Özgürlük

Almanya'nın düşen suç oranları, solun kimlik politikasını bırakması gerektiğini gösteriyor

 

 

ALESSIO COLONNELLI 6 Haziran 2018

 

AfD, Almanya sokaklarının nasıl güvensiz bir hale dönüştüğü ile ilgili konuşup durarak, son beş yıldır çok güç kazanan aşırı sağcı bir partidir.

 

lead lead lead

31 Mayıs 2018: AfD Milletvekili Stephan Brandner, AFD'nin lideri Alexander Gauland ve AfD Milletvekili Beatrix von Storch basın konferansında.  Kay Nietfeld / Press Association. Her hakkı saklıdır.

 

Geçen yıl Almanya'da suç oranı, yüzyılın son çeyreğinden devralınan rakamlara göre gelmiş geçmiş en düşük seviyesindeydi. Bu, Berlin'deki İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan 2017 istatistiklerine göreydi.

 

Yine de, her dört vatandaştan biri suç konusunda endişeli. Yirmi milyondan fazla Alman, dünya üzerindeki en güvenli ve düzenli yerlerden biri olan kendi ülkelerinde güvende hissetmiyor. Çarpıcı rakamlar. Özellikle de şimdiye dek olmadığı kadar yüksek suç çözme oranları bağlamında.

 

Hamburg Üniversitesi'nde ceza hukuku profesörü olan Kriminolog Bernd-Rüdeger Sonnen'e, Süddeutsche Zeitung tarafından, Almanya'nın niçin "böyle endişe-dolu bir Cumhuriyet" olduğu soruldu. Sonnen, "Azınlık insanların kötü tecrübeleri var. Korku, medya yoluyla ya da yerel barlarda baskın çıkarak körükleniyor," diye yanıtladı.

 

En kötü suçlar orantısız şekilde bildirildi. Kriminolog, "Sürekli olarak ağır suç ile karşı karşıya kalırsanız, çarpık bir resim şekillenir ve korku seviyeleri yükselir," diye açıkladı. Bu yüzden, Bild gazetesi gibi bazı popüler medya Messer-Epidemie ya da bıçaklama salgınını konuşmayı sürdürürken, gerçek cinayetler tam olarak azaldı.

 

İstatistiklere her zaman şüphe ile yaklaşılır. Suç söz konusu olduğunda, zamanda belirli bir anda durumu resmetmek hep zordur. Yakın zamanlarda yayınlanan polis istatistikleri çok sayıda şüpheli şahsı içeriyor, ancak tabii ki son sözü mahkemeler söyler. 

 

Bununla birlikte, Almanya 2017'de, sıradan insanların hayatlarını barışçıl şekilde sürdürmesinin neredeyse garanti altına alındığı bir ülke olarak yükseldi. Almanya için Alternatif (AfD) ilk defa Meclis'e girdiğinde, geçen sene de böyleydi. AfD, Almanya sokaklarının nasıl güvensiz bir hale dönüştüğü ile ilgili konuşup durarak, son beş yıldır çok güç kazanan aşırı sağcı bir partidir. AfD, beyaz olmayan ve Hristiyan olmayan göçmenlere karşı yeteri kadar sert olmayan olarak ve aslında sürüler halinde onların davet edilmesinin suçlusu olarak saydığı merkez sağdan çok sayıda oy topladı; aynı zamanda, ve önemlisi, soldan da oy kazandı.

 

Sosyal Demokratlar -bir kez daha- Hristiyan Demokratik Birliği partisinin küçük hükümet ortakları. Radikal sol parti durağandır fakat aynı zamanda ilgisizliğe mahkum edilmiştir. Şu ana kadar, ilericiler, Almanya'nın aslında -topyekun- güvenli bir yer olduğunu söylemek için doğru kelimeleri bulmuş olsalar bile, ihtiyaç duydukları çok sayıda seçmenin öylece dinlemeyecekleri açıkça bellidir. 

 

Bu suç istatistikleri, geniş sol eğilimli hareket içerisindeki ciddi bir rahatsızlığın ek kanıtıdır. Sadece Almanya'da değil. İtalya'nın yabancı düşmanlığı eğilimleriyle damgalı bir hükümeti doğuran en son genel seçimi sonrasında La Repubblica gazetesi Mark Lilla'ya solun, işçi sınıfı içinde yeniden bir çekiş gücü kazanmak için ne yapması gerektiğini sordu. Columbia Üniversitesi profesörü ve New York Times politik analistinin bu konuda güçlü bir görüşü var.

 

Sol, kimlik politikaları yapmayı bırakmalıdır; tüm azınlıkların her bir suçlamasını savunmasına gerek yok; onların aşırılıklarını ya da zaman zaman şiddet eylemlerini haklı çıkarmamalı. Profesör Lilla, Rome Daily'ye 3 Haziran'da, "Demokratlar[ABD] iktidarı yeniden kazanmak istemiyorlar gibi görünüyor," diye söyledi. "Kültürel değerlerle meşguller. Her bir küçük topluluğun oldukları gibi kabul edilmelerini talep ediyorlar. Bu arada, Cumhuriyetçiler bize tahakküm etmeye devam ediyorlar." 

 

Lilla, sağın daha fazla azimli olduğunu düşünüyor; son otuz beş yıl boyunca güçlü bir temel inşa ettiler. Her yerden, hatta kuş uçmaz kervan geçmez en küçük bölgelerden bile, insanları dinlediler. "Başından beri sol, kimlik partikülarizmine[belirli bir topluluğa bağlılığa] odaklandı; iftihar edebileceği güçlü bir projeye, ne de anlatmak için ulusal tarihimizin bir birleştirici hikayesine sahip değil. Sonunda rakipleriniz yerinize ülkeyi yönetiyorsa, pek çok konuda sağda olmanın anlamı nedir?" 

 

Hem Avrupa’da hem de Amerika’da çok daha az insan sol'a inanıyor. Modaya uygun post-ideolojik tartışmalarla meşgul edilen çoğu kişi, sol'u ismiyle anmaya dahi zahmet etmiyor. Eğer sağ ülkenizin artık güvenli olmadığını söylerse, kanıtlar tam aksini söylediğinde bile, böyle bir hikayeye inanma eğilimi var. Güvenilir bir alternatifin yokluğunda, bu her zaman böyle kaçınılmaz oldu. AfD'nin sekiz ay önce parlamentoya girmeyi başarması hiç garip değil. Hatta, 92 sandalyeyle birlikte ülkenin en büyük muhalefet partisi. Zaten uygun olarak hazırlanmış zeminde, iş fazla bir çaba nasıl olsa gerektirmiyordu.

 

*www.opendemocracy.net sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

ÖZGÜRLÜK

İspanya: Yolsuzluğa bulaşmış sağcı hükümet güvensizlik oylaması ile yüzleşiyor

 
 
Jorge Martin 30 Mayıs 2018
 
(Ç.N.: Portekiz, İspanya, İtalya, Yunanistan ve Türkiye! Bu beş ülkenin Akdeniz ülkeleri[Portekiz'in Akdeniz'e kıyısı olmamasına rağmen] olmasının dışında ortak tek bir özelliği var: Yolsuzluk. 2008 krizi sonrasında küresel kolay ve ucuz krediye(ABD ve AB Merkez Bankalarının gece gündüz, üç vardiya dolar ve euro basıp piyasalara pompalaması sonucunda) boğulan bu ülkeler borçlandıkları paraları kimi zaman çarçur ederek çoğu zaman yolsuzluğa gömerek heba etmişlerdir. Artık faturanın bedelini ödeme vakti geldi. Bu beş ülke çok büyük ekonomik krizlere gebe. Daha önce Yunanistan ile ilgili kapsamlı bir yazı yayınladığımız için bir sonraki çeviri yazımız aşırı sağın pençesine düşmekte olan İtalya olacaktır.)
 
Catalan demo Madrid Image fair use
 
 
24 Mayıs'ta, İspanya Ulusal Mahkemesi nihayet Gürtel yolsuzluk skandalıyla ilgili kararını verdi. Mahkeme kararı, iktidardaki Halkçı Parti'nin eski saymanını ve diğer üst düzey üyelerini "yasadışı komisyon karşılığında ihalelere fesat karıştırma" suçundan mahkum etti ve ayrıca tüm partinin yolsuzluktan bir bütün olarak yararlandığına hükmetti. Sosyalist Parti, 31 Mayıs ve 1 Haziran'da görüşülecek ve yedi yıllık iktidardan sonra hükümeti devirebilecek bir güvensizlik oylaması teklif ederek karşılık verdi. 
 
Gürtel davasıyla ilgili mahkeme kararı yaygın olarak bekleniyordu ve Halk Partisi'ni etkileyen yolsuzluk skandallarından sadece bir tanesiydi. Yine de mahkeme kararı, İspanya'nın şu anda yolsuzluktan mahkum edilmiş ve polisin yolsuzlukla mücadele birimi (UDEF) tarafından bir “suç örgütü” olarak nitelenen bir parti tarafından yönetildiği anlamına geliyor. Partinin her kademesinden 800'ün üzerinde üst düzey yetkili yolsuzlukla suçlanıyor.
 
PARLAMENTO ARİTMATİĞİ
 
Sosyalist Parti'nin lideri Pedro Sanchez, Rajoy hükümetini devirmek için çoğunluğun desteğini(176 Milletvekili) gerektiren güvensizlik oyu teklifini parlamentoya sundu. Sanchez, bir yıl önce Halk Partisi'ne karşı bir güvensizlik oyu verme sözüyle yola çıkarak Sosyalist Parti'de yönetime geldi. Seçilir seçilmez, parlamento gündemine hakim olan sorun, Katalan politik haklarının baskısı üzerine Halk Partisi'ni sadakatla desteklediğinden beri sürekli olarak sözünü unuttu. 
 
Halk Partisi hükümeti 2016 seçimlerinden ciddi şekilde zayıflayarak çıktı ve "aşırı liberal" Ciudadanos partisinden gelen destek üzerine hükümet etti. Geçen hafta, bu Ciudadanos'a Bask Milliyetçi Partisi'nin oylarını ekleyerek anca bütçesini meclisten geçirebildi. Güvensizlik oyunun başlangıçtaki etkisi, hem Bask milliyetçi Partisi'ni hem de Ciudadanos'u zor duruma soktu. Yozlaşmış bir partinin bütçesini öylece desteklediler, gel gör ki, güvensizlik oyuna karşı oylamayı savunma zor olacaktı. 
 
Ciudadanos açısından bakıldığında, bu daha kötü bir zamanda olamazdı. Geçtiğimiz birkaç ay içerisinde, artık Halk Partisi'ni terk eden ve İspanyol kapitalizminin ihtiyacı olan politikaları yerin getirmek için en uygun parti olarak Ciudadanos'a var gücüyle arka çıkan egemen sınıfın önemli kesimleri arasında belirgin bir değişim oldu.  Ciudadanos, Katalan krizden ortaya çıkan İspanyol şovenizmi dalgasından fayda sağladı ve devlet dairesi tarafından şimdiye dek lekelenmemiş olmanın avantajına sahip oldu.  Ciudadanos, Katalan krizden ortaya çıkan İspanyol şovenizmi dalgasından fayda sağladı ve devlet dairesi tarafından şimdiye dek lekelenmemiş olmanın avantajına sahip oldu. Birçok yakın tarihli kamuoyu yoklamasında Ciudadanos, Halk Partisi'ni aştı ve gelecek yıl bölge ve belediye seçimlerinde avantajını artırmaya hazırlanıyordu.
 
Güvensizlik oylaması yoluyla iktidara gelen Sosyalist Parti ihtiyaç duyacağı son şeydir. Yolsuzluktan arındırılmış bir hükümeti savunan olarak görünmemek için Ciudadanos Rajoy'dan buna karşılık erken seçim çağrısında bulunmasını istedi. Eğer reddederse,  Ciudadanos kendi güvensizlik oyunu sunacaktı, ama kendi hükümetini oluşturmak yerine, erken seçimlere doğru hızla ilerlemek için bunu kullanacaktı. Bu hileye başvurmanın parlamenter prosedürde herhangi bir temeli bile yoktur. Rajoy, güvensizlik oyu kayda geçirilmeden ve  Ciudadanos kendi güvensizlik oyu teklifi sunacak yeterli milletvekili sayısına sahip olmadan önce erken seçim çağrısı yapamaz.
 
PEDRO SANCHEZ İÇİN TEHLİKELİ SULAR
 
Pedro Sanchez congreso PSOE EDIIMA20170618 0312 21
 
Diğer yandan Sanchez tehlikeli sularda geziniyor. Onun güvensizlik oyunun meclisten geçebilmesi için, desteğini çoktan taahhüt eden Podemos'un oyuna ihtiyacı var. Ek olarak, Katalan ve Bask milliyetçilerinin (ERC, PDECAT ve PNV, EH Bildu) desteğini almak zorunda kalacaktır. Bu ise, Halk Partisi tarafından, Sanchez'i “İspanya'nın dağılmasını isteyen ayrılıkçılar ile anlaşma yapmak”la suçlayan kendini kaybetmiş bir kampanyada çoktan kullanıldı. 
 
Yine de, böyle bir dizi kuvvetin çoğunluğu elde etmesi için Bask Milliyetçi Partisi'nin oyları gereklidir. Geçen hafta Bask Milliyetçi Partisi bütçeyi oylama karşılığında Halk Partisi ile anlaşmaya vardı. Bu Bask Milliyetçi Partisi için yutulması zor bir lokma oldu çünkü Halk Partisi'nin, sürgünde ya da hapiste olan bazı üyelerini veto ederek Katalanya'da yeni bir hükümetin kurulmasını engellediği bir dönemde meydana geldi. Karşılığında Bask Milliyetçi Partisi Bask ülkesinde yatırımlar aldı. Bu arada Bask Milliyetçi Partisi, anlaşma yaptığı Halkçı Parti'ye anketlerde zarar verebileceği için erken seçimlerle ilgilenmedi. Sosyalist Parti'den mevcut Halkçı Parti bütçesine dayanarak idare etmesini talep etti. 
 
Bu arada, Katalan ERC ve PDECAT milliyetçileri Halk Partisi'nden kurtulmak amacıyla Sosyalist Parti'nin güvensizlik hareketine oy vermeye eğilimli görünüyorlar. Bask Milliyetçi Partisi eğer Katalanlar yaparsa güvensizlik oyuna oy vereceğini belirtti.  Solcu bağımsızlıkçı Bask Partisi EH Bildu, "Sanchez çözümün bir parçası değildir," derken, hiçbir zaman koşul altında Halk Partisi'ni desteklemeyeceğini söyledi.
 
Unidos Podemos (Podemos ve IU arasındaki koalisyon) hareketi destekleyeceğini ve "toplumsal bir gündem" ile birlikte bir Sosyalist Parti hükümetine destek vermeyi teklif ettiğini söyledi. Dahası Pablo Iglesias, eğer Sosyalist Parti'nin başlattığı hareket başarısız olursa, “tarafsız” bir aday ile kendi başına bir şey sunacağını belirtmiştir. Bu durumda erken seçim çağrısı doğrultusunda hareket etmek için(Ciudadanos'un bile reddetmesi zor bir şey olacaktır).
 
Önümüzdeki iki gün boyunca kulislerde her türlü müzakereyi ve at pazarlığını göreceğiz. Halk Partisi, erken bir seçimde ağır bir darbe alacağı için, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya çalışacak. Hatta Rajoy'un, buna mukabil Sosyalist Parti'nin güvensizlik oyu hareketine taş koyan yardımcısının lehinde emekliye ayrılma konuşması bile var. Sosyalist Parti, Ciudadanos'u imkansız bir duruma sokmayı denemeyi, Bask Milliyetçi Partisi'ne bütçeden aldıkları anlaşmayı sürdürmesini ve benzer şeyleri teklif ederek herkesi memnun etmeye çalışacak. Bask Milliyetçi Partisi oyuna karşılık bir fiyat belirlemeye çalışacak. Parlamenter guid pro quo(taviz) bağlamında Unidos Podemos'un Sosyalist Parti'den herhangi bir gerçek imtiyaz kazanma şansı çok az. Egemen sınıfın istediği şey, programını uygulamaya hevesli bir hükümetin normal işleyişinin en az zarar görmesidir. Şimdiye kadar Halk Partisi bu rolü oynadı, ancak eski gücünü kaybettiğinde açıktır ki, egemen sınıf ikame kullanma konusunda hiç vicdan rahatsızlığı duymayacaktır, ister  Ciudadanos ya da Sosyalist Parti isterse ikisinin karışımı şeklinde olsun.
 
SOSYALİST PARTİ'DE YANILGI YOK
 
Bir Sosyalist Parti'nin iktidara gelmesi, ister erken seçimlere yol açan bir ara düzenleme olarak isterse mevcut hükümetin tükenmesine neden olan uzunca bir süre(2020) olsun, kendi içinde  politikalarda temel bir değişiklik anlamına gelmez. Sosyalist Parti liderliği, 1978 rejiminin bir parçasıdır ve son 40 yılda bütün önemli durumlarda bunu göstermiştir. Yakın geçmişte, 135 nolu maddedeki parasal kemer sıkmalarını(troyka'nın talep ettiği gibi) destekleyerek ve Katalan demokratik hakları üzerindeki saldırıyı tamamen destekleyerek Halk Partisi'nin anayasa reformuyla hem fikirdi.
 
Bir Sosyalist Parti hükümeti, duruma göre Halk Parti ve Ciudadanos'un desteğiyle sağcı politikaları sadece uygulayarak, solun ve Katalan ve Bask milliyetçilerinin desteğiyle bu güvensizlik oyu yoluyla iktidara gelebilir.
 
Halk Partisi'nin görevden alınma olasılığı bununla birlikte,  İspanya'daki milyonlarca çalışan insanın aklına çok ağır sorular getirecektir. Bu sağcı, yozlaşmış partinin uzun yıllardır kesinti politikaları uyguladığı ve çok sayıda skandala karıştığı ve hala iktidarda kaldığı düşüncesi çoğalan karamsarlık etkisine sahiptir.
 
Bir Sosyalist Parti hükümeti, her şeyden önce son aylarda sokaklara dökülen emekliler hareketine, birkaç cephede imtiyaz vermek için baskı altında olacaktır. Bu nedenle, meclis dışında kitlesel bir seferberlik gerekli olacaktı. Her şeyin kapalı kapılar ardında kararlaştırılmasına izin vermek yerine, Podemos ve United Sol, bina dışından kitle gösterileri çağrısında bulunmalı, böylece Halk Partisi'nin kaldırılması sadece parlamento aritmetiğiyle değil, aynı zamanda kitlelerin baskısıyla da kazanılacaktır.
 
PARLAMENTO VE SOKAKLARDAN HALK PARTİSİ'Nİ DEFEDİN
 
Lucha de Clases'in İspanyol yoldaşlarının dediği gibi:
 
"Bu partiyi parlamento ve sokaklardan def etmeliyiz."
 
Womens strike Image Isabel Serra
 
Böyle bir hareket için tüm koşullar var. Demokratik haklara ve ifade özgürlüğüne yönelik artan bir saldırı karşısında artan bir hoşnutsuzluk var. Emeklilerin hareketine ve 8 Mart feminist grevinde ve gerici şovenist erkek adalet sistemine karşı kadınların devasa seferberliğine şahit olduk. 2018'in ilk ayları, tüm dikkatin seçim düzleminde yoğunlaştığı bir dönemin ardından, kitlesel protesto hareketinin yeniden canlanmasının başlangıcına işaret etti. Ne yazık ki, Podemos ve Birleşik Sol liderleri, bütün bu ayrı hareketleri ortak bir ifade kanalıyla bir araya toplamanın üstesinden gelemediler.
 
*www.marxist.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
ÖZGÜRLÜK
 

HİNDİSTAN'DA 1968

 
 
27 MAYIS 2018
 
(Ç.N.: Daha önceki çevirilerimizde geçmişteki sosyalizm deneyimlerine ve sosyalist modellere yer vermiştik. Finlandiya, İsveç, Yugoslavya, Çekoslavakya, Avusturya, Afganistan ve diğerleri... Şimdi sıradaki Hindistan... Bu çevirileri yapmamızın sebebi sosyalistlerin nerede yanlış yaptıklarını görmektir. Bir sosyalistin öncelikli yapması gereken kapitalizmden önce kendini eleştirmeyi öğrenmesidir. Sovyetler Birliğinin çöküşünün önemli nedenlerinden biri de budur. Kapitalizme saldırmaktan kendini eleştirmeye fırsat bulamadı ya da kapitalizm eleştirisini kendi zaaflarını örtmekte ustaca kullandı. Unutulmaması gereken tek şey var: "Eleştiri ve özeleştirinin olmadığı yerde çürüme başlar." Ve ne acıdır ki, "geçmişin geleneklerinin bir karabasan gibi üstlerine çöktüğü" Türkiye'de sol örgütler, geçmişin liderlik kültlerinden ve kahramanlık klişelerinden kurtularak bu eleştiri ve özeleştirileri yapabilmiş değildir ve halen örgüt içerisinde gerçek bir demokrasiye sahip değillerdir(karşıt görüşlere kesinlikle yer verilmez ve sansür uygulanır). Yapıldığı söylenenler ise sadece göstermeliktir ve uygulamada hiçbir karşılığı olmamıştır. Pratikte her şey eskisi gibi sürmektedir. "Ancak kendinde devrim yapan devrimci olabilir." Kendinde yapamayıp başkalarında yapan değil! Despotizme doğru savrulan bir otoriteye birleşik toplumsal muhalefet yapacağız diye sosyalist sol örgütlerin savruldukları yeri görmezden gelemeyiz. Bir sosyalistin yeri ulusalcılığın, kemalizmin, milliyetçiliğin, burjuva sözde demokrasisinin yanında değil hangi dinden, hangi dilden, hangi ırktan, hangi kültürden, hangi cinsiyetten olursa olsun doğabilimsel devrimci yoldan ezilenlerin yanında yer almaktır. Biz Özgürlük olarak bunu yapmaya elimizden geldiğince yanlışlarımızla doğrularımızla çaba sarf ediyoruz. Toplumsal muhalefet ancak bu şekilde toplumsal bir birleşme ile eleştiri ve özeleştiri çatısı altında toplanmakla mümkün olabilir. Genel olarak sosyalist sol yukarıda bahsettiğimiz yanlışlardan muzdarip olsa da bu sorunları aşmaya çalışanlar da azımsanmayacak sayıdadır. Sınıf mücadelesi politikanın bir aracı değildir, olmamalıdır. Sınıf mücadelesinin aracı politikadır. Geçmişte amacı unutup aracı amaç yapanların sonunun ne olduğunu tarih bütün trajedisiyle yazıyor. Bizim amacımız devrimci yoldur. O yol da salt iktidarı ele geçirme mücadelesi değil, sınıfları yok etme mücadelesidir. Bu aynı zamanda gerçek Marxizmin de yegane amacıdır!)
 
emergency-kjlD--621x414@LiveMint
1960’tan 1980’e sınıf mücadelesinin küresel döngüsü içindeki Hindistan
 
Hindistan'da 1968'in daha geniş tarihsel geçmişine bakarak, 1968 küresel ayaklanması hakkında hırçın yoldaşlarla(Almanya) bir tartışma toplantısı için düşüncelerimizi aşağıda yazdık.
 
1. "Bağımsızlık" birleşmiş bir ulusal kurtuluş hareketi yoluyla kazanılmadı, gel gör ki yerel burjuvaziye devredildi.
 
İngiliz sömürge yönetimine karşı sayısız ayaklanma ve Gandi'nin tuz yürüyüşlerine ve işbirlikçi olmayan çağrılarına rağmen sömürgeci iktidar, güney kürenin diğer eski kolonilerinde olduğu gibi bir halk kurtuluş hareketi tarafından devrilmedi aksine 1947'de İngiliz yönetimi tarafından devredildi. Bazı içsel gerginliklerin yanı sıra İkinci Dünya savaşı İmparatorluğu yorgun düşürdü. "Bağımsızlık," bundan dolayı, koloni karşıtı bir halk hareketinin tecrübesiyle birleşmiş yeni bir devlet tarafından değil, İngilizler tarafından kurulmuş böl-ve-yönet aygıtının yönetimini ele geçiren merkezi bir devlet tarafından karakterize edildi: "Bağımsızlık" sonrası Pakistan'ın ayrılmasına, yeni ulusal dil olarak Hintçe'yi zorla kabul ettirme girişimine karşı Hindistan'ın güneyinde dil isyanlarına sahne oldu ve 1948'te 40.000'den fazla insanın öldürüldüğü Hydarabad gibi geriye kalan 500 yerel saltanatlı eyaletler ile askeri çatışma vardı. "Ulus inşası" dış bir düşmana karşı değil ancak gelecek on yıllar içinde büyük bir etkiye sahip olmaya devam edecek olan dini, kast temelli ve bölgesel kavga anlamına gelen iç bölünmelere karşı gerçekleşti. Bu, ulusal alandan ziyade yerelin kırsal ve tarımsal (emek) pazarlarının hala hüküm sürdüğü ekonomik bir yapı tarafından desteklenmiştir. 1949 Çin'indeki devrim/ulusal kurtuluş, Çin 1949'daki devrim / ulusal kurtuluş, büyük toprak sahiplerinin nüfuzunu ve (ataerkil) kişisel sömürü biçimlerini durdurmayı zorunlu kılarken,Hint Meclisi egemen sınıfının sosyal tabanı kesinlikle büyük toprak sahipleriydi. 
 
2. Hem kırsal hem de sanayi işçilerini temsil eden tek örgüt olarak Hindistan Kömünist Partisi ulusal demokratik ilerleme projesine bütünleşmiş kaldı. 
 
En azından resmi olarak, sanayi işgücünün küçük toplulukları ve küçük köylü ve tarımsal proletaryanın engin iç bölgeleri arasında köprü kuran tek örgüt Hindistan Komünist Partisi(HKP) idi. HKP, koloni karşıtı bir halk cephesini pekiştirmek için zamanında diğer komünist partilerin rolünü devralmadı. Bu, HKP'ye Britanya devletini ve ordusunu desteklemeyi emreden Stalin’in İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na karşı dış politikası yüzündendi. Savaştan sonra HKP, etkisi azalan, reformist bir güç haline gelme yönüyle İtalya'daki İtalyan Komünist Partisi'ne benzer bir şekilde hareket etti. Örneğin, 1947'deki Telangana bölgesinde fakir köylüler ve kırsal işçiler, yerel Müsüman hükümdarın despotizmine karşı mücadeleyi genel mahiyette daha büyük toprak ağalarına karşı silahlı bir ayaklanmaya döndürdüler. Bu isyanı desteklemek yerine, parti liderliği barış ve "demokratik araçlarla" mücadele etmeye dönme çağrısında bulundu. Sonuç olarak, Hindistan devleti isyanı bastırmayı başardı. 1962'de Hint-Çin savaşı sırasında HKP, sosyalist saldırgan ülkeye karşı kapitalist Memleketi destekleyerek vatansever karakterini gösterdi. Bu, partide bir bölünmeye yol açtı: 1960'ların sonlarında Batı Bengal ve Kerala'da seçimler yoluyla iktidarı ele geçiren daha çok Çin-odaklı Hindistan Komünist Partisi(Marxist) kuruldu. Son olarak önemli noktalardan bir tanesi de, HKP 1975'te Olağanüstü Hali dayatan kararında Indra Gandhi hükümetini de ayrıca destekledi, kısmen çünkü "anti-faşist bir önlem" olacağını deklare etmişti; kısmen çünkü HKP ilerici adımlar olarak geçmiş yıllar boyunca madenciliğin ve bankacılık sektörünün kamulaştırıldığını görmüştü. 1960'larda ve 1970'lerde hem HKP hem de HKP(M)'ye karşı tek “devrimci” muhalefet, şehirli işçi sınıfını büyük ölçüde ihmal eden Maoistlerin tekeli altındaydı.
 
3. Köylüler ve kırsal proletarya 1960'ların başlarında büyük çoğunluğu oluşturuyordu.
 
1960'larda nüfusun yaklaşık yüzde 80'i hala kırsal bölgelerde yaşıyordu, yaklaşık yüzde 40'ı topraksız işçiler olarak ayakta duruyordu. Toprak reformları Yeşil Devrimin öncü gücü haline gelen orta büyüklükteki köylülüğe fayda sağlamıştır. Bu, 1960'ların ortaları ve 1970'lerin ortaları arasında yaklaşık yüzde 150 oranında buğday üretim artışına eşlik etti. Küçük köylüler ve zanaatkarlar kayboldular ve proleterlere dönüştüler, ör. Kerala’nın toplam kırsal nüfusu içinde kırsal işçilerin payı 1951’de yüzde 39’dan 1971’de yüzde 63’e yükseldi. Yüzlerce yıllık kasta dayalı köy ekonomisi, 1960'larda, özellikle de 1969-1974 döneminde kuzey Hindistan'da (Pencap, Haryana) hızlı bir şekilde dönüştü: elektrik verme, kırsal ulaşım ve işgücü piyasalarının genişlemesi, topraksız emekçilerin kişisel ve kast hakimiyetlerini sorgulamaları için maddi koşulları oluşturdu. Kapitalist çiftçilerin kendileri ataerkil tahakküme ve emekçileriyle nesiller arası bağlara daha az ilgi duyuyorlardı; pazar odaklı çiftçiliğe ve daha yüksek yatırım seviyelerine geçişleri, emek mevsimlik olarak gerekli olduğunda emek için ödemeye sadece hevesli oldukları anlamına geliyordu. Mevsimlik istihdam sıkışırken, şehir merkezlerine göç halen önemli kaynaklar gerektiriyordu - bu kırsal gerginliklerin artmasına yol açtı.
 
4. 1960'ların ortalarında küresel ekonomik kriz Hindistan'da yankılandı.
 
1951'de Nehru hükümeti ilk 5 yıllık planını yürürlüğe koydu. Kamu sektöründe sermaye teşekkülünün yıllık büyümesi 1950'lerden 1960'ların ortalarına kadar yüzde 9'un üzerindeyken, o zamandan itibaren yüzde 0,7'ye geriledi. 1955-65 arasında, toplam sanayi üretimi yıllık ortalama yüzde 7,8 oranında artmıştır. Takip eden on yılda (1965-75) oran yüzde 3,6'ya düştü. Daha geniş bir düzeyde reel ücretler ve kişi başına düşen gelir 1960'ların ortalarından itibaren azaldı. Dünya Bankası ve ABD (dış yardımın yüzde 60'ını oluşturan) aracılığıyla dış yardım, ilk olarak Hint devletine ticaretin serbestleştirilmesi ve paranın değerinin düşürülmesi üzerinde baskı yapmak için kullanıldı, ancak küresel kriz tepmesiyle birlikte dış yardım da yavaş yavaş azaldı: 1962 yılında 1 milyar dolar iken 1969'da 318 milyon dolara geriledi. Enflasyon oranı arttı ve kredi sistemi kurudu. Temmuz 1969'da Indira Gandhi, ülkenin en büyük 14 bankasını kamulaştırdı. Birkaç yıl sonra madencilik sektörünü kamulaştırdı - kriz yönetimi için kaynakları merkezileştirme eylemi. Mezunlar arasındaki işsizlik seviyeleri hızla arttı, örneğin 19702lerde büyük huzursuzluklara sahne olan eyaletlerden birinde, Bihar'da kolejlerin sayısı 1951-52'den 1966-67'ye yüzde 284 arttı. Böylece, daha çok genç okula giderken, 1967'de 14.000 işsiz mezunu vardı. 1972'de bu sayı 66 bine yükseldi.
 
5. Naxalbari 1967 ayaklanmasından Kolkata 1970'e: Maoizm yoksullaştırılan kırsal fakir kesim ve hoşnutsuz şehirli orta-sınıf gençlik arasında bir bağ oluşturdu.
 
Kırsal alanlarda ve kentsel alt orta sınıftaki gençler arasında huzursuzluk arttarken, 1967'de HKP(M) ve diğer sol partiler Batı Bengal eyaletinde Birleşik Cephe hükümetini kurdular. Nepal sınırına yakın, kuzeyde uzak bir kırsal bölge olan Naxalbari'de topraksız işçiler ve politik militanlar polis baskısına karşı misilleme olarak silahlı saldırı başlattılar. Birleşik Cephe hükümeti, merkezi devletin silahlı kuvvetlerine ayaklanmayı bastırmada yardım etti. Bu, HKP(M)'yi böldü ve iktidardaki HKP(m) ve gelecek vadeden HKP(ML) arasındaki gelecek düşmanlıkların işaretini verdi. HKP(ML) silahlı kırsal mücadelenin partisi oldu. Naxalbari ayaklanması, tüm dünyadaki yaşıtlarıyla birlikte sınırın karşı tarafında gerçekleşen Kültür Devrimi'ni idealize eden hoşnutsuz öğrenci neslinin sembolü haline geldi. Binlerce öğrenci kırsal kesime gitti, kırsaldaki yoksulların seferberliğini destekledi ve uzun süreli halk savaşını başlatmaya çalıştı. Silahlı gerilla birimleri devletin ve toprak sahiplerinin şiddetli baskısına tepki olarak kuruldu ve komşu eyaletlere yayıldı. Örneğin, 1970'te Bihar'da, geçmiş yıllardan yedi kat daha fazla kayıtlı 600 tarımsal galeyan vardı. Grevler, kırsal kesim yoksullarının çoğunlukla ücrete bağımlı özelliğini yansıtan mücadelenin en önemli şekli idi. Genel Maocu çizgiyi takip eden HKP(ML) çoğunlukla sanayi işçilerini göz ardı etti, fakat şehirli orta sınıf içinde önemli takipçilere sahipti. Maocular orta-sınıfın bazı özlemlerini sarmaladılar: emperyalizme karşı vatanseverlik,  çökmüş saltanata karşı halk iktidarı, oligarşi bürokrasisi yerine gerçek demokrasinin gelişmesi. Maocuların polis memurlarına, profesörlere, patronlara ya da diğer partilerin aktivistlerine (çoğunlukla HKP(M) ve Meclis) ve devletin isyankar gençliğe acımasız karşılığı sonucunda tek başına Kolkata'da 170/71'de 1800 kişi öldü. Bu anlamda 1968'de Hindistan'da Berkley veya Paris'ten ziyade referans noktası haline gelen Kültür Devrimi oldu. Bununla birlikte küresel hareket etkili oldu, ABD'deki Kara Panterler deneyimine doğrudan atıfta bulunan "dokunulmaz" kastın aktivistlerinin siyasi bir örgütü olan Dalit Panterleri'nin 1972'de Bombay'de kurulması ile örneğin sembolize edilen. Asıl Hindistan Dalit-Ambedkarite Cumhuriyetçi Partisi'nin yatıştırıcı politikalarıyla hayal kırıklığına uğrayan Dalit Partisi, yerel örgütlenmelerin büyüklüğü yaklaşık 25.000 üyeden az olsa da, Kara Panterlere benzer bir kırılma sergiledi.
 
6. Gujarat ve Bihar'daki halk hareketleri ve 1974'teki demiryolu grevi: "tüm devrim" parlamenter değişikliklere odaklandı.
 
1960'ların ortalarından 1970'lerin başlarına kadar gerilimlere neden olan sadec içsel tahrikler değildi. Hindistan egemen sınıfı, çoğunluğu Hintli 9 milyon civarında mültecinin doğu Hindistan'a göçüne neden olan Bangladeş'in Pakistan'dan ayrılma savaşında, 1965 ve 1971'de Pakistan ile savaştı. Başlangıçta bu, halkın hoşnutsuzluğunu dış düşman korkusuna kanalize ederken, askeri seferberlik, özellikle 1973 küresel petrol şokundan sonra, devlet maliyesini üzerinde daha fazla baskı uyguladı. Bu iç sorunu azdırdı. 1974'e kadarki iki yıllık dönemde ücretler kesilmeden dondurulurken, fiyatlar neredeyse iki kat arttı. Hindistan'ın ithalat hesabında ham petrol ve petrol ürünlerinin payı 1972/3'te yüzde 11'den 1974/5'te yüzde 26'ya fırladı. Enflasyon arttı ve karaborsa yayıldı. Bu, 1974 ve 1975'teki iki önemli halk hareketini başlattı: Resmi lideri Jayaprakash Narayan'ın adını taşıyan Bihar/JP ve Gujarat adıyla anılan hareketler. Bu kitle hareketlerinin toplumsal tabanı, öğrenciler ve beyaz yakalı işçiler ve onların sendikalarıydı. Odak noktası, enflasyon ve karaborsacıların istifçiliğinin yanı sıra 1947'den beri iktidarda olan Kongre Partisinin yol açtığı yozlaşma idi. Hareket, üniversite işgallerini, istif mallarıyla dolu şüpheli depoların basılmasını, polisle şiddetli çatışmaları, bunun yanı sıra yol ve demiryolu kapatmalarını tetikledi. Gujarat'ta toplumsal huzursuzluk devletin kendi baskıcı organlarına nüfuz etti. "Lucknow Ayaklanması" sırasında para-militer Silahlı Eyalet Polis Teşkilatının mensupları, baskı yapmaları istenen öğrenci göstericilerin sıralarına katılarak yetersiz maaş ve acınası çalışma koşullarına karşı isyan ettiler. Bu dostluğun sınırları vardı; Ocak 1974'te Gujarat'da 100 kişi devlet güçleri tarafından öldürüldü, yaklaşık 3.000 kişi yaralandı ve 8000 kişi tutuklandı. Bihar hareketi, bu olaylarla tetiklendi ve bazı idari reformlar ve "tam devrim" adı altında ufak ölçekli sanayilerin canlanmasını talep eden politik lider JP Narayan'ın daha çok kontrolü altında kalsa da benzer yollar izledi. Bihar şehri gösteriler ve 400 kamu sendikasının grevleri ile sarsılırken, demiryolu sendikaları Mayıs 1974'te Hindistan genelinde grev çağrısı yaptılar. Çoğunlukla yüksek ücretler ve daha az çalışma saatleri talep eden 1,7 milyon işçi greve katıldı. Demiryolu taşımacılığına dayanan çelik ve kömür gibi ana sanayi merkezlerine yayılma tehdidinde bulundu. Grev çağrısı için 1974 Nisan'ının 8'inde karar verildi. Indira Gandhi, bu çağrıya, sömürgeci günlerden miras kalan “Hindistan Nizamını Koruma” hükümleri uyarınca grevi yasadışı ilan ederek yanıt verdi. Grev aktivistleri İç Güvenlik Yasası gereğince tutuklandılar. Buna rağmen grev hala devam etti ve 8 Mayıs'tan 27 Mayıs'a kadar sürdü. Bu dönemde 50.000'den fazla işçi hapse gönderildi ve 15.000 kişi işini kaybetti. Bu baskı açıkça bir yıl sonraki olağanüstü halin de habercisiydi.
 
7. 1975'ten 1977'ye Olağanüstü Hal: gelişimsel diktatörlüğün bir aşaması
 
1975'teki olağanüstü halin dayatılması, 1973 krizinin ağırlaştırdığı toplumsal huzursuzlukla baş etmenin bir tedbiridir. Aynı zamanda, Şili'den Polonya'ya kadar dünyanın diğer yerlerindeki çok acımasız benzer politikalara yönelenleri takip eden Hindistan'ın dünya sistemi içindeki politik ve ekonomik entegrasyonunun da bir işaretiydi. Hint milliyetçisi RSS gibi sağ kanat muhalefete karşı "anti-faşist bir önlem" olarak ilan edilen ve Hindistan Komünist Partisi tarafından desteklenen olağanüstü hal çoğunlukla şehirli ve kırsal proletaryayı hedef aldı. Başlangıcından bitişine kadar geçen yirmi ayda 200.000 muhalif tutuklandı, kentsel alanlar gecekondu yıkımlarında bir artışa tanık oldu, örn. Delhi'de yaklaşık 71.000 yoksul insan şehir merkezinden sürüldü, çoğu kez kaba kuvvetle(Türkmen Kapısı katliamı). Hem kentsel hem de kırsal alanlarda proleterler kısırlaştırma programları tarafından hedeflendi: yaklaşık 11 milyon insan (çoğunlukla erkek proleterler) olağanüstü hal sırasında kısırlaştırıldı. Birçoğu polis tarafından toplandı ve itaata zorlandı. Bunlar çok iyi bilinen gerçekler olsa da, olağanüstü halin sanayi işçileri üzerindeki etkisi daha az belgelenmiştir, örneğin Faribad'taki birçok işçi, işin yeniden yapılandırılmasını ve yoğunlaştırılmasını zorla kabul ettirmek için yönetimin grev yasağını nasıl kullanıldığını anlattı. Yeniden yapılanma ve kapitalist saldırının ne ölçüde olduğuna ilişkin bazı rakamlar: Olağanüstü Halin ilk ayları içinde çokuluslu şirketlerde çalışan 20.000 işçi işten çıkarıldı; Olağanüstü Halin ilk yılında toplam 70.000 işçi işten çıkarıldı. Olağanüstü Hal lokavtları boyunca bir kişinin bir günde yapabildiği iş miktarının neredeyse yüzde 95'inin kaybolmasına sebep olundu. 1975'in ilk yarısında 17 milyon iş günü tutan iş grevlerle "zayi" oldu, ikinci yarısındaki sayı ise sadece 2 ila 4 milyon iş günü idi. Grevler yasadışı ilan edildi, genel bir ücret dondurma uygulandı ve yıllık yasal prim ödemesi yüzde 50 azaldı. 1976'da 1975 yılına göre sanayi üretiminde yüzde 10'luk bir artış yaşanırken, aynı dönemde işsizlik oranı yüzde 28 arttı. Olağanüstü hal toplumsal bir baskıya dönüştü. Daha önce var olan enflasyon ve işsizlik nedeniyle ortaya çıkan toplumsal öfke, kırsal kesime, kentte çalışan gecekondu mahallelerine ve fabrikalara kadar yayılan otoriter hakimiyet tarafından azdırıldı. Aynı zamanda, “işçi sınıfı kurumsallaşması”nın iki ana gücü olan Kongre ve Hindistan komünist Partisi, işçi sınıfı arasında kendilerini büyük ölçüde itibarsızlaştırdılar. 1977-1979 yıllarında işçi sınıfı mücadelelerinin ani yükselişi sırasında Kongre sendikası(INTUC) ve HKP sendikası(AITUC) tamamıyla bir kenara itildiler.
 
8. 1977'den 1979'a Olağanüstü Hal Sonrası: işçilerin özerkliğine bir bakış
 
Örneğin Kolkata'da hint keneviri fabrikalarına, Bombay'da tekstil fabrikalarına, Jamshedpur'da çelik üretim tesislerine ya da Dhanbad'da kömür madenlerine dayanan,eski işçi hareketi büyük ölçüde Hindistan Komünist Partisi'ne bağlıydı ve çoğu zaman kast yönünden daha fazla ayrışmıştı. 1960'lardan itibaren yeni sanayi merkezleri ortaya çıktı, bir tanesi Haryana Faridabad'da, aynı zamanda Indore, Kanpur, Pune, Bhopal'da ... Kırsal kesim emek pazarı ve köylülerdeki değişimler farklı kast ve dinden olan proleterleri şehre getirdiği için buradaki işçiler daha çok karışıktı. Sanayi daha fazla modern biçimdeydi ve genellikle uluslararası yatırımla bağlantılıydı. 1970'lerden önce, 1969'da Faridabad'daki East India Pamuk Fabrikası'nda ya da 1973'te Goodyear'da şiddetli grevler oldu, ancak gerçek patlama 1977'deki olağanüstü halin kaldırılmasından sonra oldu. Yöneticilerin gece vardiyaları sırasında dövülmesi, en düşük kasta mensup fabrika temizlikçileri tarafından yönetici kantinlerine el konması ve sık sık yasadışı grevlerle birlikte iki yıl boyunca, Faridabad gibi sanayi bölgeleri neredeyse kontrolsüzdü. Eş-dost Meclisi'ne karşı demokrasinin savunucusu olarak kendini kutsayan yeni seçilmiş Janata hükümeti huzursuzluğu bastırmak için çok sert tedbirlere başvurmak zorunda kaldı. Örneğin, 1977'de Kanpur'daki Swadeshi Cotton Mill'de veya 1979'da Faridabad'da. 26 Ekim 1977'de, birkaç hafta boyunca maaşlar ödenmedikten sonra, Swadeshi Cotton'daki 8.000 işçinin çoğu fabrikayı kuşattı ve baş yöneticileri rehin aldılar. Sendikalar dahil değildi, tüm ana sendikaların liderleri dövüldü. İşçiler fabrika çatısına gaz tüpleri ve asit şişeleri yerleştirdiler ve havaya uçurmakla tehdit ettiler. İşçilerin ücretleri, 54 saatlik “kuşatma” sonrasında ödeniyordu. Devam etmekte olan çeşitli çatışmalar 6 Aralık'ta zirveye ulaştı ve yaklaşık 1000 işçi tekrar fabrikayı kuşattı. Silahlı güvenlik görevlileriyle sorun çıktı, çatışmada iki yönetici öldü. Polis, işyerlerinde öncü işçi kitlesine ateş ederek müdahale etti. Resmi rakamlar 11 işçinin öldüğünü belirtirken, işçiler 100'den fazla insanın öldüğünü söylediler. Benzer bir durum, 1979'da bir grev dalgasının ardından Faridabad'da meydana geldi.  "Liderlikleri" ardında genel huzursuzluğu hizaya sokma girişimi içinde belli başlı sendikalar ve artı neo-Maocular 17 Ekim 1979'da Faridabad genelinde grev çağrısı yaptılar. Devasa bir kalabalık, Neelam Chowk yakınlarında büyük bir üstgeçidin altında toplandı. Kısa bir provokasyondan sonra polis, üstgeçitin her iki tarafındaki stratejik pozisyonlardan ateş etmeye başladı. Resmi rakamlar 17 kişinin öldürüldüğünü söylerken, resmi olmayan rakamlara göre 100 ile 150 ölü vardı. Bazı işçiler olay yerinden birkaç mil uzakta evlerinin önünde polis tarafından öldürüldü. 1970'lerin sonlarındaki şiddetli baskılar, 1980'lerin yeniden yapılandırılmasının önünü açtı: kitlesel işten çıkarmalar, işçilerin saldırısını yavaş yavaş bitiren yenilikler, baskı makineleri ve otomatik dokuma tezgahları. 1982'deki 200.000 ila 300.000 işçiyi içeren büyük Bombay tekstil fabrikası grevi, 1980’deki FIAT saldırısına ya da 1984’te İngiltere’de madenciler grevine denk düşebilir: emekçi gücünün son kalan kalelerine politik olarak düzenlenmiş bir saldırı. Hindistan ekonomisi, 1980'lerin geri kalanı boyunca kendisini, 1990/91'deki diğer büyük küresel ekonomiler gibi dış borç yükü altında çöküşe doğru sürükledi.
 
9. Sonuç
 
1960 ve 1970'lerde Hindistan'da hakiki bir şekilde örgütlenen ve kendini ilan eden devrimciler Maocular idi. Ancak, Hindistan'ın gericiliğinin üstesinden gelmek için demokratik bir devrime ihtiyacı olan yarı-feodal ve yarı-kapitalist bir toplum olduğunu iddia etseler de, geriye dönüp baktığımızda, kapitalist koşullar altında gerçek devrimci gücün sınıf mücadelesi olduğunu görebiliriz. Hindistan'daki toplum kalkınmada bir sıçrama geçirdi. 1960'larda Hindistan'da yaşayan 400 ila 450 milyon insan vardı; bugün 1.3 milyardan fazla var. Ortalama yaşam süresi o zamanlar 45 yaş civarındaydı, bugün ise 70'e yaklaştı. Hala kırsal bir toplum olsa da tarım GSYİH'nın sadece yüzde 15'ini oluşturmaktadır - otuz yıl öncesine kadar yüzde 30'un üzerindeydi. Çin'deki akranları gibi, bugünlerde genç çalışanlar cep telefonları ve internet sayesinde dünya hakkında daha fazla şey biliyorlar. Tata gibi şirketler İngiltere'deki araba fabrikalarını ve dünyanın dört bir yanındaki çelik tesislerini işletiyorlar. 1960'ların sonlarında ve 1970'lerin başlarında proleterler kırsal alanlar ve endüstriyel merkezler arasında düzenli bir göç bağlantısı kurmaya başlamışlardı - bundan önce hem köy hem de şehri kapsayan gerçek devrimci ayaklanma orta ve üst sınıfların ellerinde geleneksel olarak bulunan resmi örgütlere bağlı olurdu.
 
Daha geniş bir işçi sınıfı sosyal dönüşümü için potansiyel olarak, belki de 1968 biraz erken oldu.
 
AngryWorkers, Mayıs 2018
 
*www.angryworkersworld.wordpress.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
ÖZGÜRLÜK

SALVINI'NİN ZAFERİ

 

 

DAVID BRODER

 

(Ç.N.: Yunanistan'da Syriza, İspanya'da Podemos, İtalya'da Beş Yıldız Hareketi tüm bunlar Sol'un kurtuluşuna ışık tutacak olanlar mı, yoksa tüm bunlar, burjuva medeniyetinin ve dolayısıyla burjuva sınıfının maaşlı hizmetkarlarına dönüştürülmüş çözümü parlamenter sınırlar içinde arama gafletine düşüp tüm doğabilimsel devrimci teorinin geçmiş mirasını ayaklar altına alan Sol'un içler acısı durumunu sergileyen birer yanılsama mı? Ve daha da kötüsü bir Syriza, bir Podemos ya da bir Beş Yıldız Hareketi bile çıkaramayan Sol'u yerlerde sürünen bir Türkiye!!! Sınıf mücadelesinden kopup etnik mücadeleyeye yönelen ve böylece tüm gericilikleri içerisinde barındıran HDP'nin de kimi "sosyalistler" tarafından kurtarıcı rolüne sokulması da olmayanı oldurma çabası. 

Ayrıca, dünyanın tek kurtuluşu sosyalizmde ise, o halde Sosyalistler nerede? Dahası, dünyanın en ezilenleri kendilerini ifade etme fırsatı için kendilerine tek "alternatif" sunan olarak gördükleri aslında kendilerini en çok ezen aşırı gerici Sağ güçleri gün geçtikçe daha da çok iktidara sırtlarında taşırlarken, bu çelişkiye gözlerini yumup hala varmışcasına işçi sınıfı mücadelesi sloganları atanlar nerede? Sahi, kimlik politikalarıyla,  özgürlük ve demokrasi, "hak", "hukuk", "adalet" nutuklarıyla ve kendilerine öncelik olarak sunulan burjuva toplumu özlemleriyle özlerinden, sınıf mücadelelerinden koparılan‘‘solcular‘‘ nerede? Çoğu "sosyalist"in de değirmenine su taşıdığı liberalizmin politikalarının aydın gibi, gazeteci gibi, televizyon, sinema, gazete gibi ideolojik aygıt ve köleleriyle kendilerine daha da yabancılaştırılan işçiler nerede? 

İhtiyacımız olan şey boş laflar değil, ÜRETENLER, İŞÇİLER! İhtiyacımız olan şey, günümüzde solcusunun sağcısının, "sosyalisti"nin liberalinin, patronunun politikacısının el birliğiyle işçi sınıfı mücadelesini unutturmaya çalıştığını görmektir. Ne yazık ki, bunda da başarılı oluyorlar. Artık işçi sınıfı mücadelesi diye bir şey neredeyse kalmadı. Varsa yoksa "hak", "hukuk", "adalet" ve ezen zalim milliyetçiliğin doğurduğu etnik ve gerici milliyetçiliğe daha çok yaslanan kimlik politikaları. Bu yüzden kimi sosyalistlerin işçi sınıfı mücadelesi varmışcasına boş slogan atmaları sadece gerçeklerle yüzleşmeyi bir süreliğine erteler. Devrimciliğin her anında her döneminde somut koşulların somut tahlili bir gereklilik olarak devrimcinin önüne konulur. Oysa somut koşulların somut tahlili 150 yıl önce yapılmıştır. Ayırtına varılması gereken işçilerin içinde sonsuz özgürlük ve sonsuz ekonomik eşitlik bulunan bir değişim istedikleridir. İşçiler daha iyi arabaya binmek, daha iyi evlerde oturmak, daha uzun tatil yapmak, daha çok para kazanmak istiyorlar. İşçiler yoksulluğu vaaz eden değil, zenginliği vaat eden bir sosyalizm istiyorlar! İşçiler boş zamana sadece patronların değil, kendilerinin de sahip olmasını istiyorlar! İşçiler, işçi ve patronun sonsuza dek yok olmasını istiyorlar! İşçiler boş laf ve tutarsız tavırlar değil, "Yeryüzünün vatan, İnsanlığın millet" olmasını istiyorlar! İŞÇİLER ÇOK ŞEY DEĞİL, BİR ŞEY İSTİYORLAR! DOĞABİLİMSEL DEVRİMCİ YOLDAN ÜRETENLERİN DOĞRUDAN YÖNETİMİ ! DEVRİM …)

İtalya'da planlanan koalisyon hükümetinin çöküşü, Matteo Salvini'nin aşırı sağcı Lega'sı için yeni bir atılımın yolunu açıyor.
 
Mayıs 2018'de İtalya, Roma'da bir Lega Nord kampanyası posteri. Laura Lezza / Getty Images
 
4 Mart genel seçimleriyle birlikte oyların yüzde 32'sini kazanan Beş Yıldız Hareketi (M5S), İtalya'nın en büyük partisi oldu. Ancak koalisyonlara karşı tarihsel muhalefeti hükümet edip edemeyeceğini belirsiz kılıyor. Seçim günü atılım yapan güç, oylarını yüzde 4'ten yüzde 17'e çıkaran aşırı sağcı parti olan Matteo Salvini'nin Lega Nord'u oldu. Salvini'nin Sağ koalisyona öncülük etme arzusunun yanı sıra bu partiler arasındaki kültürel çatışmalar her türlü anlaşmaya engel oluşturuyor görünüyordu.
 
Beş Yıldız Hareketi lideri Luigi di Maio, Silvio Berlusconi'nin Forza Italia'sıyla herhangi bir anlaşmayı reddederken, ya merkezci Demokratlar ya da Lega ile anlaşma yolları aradığı için seçimleri müteakip on bir hafta çıkmaza girdi. Bununla birlikte, Demokrat lider Matteo Renzi'nin bir paktı kuvvetli reddinin yanı sıra, Beş Yıldız Hareketi ve sağcı partiler arasında meclis başkanları üzerine anlaşmalar, gittikçe bir "dışlanmışlar" koalisyonuna işaret ediyordu.
 
Bazı medya kuruluşları Beş yıldız Hareketi'ni “en sol” ya da “alternatif-sol” olarak nitelendirmekte ısrar ediyorlar. Gerçekte, işsiz, mavi yakalı ve genç seçmenler gibi bir zamanlar-Komünist hizadaki gruplar arasındaki hakimiyetine rağmen, Sol'un çöküntüsünün meyvesidir. Beş Yıldız Hareketi dayanışma lisanını konuşmuyor, ancak kriz vurgunu yemiş bireyin öfkesini ifade ediyor, dünyada yolunu çizemiyor ve uzak duran merkezci partiler tarafından açık olarak hor görülüyor.
 
Seçimden bu yana geçen haftalar içerisinde Beş Yıldız Hareketi'nin "düzen karşıtı" isyanı, aşırı sağcı güçlerin doldurduğu, diğerleri için bir boşluk yarattı. Bir zamanlar Akdeniz'i geçmeye çalışan Afrikalı göçmenleri kurtarmaya çalışan "STK taksileri" ile alay etmiş olan Beş Yıldız Hareketi lideri Luigi di Maio, kitlesel bir yasaklama vadeden Matteo Salvini ile 18 Mayıs'ta koalisyon anlaşmasına vardı. Sözleşme, en zengin İtalyanlara toplu vergi indirimleri bahşeden bütün vergi dilimlerine aynı oranları uygulama gibi gerici önlemlerin yanı sıra beş yüz bin göçmenin ülkesine geri gönderilmesini de istiyordu. 
 
Pazar gecesi, cumhurbaşkanı Sergio Mattarella ekonomi bakanlığına getirilmek istenen Lega adayını reddettiği için Beş Yıldız Hareketi ve Lega tarafından oluşturulan koalisyon çöktü. "Dışlanmışlar," en azından şimdilik, iktidar koridorlarından uzak tutuldu. 
 
Yine de eski büyük partilerin yenilgisi en azından kesindir ve en çok kazanan Matteo Salvini'dir. Lega sadece Sağ'a hükmetmekle ve Beş yıldız Hareketi'ne kendi damgasını vurmakla kalmadı, ayrıca İtalyan ve AB kurumlarından gelen saldırılar Salvini'nin elini güçlendirdi.
 
Mattarella, eski IMF yetkilisi Carlo Cottarelli'den[ç.n.: demek ki her ülkenin bir Kemal Derviş'i var.] yeni seçimlere kadar kayyum hükümeti kurmasını istedi. Şu anda bu hükümetin kısacası parlamento desteğine ulaşıp ulaşmayacağı şüpheli. Ancak bu sözde nötr kabin, birkaç gün önce oluşması olası görünen hükümetin doğrudan karşısında duruyor. Lideri İtalya'da kemer sıkma politikalarının mimarı idi ve onun merkezci kabinesi seçilmemiş teknokratlar ile doldurulmaya hazırlanıyor. Böyle bir manzara, sağcı güçlerin egemenlik ve demokratik tercih bayrağını şu anda tekeli altına almaya sadece yardım edebilir. 
 
ANAYASAL SAVAŞ
 
Lega'nın arka çıktığı iktisatçı Paolo Savona, mümkün görünmeyen bir düzen karşıtı kahramanlık yapıyor. Yirmi beş yıl önce, kendisi teknokrat bir kabinede ticaret bakanıydı ve on yıl sonra Silvio Berlusconi'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinden sorumlu adamıydı. Ancak Savona'nın ekonomi bakanı olarak adaylığı etrafında gelişen mesele, Salvini’nin cumhurbaşkanı Sergio Mattarella ve Avrupalı müttefikleri tarafından engellenen demokratik çoğunluğun sesi olarak gösterme amacına hizmet etti. 
 
Matarella, merkezci, neoliberal ve sadık Avrupalı yanlısı bir parti olan günümüzün Demokratlarına katılmadan önce Hristiyan Demokrat partinin uzun süreli bir üyesiydi.İtalyan cumhurbaşkanı, doğrudan vatandaşlar tarafından değil, milletvekilleri tarafından seçilir ve görevi partizan bir tarzda hareket etmek yerine anayasayı savunmaktır. Resmi olarak kabineyi seçen, başbakanının tavsiyesi üzerine cumhurbaşkanıdır; bu anlamda Matarella Lega’nın adayını reddederek sorumluluğu içerisinde hareket etti.
 
Yine de Mattarella’nın kararı mantıklı olandan çok siyasi bir harekete benziyor. Polis soruşturması kapsamı altında olan Silvio Berlusconi tarafından önerilen bir adalet bakanı olayında olduğu gibi, son derece nadiren cumhurbaşkanı başbakanın tercihinden sapıyor. Piyasa baskısı ve İtalya'nın Avrupa Birliği'ne taahhüdü yönünden Matarella'nın kararını şekillendirmesi, demokratik iradeyi koruma bakımından kararını vermesinde az etkili oldu. 
 
Gerçekte, Savona'nın geçmiş açıklamaları, Euro ile Lega-Beş Yıldız Hareketi sözleşmesinin ima ettiğinden çok daha güçlü bir kopma arzusu izlenimini verdi. Her iki parti de seçimden önce manifestolarının euro karşıtı içeriğini kaldırmıştı; isteselerdi, ekonomi bakanlığı için bir başka şahısı teklif edebilirlerdi. 
 
Ancak Mattarella sadece uygun olmayan bir şahsı reddetmiyordu. Cumhurbaşkanı İtalyan tasarrufları üzerine baskıya izin vermeyeceğinde ısrar etse bile, bu mesele esas olarak İtalya'nın Avrupa Birliği'ne bağlılığı sorunu olarak vuku buldu.
 
Özellikle bu pandomimin merkezinde olan Matteo Salvini idi. Seçimden önce, partisinin kesimlerini((Lombardy ve Veneto’da partisindeki unsurlar, Salvini’nin İtalyan-milliyetçi projesinden daha fazla Kuzey İtalya için özerkliğe odaklanmış durumda) bölen Lega'nın euro'dan çıkış çağrısına son verdi. Ancak, ekonomi bakanının "Berlin'in adamı" olmamasında ısrar eden saldırgan retoriğini sürdürdü.
 
Böylece Lega üstü kapalı AB reform çağrılarını kimlikçi duruşla harmanladı. Bu da şu anda Avrupa yanlısı bir güç olan Silvio Berlusconi’nin Forza Italia'sını marjinalleştirmeye yardımcı oldu.
 
Lega'nın kurumlar ve yabancı güçler tarafından ezilen İtalyanlar söylemi programının serbest pazar unsurlarıyla çatışıyor. Esasen Avrupa Birliği'nin kendisiyle araları bozuk değildir. Mültecileri tahliye etme sorumluluğunu almada AB'ye çağrı yaparken, Beş Yıldız Hareketi ile hükümet sözleşmesi bile Avrupa Birliği'nin kurucu antlaşmalarının ruhunun retorik olarak benimsenmesini gösterir. Ancak, Salvini'nin AB reform çağrılarının belirsizliğine rağmen, Alman basınında İtalyanların vergi kaçırmayı "milli bir spor" yapan "agresif dilenciler" olarak adlandıran sert dil milliyetçi bir fikir birliğini bir araya getirmede ona yardım etti.
 
Avrupa Birliği'nin bir kurucusu olan ve en federalist ülkelerden en uzun süreli olanı, İtalya bugün esasen gittikçe Avrupa kuşkucusu oluyor. 2008 krizinin en sert vurduğu genç İtalyanların -GSYİH kriz öncesi seviyelerde kaldı- müzmin kemer sıkma politikalarını takip eden tek para birimine ilişkin büyük vaatleri görerek, olumsuz AB ve euro görüşünü benimsemeleri bilhassa mümkündür. Son dönemde yapılan bir ankette, İtalyan seçmenlerin yüzde 39'u AB üyeliğini “iyi bir şey” olarak görüyor: yüzde 47'den daha azı, zaten çıkış yolunda olan İngiltere'yi gösteriyor.
 
İtalya'nın rekor düzeyde genç işsizliği ve 2,4 trilyon dolarlık kamu borcunu düzeltecek araçlardan yoksun oluşu euro'daki hoşnutsuzluğu şiddetlendiriyor. Ancak bu sorunun ötesinde Lega ırkçılığı kamçılayarak ve Mafya idaresindeki hapishanelerde kamu fonlarının israf edilmesine kızgınlığı kötüye kullanarak mesafe alıyor. Beş Yıldız Hareketi ve Lega kamu borcunun kısmi bir iptali için çağrıda bulunma düşüncesi ile oynaşırken, göçmen karşıtı keskin çağrılar ve Salvini'nin iç işleri bakanı olarak kendi adaylığı tartışmasız kaldı. 
 
Savona ve bir hafta öncesine kadar neredeyse hiç tanınmayan önemsiz bir hukuk pröfesörü olan varsayılan başbakan Giuseppe Conte, İtalyan dramalarında sadece kısmen rol alan oyuncular gibiydiler. Bir hükümet kurma girişimi ve peşinden çöküşü gerici güçlerin değirmenine su taşıdı. 
 
Lega'nın euro ile ilgili tutarsızlığına rağmen, keskin milliyetçi söylemleri gündeme taşıdı ve Salvini'nin arzuladığı Brüksel ile çatışmayı kışkırttı. Cumhurbaşkanı anayasal otoriteye başvurabilir, fakat yeni seçimlerin onun bu hareketini cezalandırması olası görünüyor.
 
4 Mart genel seçimlerinden bu yana merkezciler, yenilgilerini zenginlere karşı "toplumsal kıskançlık" politikasına borçlu olduklarından şikayet ederek, ablukaya alınmış bir duruşu benimsediler. Seçim sonrası günlerde "popülizm"in medya eleştirmenleri bile, vadedilmiş yardımları arayıp bulmak için işsizlik bürolarına hücum eden Güneyliler hakkında bir aldatmaca oluşturdular. Bu, Beş yıldız Hareketi-Lega vergi politikasının gerici etkileri üzerine sessizlikle ters düştü. Ancak Salvini'nin bütün vergi dilimlerine aynı oranı uygulayan programı tam olarak yerine getirildi, yılda 300.000 Euro geliri elde eden bir aile 67.940 Euro tasarruf sağlarken, 30.000 Euro gelirli aile hiçbir şey elde edemedi. hardest.
Kamu harcamalarındaki muhtemel kara delik, Beş Yıldız Hareketi'nin kendi fakir seçmenlerini en sert vuracak olandı.
 
SAĞA KAYIŞ
 
Görünüşe göre, aşırı düzen karşıtı parti olan Beş Yıldız Hareketi, mevcut anayasal kriz süresince Lega'dan daha az cesaretlendirildi. 18 Mayıs'ta lider Luigi di Maio, Beş Yıldız Hareketi'nin kayıtlı destekçilerinin Salvini ile birlikte düzenlediği hükümet sözleşmesine oy vermelerini istediğinde, anlaşmanın lehine yüzde 94'lük bir oy oranı vardı (katılım oranı yüzde 40 idi, oylama bir günden az sürdü). Bu, hem Beş Yıldız Hareketi'nin Lega'nın gerici politikalarına teslim olma istekliliğini hem de liderlerin online referandum yoluyla atomize olmuş "destekçileri"ne kendi iradelerini kabul ettirme kolaylığını yansıtıyordu. 
 
Bu anlaşmayı oylama aslında, AB parlamentosunda yer alan liberal, Avrupa-federalist Liberaller İttifakı ve Avrupa Demokratları (ALDE) grubuna katılmak için aynı seçmenlerin yüzde 78,5 ile oy vermesinden on altı ay sonra geldi. O hareket kısa sürede karaya oturdu. Fakat her bir durumda M5S liderleri, İtalyanların “Bulgar çoğunluğu” - inanılması zor, çok güçlü bir yetki- dediklerini elde ettiler. Beş Yıldız Hareketi örgütçü ve militanlardan ziyade medya starlarının ve hayranlarının partisidir. Liderler taktik değiştirdiklerinde, pasif üyeler basitçe takip ederler.
 
Böyle olmamalıydı. M5S'in ilk günlerinde bu tür, M5S'in kendi bloglarından ve podcast'lerinden daha çok TV'de görünen herkesin kovulduğu politik düzen ve kitle iletişim araçları arasındaki bağlantılara karşı düşmanlığı oldu. Seçilmiş memurlarının maaşlarının yarısını devretmelerini zorunlu kılarak ve yolsuzluk soruşturmalarıyla karşı karşıya kalan herkesi defetme sözü vererek etik kuralları oluşturdu. Diğer partilerle koalisyonlara prensipte imkan verilmedi.
 
Ancak  M5S, bu sözde tanımlayıcı ilkelerin tümünü terk etti. Daha da kötüsü, çok daha tutarlı bir Lega için bayağı payanda oldu.
 
Beş Yıldız Hareketi'nin ideoloji üstü olma iddiaları esas olarak onu kaypak yapıyor. Yirmi yıllık ekonomik kırgınlık ve Sol'un çöküşünün çocuğu olarak 2009'da yükselen Beş Yıldız Hareketi'nin zamanımızın çaresizliğini yansıttığı muhakkaktır. Politikayla ilgili olmayan bir sağduyunun savunucusu olduğunu ifade etse de, gerçekte, atomize olmuş, kriz tarafından vurulmuş bireylerin kamu kurumlarına itimat etmediği ve kolektif eylemi sorunlarına bir çözüm olarak görmediği bir dönemin farklı sağduyusunu ifade ediyor.
 
İtalya’nın son iki çalışma bakanı, gençleri iş bulma konusunda çok “seçici” oldukları için suçladı: bir tanesi İtalya'yı terk edebileceklerini bile ileri sürdü. Böyle bir konuşma, merkezin çöküşünün neden devam ettiğini ve 2013'ten bu yana görevdeki Demokrat Parti'nin neden genç ve mavi yakalı seçmenlerin desteğini almadığını görmeyi kolaylaştırıyor.
 
Fakat Beş Yıldız Hareketi bir çıkış yolu önermeden ziyade toplumsal dayanışmanın düşüşünü yansıtır. Eski partileri sadece zehirli ve gerici partilere kapı aralamak için temizledi.
 
Bu bağlamda konuşulan, son günlerde sosyal medyada dolaşan, uzun süredir M5S aktivisti Alessandro di Battista'nın “Lega'yı beş dakika içinde bitirme" sözü verdiği 2015 yılına ait bir video idi. O zamanlar Lega'ya şiddetle karşı çıkıyordu, bununla birlikte video, "Bir 'ırkçı' olarak Salvini'ye saldırmayı sürdürmeyelim. Gelin para hakkında konuşalım" ısrarıyla başlar. Video, Lega'yı sadece yüksek maaş ve harcama talepleriyle birlikte politik sınıfın bir parçası olarak alaya alır.
 
Ancak partisinin koalisyonlara karşı tavrını terk etmesiyle birlikte, sosyal hayatın içindeki ahlaklılık üzerine boş laf dolu retorik karşılığında Salvini'nin gündemine tahmin edilebilir şekilde teslim oldu. M5S, sadece iş tekliflerini kabul etme şartıyla aylık 780 Euro yardım sağlamak için "vatandaşların geliri"nden uzun süredir bahsediyordu. Güney'in asırlık ihmali ile ilgili özel bir kanun yoktu. Anlaşma ayrıca her bölgede göçmen gözetim merkezleri ve çift yönlü yüzde 15 ve yüzde 20 "düz" vergi oranları için radikal vergi indirimleri sözü veriyordu.
 
M5S, Lega ırkçılığının kurbanlarıyla hiçbir dayanışma içinde değildi, çünkü dayanışmaya hiçbir surette inanmıyordu. Milletvekilleri ısrarlı şekilde eşcinsel hakları ya da göçmenlik gibi toplumsal sorunlardan kaçındılar, aksi takdirde safları bölünebilir. Savurgan kamu harcamalarına ilişkin saldırılarına benzer dinçlikle "aklı bir karış havada olan" liberallere karşı öfkeleniyor. Sadece, küçük bir işadamı olduğu sürece "sokaktaki sıradan adamı" temsil ediyor ve şu sorunlu azınlıklardan olmadığı sürece de muhtemelen yardım ediyor. 
 
HIRSIZLIK YAPAN ROMA
 
Lega'nın kökenleri bu bakımdan öğreticidir. Beş Yıldız Hareketi'nin gidişatına hiç benzemese de, Lega'nın aşırı sağ party olarak değil ancak Kuzey İtalya adına daha fazla özerklik arayan yolsuzluk karşıtı bir hareket olarak 1992 seçiminde ilk atılımını yapması dikkate değerdir. Çok daha güçlü bir Güney tabanı olan 2000'li yılların sonlarında ortaya çıkan M5S gibi Lega Nord lider Umberto Bossi yönetimi altında ilk ilerlemesini, daha yerleşik güçleri girdabına çeken skandallara borçluydu.
 
1980'lerde ortaya çıkan bölgesel özerklik hareketleriyle kurulan Lega 1992 seçiminde ilk parlamenter atılımını gerçekleştirdi. Bir önceki yıl Komünist Parti'nin tasfiyesinden sonra eski Sosyalist ve Hristiyan Demokrat partileri toprağa gömen "Bribesville[politik yolsuzluk]" duruşmalarını kendi çıkarı için kullanarak iki bakanlığın yanında seksen sandalye kazandı. Yaygın olarak bir “qualunquista”[İtalyan hükümetinden parti politikalarını kaldırmaya çalışan savaş sonrası bir hareket] hareketi olarak adlandırıldı: "partilere" karşı "sokaktaki sıradan insana" hitap eden birisi aynı zamanda şövenist duyguları açığa vuruyordu.
 
Başlangıcından itibaren Lega güçlü Thatchercı unsurlara sahipti. Roma haydutuna (vergilerle "hırsızlık yapan" sermaye) karşı öfkesi ve "tembel" Güneyliler ve göçmenler karşısında ırkçılığı, karnı davul gibi şişmiş devletin rasyonelleştirilerek temizlenmesi çağrısıyla birleşti. Onun “liberalleştirici” damarı, bugün liberal, ultra AB yanlısı More Europe partisinin lideri olan Emma Bonino'ya, Lega'nın "ideolojik olmadığını" açıklayarak 1994 seçiminde ittifaka katılması için izin bile verdi. 1995-96'da, seçilmemiş teknokratlardan oluşan bir “uzmanlar hükümeti”nin desteklenmesinde merkez-sol ile birleşti.
 
1997'de Lega, ayrılıkçılar tarafından İtalya'dan ayrı yeni bir ülke, Kuzey'in süper bölgesi olarak hayal edilen Padanya için dalga geçen genel bir seçim yaptı. Aşırı sağcı Destra Padana'dan tutun da sözde Padanalı komünistlere kadar, bugünün lideri Matteo Salvini'nin savunucusu olduğu çeşitli siyasi ilişkiler temsil edildi. 
 
Bu bölünmeler karşısında tutkal, Güney'e karşı ortak aşağılmaydı. Bu, partinin bizzat yürüttüğü ve örgütlediği bir seçimde atılan dört ila altı milyon arasında oy pusulasının, Lega'nın artan etkisinin bir ölçüsüydü.
 
Varlığının ilk safhasında Lega, Lamberto Dini’nin teknokratik hükümetini destekledi, son yirmi yılın büyük bölümünde Silvio Berlusconi’nin merkez sağı ile ittifak kurdu. Bununla birlikte, 2008 krizinden bu yana olaylar Lega'yı radikalleştirdi. Bunu, sadece merkezci Demokratlarla Berlusconi'yi anlaşmalara çekerek büyük koalisyonlara değil, aynı zamanda İtalyan siyasi durumunun daha geniş parçalara ayrılmasının ve hatta Lega’nın kendi iç facialarının sunduğu fırsatlara da borçludur.
 
DAYANIŞMASIZ İSYAN
 
Beş yıldız Hareketi'ni karmaşık bir sınıf isyanı olarak hayal etmek çok kolay. Genel seçimlerde, işsizler arasında yüzde 50 oy aldı ve Demokratlardan dört kat daha fazla mavi yakalı işçi tarafından desteklendi. Yaşlı İtalyanlardan zayıf oy aldı, ancak bir araştırma, 1987'de Komünistlere oy verenlerin bugün Demokratlardan daha çok M5S'e oy vermelerinin olası olduğunu gösterdi. Bu sadece partiler arasında sol oyların yerdeğişimini değil aynı zamanda sınıf kimliğinin ve sosyal dayanışma inancının geniş çaplı bir düşüşünü de göstermektedir.
 
Eylem halinde M5S örneği için sadece Roma belediyesi yönetiminde performansına bakmamız gerekir. Bir önceki Demokrat belediye Başkanı'nı içine alan abuk sabuk harcamalar skandalının ardından en son yönetimlerdeki rüşvetle ilgili Mafya Sermayesi ifşaatları, M5S'nin Virginia Raggi'sinin 2016 yılında göreve gelmesine hızla yardımcı oldu. Demokratlara karşı seçimde son etapta sadece en zengin bölgeler M5S'e oy vermedi.
 
Ancak onun sicili, en fakir Romalılara hizmet etmeye dayanmıyor. Onun gözetimi altında Roma'nın halihazırdaki kaotik toplu taşıma ve atık hizmetleri, şoförlerin yanı sıra otobüs yolcularının grevine de yol açarak daha da battı. Nihayetinde suçsuz bulunduğu Raggi'nin dahil olduğu bir yolsuzluk skandalı, M5S'nin, polis soruşturmasına tabi olan memurları kovma sözü verdiği iç dürüstlük tüzüğünü terk etmek zorunda kaldığında onu zora soktu. 
 
Bu hafta yeni hükümetin görüşmeleri devam ederken, Raggi'nin makamı kentteki önemli bir feminist mekan olan Uluslararası Kadın Evi'nin kapatılmasına karşı çıkan göstericiler tarafından kuşatıldı. Belediye başkanının M5S'ten meslektaşı Gemma Guerrini'ye göre, “girişimciliği artırmada başarısız” olan bir projeye devlet fonlarının sunulmasının haklı bir nedeni olamaz - sanki para kazanmak kadın merkezinin tek liyakati. 
 
Eski komedyen ve M5S'nin kurucusu Beppe Grillo, son aylarda Lega ile herhangi bir anlaşmaya ısrarla imkan vermedi. Di Battista, 2015 yılında yaptığı videoda ırkçılığın ötesinde, aşırı sağcı partinin diğer tüm renklerdeki hırsız politikacılardan farksız olduğunda ısrar ediyordu. Fakat sadece M5S liderleri kaypak ve ikiyüzlü değiller, aynı zamanda onun destekçileride aynılar. Genel seçimden sonra partinin web forumlarında, nefret edilen Demokratlar ve Lega ile bir anlaşma arayışında olsun veya olmasın Di Maio'ya hayranlıkla doluydu.
 
SOLCU HALK
 
Eğer belli bir solcu iyimserliği, M5S'in Lega ile anlaşmasının onun gerçek gerici doğasının ortaya çıkmasını ve böylece daha ilerici güçlerin yeniden canlanmasını sağlarsa, mevcut senaryo hakkında az çok çökmek üzere olduğunu akla getirir. 
 
Milyonlarca eski solcu seçmen gerçekten de M5S'e oy veriyor; onu "yeni bir Komünist Parti" olarak resmeden sosyolog  Domenico de Masi gibi bunların birçoğu sözlerini geri almak ya da tükürdüklerini yalamak zorunda kalacaklar. Ancak ters bir şey varsa o da otorite boşluğunu kendi gündemiyle dolduran Lega'nın desteğini arttırmaya devam ettiğidir.
 
Bazıları, farklı partiler arasında yer değiştiren statik bir blok halinde solcu düşünce varmış gibi, hala "solcu halktan" bahsediyorlar. Bu solcu olmanın hemen hemen kimlikçi kavrayışı, Pier Paolo Pasolini'nin[ç.n.: bir sonraki yazımızın konusu] "ülke içinde ülke" olarak adlandırdığı, hem kudretli hem de marjinalleşmiş bir Komünist Parti ve keskin toplumsal çatışma geçmişi ile birlikte İtalya'da güçlü köklere sahiptir. Ancak böyle bir "solcu halk," görünürlük ve birleşmeden yoksun olduğunda var olmayı basitçe sürdürmüyor. 
 
Genç ve işsizler arasında M5S'ye verilen destek, bu partinin solcu ya da giderek solcu olduğunu göstermez, daha ziyade Sol'un destek tabanının çöküşünü kendi çıkarına kullandığını gösterir. Kolektif eylemin hiç olmadığı kadar zor olduğu ve politikacıların kendilerini sol açılımlı göstererek gençleri tembel olarak ve sorunlarının kendi suçları olduğunu söyleyerek alaya aldıkları sürekli ekonomik kırgınlık zamanlarında büyüyen bireyin bilincini ifade eder.
 
Eski başbakan Matteo Renzi için yanıt, solcu söylemin ve değerlerin terk edilmesinde daha da ilerlemektir. Büyük ölçüde tarihsel Komünist Partiden vücuda gelen Demokrat Parti, 2010'lu yıllar boyunca sosyal demokrat bir partiden liberal merkezci bir partiye dönüştü. Bugün, merkez sağın içinde yer alan tamamen yeni bir formasyonun ortaya çıkmasıyla tehdit ediyor: Bugün Renzi, merkez sağı kapsayan tamamen yeni bir oluşum yaratmak ve savaşım vermek ile tehdit ediyor: "kapılara dayanan M5S barbarlarına" karşı "ılımlı," "anti-popülist" bir cephe.
 
İtalya, sınıf siyasetinin giderek görünmez olduğu ve egemen partileri farklılaştıran her şeyin, serbest piyasacı politikalarına karşı daha çok ve daha az şovenist eğilim sergilediği bir ülkedir. İçişleri bakanı olarak görev yapmaya soyunduğu anda, Salvini, mücadelenin artık "sağın sola karşı değil fakat halkın elitlere karşı" mücadelesi olduğunu ilan edebilirdi. Bu, bir sonraki seçimi nasıl şekillendireceğidir. Yeni bir "geçici hükümet"in yükselişi bu en gerici şahısa kendisinin sanki elit değilmiş gibi davranmasında yardımcı olacak görünüyor. 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

 

ÖZGÜRLÜK

FACEBOOK SAYFAMIZ