Özgürlük

EGEMENLERİN KRİZİ...

Egemenlerin Krizi 

 

"Devlet derim ona, herkesin ağı[zehir] içtiği yere, iyilerin ve kötülerin; devlet, herkesin kendini yitirdiği yer, iyilerin ve kötülerin: devlet, herkesin ağır ağır kendi canına kıymasına "hayat" denen yer." Nietzche

 

 

 

Egemenlerin Türkiye'ye ilişkin yönetememe krizi 7 Haziran seçimlerinin sonucuyla birlikte tamamen kendi yasa ve hukukunu tanımama adıyla fütursuz bir şekilde ayyuka çıktı. Muhaliflere karşı OHAL/KHK adıyla tutuklama, sindirme , işten atma gibi uygulamalar toplumu tamamen baskı altına alma operasyonları bir anlamda başarılı oldu diyebiliriz. 24 Haziran 2018 seçim sonuçları bu koşullar altında ortaya çıktı. Bu durumu engellemeye yönelik burjuva partilerinden "Millet İttifakı" gibi oluşumlar,  sol demokratik çevrelerden HDP, Haziran Hareketi gibi birliktelikler, dayatma usulü siyaset tarzı, yukarılardan bir takım konuları belirleme, aşağıdan yukarı dinamikleri dikkate almama gibi yaklaşımlar sonucunda başarı gösterememe ve dağılma zaafiyeti göstermiştir. Herkesin kendi kanatları altında bir birlik istediği ve dayattığı ortamda kitlelerde oluşan dayanışma, birleşme ve direnme eğilimlerine en önemlisi demokrasi taleplerine cevap verilebilir mi? 

 

Tüm bu olan bitenlere karşı son günlerde hararetli bir ABD-Türkiye eksenli Rahip sorunu adı altında ekonomik bir kriz ortaya çıktı. Bu konuda ekonomiye ilişkin hatırı sayılır bir çok ekonomist yazdı çizdi. Ama sorun sadece basit bir ekonomik kriz değildi, aynı zamanda egemenlerin yönetememe krizi de söz konusudur. Sürekli baskı, tehdit, şantaj ve tutuklamalarla bastırılmaya çalışılan muhalefet sindirilmişti. Ancak bu durum başta emperyalist ABD olmak üzere diğer küresel güçleri rahatsız etmekteydi. Bu kadar baskıya karşı onların bile engel olamayacakları istenmeyen gelişmeler yaşanabilirdi. Türkiye'nin daha iyi kontrolüne yönelik baskı uluslar arası tekellerin sözcüsü Donald Trump'tan geldi ve onun yaptırımları aslında bundan kaynaklanmaktadır. ABD için ekonomi ve dış politikada itaat ve IMF'nin kabul edilmesi gibi konular bile eskiye dönüşü kolayca sağlayabilir. Aynı zamanda Eylül sonunda yapılacak Merkel ,Erdoğan görüşmesi de temel ekonomik gerçekliklerin hatırlatması olacaktır. Erdoğan'ın bunları görmemesi ve duymaması durumunda iktidarında büyük sorunlar yaşayacağı aşikar. Ülkeyi ekonomik istikrara kavuşturmak için yaptığı döviz bozdurma çağrısı gibi bu da büyük bir çaresizliğin işaretidir.

 

Tüm bu gelişmeler Diktatör Erdoğan ve AKP iktidarının hemen ters yüz edileceği anlamına gelmiyor. Amerika'nın bu yaptırım ve uygulamaları farklı sonuçlar da verebilir. Diktatöre verilen destekte şu haliyle bir düşüş görünmüyor. İran, Venezuela ve Rusya'da aksi sonuçlar ortaya çıkmasına yol açtı.Uluslar arası tekelerin mutlak hakimiyetinde‘‘Serbest piyasa‘‘dedikleri  ekonomilerinde kâr garantisi yani "güven" çok önemlidir. Sermaye keyfi müdahaleler olmadan serbestçe hareket etmek ister. Merkez Bankası'na tavır, ABD'yle sürtüşme ve buna karşılık dolarla borçlanma tüm bunlar güvensiz bir ortam yaratabilir. AKP 2001 krizinin ardından iktidara tam yükselmekte olan bir dalganın üzerinde geldi. Kemal Derviş'in IMF ile imzaladığı "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" yürürlükteydi. ABD'de o dönem faizler düşük seyrediyor, yatırımcılar paralarını Türkiye gibi ülkelere yöneltiyordu. AB ile üyelik müzakerelerinin 2004'te başlaması da iyiye işaretti. O zamanlar memlekete demokrasi gelecekti. Vadedilen oydu. O yıl büyüme oranı yüzde 9,4 olarak kayda geçti. Küresel krizin baş gösterdiği 2008'e kadar da dikkat çekici büyüme rakamları yakalandı. Yabancı sermayenin dönmesi için yine ABD'de faizlerin sıkı tutulduğu 2010'u beklemek gerekti. Anlayacağınız Türkiye ekonomisi hem faiz baskısından uzak, hem de döviz bolluğu içinde yıllar geçirdi. Ta ki 2013'e kadar…2013'te yükselen doları ve başlayan krizi, Gezi direnişi anlatmaya çalıştı. Bu konuda da bir hayli başarılı olduğu söylenebilir. Normalde 2013 sonrasında ise ABD ve AB'de önce parasal genişlemenin azaltılacağı, sonra duracağı ve hatta parasal daralma dönemine girileceği ve buna ek olarak da faiz artışına gidileceği ilan edildi. Yani, Türkiye gibi ülkeler için 2002-2013 arasında kendi değimleriyle, ‘‘neoliberal‘‘ popülist birikim rejimlerin kurulmasını mümkün kılan maddi zemin ortadan kalktı. Bunun sonuçlarını, 2013 sonrasında ekonomi politikasının kilitlenmesiydi. Bu ayni zamanda Diktatör ve Merkez Bankası'nın  açık bir şekilde tartışmaya başladığı döneme tekabül eder. Bu tartışmalarla birlikte dolar ve euro yükselişe geçerken aynı zamanda yavaş yavaş darbe, OHAL ve KHK'lar gelmeye başladı. Bu aynı zamanda tekellerin Türkiye ekonomisi ve yatırımlara ilişkin bir güven bunalımı yaşamalarına gerekçedir. Tekeller için siyasal alanla birlikte, bağımsız bir Merkez Bankası'nın önemi, devletin ekonomik alandan uzaklaştırılması anlamında büyüktür. Bu durum apaçık ortadayken sonrasında Papaz krizi çıktı. Durum belli bir siyasi ve ekonomik bir krizdir. ABD Başkanı Trump'ın eli daha kuvvetliydi. Bakanlara ülkeye giriş yasağından vergi artırımına ve hatta Türkiye'nin de proje ortağı olduğu F-35'lerin teslimatını durdurmaya kadar varan yaptırımlarla birlikte alevler büyüdükçe büyüdü tüm bu gelişmeler bile başlı başına durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Küresel güçler Türkiye'nin bir an önce ilişkilerini“normale“döndürmesi konusunda baskı yapıyorlar. ABD ile böylesi bir sürtüşme iktidarın işlerini daha da zorlaştırıyor. Boykot vs gibi uygulamalarda Türkiye'nin etkili olabilmesinin hiç bir şansı yok. Çünkü Türkiye ABD'nin en önemli 15 ticari ortaklarından biri bile değil. Bu anlamda boykot gibi uygulamaların ABD ekonomisine etki yapması mümkün değildir.

 

Milliyetçi ve dinsel retorik seçimlerin alınmasında Cuhmur ittifakının yolunu açtı. Ne var ki, Diktatörden ve sisteminden duyulan rahatsızlık gelecek felaketin habercisidir. Bunun için de Erdoğan, Merkel ve Macron'a sarılacaktır. Bu gelişmeler yaşanırken Diktatör içeride iktidarını geliştirmeye ve güçlendirmeye çalışırken, dış politikada bir o yana bir bu yana sallanmaya çalışırken duvara toslamaması mümkün değilmiş gibi gözüküyor. Unutmamak gerekiyor ki, ne olursa olsun Diktatörlerin de belli bir döneme kadar kullanılma süresi vardır.

 Bütün bunlara rağmen sorulması gereken: Özgür ve demokratik bir Türkiye nasıl yaratılabilir? Buna da gelecek bir yazıyla cevap arayalım.

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

Error: No articles to display

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde