Özgürlük

SUNİ DENGE

Bozuk sistemin doğru çarkı olur mu? Çark sistemi değiştiremez...

Kaybettik. Kaybettiniz. Kaybettiler. Neyi? Hesaplarını! Beklentilerini! Hesaplarına dayalı beklentilerini. Siyaset, kendi düzleminde yapılan hesap kitaplar değil, doğabilimsel zorunluluklarımıza ulaşma yolunda mücadeledir... Doğada karşımıza çıkan sorunları çözme ve aşma mücadelesidir. Yani sadece kendi düzlemimizdeki sorunları çözmek değildir. Senin doğruların. Çevrenin doğruları. İnsanlar aleminin doğruları. Doğanın doğruları. Doğabilimsel doğrular. Herkes kendi doğrularının haklılığında yaşıyor. Vicdanı ve haklılığı bildiği kadarı. Kendine yetiyor. Sorunları doğanın ve doğabilimselin karşısına kendi doğruları ve haklılık nedenlerini dikmeye kalkmaları. Gerisi her zamanki gibi zaman sorunu. Bizler bu doğasal zamanı hızlandırma mücadelesinde olacağız...

Ağcı kesmeyin, kuraklık olur. Trolle avlanmayın, balıklar yok olur. Bu cari açıkla IMF yi bitirdik yalan olur. Borç yiğidin kamçısıysa, ödeme zamanı geldiğinde borcu verenin kölesi olunur. Elindekini satarak bolluk diye yaratığının, satacak şeyin kalmayınca yıkımı, hele borç veren bulamadığında çöküşü kötü olur. ABD de Fransada bile verilmeyen yetkileri başkana veren bu sistemle’’diktatörlük’’ olur. Diktatörlerin ve zulmedenlerinin sonu kötü olur. Daha fazla anlatmaya ve söze gerek var mı? Bazıları sözle değil yaşayarak öğrenirler. Bilgi, deney birikimleri vb. değil hayat öğretir. Kuraklık var mı? Balık var mı? Olmayan balığı olmayan kavağa ne zamana kadar çıkaracaksınız? Gerisini sizlere  hayatın kendisi kendi dilinde anlatacak! Her duruma uygun kulplar ve haklı bahaneler doğanın o acımasız adaletinden kaçmanıza da yetmeyecek... Çünkü kendi düzleminizde, kendinize haklı dünyanızda yaşıyorsunuz ve bunu doğabilimsele dayatmaya çalışıyorsunuz...

