Özgürlük

DEMOKRATİK SOSYALİZM DEMOKRASİ İLE İLGİLİDİR

 
 
SHAWN GUDE

(Ç.N.: Tüm bu çabalar ve girişimler ışığında seçmemiz gereken yolu bulmada kendimize sormamız gereken sorular var: Nasıl bir demokrasi savunuyoruz? Radikal reformlar mı yoksa devrim mi istiyoruz? Batı'daki geçmişin deneyimlerinin izinden giderek uygulanacak reformlar -İsveç'teki Rehn-Meidner Modeli gibi- toplumsal değişimi ezilen sınıfların lehinde değiştirebilir mi? Yoksa tüm bu reformlar tam tersine ölüm döşeğindeki kapitalizme hayat öpücüğü mü verir? Biçimsel demokrasi-birey mi, yoksa gerçek demokrasi-toplum mu? Kimlik mücadelesi mi, sınıf mücadelesi mi? Ve benzerleri... Sormamız ve tartışmamız gerekenlerdir... Unutulmaması gereken çok önemli bir nokta var: "büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise" Tayyipleri, Trumpları, Putinleri konuşur. Çünkü Tayyipler, Trumplar, Putinler sadece gerçeğin üstünü örtmeye yarayan kullanım süreleri belirli araçlardır. Değişim istiyorsak görüntüyü değil özü tartışmalıyız... Özeleştiriyi karanlık boşluğa atıp sadece eleştiri ipine tutunup sallanmadan... Çünkü özeleştirinin olmadığı yerde çürüme başlar. Aynı geçmişte reel sosyalizmler'de olduğu gibi. Ve aynı şu anda Türkiye'de olan gibi...)

Demokratik sosyalizmin özünde basit bir fikir vardır: demokrasi iyidir ve genişletilmelidir.

Demokratik sosyalizm hakkında konuşmanın birçok yolu vardır. Bazıları adalet ve eşitliğe odaklanır. Diğerleri ise kapitalizmin “irrasyonelliğini” düzeltme ihtiyacını vurgulamaktadır. Bütün bunlara rağmen diğerleri “histerik sefaleti sıradan mutsuzluğa dönüştürmekten” söz ederler.
 
Günün demokratik sosyalisti Alexandria Ocasio-Cortez kısa bir süre önce Stephen Colbert’in tv şovunda kendi tanımını verdi:
 
"Modern, ahlaki ve varlıklı bir toplumda, Amerika'da hiç kimsenin yaşamak için çok fakir olmaması gerektiğine inanıyorum. Yani bunun anlamı, sağlık hizmetleri herkesin hakkıdır. Bu, her çocuğun, nerede doğmuş olursa olsun, kendi tercih ettiği üniversite ya da meslek okuluna erişime sahip olması anlamına gelir. Ve, anlarsın ya, insanların ev ve yiyecek sahibi olmasına olanak sağlamak ve ABD'de onurlu bir yaşam sürmelerine öncülük etmek için kamu yapılarına ve kamu politikalarına sahip olabilirsek sanırım hiç kimse evsiz kalmaz."
 
Hiç de fena sayılmaz.
 
Ancak vurgulamak istediğim şudur: özünde demokratik sosyalizm var olduğu yerde demokrasiyi derinleştirmek, mevcut olmadığı yerde ise demokrasiyi getirmektir. ABD gibi ülkelerde bu, siyasal arenada halka ait kontrolün kapsamını arttırmak ve sosyal ve ekonomik alanları kapsayacak şekilde genişletmek anlamına geliyor. 
 
