Özgürlük

CESUR OLMA ZAMANI

 
 
MATHIEU DESAN / MICHAEL A. MCCARTHY
 
(Ç.N. Genelde göz ardı ettiğimiz bir şey var. Bu dünyada biz radikallere vazgeçilmezlerimiz nelerdir diye sorsalar, çoğunluğumuz toplumsal olarak devrim, sosyalizm vb. der. Bireysel ya da duygusal olarak büyük çoğunluk aşk der. Radikal solcu olmayanlara sorsanız, çoğunluğu para ya da statü veya güç ve de benzer şeyler söylerler. Oysa tüm bunların üstünde ve tüm bunlardan öte bir olmazsa olmaz, unutturulan, üstü örtülen, farkına varılmasına izin verilmeyen ve de farkına varılamayan bir olgu var. "Su gibi aziz, ekmek kadar mübarek, hava kadar lazım" bir olgu: ÖZGÜRLÜK. O olmadan ne sosyalizme ne de demokrasiye ulaşılabilir. Nihayetinde özgürlük yolunda ilerlemek için Türkiye'deki ezilenlerin geçmişin deneyimleri ışığında tartışmaları gereken: "Reform mu, devrim mi?" ikilemidir. Kavramsal tartışma kısırlığının yaşandığı ülkemizde bu gibi konuları masaya yatırmak bizi halkların doğrudan demokrasiye ve özgürlüğe ulaşması yolunda geliştirir. Kişilerle uğraşmak ise bizi köreltir. Sistemin istediği de zaten budur. Kavramsal düşünmemizi engelleyip bize sadece kişileri/görüntüleri tartıştırmak. Aksi halde sistemin özü bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir. Umarız bu çeviri ve yazılarımız özü gözler önüne sermede katkı sağlar.)
 
Sosyalizm parlak bir an yaşıyor. Azınlıktan çok çoğunluk için bir toplumun neye benzeyeceğinin cesur, dönüştürücü bir vizyonunu zorlama şansına sahiptir.
 
Marx'ın Almanya'nın Trier kentindeki doğumunun 200. yıldönümünde Karl Marx'lı yaya trafiği lambası. Thomas Lohnes / Getty Images
 
Alexandria Ocasio-Cortez'den tutun da Cynthia Nixon'a kadar, düzen politikalarına karşı çarpışan pek çok son dönem adayı eski bir düşünceye, demokratik sosyalizme yeni bir soluk getirdi. Fakat birileri kendilerini demokratik bir sosyalist olarak ilan ettiğinde, ne demek istiyor? Neyi kastediyor? Ve kapitalizme karşı bir alternatife sahip olunca ne yapmalı?
 
Sosyalistler seçimler için adaylıklarını koydukça ya da ilericileri desteklemeyi düşündükçe, olası gizli tuzaklarla karşı karşıya kalıyorlar - en önemlisi, seçim çalışmaları derinleştikçe, sosyalizm görüşü yumuşama hatta bakış açısından uzaklaşma riski oluşturuyor. Seçim işi önemlidir, ancak sosyalistler olarak politik bağımsızlığımız, sosyalizme olan sadakatimize bağlıdır.
 
SOSYALİZME KARŞI KAPİTALİZM
 
Niçin demokratik sosyalizm hakkında konuşmak gerekirse, önce kapitalizmde neyin yanlış olduğunu ve sosyalist bir alternatifin neye benzeyeceğini konuşmalıyız.
 
Kapitalizm, günümüzde insan ıstırabının başlıca kaynağı ve en kötü insan davranışlarını teşvik eden bir sistemdir. Sosyalistler, bir toplumun ana kaynakları özel sektör tarafından üretildiği ve dağıtıldığı zaman sömürü, fırsat eşitsizlikleri ve egoist davranışların meydana geldiğine inanırlar.
 
Birincisi, işçiler ve işverenler arasındaki sömürücü ilişki kapitalizmin temel özelliğidir. Az sayıda insan toplumun üretken varlıklarına sahip olduğu için çoğu insan çalışmak için iş arayıp bulmak zorundadır. Bu işten üretilen zenginlik, işçiler üretse de sermayenin sahiplerine akar. Sendika temsilciliği ve maaş harici güzel yan ödemeler olsa bile, bu her işveren-işçi ilişkisinde geçerlidir.
 
İkincisi, kapitalizm içerisinde insanların hayatta ne kadar başarılı olacakları doğuştan epeyce etkilenir. Varlıklı ailelerde doğan çocuklar yetişkin olarak varlıklı kalmaya devam ederler. Yoksul ve işçi sınıfına mensup ailelerde doğan çocuklar çok yüksek tepelere tırmanmak zorundadırlar ve hayatlarının geleceğinde ise büyük ihtimalle işçi ve yoksul olmak vardır.
 
Başka bir deyişle kapitalizm, fırsat eşitsizlikleri üzerine kurulmuş bir sistemdir. Ve bu eşitsizlikleri onun yaşaması için gerekli olan kandır.
 
Zenginler tarafından işe alınmaya ihtiyacı olan devasa sayıdaki insan her nesilde yeniden üretilir. Onlar olmasaydı şirketler kimseyi sömüremezdi. Bazı çalışanlar merdivenleri tırmanabilir, müdür olabilir ya da belki bir gün kendi işini kurabilirken, bir bütün olarak işçi sınıfı kapitalizm altında kolektif devinimi asla elde edemez. İşçiler, kapitalizm içinde toplu ve sürekli olarak özgür değildirler.
 
Son olarak, kapitalizm işbirliği yerine çatışmayı, dayanışma yerine rekabeti üretir. İş için rekabet ederiz. Terfi için işte rekabet ederiz ve en çok ödüllendirilenler, herkesi değil kendini düşünenlerdir. Uzak ülkelerdeki işçiler ve çaresizce ülkemize girmeye çalışan göçmen işçiler ile rekabet ederiz. Ve sınıflar, ırklar ve cinsiyetler olarak rekabet ederiz.
 
Bu çatışma tamamen eşit olmayan şartların olduğu bir oyun alanı üzerinde kurgulanır; nadiren de olsa kazananlar layık oldukları için kazanır. Topluluklarında, ilişkilerinde, ailelerinde ve derneklerinde dayanışma aramayı sürdüren bu insanlar kapitalizm hakkında bir şeyden ziyade insanların temel ahlakını daha çok dile getirirler.
 
UFUKTAKİ SOSYALİZM
 
Neal Meyer, yakın zaman önce Jacobin için bir makalede demokratik sosyalizmi tanımladı: "herkesin gıda, sağlık bakım, iyi bir ev, zengin içerikli bir eğitim ve iyi maaşlı sendikalı bir iş hakkının olduğu bir dünya inşa etmek istiyoruz."
 
"İnsanların zengin ve yaratıcı bir yaşam sürmeleri ve gerçekten özgür olmaları için bu tür bir ekonomik güvenliğin gerekli olduğunu düşünüyoruz. ”
 
Bu tanım, kısa süre önce Alexandria Ocasio-Cortez tarafından Stephen Colbert’in The Late Show programında yankılandı:
 
"Modern, ahlaki ve varlıklı bir toplumda, Amerika'da hiç kimsenin yaşamak için çok fakir olmaması gerektiğine inanıyorum. Yani bunun anlamı, sağlık hizmetleri herkesin hakkıdır. Bu, her çocuğun, nerede doğmuş olursa olsun, kendi tercih ettiği üniversite ya da meslek okuluna erişime sahip olması anlamına gelir. Ve, anlarsın ya, insanların ev ve yiyecek sahibi olmasına olanak sağlamak ve ABD'de onurlu bir yaşam sürmelerine öncülük etmek için kamu yapılarına ve kamu politikalarına sahip olabilirsek sanırım hiç kimse evsiz kalmaz."

Bu reformlar kapitalizmde karşılaştığımız sefalete karşı koymak için çok önemli olmakla birlikte, sosyalizmi refah liberalizmi veya sosyal demokrasi ile eşitleme riskini de taşıyor. Ama bu şeyler aynı değil.

Sosyalizmin ne olduğu hakkında daha iyi bir fikir edinmek için, iki ayrı soruyu ele almamız gerekiyor. Birincisi, iyi bir toplumu yükseltecek olan ilke ve değerler nelerdir? Ve ikincisi, bu değerleri yükseltmek için en uygun olan kurum ve sosyal düzenleme türleri nelerdir?

Birincisi fırsat eşitliği ilkesidir. Hayattaki şanslar ve gelişebilme yeteneği herkese eşit olarak sunulmalıdır. Kapitalizm şartları içerisinde doğum, şans ya da bazı diğer doğuştan gelen nitelikler  -birinin kendi çabası değil- insanların hayatta ne kadar başarılı olacaklarını belirleme eğilimindedirler. Çoğu şeyin, hatta gıda, barınak, sağlık ve emeklilik gibi en temel ihtiyaçların dağıtımı insanların ödeyebilmesine bağlıdır.

Ancak sosyalistler, bu koşullar ne olursa olsun herkesin gelişmeyi hak ettiğine inanırlar. Mallar ihtiyaca göre dağıtılmalı, ödeme gücüne göre değil.

İkincisi, dayanışma ilkesi. Sosyalistler, insanların birbirlerini önemsemesi ve birbirleriyle ilgilenmesi gerektiğine inanırlar. Öte yandan kapitalist piyasalar bölerler. Dayanışma ilkesinin iyi bir toplumun özünde olması gerektiğini düşünüyoruz. Kurtuluşun sosyalist bakış açısı, geleneklerimizin birbirimizi önemseme ve birbirimizle ilgilenmede bize yardımcı olduğu yerdir.
 
Bunlar, topluma daha geniş bir şekilde rehberlik etmesi gereken temel ilkelerdir - insanlar hedeflerini ve hayallerini gerçekleştirmede eşit şansa sahip olmalılar ve birbirimizi önemsemeliyiz. Bu anlamda sosyalizm sonuçlarla ilgilidir. Kapitalizm sadece bu sonuçları üretmekte başarısız olmakla kalmaz ayrıca onların önündeki en büyük engeldir.
 
Kapitalizmde ekonomik güç politik güçten ayrılmış görünür. Üretici güçlere sahip olmanın getirdiği ekonomik güç, kapitalistlerin işçilerin ücretlerini mümkün olduğu kadar düşük tutarken zengin olmalarına, toplumun geri kalanının herhangi bir demokratik katılımı olmaksızın ne üretileceğine karar vermelerine, ürünlerinin zararlı yönlerini gizlemelerine ve iş yapmanın zararlı maliyetlerini ("negatif dışsallıklar") geri kalanımızın üzerine yıkmalarına olanak tanır. Kapitalistler tüm bunların meşru olduğunu söylerler, çünkü "onların mülkiyeti".
 
Sosyalizm bu gücü toplumsallaştırmayı amaçlar. Kapitalistler, tüm bu gücü ellerinde tutamamalı ve tüm topluma etki edememelidir - bu demokratik ve adil değildir.
 
Ancak sosyalistler sadece özel mülkiyeti devlet mülkiyeti ile değiştirmek istemezler. Nasıl ki, kapitalistlerin ekonomik kaynaklar üzerinde orantısız kontrole sahip olması gerektiğine inanmıyorsak, aynı şekilde, "tepeden inme sosyalizm" yoluyla hesap sorulamaz memur ve bürokratların yatırım ve üretimi kontrol etme gücüne sahip olmaları gerektiğini de düşünmüyoruz. Bazı durumlarda, eski Sovyetler Birliği gibi, böyle bir sistemin başarısızlıkları bizzat kapitalizminkiler kadar nettir.
 
Sosyalizmin temel amacı, sadece endüstrinin kontrolünü ele geçiren devlet değil, aynı zamanda geniş halk kitlelerini -işyerlerinde, topluluklarında, evlerinde, okullarında, siyasetlerinde- toplumun sürücü koltuğunda olmaları için güçlendirmektir.
 
Yüksek düzeydeki devlet mülkiyetinin siyasi demokrasi ve yüksek bir yaşam standardıyla birleştirildiği Kuzey ülkelerinde bile, sosyalizm uzun bir yoldur. İnsanların hayatlarını maddi olarak daha iyi hale getirmek yeterli değildir. İşçiler için sendika temsilciliği kurmak yeterli değildir. Bu değişiklikler memnuniyetle karşılanacaktır, ancak sosyalizm bunların çok ötesindedir.
 
O ZAMAN, SOSYALİZM NEDİR?
 
Öyleyse, Norveç gibi sosyal demokrat ülkeler sosyalist değilse sosyalizm nedir?
 
Sosyalizme doğru ilerlemek, kapitalistlerin ekonomik gücünü, halkın toplumsal gücüne tabi kılmayı gerektirir. Fakat bunun tam olarak gerçekleşmesi kapitalistlerden tamamen kurtulmakla mümkündür. Sadece kitlesel kamu uygulamalarına yönelik özel kararlar halkın kontrolüne tabi olduğunda demokratik bir topluma sahip olacağız.
 
Bu demokratikleşme birtakım somut kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilebilir: halk tabanına dayanan devlet planlama kurumları, işçi kooperatifleri, katılımcı kurullar. Fakat asıl önemli olan, halkın toplumun zenginlikleri üzerinde sadece resmi değil gerçek bir demokratik kontrolünün olmasıdır.
 
Sosyalizme yönelik vizyonumuzda şuna yer yoktur: kar biriktirme amacıyla üretim, ana üretken varlıkların özel mülkiyeti, çoğu kişinin hayatta kalabilmek için emek güçlerini sattıkları iş gücü piyasaları ve halkın iradesine duyarsız devletler.
 
Sadece bu koşullar altında fırsat eşitliği ve dayanışmayı teşvik edecek ve yeniden üretecek somut sosyalist kurumları kurmaya başlayabiliriz.
 
BİR SOSYALİST OLMAK
 
Sosyalist bakış açısı, bu uzun vadeli vizyon ile tanımlanmaktadır. Fakat bu vizyon, siyasetin pratik talepleri ile nasıl bağlantılı olmalıdır? Pratiğimizi nasıl belirlemelidir?
 
Yeni bir fırsatın eşiğindeyiz, ancak bir sosyalist olmak, gereğinden çok oportünist olmak ve ilkelerimizi unutmak arasındaki ince çizgide yürümeyi ve yeni yollar açan deneyimlere izin vermeyeceğimiz kadar sert olmayı gerektirir.
 
Sosyalist tarihin kaba bir tercümesi hareketi reformcu ve devrimci eğilimlere ayırır. Reformcular iddia edildiğine göre, politikaların gündelik pratiğine daha iyi uyum sağlamak için sosyalist doktrinin revize edilmesini savunurlarken, devrimciler, sosyalist teori ve pratiği yumuşatmayı reddederek, kapitalizme karşı radikal alternatif vizyonlarını savunan sosyalist pratiği bastırdılar.
 
Fakat demokratik sosyalist gelenek, bu ikiliği her zaman reddetmiştir. Reform ve devrim el ele gider. Herkese Sağlık Sigortası gibi geniş çaplı mücadelelerde sosyalist liderlik, nihayetinde sosyalist amaçların desteklenmesine öncülük ederek, halkın neyin politik olarak mümkün olduğuna dair algı ve bilincini dönüştürebilir. Dahası, reformlar işçi sınıfının savaşma kapasitesini oluşturabilir, kapitalizmin adalet, eşitlik ve dayanışma anlayışımızı tatmin etme ve daha radikal taleplerin yolunu açabilme sınırlarını açığa çıkarabilir. Reformlar insanların yaşamlarını iyileştirmekten daha fazlasını yapabilir - devrime yol açabilirler.
 
Sosyalizm için mücadele hem seçimlere katılmayı hem de kitlesel bir hareket inşa etmeyi gerektirir. Sosyalistleri seçmek, sosyalist fikirleri yaygınlaştıracak, işçi yanlısı bir yasal gündemi öne çıkaracak ve sosyalist yönetim şekli için paha biçilmez bir deneyim sunacaktır. Ancak hem sosyalist politikacıları hesap verebilir hale getirmek hem de en ılımlı reform gündeminin bile karşısında olan kapitalist gericiliğe karşı harekete geçmek için bir taban/halk hareketi de gereklidir.
 
Seçim politikalarına katılmayı reddetmek sosyalistleri marjinalliğe mahkum ediyor. Ancak, taban hareketlerinin ihmal edilmesi, sosyalist hükümetlerin anti-demokratik kapitalist yıkımın üstesinden gelmek için çoğunlukla güçsüz oldukları anlamına geldi. Geçmişte olduğu gibi bugün de demokratik sosyalistler, hem devrimsiz devrimciler, hem de reformsuz reformcular haline gelmekten, her iki tuzaktan da kaçınmak zorundalar.
 
Reformları ve seçim çabalarını takip eden sosyalistler, diğer ilerici güçlerle geniş ittifak içinde çalışacaklar. Ayrıca bu tür ittifaklara ihtiyacın farkına varmak bir şeydir ve bir diğeri de onlara sosyalist katılımın alacağı belirli bir şekli göz önünde bulundurmaktır. Söz konusu olan, 2016'dan beri ilerici politikaların yeniden geniş çaplı dirilişi içerisindeki yerimiz üzerine nasıl düşündüğümüz.

Özellikle sosyalistler ve Amerika'nın Demokratik Sosyalistleri (DSA), bu yeniden dirilmede tek oyuncu değillerdi. Devrimimiz, Adalet Demokratları ve Yepyeni Kongre gibi örgütlenmeler Demokrat Parti'yi sola itmek için Sanders kampanyasının enerjisinden yararlandılar. Gerçekten de, DSA'nın bir üyesi olmasına rağmen, Ocasio-Cortez geçtiğimiz günlerde, adaylığını koymak için onu ciddi olarak ilk destekleyenlerden olan Adalet Demokratları ve Yepyeni Kongre'ye başarısında çok daha fazla yer verdi.

Sosyalistler, bu örgütlenmelerin bir sol seçim rejiminde oynadıkları hayati rolü memnuniyetle karşılamalıdırlar. Fakat sosyalistleri ilerici soldaki diğer güçlerden ayıran şey nedir?

Cevap, elbette, sosyalizm vizyonumuzdur.

Bu vizyon, sosyalist stratejiye tutarlılık ve amaç kazandırır. Sadece zalim ve merhameti olmayan bir dünyada yapabildiğimiz kadar bir parça insanlığı yerine getirmek istemiyoruz aynı zamanda topluma hükmeden sınıf iktidar ilişkilerini de dönüştürmek istiyoruz. 

Sosyalistler, ilerici değişim için seçim kampanyalarında iyi niyet elçileri olmalıdır. Ancak bizim rolümüz onları sınırlarının ötesine zorlamak ve daha temel toplumsal dönüşüm için kendimizi ortaya koymaktır. Soru, bağımsız kimliğimiz korurken etkili olarak nasıl güç birliklerine katılacağımız. Sonuç olarak arka planda bu kimlik ve vizyon olmadan sosyalist olmak niçin tedirgin etsin?

Tarihsel olarak, sosyalizmin politik profili büyüdükçe, dolayısıyla özümsenme tehlikesi de etkisinin kademeli olarak azalması üzerine şekilsiz bir "ilericiliğe" dönüştü. Sosyalistler, kendiliğinden sosyalist politikaların tasdikine doğru yakında olan solcu politik değişim tarafından sunulan fırsatı yanlış anlayarak şeytana uymaktan kaçınmalıdır. Sosyalistler olarak öncelikli amacımız, bunu ya da şunu veya ilerici reformları ya da adayları zorlamak değil, sosyalizm için bir hareket inşa etmektir. Bizi sosyalist yapan şey, sadece bu tür reform ve adaylara destek olmak değildir. Daha ziyade, onları destekliyoruz çünkü bizler sosyalistiz.

Bizim gücümüz bu nedenle önemli olsalar da yasama ya da seçim zaferleri ile değil fakat onları gelecek vizyonumuza bağlayarak bunları sosyalist bir anlam ile aşılama kabiliyetimiz ile ölçülür. Siyasi ibreyi sola doğru döndürmek yeterli değildir; mesele kapitalizmi aşmak için etkili şekilde kendini ortaya koymada bunu kullanmaktır.

ADI NE OLURSA OLSUN

.İşte bu yüzden, ne istediğimiz ve kim olduğumuz hakkında açık olmak sosyalistler için çok önemlidir. Uzun vadeli vizyonumuz bizi diğer ilerici güçlerden ayıran şeydir. Hareketlere veya kampanyalara sosyalist olarak açıkça katılmalıyız. Bu makyaj değil, ancak stratejik bir düşüncedir. Politik kimliğimizi siyasi çıkarlar doğrultusunda yumuşatırsak, zaferlerimiz artık bizim haline gelmezler ve kendi amacımızın altını oymuş oluruz.
 
Bu nedenle, “sosyalist” etikette ısrar etmek ve onunla ne demek istediğimizi tanımlamak ıvır zıvır bir konu değildir. Sosyalizmin, Amerikan siyasetinde meşru bir duruş olarak, özellikle de genç insanlar arasında, olağanüstü şekilde eski haline döndürülmesi, on yıllardır sosyalist hareketin en önemli gelişmelerinden biridir. Bu zamana dek kavramın büyüklüğü, politik kimliğimizi meşrulaştırmaya ve daha fazla insanı sosyalist fikirlerle temasa sokmaya yardımcı olduğu için bir değere sahip olmuştur.

Sosyalizmin popülaritesi büyüdükçe, onu başaşağı etmemeliyiz. Liberaller bunu bizim yerimize zaten yapıyorlar. Orta yolcu sefiller sosyalistlere kızıl damgası vurmaya devam edecek olsalar da, daha ileri görüşlü liberaller sosyalizmin popülaritesinden faydalanmaya çalışacaklardır. 

Özellikle de  Ocasio-Cortez'in birinci derecede düzeni alt üst etmesinden beri, liberallerin, bir yandan sosyalizmin özel çekiciliğini önemsiz gibi gösterirken ve tercih öncelikli liberalizm markalarından neredeyse ayırt edilemez olan "demokratik sosyalizm" kavramını yeniden tanımlarken, diğer taraftan Demokratik Parti'nin geleceği olarak onu yukarıya kaldıran el sallayışlarını gördük. Bu artan etkimizi gösterir, ancak aynı zamanda işbirliği riskini de beraberinde getirir. Sosyalistler olarak, Demokratları sola zorlarken sosyalizmin içini boşaltmamalıyız.
 
Şu an çok heyecan verici, ancak sosyalistler arkamızı çok zor sıvazlamamalılar. Sosyalizm politik sağduyuya dönüştüğünde, üye kayıtları ve oy sayıları sosyalist fikirlerin ilerlemesinin daha az itimat edilen ölçüleri haline gelir. Liberaller, pek çok kendini "sosyalist" olarak tanımlayanların kendilerinden olduğunu iddia etmeye çalışacaklar. Bu nedenle eğer sosyalistler inisiyatifi elden bırakmak istemiyorlarsa onları liberallerden ayıran şeyler konusunda net olmalıdırlar.
 
İnsanlar "sosyalizm" ile neyi kast ederlerse etsinler, onun yeni keşfedilmiş popüleritesi muazzam bir fırsattır. Fakat demokratik sosyalizm sorusu her zamanki gibi yerinde duruyor: Liberalizmin ileri bir kanadı ile mi yetinmeliyiz ya da daha fazlası mı olmalıyız? Sosyalist hareketler tarihsel olarak kendi başarılarının kurbanı haline gelmiştir: gücümüz arttıkça, kısa vadeli kazanımlar için uzun vadeli vizyonu feda etme eğilimindeyizdir. İvmemiz üzerine ekleme yaparak geliştirmenin bir parçası olarak sosyalistler, daha geniş çaplı ilerlemeci bir eko sistemde sosyalistler olarak rolümüzün ne olduğunu dikkate almalıdırlar. Bizler sadece çeşitli ilerici gayelerin hücum kıtaları mıyız? İlerici adayların, hatta sosyalist olmayanların bir propaganda ordusu muyuz? Kim kimi örgütlüyor?
 
Sosyalistlerin mücadelesi, her zaman, total dönüşüme olan bağlılığımız ile pratik politikaların gereklilikleri arasındaki gerginlikte yaşamaktaydı. Fakat sosyalistler olarak kimliğimiz, sonunda uzun vadeli sosyalizm vizyonumuza sarılıyor. O bizi tanımlayan şeydir ve mümkün olanın sınırlarını değiştiren sürekli daha cesur talepleri zorlama kabiliyetimize güç verendir. Yakın zamanki başarılarımız büyüme için yeni fırsatlar getirdi. Onlardan faydalandıkça, bu vizyonda ısrar etmeliyiz. Sonuçta, onsuz biz neyiz?
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
(ÖZGÜRLÜK)
 

 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