Tilki tavuklara ve yumurtalarına el sürmeyeceğine yemin ediyor. Hatta vejetaryanlığı övüyor ve olduğuna yemin ediyor. Evet söylenenlerin ve netleşmesinin görece öneminin arttığı ve başta kafa karışıklıklarının mücadele içerisinde ortadan kaldırılması gerektiği bir dönem yaşanmakta. Kendi demokratik devrim sürecini de yaşamakta olan bir ülkede demokrasi anlayış ve mücadelesinin öneminin anlam bulması bu. Söylenenlerle yapılanların birbirini tutmaması fazla söze gerek duyulmadan, söz sahiplerini tutarsızlıklarının sonucu yaşamın layık olduğu yere koymasıyla sonuçlanmaktadır. Bunun için de fazla söze gerek yoktur. Hayatın acımasızca ortaya çıkardığı bu halleriyle, söylediklerinin ve yazdıklarının da anlamı bir eğitim unsuru olma haricinde ortadan kalkıyor. Birincisi, söylenenlerin yanlış olması ya  da eksikliğinden yanlış olması. İkincisi, yanlış bir yaşam ve pratik içerisindeyken yaldızlı lafların anlamsızlığının yaşanıyor olması. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Yanlış bir cümle. Söyledikleriyle yaptıklarının bütünlüğüne bakılır. Dönemin ve şartların etkisinde kimi zaman sözün kimi zaman davranışların öneminin öne çıktığı aşamalar olsa da bunların bütünlüğünün tutarlılığı kaybedildiğinde, ne söze ne tavırlara bir anlam yüklemenin gereği de ortadan kalkmaktadır. Bu noktada istenildiği kadar haklılık, adalet, vicda vb. den bahsedilsin ayakları havada kalan bir anlamsızlık haline geliyor. Kendine haklı sözlerin doğasal bir anlamı olmadığı ortadadır. Düşünceyle dünyayı ve maddeyi değiştirmek zorunluluğundaki insanın, önce düşünsel ve doğal ardılı pratiğinin bütünlüğü ve tutarlılığı kıyaslama olarak ele alınamaz, organik bütünlüğünün gidiş yönünün belirtilmesidir. Kendi bu gününü değiştiremeyenlerin, geçmişte yaşanıp, çelişkilerin bütünü olarak ortaya çıkan sonuçları değiştirebilecekmiş gibi ve bugünün tahlillerini kendi maddi yaşamlarının belirleyiciliğinde yapmak zorunda oluşlarını gizleyebileceklermiş gibi, yanlış, eksik ve doğabilimsel doğrulardan uzak oluşları, kendi idealist dünya görüşlerinin ve sonucu yaşantılarının kaçınılmaz sonudur. Suni dengenin derinleşerek gelişimindeki etkenler tüm yaşanılan deney birikimlerinin de sonucu, netleşmiş bir devrimci düşüncenin ortada olmayışı ve güvensizlik ortamının düşüncelerin alınır satılır durumuyla bütünlüklü, pratikte yaşanan satışların yaratığı güvensizliğin de bedelidir. Bu ezilen halk kitleleriyle egemen sınıflar ittifakı arasındaki derinleşen suni dengenin kırılması da kendine özgü görevleri beraberinde getirmektedir. Suni denge düşüncenin meta haline gelişiyle  ve emperyalist kapitalist ideolojinin güce dayanan haklılığının, üstünlüğünün doruklarında oluşunun sonucuyla birleşince, daha derinleşmiş haldedir. Özelleştirme adı altında satılan memleket ve değerlerin yaratığı suni para bolluğu, suni dengenin daha da derinleşmesini getirmiştir. (1) Bu ve benzeri konulara yansıyan kafa karışıklıkları tutarlılığı yitirme noktasındadır. Hayatı okuduklarına benzetme hastalığı çok da mahsun bir bilgiçlik boyutunda değildir. Yeni gelişende 18. Brumaire’i aryanları, dilinden düşmeyen keskinliklerle Mahir’i ve sömürge tipi faşizmi savunduğunu unutup, aşağıdan yukarı gelişen Hitler, Musolini faşizmi arayanları, kendi ideolojik teorik birliği ortada yokken olmayan örgütüyle cepheler kurup, pratik hesaplarıyla gelişeceğini umduğu örgütünü arayanları bulmak mümkün. Şimdi burjuvazinin büyük bir gayretkeşlikle saldırısı altındaki’’sol’a’’ ve ‘’dünya görüşüne’’ eleştiriler niye? Olumsuzluklara vurgu değil, gelişim ve olayların tüm yönleriyle daha detaylı ve özlü kavranılması mücadelesidir. Bu aynı zamanda sadece eleştiri düzeyinde kalan ve akademik bir yaklaşımdan çok, günümüz ve görevlerimiz açısından ele alıp, devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselme çabasıdır. Bu bağlamda üretim ve katkılarımızla elimizden geldiği ölçülerde çözümlere yönelmeye çabalıyoruz. Devrimcinin görevi dünyayı yorumlamak değil değiştirmektir... Bu kafa karışıklığı ve güvensizliğin yozlaşma ve yabancılaşmanın ortadan kaldırılabilmesi köklü bir kültür devrimini gerekli kılmaktadır.

Yüz bin çeşit çarpıtmalar ve laf kalabalığı ile yanılgı yaratılmaya kalkılsa da, toplumların ve insanların hareket ve yaşam süreçlerinde bir aşama uzun ya da kısa süre yaşanmadan diğerine geçilemez. Diyalektik olarak herşey birbirine bağlıdır ve bıçakla kesilir gibi hiçbir şey yoktan var olmaz... Ülkemiz demokratik devrim sürecini yaşamak, üreten ve ezilen sınıfların demokrasi mücadelesi ile tamamlamak zorunluluğundadır. Önümüzdeki dönemi belirleyen demokrasi mücadelesi ve nasıl bir demokrasi mücadelesi verildiği olacaktır.

Emperyalist uluslar arası tekeller diktatörlüğü istiyor. Neden? Ekonomik satın alış teslimiyete ve çöküşe neden olacak ve toplumsal muhalefetin kontrolden çıkacak bir patlamaya dönüşmesini istemiyorlar. Burası Türkiye ve SYRIZAcılara şimdi değil daha uzun zamanda ihtiyaç duyulacağı görülüyor. Hepsinin günü gelecek toplumsal sınıfsal muhalefeti sistem sınırları içerisinde tutma yolunda ve hepisi zaman meselesi ve projesi olarak beklemede kalarak. Ekonomik yıkım ve iflas(Crash) çok uzak bir gelecek değil, onların hazırlıkları takdire şayan. Sevinecekleri nokta ufukta kafa ve tavır karışıklığından örgütlü bir muhalefette görülmüyor. Hamdolsun ve de ‘’Allaha şükür’’ herkes beklemede. Lakin mutfaktan boş tencere takırtısı gelmeye başladığında gitme zamanı geldiğinin de bilincindeler. Gelecek daha baskıcı bir dönemin ayak sesleriyle yolda. Peki ne istediler de vermedi bu memleket? İşte bu! Ekonomi batağa girdi mi kendi taraftarları bile isyana kalkışacak. Bu bolluk ve kredi cennetinin ödeme bölümünün acıları kapıda. Boş lafların ötesi kredi bulunması zorlaşacak  İstikrar teraneleri ve atmasyonla, riske atacağın parayı verirmisin? İşte kapitalizmin açmazı ve krizi. Dış düşmanlar yaratarak karın doymayacak, kriz ve yıkım kapıda. Peki ‘’muhalefet’’nerede? Tamamen anti demokratik şartlarda OHAL, binlerce tutuklu, tutuklu millet vekilleri, tutuklu cumhur başkanı adayları ile bu meşruluğunu baştan yitirmiş seçimi neden kabullendiler. Sistemin işlediğini ispat edebilmek için mi? Seçim sürecinde bu memelekete yapabilecekleri en büyük iyilik Bilgi ve İletişim Teknolojileri Merkezini(BİTEM) düzgün işletebilmekti. İcraat ortada ve yok, laf çok! Bir anlamı var mı? Kapatılan sistemin niye kapatıldığı, olumlu ya da olumsuz oy sonuçlarının açıklanmamasının nedeni çok mu önemli? Geçmişte sistemin bekası için 12 Mart idam ve katliamlarına, 12 Eylül diktatörü Evrenin işkence ve zulmüne hayır hah tavır alanlar bugün de aynı nedenle ezilen halkların demokrasi mücadelesini satmışlardır. Tarihsel görevleri olan sistemin bekasına demokrasi mücadelesini feda etmişlerdir. Demokrasi yönüne küçük bir adım bile, demokratik devrimini yaşayamamış olmanın bedeli olarak, iktidar ve ikbal mücadelesine kurban edildi. Dip dalgası kendilerini değiştirme davası değil, başkan değişme dalgasıymış meğer. Bozuk sistemle işleyen çark, sitemin işleyişini değiştiremez. Yanlış hesap Bağdat’tan dönermiş. Kaf dağından döndü.

İnsanlar aleminin çeşitli düzlemlerindeki kendine doğrularıyla bilimsel ve doğabilimsel doğrular arası uyumsuzluk, toplum bilimsel ile toplum arasındaki uyumsuzluk gibi hep var olagelmiştir. Aşamaları belirleyen kendilerine doğrular ve kavranılamayan bilimsel doğrular olsada, süreçleri belirleyen doğabilimsel zorunluluklar olmuştur. Birikimler uzun zamanlar alsa da kinetik hareket enerjisine dönüşmüş devrimler gerçekleşmiştir. Bilimsel olanların doğru algılanması da denilebilecek devrim dönemleri yeni bir kararlı dengenin oluşması diye de nitelendirilebilir. Oluşan moleküler ya da atomar yapının gelişimi ile daha gelişkin yapılara doğru hareket halinin durması ya da bozulması sonucu gelişkin organik yaşamın sağlanamayışı, dağılma ve ölümün gerçekleşmesi olarak ortaya çıkmış ve çıkacaktır. Bu anlamda doğabilimseli ve gelişimi demek olan hareket halini savunmak süreci belirleyecek, gerisi zaman sorunu ve teferuat olarak kalacaktır. İnsanlar aleminin kendi düzlemlerinin doğruları toplumsal, dinsel, ırksal vb. katagorilerine ait kendine doğrularının bilimsel, doğabilimsel gerçekler karşısındaki durumu budur. İşte yeni bir geleceğe gebe günümüzün kafa karışıklıklarının aşılabilmesi, dünya dönüyor diyebilen bir bilimsel tutarlılığa, tüm yabancılaşma ve yozlaşmalardan arındırılmış bir siyasal tutarlılığa, yani köklü bir kültür devriminide içeren domokrasi ve devrim mücadelesine ihtiyacı vardır. Geleceği belirleyen nasıl bir demokrasi anlayışı ve mücadelesi olacaktır ve hiç kimse bundan muaf kalamadığı gibi, doğanın tarihi herkesi uzun laflarının ötesinde gerçek yerlerine koyarak ilerleyecektir ve ilerliyor.

Doğada herşey birbirine bağlı ve hareket halindedir. Gelişim ve çelişki yumaklarının iyi ve kötü yönlerini bunların bileşkesinde hareket ve gidiş yönünü görerek bilimsel gelişim yönüne mücadelesini katmaktır. Sadece iyi ya da kötü yönleri görerek bütünü kaybedip bir oyana bir bu yana savrulan ne dediğini ve yaptığını bilmeyen bir tutarsızlık değildir. Bu bağlamıyla devrimci mücadele karşı olmak ve durmak değildir. Devrimci mücadele alternatif değildir. Olanın alternatifi olunur. Olmayana can vermektir. Örgütlemek organik bütünlükte hayata geçirmektir.

Üretiminde yeralmadığı şeyleri kontrolü ve eleştirisini yöneticilik sanan bir anlayış, üretmeden tüketmektir. Giderek kendi çözmesi gereken sorunları dahi başkalarının çözmesini bekler. Çözmesi gereken sorunları bile başkasının çözmesini bekleyen bir anlayış devrimci değildir. Üretmeden kritize ve kontrol, üretenlerin yönetimini oluşturamaz. Kendi istekleri ve bildikleriyle örgütsel çıkarlar bütünleşmesiyle ortaya çıkanın, doğabilimsel doğrulara ulaşması mümkün değildir. Doğabilimsel zorunluluklarımızın farkında olmayanların, doğruyu bulma ve yapması mümkün değildir. Bunun için geçmiş devrimci ders ve deneylerimiz üzerinde yükselen devrimci ideolojik/teorik ve mücadele birliğimizin sağlanması gerektmektedir. Böylesi bir birliğin oluşturulmadığı dönemde mücadelenin önümüze çıkardığı pratik görevler, haksızlıklara direnme, solda birlik vb. ertelenemez. Tabii ki temeli ve taliyi birbirine karıştırmadan, diyalektik bütünü koparmadan. Geçmiş devrimci deneylerin de ışığında devrimci birliğin sağlanamadığı ya da var sayılarak yapılan geniş birliklerin toparlanmayı değil dağılmayı kolaylaştırdığı açıktır.  Yolumuz birlikte üretim ve birlikte paylaşım yolunda mücadeledir.

Uzun laflar gereksiz, doğabilimsel doğruların onların dünyasına bir anlam ifade etmediği ortada. Bütün bunların ötesi doğanın ortaya çıkardığı ve bütün bu çelişkilerin bütünü olan sonuçların hatırlatılması ve gösterilmesi zamanı. Bütün boş lafların ötesinde insanların pratik yaşamlarında ortaya çıkıp yaşam denilen hareketlerinde tekrar tekrar kanıtlanmış sonuçlardır bunlar. Geçmişte bırakılan boşluklar, açık bırakılan çukurlar doldurulmadan günümüzde huzur ve adalet bulunamaz. Evrende üretiğin negatif enerji ve olumsuzluk senden eşitlenene kadar doğaya vereceğin hesap vardır. Bu açtığın çukurlar dolmadan doğada dengeni sağlayamayacaksın. Doğada madde ve enerjinin sakınımı kanunu var. Miktar sabittir. Birbirlerine dönüşseler de yoktan var, vardan yok olmazlar. Bunu iç güdüsel fark eden insanlık kendi dünyasına uygun izahlarla açıklamaya çalışmışlardır. Tüm dinlerde bile adalet izahı ve arayışı böyle bir sonuçtur. Ve boş lafın ötesi evrendeki maddenin kendinin olacağını sanan kapitalizm ve bir elin beş parmağı bir mi diyen dinci kapitalizm, kendisinin inanmadığı’’öteki dünya’’boşlaflarıyla dünya mallarının kendine ait olması hırsı ve kibiriyle insanlar alemine ve doğaya açtığı çukurlar dolmadan, adalet yerini bulmadan, huzur içinde yatamayacak ve olamayacaklar.

Bu memleketin gerici damarı 1961 de kesilen ve sonu seyredilemeyen bir bolluk filminin miras yedisi durumundaydı. Şimdi kendileri de dahil filmin sonunu izleyeceğiz. Bu emperyalizmin din maskeli uşakları, memleketi karış karış satarak ve efendilerine peşkeh çekerek ne pahasına olduğu belirsiz cebe giren paraların bolluğunu yaşarken, bir gün bedelinin ödeneceğini gizleyebilmişlerdi. Şimdi aynı biçimiyle Katardaki bakkal amcalarından ABD’nin izniyle sağladığı kredilerin sonuna gelindi. Artık bolluğun bedelini ödeme ve nedenini öğrenme zamanı. Eğer seçimleri başkaları kazansaydı enkaz devralacaklardı. Kendileri enkazı halka yıkacaklarını bildiklerinden, başkanlık sistemi gibi diktatörlük yöntemleriyle tedbirlerini almaya çabaladılar. Toplumsal muhalefet devrimci örgütlenmesinden ve bir araya gelişten uzak durumuyla bir cephe örgütlenmesinden de uzak. Çelişkilerin gidiş yönünü belirlemekten uzak durumda. Bunu belirleyecek olan malesef krizin tahammül sınırı ve ipler emperyalist uluslar arası tekellerin elinde. Bütün bunlar kendi düzlemlerinde. Ya doğanın bilimsel doğruları? Tarihin çarkını geri döndürmeye çalışan demokrasi gelişimi ve mücadelesini diktayla durdurmaya çalışan haliyle tarihin çöplüğündeki diğer diktatörlük örnekleriyle mutlaka yerini alacaktır. Sadece zaman meselesi ve doğanın vicdanı tarihin zaman ayarlarının insanlar alemi ayarlarından daha uzun olması. Sabırları zorlayacak olan budur. Biz Evren faşist diktatörlüğünün en güçlü gözüktüğü şartlarda da onlarında Hitler, Musolini, Somoza vb. faşistlerinin yanına yollanacağını söylemiştik. Doğanın vicdanı tarih ve alemlerinin dışındaki doğrularla o çöplüklerdeki yerlerini buldular. Sonuç ortada. Her toplumun olduğu gibi insanların da zaferleri ve yenilgileri vardır. Asıl yenemedikleri kendileridir...Ve şimdi de dünya dönüyor deme zamanıdır...

KAHROLSUN DİKTATÖRLÜK, YAŞASIN DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ.

 

(1) Geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselme ve günümüzde suni dengenin yeni gelişmelerle aldığı biçimleri değerlendirirken, bilgi birikimlerimizin geldiği yeri de tekrar bilince çıkarmaya çabalayalım.

‘’Tekrar niteliğinde de olsa söylediklerimizi kısaca özetliyelim.

 Ülkemizin ekonomik, sosyal ve tarihi gelişiminin sonucu olarak, bir başka deyişle, geçmiş dönemlerde devletin niteliğinden dolayı, halklarımızın tepkileri ile devlet arasında bir suni denge hep süregelmiştir. Emperyalizmin, üçüncü bunalım döneminde istismar metodunda yaptığı değişiklik de böyle bir suni dengeyi kurmayı amaçlamaktadır. Bu bakımdan Amerikan emperyalizmi ülkemizde çok iyi bir zemin bulmuştur.’’ Kesintisiz Devrim II-III sf. 293 (Toplu Yazılar- Mahir Çayan)

‘’ Devrimci görüş:

 Oligarşi ile halkın düzene memnuniyetsizlik ve genellikle bilinçsiz tepkileri arasında kurulmuş olan suni dengeyi bozmanın, kitleleri devrim saflarına çekmenin temel mücadele metodu silahlı propagandadır.

 Emekçi kitlelerin ekonomik ve demokratik mücadelelerinin, oligarşik diktatörlük-isterse temsili görünüm içerisinde olsun- tarafından terörle bastırıldığı merkezi otoritenin ordusu, polisi, vs. ile ‘’dev’’ gibi güçlü olarak halk kitlelerine gözüktüğü, gizli işgal varolduğu bu ülkelerde,kitlelerle temas kurmanın, onları geniş bir siyasi gerçekleri açıklama kampanyası ile devrim saflarına kazanmanın temel mücadele metodu silahlı propagandadır.

Silahlı propaganda, askeri değil politik mücadeledir. Ferdi değil kitlevi mücadele biçimidir. Yani silahlı propaganda , pasifistlerin idda ettiği gibi kesin olarak terörizm değildir. Bireysel terörizmden amaç ve biçim olarak farklıdır. Silahlı propaganda, belli bir devrimci stratejiden hareketle, emekçi kitlelere elle tutulur, gözle görülür somut eylemlerden hareketle, soyuta gider.’’ Kesintisiz Devrim II-III sf. 275 (Toplu Yazılar- Mahir Çayan)

‘’Suni denge kavramı, yukarıda da değindiğimiz gibi bugün eski sömürge- yarı sömürge ülkelerde olduğu gibi kendiliğinden nitelikli silahlı halk ayaklanmalarının sözkonusu olmadığı ve kitlelerin mevcut düzene karşı olan tepkilerinin kolayca güçlü silahlı hareketlere ve silahlı köylü ayaklanmalarına dönüştürülemeyeceği olgusunu vurgular. Kitlelerin tepkilerinin ve memnuniyetsizliklerinin, (öncü-savaşçı bir partinin, silahlı propagandayı temel alarak yürüteceği bir mücadele ile geniş yığınlara güven verecek bir önderliği sözkonusu olmadan, kendiliğinden bir şekilde) silahlı bir isyana dönüşmesinin(eskiden olduğu gibi) sözkonusu olmadığını açıklar. (Kitlelerin varolan tepkileri, I. Merkezi otoritenin baskısı nedeniyle eskisi gibi feodal parçalanma ve zayıf merkezi otoritenin bulunmayışı nedeniyle silahlı isyana dönüşememektedir). Suni denge kavramı işte bugün ülkemizin içinde bulunulan tarihsel dönem içinde oluşan ve eskinin sömürge ve yarı sömürgeleriyle olan tarihsel farklılaşımını açıklayan bir kavramdır. Bu arada geçen ‘’kitlelerin tepkilerinin silahlı bir isyana dönüşememesi’’ ifadesinden ve bu anlamda söylenen sözlerden kalkılarak, bugün kitlelerin mevcut düzene karşı ve hele faşist saldırılara karşı her türlü kepkisinin reddi anlamında bir sonuca varılmamalıdır. Tarihsel bir olguyu açıklamak için kullanılan bir kavramı, gerçek geçerlik anlamının dışına taşıyarak günlük ve sıradan olguların karşısına dikmek, marksist düşünce açısından doğru fikirlerin dejenerasyonundan ve saçmalaştırılmasından başka bir anlama gelmez.’’ Devrimci Yol Dergisi 21 Ağustos 1978  Sayı 21  Sf. 8 Suni denge  öncü savaşı ve iç savaş üzerine

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

Error: No articles to display

FACEBOOK SAYFAMIZ