Bu oldukça masum gelebilir - günümüzde kim demokrasi taraftarı değil ki? Fakat demokratik sosyalistlerin akıllarında daha geniş kapsamlı bir şeyler var. Bize göre demokrasi, herkesin geride kalabildiği tartışmasız bir norm ve kurallar dizisi, basitçe prosedürlerin basmakalıp bir bütünleştirilmesi değildir. Uzmanların, seçkinlerin ya da "daha üstünler"in değil, sıradan insanların kendilerine hükmettikleri oldukça radikal bir fikirdir. Aşırı hiyerarşilerin yerle bir edilmesini, gereksiz zenginlik ve güç ve ayrıcalık veren yapıların parçalanmasını tanımlamak için kullandığımız sözdür.
 
Demokrasi yükselişte olduğunda, devletin tepesindeki despot ve diktatörlere karşı gelir. Karar alma gücünü dev şirketlerden söküp alır, copu polisin elinden çekip alır, zorbalık eden kocayı otoritesinden mahrum bırakır. Emperyal gücü dize getirir ve sömürge öznenin, köle ve işçinin başını yukarıya kaldırır. 
 
Demokratik sosyalistler ezilenlerin mücadelesinin bu uzun tarihinin soyunu devam ettirirler. Geçmiş çağlarda krallar ve kiliseler halk üzerinde hüküm sürüyorlardı. Kapitalizmin gelişiyle, feodalizmin zincirleri kırıldı. Fakat yeni tahakküm biçimleri ortaya çıktı. İktisadi faaliyetin araçlarına -fabrikalar, madenler, demiryolları- sahip olanlar, satmak için sadece emek gücü olanlar üzerinde olağanüstü bir güce sahip oldular.
 
İşçi partileri, radikal sendikalar ve diğer işçi sınıfı dernekleri aracılığıyla örgütlenen sosyalist hareket, buna karşılık olarak ortaya çıktı. Sosyalistler, mantıksal sonuçlara götüren Aydınlanma'nın özerklik ve kendi kaderini tayin etme ideallerini aldılar ve sordular, eğer tüm insanlar eşitse, o zaman birine keyfi olarak bir başkasını yönetme hakkı veren nedir? Sermaye neden kral olmak zorunda?
 
Bu temel fikir, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl boyunca demokratik sosyalistlere canlılık kazandırdı.
 
Erken dönem Avrupa sosyalist partileri, sınıf temelli oy kullanma kısıtlamalarına ve basın özgürlüğüne yönelik baskılara karşı mücadele etti. Amerikan sosyalizminin savunucularından Eugene Debs, I. Dünya Savaşı'nı demokrasi karşıtı bir çılgınlık olarak ilan etti ve "Wall Street'in aristokrat sınıfı"nın devrilmesi çağrısında bulundu. Sosyalistler, işyeri despotizminin yerine demokratik hakların temellerinin atıldığı militan işçi hareketlerini örgütlediler (sadece bir örnek olarak, Ford Motor Company işçileri hizada tutmak için casuslar ve kiralık katiller istihdam etti). Sosyalist insan hakları lideri Bayard Rustin, Amerikan demokrasisini boğan ırkçı bir kast sistemini ortadan kaldırmak için gerekli taktik beceriye katkıda bulundu. Sosyalist feministler kamu ve özel arasındaki duvarları yıktılar ve eşit muameleye dayanan romantik eşler anlayışını yerleştirme gereğini savundular. Daha yakın zamanlarda, demokratik sosyalistler Jamaika'daki sömürgeciliğe, Bolivya'daki şirket kurallarına ve Arjantin'deki kürtaj karşıtı yasalara karşı direnişe öncülük etmiştir.
 
Fakat önemli ilerlemelere rağmen, hala erken dönem sosyalistlerin tiksindikleri pek çok despotizm ile birlikte yaşıyoruz.
 
Amerikan işyeri en göze çarpan örneklerden biridir. Çoğu insanın yetişkin hayatının büyük kısmını harcadığı yer, aynı zamanda işçilerin en temel demokratik özgürlüklerin vazgeçtikleri bir yer. Patronlar emrindekileri herhangi bir nedenle kovabilirler. İşçilere ne söyleyip ne söylemeyeceklerini bildirirler. Şantiyenin bulunduğu yerde kalmasına veya yurt dışına taşınmasına karar verebilirler. Sadece kendileri şirketin karlarının nasıl harcanacağını ve işletmenin yarattığı kaynaklar ile nasıl yatırım yapılacağını belirlerler. 
 
Demokrasi, insanların yaşamlarını etkileyen kararlar üzerinde eşit kontrol sahibi olmaları gerektiğini söyler. Kapitalizm ise gözünün içine baka baka alay eder.
 
Ya da daha demokratik bir alanı, politik arenayı düşünün. Bizzat geçmiş demokratik hareketlerin bir zaferi olan bir insan bir oy resmi güvencelerine rağmen, kapitalizmin kaçınılmaz olarak yarattığı servet eşitsizlikleri geleneksel politik sürece sızar. Zengin para babası politikacılar, düşünce kuruluşlarını finanse ediyor ve lobicileri sevk ediyorlar. Hangi politikacıların yükselip düşeceğine, hangi fikirlerin tedavülde dolaşacağına ve seçilmiş yetkililerin ne tür politikalara öncelik vereceklerine etki ederler. 
 
Her şeyin ötesinde iş dünyasının çıkarlarının önemli bir kozu var: ekonominin tüm kumanda kollarını kontrol ederler. Kapitalist demokrasinin tarihinin belirli anlarında - özellikle de II. Dünya Dünyası'ndan sonra, İsveç gibi ülkelerde - örgütlü emek yeterince güçlüydü ve tarihsel olarak haklarından mahrum edilen sol partiler nispeten güçlü bir siyasi sesle konuşmak için yeterince güçlüydü. Ancak, iş dünyası liderleri ekonomiyi etkin bir şekilde durdurabileceğinden, çıkarlarının dikkate alınması gerekiyordu. "İş dünyası güveni," "siyasi eşitlik"e galip geldi.
 
Sosyalistlere göre bu kabul edilemez. Demokrasiyi sistematik olarak evcilleştiren bir sosyal düzenlemeye, özellikle de insanların günlük yaşamları için hayati olan yerlerde, kolayca müsamaha gösteremeyiz. 
 
Savunduğumuz radikal reformların tümü, toplumdaki demokratik ilkelere göre çalışan kararların, ilişkilerin ve yapıların miktarını ve derecesini arttırmayı amaçlamaktadır. Sermayenin yatırım üzerindeki kontrolü, ekonomi politiğin yönü üzerinde çok fazla şey söylemektedir; kilit sanayileri devletleştirmeli ve işçi kooperatiflerini teşvik etmeliyiz. Göç sistemi insanları paryalara dönüştürüyor; ICE'yi (Amerika Birleşik Devletleri Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) kaldırmalı ve herkesin oy kullanmasına izin verilmeli, oturma izni olsun ya da olmasın. Özel konutlara dayanma geliştiricilere insanların yaşamlarını sürdürme araçları üzerinde haksız bir baskı gücü sağlar;  milyonlarca birim sosyal konut inşa etmeliyiz. ABD emperyalizmi, dünyadaki ülkelerde demokratik hareketleri acımasızca baltalıyor; Amerika’nın imparatorluğunu ortadan kaldırmalıyız. Fosil yakıt şirketlerinin varlığı, gelecekte halka ait kararlar alma yeteneğimizi de tehdit ediyor; bu işe son vermeliyiz.
 
Gücü olanlar ondan yoksun olmayı sevmezler. İster krallar ya da patrikler, isterse kapitalistler ya da polisler olsun, daha fazla güç eşitliğine doğru bir kayma tehdidi gaddar bir karşı saldırıyı teşvik edebilir. Ancak seçkin sınıfın muhalefeti karşısında geri çekilme hala efendi-köle ilişkisi olan toplumsal bir düzeni kabul etmek demektir. Daha iyi, daha demokratik bir dünya mümkün.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 (ÖZGÜRLÜK)

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde