Özgürlük

AYRIMCILIK NASIL SÜRÜYOR

 
 
DOUGLAS MASSEY
 
(Ç.N.: Batı ülkelerinde ev arama ve ev bulabilme tam bir kabustur. Hele ki bir batı ülkesinde yaşayan ya da yaşamaya mecbur kalan "üçüncü dünya ülkesi" mensubu bir göçmen, bir mülteci veya bir alttaki iseniz. Sizin için hazırlanmış gettolara mecbur edilirsiniz. Irkçı ayrımcılığın istediğiniz çeşidiyle, her gün bindiğiniz metroda "üstün" "beyaz ırkın" aşağılayıcı bakışlarında burun buruna gelirsiniz. Yapabileceğiniz tek şey, boğum boğum olan gözyaşlarınızı sessizce yutmaktır. Ya da paranız olup da alırsanız sığındığınız bira şişelerinin dostluğunda gözlerden ırak karanlıklara ağlamaktır. 
 
Türkiye bağlamında da toplu konut altında oluşturulan yüksek korumalı duvarlarla çevrili lüks sitelerin amacı, "seçkin" ve diğerlerinden üstün olduğu algısı zerk edilen bir avuç "seçilmiş" insana alttakiler karşısında üstünlük hissi veren konutları fahiş fiyatlara pazarlamaktır. Farkında olmasak bile ayrımcılık her yere sirayet etmiştir. Giydiğimiz kıyafetten, kullandığımız akıllı telefona ve yaşadığımız yerleşim bölgesinden oturduğumuz konuta kadar. Toplumda çoğunluğun üstünde statüye sahip olma saplantısı aslında ayrımcılığı körükler ve tam da buna paralel olarak ayrımcılık sosyal statü saplantısını besler.  Bundan devasa karlar elde eden ise kapitalizmdir çünkü ırkçılığı yaratan kapitalizmin emperyal yüzünden başkası değildir. Kökleri de on dokuzuncu yüzyıl İngiliz İmparatorluğu'nda hayat bulmuştur. Irkçılığın önüne ise tek bir şey geçebilir. Sosyalizm...İleri ki çevirilerimizde ırkçılık ve ayrımcılığın kökenleri konusuna devam edeceğiz.) 
 
Ayrımcılığının çığır açan çalışması, Amerikan mahallelerinin hala ırk çeşitlerine göre neden bu kadar çok bölündüğü üzerine ezber bozan yeni bir teoriyi keşfe çıkıyor.
 
 
Chicago'nun havadan görünümü. russellstreet / Flickr
 
 
Ayrımcılık Döngüsü: Toplumsal Süreçler ve Meskun Tabakalaşma'nın Özeti  (New York: Russell Sage Foundation, 2017).
 
 
Azınlıkların yükselen sosyoekonomik statülerine, azalan ayrımcılık(ırk,cinsiyet vs.) oranlarına ve diğer ırktan olan komşulara karşı artan hoşgörüye rağmen, ABD'de süren yerleşim yeri ayrımcılığı Afrikalı Amerikalılar için birkaç büyük metropol şehirde her zamanki gibi yüksek kalıyor.
 
Ayrımcılık Döngüsü'nde, Maria Krysan ve Kyle Crowder, yerleşim yeri ayrımcılığının nasıl ve neden devam ettiğini bizim anlamamıza büyük katkıda bulunurlar. Yazarlar, Birleşik Devletlerde yerleşim yeri ayrımcılığını kavramsallaştırmak ve incelemek için sosyal bilimciler tarafından yaygın olarak kullanılan teorik ve metodolojik modelleri eleştirirler: (ayrımcılığı gruplar arasındaki sosyoekonomik farklılıklara bağlayan) mekansal asimilasyon modeli, (ayrımcılığı konut ve kredi piyasalarındaki ayrımcı davranmaya bağlayan) mekan sınıflandırma modeli ve (ayrımcılığı aynı ırktan komşuların geniş alana yayılmış tercihlerine bağlayan) grup tercihleri modeli.
 
Alternatif olarak Krysan ve Crowder, yerleşim yerine karar verme ırksallaştırılmış sosyal, ekonomik, bilişsel ve mekansal yapıların içine yerleştirildiği için ayrımcılığın sürdüğünü ve bu yapıların, ırk ve sınıf ile sistematik olarak katmanlaştırılmış kentsel manzaralar sağlayan bir takım kendi kendine varlığını sürdürebilen süreçler yoluyla mevcut ayrımcılık seviye ve modellerini kopyalamak için yerleşme ile ilgili davranışı sınırlandırdığını ileri süren, "toplumsal yapısal sınıflandırmacı bakış açısı"nı, yeni bir kavramsal yapıyı sunarlar. 
 
 
AYRIMCILIK VE KONUT AVCILIĞI
 
Kitap, 1970'den 2010'a kadar olan dönemde Hispanik olmayan beyazlardan siyah, Hispanik ve Asyalı olanları ayırma eğilimlerini inceleyerek başlar. Her ne kadar ortalama siyah-beyaz ayrımcılığı yavaş yavaş azalmış olsa da, ırk ayrımına son vermeye doğru geçişler oldukça inişli çıkışlıdır. Oldukça büyük siyah topluluklara sahip metropol bölgeler yüksek oranda ayrımcılığı sürdürürlerken, kayda değer azalmalar, az siyah nüfusun olduğu küçük metro bölgeleri ile çoğunlukla sınırlıdır. 
 
Hispanik ve Asyalılara karşı ayrımcılık düzeyi, göç yoluyla hızlı nüfus artışına rağmen, zamanla nispeten sabit kalmıştır. Oysa Hispanik ayrımcılık düzeyi orta dereceden yükseğe doğru değişirken, halbuki, Asyalı ayrımcılık düzeyi düşükten orta dereceye doğru değişkenlik gösterir. Ayrıca, kitapta belirtilmese de, ABD metropoliten bölgelerinde yaşayan Hispaniklerin oranındaki hızlı artış, yaşadıkları mahallede tecrit derecesinde azımsanmayacak bir artış meydana getirmiştir. 
 
Tabii ki, iyice beyaz mahalleler zamanla çeşitlenir gibi olsa da, ancak Krysan ve Crowder, bu çeşitlenmenin Afrikalı Amerikalılardan ziyade beyaz mahallelere Hispanik ve Asyalıların girişi yoluyla daha çok gerçekleştiğini gösterir. Aslında Amerikan mahallelerinin kompozisyonu genel olarak Amerikan toplumunun çeşitlenmesine nazaran yavaş yavaş değişti. Özellikle, Afrikalı Amerikalılar için, 1980'deki siyah-beyaz ayrımcılık düzeyleri, siyah yerleşim yeri ayrımcılığı derecesinde bir değişiklikten ziyade devamlılık izlenimi bırakan 2010'dakileri fazlasıyla öngörmüştü. 
 
ABD ayrımcılık kalıplarında özünde var olan dinginliği belirleyen yazarlar, insanların iki aşamada konut aradıklarını gösteren araştırmadan alıntı yaparak gerekçelerini açıklamaya başlarlar. İlk önce hangi alanlarda arama yapacaklarına karar verirler ve sonra bu alanlardaki hangi birimlerin üzerinde çalışacaklarını kararlaştırırlar. 
 
İlk aşama, spesifik mahallelere yönelik araştırma ile sınırlandırıldığı için ayrımcılık modellerini belirlemede çok önemlidir. Krysan ve Crowder, insanların karmaşık seçimleri basitleştirmek için "keşifselliğe" başvurduğunu açıklayan yargı ve karar verme psikolojisinden yaratıcı bir şekilde yararlanır. Özellikle keşifsel olan, ileri sürdükleri "ilintili keşifsel nitelik," yerleşim kararlarında etkili olur, çünkü mahallenin nitelikleri oldukça birbiriyle bağlantılıdır, böyle bir göze çarpan nitelik diğerlerini sineye çekmede uygun bir şekilde kullanılabilir. Yazarlar, ev arayanların, bir mahallede aradıkları bir takım özelliklerin yerine geçmede kullanacakları tek bir işareti dahi alma eğiliminde olduklarını ve çoğunlukla bu işaretin ırkçı bir mahiyeti olduğunu delil olarak gösterirler. Beyaz toplumsal kavramada, siyahların yüksek bir yüzdesi oldukça yüksek oranda suç, düşük özellik değerleri ve zayıf okul performansı ile birlikte anılır.
 
Yalnız ikinci aşamada aktörler, gazeteler, emlakçılar ya da internet gibi spesifik araçlara yönelirler; fakat aynı zamanda "dedikodu gazetesine" ve diğer gayri resmi kaynaklara da oldukça güvenirler. Bununla birlikte, genellikle bir önceki aramayı daraltmak veya genişletmek için karar verme üzerinde geri bildirimde bulunan farklı kaynaklardan toplanan bilgiler ile birlikte, her iki aşamada da arama süreci dinamik ve etkileşim içindedir.
 
Hatalı bilgilere ek olarak konut aramaları, yoksul haneler için yetersiz olan, zaman ve para sınırına mecbur kalır. Uygun fiyatlı konut arzı oldukça kısıtlıdır, bütçeler dardır ve planlanmayan acil durumlar yaygındır; etkenler, sosyolog Matthew Desmond'ın gösterdiği gibi, çoğu zaman tahliye ile son bulur. Krysan ve Crowder, taşınma olasılığının gelirle birlikte taşınmayı umanlar arasında yükseldiğini fakat yer değiştirmeyi ummayanlar arasında düştüğünü ve konutundan memnun olduğu için aramayı bırakan insanların yüzdesinin gelirle birlikte arttığını gösteren veri sunarlar.
 
 
KISITLAMALAR ALTINDA ARAMA
 
Böylece, yoksul insanlar istedikleri için değil zorunda oldukları için taşınırlar ve ev bulma ihtiyacı her zaman baskılayıcı ve acildir. Bu koşullar altında, genellikle en uygun mahallede en iyi evi bulmak için zaman ayırmak yerine sınırlı sayıda mahalle içinde arama yaparak kabul edilebilir bir eve yerleşirler.
 
Afrikalı Amerikalılar için konut arayışı ek olarak ırkçı yönlendirme ve ayrım, sıklıkla azalan ancak yok olmayan eylemler ile sıkıştırılır. Sonuç olarak, azınlıklar, daha çok beyaz sakinin olduğu tercihlerine uyan mahallerde aramalarına başlarlar ancak tercih ettiklerinden daha az beyazın olduğu mahallelerde son bulurlar. Buna karşın beyazlar tercih ettiklerini söylediklerinden daha yüksek beyaz yüzdesi olan mahallerde arama yaparlar ve aramaları ezici çoğunluğun beyaz olduğu mahallelerde son bulur.
 
Krysan ve Crowder, beyazların, büyük bir çoğunluğu sürekli olarak beyaz sakinlerin oluşturduğu mahalleleri "ciddi olarak düşündüklerini" gösteren veri sunarlar. Dahası, bir dizi bireysel ve topluluk özelliklerini kontrol ederek, beyazların içinde yaşamak için bir mahalleyi hiç seçip seçmediklerini beyaz oran güçlü bir şekilde önceden haber veriyor. Aksine, beyaz oran, azınlıkların bir mahalleyi yaşayacak bir yer olarak seçme olabilirliğini etkilememektedir. 
 
Diğer bir deyişle, ırk, diğer etkenleri dışında bırakarak beyaz ev arayıcılarının karar sürecini ezme eğilimindedir. Gerçekten de çalışmalar, ırkçı bileşimin, suç oranları, ev değerleri ve okul kalitesi gibi diğer mahalle koşullarına bir vekil sıfatıyla beyazlar tarafından sıklıkla kullanıldığını göstermektedir; ve beyazlar, siyah ve ırkça karışık mahalleleri, gerçek özelliklerinden bağımsız olarak beyaz mahallelerden daha olumsuz olarak değerlendiriyorlar.
 
İnsanlar ağırlıklı olarak kendi yerleşim deneyimleri, günlük faaliyetleri ve diğer insanlarla etkileşimler yoluyla mahallelere ilişkin bilgi sahibi olurlar ancak bunlar genellikle, karar vermede "ırkçı kör noktalar"a sürükleyen ırk olarak parçalara ayrılmış algıları doğal olarak üreten konut olarak ayrılmış bölgeler içinde vuku bulur. İnsanlar, ırk gruplarının hakim olduğu yerler hakkında daha fazla bilgi sahibi olurlar ve bu kör noktalar, Afrikalı Amerikalılar ya da Hispanikler arasında olduğundan daha fazla beyazlar arasında daha güçlü ve daha geçerlidir. Bu nedenle, farklı ırk gruplarının üyeleri, muhtemelen en rasyonel seçim modellerinin altında yatan varsayımları ihlal edecek şekilde tamamen farklı seçim kümelerinden yaşayacakları yerleri seçmekteler.
 
 
AYRIMCILIĞI KAVRAMA
 
Sonuçta, Krysan ve Crowder, ayrımcılığın, siyah nüfus artışı karşısında ırk ayırmayı teşvik etmek için alınan kasıtlı beyaz önlemler tarafından yaratıldığını ve bu ayrımcılığın, ırk farkı gözetme, ırksal ekonomik uçurumlar ve homojen ırksal mahalle tercihleri ile 1960'lar boyunca sürdürüldüğünü - ayrımcılığın kendisinden kaynaklanan toplumsal ve psikolojik süreçlerle artarak ölümsüzleştirildiğini savunurlar. 
 
Yazarların kendi sözleriyle, "ırk ile ayrımcılık, kendi kendine varlığını sürdürebilen, ekonomik tabakalaşma sistemleri güden, mahalle algılarını şekillendiren, ırk ve etnisite ile mahalle bilgisi sistemlerini ve sosyal ağlarını sınırlayan ve yerleşim yeri ayrımını sürekli olarak pekiştiren yerleşim yeri hareketliliğinin ve hareketsizliliğinin ırk olarak benzeşmeyen kalıplarını yaratan haline gelir."
 
Benim görüşüme göre, Krysan ve Crowder'ın toplumsal yapısal sıralama perspektifi, siyah ve Hispanik ayrımcılığın azınlık gelirleri yükselse ve ayrım azalsa bile nasıl sürebildiğini görkemli ve ikna edici bir şekilde açıklar. Ayrımcılık Döngüsü, bugün Amerikadaki ayrımcılık anlayışımızı kökten değiştiren dikkate değer akademik bir başarıdır.
 
 
Jacobin sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

ELON MUSK GELECEK DEĞİLDİR

 
 
PARIS MARX
 
Teknoloji CEO'ları kendilerini düşünürler, kamu yararını değil.
 
 
Elon Musk'un Tesla Roadster'ı, 6 Şubat 2018, arka plandaki Dünya ile birlikte. SpaceX / Flickr
 
Silikon Vadisi, ulaşım konusunda büyük fikirlerin eksikliğini çekmez. Gelecek vizyonlarında, kısa mesafeleri gitmek için sürücüsüz kapsülleri çağıracağız - hatta iddialara göre, bizi varış noktalarımıza çok çabukça götürebilecek bir yer altı tünelleri ağı içinde fırlatılabiliriz bile - ve şehirler arası seyahat için, bizi varış noktamıza saatte 1220km hızla ulaştırabilecek vakum tüpleri içindeki kapsüllere geçiş yapacağız.
 
Amma velakin, servet sahibi teknoloji CEO'larının bu fantazileri sadece şudur: fantazi. Bu teknolojilerin hiçbiri, söz verdikleri şekilde gerçekleşmeyecektir - kazara şayet meydana gelmezse. Gerçek şu ki, ulaşım ağlarımızı dönüştürmek için ihtiyaç duyduğumuz teknolojiler zaten varlar; fakat Amerikalılar, fosil yakıt lobisinin parmağında oynattığı ve bir çözüm ile gelen herhangi bir kurnaz petrol satıcısına ya da varlıklı girişimciye inanacak olan, zarar veren bir "serbest piyasa" ideolojisine müptela politikacılar tarafından gelecek bir yana günümüz teknolojisi dahi uzun süredir inkar edilirken, modası geçmiş, otomobile bağımlı bir sisteme mahsur kaldılar.
 
Ve bunların hepsi arasında, Elon Musk en kötüsü.
 
 
DEFOLU MUSK MODASI
 
Teknoloji basının çoğuna göre Musk'ın ağzından çıkan her ses hakikattir. Steve Jobs ile sıkça(olumlu) karşılaştırmaların yanı sıra, Musk bazı başarılı şirketler kurduğu için basitçe akla şu düşünce gelir: o yanılmaz olmalı; eğer o ABD'nin yüz yüze geldiği ulaşım krizinin çözümünü bildiğini iddia ediyorsa, haklı olmalı. Sonuçta, o zengin bir girişimci ve eğer geçmiş birkaç on yılda Amerikan politik söyleminin bize öğrettiği bir şey varsa, o da her zaman girişimciye güvenmektir.
 
Ancak gerçek şu ki, ulaşım etrafında Musk'ın fikirleri taş çatlasa "yarım yamalak"tır ya da en kötü ihtimalle, ABD'yi yirmi birinci yüzyıla taşıyabilecek ulaşım altyapısının inşasını ağırdan almak için tasarlanmıştır.
 
Demek oluyor ki, Musk'ın elini attığı her şey sorunlu? Tam olarak değil. Kesinlikle, elektrikli taşıtların profilini yükselttiği ve endüstrinin bu yönde ilerlemesine yardımcı olduğu için biraz krediyi hak ediyor, ancak ulaşıma gelince, hemen hemen hepsi bu kadar. Geleceğe ilişkin vizyonu özgürlükçü değil ya da bilhassa yenilikçi bile değil; aslında oldukça muhafazakar.
 
Musk'un hayal gücü, otomobilciliğin sınırları dışına çıkmak için çabalamaktadır; varsayılan çözümlerinin her birinin merkezinde araçlar-Tesla'lar- vardır. SolarCity'nin reklamı arabaya bağımlı banliyö hayatını vurgular; the Boring Company otomobil sayısını azaltmadan trafik sıkışıklığını çözmek için verimsiz ve kullanışsız bir girişimdir ve hatta onun Hyperloop önerisi, vakum tüpleri içinde araçları hızlandırmaya açık kapı bırakır.
 
Elon Musk'un öngördüğü banliyö (ve sürdürülemez) gelecek. Tesla / YouTube
 
Musk'ın en son toplu taşıma üzerine, "içlerinden birinin seri katil olabileceği, rastgele yabancılar sürüsü gibi olan",  "başa bela" yorumları nazara alındığında bu sürpriz olmamalı. Bireysel ulaşımın fiyatını belirliyor çünkü etrafta diğer insanlarla olmak istemiyor - yorumlarına bağlı olarak, hatta onları korkutur gibi görünüyor - fakat herkesi kendi aracı içine sokma, içinde yaşadığımız gittikçe yoğun, kentleşmiş dünyada basitçe işe yaramaz.
 
Gerçek şu ki; Musk ve onun dostu teknoloji dahilerine yalakalık yapmaktan çok, aslında bu önerilerden kimin yararlanacağını ve onların vizyonlarının, gerçek dünyada bu önerilerin uygulanabilir yapılması için gerekli olan temel hususları hariç tutup tutmadığını görmek için önerilerine eleştirel bir göz atmaya ihtiyacımız var. Kendi ulaşım arzu ve kara susamışlıklarını çoğunluğun ihtiyaçlarının önüne koyan teknoloji CEO'ları tarafından aldatılmaya izin veremeyiz.
 
 
TEKNOLOJİ'NİN ULAŞIM ÇÖZÜMLERİ İŞE YARAMAZ
 
Sürücüsüz araçlar Silikon Vadisi'nin ulaşım vizyonunun önde gelen özelliğidir ve medya, neredeyse yanı başlarında olan büyük şirketlerin açıklamalarını büyük oranda satın aldı, hatta iki yıl uzakta oldukları sözü verilen insanlar Musk'ı sevdiklerinde, netice olarak, iki yıl sonra, bir kez daha iki yıl uzakta oldukları sözüyle karşılaştılar.
 
Gerçek, en azından direksiyon simidi olmayan ve karşılaştıkları her hava koşulunda ya da her tür yolda gidebilen sürücüsüz kapsüllerin iki yıl uzakta olmadığıdır. Bir çok teknoloji ve otomotiv şirketi Musk'ın benzeri zaman çizelgesine sahiptiler ve neredeyse hepsi 2021 ve sonrasına ertelediler. Ve bir süreliğine büyük gelişme kaydederlerken, açık ve güneşli havalarda eyaletlerin geniş, boş banliyö yollarında sürmeyi öğrendikleri halde, endüstri liderlerinden biri olan Waymo'dan gelen en son veri ilerlemenin durduğunu gösterdi. 
 
Sürücüsüz taxi hizmetlerinin önümüzdeki bir ya da iki yıl içinde ilk kez görücüye çıkacağını göreceğiz, ancak araçların 5. seviye değil 4.seviye yeteneklere sahip olacaklarının farkında olmak önemlidir. Bu, Waymo'nun Phoenix, Arizona banliyösündeki hizmeti gibi, bazı bölgelerde sınırlı faaliyet gösterecekleri ve sensörlerini engelleyebilecek yoğun kar ve yağmurun olduğu bölgelerde ve kalabalık caddeleriyle yoğun şehir merkezlerinde boğuşacakları anlamına gelir. Uber ve Tesla'nın yaptıkları gibi, onları bu gibi durumlara düşüren şirketlerin, kaza ve trafik kuralları ihlalleri raporları artmaya devam ettikçe, başları oldukça belaya girebilir.
 
Ancak, eğer herkesi kendi aracına tıkarsak, onların hepsi nereye gidecekler? Musk, trafiği pas geçmek isteyenlere arabalar-için-metro inşa etmek istiyor. Retoriği, herkese açık olacağını ileri sürüyor, ancak sınırlı alan ve yüksek inşaat maliyetleri gerçeği, yolcu sayısının zenginlere ya da çok daha küçük bir gruba indirgeneceğini gösteriyor; tahminen Musk ilk tüneli iş yerinden evine rahatlıkla gitsin diye planlamış. 
 
Musk'ın trafik sıkışıklığı olmaksızın şehir otomobilciliği rüyası için devasa mühendislik becerisi gerekli. The Boring Company / YouTube
 
Musk, tünellerinin dışlayıcı olacağını kabul etmeyecektir. Tünel sondaj maliyetini büyük oranda azaltmak için bir araç olarak Boring Company'i kurar-hatta toplu taşımaya bile fayda sağlayabilir!- fakat bir kez daha savları onun cahilliğini gösterir. Musk, yaklaşımının tünel oluşturma maliyetini düşüreceğini, şu anda Madrid, Seul ve Stockholm'deki metro projelerinin, sadece onun yerine getirebileceği şu Musk vaatlerine benzer maliyetleri hali hazırda başardıklarını söylüyor.
 
New York City'deki metro projelerinin maliyeti üzerine yapılan New York Times araştırması, Second Avenue Metrosu mil başına 2.5 milyar dolara mal olurken, Paris Metrosu'nda benzer bir genişlemenin mil başına yalnızca 450 milyon dolara mal olduğunu ortaya çıkarır. Hyperloop'da da anlaşılan o ki, durum aynı. 
 
California yüksek hızlı tren projesi seçmenler tarafından onaylandıktan sonra, inşaat başlamadan önce, Musk 2013'te Hyperloop projesini yayınladı. Sanki geleceğe benziyordu: San Francisco ile Los Angeles arasında yarım saat içinde sizi fırlatacak bir vakum tüpü ve sadece 6 milyar dolara mal olacaktı - yüksek-hızlı trenden kat be kat daha az. Bunda sevmeyecek ne var? Bayağı çok şey.
 
Önerilen hız, yolcular üzerinde uygulanacak güç nedeniyle onlar için sadece rahatsız edici, hatta mide bulandırıcı olmakla kalmayacak aynı zamanda Hyperloop hızlı trenden çok daha az insan taşıyacaktır. 12.000 kişiye karşılık saatte mesafe başına 3.360 kişi. Musk hızlı trenlerin yakıt tüketimi ile ilgili yekten yalan söyleye dursun, inşaat maliyetleri tümüyle gerçek dışı bulundu. Hyperloop'u gerçekten inşa etmeye çalışan şirketler, onun maliyetinin Musk'ın orjinal teklifinin çok ötesinde olduğu kararına vardılar: 107 mil(172km) Körfez Bölgesi hattı Musk'ın tüm San Fransisco-Los Angeles hattı için projelendirdiğinin iki katına mal olacaktı.
 
Tünellerin durumuna benzer şekilde, California'nın hızlı tren hattı uluslar arası standartlara kıyasla pahalıdır. Çin'de bu tür projeler, mil başına 40-63 milyon dolar(29-39$m/km) olan Avrupa'dakilere kıyasla mil başına 27-33 milyon dolar(17-21$m/km) olurken, Kaliforniya'da mil başına 90 milyon dolara(56$m/km) oluyor. Körfez Bölgesi Hyperloop mil başına 84-121 milyon dolar(52-75$m/km) aralığında olacaktır. Yüksek hızlı demiryolunun yüksek maliyeti bir teknoloji sorunu değil, ABD'nin altyapı projelerine yaklaşım biçimi ile ilgili bir sorun.
 
 
KENDİLERİNE HİZMET ETMEKTE İLERLEMEYİ ERTELEME
 
Gelişimi ertelemek için olmayacak duaya amin diyen fikirler öne sürmek Silikon Vadisi için hiç de yeni değil; öyle bile olsa medyanın sunduğu şey bu değil. Büyük teknoloji şirketleri vergiden kaçınmada dünya lideri iken, teknoloji "innovasyon"larının çoğunun kamu araştırma fonlarına bağlı olduğunu hatırlayın. Her seferinde toplu taşıma halk oylaması olduğunda seslenme mesafesinde gezinti ve kendi giden araçlar, geçmişin teknolojileri olarak konumlandırdıkları otobüs ve metrolar için giderek artan fonlamaya muhalefet yürütmek için oy verenlere gerekçe açıklamada kullanıldılar - yine de gerçeğin üstünü hiç bir şey örtemez.
 
Gittikçe kentleşen dünyamızda toplu taşıma, çok sayıda insanın hızlı ve verimli bir şekilde dolaşımı için gereklidir. Teknolojistlerin tercih ettiği bireyselleştirilmiş ulaşım aynı seviyede bir verimlilik sağlamayacaktır, çünkü, özellikle de cadde açıklığını, kaldırımları genişletmek ve bisiklet yolları eklemek için küçülttükçe, kendi aracına ya da kapsülüne sahip olan herkes için yeterli alan olmayacak. 
 
Musk ve dostu teknoloji CEO'ları sürücüsüz araçları gelecek diye teşvik ediyorlar çünkü bu kendi arzuladıkları gelecek. Musk'ın daha önce, "içlerinden biri seri katil olabilir" diye söylediği gibi, metro ya da trende sıradan insanların yanında olmak istemiyorlar. Kendilerini normal insanlardan izole etmeyi ne kadar çok istedikleri tedirgin edicidir, ancak şehir hareketliliğinin gerçeği, sadece halkın çok küçük bir kısmının, paydos etmeden önce bireyselleştirilmiş ulaşım içinde yer alabildiğidir. Trafik tıkanıklığının şehirlerimizde o kadar kötü olmasının bir nedeni de bu; tüm bu arabalar basitçe uygun değil ve çözüm, tekerlek hareket ettiren yapay zekada değil, insanları çok daha verimli şekilde taşımaktadır.
 
Kişisel isteklerinin üstünde, Musk yirmi birinci yüzyılda otomotiv egemenliğini korumak için finansal çıkarlara sahiptir - bir araba şirketi işletmektedir! Toplu taşıma ve hızlı tren, doğrudan onun çıkarlarına karşıdır; bu yüzden yaydığı fikirler asla meyvelerini vermeyecek, ancak etkili ulaşım için fonlamaya karşı kampanya yapmak için belirli gruplar tarafından kullanılabilecek.
 
Hızlı Tren İnşası - Kıyaslamalı Görünüm / Yonah Freemark / The Transport Politic
 
 
ABD altyapısı harab olurken ve odak noktası geleceğin inşası yerine elde olanı iyileştirme olan Çin ve Avrupa geniş çaplı hızlı tren ve toplu taşıma ağları inşa ettiler. Vatandaşları, çok sayıda insanı verimli bir şekilde taşımak için tasarlanmış teknolojilerden yararlanmakta iken, Amerikalılar, gittikçe artan ev ile iş arasında gidip gelme süresi ile birlikte araçlarının içine ne yazık ki tıkıldılar. 
 
Amerikalıların, Silikon Vadisi'nin fikirlerine, ya da "Soylent[tüm ihtiyacımız olan gıda yerine gıda alternatifi; geleneksel yemeyi bırakıp hapla beslenme] mi?" demeliyiz, körü körüne inanmayı bırakmaya ve onları otomobile bağımlılıktan kurtaracak yeni ulaşım seçenekleri talep etmeye ihtiyaçları var. Ülke çapında şehirler toplu taşımayı yaymak için halk oylamasını onaylattırdıkça ve California, dar görüşlü muhafazakarlardan gelen yoğun baskı karşısında hızlı tren hattına ilerlemeye devam ettikçe akıntı tersine dönüyor olacaktır. Birleşik Devletlerin müreffeh olmasına ve ulusal yüksek hızlı demiryolu ağı kurulmasına ve toplu taşımacılığın toplu olarak genişlemesine yardımcı olan bilim ve altyapıdaki devasa yatırımlar - Çin'in son on yılda başarmış olduğu şeylere benzer - ülkelerinin hala büyük işler başarabileceğini Amerikalılara göstermek için gerekli ileriye dönük düşünme hareketi olacaktır.
 
 
Jacobin sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

OLİMPİYATLARIN DEMOKRASİNİN ALTINI OYUP İŞÇİLERİ SÖMÜRMESİNİN BEŞ ŞEKLİ

 
 
BY JONNY COLEMAN
 
Pyeongchang 2018 Kış Olimpiyatları'nın Pyeongchang Stadyumundaki açılış töreni sırasında patlayan havai fişekler,  9 Şubat 2018. (BRENDAN SMIALOWSKI/AFP/Getty Images)  
 
17 buzlu gün sürecek olan Pyeongchang'daki Olimpiyat Oyunlarını neredeyse yarıladık ve ABD medyasının ilgisi basmakalıp, önceden kestirilebilir ve eksiklerle dolu. Kore tarihi ve politikaları ile ilgili büyük ölçüde cahil olan Amerikan basın ağızları, bir taraftan Olimpiyat Köyündeki bir takım prezervatifler hakkında saçma hikayeler pompalarken, diğer taraftan da Kuzey Kore ve Rusya'yı şeytana dönüştürdüler.
 
Çoğu ana akım medyanın ilgisini çekmeyen şey, gerçek insan ve bu gibi mega etkinliklerin ekonomik maliyetidir. Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ndeki(IOC) karikatürümsü zalim kapitalistler utanıp sıkılmadan kanunların üstünde faaliyet gösteriyorlar ve tek amaçları sporculardan aşırı kar çıkarmak. IOC'nin uygulamaları doğrudan demokrasiye karşı çıkmaktadır; gelgelelim, Mike Trico gibi spor alimleri, küresel rekabetin dünyayı düzeltecek sihirli bir olay olduğuna sizleri inandıracak. 
 
Ne yazık ki, sihre inanmayan yetişkinler için Olimpiyatlar, akla gelebilir her açıdan çürümüştür.
 
 
1. Olimpiyatlar bir sömürü makinesidir.
 
Her modern Olimpiyat etkinliği, gençlik spor liglerindeki kıyımlardan tutun da ABD Olimpik sporcularına verilen asgari geçim sınırının altındaki maaşlara ve işçilerin seyahat ve konaklama harçlarının düzenli çalınmasına kadar her türlü işçi istismarını barındırır.
 
Bu arada, IOC, ABD Olimpiyat Komitesi ve halk, sporcuların güvenliğinden çok fazla endişe duyar gibi görünmüyorlar. Bu yılın ilk yarış günlerinden birinde, snowboardcular tehlikeli rüzgar koşullarında yarışmaya mecbur bırakıldıklarından şikayet ettiler. Ancak hiç bir şey yapılmadı, hatta ilk yedi yarışın altısı kazayla sonuçlandı.
 
Dahası, Kış Olimpiyatları doğal olarak daha zengin, beyaz sömürgeci ülkelerden gelen sporculara avantaj sağlar. Kış sporları eğitiminin ne kadar pahalı olduğunu ve çok az sporcuya para sağlandığını göz önüne alırsak, bağımsız araçlara sahip olmanın kişinin yarışma becerisini arttırdığı açıktır.
 
2. Olimpiyatlar yerel kaynakların saptırılmasıdır.
 
Dünyanın her kentinde ilgilenilmesi gereken Olimpiyatlardan çok daha üst düzey öncelikli şehir sorunları ve krizleri var. Ancak küresel spor etkinliği şehir kaynaklarını, kamu güveninden yoksun, her şehrin teklifini geliştiricilere ve özel çıkarlara yönlendiren IOC'nin ellerine bırakarak, emer. 
 
Olimpiyatlar genellikle evsizlik, ulaşım yetersizlikleri ya da ekonomik durgunluk gibi sorunlara perde arkası çare olarak satılır. Gelgelelim, Oyunların zenginlerden başka herhangi birinin kentsel yaşamını şimdiye kadar ileriye götürdüğüne dair bir kanıt bulunmamaktadır. Olimpiyatlar genelde beklemeksizin büyüme vaat ediyor, ancak eğer yerine getirirlerse, bu büyüme geçişe bağımlı olanları değil hiper-zenginleri kayırır. Londra 2012 Olimpiyatları, kent sakinlerinin ihtiyaçlarına öncelik vermek yerine, Olimpiyat turistlerine yardım etmek için toplu taşıma sisteminin büyük çaplı revize edilmesini uygun gördü.  Ortaya konan bu faal oyunu en son, hafif tren hattının etkinliğin olduğu gün sadece Super Bowl bilet sahiplerine erişilebilir olduğu Minneapolis'teki Super Bowl'da gördük.
 
3. Olimpiyatlar sayısız insanı evinden eder.
 
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Olimpiyat Oyunlarına hazırlanmak neden 10 yılı aşkın bir zaman alıyor?" Cevap, Olimpiyatların sadece yüzeysel olarak sporla alakalı olmasıdır. Oyunları yönlendiren gerçek itici güç, emlak spekülasyonun ve aşırı kar çıkarmanın bir birleşimidir. Olimpiyatlar şehirler aracılığıyla ticari büyümeyi, ulaşım ve hotel genişlemesini kabul ettirmeye yardım eder.
 
Naomi Klein'in "Şok Doktrini"nin bir parçası olarak adlandırdığı bu süreç, yalnızca doğal bir felaket yerine, şehirler, butik oteller ve Airbnb'ler ağına dönüştükçe her türlü tahliye ve yerinden etmeye zemin hazırlayan insan yapımı bir akıbettir. Olimpiyatlar milyonlarca insanı Rio de Janeiro, Londra, Sidney ve Atlanta'da yerinden etti  ve ayak bastığı her yerde bir felaket oldu.
 
Bu arada, Olimpiyatlar, insan ihtiyaçlarını karşılamaya yönelmekten daha çok devasa kaynak harcamaları getiriyor. Pyeongchang Olimpiyatlarına yaklaşık 10 milyar dolar üzerinde bir bütçe gideceği tahmin ediliyor. Tokyo Olimpiyatların(daha iki yıl var) bütçesi kabaca 8 milyar doları aşıyor.
 
4. Olimpiyatlar polis devletini güçlendiriyor.
 
Olimpiyatlar, yerel kolluk kuvvetleri ve ordulara güç, yetki ve teknoloji kullanmada büyük destek veriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde Olimpiyat Oyunları, İç Güvenlik Departmanı'na yerel kolluk kuvvetleri ile işbirliği yapma yetkisi veren Ulusal Özel Güvenlik Etkinlikleri(NSSE) haline dönüşür. Olimpiyatlar ayrıca, bürolara güvenliği artırmak ve Oyunlar sırasında ve bir olayın nedeni olarak, eşi benzeri görülmemiş gözetleme ayrıcalıkları da dahil olmak üzere normal sivil özgürlükleri rafa kaldırma izni verir.
 
Pyeongchang'da olduğu gibi, çoğunlukla Oyunların kendileri, kökleri, faşist iktidarın gövde gösterisi olması için Hitler'in organize ettiği Açılış Serenomisi'ne kadar giden,  ordu ve devlet gücü teşhirine dönüşürler. Birçok durumda, Olimpiyat teklifi, vatandaşların protesto, toplama veya konuşma haklarını yasal olarak erteleyen maddeler içermektedir.
 
5. Olimpik menfaat sahipleri yaşayan en kötü, en çürümüş insanlardan bazılarıdır.
 
IOC hakkında bilmeniz gereken tek şey, kendi skandallar ve tartışmalar wiki'sine sahip olması ve Henry Kissinger'ı fahri üye saymasıdır. IOC, FIFA erkekler korosuna benzer. IOC, üyelerine, ABD hükumetinin Olimpik performans sergileyen sporcularına verdiğinden çok daha fazla Olimpiyatlarda hazır bulundukları gün başına ödeme yapıyor.
 
SEVİNDİRİCİ HABER?
 
Ancak iyi haber şu ki; teklif etmek için ev sahibi şehirler aradığına göre, Olimpiyatlar şu anda tarihsel olarak gözden düşmüş durumda. Keriz şehirlerden dışarı atılırlarsa ya da yeterince suistimal kamuoyunun dikkatine sunulursa, IOC, bu Kapitalist Oyunlara alternatif olabilecek ahlaki, sosyalist olan şeyi yeniden tasavvur etmeye kapı aralayarak, eriyip yok olacaktır. 100 yıl önce Amerikalı ve Avrupalılar kapitale dayalı olmayan Olimpiyat'ın neye benzeyebileceğini keşfediyorlardı. İşçi Olimpiyatları, Chicago'nun 1932 Karşı-Olimpiyatı ve İspanya İç Savaşı'nın patlak vermesiyle iptal edilen 1936 Nazi Oyunlarına alternatif planlanmış Barcelona Oyunları gibi etkinlikler vardı. 
 
Uluslararası spor etkinliklerine ev sahipliği yapmak için politik açıdan sağlıklı, insancıl yollar var ve her şey, işçilerin ihtiyaçlarına ve en korumasız olan ev sahibi şehir halkına öncelik vermekten geçiyor. Diğer her şey, sadece Olimpiyat sömürüsüdür. 
 
*www.inthesetimes.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

Francis Bacon'ın İşadamının ve Papa'sının Gözlüklerini Kim Kırdı?

 
İnsan'ın İki Şeye Karşı Saplantısı Vardır - Mutlak Güce Daha Yakın Hissetme Fırsatı Sunan Dini İnanç ve Kar Etme Yoluyla Gelen Servet 
 
 
Francis Bacon, “Study for a Portrait” or “Businessman 1”, 1952
Francis Bacon, "İşadamının Portresi Çalışması 1", 1952
 
Francis Bacon “Study for the Head of a Screaming Pope”, 1952
Francis Bacon, "Çığlık Atan Papa'nın Yüzü Çalışması", 1952 
 
Bacon'a ilham olan resimlerdeki her iki ana karakter de hayatlarını üç aşağı beş yukarı, bir "işadamı" olarak en azından meydanda olanı, korkuzca ve bir "papa" olarak en azından karşı konulamaz olanı elemsiz yaşadı; ta ki, gözlüklerinin başına bir şey, esrarengiz bir şey gelene kadar. Tam olarak gözlüklerinin ne kadar işlevsiz yapıldıklarını söylemek zor, ancak onlara bir şey oldu ki, işadamı ve papayı dengesiz yakaladı. İlahi etki olasılığını tümüyle hariç tutamayacağız gibi görünüyor, çünkü Bacon tarafından resmedilen her iki kişi de takıntılı tipler - biri servet yapma işiyle ve diğeri de Tanrı'ya yakın olma ile. Saplantılı arzular, manevi güçlerin girişi için sihirli geçitlerdir. İnsanın saplantılara olan eğilimi onların doğrudan davetidir. Bir şeye takıntılı olma bir irrasyonel tutku biçimidir ve bu nedenle süper olumlu ya da süper olumsuz yönleriyle mucizevi ve sihirli bir unsur içerir. 
 
Fakat, iş adamı ve papanın gözlüklerin başına bir şey gelmeden önce gördükleri gibi görme kabiliyetine gerçekten ne zarar verebilirdi? İş adamına böylesi zalim bir şakayı yapan şeytan olabilir miydi ya da aynısını papaya yapan bir melek miydi? Görünen o ki, öznelerini/nesnelerini hayal kırıklığına iten sanatçının kendisinin(burada-Francis Bacon) gizemli bir ilham kaynağının olabileceği olasılığını yok sayamayız.
 
Ne olursa olsun, papa haklı bir hiddet içindeyken, gözlüğü kırık iş adamı paniğe kapılmaya yakın. Kendilerini ve dünyayı görme şekli bozulmuş, iyimserlik ve kendine güvenleri kaybolmuş. İş adamı, milyarder olacağına olan inancını kaybetmiş. Papa, Tanrı adına insanlığa başkanlık etmek için görevlendirildiğine olan inancını kaybetmiş. Ancak, gerçekten, böyle bir şey nasıl meydana gelebildi? Her ne pahasına olursa olsun sınırsız kar elde etme kutsal hakkı artık sorgulanır oldu ve insanlardan önce tanrıyı temsil etmek için tanrı tarafından verilen hak vaiz kürsüsünün altında kaldı.
 
İşadamına bakın - yardım için çığlık atıyor. Ve Papa'ya bakın - suçlamalarla avazı çıktığı kadar bağırıyor. Bir şekilde dalından ayrılmış gibi yüzlerine hala tutunan kırık gözlükler, milyarlarca dolar tarafından garanti edilen ölümsüzlüğü içinde iş adamına kendine olan inancını kaybettirdi; papa ise, çok fazla basit günah ve ahlaksızlıklara takıntılı olanların çok çok üzerinde olan ruhani hiyerarşik konumunu kaybetti. Sanki Bacon, eğer onların kendilerini ve dünyayı alışılagelmiş algılamaları yok edilirse nasıl davranacaklarını gözden geçirmek için iş adamı ve papa ile bir deney yapmış gibi. Her iki ana karakter de öylesine hayal kırıklığına uğruyor ki; kendi benmerkezcilikleri ve megolamanlıkları göz önüne alınırsa, aşırı, intikamcı ve hatta suça yönelik bir davranışa hazır olabilirler. Genellikle isyankar davranışa meyilli olması beklenen insanların çoğunluğunun bunun yerine bugün davranışın demokratik prensiplerini parçalarına ayırmakla ve demokratik sosyal yapılara saldırmakla meşgul olan zengin ve güçlü bir azınlığın kurbanları olarak kendilerini gördüğü  21. yüzyıl durumuna çok yakınız.
 
21. yüzyılda, Cumhuriyetçi kongre sandalyelerinde gittikçe artan engellemecileri(parlemanto müzakerelerinde) ve hatta merkezileşmiş ve laikleştirilmiş neocon/neoliberal rahip sınıfının yıkıcı davranışlar sergilediğini görüyoruz. Sovyetler Birliği'nde çoğunluk, Komünist Parti'nin teokratik(özü itibariyle) hükumeti tarafından merkezileşmiş ve planlanmış despotik bir manipülasyonun nesnesi idi. ABD'de çok sayıda dini azınlık, fanatik inançlarını aktive ediyor ve neo-yoksul çoğunluğa hükmetmek için neo-liberallerle çoktan birleşen neocon'lara katılmaya hazırlanıyor.
 
Bugün Amerikalılar sanattan öğrenmeye(propagandacı öğretim olmadan, gerçekten öğrenmeye) gittikçe daha az hevesliler ve sanatla düşünmeyi sevmiyorlar. Eğlendirilmek hoşumuza gidiyor - bunun anlamı şudur; kendimizi dünyanın merkezi olarak görmek ve zevklerimizin hizmetkarları olarak sanatçılara-eğlendiricilere sahip olmak hoşumuza gidiyor. Bacon olağanüstü sezgisel bir sanatçı, ancak bu, kendi imge alemine yabancı olduğu anlamına gelmiyor. Anlam ile olan bağlantısı bilinçaltıyla kendisini sürdürür, ancak görsel imgelerinin kodları vasıtasıyla ve içinde anlamı ayırt eder. Bacon, iş adamınını çevreleyen korkuda, bir insan hayatıyla(geleneksel olarak özgürlük ve önyargısız düşünüp taşınma ile sarılması gereken) uyumsuz milyarlarca dolar için acımasız taparcasına bir çaba olarak onun kökenlerini fark eder. Papazının öfkesinde Bacon, bilinçsiz kuşkuyu(kırık gözlüğüyle tetiklenen) saptar; o, kendisinin olduğuna inandığı gibi tanrının bilgeliğinin bir ulağı hiç bir suretle değildir.
 
Bacon, iki tablosundaki ana karakterlerin yırtıcı varlıklarıyla ilgili gerçeğin kapısını açarak, yapay olarak inşa edilmiş öz kimliklerin yanıltıcı resmini yok etti. Gözlüklerini kırıp dökerek, kendilerine söyledikleri kişisel yalanlarını sadece göstermez. 21. yüzyılın başında, izleyicilerin dikkatini tarihin yeni ve tehlikeli bir dönemine çeker. Bacon'un küresel güç ve para bayrağı altında bugünün toplumsal azınlığı(iş adamı ve papası tarafından karakterize edilen) ve onların yıkıcı hayalleri ile ilgili gerçeği, günümüzün evrenin bir hakimi olarak demir yumruğu ilan etme çabasına yoğunlaşır. Onun "iş adamı" ve "papa"sı, demokrasilerin İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşamlarına kadar giden(Bacon'un tablolarını yaptığı zaman), günümüz "hayaletleri"dir. Histerik korku tarafından harekete geçirilen ilki, 21. yüzyılda  milyarlarını küresel hakimiyet için savaşında finansal bir silaha acımasızca dönüştürüyor ve histerik bir öfke ile harekete geçirilen ikincisi(onun papası), toplumsal yaşam ve insan maneviyatı üzerinde kontrol yoluyla mutlak hakimiyeti sağlamada benzer baskıcı bir gündeme sahiptir. Okuyuculara sunduğumuz her iki tablo da, bugün, Bacon'un iki kanatlı tablosunun kahin gibi insan geleceğine odaklanması olarak görülebilir.
 
 
*www.actingoutpolitics.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

TEKELLER SİSTEMLE NASIL OYUN OYNADI

 
 
Ve kuralları değiştirmeye neden ihtiyacımız var-bir kez daha.
 
The Nation Magazine
 
 
Bill Gates and Warren Buffett
Berkshire Hathaway CEO'su Warren Buffett (R), Berkshire Hathaway'in Omaha, Nebraska'da haftasonu yapılan yıllık toplantısı sırasında Microsoft'un kurucusu Bill Gates'le Briç oynamaktadır. (REUTERS / Rick Wilking)
 
Yüzyılı aşkın süre önce Elizabeth Magie, Monopoly olarak bilinen bir masa oyunu için iki tane kurallar dizisi geliştirdi. Bir tanesi bugün bizim aşina olduğumuz: Rakiplerinizden gitgide daha fazla para koparmak için mülkleri kapatarak, gelecek vadeden emlak kralını oynuyorsunuz; herkes dımdızlak olduğunda kazanıyorsunuz. Fakat Magie'nin versiyonunda, oyuncular oyun ortasında ikinci bir düzenlemeye geçmeye rıza gösterebilirlerdi. Arazi sahibine kira ödemek yerine, paraları ortak bir çanağa atarlar. En yoksul oyuncu sermayelerini ikiye katladığında oyun bitecektir. Magie'nin amacı, tekelci gücün zulmünü ve kademeli vergilendirmenin ahlaki üstünlüğünü göstermekti. Onun masa oyunu, Yaldızlı Çağın gecekondu ağalarına ve dev şirketlerine karşı bir paylama idi.
 
Bugün, bir avuç şirket bir kez daha ekonomimizin hakim sektörlerine egemen oluyor. The Nation'ın George Zornick'le yaptığı röportajda Senatör Elizabeth Warren, iki şirketin ülkedeki biranın yüzde 70'ini sattığını; dört şirketin Amerikan bifteğinin yüzde 85'ini ürettiğini ve dört havayolu şirketinin ülke içi satılan koltukların yüzde 80'nine tekabül ettiğini belirtti. Tekellerle birlikte rekabetin mahvına sebep olarak ve işçilere hak ettiğinden daha az ücret vererek, karlar küçücük bir seçkinler sınıfına akıtıldı. En zengin üç Amerikalı'nın -Amazon'dan Jeff Bezos, Microsoft'tan Bill Gates ve Berkshire Hathaway'den Warren Buffett- tüm ABD nüfusunun alttaki yarısının sahip olduklarından biraz daha fazla bir değere sahip olması tesadüf değildir. 
 
Tıpkı demiryolları tekellerinin 19. yüzyıl ticaretinin kritik altyapısını bir zamanlar kontrol ettiği gibi, teknoloji şirketleri de 21. yüzyılın altyapısına sahip olmaya çalışıyorlar. Stacy Mitchell'in "İmparatorluğun Herşeyi"nde açıkladığı gibi, Amazon sadece önde gelen perakende platformu değildir, aynı zamanda paket dağıtımını gerçekleştirmek için devasa bir dağıtım ağı geliştirdi. Amazon, Şubat ayında kendi dağıtım hizmetini test etmeye başlayacağını ve bunun UPS ve FedEx'e yakında rakip olabileceğini duyurdu. Ayrıca, Netflix, Nordstrom ve The Nation gibiler adına veri tutarak, dünyanın bulut bilgi işlem kapasitesinin üçte birinden fazlasını işletiyor. Geçmişteki tekellerden farklı olarak Amazon, pazara dikte etmek istemiyor; pazarı tamamen değiştirmeyi amaçlıyor.
 
Bu koşullar altında, küçük işletmeler ve yeni başlayan şirketler rekabet etmek için mücadele ediyorlar. 2017'de yaklaşık 7.000 mağaza kapandı - bir önceki yılın üç katından fazla. Ve ABD'de yeni kurulan işletme sayısı 1978 yılından bu yana neredeyse yarıya düştü. Bir çok sanayi kolunda yeni bir işe başlamak, tüm alanlar çoktan satın alındığı için, Monopoly oynamak gibi. Ayak bastığınız her yerde, her şeyi, ücretlerden tutun da web sitesinde sattığı ürünlere, veri piyasaya sürmeye kadar baskı yapan bir tekel var. 
 
Fakat, danışıklı dövüş oynamaya zorlanan sadece küçük işletme sahipleri değildir. Bryce Covert'ın "Tekeller İşçilere Aşırı Kötülük Yapar,"da açıkça belirttiği gibi büyük şirketler çok güçlü endüstrileri kontrol altına alırlarsa, işçilerine daha az ödeme yaparlar çünkü etrafta daha iyi teklif yapan başka işletmeler olmaz.
 
Şirketler ve onların hisse sahipleri, geçmişte işçilere giden bu birikmiş paraları istif ediyorlar. Ücretler bir nesildir durgunluk yaşarken, karlar neredeyse şu anda rekor seviyede. Bu sistemden milyarlarca dolar kazanan pay sahiplerinden biri Warren Buffett. David Dayen, "Amerika'nın En Sevdiği Tekelci" adlı kitabında, babacan "Omaha'nın[şehir] Oracle'ı"nın internet güvenliği ve uçak parçaları gibi çeşitli alanlarda tekelleri kendi çıkarına kullanmak için yatırım ortamını nasıl didik didik ettiğini anlatıyor. 
 
1906'da Magie bir  gazeteciye verdiği demeçte, "Kısa sürede, çok kısa bir süre sonra umut ediyorum, kadınlar ve erkekler fakir olduklarını keşfedecekler, çünkü Carnegie ve Rockefeller ... ne yapacaklarına ilişkin onların bildiğinden çok daha fazlasına sahipler," dedi. 
 
Carnegie'yi ve Rockefeller'ı, Bezos ve Buffett ile yer değiştirin ve Magie'nin sözü o günkü gibi doğrudur. Mevcut ekonomik oyunu oynamaya devam etme yerine, bir dizi farklı kurallara geçiş yapma zamanı çoktan geldi.
 
 
http://www.thenation.com/ sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

FACEBOOK SAYFAMIZ