Özgürlük

DEMOKRATİK SOSYALİZM DEMOKRASİ İLE İLGİLİDİR

 
 
SHAWN GUDE

(Ç.N.: Tüm bu çabalar ve girişimler ışığında seçmemiz gereken yolu bulmada kendimize sormamız gereken sorular var: Nasıl bir demokrasi savunuyoruz? Radikal reformlar mı yoksa devrim mi istiyoruz? Batı'daki geçmişin deneyimlerinin izinden giderek uygulanacak reformlar -İsveç'teki Rehn-Meidner Modeli gibi- toplumsal değişimi ezilen sınıfların lehinde değiştirebilir mi? Yoksa tüm bu reformlar tam tersine ölüm döşeğindeki kapitalizme hayat öpücüğü mü verir? Biçimsel demokrasi-birey mi, yoksa gerçek demokrasi-toplum mu? Kimlik mücadelesi mi, sınıf mücadelesi mi? Ve benzerleri... Sormamız ve tartışmamız gerekenlerdir... Unutulmaması gereken çok önemli bir nokta var: "büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise" Tayyipleri, Trumpları, Putinleri konuşur. Çünkü Tayyipler, Trumplar, Putinler sadece gerçeğin üstünü örtmeye yarayan kullanım süreleri belirli araçlardır. Değişim istiyorsak görüntüyü değil özü tartışmalıyız... Özeleştiriyi karanlık boşluğa atıp sadece eleştiri ipine tutunup sallanmadan... Çünkü özeleştirinin olmadığı yerde çürüme başlar. Aynı geçmişte reel sosyalizmler'de olduğu gibi. Ve aynı şu anda Türkiye'de olan gibi...)

Demokratik sosyalizmin özünde basit bir fikir vardır: demokrasi iyidir ve genişletilmelidir.

Demokratik sosyalizm hakkında konuşmanın birçok yolu vardır. Bazıları adalet ve eşitliğe odaklanır. Diğerleri ise kapitalizmin “irrasyonelliğini” düzeltme ihtiyacını vurgulamaktadır. Bütün bunlara rağmen diğerleri “histerik sefaleti sıradan mutsuzluğa dönüştürmekten” söz ederler.
 
Günün demokratik sosyalisti Alexandria Ocasio-Cortez kısa bir süre önce Stephen Colbert’in tv şovunda kendi tanımını verdi:
 
"Modern, ahlaki ve varlıklı bir toplumda, Amerika'da hiç kimsenin yaşamak için çok fakir olmaması gerektiğine inanıyorum. Yani bunun anlamı, sağlık hizmetleri herkesin hakkıdır. Bu, her çocuğun, nerede doğmuş olursa olsun, kendi tercih ettiği üniversite ya da meslek okuluna erişime sahip olması anlamına gelir. Ve, anlarsın ya, insanların ev ve yiyecek sahibi olmasına olanak sağlamak ve ABD'de onurlu bir yaşam sürmelerine öncülük etmek için kamu yapılarına ve kamu politikalarına sahip olabilirsek sanırım hiç kimse evsiz kalmaz."
 
Hiç de fena sayılmaz.
 
Ancak vurgulamak istediğim şudur: özünde demokratik sosyalizm var olduğu yerde demokrasiyi derinleştirmek, mevcut olmadığı yerde ise demokrasiyi getirmektir. ABD gibi ülkelerde bu, siyasal arenada halka ait kontrolün kapsamını arttırmak ve sosyal ve ekonomik alanları kapsayacak şekilde genişletmek anlamına geliyor. 
 
Bu oldukça masum gelebilir - günümüzde kim demokrasi taraftarı değil ki? Fakat demokratik sosyalistlerin akıllarında daha geniş kapsamlı bir şeyler var. Bize göre demokrasi, herkesin geride kalabildiği tartışmasız bir norm ve kurallar dizisi, basitçe prosedürlerin basmakalıp bir bütünleştirilmesi değildir. Uzmanların, seçkinlerin ya da "daha üstünler"in değil, sıradan insanların kendilerine hükmettikleri oldukça radikal bir fikirdir. Aşırı hiyerarşilerin yerle bir edilmesini, gereksiz zenginlik ve güç ve ayrıcalık veren yapıların parçalanmasını tanımlamak için kullandığımız sözdür.
 
Demokrasi yükselişte olduğunda, devletin tepesindeki despot ve diktatörlere karşı gelir. Karar alma gücünü dev şirketlerden söküp alır, copu polisin elinden çekip alır, zorbalık eden kocayı otoritesinden mahrum bırakır. Emperyal gücü dize getirir ve sömürge öznenin, köle ve işçinin başını yukarıya kaldırır. 
 
Demokratik sosyalistler ezilenlerin mücadelesinin bu uzun tarihinin soyunu devam ettirirler. Geçmiş çağlarda krallar ve kiliseler halk üzerinde hüküm sürüyorlardı. Kapitalizmin gelişiyle, feodalizmin zincirleri kırıldı. Fakat yeni tahakküm biçimleri ortaya çıktı. İktisadi faaliyetin araçlarına -fabrikalar, madenler, demiryolları- sahip olanlar, satmak için sadece emek gücü olanlar üzerinde olağanüstü bir güce sahip oldular.
 
İşçi partileri, radikal sendikalar ve diğer işçi sınıfı dernekleri aracılığıyla örgütlenen sosyalist hareket, buna karşılık olarak ortaya çıktı. Sosyalistler, mantıksal sonuçlara götüren Aydınlanma'nın özerklik ve kendi kaderini tayin etme ideallerini aldılar ve sordular, eğer tüm insanlar eşitse, o zaman birine keyfi olarak bir başkasını yönetme hakkı veren nedir? Sermaye neden kral olmak zorunda?
 
Bu temel fikir, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl boyunca demokratik sosyalistlere canlılık kazandırdı.
 
Erken dönem Avrupa sosyalist partileri, sınıf temelli oy kullanma kısıtlamalarına ve basın özgürlüğüne yönelik baskılara karşı mücadele etti. Amerikan sosyalizminin savunucularından Eugene Debs, I. Dünya Savaşı'nı demokrasi karşıtı bir çılgınlık olarak ilan etti ve "Wall Street'in aristokrat sınıfı"nın devrilmesi çağrısında bulundu. Sosyalistler, işyeri despotizminin yerine demokratik hakların temellerinin atıldığı militan işçi hareketlerini örgütlediler (sadece bir örnek olarak, Ford Motor Company işçileri hizada tutmak için casuslar ve kiralık katiller istihdam etti). Sosyalist insan hakları lideri Bayard Rustin, Amerikan demokrasisini boğan ırkçı bir kast sistemini ortadan kaldırmak için gerekli taktik beceriye katkıda bulundu. Sosyalist feministler kamu ve özel arasındaki duvarları yıktılar ve eşit muameleye dayanan romantik eşler anlayışını yerleştirme gereğini savundular. Daha yakın zamanlarda, demokratik sosyalistler Jamaika'daki sömürgeciliğe, Bolivya'daki şirket kurallarına ve Arjantin'deki kürtaj karşıtı yasalara karşı direnişe öncülük etmiştir.
 
Fakat önemli ilerlemelere rağmen, hala erken dönem sosyalistlerin tiksindikleri pek çok despotizm ile birlikte yaşıyoruz.
 
Amerikan işyeri en göze çarpan örneklerden biridir. Çoğu insanın yetişkin hayatının büyük kısmını harcadığı yer, aynı zamanda işçilerin en temel demokratik özgürlüklerin vazgeçtikleri bir yer. Patronlar emrindekileri herhangi bir nedenle kovabilirler. İşçilere ne söyleyip ne söylemeyeceklerini bildirirler. Şantiyenin bulunduğu yerde kalmasına veya yurt dışına taşınmasına karar verebilirler. Sadece kendileri şirketin karlarının nasıl harcanacağını ve işletmenin yarattığı kaynaklar ile nasıl yatırım yapılacağını belirlerler. 
 
Demokrasi, insanların yaşamlarını etkileyen kararlar üzerinde eşit kontrol sahibi olmaları gerektiğini söyler. Kapitalizm ise gözünün içine baka baka alay eder.
 
Ya da daha demokratik bir alanı, politik arenayı düşünün. Bizzat geçmiş demokratik hareketlerin bir zaferi olan bir insan bir oy resmi güvencelerine rağmen, kapitalizmin kaçınılmaz olarak yarattığı servet eşitsizlikleri geleneksel politik sürece sızar. Zengin para babası politikacılar, düşünce kuruluşlarını finanse ediyor ve lobicileri sevk ediyorlar. Hangi politikacıların yükselip düşeceğine, hangi fikirlerin tedavülde dolaşacağına ve seçilmiş yetkililerin ne tür politikalara öncelik vereceklerine etki ederler. 
 
Her şeyin ötesinde iş dünyasının çıkarlarının önemli bir kozu var: ekonominin tüm kumanda kollarını kontrol ederler. Kapitalist demokrasinin tarihinin belirli anlarında - özellikle de II. Dünya Dünyası'ndan sonra, İsveç gibi ülkelerde - örgütlü emek yeterince güçlüydü ve tarihsel olarak haklarından mahrum edilen sol partiler nispeten güçlü bir siyasi sesle konuşmak için yeterince güçlüydü. Ancak, iş dünyası liderleri ekonomiyi etkin bir şekilde durdurabileceğinden, çıkarlarının dikkate alınması gerekiyordu. "İş dünyası güveni," "siyasi eşitlik"e galip geldi.
 
Sosyalistlere göre bu kabul edilemez. Demokrasiyi sistematik olarak evcilleştiren bir sosyal düzenlemeye, özellikle de insanların günlük yaşamları için hayati olan yerlerde, kolayca müsamaha gösteremeyiz. 
 
Savunduğumuz radikal reformların tümü, toplumdaki demokratik ilkelere göre çalışan kararların, ilişkilerin ve yapıların miktarını ve derecesini arttırmayı amaçlamaktadır. Sermayenin yatırım üzerindeki kontrolü, ekonomi politiğin yönü üzerinde çok fazla şey söylemektedir; kilit sanayileri devletleştirmeli ve işçi kooperatiflerini teşvik etmeliyiz. Göç sistemi insanları paryalara dönüştürüyor; ICE'yi (Amerika Birleşik Devletleri Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) kaldırmalı ve herkesin oy kullanmasına izin verilmeli, oturma izni olsun ya da olmasın. Özel konutlara dayanma geliştiricilere insanların yaşamlarını sürdürme araçları üzerinde haksız bir baskı gücü sağlar;  milyonlarca birim sosyal konut inşa etmeliyiz. ABD emperyalizmi, dünyadaki ülkelerde demokratik hareketleri acımasızca baltalıyor; Amerika’nın imparatorluğunu ortadan kaldırmalıyız. Fosil yakıt şirketlerinin varlığı, gelecekte halka ait kararlar alma yeteneğimizi de tehdit ediyor; bu işe son vermeliyiz.
 
Gücü olanlar ondan yoksun olmayı sevmezler. İster krallar ya da patrikler, isterse kapitalistler ya da polisler olsun, daha fazla güç eşitliğine doğru bir kayma tehdidi gaddar bir karşı saldırıyı teşvik edebilir. Ancak seçkin sınıfın muhalefeti karşısında geri çekilme hala efendi-köle ilişkisi olan toplumsal bir düzeni kabul etmek demektir. Daha iyi, daha demokratik bir dünya mümkün.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 (ÖZGÜRLÜK)

CEO'LAR İŞÇİLERE KARŞI

 
 
MEAGAN DAY
 
 
Pazartesi günü yapılan genel katılımlı toplantıda Bernie Sanders radikal bir mesaj verdi: işçiler aldatılıyor ve kapitalistler suçlusudur.
 
Sun Valley, Idaho'da 13 Temmuz 2017, yıllık Allen & Company Sun Valley Konferansı'nda Amazon CEO'su Jeff Bezos. Drew Angerer / Getty
 
Pazartesi gecesi, Vermont senatörü Bernie Sanders, her biri Amazon, American Airlines, Disney, McDonald's ve Walmart'tan olmak üzere beş düşük ücretli çalışanla genel katılımlı canlı yayınlanan bir toplantı düzenledi. İşçiler sahnenin bir köşesinde otururlarken, diğer beş boş sandalye herbiri süslü isimlerle birlikte orada olmayan CEO'lara ayrılmıştı. Sanders, yöneticileri tartışmaya katılmaya davet etmişti, ancak hiçbiri kabul etmedi.
 
Düzenleme, Birleşik Devletler'de var olan zalim eşitsizliğin görsel bir temsiliydi. On sandalye on insanı temsil ediyordu: beş işçi ay sonunu getirmek için mücadele ediyor ve onların beş farklı patronu da orda bulunmaya zahmet etmeyecek kadar meşgul ve mecbur edilmeyecek kadar güçlüler.
 
Sanders, boş sandalyeleri işaret ederek, "Sanırım, meydana çıkmadılar," dedi. "İçten bir çaba gösterdik, çünkü sanırım onlar için çalışanların aksine aldıkları maaş türünü korumak adına sıra dışı bir tartışma olacaktı." (Karışık hesaplar yaptım ve yayın süresi boyunca Amazon'un CEO'su Jeff Bezos kişisel olarak ortalama bir Amazon çalışanının maaşının beş yüz katı kadar para kazandı.)
 
Sanders, işçilerden çalışma ve yaşam koşullarını açıklamalarını isteyerek toplantıyı açtı. On bir yıllık Amerikan Havayolları çalışanı olan Heather Hudson, "Günde on iki saat çalışıyorum," dedi. Yetersiz maaşını yemek çekleri ile tamamlayan Bayan Hudson, "tüm bunların en rahatsız edici tarafı aşırı derecede başarılı bir şirket için çalışıyor oluşumuzdur," diye ekleyerek, "iş arkadaşlarınızla aynı doğrultuda sosyal hizmetlerde yer almanın ne kadar aşağılayıcı" olduğunu anlattı. 
 
Walmart'ta on sekiz yıl çalışmış olan Cynthia Murray, "Yetersiz kadroyla, aşırı çalıştık ve bize hürmet etmediler," dedi. Müdürlerin sürekli tacizinden ve otobüs biletini karşılayacak paraları olmayan işçilerin işe bir saat yürüyerek gidişlerinden bahsetti. Bir yıl, şirketin, kış tatili sırasında işçileri adına birbirlerine yiyecek vermek için bağış kutuları koyduğunu anlattı. “İşçiler, diğer işçileri beslemek için yiyecek toplamak zorunda”, diye tekrarladı Sanders, “dünyanın en zengin ailelerinden birinin sahibi olduğu bir şirkette.”
 
Yedi yıldır Disney çalışanı olan Artemis Bell, Sanders'a saatte 11.86 dolar kazandığını söyledi. "İnsan saatte 11.86 dolarla nasıl geçinir?" diye sordu. "Biz gerçekten geçinemiyoruz," diye cevapladı. "Sahip olduğumuz yatak odalarından daha fazla oda kiracılarımız olsa bile, zor bela kazanıyoruz." Bell, on yıl boyunca haftada altı gün Disney için çalıştıktan sonra arabasında uyuklayıp ölen bir iş arkadaşının hikayesini anlattı.  Sanders, Disney'in yakın zamanda CEO Bob Iger'e 423 milyon dolarlık bir maaş paketi verdiğini belirtti.
 
Elbette üst düzey yöneticilerin eksikliğini açıklayan genel katılımlı toplantının ideolojik çerçevesi idi - "CEO'lar İşçilere Karşı". Kapitalistler, işçilerin düşmanları olarak değil onların değerli iş yaratıcıları ve hayırsever iş sağlayıcıları olarak düşünülmeyi tercih ederler. 
 
Ancak, toplantıda net bir şekilde ortaya konduğu gibi, CEO'lar, işçileri yoksulluk seviyesinde ücretlere, durmadan küçülen sosyal yardımlara, çok az iş güvenliğine, makul olmayan performans standartlarına, tehlikeli çalışma koşullarına ve sabote edilen toplu pazarlık girişimlerine maruz bırakarak, işçilerinin çıkarlarını etkin bir şekilde baltalarlar. Bir şirket dışarıya iş yaptırdığı ya da yalnızca part-time işe alım yaptığında böylece düşük ücretli çalışanlarına sağlık bakım hizmeti sağlamak zorunda kalmaz; yani CEO'lar işçilerin aleyhindedir. Bir şirket, alın terleriyle karı üreten insanlara adil bir ücret ödemek yerine vergi indirimi sağlamak için lobicileri kiralama yoluyla karlarını yatırdıklarında, yani CEO'lar işçilerin aleyhindedir.
 
Bazı çalışanlar, iş arkadaşlarını (yani, göçmenleri), rakipleri olarak düşünürler. Hatta bazıları, patron için iyi olan işçi için de iyidir yemini yutarak, patronlarının rakibinin rakipleri olduğunu düşünür. Fakat Sanders'ın sahneye çıkardığı işçiler farklı bir bakış açısına sahiptiler. Patronu işçilerin gerçek rakibi olarak gördüler. Hudson, "Sanırım artık şirketin bu karları bizimle bölüşmesinin zamanı," dedi.
 
KAPİTALİZM VE SINIF
 
Sanders'ın çizdiği çerçeveye, kapitalizmi farklı sınıfların birbirleriyle rakabete girdiği bir sistem olarak anlayan sosyalistler aşinadır. Patronlar mümkün olan en ucuz fiyata işçilerinden en çok emek gücünü zorla almaya çalışırlarken, işçiler, değişken koordinasyon ve başarı dereceleriyle birlikte, kapitalist sınıftan imtiyazları zorlayarak iyi bir yaşamı güvenceye almaya çalışırlar.
 
Sosyalistler bu çatışmayı talihsiz bir arıza olarak değil, kapitalizmin doğal bir özelliği olarak görüyorlar. Bütün insanlar teorik olarak eşit olarak yaratılmış olsalar da, kapitalizmde bazılarının parası, toprakları ya da fabrikaları var, diğerlerinin ise yok. Yoksullar hayatta kalmak için emek güçlerini satmak zorundalar.

Bu düzen işçileri iş ve yapay olarak kıt kaynaklar için birbirleriyle yarış içine soktuğundan aşağı çeken bir rekabet oluşturur. İşçiler kötüleşen ücret ve koşulları kabul ederler, çünkü başlarını sokacak bir çatı elde etmek ya da çocuklarını doyurmak için emek güçlerini satmak zorundadırlar. Kapitalistler kar hanelerine yarayan her şeyi yaparak, yaşanmaz ücretler ödeyerek, sosyal yardımları keserek bu çaresizlikten yararlanırlar. Bu da işçileri çok daha çaresiz kılıyor, böylece kapitalistler, servetin en üsttekilere transferi ve günümüzde şahit olduğumuz vicdansız maddi eşitsizlik ile sonuçlanan işçilerin sömürülmesinde daha çok koza sahip oluyorlar. 

Bu, patronlar kişisel olarak aşağılık ya da çürük elmalar demek değildir. Bazı patronlar zalim, bazıları ise kibardır. Onların hepsini birleştiren şey şirket gereksinimleri tarafından disipline edilmeleridir. Ve şirketler bir tek şeye gereksinim duyarlar: kar.
 
Gazap Üzümleri'nde, John Steinbeck bir banka veya bir şirketi bir canavara benzetiyordu. “Canavar her zaman kar etmek zorunda. Bekleyemez. Ölür,” diye yazdı. "Canavarın büyümesi durduğunda, ölür. Tek bedende kalamaz." Kapitalizmin kendine mahsus özelliklerinden biri budur: her ekonomik aktör, piyasa mantığına, rekabet ve kâr maksimizasyonunun belirleyicilerine göre disipline edilir. Şirketler kar etmeyi sürdürmezlerse, başka şirketler tarafından yok edilirler. Kar etmenin en sağlam yolu, Bernie Sanders'ın genel katılımlı toplantı sırasında Amazon, American Airlines, Disney, McDonald's ve Walmart işçilerinin açıkladıkları tüm araçlar yoluyla işçi maliyetlerini düşürmektir.

Bu yüzden sosyalistler kapitalizmin tüm insanlar için insana yakışır bir hayat sağlayamayacağına inanıyorlar. Bunun yerine piyasanın emirlerine kafa tutmalıyız ve toplumu, özel kar değil, insan ihtiyacı etrafında yeniden düzenlemeliyiz.

"BİR BAKIMA İNSANLAR HARCANABİLİR"

Toplantının ortasında Bernie Sanders, Jeff Bezos'un kendi kişisel servetini, yani, "“Bu kadar çok maddi kaynağı dağıtmak için görebildiğim tek yol Amazon kazançlarımı uzay yolculuğuna dönüştürmek," diyerek tartıştığı bir klip ile başlayan bir videoyu gösterdi. 

Kan dondurucuydu, özellikle de Amazon işçisi Seth King Bezos'un karlarını oluşturduğu depolardaki çalışma deneyimlerini aktardıktan sonra. King, başlangıçta maaştan hariç cazip yan ödemelerle Amazon'un cazip geldiğini ancak çok çabuk şirketin işletme modelinin işçiler bu çekiciliğin keyfini bile süremeden onların tüketilmesi üzerine kurulu olduğunu öğrendiğini söyledi. 

King, "Döner kapının yerlere savurduğu bedenler," diye ekledi. "Dört gün boyunca günde on saat oturmaya bile izin verilmeden ayakta durmak ve yürümek." Çalışanların birbirleriyle konuşmalarına izin verilmeyen, her hareketin izlendiği ve çalışan performansının her gün imkansız standartlara göre ölçüldüğü bir çalışma ortamı tanımladı. Eski bir bahriyeli olan King, performansının yüksek olduğunu hissettiği günlerde bile standardın yüzde 20 altına düştüğünü söyledi.

İşyerinin pencerelerinin olmadığına işaret ederek, "Ortam çok izole ve boğucu idi," dedi. King, ona haftada o da sadece uyumakla geçirdiği bir gün bırakan Amazon'daki işine ilave başka bir iş buldu. Kopma noktasına gelmesini ve kendine sorduğu soruyu şöyle anlattı: "Eğer hayatımda elde edebileceğimin en iyisi buysa, neden hala buradayım?" İntiharla eş anlamlı düşünceler sonunda onu Amazon'u bırakmaya sürükledi. "Size böyle hissettirecek başka bir çalışma ortamı yoktur," dedi.

Kısa süreli sessizlikten sonra Sanders ekledi: "“Ve bu, servetini her gün 275 milyon dolar arttıran bir kişinin sahip olduğu bir şirkettir.”

"Bir bakıma insanlar harcanabilir," dedi Sanders. "Pestili çıkana kadar birilerini çalıştırırız ve onlardan kurtulup başkalarını çağırırız. İnsanların saygı gördüğü, gelişmesine yardım edildiği bir kültür değildir. Rahat edip etmediğimiz bir ekonomik kültür türü mü diye kendimize sormalıyız. Ve sanırım çoğu Amerikalı için değil." 

An, Sanders'ın Amerikan politikasına katkısını yansıtıyordu. Ülkenin tüm politikacıları ve her renkten ünlü arasında sınıflar arası çatışmaya uzak ara en çok vurgu yapandı.

Kapitalizmin rekabetçi itici güçlerinin ötesine geçmek ve sosyalizme yönelmek için milyonlarca insan toplumun her alanında sınıf-bilinçli mücadeleye girişmek zorunda kalacak. Sınıfların uyum içinde bir arada olmadığını anlamak -zaten bir sınıf savaşı var; tek seçenek ona direnip direnmemek- sınıf bilincinin temelidir. Sosyalistlerin öncelikli görevlerinden biri, insanların tam da bu fikirle temas etmelerini sağlamaktır.

Bizler, üsttekilere boyun eğildiği ve alttakilerin muhalefetinin perişan ve yıpranmış olduğu acımasız bir tahakküm çağında yaşıyoruz. Fakat, Amerika'daki en halkçı politikacının sınıf çatışması fikrini yaygınlaştırmanın yollarını aradığına ve milyonlarca insanın da dinlediğine dair cesaretlendirici bir işaret var.


*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
(ÖZGÜRLÜK)

DEMOKRATİK SOSYALİZM NEDİR

DEMOKRATİK SOSYALİZM NEDİR?
 
NEAL MEYER
 
(ç.n.: Şu anda ABD'de sol çevrelerde "demokratik sosyalizm" çok revaçta ve tartışılmaktadır. Türkiyeliler olarak dünyadan kopuk olduğumuzdan ve kendimizi ve ülkemizi dünyanın merkezinde gördüğümüzden elbette tüm bu olup bitenlerden haberimiz yok. Biz de bırakın "demokratik sosyalizm"i demokrasinin kırıntısı bile bulunmaz. Hatta esamesi bile okunmaz. Olan biten görüntüdedir. Öz ise karartılmıştır; hem de gayet ideolojik bir düzenekle... Değişimi başkalarına telkin edip kendini değiştirmeyi bırakın denemeyi aklının ucuna bile getirmeyip kendinden olmayan fikirlere yaşam hakkı tanımayan ve tahammül edemeyen sözde ilerici, "demokratik" ve "sosyalist" sol örgütlere şöyle bir göz ucuyla bakmak bile yeterlidir... Hatta bazıları fikirleri bırakıp işi yumruklaşmaya kadar götürmüşlerdir. Bol demokrasili kongrelerde.... Umarız bu çeviriler demokrasi yolunda ufacık da olsa bir katkı sunar....)
 
Bugünlerde herkes demokratik sosyalizmden bahsediyor. İşte, onun hakkında bilmeniz gerekenler. . .
 
 
Herkese Sağlık Sigortası mitingi, Los Angeles, Kaliforniya, Şubat 2017. Molly Adams / Flickr
 
 
Alexandria Ocasio-Cortez'in Haziran ayında New York City'deki beklenmedik zaferi, Bernie Sanders'ın 2016'da yaktığı ateşi körükledi: demokratik sosyalizme olan ilginin yeniden canlanması. Ve sol politikalar içerisinde demokratik sosyalizmden daha çok kafa karışıklığı uyandıran başka bir başlık yoktur.
 
Birden bire, görünen o ki herkes demokratik sosyalizmin ne olduğunu bilmek istiyor. İşte bilmeniz gerekenler.
 
DAHA İYİ BİR DÜNYA İÇİN
 
Bazı yorumcular, "demokratik sosyalistler"in uğruna savaştıkları ve "geleneksel sosyalistler" olarak anılanlar tarafından istila edilen bir tür toplum arasındaki farklılıkları türetmeye çalıştılar. MSNBC'de Stephanie Ruhle, demokratik sosyalistlerin "üretimin toplumsal mülkiyeti için hiçbir çağrı" yapmadıklarını kendinden emin bir şekilde beyan etti.
 
Ruhle'ye göre, sosyalist hareket etrafında yükselen heyecan dalgası kuru gürültüden ibarettir: demokratik sosyalistler bedava üniversite ve halk kütüphaneleri gibi iyi şeyler isterler -ve işte neredeyse hepsi bu kadar.
 
Kesinlikle iyi bir kütüphane sistemini desteklesek de, demokratik sosyalistlerin daha iyi bir toplum vizyonu ve bunun nasıl elde edileceği bunun çok daha ötesindedir.
 
İçinde yaşadığımız dünyaya demokrasi denir; Amerika Birleşik Devletleri tüm insanlık tarihinin en zengin ülkesidir ve hepimiz bir Amerikan değeri “özgürlüğün” ne kadar önemli olduğu hakkında bilgi ediniyoruz. Fakat bugün ABD, özgürlük ve bolluktan değil sömürü ve baskıdan ibarettir.
 
Az sayıdaki zengin ve güçlü aile, çevreyi tahrip ederek ve toplumun çoğunluğu olan işçi sınıfına hak ettiğinden az para vererek, onları aşırı çalıştırarak ve kandırarak elde ettikleri karlarla yaşıyor. Sürekli zenginleşiyorlar çünkü yoksullar ve işçi sınıfı fakirleşiyor. 
 
Bu kapitalistler işyerlerini patronların işçileri bezdirme ve onlara kötü davranma gücüne sahip oldukları mini otoriter rejimlere dönüştürüyorlar. Emekçi insanları bölmek ve örgütlenmelerini durdurmak için ırkçı, milliyetçi ve cinsiyetçi çatışma ve önyargıları körükleyerek toplumun her köşe bucağında güçlerini koruyorlar.
 
Demokratik sosyalistler bütün bunlara son vermek istiyorlar.
 
Birçok ilerici gibi, herkesin gıda, sağlık bakım, iyi bir yuva, zenginleştirici bir eğitim ve iyi bir ücret ödeyen bir sendikaya sahip olduğu bir dünya kurmak istiyoruz. İnsanların zengin ve yaratıcı bir yaşam sürmeleri ve gerçekten özgür olmaları için bu tür bir ekonomik güvenliğin gerekli olduğunu düşünüyoruz.
 
İklim değişikliğini durdururken ve ekolojik olarak sürdürülebilir bir ekonomiyi inşa ederken tüm bunları garanti etmek istiyoruz. Başka ülkelerdeki insanların ABD askeri müdahalesi ve ekonomik sömürü korkusundan kurtulduğu savaşsız bir dünya kurmak istiyoruz. 
 
Ve kitlesel hapsetme ve polis vahşeti, kadına şiddet, eşcinsel insanlara karşı tahammülsüzlük, iş ve konut ayrımcılığı, sürgünler ve diğer tüm baskı biçimlerini sona erdirmek istiyoruz. Ancak, birçok ilericiden farklı olarak, bu daha iyi dünyayı inşa etmenin, bir seçim kazanmak ve kademeli reformları yürürlüğe koymaktan çok daha fazla iş isteyeceği sonucuna vardık.
 
NEYE KARŞIYIZ
 
İçinde yaşadığımız demokrasi, olması gerektiğine inandığımız şeyin çok gerisindedir. Toplumumuzda sıradan insanlar örgütlenmedikleri zaman hemen hemen hiçbir güce sahip değillerdir. 
 
Bunun yerine, iktidar, siyasal bilimci Thomas Ferguson'un “altın kural” olarak adlandırdığı şey tarafından belirlenir: altın kurala sahip olanlar. Kapitalistler, tüm partilerden politikacıları ve karlarını tehdit eden ilerici yasaları etkisiz hale getirmek için onların lobi güçlerini satın almak için servetlerini kullanırlar.
 
Ve lobicilerin baskısına dayanabilecek iyi niyetli bir hükümeti seçebilseydik bile, olasılıklar nihayetinde kapitalistlerin ellerindeki son koza boyun eğene kadardır: sermaye grevi. Yeni sosyal programlara ve yeniden dağıtıma karşı çıkmak için, kapitalist sınıf, son çare olarak, yatırımlarını durdurabilir ve ilerlemeci bir hükümetin sosyal desteğini baltalayan bir durgunluğu tetikleyebilir.
 
Bu, kapitalizmde bir başka önemli sorunu yansıtmaktadır: kapitalistler sadece işbaşındaki işçileri sömürmek ve bizden çaldıkları tüm serveti biriktirmekle kalmazlar, aynı zamanda işimizin olup omamasını ve böylece geçimlerimizi sağlayabilmemizi belirleme gücüne de sahiptirler. Eğer kapitalistler, mesela, gezegeni kirletmeyi durdurma ya da işçilere geçindirebilecek maaş gibi demokratik taleplerimizi beğenmezlerse, kolayca yatırımlarını çekebilirler ve işleri başka eyaletlere ya da ülkelere kaydırabilirler ve bizlerin onları engellemek için başvurabileceği çok az şey var.
 
Nadir durumlarda -genellikle toplu savaş ve ekonomik krizleri müteakip- ilerici hükümetler zaferler kazanabildi. İskandinav ülkeleri, “sosyal demokrasiler” dediğimiz, sağlam sosyal güvenlik ağları olan toplumlar ve kapitalizmin en kötü eğilimlerini kontrol eden ve zenginlerin gücünü kilit yollarla sınırlayan emek hareketleridir.
 
Yirminci yüzyıl boyunca, bu ülkelerdeki işçiler tam istihdam, güçlü bir refah devleti ve yüksek düzeyde sendikalaşma kazanmışlardır. Fakat kapitalist sınıf iktidarının kaynağına asla başarılı bir şekilde meydan okumamışlardı: onların başlıca ulusal şirketler üzerindeki mülkiyet hakları. 
 
Sonuç olarak, son otuz yıl içinde, bu ülkelerde yeniden canlanan bir kapitalist sınıf, bu ilerici kazanımları geri çekmeye yönelik ısrarlı ve başarılı bir kampanya başlattı. Bu başarısız ilerici deneyler, demokratik sosyalizm vizyonumuzun, günümüzün yeni biçimde piyasaya sürülmüş sosyalizm uzmanlarının kablolu yayın haberlerinde izin verecekleri dar sınırların çok ötesine geçmek zorunda olduğunu gösterir.
 
Bunun nedeni, politik olarak zor görevlere hevesli olduğumuz ya da bizler politik birer arıtıcı olduğumuz için değildir. Eğer bizler, ilericilerin, sosyal demokratların ve demokratik sosyalistlerin hepsinin mücadele etmeden ve nihayetinde kapitalistlerin gücünü yok etmeden istedikleri iyi bir dünyayı elde edebilecek isek, mutlu bir şekilde kolay yolu tercih ederiz.
 
Elbette, kapitalizm altında dünyayı değiştirmek öyle çok kolay değildir, ki bizler sosyalistiz.
 
SOSYALİZME GİDEN DEMOKRATİK YOL
 
Bilmemiz gereken ilk şey, demokratik sosyalistlerin ne için savaştıklarını bilmek ve bir diğeri ise bunu gerçekleştirmek için inandırıcı bir yolu tasarlamaktır. Demokratik sosyalistlerin sosyalist soldaki bazı arkadaşlarımızla gerçekten farklılaştığı yer burasıdır. Sanki Beyaz Saray'a saldırıya geçerek ve Donald Trump'ı ön bahçenin çimlerine fırlatıp atarak sosyalizmi elde edebilirmişiz gibi, 1917 Rusya'sı veya 1959 Küba'sından günümüz ABD'sine yaşam biçimleri nakleden stratejileri reddediyoruz.
 
İhtiyaç duyulan şey, liberal bir demokraside örgütlenme ile gelen belirli zorlukları ve fırsatları ciddiye alan bir stratejidir.
 
Bu yüzden tüm işçi sınıfı insanlarını birleştirmeye odaklanıyoruz. İşçilerin -fabrikalardan tutun da inşaat işçilerine, öğretmenlere, hemşirelere ve beyaz yakalı ofis çalışanlarına kadar insanlar tarafından yaratılan karların kaymağını almaktan ziyade çalışarak hayatta kendi başına ayakta durmaya çalışan herkesin- kapitalizmle savaşmakta en fazla maddi çıkarı vardır, işyerlerinde üretimi durdurma ve kapitalist sistemi durma noktasına getirme gücü ve toplumun büyük çoğunluğu olarak politik sistemi yerle bir etmek için sayı itibariyle potansiyel kuvveti vardır.
 
Ve işte bu yüzden hareketler inşa eden ve adaylığını koyan sosyalizme giden demokratik bir yol olduğuna inanıyoruz. 
 
Bernie Sanders 2016'da taşı gediğine koydu: Amerika Birleşik Devletleri'nde “siyasi devrim” ancak kitlesel hareketler, özellikle de işçi hareketi inşa edebilirsek gerçekleşecek. Bu hareketler kapitalistlerden ve politikacılardan taviz kopartma potansiyeline sahiptir. Ve mücadele yoluyla, birleşirsek kazanabiliriz farkındalığını yayarak insanların bilinçlerini dönüştürmeye başlayabiliriz.
 
Fantastik görülen yeni ihtimaller artık süreç içerisinde gerçek olacaktır. İnsanların beklentileri arttıkça, daha iyi bir yaşam elde etmenin neyi gerektireceğini kavrayacaklardır. Hareketlerimizin kapasitesi büyüdükçe, insanlar bu değişiklikleri yapabilecek güce sahip olduklarını fark edeceklerdir.
 
Bu hareket çalışmasının yanı sıra, her iki büyük partinin siyasi liderliğine meydan okuyan direnişçiler olarak seçimlere katılmaya başlamalıyız. Bu çalışma, sosyalist bir hükümeti seçmek için nihayetinde savaşabilecek kitlesel bir sosyal tabana sahip olan, kendi başımıza siyasi bir parti kurmanın temelini oluşturacaktır.
 
Ancak kapitalist sınıfın muazzam gücü nedeniyle, sosyalist bir hükümeti tek başına seçmenin toplumu dönüştürmek için gereken gücü kazanmakla aynı olmayacağını biliyoruz. Sosyalist bir hükümet öncelikli görevinin kapitalist sınıfın gücünü ortadan kaldırmak olduğunu görmek zorundadır.
 
Bu, finansal sektörün ulusallaştırılması, böylece büyük yatırım kararları demokratik olarak seçilmiş hükümetler tarafından yapılması ve ordu ve polis içindeki düşman unsurlar ortadan kaldırılması anlamına gelecektir. Bu, demokratik planlamanın ve şirketler üzerinde toplumsal mülkiyetin yerine getirilmesi anlamına gelecektir(her ne kadar, kamu öncülüğünde planlama ve kamuya ait şirketlerin, küçük ölçekli özel şahsa ait işletmelerin ve işçi kooperatiflerinin bir birleştirmesi olan "piyasa sosyalizmi"nin doğru bir karışımı hareketimiz içinde bazı tartışmalara neden olsa da). Ve bu, seçimlerin kamu finansmanını, kurumsal lobi ve özel kampanya bağışlarını yasaklamayı ve hatta yeni bir anayasa yazmak gibi daha radikal talepleri tesis ederek demokrasimizi yeniden inşa etmek anlamına gelecektir.
 
Böyle iddialı bir gündemle birlikte sosyalist bir hükümet vazgeçmek için kapitalist sınıftan gelen muazzam baskı altında kalacaktır. Fransa, Jamaika ve İsveç gibi ülkelerde olduğu gibi, şirket gücünü kontrol etme ve zenginlikleri yeniden dağıtmak için yirminci yüzyılın cesur girişimlerinin hepsi, çoğunlukla reform girişimlerini zayıflatan ve batıran şekilde bu baskıyla karşı karşıya kaldı. Bazı durumlarda, Salvador Allende'nin Şili'yi 1970'lerin başlarında sosyalizme giden demokratik bir yola sokmaya çalıştığı zamanki gibi, egemen sınıfın liberal demokrasinin normlarına dayanmayı bıraktığını biliyoruz.
 
O anda, kazandıkları demokratik yetkileri savunmak için gerekli olan her şeyi yapmak demokratik sosyalistlerin işi olacaktır. 
 
Bu da bizi, sosyalist bir hükümet tarafından deneyimlenen devlet gücüne yönelik çok önemli tamamlayıcı unsur olan işçi sınıfı hareketlerinin gücünü inşa etmenin ciddi etkisine geri götürür.
 
Bu tür hareketler, sermayeye boyun eğmede baskıya karşı direnmeye yardım ederek, sosyalist hükümetleri hesap sorulabilir hale getirebilir. Ancak bu hareketler, işyerlerini ve toplulukları demokratikleştirmek için bir geçiş döneminde kendi inisiyatifleri üzerinde hareket etmek zorundadır. Aşağıdan yukarıya demokratik toplumsal hareketler yoluyla sadece zenginleri yenmek için ihtiyacımız olan gücü oluşturmayız aynı zamanda gelecekte içinde yaşamak istediğimiz sosyalist topluma merkez teşkil edecek bir tür demokratik kurumları da inşa ederiz.
 
Sadece kararlı bir sosyalist hükümeti ve güçlü, kendi kendini örgütleyen bir işçi sınıfını birleştirerek, kapitalist sınıfı alaşağı edebiliriz. 
 
BUGÜNKÜ GÖREVLERİMİZ
 
Sosyalizme giden demokratik yol uzun bir yoldur. ABD'de önümüzde çok sıkı çalışmamızı gerektiren yıllar olduğunu biliyoruz. Ve kısa vadede Donald Trump'ın sağcı popülist politikalarını geri püskürtmek en önemli öncelik olmalıdır.
 
Demokratik sosyalistler olarak en önemli, acil görevimiz, toplumsal hareketlerin gücünü inşa etmektir.
 
Sürgüne, polis vahşetine, boru hatlarına ve savaşa karşı hareketleri aktif inşa edenleriz. Herkese Sağlık Sigortası ve kira denetimi gibi çılgınca halkçı genel talepler için destek topluyoruz. İşçi hareketini, Labor Notes, Kamyon Şoförleri Demokratik Sendikası ve ülke çapında öğretmen sendikalarındaki isyankar eğitimciler komiteleri gibi projeler de dahil olmak üzere militan, ilerici ve demokratik yapmak için savaşan sendikalardaki sıradan işçilerin hareketini inşa etmeye yardım etmeli ve onlarla bağlantı kurmalıyız.
 
Acil taleplerimizi destekleyen adayları seçmek için, ilkelerimizden ödün vermeden, mümkün olan en geniş ittifakları inşa etmeyi destekliyoruz. Yine de ilerici soldaki herkesin ABD'deki sağcı güçleri yenmede bizimle aynı fikirde olmayacağını ve daha iyi bir toplum kurmanın gerekli olduğunu düşündüğümüz kapsamlı değişimleri kapsayacağını biliyoruz. Pek çok kişi, Demokrat Parti'nin liderliğinin dev şirketlerin avucunun içinde ve müthiş şekilde yetersiz olduğuna dair sahip olduğumuz benzer sonuca varmadı(ancak 2016 felaketinden sonra, pek çok başkaları artık hem fikir).
 
Kısa dönemde, o zaman, demokratik sosyalistlerin seçimlerdeki görevi emekçi insanların hayatlarını iyileştirmek için savaşan ve işçi sınıfı gücünü inşa eden kampanyaları desteklemektir.
 
Bazı adaylarımız - New York City'deki Julia Salazar ve Kaliforniya'daki Jovanka Beckles gibi - demokratik sosyalistler.Diğerleri daha doğru bir şekilde “sosyal demokratlar” olarak adlandırılabilir çünkü kapitalizmin en kötüsünü kontrol etmeye inanıyorlar ama ötesine geçme ihtiyacıyla ilgili bakış açımızı paylaşmıyorlar.
 
Ancak tüm adaylarımızın ortak noktası, Herkese Sağlık Sigortası, işçi hakları, yüksek bir maaş, çevre koruması, sınır dışı etmeleri durdurma ve toplu hapisleri sona erdirmeye verdikleri destektir. Bu refomlar için mücadelede hedefimiz, kavgaya katılmak için politikadan uzaklaşmış milyonlarca insanı geri kazanmak, şu anda burada hangi imtiyazların kazanılabileceğinin sınırlarını test etme ve ilerici solda destekçilerimizi, hepimizin içinde yaşamak istediği bir tür dünya inşa etmek için gereken daha iddialı, sosyalist bir stratejiye razı etmektir. 
 
AMERİKALI DEMOKRATİK SOSYALİSTLERİN YÜKSELİŞİ
 
Bu, göz korkutucu bir görev gibi gelebilir. Ancak demokratik sosyalist siyasete yönelik umutlar yarım yüzyıl önce sahip olduğumuzdan daha parlak görünüyor.
 
Bu, şu anda 45 bin aidat ödeyen üyesi ve bu görevleri ülke çapında yerine getiren binlerce aktivistin ve sosyalistler olarak kendini tanımlayan milyonlarcasının ortaya çıkışıyla birlikte Amerikalı Demokratik Sosyalistlerin ani yükselişi ve Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez'in mücadeleleri sayesindedir.
 
Örgütlü bir sosyalist hareketin ortaya çıkışı, ABD siyasetinde ezber bozan bir şeydir. Yakın zamana kadar Sol, asla parçalarının toplamından daha fazlası anlamına gelmeyen bir "hareketlerin hareketi" bakış açısını tercih ederek, politik örgütlerin önemini azalttı. Ve örgütler içerisindeki aktivistler, seçilmiş liderliği ve demokratik karar alma yapılarını reddeden "yataycı" politikaları kucaklama eğilimine girdiler. Onun yerine, örgütler içinde hiyerarşik olmayan ancak küçük bir seçilmemiş ve hesap sorulamayan liderler grubunun hakim olduğu bir "yapısızlık tiranlığı" hüküm sürdü.
 
Bu bir hataydı. Amerikalı Demokratik Sosyalistler gibi sosyalist örgütler uzun vadeli bir politik stratejinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, yeni aktivistlerin kazanılması ve eğitilmesi ve üyelerin liderlere dönüşmesine yardımcı olmak için günlük çalışmaları sürdürmek için çok önemlidir.
 
Örgütümüz aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ender rastlanan bir oluşumdur: gerçekten demokratik olan ve üyeleri tarafından idare edilen. Bu misyonumuzun olmazsa olmazıdır.
 
Nihayetinde, Amerikalı Demokratik Sosyalistler gibi sosyalist örgütler ve yeniden canlanan işçi hareketinin, daha iyi bir dünya için mücadeleye öncülük edebilecek milyonların yeni bir siyasi partisini inşa etmek için bir araya gelmeleri gerekecektir.
 
Şimdilik, demokratik sosyalistlerin görevleri açıktır. Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın her yerinde sömürü, tahakküm ve savaşla mücadele eden hareketlerle bağlantı kurmak. Güçlerimizi inşa etmek. Seçimleri kazanmak. Kapitalizm altında yapabileceğimiz her şeyi başarmak. Ve bunun ötesine geçmek için ihtiyacımız olan politik devrim ile ilgili bir fikir birliği kurmak.
 
Saflarımız savaşmak isteyen herkese açıktır. Birlikte, demokratik sosyalist bir dünya elde edebiliriz.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 (ÖZGÜRLÜK)

CESUR OLMA ZAMANI

 
 
MATHIEU DESAN / MICHAEL A. MCCARTHY
 
(Ç.N. Genelde göz ardı ettiğimiz bir şey var. Bu dünyada biz radikallere vazgeçilmezlerimiz nelerdir diye sorsalar, çoğunluğumuz toplumsal olarak devrim, sosyalizm vb. der. Bireysel ya da duygusal olarak büyük çoğunluk aşk der. Radikal solcu olmayanlara sorsanız, çoğunluğu para ya da statü veya güç ve de benzer şeyler söylerler. Oysa tüm bunların üstünde ve tüm bunlardan öte bir olmazsa olmaz, unutturulan, üstü örtülen, farkına varılmasına izin verilmeyen ve de farkına varılamayan bir olgu var. "Su gibi aziz, ekmek kadar mübarek, hava kadar lazım" bir olgu: ÖZGÜRLÜK. O olmadan ne sosyalizme ne de demokrasiye ulaşılabilir. Nihayetinde özgürlük yolunda ilerlemek için Türkiye'deki ezilenlerin geçmişin deneyimleri ışığında tartışmaları gereken: "Reform mu, devrim mi?" ikilemidir. Kavramsal tartışma kısırlığının yaşandığı ülkemizde bu gibi konuları masaya yatırmak bizi halkların doğrudan demokrasiye ve özgürlüğe ulaşması yolunda geliştirir. Kişilerle uğraşmak ise bizi köreltir. Sistemin istediği de zaten budur. Kavramsal düşünmemizi engelleyip bize sadece kişileri/görüntüleri tartıştırmak. Aksi halde sistemin özü bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir. Umarız bu çeviri ve yazılarımız özü gözler önüne sermede katkı sağlar.)
 
Sosyalizm parlak bir an yaşıyor. Azınlıktan çok çoğunluk için bir toplumun neye benzeyeceğinin cesur, dönüştürücü bir vizyonunu zorlama şansına sahiptir.
 
Marx'ın Almanya'nın Trier kentindeki doğumunun 200. yıldönümünde Karl Marx'lı yaya trafiği lambası. Thomas Lohnes / Getty Images
 
Alexandria Ocasio-Cortez'den tutun da Cynthia Nixon'a kadar, düzen politikalarına karşı çarpışan pek çok son dönem adayı eski bir düşünceye, demokratik sosyalizme yeni bir soluk getirdi. Fakat birileri kendilerini demokratik bir sosyalist olarak ilan ettiğinde, ne demek istiyor? Neyi kastediyor? Ve kapitalizme karşı bir alternatife sahip olunca ne yapmalı?
 
Sosyalistler seçimler için adaylıklarını koydukça ya da ilericileri desteklemeyi düşündükçe, olası gizli tuzaklarla karşı karşıya kalıyorlar - en önemlisi, seçim çalışmaları derinleştikçe, sosyalizm görüşü yumuşama hatta bakış açısından uzaklaşma riski oluşturuyor. Seçim işi önemlidir, ancak sosyalistler olarak politik bağımsızlığımız, sosyalizme olan sadakatimize bağlıdır.
 
SOSYALİZME KARŞI KAPİTALİZM
 
Niçin demokratik sosyalizm hakkında konuşmak gerekirse, önce kapitalizmde neyin yanlış olduğunu ve sosyalist bir alternatifin neye benzeyeceğini konuşmalıyız.
 
Kapitalizm, günümüzde insan ıstırabının başlıca kaynağı ve en kötü insan davranışlarını teşvik eden bir sistemdir. Sosyalistler, bir toplumun ana kaynakları özel sektör tarafından üretildiği ve dağıtıldığı zaman sömürü, fırsat eşitsizlikleri ve egoist davranışların meydana geldiğine inanırlar.
 
Birincisi, işçiler ve işverenler arasındaki sömürücü ilişki kapitalizmin temel özelliğidir. Az sayıda insan toplumun üretken varlıklarına sahip olduğu için çoğu insan çalışmak için iş arayıp bulmak zorundadır. Bu işten üretilen zenginlik, işçiler üretse de sermayenin sahiplerine akar. Sendika temsilciliği ve maaş harici güzel yan ödemeler olsa bile, bu her işveren-işçi ilişkisinde geçerlidir.
 
İkincisi, kapitalizm içerisinde insanların hayatta ne kadar başarılı olacakları doğuştan epeyce etkilenir. Varlıklı ailelerde doğan çocuklar yetişkin olarak varlıklı kalmaya devam ederler. Yoksul ve işçi sınıfına mensup ailelerde doğan çocuklar çok yüksek tepelere tırmanmak zorundadırlar ve hayatlarının geleceğinde ise büyük ihtimalle işçi ve yoksul olmak vardır.
 
Başka bir deyişle kapitalizm, fırsat eşitsizlikleri üzerine kurulmuş bir sistemdir. Ve bu eşitsizlikleri onun yaşaması için gerekli olan kandır.
 
Zenginler tarafından işe alınmaya ihtiyacı olan devasa sayıdaki insan her nesilde yeniden üretilir. Onlar olmasaydı şirketler kimseyi sömüremezdi. Bazı çalışanlar merdivenleri tırmanabilir, müdür olabilir ya da belki bir gün kendi işini kurabilirken, bir bütün olarak işçi sınıfı kapitalizm altında kolektif devinimi asla elde edemez. İşçiler, kapitalizm içinde toplu ve sürekli olarak özgür değildirler.
 
Son olarak, kapitalizm işbirliği yerine çatışmayı, dayanışma yerine rekabeti üretir. İş için rekabet ederiz. Terfi için işte rekabet ederiz ve en çok ödüllendirilenler, herkesi değil kendini düşünenlerdir. Uzak ülkelerdeki işçiler ve çaresizce ülkemize girmeye çalışan göçmen işçiler ile rekabet ederiz. Ve sınıflar, ırklar ve cinsiyetler olarak rekabet ederiz.
 
Bu çatışma tamamen eşit olmayan şartların olduğu bir oyun alanı üzerinde kurgulanır; nadiren de olsa kazananlar layık oldukları için kazanır. Topluluklarında, ilişkilerinde, ailelerinde ve derneklerinde dayanışma aramayı sürdüren bu insanlar kapitalizm hakkında bir şeyden ziyade insanların temel ahlakını daha çok dile getirirler.
 
UFUKTAKİ SOSYALİZM
 
Neal Meyer, yakın zaman önce Jacobin için bir makalede demokratik sosyalizmi tanımladı: "herkesin gıda, sağlık bakım, iyi bir ev, zengin içerikli bir eğitim ve iyi maaşlı sendikalı bir iş hakkının olduğu bir dünya inşa etmek istiyoruz."
 
"İnsanların zengin ve yaratıcı bir yaşam sürmeleri ve gerçekten özgür olmaları için bu tür bir ekonomik güvenliğin gerekli olduğunu düşünüyoruz. ”
 
Bu tanım, kısa süre önce Alexandria Ocasio-Cortez tarafından Stephen Colbert’in The Late Show programında yankılandı:
 
"Modern, ahlaki ve varlıklı bir toplumda, Amerika'da hiç kimsenin yaşamak için çok fakir olmaması gerektiğine inanıyorum. Yani bunun anlamı, sağlık hizmetleri herkesin hakkıdır. Bu, her çocuğun, nerede doğmuş olursa olsun, kendi tercih ettiği üniversite ya da meslek okuluna erişime sahip olması anlamına gelir. Ve, anlarsın ya, insanların ev ve yiyecek sahibi olmasına olanak sağlamak ve ABD'de onurlu bir yaşam sürmelerine öncülük etmek için kamu yapılarına ve kamu politikalarına sahip olabilirsek sanırım hiç kimse evsiz kalmaz."

Bu reformlar kapitalizmde karşılaştığımız sefalete karşı koymak için çok önemli olmakla birlikte, sosyalizmi refah liberalizmi veya sosyal demokrasi ile eşitleme riskini de taşıyor. Ama bu şeyler aynı değil.

Sosyalizmin ne olduğu hakkında daha iyi bir fikir edinmek için, iki ayrı soruyu ele almamız gerekiyor. Birincisi, iyi bir toplumu yükseltecek olan ilke ve değerler nelerdir? Ve ikincisi, bu değerleri yükseltmek için en uygun olan kurum ve sosyal düzenleme türleri nelerdir?

Birincisi fırsat eşitliği ilkesidir. Hayattaki şanslar ve gelişebilme yeteneği herkese eşit olarak sunulmalıdır. Kapitalizm şartları içerisinde doğum, şans ya da bazı diğer doğuştan gelen nitelikler  -birinin kendi çabası değil- insanların hayatta ne kadar başarılı olacaklarını belirleme eğilimindedirler. Çoğu şeyin, hatta gıda, barınak, sağlık ve emeklilik gibi en temel ihtiyaçların dağıtımı insanların ödeyebilmesine bağlıdır.

Ancak sosyalistler, bu koşullar ne olursa olsun herkesin gelişmeyi hak ettiğine inanırlar. Mallar ihtiyaca göre dağıtılmalı, ödeme gücüne göre değil.

İkincisi, dayanışma ilkesi. Sosyalistler, insanların birbirlerini önemsemesi ve birbirleriyle ilgilenmesi gerektiğine inanırlar. Öte yandan kapitalist piyasalar bölerler. Dayanışma ilkesinin iyi bir toplumun özünde olması gerektiğini düşünüyoruz. Kurtuluşun sosyalist bakış açısı, geleneklerimizin birbirimizi önemseme ve birbirimizle ilgilenmede bize yardımcı olduğu yerdir.
 
Bunlar, topluma daha geniş bir şekilde rehberlik etmesi gereken temel ilkelerdir - insanlar hedeflerini ve hayallerini gerçekleştirmede eşit şansa sahip olmalılar ve birbirimizi önemsemeliyiz. Bu anlamda sosyalizm sonuçlarla ilgilidir. Kapitalizm sadece bu sonuçları üretmekte başarısız olmakla kalmaz ayrıca onların önündeki en büyük engeldir.
 
Kapitalizmde ekonomik güç politik güçten ayrılmış görünür. Üretici güçlere sahip olmanın getirdiği ekonomik güç, kapitalistlerin işçilerin ücretlerini mümkün olduğu kadar düşük tutarken zengin olmalarına, toplumun geri kalanının herhangi bir demokratik katılımı olmaksızın ne üretileceğine karar vermelerine, ürünlerinin zararlı yönlerini gizlemelerine ve iş yapmanın zararlı maliyetlerini ("negatif dışsallıklar") geri kalanımızın üzerine yıkmalarına olanak tanır. Kapitalistler tüm bunların meşru olduğunu söylerler, çünkü "onların mülkiyeti".
 
Sosyalizm bu gücü toplumsallaştırmayı amaçlar. Kapitalistler, tüm bu gücü ellerinde tutamamalı ve tüm topluma etki edememelidir - bu demokratik ve adil değildir.
 
Ancak sosyalistler sadece özel mülkiyeti devlet mülkiyeti ile değiştirmek istemezler. Nasıl ki, kapitalistlerin ekonomik kaynaklar üzerinde orantısız kontrole sahip olması gerektiğine inanmıyorsak, aynı şekilde, "tepeden inme sosyalizm" yoluyla hesap sorulamaz memur ve bürokratların yatırım ve üretimi kontrol etme gücüne sahip olmaları gerektiğini de düşünmüyoruz. Bazı durumlarda, eski Sovyetler Birliği gibi, böyle bir sistemin başarısızlıkları bizzat kapitalizminkiler kadar nettir.
 
Sosyalizmin temel amacı, sadece endüstrinin kontrolünü ele geçiren devlet değil, aynı zamanda geniş halk kitlelerini -işyerlerinde, topluluklarında, evlerinde, okullarında, siyasetlerinde- toplumun sürücü koltuğunda olmaları için güçlendirmektir.
 
Yüksek düzeydeki devlet mülkiyetinin siyasi demokrasi ve yüksek bir yaşam standardıyla birleştirildiği Kuzey ülkelerinde bile, sosyalizm uzun bir yoldur. İnsanların hayatlarını maddi olarak daha iyi hale getirmek yeterli değildir. İşçiler için sendika temsilciliği kurmak yeterli değildir. Bu değişiklikler memnuniyetle karşılanacaktır, ancak sosyalizm bunların çok ötesindedir.
 
O ZAMAN, SOSYALİZM NEDİR?
 
Öyleyse, Norveç gibi sosyal demokrat ülkeler sosyalist değilse sosyalizm nedir?
 
Sosyalizme doğru ilerlemek, kapitalistlerin ekonomik gücünü, halkın toplumsal gücüne tabi kılmayı gerektirir. Fakat bunun tam olarak gerçekleşmesi kapitalistlerden tamamen kurtulmakla mümkündür. Sadece kitlesel kamu uygulamalarına yönelik özel kararlar halkın kontrolüne tabi olduğunda demokratik bir topluma sahip olacağız.
 
Bu demokratikleşme birtakım somut kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilebilir: halk tabanına dayanan devlet planlama kurumları, işçi kooperatifleri, katılımcı kurullar. Fakat asıl önemli olan, halkın toplumun zenginlikleri üzerinde sadece resmi değil gerçek bir demokratik kontrolünün olmasıdır.
 
Sosyalizme yönelik vizyonumuzda şuna yer yoktur: kar biriktirme amacıyla üretim, ana üretken varlıkların özel mülkiyeti, çoğu kişinin hayatta kalabilmek için emek güçlerini sattıkları iş gücü piyasaları ve halkın iradesine duyarsız devletler.
 
Sadece bu koşullar altında fırsat eşitliği ve dayanışmayı teşvik edecek ve yeniden üretecek somut sosyalist kurumları kurmaya başlayabiliriz.
 
BİR SOSYALİST OLMAK
 
Sosyalist bakış açısı, bu uzun vadeli vizyon ile tanımlanmaktadır. Fakat bu vizyon, siyasetin pratik talepleri ile nasıl bağlantılı olmalıdır? Pratiğimizi nasıl belirlemelidir?
 
Yeni bir fırsatın eşiğindeyiz, ancak bir sosyalist olmak, gereğinden çok oportünist olmak ve ilkelerimizi unutmak arasındaki ince çizgide yürümeyi ve yeni yollar açan deneyimlere izin vermeyeceğimiz kadar sert olmayı gerektirir.
 
Sosyalist tarihin kaba bir tercümesi hareketi reformcu ve devrimci eğilimlere ayırır. Reformcular iddia edildiğine göre, politikaların gündelik pratiğine daha iyi uyum sağlamak için sosyalist doktrinin revize edilmesini savunurlarken, devrimciler, sosyalist teori ve pratiği yumuşatmayı reddederek, kapitalizme karşı radikal alternatif vizyonlarını savunan sosyalist pratiği bastırdılar.
 
Fakat demokratik sosyalist gelenek, bu ikiliği her zaman reddetmiştir. Reform ve devrim el ele gider. Herkese Sağlık Sigortası gibi geniş çaplı mücadelelerde sosyalist liderlik, nihayetinde sosyalist amaçların desteklenmesine öncülük ederek, halkın neyin politik olarak mümkün olduğuna dair algı ve bilincini dönüştürebilir. Dahası, reformlar işçi sınıfının savaşma kapasitesini oluşturabilir, kapitalizmin adalet, eşitlik ve dayanışma anlayışımızı tatmin etme ve daha radikal taleplerin yolunu açabilme sınırlarını açığa çıkarabilir. Reformlar insanların yaşamlarını iyileştirmekten daha fazlasını yapabilir - devrime yol açabilirler.
 
Sosyalizm için mücadele hem seçimlere katılmayı hem de kitlesel bir hareket inşa etmeyi gerektirir. Sosyalistleri seçmek, sosyalist fikirleri yaygınlaştıracak, işçi yanlısı bir yasal gündemi öne çıkaracak ve sosyalist yönetim şekli için paha biçilmez bir deneyim sunacaktır. Ancak hem sosyalist politikacıları hesap verebilir hale getirmek hem de en ılımlı reform gündeminin bile karşısında olan kapitalist gericiliğe karşı harekete geçmek için bir taban/halk hareketi de gereklidir.
 
Seçim politikalarına katılmayı reddetmek sosyalistleri marjinalliğe mahkum ediyor. Ancak, taban hareketlerinin ihmal edilmesi, sosyalist hükümetlerin anti-demokratik kapitalist yıkımın üstesinden gelmek için çoğunlukla güçsüz oldukları anlamına geldi. Geçmişte olduğu gibi bugün de demokratik sosyalistler, hem devrimsiz devrimciler, hem de reformsuz reformcular haline gelmekten, her iki tuzaktan da kaçınmak zorundalar.
 
Reformları ve seçim çabalarını takip eden sosyalistler, diğer ilerici güçlerle geniş ittifak içinde çalışacaklar. Ayrıca bu tür ittifaklara ihtiyacın farkına varmak bir şeydir ve bir diğeri de onlara sosyalist katılımın alacağı belirli bir şekli göz önünde bulundurmaktır. Söz konusu olan, 2016'dan beri ilerici politikaların yeniden geniş çaplı dirilişi içerisindeki yerimiz üzerine nasıl düşündüğümüz.

Özellikle sosyalistler ve Amerika'nın Demokratik Sosyalistleri (DSA), bu yeniden dirilmede tek oyuncu değillerdi. Devrimimiz, Adalet Demokratları ve Yepyeni Kongre gibi örgütlenmeler Demokrat Parti'yi sola itmek için Sanders kampanyasının enerjisinden yararlandılar. Gerçekten de, DSA'nın bir üyesi olmasına rağmen, Ocasio-Cortez geçtiğimiz günlerde, adaylığını koymak için onu ciddi olarak ilk destekleyenlerden olan Adalet Demokratları ve Yepyeni Kongre'ye başarısında çok daha fazla yer verdi.

Sosyalistler, bu örgütlenmelerin bir sol seçim rejiminde oynadıkları hayati rolü memnuniyetle karşılamalıdırlar. Fakat sosyalistleri ilerici soldaki diğer güçlerden ayıran şey nedir?

Cevap, elbette, sosyalizm vizyonumuzdur.

Bu vizyon, sosyalist stratejiye tutarlılık ve amaç kazandırır. Sadece zalim ve merhameti olmayan bir dünyada yapabildiğimiz kadar bir parça insanlığı yerine getirmek istemiyoruz aynı zamanda topluma hükmeden sınıf iktidar ilişkilerini de dönüştürmek istiyoruz. 

Sosyalistler, ilerici değişim için seçim kampanyalarında iyi niyet elçileri olmalıdır. Ancak bizim rolümüz onları sınırlarının ötesine zorlamak ve daha temel toplumsal dönüşüm için kendimizi ortaya koymaktır. Soru, bağımsız kimliğimiz korurken etkili olarak nasıl güç birliklerine katılacağımız. Sonuç olarak arka planda bu kimlik ve vizyon olmadan sosyalist olmak niçin tedirgin etsin?

Tarihsel olarak, sosyalizmin politik profili büyüdükçe, dolayısıyla özümsenme tehlikesi de etkisinin kademeli olarak azalması üzerine şekilsiz bir "ilericiliğe" dönüştü. Sosyalistler, kendiliğinden sosyalist politikaların tasdikine doğru yakında olan solcu politik değişim tarafından sunulan fırsatı yanlış anlayarak şeytana uymaktan kaçınmalıdır. Sosyalistler olarak öncelikli amacımız, bunu ya da şunu veya ilerici reformları ya da adayları zorlamak değil, sosyalizm için bir hareket inşa etmektir. Bizi sosyalist yapan şey, sadece bu tür reform ve adaylara destek olmak değildir. Daha ziyade, onları destekliyoruz çünkü bizler sosyalistiz.

Bizim gücümüz bu nedenle önemli olsalar da yasama ya da seçim zaferleri ile değil fakat onları gelecek vizyonumuza bağlayarak bunları sosyalist bir anlam ile aşılama kabiliyetimiz ile ölçülür. Siyasi ibreyi sola doğru döndürmek yeterli değildir; mesele kapitalizmi aşmak için etkili şekilde kendini ortaya koymada bunu kullanmaktır.

ADI NE OLURSA OLSUN

.İşte bu yüzden, ne istediğimiz ve kim olduğumuz hakkında açık olmak sosyalistler için çok önemlidir. Uzun vadeli vizyonumuz bizi diğer ilerici güçlerden ayıran şeydir. Hareketlere veya kampanyalara sosyalist olarak açıkça katılmalıyız. Bu makyaj değil, ancak stratejik bir düşüncedir. Politik kimliğimizi siyasi çıkarlar doğrultusunda yumuşatırsak, zaferlerimiz artık bizim haline gelmezler ve kendi amacımızın altını oymuş oluruz.
 
Bu nedenle, “sosyalist” etikette ısrar etmek ve onunla ne demek istediğimizi tanımlamak ıvır zıvır bir konu değildir. Sosyalizmin, Amerikan siyasetinde meşru bir duruş olarak, özellikle de genç insanlar arasında, olağanüstü şekilde eski haline döndürülmesi, on yıllardır sosyalist hareketin en önemli gelişmelerinden biridir. Bu zamana dek kavramın büyüklüğü, politik kimliğimizi meşrulaştırmaya ve daha fazla insanı sosyalist fikirlerle temasa sokmaya yardımcı olduğu için bir değere sahip olmuştur.

Sosyalizmin popülaritesi büyüdükçe, onu başaşağı etmemeliyiz. Liberaller bunu bizim yerimize zaten yapıyorlar. Orta yolcu sefiller sosyalistlere kızıl damgası vurmaya devam edecek olsalar da, daha ileri görüşlü liberaller sosyalizmin popülaritesinden faydalanmaya çalışacaklardır. 

Özellikle de  Ocasio-Cortez'in birinci derecede düzeni alt üst etmesinden beri, liberallerin, bir yandan sosyalizmin özel çekiciliğini önemsiz gibi gösterirken ve tercih öncelikli liberalizm markalarından neredeyse ayırt edilemez olan "demokratik sosyalizm" kavramını yeniden tanımlarken, diğer taraftan Demokratik Parti'nin geleceği olarak onu yukarıya kaldıran el sallayışlarını gördük. Bu artan etkimizi gösterir, ancak aynı zamanda işbirliği riskini de beraberinde getirir. Sosyalistler olarak, Demokratları sola zorlarken sosyalizmin içini boşaltmamalıyız.
 
Şu an çok heyecan verici, ancak sosyalistler arkamızı çok zor sıvazlamamalılar. Sosyalizm politik sağduyuya dönüştüğünde, üye kayıtları ve oy sayıları sosyalist fikirlerin ilerlemesinin daha az itimat edilen ölçüleri haline gelir. Liberaller, pek çok kendini "sosyalist" olarak tanımlayanların kendilerinden olduğunu iddia etmeye çalışacaklar. Bu nedenle eğer sosyalistler inisiyatifi elden bırakmak istemiyorlarsa onları liberallerden ayıran şeyler konusunda net olmalıdırlar.
 
İnsanlar "sosyalizm" ile neyi kast ederlerse etsinler, onun yeni keşfedilmiş popüleritesi muazzam bir fırsattır. Fakat demokratik sosyalizm sorusu her zamanki gibi yerinde duruyor: Liberalizmin ileri bir kanadı ile mi yetinmeliyiz ya da daha fazlası mı olmalıyız? Sosyalist hareketler tarihsel olarak kendi başarılarının kurbanı haline gelmiştir: gücümüz arttıkça, kısa vadeli kazanımlar için uzun vadeli vizyonu feda etme eğilimindeyizdir. İvmemiz üzerine ekleme yaparak geliştirmenin bir parçası olarak sosyalistler, daha geniş çaplı ilerlemeci bir eko sistemde sosyalistler olarak rolümüzün ne olduğunu dikkate almalıdırlar. Bizler sadece çeşitli ilerici gayelerin hücum kıtaları mıyız? İlerici adayların, hatta sosyalist olmayanların bir propaganda ordusu muyuz? Kim kimi örgütlüyor?
 
Sosyalistlerin mücadelesi, her zaman, total dönüşüme olan bağlılığımız ile pratik politikaların gereklilikleri arasındaki gerginlikte yaşamaktaydı. Fakat sosyalistler olarak kimliğimiz, sonunda uzun vadeli sosyalizm vizyonumuza sarılıyor. O bizi tanımlayan şeydir ve mümkün olanın sınırlarını değiştiren sürekli daha cesur talepleri zorlama kabiliyetimize güç verendir. Yakın zamanki başarılarımız büyüme için yeni fırsatlar getirdi. Onlardan faydalandıkça, bu vizyonda ısrar etmeliyiz. Sonuçta, onsuz biz neyiz?
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
(ÖZGÜRLÜK)
 

 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