Özgürlük

VARLIĞIN DÜŞÜNCENİ BELİRLER

VARLIĞIN DÜŞÜNCENİ BELİRLER.

 

Marx, Adam Smith’i şöyle değerlendiriyor.’’O, durmadan, metaların değerinin taşıdıkları emek-zamanı ile belirlenmesini, metaların değerinin emeğin değeri olarak belirlenmesiyle karıştırmaktadır; ayrıntılara girerek toplumsal sürecin eşit olmayan emekler arasında zorla kurduğu nesnel denklemi, bireysel emeklerin öznel haklar eşitliği olduğunu sanarak her yerde tereddüde düşmektedir. EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİNE KATKI Sf.84-85

 

Bir işçinin maddi yaşam şartları nedeniyle daha kolay kavrayabileceği bu sözlerden ne anladın? Ekonomi ve politika konularına kaba da olsa temel bilgiye vakıf olma durumunda daha kolay anlaşılacaktır. Bu alıntıyı sistemlerin konunun uzmanı saydıkları kişilerin, doğru devrimci bir dünya görüşüne sahip olamadıkları durumda nasıl çuvalladıklarını ve dünya görüşünün nasıl başlangıç için basit gözüken noktalar üzerinde yükselerek kişilerin ve toplumların yaşamı haline geldiklerini ve de bir cümlenin anlamının nasıl bir dünya görüşünü kapsadığını anlatabilmek için yaptık... Üretenlerin maddi yaşam koşullarından dolayı doğasal güdü olarak kavradıkları gerçekliğin, çok uzun laflara gerek kalmadan anlatımıdır bu. Aynı bağlamıyla dünya görüşü farklılığının en özlü ifadesi. Bunun içindir ki, bir kitap dolusu cümlenin içerisindeki dünya görüşünü bir cümleyle kavrama ya da anlatma doğasal güdüsüne sahipdirler. Üretim ve yaşamın maddi koşullarından ötürü.

 

‘’ Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak, toplumsal, siyasal ve entelektüel yaşam sürecini koşullandırır.’’

 

Tarihte toplumun ve devletin bütün ilişkilerini, bütün dini ve hukuki sistemleri, ortaya atılan bütün teorik görüşleri, ancak bunlara tekabül eden çağlardaki maddi hayat koşulları anlaşılırsa ve bu birinciler, maddi koşullardan tümden gelim yoluyla çıkarılırsa, anlamak mümkündür.

 

‘’İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır.’’

 

Bu fikir o kadar yalındır ki, kafası idealist önyargılarla doldurulmamış herhangi bir kimse için apaçık bir şeydir. Ama bu, yalnızca teori için değil, pratik için de, tamamen devrimci sonuçlar verir:

 

‘’Gelişmelerinin belirli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da bunların hukuki ifadesinden başka bir şey  olmayan mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engeli haline gelirler. O zaman toplumsal devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme, kocaman üst yapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder. ...Burjuva üretim ilişkileri, toplumsal üretim sürecinin en son uzlaşmaz karşıtlıktaki biçimidir – bireysel bir karşıtlık anlamında değil, bireylerin toplumsal varlık koşullarından doğan bir karşıtlık anlamında; bununla birlikte, burjuva toplumunun bağrında gelişen üretici güçler, aynı zamanda, bu karşıtlığı çözüme bağlayacak olan maddi koşulları yaratırlar.’’

 

Demek ki, materyalist tezimizi izlemeye devam ettiğimiz ve onu bugüne uyguladığımız anda, muazzam bir devrimin, bütün çağların en büyük devriminin perspektifleri gözümüzün önünde açılmaktadır.

Ancak yakından bakıldığında, insanların bilincinin onların varlığına bağımlı olduğu ve bunun tersinin doğru olmadığı şeklindeki görünüşte bu kadar yalın bir fikir, daha ilk sonuçlarıyla, üstü en örtülü olanı dahil her türlü idealizm ile doğrudan doğruya cepheden çatışır. Bu görüş, tarihsel nitelik taşıyan bütün geleneksel ve alışılagelmiş kavramları reddeder. Bütün o geleneksel siyasal muhakeme tarzı yoktur; burjuva ulusçuluğunun savunucuları, böyle onur kırıcı bir dünya anlayışının karşısına öfke ile dikilirler. Onun için yeni görüş tarzı, yalnızca burjuvazinin temsilcilerinin değil, özgürlük, eşitlik, kardeşlik sihirli formülü ile dünyayı ayaklandırmak isteyen Fransız sosyalistlerinin kitlesi üzerinde şok tesiri yapıyor. Ama asıl küplere binen Almanya’nın kaba demokrat yaygaracıları oldu. Ama gene de bunlar, çalıntı yoluyla, yeni fikirleri, az rastlanır bir anlayış yeteneksizliği ile istismar etmeye kalkıştılar.

ENGELS. EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİNE KATKI Sf. 31/ 32/ 33

 

Varlığın düşünceni belirler denilince ne anlıyorsun? Varlık deyince, na anladın? Maddi şartlar deyince, ne anlıyorsun? İstediğini algılama özgürlüğü mü? Algılayamama durumu mu? Temel alt yapının olmaması durumu mu? Aynı kelimeleri kullanıyor’’benzer cümleleri’’kuruyor aynı şeyi anlamıyoruz.

İnsanlar yaşadıkları maddi şartların sınırına kadar düşünebilirler. Bu tarihsel olarak yaşanılan şartlar ile onu aşan düşüncenin bileşkesinide belirler. Söz konusu insanlar alemi olunca devrimci düşüncelerin yeterli olgunlukta olmadığı durumlarda maddi ortam yeterli düzeyde değiştirilp ilerletilemez. Şu veya bu nedenle, umutsuzluk, yılgınlık ve yıpranmışlıkla bütünlüklü, maddi şartlar ile düşüncenin gelişkinliği arası bileşkenin çözüme olgunlaşmadığını vb. söylemek ile devrimin doğabilimsel zorunluluğunu savunmak apayrı şeylerdir. Karıştırılamaz. Kıyaslanamaz. Pazarlık yapılamaz. Doğasal gerçeğin ta kendisidir...

 Dünya görüşün ne ise onu düşünebilir, onu yaşayabilirsin. Dünya görüşün ise diyalektik bütünü yaşadığın maddi ortam ve şartlarla koşulludur. Bunun içindir ki; dünya görüşümüzde bahsi geçen işçi sınıfının öncülüğü, üretenlerin maddi yaşam şartlarının doğal sonucu doğabilimsel diyalektik düşünebilmelerinden dolayıdır. Bazılarının algıladığı gibi moral değer, çoğunluğun gücü, lafazanlık  değil, bilimseldir. Örneğin üretmeyen maddi şartlarda olanların doğru düşünce üretmeleri de tesadüfe kalmıştır. Yaşam şartları üretim olmayanın, devrimci düşünce üretmesi de mümkün değildir.  Bu bugünkü toplumsal, sınıfsal kategorilerde ne diye adlandırıldığı ile de alakalı değildir.

 

Algılama zorlukları ve yanılgıları gibi anlatım zorlukları da anlaşabilmenin önünde engeller oluştura bilmektedir.

Marx Kugelmann’a yazdığı 28 Aralık 1862 tarihli mektubunda, kitabının okunmasındaki güçlüğü teslim etmektedir.

 ‘’Birinci fasikülde açıklayış tarzı, halkın pek anlayacağı bir tarz değildi. Bu, ya konunun soyut niteliğinden, ya buna ayrılmış olan yerin sınırlı oluşundan, ya da yapıtın güttüğü amaçtan ileri gelmekteydi. ... Bir bilimde devrim yaratmayı hedef tutan bilimsel girişimler, hiç bir zaman gerçekten halk dilinde kaleme alınamaz. ... Bununla birlikte, Alman uzmanların, nezaket gereği olsa da, yapıtımı tamamen yok saymayacaklarını bekliyorum. Üstelik hiç hoş olmayan bir başka deneyimim şudur ki, Almanya’da bu bilimle uzun zamandan beri uğraşmış olan ve özel olarak mektuplarında 1. Fasikül hakkında hayranlık gösterileriyle ve aşırı övgülerle bana hitap etmiş olan partili yoldaşlar, ulaşabildikleri dergilerde bir eleştiri yazmak için, hatta kitabın içindekiler sütununu bir yere koymak için en küçük bir davranışta bulunmamışlardır. Eğer bu parti taktiği ise, itiraf edeyim ki, bunun sırrını ben keşfedemiyorum.’’ Sf. 18

 

Gelelim ülkede kendine münhasır dünyalar kuranların’’gerçeklerine.’’

ZALİMİN ZULMÜ VARSA

Kendi dünyalarından bir soruyla başlayalım. Kim, kime çıkarı olmadan öptürüyor? Ki papaz seni çıkarı olmadan öpsün? Bazı aklı evveller gibi; papazı savunmayayım derken, devletin bekası ve sanki bağımsız yargı varmış gibi çemkirip duralım. Haklılığınızı kanıtlama gibi pis işlerinize niye bizleri, yetmedi inanmadığınız’’Allahınızı’’karıştırıyorsunuz? Neymiş? ’’ ABD nin doları varsa....’’ neleri varmış? Kendilerine uydurdukları’’Allahları?’’ Herzevat her yedikleri herze’de haklı olmaları dışında bir ihtimal varmış gibi  ‘’Allahlarını’’ karıştırıyorlar. Demek ki haklı ve adaletli olamadıklarını kendileri de biliyorlar. Yoksa insan en yüce değerim dediğini böyle beşeri olaylara karıştırır mı? Bunun gibi idealist dünya görüşlerinin en pespaye ortaya çıkışlarından birisi; ‘’kriz dış güçlerin oyunu.’’ Sanırsın kriz çıkmadan dış güçlere bağlı değildik! Dış güçlerin plan ve programlarıyla hükümet olmamışlardı. Bu bir dünya krizi değil, sadece bize karşı yapılan yaptırımlar. Uluslar arası tekellerin kendilerine uygun üst yapıyı oluşturma doğrultusunda gelişen bir yeniden yapılanma krizi değil. Bu kadar cari açığa neden olan kredileri dedelerinden alınmıştı. Kredileri alırken iyi ödeme zamanı gelince kulp, haklılık nedeni ve suçlu ara. Çocuğa anlatsan anlar. Anlamıyorlar mı? Bırakın bunları. Herkes kendi işine..! Bile bile el mahkum menfaat dünyası çıkarlarını savunuyorlar. Herkes çıkarına geleni çok iyi bildiğini ve savunduğunu sanıyor ! Gemi batarken ilk terkedenler en yakınlarındaki fareler olacak. Hepsi bu... Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkan, dünya görüşü idealizmin en pespayesi, bu dinci kapitalistlere ne anlatabilirsin? Tek belirgin özelliği belirsizlik ve söyledikleriyle yaptıkları uymayanlara ne anlatılır? Her şeyin bir kulpu ve kendilerine her zaman haklı bir neden buluyorlarsa, konuşmanın anlamı ne? Anladıkları tek dil çıkar ve güç ise, kendi uydurdukları dünyalarının içinde çıkmaza saplandılar.

 Anlaşılacağı üzere kimin haklı olduğuna dair, kimin karar vereceği konusunda sorun var. İnsanlar alemi çelişikilerin bileşkesinin hangi yönde olacağına karar verme yetkisi ile ilgili bir çok yöntem denemiştir. (1) En son gelinen nokta demokratik merkeziyetçiliktir. Reel sosyalizmlerde bir azınlığın söz karar ve yetkiyi elegeçirmesiyle ve pratikle kratokrasilere dönüşerek sonuçlanmıştır. Doğal güdü olarak çoğunluğun ezilenlerden oluştuğu bir düzende, azınlığın çoğunluğa uyması kuralı doğabilimsele de en yakın olanı savunmaktır. Lakin bu haliyle doğabilimselin savunulması demek değildir. Düşüncenin gelişkinliği insanlar aleminin istekleri ile doğanın ihtiyaç ve zorunlulukları arasında bir bileşke bulmak noktasına gelmiş ise, doğabilimsel zorunluluklarımız ile insan çoğunluğu kıyaslanamaz ve karşı karşıya getirilemez. Her ihtiyaç ve gereksinim için en doğru olacak bir doğabilimsel çözüm bulunacak geçiş süreçleri, doğayla bütünleşene kadar pratik çözümler olabilecektir. Bizim tezimiz doğrudan demokrasi yoluyla üretenlerin söz, karar ve yetki hakını gerçekleştirebilmek ve ilk defa doğayla insanın ortak bileşkesi olan doğabilimsel doğrular yönünde mücadeledir. Şimdiye kadar bulunan çözümlerin insanlar alemine kilitlenmiş olma sorununu ortadan kaldırabilmektir...

 Bunun gibi’’sol’saflarda da sıklıkla yankı bulan, sıklıkla tekrarlanan bir yanılgı’’her çeşit görüşü tolere etmek.’’ Pratik yaşamda hiç bir anlamı olmayan, sistemin sonucu olarak güçlünün dediğini kabullenmeye dönüşen bir anlamsızlık. Çünkü çelişkiler var oldukça yani yaşam bitmedikçe farklı görüşler olmak zorunluluğundadır. Meselenin temeli bu görüş farklılıklarının bileşkesinin hangi yöntemle sonuca bağlanacağıdır. Bu temel sorunun yerine farklı görüşler var ve tolere etmeyi koymak düzlem kaydırmak hokus pokusudur. Kimsenin kimseyi tolere etmediği ve kendi belirlediği sınırlar haricinde tanımadığı ve cezalandırdığı gerçeklikte tolere aldatmacası güçlüye biat etmek demektir ve doğanın gerçekliğine aykırıdır.

 

Ülkedeki yenilginin doyurucu devrimci özeleştirisi dahi yapılamadan, dünya çapında adına ‘’sosyalizm’’de denilen reel sistemlerin yıkılması yaşanmıştır. Genelde‘’sol’’a olan ‘’inanç’’ ve ‘’güven’’in yıkılmasıyla da oluşan kafa karışıkları, söyledikleriyle - yaptıkları, bulunduğu yaşam koşullarıyla- tavır ve davranışları uymayan bir tutarsızlığı da ortaya çıkarmıştır. Her biri, çelişki yumağının içerisindeki herhangi bir dayanak noktasına tutunarak haklılığını ilan eden, çelişkilerin bileşkesini ve gidiş yönünü göz ardı eden ‘’görüşler’’ ortalığı kaplamıştır. En son tahlilde idealist dünya görüşünün çeşitli varyasyonları demek olan ve bilerek bilmeyerek savunulan bu taklitlerin tüm durumlara uygun kendini yinelediği ortadadır. Düşüncenin meta haline gelişiyle kurumlaşmayı, güç olmayı vb.  doğru devrimci düşünceleri savunma mücadelesinden daha önemli sayan, hatta güçlülük yolunda dış destekte sınır tanımayan ve koymayan’’yardımlarla’’ideolojik teorik birliği olmayan kimin neyi savunduğu belirsiz ama partisi yayın organı vb. tam yapılar, örgütler ortaya çıkmıştır. Buna uygun biçimde dışarıdan adaptasyon eklemlenmeler öyle taklit noktalara varıyor ki; dışarıdan kendine uygun örnek ülke ararken, kurum aşmak adına pohpohlanan egolarla yazar kesilen bir tutarsızlık, Kore olmadı Küba aşkın adıdır gibi edebiyat parçalamaya, orada kalmayıp ‘’ ama Türkiye faşizme geçmiştir’’ gibi ‘’bu sisteme her şey denebilir, ama monokrasi desek iyi olur’’ gibi ne denildiği bilinmez halde alkış beklenmektedir. Edebiyat değil siyaset yapıldığını kim anlatacak? Mahir’ciliğine ve Devrimci Yol’culuğuna zeval gelmez bir kafa karışıklığı yaratıp, Türkiyeyi kapitalistleşme sürecini tamamlamış bir ülke olarak tahlil edenler gibi cümleler kurmaya başlamışlardır. Her gelişim gibi bir çelişkiler yumağının en azından iki yönü olacağı doğaldır. Örneğin faşizmin gelişiminin bir çok yönü gibi aşağıdan ve yukarıdan gelişim yönleri de ve bunların bütünlük ve mücadelesi halinde bulunması da doğaldır. Emperyalizmin gelinen aşamasını tahlil için kullanılan 3. Bunalım dönemi ve bu çelişki yumağının gelişim yönünün yukarıdan belirlenme biçimlerinin ağırlık kazandığının tahlil edilmesi devrimci dünya görüşü ve siyasal tespitlerinin sonucudur. Yukarıdan aşağı belirlenmesi artık faşizmin sistemlerinin üst yapı kurumlarından ve devlet vb. tarafından belirlenir hale gelmesi, faşizmin klasik dönemine ait tespitleri geliştirme ve bütünlenmesidir. Yoksa aşağıdan yukarı gelişim yönleri kesinlikle olamaz veya biçimler bizi ilgilendirmez gibi bir absürt noktaya çekilmeye çalışılması, devrimcilerin sorunu değildir. Kendini kanıtlamak uğruna devrimci düşünce ve dünya görüşüne işkence edilmemeli!   Lafı gevelemeden, aşağıdan yukarı gelişen Hitler faşizminden ve de kapitalist gelişimini tamamlamış bir ülkeden vb. mi bahsediyorsunuz? Affınıza sığınarak bizler böyle bir dünya ve ülkede yaşamıyoruz. Uluslar arası tekellerin yeniden yapılandırma çabalarının yarattığı algı yanılgılarını ve kafa karışıklığını geliştiren cümlelerle yaygınlaşmasından yana değiliz. Olayımız sömürge tipi faşizmin biçimlerinin tartışılmasıdır... Uzun lafın kısası, çelişki yumağının bileşkesi yani gidiş, gelişim yönü hakkında söyleyeceğin, değiştirebilecek bir çözümün var mı? Yoksa neden yumağın içerisinde bulunan aşamalar ve kategorilerle oyalanıp, oyalayıp özü karartıyorsun?

Şimdi kim anlatacak? Sol’da birlik aşağı sol’da birlik yukarı, Filipinleri mi örnek alsak, yoksa ? Affedersin lakin yaşamadığın şeyi’’örnek’’ almak nasıl bir anlayış? Özet bir hatırlatma sen Müslüman bir ülkede yaşıyorsun onlar anlaşma kültürü. Salt yorumlamak değil yaşarsan sana şunu anlatacak,’’komünist parti bir taslak hazırladı. Hepimiz okuduk. Diğer örgütler bazı ekler yaptık. Genelde zaten doğru olduğundan katıldık.’’ Ya sen de? Herkesin bir taslağı var ve kimse ötekininkine katılmaz. Affedersin ama HDP sol da birliği sağlayama(z)dı, yeni ve onun dışında bir birlik.... boş laf. Neden? Herkes kendinde birlik anlayışında iken, yani onda olmayanı tekrar ederken, nasıl birlik sağlayacak? Sokak sokak diyerek diğerlerinden ayrı bir şey söylediğini sananlar! Sadece HDP için soralım, sokağın alasını yaparken yetmeyen neydi? Başka konuya sıçrayıp Kürt merkezli falan filanla  laf geveleme, sokakta yapılandan söz ediyoruz! Sen onun yapamadığı neyi yapacaksın? Soru gayet açık. Sorun sadece bu olsaydı o zaten başarırdı. Kendi birliğine gelirsek; dünya görüşüne, teorik- ideolojik savunulanlara bakmadan sadece örgütlenme ile kurumlaşmayla, aynı bağlamda abilerle ablalarla işin hallolacağını sanman yeterli oluyor mu? Sorun dünya görüşü... Başka konulara atlayarak geçiştiremezsin. Bir örnek: Kriz var. Biz diyoruz ki; bu emperyalizmin yeniden yapılanma krizidir. Alt yapıyı belirleyen uluslar arası tekeller kendilerine uygun bir üst yapıyı oluşturma doğrultusunda ilerliyorlar. Bu eski yapılanmasıyla devlletin devamını mümkün olmaktan çıkardı. Devletin parçalanma görüntüsü, aslında tüm üst yapının  yeniden örgütlenmesi ile ilgili. Ekonomide belirleyici olabildiği alanların tümünü ortadan kaldırmaya yönelik bir çelişkiler yumağı bu. Gidiş yönü tekellerin kendilerine uygun devlet yapısını ve bütünlüklü üst yapıyı oluşturma yönü. Bak hükümetler merkez bankalarının bağımsızlığına dokunabiliyorlar mı? Devletin ordusu yerine özel ordular. Düşüncenin meta haline gelişiylle kanatları ve çıkarları altında yönlendirebilecekleri etnik, dinsel, ideolojik vb. geçiş sürecini tamamlamaya çalıştıkları ortadadır. Gidiş be belirgin yönü bu olan sürecin görece biraz daha uzak gelecekte ülkemizde de tamamlanacağı açıktır. Lafı gevelemeden ne diyorsun? Yoksa Liberalizm ve globalizm sonucu devletin rolünün azalarak demokratikleşmenin gelişeceği bir dünya mı bekliyorsun. Bunun için kendini sistem içine kilitlediğin halde, devrimden mi dem vuruyorsun? Maddi yaşamın sonunu belirler. Sistem içi ilişkilerle kurdukarından devrim sonucu çıkmaz. Madden seni de belirler... Yurtdışından adaptasyonla uğraşılan çözümsüzlük ile düşünceler ve filozoflar ile kimseyi yormayın. Deney birikimi sonuçlarıyla ortada.

Muhalefet diye gözükene gelirnce; CHP’in demokrasi adına atabildiği tek adımıda kim başkan olacak gibi bir menfaat savaşına heba etmesi ve Demokrasiyi devletin bekasına feda edilebilecek bir önemsizlik sanması içler acısıdır. İyice zırvalayıp, olmayan demokrasiyi, olmayan parlementoyu, olmayan bağımsızlığı, olmayan cumhuriyet ve kanunlarını vb. yaşasın yüce devletimiz diyerek Amerikaya karşı savunmaya kalkmak!? ABD devleti uluslar arası tekellerin üst kurumu mu? Yoksa burjuva devrimleri sırasında kurulan bir devlet mi? En azından özerk kararlarını alabilen bir yapı mı? Anlamadan kavramadan, devletin bekası öyle mi?  Bu da yetmez gibi ‘’sol’’ denilenlerden, meşru bir seçim sonucuymuş gibi ’’seçilmiş başkan’’ muamelesi ve terennümleriyle sistemi meşrulaştırma hayasızlıkları. Başka bir gömleği giyerken çıkardığı gömleklerin farkında olmayan bir aymazlığın eski aidiyetine gönderme yapmasının anlamı ne? Devrimci yolcu HDP li, Devrimci yolcu CHP li mi? Ya da geçmiş devrimci deney ve birikimlerden bi haber nevi şahsına münhasır devrimci yol nakaratı mı? Dünya görüşün ne ise onu yaşayabilir, onu düşüne bilirsin. Seni belirleyen; siyasal görüşlerin yani dünya görüşün ve duruşundaki tutarlılığındır. Gerisi lafı güzaf... 

 

Tükiyeli solunun genel olarak en büyük açmazlarından biri, kendi düşünür ve filozofları olmadan avrupalı düşünür ve filozofların ülke taklidi olmaya kalkmasıdır. ‘’Kürt solu’’ idaasıyla ortaya çıkan yapılar bile Türkiyenin doğru devrimci bir tahliline dayanmayan, falan ülkede ulusal sorun şöyle çözülmüşten öte düşünce üretemez durumdalar... Türkiye devrim tarihinin iki dönemecinden ilkinde dışardakilerden öğrenip ülkemiz yorumunu geliştirme çabasını başarıyla gerçekleştiren bir önderlik vardı. İkincisinde açılan aynı devrimci yolda ilerlendi. Reel sosyalizmlerin çöküşüyle çözüm ve alternatif diye üretilen  Avrupa komünizminden, Gramşi, Althuser, Poulanzas, Mandel, Mouffe vb. derken pratikte SYRİZA, PODEMOS Latin deneyleriyle tam bir yıkıma dönüşüp düşünce geliştirememe tutarsızlığına dönüştü. Kurulan cümleleri kenara bırakalım, Oui vous êtes SYRİZA! ( Evet, siz SYRIZA sınız!) (2) Geçmiş dönemlerde başarılan ülke özgülüne yönelik düşünce üretimleri, dışarıdan gelenlerin yok oluşuyla sırtlarına yüklenenler, işin kolayına kaçarak dışarının yeniden’i oluvermişlerdir. Sizlerin hiç yaşanmamış gibi yeniden denemeye kalktıklarınız yurtdışında çöktü. Birlikte çöküşlerine kadar yaşay(n)anlardan öğrenememeniz, kendi sorununuz ve sorumluluğunuz. Lakin hala yeniden abiler ablalarla ve solda birlik mi? Başkaları kendi hegemonyalarını diretiyor! O da kolay  bizim kanatlarımız altında vb. anlayışlarla gelişebilecek bir şeyin olmadığı ortadadır. Birlik olalım da, var olan kurumlar, yatırımlar ne olacak değil mi ama ? Sorunumuz yeni bir anlayışa ihtiyacın olmasıdır. Sorunumuz kendi dünya görüşümüz doğrultusunda olmayanı yaratabilmek. Yeniden değil yeni bir filozofiyle olay ve gelişimlerin çözümlemesidir. Bunun için gerekli olan devrimci deney birikimleri mevcuttur. Devrimci tahlil ve düşüncelerimizi geliştirerek dünya ve ülkemiz pratiğinde hayat bulmasını sağlamak. Ülkemizde geçmiş devrimci ders ve deney birikimlerimiz üzerinde yükselen yeniden mücadele birliğini organik canlı bir hayat haline getire bilmek. Evet görev zor ve boyumuzu aşmıştır. Lakin böyle bir yolun varlığı ve ona ulaşmak için mücadelede olduğumuz gerçeğin ta kendisidir. 

Bütün bu konularda biz yeterlimiyiz? Değil... Lakin gelişmemiz gereken yönü görecek ve savunulanlardan ayrımını kavrayacak yerdeyiz. Birlikte çabalarımızın organik kolektif mücadelede devrimci teorik - ideolojik birlik ve geçmiş devrimci ders ve deneylerin üzerinde yükselen devrimci bir hareketin oluşmasıyla son sözün söyleneceğinin bilincindeyiz. Yapabildiklerimizin yetersizliği, yapmamız gerekenlerin çokluğuna rağmen dünya dönüyor diyebilmenin bile önemli olduğu şartlarda yaşamanın eksikliği ortadadır. Bu doğrultuda doğruyu yapmaya çağırı olmaz hepimizin kendi zorunluluğu ve sorumluluğudur.  Bu doğrultuda bir mücadelede teorik- ideolojik birliğimizi geçmiş devrimci ders ve deneylerimiz üzerinde yeniden oluşturabilmek için, bunu oluşturabilmek yolunda düşünce üretiminin  maddi koşulu, özgürlüğü ve en zor olanı kendimizden özgürlüğü başarabilmek için görev başına...  Kendinden özgürlüğünü gerçekleştirebilmiş devrimciler görev başına...

BU FAŞİST ABLUKA DAĞILACAK

DOĞRUDAN DEMOKRASİ MUTLAKA KAZANACAKTIR...

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ.

 (1) ‘’Sorun insanlar aleminde bu denge ve hareket halinin zıtlar arası sorunların vs. hangi kurallar,prensipler,otorite ve sistem etrafında çözümler getirileceğidir... Timokrasi(askerler,askeri....)Kritarsi(Yargıçlar,yargı sistemine göre....)Meri tokrasi(liyakat ve kıdem üsülüne göre....)Teokrasi(dini ve din adamları esasına göre....)Logokrasi(kurallara göre....)Etnokrasi(milliyete göre....) Plütokrasi(zenginlere ve zenginliğe göre....)Kleptokrasi(çalma ve hırsızlık esasına göre....) vb.gerisini sen say...Derken günümüze doğru,başlangıçta Aristo gibiler tarafından ayak takımı sistemi diye hor görülen, Oklokrasi=Οχλοκρατια(ayak takımı devleti...)Ya da Mobokrasi (kuru kalabalıkların,zümre ve çevrelerin devleti....)diye eleştirilen,pek rabet de görmeyen Demokrasinin yeniden keşfi..! Kratokrasi/ Devlet sistemi.(Devletçilik/Kratos/ Devlet.) Soruya aranan cevapların yenilik cilası altında temcit pilavı gibi tekrar tekrar öne sürülmesi dışında Pratikte yaşanan deneylerin sonucu,hangi referansla iktidar olunursa olunsun güç ve iktidarı ele geçirenlerin, genelde bir otoriteye ve de diktaya dönüşümün gelişmesidir...‘‘ ÖZGÜRLÜK DERGİSİ / SİSTEM-OTORİTE-BELİRLENME…Yazısı

(2) Bir gün Yunanlıların SYRIZA’’fiyasko veya başarısızlığını’’ dahi sizin görmediğiniz gibi görebildiklerini anladığınızda siz SYRIZA sınız ! Çünkü ancak o zaman, okumakla öğrendiğini yaşayıp eğitilmekle bütünleştirirsin!

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

Error: No articles to display

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde