Özgürlük

KUSURLU, MANYAK VE BİZDEN BİRİ

 
 
RAFAEL KHACHATURIAN
 
(Ç.N.: Hep toplumu değiştirmeyi düşünüyoruz! Peki ya, tutkular ve çelişkiler yumağı olan birey, kendini bir türlü değiştiremeyen ama başkasında değişimi salık veren, sosyalizmden dem vurup da iktidar gücünü ele geçirince bozulan birey ne olacak? Geçmiş deneyim ve kazanımlarımızı yüzlerce kez mahveden, ele geçen fırsatları yüzlerce kez heba eden, sosyalizmi yüzüne gözüne bulaştıran birey/lider ne olacak? "Ancak kendinde devrim yapabilen devrimci olabilir." Başkasında yapan değil!)
 
Yeni bir kitap, Marks'a şekil veren Londra'daki yıllarını büyülü gerçekçiliğin prizmasından süzüp diriltiyor.
 

rocor / Flickr
 
Marks Geri Dönüyor'a Bir Bakış (Marx Returns, Zero Books, 2018)
 
"Yok musun? Bir makine gibi mi hissediyorsun? Hayatının yalnızca bir eşya kadar mı anlamı var ve başka hiç para etmiyor mu? Beyler, az ve öz, bu benim "felsefem" ile aynı kapıya çıkar. Ve hepimizin karşı mücadele etmesi gereken şey budur.”
 
Karl Marx 1849'da Londra'ya geldiğinde, karısı Jenny ve üç çocuğuyla birlikte otuz bir yaşında mülteciydi. Paris, Brüksel ve Köln'den sürgün edilen Marx, büyük ölçüde belirsiz bir figürdü. Marx ailesi, Avrupa kıtasını silip süpüren devrimci dalganın devam etmesini umarak, Londra'da kısa bir süreliğine kalmayı planladı. Bunun yerine, devrimler bastırıldı ve İngiltere hayatının geri kalanında Marx'ın vatanı oldu. 
 
Marxlar'ın Londra'ya taşınmaları onların dünyanın finans başkentine girmelerini ve onun sanayi başkenti olan Manchester'a yakın olmalarını sağladı. Böylece Marx, kalan yıllarını sistemin tam merkezinde hayatını teorileştirmek ve sistemi devirmek için uğraşarak geçirdi. İyisiyle kötüsüyle, olgun düşünce döneminde elde edilen kapitalizm anlayışı, benimsediği toprakların tarihi ve kültürü ile sarılmıştır, böylece Kapital'i, orjinal dilde olmasa bile, konusu, kaynakları ve derinden ilgilendiği politik ekonomi geleneği içinde tamamen bir İngiliz eseri olarak adlandırmak uygunsuz olmayacaktır.
 
Jason Barker’ın Marx Geri Dönüyor kitabı, Marx’ın Londra yıllarını, 1850’lerde Marx ailesinin yaşadığı kişisel, siyasi ve finansal çalkantılara dayanarak canlı bir şekilde yeniden canlandırıyor. Barker, Marx'ın yaşamından olaylara dayanmasına rağmen, kitap, son yıllardaki Mary Gabriel'in (Love and Capital, 2011) Jonathan Sperber'in (Karl Marx: A Nineteenth Century Life, 2013),  Gareth Stedman-Jones'in (Karl Marx:Greatness and İllusion, 2016) ve Sven-Eric Liedman'ın (Karl Marx: A World to Win, 2018) katkılarıyla ile birlikte, onu hop diye dar bir alan içine sokan bir biyografi kesinlikle değil.
 
Bunun yerine, Barker'ın belirttiği gibi, Marx Geri Dönüyor tarihi bir kurgu eseridir. Kitap yaratıcı bir şekilde gerçek tarihsel olayları bir araya getirir; sermayenin doğası, matematik ve ontoloji üzerine kafa yoran, Marx'ın bakış açısından hayali tahayyül uçuşları ve ondokuzuncu yüzyılda sürgün deneyimi ile ilgili merkezinde bir aile draması olan yüksek tempolu bir anlatı. Bir arada, bu unsurlar, aynı zamanda mevzusuyla konunun yabancısı olanlara genel bir tanıtım işlevi görür iken, karışık sonuçlarla birlikte, ona aşina olanlar için Marx'ın hayatını çarpıtan acayip fikirli bir kitap yaratmak için birleştirilmiştir.
 
Marx Geri Dönüyor kitabı, finansal krizin ardından, şu anda yaklaşık on yıl önce başlamış olan 1989 sonrası Marx ve komünizme ilginin yeniden canlanmasının zirvesine ulaşır (Barker'ın kendisi 2011'de çekilen Marx Reloaded [Marx Yeniden Yükleniyor] belgeselinin yazarı, yönetmeni ve ortak yapımcısıdır). Buna rağmen, Barker, Marx'ın biyografisinin herhangi bir ön bilgisini ya da okuyuculardan gelen yazıları varsaymaz; seyrek dipnotlar Hegel, Bakunin ve Paris Komünü'ne ilişkin açıklamalardır. Haddi zatında, Raoul Peck'in en son filmi Genç Karl Marx'ı gördükten sonra Marx Geri Dönüyor'u kolayca kabul eden birini hayal edebiliyoruz, özellikle de iki eser kronolojisinde neredeyse sorunsuz bir şekilde aynı hizaya getirildiği için (ve bu kitabı okurken filmin başrol oyuncularını gözümde canlandırdığımı itiraf ediyorum).
 
Fakat Genç Karl Marx realizmi amaç edinen bir eser iken, Marx Geri Dönüyor'da tamamen Karl'ın çılgınca subjektif mental durumu ve çok daha az Jenny tanımlanır. Önde gelen ve yan karakterlerin tümü gerçeküstüdür; tarihi karakterlerin kurgusal versiyonları ve onların abartılı kişilikleri doğal olarak birçok gülünç sahneye uygun olur. 
 
Engels, iki dirhem bir çekirdek ve bazen dalgın ama sadık bir arkadaş olarak belirgin bir şekilde yer alır. Bakunin birkaç dikkate değer yerde görünür; hiçbiri, Rus İmparatorluğunu kurtarmak için bir mücadelede yirmi Ukraynalı köylüden oluşan bir topluluğa öncülük etmek için entrikasına Marx'ı dahil etmeye çalıştığı zamanki kadar unutulmaz değildir. Ve Marx'ın dik başlı ve alaycı ve birçok yönden ev halkının en zorlu üyelerinden biri olan hizmetçisi Lenchen, sürekli olarak ailesine bakamayan Karl'ı topa tutar.
 
Yine de bu karakterler, anlatıda sahneyi kapan Marx'ın kafasındaki savaşta çoğunlukla ikinci planda kalıyorlar. Barker'ın Marx'ının kendisi çılgın bir bilim insanıdır. Matematiğe politik ekonomi yahut tarihe olandan daha saplantılı bir şekilde sürekli deli gibi, neredeyse çözmesi imkansız kargacık burgacık öfkeli cümle ve paragraflar yazan, evin mobilyalarını, çocukların oyuncaklarını ve en sonunda sırtından çıkardığı gömleği rehine veren biridir. 
 
Başka bir karakteri işaret etse de, Marx'ın dünyaya getirmek için uğraştığı şey, "şeylerin evrensel düzeninde sonlu bir durum olarak gerçek hayatı, toplumsal güçlerin gelişimini ve üretim ilişkilerini kavrayan, burjuva toplumunun tam özüne nüfuz eden sistematik bir çalışmadır". Bu çalışma sonunda, Kapital'in ilk cildi biçiminde, ancak, romanın da belirttiği gibi, özellikle de sürgündeki yoldaşlarının Marx'ın projesinin ardındaki bilim için çok az sabır gösterdikleri belirginleşir belirginleşmez, kayda değer şekilde Marx'ın ruh sağlığı, kişisel ilişkileri ve politik hedefleri pahasına gerçekleşir. 
 
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Londra, Marx'ın günlük olarak karşılaştığı yoksullar, esnaflar, ev sahipleri ve işçilerin bekçileriyle dolup taşan, yaşayan, nefes kesici bir şehir olarak hikayenin temelini oluşturuyor. Çoğu, birini birine kışkırtan, Marx'ın sürekli tedirgin ruhsal durumu için isimsiz, salt gölgeler olarak kalır. Kapital, aynı anda birden fazla yerde olan hızlanan bir tren metaforunda, doğaya hükmetmenin ve politikadan tutun da aileye aşka kadar tüm toplumsal dokuyu devrimcileştirmenin yolunu arayan yaratıcı bir yıkım aracı olarak görünür. Yine de, en azından Marx'ın hayalinde olan, onun Öteki'sini de doğurur. Böyle bir vizyonda, Lambeth ve Doğu Yakası'nın gecekonduları, "çalışmayı durdurmayı reddeden yaşayan ölü emeğin vahşi ve işlevsiz soyuna, aklında toplumu ele geçirme araçlarının üretilmesinden başka hiçbir şey olmayan isyan gücüne,"  hayat verir. Doğal olarak, sermaye tarafından yaratılan ancak artık onun kontrolünün ötesine geçen bu proleter Canavar Westminister Sarayı'nı ateşe vermek için yürüyüşe geçer. 
 
Barker, metin boyunca Marx’ın en ünlü alıntılarından bazılarını, anakronik olarak ve yeni bağlamlarda serpiştiriyor. "Katı olan her şey buharlaşıp havaya karışıyor" sözü, Londra'nın ezilen, en eski yerleşim yeri olan Lambeth Marsh'ta gürleyen buhar makinesini gördükten sonra ortaya çıkıyor. Sabah avlanmanın, öğleden sonra balık tutmanın ve birinin hoşuna gittiği gibi satranç oynamanın pastoral görüntüsü şimdi Jenny tarafından dile getiriliyor. 
 
Arada sırada, Marx'ın fikirlerine yeni bir ivme kazandırma anlamına gelirken, tarihi kayıttan sapan bu oyuncu, "din halkın afyonudur," bir rahip tarafından dile getirildiği zamanki gibi, kaba olarak haksızlığa uğrar. Bununla birlikte, hikayenin hayal gibi karakterine, karakterlerinin etraflarında hızla değişen dünyanın anlamını kavramaya ve iç dünyalarını diğerlerine açmaya zorlayan bunaltıcı büyülü realist bir pus içinde katkıda bulunur. Çoğu kez, karakterler belirgin bir sözlü anlatımdan ziyade izlenimci eskizlere yönelen hikayeye dolambaçlı bir nitelik vererek başarısız olurlar.
 
Kendi adına, kahramana değer vermekten ziyade, Marx Geri Dönüyor kahramanı oldukça kusurlu bir karakter olarak sunar. Barker'ın Marx'ı boğazına kadar borca batmıştır, daima ruhsal çöküntü içindedir, yoldaşlarına karşı sabırsızdır, karısına sadık değildir, çoğu zaman çocuklarını ihmal eder ve sürekli olarak çıbanlarından azap çeker. Barker ayrıca, devrimci ufkun talepleri ile Jenny ve özellikle de Lenchen tarafından katlanılan karşılığı ödenmemiş ev işçiliğinin arasındaki sıkıntılı ilişkiye işaret eder. "Sevgiyi paylaşma ve karşılıklı ihtiyaçlar hesapsızdır. Marx'tan Helene'nin ücretini hesaplaması nasıl beklenebilirdi?" Barker'ın bir yerde anlamak istediği Marx vardı. Ancak, matematik ve sonsuzluğa olan saplantısının, ortak ve cinsiyetçi bir yaşam deneyimi olarak devrimci politika pratiğine en iyi ihtimalle teğet olduğu bu paradoksu bir sonuca götürmek yerine Barker'ın Marx'ı bu soruyu bir kenara koyar.
 
İronik olarak, ayrıca bu karakter kusurları, tamamen sempatik bir figür olmasa da en azından çağdaşımız gibi, bir Marx izlenimi yaratır. Yani, kapitalizmin neredeyse sınırsız ürün ve aralıksız eğlence seçenekleri yoluyla onları kısmen gidermeye söz vermesine rağmen, çoğu bugün de yaşanılan benzer baskı, bozukluk ve endişelerden acı çeken biri gibi. Kapitalizm burjuva arzusunun toprağa işlenmesidir, bir yerde bize anlatılan, yorum içerisinde kapitalizmin yirmi birinci yüzyılda ondokuzuncu yüzyılda olduğundan çok daha fazla kesin olduğudur. Karl ve Jenny, on dokuzuncu yüzyıl burjuva yaşamının sınırları içinde yer alırlar; içinde yetiştikleri toplum gözleri önünde mutasyona uğradığında, birden acı şekilde aşağıya doğru hareketliliğin farkına varan "kültür" ve eğitim insanlarıdır.
 
Marx Geri Dönüyor, sonradan biraz ilgi ve şöhret kazanmaya başlayan Londra'daki yaşlı ve hayat dolu Marx'a Paris Komünü haberlerinin ulaşmasıyla birlikte moral verici bir notla sona erer. Kitabın sonuna doğru, otuz bin komüncünün katlinden sadece birkaç gün önce, ulusal ordudan beklenen saldırıya karşı kendilerini savunmaları için Paris halkına yapılan bir çağrı ile birlikte tercih bildirilir. Avrupa tarihinde ilk işçi sınıfı hükümetinin zalimce bastırılması yirminci yüzyılın dehşetini ve yıkımını öngördü. Ancak Komünü tarihi bir Olay olarak hatırlatarak roman onu bitmemiş bir politik proje olarak sunar - Marx'ı günümüze kadar sonradan gelen işçi sınıfı militanlığına bağlayan, böylece onu bize bir muhatap olarak "geri de döndüren" bir proje. 
 
Bir noktada ümitsiz Marx, "şu anın teorisyeni olmak yerine, gelecek nesiller için Büyük Fosil Kertenkele gibi ortaya çıkarılan ve uzun zamandır geleceklerin tuhaf gözlemcisi olarak addedilen "öldükten sonra kitapları yayınlanan" bir yazar olarak sona ermenin kaderinde olduğunu düşünür. Yine de bugün Marx, antika bir düşünür olarak değil, kapitalizmin ve onun krizlerinin kalıcı bir analisti olarak gören yeni nesil aktivistlerin, akademisyenlerin ve vatandaşların incelemeci gözleriyle okunuyor.
 
1990'lar ve 2000'ler, komünizmin tarihsel zorunluluğuna ve içkinliğine güvenmeye gücümüzün yetemediğine bizi inandırdı. Aksine, şu on yıl, kapitalizm ve onu meydana getiren tahakküm ilişkilerinin insanın gelişimi ve gezegenimizin korunması için uzun vadeli geçerli bir çözüm yaratamadığını ortaya koyuyor.
 
Belki de sermaye trenin uçurumun kenarına doğru bodoslama gidişini artık durdurma zamanıdır. Ya da belki de, sonraki medeniyetler, Marx'ın zamanının Viktoryenlerinin  on dokuzuncu yüzyıl Londra'sının ilkel fabrika bacaları ve makineleri arasında soyu tükenmiş "mezozoik çağa ait kertenkeleri" yeniden canlandırdıkları zamanki gibi, farkında olmadan terk ettiklerimize hayret ederek, çok önceden yitirdiğimiz eserleri gün yüzüne çıkaracak ve sergileyecekler.
 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde