmelerinin izahı ve çözümünün aranması tarzındadır!!!Bu durum ülkeye ve ortadoğudaki gelişim ve olaylara da yansımış,at izi it izine karışmış bir görüntüde en güçlünün safında birleşme reel sonucuna ilerlemiştir.Pembe turuncu derken Arap baharı doruk noktasına’’biji serok Obama’’ile ulaşmıştır..!Uluslar arası tekellerin ve nüfus alanları mücadelelerinin,enerji sorunları ve yeniden paylaşım savaşları sürecinde başka bir gücün’’serok’’un devreye girişi ile güce yönelen pervanelerin dönüş şekillerini çeşitlendirmiştir!!! Kimin eli kimin cebinde belirsiz bir güçler pazarında pazarlık metası olmak,üstelik kendi isteğiyle’’büyük insanlık realitesi’’haline gelebilmiştir.Güçlülerin nüfus alanları ve yeniden paylaşım savaşları en güçlü kim,uluslar arası tekeller mi devletler mi karmaşasında şekillenmektedir..!Daha büyük ölçekli bölgesel savaşlar riskini arttırarak ve ilk ağızlardan açıkca üçüncü dünya savaşından bahsedilebildiği nüfus alanları ve yeniden paylaşım mücadelesi sürmektedir. Bu kirli savaşın içerisinde kimin eli kimin cebindeydi ya da seçimlerde hangi hileler yapılmıştı ancak yıllar sonra CIA nın kendi dosyalarını açmasıyla, ne oyunlar oynandığı  öğrenilebilecektir!                           BU NOKTADA ORGANİK BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜMLERİN VE DENGELERİN DOĞA BİLİMLERİNİN KURALLARI DOĞRULTUSUNDA OLUŞTURULMASININ ZAMANIDIR...                                                                                                                - Sorunların önemli bir bölümü: Bir çelişki yumağının ve gelişimin yorumlanmasınada kullanılan kavramların ve  yapılan vurguların içeriğinin doldurulamamasından kaynaklıdır.Bu ve benzeri nedenlerden kutupları zıt görünenlerin aynı yerde buluşması gibi olaylar da yaşanabilmektedir!Farklı düzlemlerde olanları aynı düzlemde tartışmaya kalkmak,düzlemleri karıştırmak,temel olana vurgu yapayım derken bütüne bakışı kaybetmek sonucuna varılabilmiştir...MÜCADELE İSE BÜTÜN ALANLARDAKİ,ORGANLARDAKİ ÜRÜNLERİN TOPLAMI,ORGANİK BÜTÜNLÜĞÜDÜR...Bu çelişkilerin bileşkesi : Her vektörün ve kuvvetin kendi yönüne çekmesi kaosu değildir.Bunun gibi anlayışlarla’’proleterya patisi’’;yani onun tek temsilcisi’’biz’’insanileşmiş gerçeğinin savunulması hiç değildir ! Çıkarcılık ve profitmania sonucu doğanın zorunluluklarının(doğa ve bilimleri)inkarına yönelen bir kendini yoketme tavrı ve alışkanlığıdır...Organik bir bütünlük ve işleyişin yani hayat ve hareketin bütünlüğünü kaybettirme çabasıdır...İnsanoğlu düşünen bir beyne sahip oluşu ve onu geliştirme zorunluluğuna alışamamıştır...

GÜN GELECEĞİMİZİ TEMSİLEN BİRİLERİNİN ELLERİNE TESLİM ETME GÜNÜ DEĞİL,

ÜRETENLERİN KENDİ YÖNETİMİNİ,DOĞRUDAN DEMOKRASİYİ

OLUŞTURULMA MÜCADELESİ GÜNÜDÜR...

 

°Prophet (Profit): Peygamber

*PROFİTMANİA: Kâr ve çıkarlar için her yolu mübah sayma,herşeyden kâr etmeye çabalayan bir manyaklık.

                                                                                                                                                                                                                                                      ZAFER BİLGE.

Geçmişin ışığıyla güne bakış ve Devrimci Tavır

Lenin, Duma’da yer alış için, “hiç bir surette hayaller yaymaksızın, seçim çalışmalarından ve parlamento kürsülerinden işçi sınıfının ideolojisinin propagandasının yapılmasını; parlamentodaki parti grubunun kendi başına buyruk olmaması ve mutlaka parti denetiminde olması gerektiği”ni söyler.
Sınıfın partisinin olmadığı Türkiye şartlarında, düzene soldan koltuk değneği olanların desteklediği partinin, seçim bildirgesinde “bu parti, bu gemide olmazsa bu gemi batar” söylemi objektif durumun yani devletle aynı cephede olmanın özetidir. Bir demokratik (!) cumhuriyet hayalini dayatarak, diktatörlüğün katil istihbaratçılarına sahip çıkan ve gerici söz söyleyicileri ile tek alternatifmiş gibi sunulan feodalizmin temsilcisi partiler ve uzantıları; algısı şaşmış ve uzun süren bir toplum mühendisliği tedrisatından geçmiş “solcu”lar için umut oldu.
Oysa gerçek seçim, düzen ve devrim arasında olurdu.
Faşist diktatörlük şartlarında “demokrasi” adına seçimlere umut bağlamanın, işçi sınıfı başta olmak üzere bütün emekçileri burjuva hayallere ortak etmenin ötesinde bir şey olmadığı, yaşanan 7 Haziran ve öncesi parlamento pratikleri açısından da, diktatörlüğün ve gerici faşist çetelerin saldırılarından da gayet açık bir şekilde görülmektedir. Hele sosyalist oldukları iddiasında olanların, bu hayallere koltuk değneği olmaları, onların esasen faşist diktatörlük şartlarında küçük burjuvaların, egemen burjuvazi karşısında tümüyle bağımsız olabilecekleri, “demokrasinin inşasında” kararlı bir tutum içinde olabilecekleri safsatasına ne denli bağlı ve işçi sınıfının programının esasına nedenli uzak olduklarının çok kesin göstergesidir. Parlamentoya girmiş olmanın, faşist diktatörlüğün Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarını önleyemediği ve bundan böyle de böylesi katliamların her an yaşanabileceği olgusu, içinde bulundukları burjuvaziye teslim oluşun pratik sonuçlarıdır. Yaşanan şu seçim sürecinde, parlamentoya girmek ve hatta hükümete ortak olmak gayretleri, işçi sınıfının programının esasına asla denk düşmediği gibi “yığınsal zehirlenmenin” de temel nedenlerinden bir haline gelmiştir. Bu yok oluş ile, sosyalist mücadeleyi burjuva politik argümanlarla boğmaya çalıştıkları kavranmalıdır. Zira sınıf bakışı olmadan bir araya gelen ve bir blok oluşturarak “demokrasinin” önünü açtıklarını düşünenlerin ortaya koydukları iradenin, sınıf işbirliğinden öte olmadığını görmek gerekir. Artık savaş istemeyen, devletin saldırı ve katliamlarından korkan yığınlarla birlikte olma biçiminde ortaya çıkan bu politik birlikteliğin ürettiği “barış” talebi de, “son ve haklı bir savaşla” burjuva egemenliğini parçalayıp yok etmeyi hedefleyen Marksist öğretiye tümüyle yabancıdır. Onlar, yalnızca proletarya partisinin önderliğinde yürüyecek olan mücadelenin, kalıcı ve adil bir barışı inşa edebileceğini unutturmak isteyenlerdir. Bu nedenle faşist diktatörlük koşullarında seçimlere katılmayı, proletaryanın yaşamın her alanında mücadele vermek gerektiği tespitine yabancıymış gibi algılamakta sorunu kavrayamamaktır. Seçimlere katılarak devleti aklamaya çalışmayı, parlamenter mücadeleye karşı olmak diye algılayan ve “barış” ve “demokrasi” adına seçime katılma iradesine destek olanlar da, en az onlar kadar burjuvaziye teslim olma yoluna girmişlerdir. Marksistler, elbette yasal ve yasal olmayan bütün mücadele yöntem ve araçlarını kullanırlar. Ancak bu, proletaryanın partisi ve onun programından ilişkisiz “burjuva demokrasisi” perspektifiyle sınırlı bir mücadeleyi ön koşulsuz kabul ettikleri anlamına gelmez. Onlar, proletaryanın programının asıl anlamından bağımsız bütün sapmaların karşısında, kesin tavır alırlar. Bu tavır, sosyalizmin başarısı ile doğrudan ilgilidir. 
Bu gün devrimci komünistlere düşen görev; bütün emeğimiz, aklımız, vicdanımızla sınıfın partisinin örülmesi, sınıfın devrimci dinamiğinin yaratılması, emperyalizm olgusunun yeniden dillendirilmesi çalışmasını yürütmek ve yeniden mücadele iklimini yaratmaktır.

Oyum İbrahim’e, Deniz’e, Mahir’e!
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!

 

Fahrettin Faki Erhan Altun Ayhan Özden

FACEBOOK SAYFAMIZ