Özgürlük

GERÇEK DANİMARKA

 
 
ANDREAS MØLLER MULVAD / RUNE MØLLER STAHL
 
 
İskandinav ülkeleri sosyalist değildir. Ancak, yine de onlar, ABD sağının sosyalist karşıtı konuşmalarının yanlışlığının canlı, nefes alan ispatlarıdır.
 
 
 
 
Birkaç ay önce, Fox Business sunucusu Trish Reagan, geleneksel sosyalist karşıtı bir propaganda ürünü olarak başlayan üç dakikalık bir görüntü aktardı. Fondaki kapüşonlu göstericilere karşı fesat bir sesle vızıldayan Regan, sosyalizmin felaket getirdiğini savunmak için Venezuela'nın durumunu kullandı: "Yiyecek yok, sağlık hizmeti yok, çok fazla şiddet, çok fazla yağma, çok fazla yolsuzluk var."
 
Sonra gidişat şaşırtıcı şekilde tersine döndü. Cüretkar bir retorik hareketle Regan, mutluluktan tutun da ekonomik rekabete kadar herşeyde yüksek reytingleri ile övünen, Kuzey Avrupa'da toplumsal istikrarlı, liberal demokratik bir ülke olan Danimarka'ya hiddetini yöneltti. Regan, Venezuela gibi, Danimarka'nın da "insanları fırsatlarından yoksun bıraktığını" savundu. Vergiler o kadar yüksek ve sosyal hizmetler o kadar cömert ki, "kimse çalışmak istemiyor," "kimse okuldan mezun olmak istemiyor" ve "kimse bir şey yapmaya özendirilmiyor, çünkü ödüllendirilmeyecek."
 
Bu tür bir ilgiye alışık olmayan 6 milyondan az nüfuslu bir ülkede, Danimarka'da tepki ani ve şiddetli oldu. Fox Business'daki görüntü tüm büyük gazetelerin manşetlerine taşındı ve binlerce sıradan insan, genellikle öfkeli bir şekilde sosyal medyada konuya girdi. ABD'deki Danimarka büyükelçiliği, çalışma çağındaki Danimarkalı nüfusun yüzde 75'inin çalıştığını (ABD'de yüzde 70,6), Danimarka'nın "yetenek çekme, geliştirme ve elde tutma"da dünyada ikinci sırada yer aldığını (ABD on altıncı sırada) ve Dünya Ekonomik Forumu'na göre, "eğer Danimarka'da yaşıyorsanız Amerikan rüyasını gerçekleştirmenin daha olası" olduğunu belirterek, bir bilgi formu yayınladı.
 
Siyasi yelpazenin öbür yanından politikacılar üşüşmede yer aldılar. Merkez sol Sosyal Demokrat Parti'den Dan Jørgensen, Danimarka'nın tüm nüfusundan daha çok sayıda izlenme alan videodaki Regan'ın ateşine neşeli bir şekilde karşılık verdi. Merkez sağ Venstre Partisi'nden Maliye Bakanı Kristian Jensen, Fox Business'ın "Danimarka'nın içine etmeyi" bırakmasında ısrar etti. Liberter Liberal İttifak'tan anders Samuelsen bile, (videonun Danimarka'nın güçlü refah devleti ve liberal piyasa ekonimisi kombinasyonuna olumlu dikkat çekeceğine dair inancını ifade ederken) karşılaştırmanın "acayip ama hoş" olduğunu kabullendi.
 
Bir ölçüde Danimarkalı tepkisi, çoğu Danimarkalı'nın dost gördüğü bir ülkedeki büyük bir iletişim ağında aşağılanmanın huzursuzluk duygusunu yansıttı. Fakat aynı zamanda, Danimarka liberterilerinin bile Fox Business görüşünü desteklemeye istekli olmamaları gerçeği bize, ABD Sağ'ının demokratik sosyalizmin yükselişini engelleme -ve, en önemlisi, 2020'de Bernie Sander'ın olası bir başkanlık yarışını baltalama- çabalarında ne kadar çaresiz kaldığını anlatıyor.
 
DANİMARKA NEDİR VE NE DEĞİLDİR
 
Danimarka sosyalist bir ülke değildir. Ortalama bir vatandaş için hayatı daha iyi hale getiren güçlü bir refah devleti ve güçlü sendikaları olsa da (ve 1970'lerde, ücretli fonları yoluyla sanayiyi kısmen sosyalleştirmeye yönelik sonuçsuz bir itici güç vardıysa da), ekonominin mülkiyeti ağırlıklı olarak kişilerin ellerindedir. Danimarka hatta şirket yönetimi skandallarındaki payıyla acı bile çekmiştir. Halihazırda ülkenin önde gelen bankası Danske Bank, dünya tarihinin en büyük finansal aklamalarından biri olabilecek bir şeye bulaşmıştır. 
 
Danimarka'nın kanıtladığı şey, yüksek vergi, yüksek sosyal harcamalar ve yüksek oranda sendikalaşma için ekonomik engellerin olmadığıdır. Regan ve diğer sağcı ideologların aksine sosyal demokrasi, kitlesel işsizlik ya da ekonomik çöküntü getirmez. Dünyanın şimdiye kadar gördüğü bazı en yüksek yaşama standartlarını sağladı ve en özgür ülkelerini verdi. Yoksulluk ve eşitsizlik nispeten düşüktür, toplumsal cinsiyet eşitliği nispeten yüksektir (sadece refah devleti yüzünden değil) ve işçiler ABD'de olduğundan daha fazla hakka ve söze sahiptir. 
 
İskandinav ülkelerinin her biri, oldukça farklı ekonomilere sahip olmalarına rağmen, benzer seviyelerde sosyal eşitliğe ulaşmışlardır. İsveç madencilik ve ağır sanayinin (Volvo ve Bofrs gibi belirgin sanayi devleriyle birlikte) egemenliği altındayken, Danimarka tarım ve daha küçük şirketlere bel bağladı, Norveç ise balıkçılık ve kereste ağırlıklı vb....
 
Bu farklı ekonomik profillere rağmen, yirminci yüzyıl boyunca, İskandinavların tümü ücret eşitsizliğini büyük ölçüde azaltmayı ve ekonominin önemli bölümlerini metasızlaştırmayı başardılar. Anahtar sendikalar, halk hareketleri ve sol partilerdi. İskandinav modelinin arkasındaki itici güçler ve mimarlar, kapitalizm ve sosyalizmin aydınlanmacı bir karışımına karar vermeden önce alternatifleri dikkatlice tartan iyiliksever seçkinler değil, bu kitle güçleri idi. İskandinav ülkelerini dünyanın en mutlu ve en demokratik ülkeleri arasına girmesinde onlar yükümlü oldular.
 
Elbette, İskandinav deneyimi fetişleştirilmemelidir. Ne Danimarka, ne de diğer İskandinav ülkeleri, son yıllardaki devlet kesintileri, emekli maaşı azaltma ve mali liberalleşme ile neoliberal reform dalgasından (ve de yükselen aşırı sağ) muaflar. Bazı alanlarda İskandinavlar öncü bile oldular. Okul özelleştirilmesinde İsveç dünyaya öncülük etti ve şimdi, dünya çapında sağ kanattan alkış toplayan kar amacı güden eğitim endüstrisine sahipler. Danimarka'daki son emeklilik reformları emeklilik yaşını Avrupa'nın en yüksek seviyesine çıkaracak ve 2014 yılında ülke ulusal enerji şirketinin bir kısmını Goldman Sachs'a sattı. OECD'ye göre, İskandinavya son birkaç on yılda eşitsizlikteki en sert artışların bazılarını yaşadı. 
 
Ne de İskandinav modelini imkanlı kılan tarihsel anı -ve, önemli bir biçimde, bu ülkelerin dünya düzenindeki yerleri- unutmalıyız. 
 
Savaş ve faşizmin dehşetinden sonra güçlü emek hareketleri ve maddi kazanımlar için derin bir halk arzusu ile baskı altında bulunan Avrupalı ve Amerikalı elitler, II. Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda geniş bir sınıf uzlaşmasını kabul ettiler. Tam istihdam ve refah devletleri inşa edildi ve ücretlerin hızla artmasına izin verildi.
 
İskandinavya'da, sosyal demokrat partiler neredeyse hegemonik bir statü elde ettikleri için bu gelişme en üst seviyeye çekildi. Bu arada sosyal demokrat liderlerin güçlü anti-komünizmi, Amerikan elitlerini daha da teskin etti ve bu liderleri ABD devletinin kollarına itti. Danimarka örneğinde, Sosyal Demokratlar ülkeyi NATO ittifakına sürükledi ve parti, CIA ile işbirliği içinde komünist eylemciler hakkında veri toplayan özel bir istihbarat operasyonu yürütüyordu.
 
İşler başka yerlerde oldukça farklıydı. Latin Amerika'da sola dönme girişiminde bulunan ülkeler, savaş sonrası İskandinavya'dakilerden daha az iddialı olan politika programları yüzünden, ister ekonomik yaptırımlar, darbeler, isterse de suikastlar yoluyla olsun, sıklıkla ABD müdahalesinin zalim sopasını tecrübe ettiler. İsveç'in Olof Palme'si savaş sonrası İsveç'inde meşru lider olarak kabul edildi; Guatemala’nın Jacobo Árbenz’i, 1954’te ABD tasarımı bir darbeyle ılımlı bir reform gündemi uygulamaya çalıştığı için azledildi.
 
Tarihsel ironi, ABD'nin daha büyük bir jeopolitik stratejinin bir parçası olarak izin verdiği Danimarka sosyal demokrasisinin bugün solun reformlarının kendi ekonomik verimsizliklerinin ağırlığı altında çökeceğine dair ABD'nin iddialarını baltalamaya hizmet etmesidir.
 
Fakat bu sağcıları durdurmaya yetmiyor.
 
ABD'YE BEL BAĞLAMA
 
İskandinav deneyimi, Bernie Sanders gibi solcu politikacıların şu anda geliştirdiklerinden daha da fazla hırslı politikaların tümüyle uygulanabilir olduğunu gösteriyor. Danimarka muhafazakar ve (liberal amerikan) konuşmalarının yanlışlığının canlı, nefes alan ispatıdır.
 
Trish Regan gibileri tarafından yapılan saldırıların içeriksiz mahiyeti, demokratik sosyalist fikirlerin ivme kazanmaya devam etmesinin sağcılar arasında giderek artan oranda hayalkırıklığı yarattığını gösterir. Amerikan siyasetinin dış gözlemcileri olarak bize göre ABD demokratik sosyalistleri, yeni bir "sağduyu" tanımlamak için savaşta mesafe kaydetmeye önem veriyorlar.
 
Biz her zaman olduğu gibi ABD'ye endişeyle bakıyoruz, çünkü oradaki iktidar dengesi, bizim dünyamızda (ve elbette başka yerlerde) politik imkanın alanını belirleyecektir. ABD'deki demokratik sosyalistler, evrensel sağlık hizmetleri, ücretsiz kolej harçları ve geçindirebilecek maaş gibi Danimarka tarzı siyasal talepleri genel toplumsal tercih haline getirmeyi başarabildiği ölçüde bizim için İskandinav refah devletini desteklemek ve daha ötesine geçmek daha kolay olacaktır. Çünkü eğer ABD "İskandinavyalı haline gelmeye" başlarsa, Danimarka'daki libereter sesler için, refah devletimizin tasfiye edilmesinin ikna edici gerekçesini açıklamak çok daha zor olacaktır.
 
Bu bağlamda sizin mücadelelerinizin sonuçları bizim için çok önemlidir. Ve biz sizlere arka çıkıyoruz.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde