Özgürlük

FELSEFECİLER VAPURU

(Kısa bir not: İdealist felsefe savunucuları, kapitalistler sol’a ve dünya görüşü diyalektik ve tarihsel materyalizme saldırı uğruna milyarlarca dolar harcarken, bu tür eleştirel yazılar niye? Gelişim ve olayların tüm yönleriyle daha detaylı ve özlü kavranılması. Sadece eleştiri düzeyinde kalan ve akademik bir yaklaşımdan çok, günümüz ve görevlerimiz açısından ele alıp, devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselmeye çabalıyoruz. Bu bağlamda üretim ve katkılarımızla elimizden geldiği ölçülerde çözümlere yönelmeye çabalıyoruz. Devrimcinin görevi dünyayı yorumlamak değil değiştirmektir... Diyen değerli ve dikkatli okurlarımıza saygılarımızla.)

 FELSEFECİLER VAPURU 

1922'de Lenin Rusya'nın en iyi felsefecilerini vapurla ülkeden postaladı ve onlara vurulmak istemiyorlarsa memlekete dönmemelerini söyledi.  Alexander Razin and Tatiana Sidorina, totaliter[ç.n.: Sovyetler Birliği'nin toptancı bir bakış açısıyla tüm dönemlerini totaliter olarak görmek bilimsel bir yaklaşımdan ziyade ideolojik bir saldırı anlamı taşır] bir rejimin "insani bir eylemini" resmediyor.

 

Herhangi bir felsefe öğrencisi,  felsefenin mitolojide köklere sahip olduğunu ve bir bakıma mitolojiden kaynaklandığını kabul eder. Daha doğrusunu söylemek gerekirse, felsefe sadece mitolojiden doğmadı, aynı zamanda ona üstün geldi ve ileri bir dünya görüşüne dönüştü. Ancak mitoloji felsefenin gelişmesinden sonra tamamen ortadan kalkmadı. Aksine, mitolojik bir düşünce tarzı, insanların bakış açısını ve davranışlarını etkilemeye devam ediyor. Daha akılcı veya daha ihtiyatlı bir felsefenin herhangi bir türüne karşı hala belirleyici bir aykırılık olabiliyor. 

 

İnsanlık tarihi boyunca orijinal işlevlerinin çoğunu kaybeden mitoloji hala kaçınılmaz olarak herhangi bir ideolojiye eşlik etmekte ve desteklemektedir. Farklı toplumlarda çeşitli biçimlerde görülür, ancak özellikle totaliter yönetim koşulları altında yıldızı parlar.

 

70 yıl boyunca eski Sovyetler Birliği, komünist hayal aleminde yaşadı: sosyalist rekabet, komünist işgücü, komünist bir kurucunun ahlaki kodu, komünist işçiler, en mutlu çocukluk, saygın yaşlılık, bedava sağlık hizmeti, ücretsiz eğitim, yaşamak için bedava ev ve bundan başka balede, uzay araştırmalarında, amatör sporlarda ve diğerlerinde birincilik. Komünist idealin gerçekleşmesini bozabilecek her şey aleyhte idi: Doktorlar Komplosu[kısaca Stalin'in tanınmış doktorlar grubunun tutuklanmasını emretmesi], Batı'nın, Siyonizmin, rock müziğinin, profesyonel sporların istenmeyen etkisi…

 

Günümüzde bu mitlerin çoğu ortadan kalktı. Bu sürecin sıradan Rus halkının bakış açısını nasıl etkilediği, zor ve çok yönlü bir sorudur. Fakat Rusya'da modern değişimler karşısında geniş çapta değişen tutumlara rağmen bir şey açıktır. Çok iyi biline atasözüyle ifade edilir: "üstü örtülen her şey gün gelir ortaya çıkar." Eski Sovyet dünya görüşünde en çok üstü örtülen şeylerden birisi, devrim öncesi idealist Rus felsefecileri ile ilgili bilgiydi. Sadece birkaç kişi onların felsefi yazılarının Lenin Devlet Kütüphanesi'nin sözde özel koleksiyonunda saklandığını biliyordu. Bu koleksiyona erişim kesinlikle sınırlıydı. Bunu kullanma yetkisi sadece kiritik bir şekilde bu çalışmaları kullanan profesyonel ideologlara(bu özel alanda çalışan felsefeciler ve tarihçiler) verildi. Sovyer Rusya'daki en eğitimli insanlar Berdyaev, Bogdanov, Bulgakov'un isimleriyle sadece Lenin'in ünlü eseri Materyalizm ve Ampiryokritisizm'in çalışması sırasında karşılaştılar ve genel olarak bu kitapta bahsedilmeyen 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarının başlıca Rus felsefecileri olan Soloviov, Shestov, Chicherin, Trubetskoy gibi isimleri bilmiyorlardı.

 

Lenin’in eserlerinde sözü edilen Rus filozoflar, en tatsız imgelerle betimlenmiştir, felsefi fikirleri esas olarak kötü niyetli terimlerle karakterize edilmiş ve aşırı derecede basitleştirilmişlerdir. Lenin'in onları tanımlamalarının temelinde eski Rus felsefecileri ile ilgili çalışma, onların kendi yazıları vasıtasıyla olmaktan ziyade, birçok ideolojik mitin, özellikle de idealist Rus felsefesi ve komünist doktrin arasındaki kaçınılmaz, mutlak düşmanlık mitinin başlangıcıydı.

 

Aslında bu mit, sadece belirli bir ideolojik konumun renkli ifadesi değildi. Aynı zamanda 1922'de gerçekleşen belirli bir politik eylemin de gizli gerekçesiydi. Bu, o zamanların yaşayan en ünlü felsefecilerinin Sovyet Rusya'dan kovulması idi. Bu eylem, tarihçilere göre "Felsefeciler Vapuru" olarak bilinmeye başlandı, çünkü Sovyet hükümeti, zorunlu olarak eski Rus entelektüel sahnesinin en önde gelen yıldızlarının içinde toplandığı ve sınır dışı edildiği iki Alman gemisini (Oberbürgermeister Haken ve Preussen) kiraladı.

 

Bu eylemi haklı çıkarmak için kullanılan bir başka efsane de, sınır dışı edilmenin mağdurların iyiliği için olduğu, bu onların hayatlarını kurtarmanın ya da en azından Sibirya'daki toplama kamplarındaki sürgünlerden kurtulmalarını sağlamanın tek yolu olduğudur, çünkü onların olası etkinliği, Sovyet materyalist ideolojisinin izin verdiği verdiği sınırları açıkçası ihlal edecekti. Şimdi bile Rus entelektüelleri arasındaki kanı, filozofların ayrılışlarının kurtuluşları ve fikirlerinin kaderi için iyi olduğu yönündedir. Örneğin, Rusya'daki en büyük felsefe dergisi olan Felsefenin Sorunları 1990'da, "o zamanın Parti yönetimi tarafından sorunun üç çözümü olarak görülenin, yani kurşuna dizme, Sibirya'ya sürme ya da sınır dışı etmenin en insancıl olanının seçildiğini," söyledi.

 

Toplu kovulmanın ilk "insani gerekçelerinden" biri, 1922'de Leon Troçki tarafından sunuldu. Şöyle dedi: "Gönderdiğimiz ve gelecekte göndereceğimiz bu unsurlar politik manada hiçbir şey değillerdir. Fakat onlar düşmanlarımızın ellerinde potansiyel birer silahtırlar. Barışcıl politikalarımıza rağmen dışında kalınamayan yeni askeri çatışmalar halinde, bu uzlaşmacı olmayan muhalif unsurlar düşmanın askeri-politik ajanları olacaklardır. İşte bu yüzden onları şu anda, dinginlik zamanında önceden sınır dışı etmeyi tercih ediyoruz. Umarım, sağduyulu insanlığımızı kabul etmeyi geri çevirmezsiniz. . ." 

 

Gerçekte ise, Rusya'nın aydınlarının büyük bir kısmının sınır dışı edilmesine yönelik bu “insani” gerekçenin çok şüphe uyandırıcı olduğu görünmektedir. Birincisi, çağdaş bir bakış açısından, temel bir insan hakkının kaba bir ihlalidir: istediğin yerde yaşamak, ya da en azından kendi ülkende yaşamak. İkincisi, Troçki'nin insanlık konusundaki konuşmasının ardında, güçlü(entelektüel yetenekleriyle) muhalefetten kurtulmanın saklı bir arzusu vardı. Üçüncüsü ise, bu eylem, tarihsel sorumluluk anlamında insani değildi. Hiç kimse “eşsiz hakikati” ilan etme ve bu “gerçek”i, tüm ulusun tarihsel gelişimi için biricik olanak olarak öne sürme hakkına sahip değildir.

 

Sovyet liderleri, idealist filozofların sınır dışı edilmesinin tüm gerekli adımlarını ve tüm sonuçlarını soğukkanlılıkla hesaplayarak yaptılar. Esas olarak insani nedenlerden ziyade politik nedenlerden dolayı yaptılar. Fakat sonradan bu eylem, yıllar içerisinde ülkenin her yerine yayılacak olan özgür düşüncenin bastırılması ve düşünce terörü ile karşılaştırıldığında insani bir görüntü kazanmıştır. 

 

Bu makalede, bu trajik olayı ve Rus felsefesi ve kültürü için sonuçlarını açıklayacağız. 

 

1922'de entelijensiyanın tehcir edilmesi, irticalen yapılan bir olay değildi, ancak birkaç yıl içinde büyüyen bir fikrin gerçekleşmesiydi. Görüşler, planı tam olarak başlatanın kim olduğuna ilişkin olarak değişir. L.A.Kogan, sürgün etme fikrinin eş zamanlı olarak farklı insanların aklına gelmesine rağmen, Lenin'in hiç kuşkusuz eylemin ilham kaynağı ve lideri olduğunu vurgular. Fransız tarihçi ve Sorbonne profesörü M.C.Geller de aynı görüşü dile getirir: "Lenin, Rus kültürünün bu temsilcilerinin sınır dışı edilmeleriyle son bulan tüm bu politikanın mimarı olmanın yanı sıra sürgüne yollamayı ilk başlatan idi." 

 

1920'lerin başlarında Rus felsefesinde yer alan süreçler, sezgisel, mistik bir yönelim(önceki ulusal bilinçlenmede çok yaygın olan) ile birlikte idealist felsefe ve yeni, resmi materyalist dünya görüşü arasındaki gittikçe büyüyen düşmanlığı içeriyordu. "Maneviyat," Rus geleneğinde basit kavrama ya da bilgiden daha fazlası olan bir şey olarak daima algılandı. O, insan ve bütün bir toplum, insanoğlu ve evren arasında bağlantıların ahlaki niteliklerini ve bazı özel sezgisel kavrayışlarını var sayar. Bu gelenekte, hepsi Moskova Üniversitesinde öğretmenlik yapan Semyon Frank, V.Ivanov ve F.A.Stepyn gibi önde gelen Rus filozoflar çaba sarf ettiler. L.M.Lopatin ve daha sonra I.A.Ilein liderliğinde, Moskova Psikoloji Derneği çalışmalarını yeniden başlattı. Bu dernek, Moskova Devlet Üniversitesi'nin özel bir bölümüydü. St Petersburg'da bir Felsefe Derneği kuruldu. Kurucuları arasında sembolik şairler Beliey ve Blok da vardı. Sosyolojik Toplum 1919'da N.I.Kareev'in önderliğinde çalışmaya başladı. Etkin üyeleri arasında çok iyi bilinen filozof ve sosyolog Pitirim Sorokin de vardı. 1919'da St Petersburg Felsefe Toplumu da yeniden canlandırıldı. Nikolai Lossky ve E.L.Radlov, "Düşünce"adında yeni bir felsefe dergisi yayınlamaya başladı. Ama ömrü kısa oldu. Lossky, "Sadece üç sayı yayınlayabildik. Dördüncüsü, Bolşevik hükümet derginin basılmasını yasakladığında baskıya hazırlanıyordu," diye hatırlıyordu.

 

Bu yüzden, bu dönemde başlıca felsefi sorunları çözmek için birçok farklı felsefi kuruluş ve birçok değişik yaklaşım var olmuştur. En ünlü felsefeciler genelde resmi Marxist bakış açısına karşıydılar. Bu dönemin başlıca yayınları arasında Lossky'nin "Bergson'un Sezgisel Felsefesi ve Mantık"; Frank'ın "Sosyal Bilimlerin Metodolojisi Üzerine Makale"; L.P.Karsavin’in "Doğu, Batı ve Rus Fikirleri"; Sorokin’in "Lavrov’un Sosyolojisinin, Militarizmin ve Komünizmin Başlıca Sorunları" ve  "Bir Faktör Olarak Açlık" ve Berdyaev, Stepun ve Frank'in "Oswald Sprengler ve Avrupa'nın Sonu" eserleri yer alır. Bu eserlerin başlıkları bile, Rus filozofların çıkarlarının çeşitliliğini ve 1920'li yıllardaki etkinliklerini göstermektedir. 

 

Kogan şöyle yazıyor: “Lenin, Rus idealistlerinin faaliyetlerini endişeyle izledi. Kremlin kütüphanesinde Alekseev, Berdyaev, Bulgakov, Volinskiy, İvanov-Razumnik, Ilein, Karsavin, Lapchin, Novgorodtsev, Rozanov, Stepun, Trubetckoy, Shpet, Frank, Iakovenko kitapları bulunabilirdi; ama onların görüşlerine herhangi bir sempati duyduğu için değil. Bu yazarların çoğu sınır dışı etme listelerine dahil edildi.” 

 

Lossky şu şekilde hatırladı: "Hiç birimiz tarafından tahmin edilemeyen yeni bir gök gürültülü fırtına 1922 yazında Rus Rus entelijensiyasının üzerinden geçti. St Petersburg Kuzey-Batı Bölgesi'nin başkanı Zinoviev, entelijensiyanın kafasını kaldırmaya başladığını Moskova'dan bildirdi. Farklı entelektüel grupların dergi ve dernekleri faaliyete geçridiklerini; şu an için ayrı yollarda hareket ettiklerini, fakat çok yakında ya da sonra birleşeceklerini ve kayda değer bir güç oluşturacaklarını yazdı."

 

31 Ağustos 1922'de Pravda gazetesi, ülkenin kuzeyindeki profesörler, doktorlar ve yazarlar arasında en aktif karşı-devrimci unsurların sınır dışı edilmesi hakkında resmi bir duyuru yayınladı. Karar, Devlet Siyasi İdaresi'nce(GPU) yapılan bir açıklama ile onaylandı. ‘İlk Uyarı’ başlıklı duyuru, belirli aileleri tayin etmedi veya sınır dışı edilecek sayıyı belirtmedi. Sürgün edilenlerin arasında büyük bilim adamlarının olmayacağını sadece söyledi. Aslında, yayınlandığı sırada, sürgün edilenlerin bir kısmı zaten tutuklanmıştı ve Rusya'yı kendi maddi imkanlarını kullanarak terk etmeyi kabul eden belgeleri imzalamıştı. Kendi yolculuklarını ödeyemeyen insanlar sınır dışı edilmeyi hapishanede beklemek zorunda kaldılar.

 

Ancak Pravda'nın duyurusu ilk tehlike işareti değildi. Lenin, Moskova Yüksek Teknik Okulu personelinin grevi sonrasında 1918 kışında birçok profesörün görevden alınmasını önerdi. Tavsiyesini sonrasında, Sovyet hükümeti nihayetinde sadece Yüksek Teknik Okulu'nda değil, hemen hemen bütün üniversitelerde profesörlerin tamamen değişimini gerçekleştirdi. Eski “gerici” profesörler, yeni “kızıl” olanlarla değiştirildi. St Petersburg Üniversitesi'nde profesör olan Lossky, işten atılanlar arasındaydı. Şöyle demişti: “1921 sonbaharına kadar Bolşeviklerin Hükümeti, eğitim sürecinde, en azından felsefe öğretisinde, çok az müdahalede bulundu. Çalışmamı, devrimden önce olduğu gibi devam ettirebilirdim… Fakat üç yıldan fazla bir zaman sonra Bolşevikler, birçok bilim dalı için yeni bir “kızıl” profesörler kadrosu hazırlamışlardı ve 1921 sonbaharında, eski profesörlerden hangilerinin görevden alınması gerektiğine karar vermek için Devlet Bilim Konseyi toplantısı yapıldı… St Petersburg Üniversitesi Felsefe Bölümü bundan sonra tamamen tahrip edildi. Tüm öğretmenlerin ve iki profesörün (Lapchin ve ben) ilişiği kesildi. Sadece Vvedensky profesörlüğü sürdürdü. Fakat aynı zamanda genç adam Borichevsky de profesör yapıldı ve bu arada ona, Professor Vvedensky tarafından zaten verilen mantık dersi vermesi emredildi. Bu Borichevski felsefe eğitimi için Bolşevikler tarafından yurt dışına gönderilmişti. Epicurus felsefesini incelediği Losain Üniversitesi'ne girmeyi başardı. Geri döndükten sonra, “bir materyalist olarak Spinoza” gibi konulara ilişkin konferanslar vermeye başladı. Felsefe bilgisi oldukça sınırlıydı. Örneğin, Platon'un felsefesi hakkında konuştuğunda, öğrenciler onun hatalarını gördüler ve ona güldüler.”

 

12 Mart 1922'de Lenin'in "Materyalizm Mücadelesinin Anlamı Üzerine" adlı makalesi yayınlandı. Bu ideolojik sorunlara ayrılmış bir program makalesiydi ve entelijansiyznın gelecek sürgünü içinde görülebilirdi. "Rus işçisi iktidarını ele aldı fakat onu hala kullanamıyor, ille bu tür öğretmen ve bilimsel topluluk üyelerini batı 'demokrasisi" ülkelerine kibarca def edecektir," diye Lenin yazdı. 

 

Bu oyundaki bir sonraki bölüm Lenin'in 15 Mayıs 1922 tarihli, hukuk sisteminin devlet komiseri olan I.Kursky'ye mektubu idi. Mektupta Lenin, Hukuk Yasa'sının değiştirilmesi gerekliliğini savundu, özellikle de ölüm cezasını ateş ederek öldürmekten Merkezi Birlik Yürütme Komitesi'nin kararına göre sınırdışı etmeye ve aynı zamanda yasa dışı yollarla geri dönenler için kurşuna dizme cezasının getirilmesi gerektiği yönünde değiştirmekte ısrar etti. Dört gün sonra, 19 Mayıs 1922 tarihli Feliks Dzerdginsky'ye yazdığı bir mektupta, Lenin, “karşı-devrimci” yazar ve profesörlerin sürgün edilmesine yönelik hazırlıkları tartıştı. 

 

Daha sonraki olaylar çok hızlı bir şekilde gelişti. Kanunda değişiklikler yapıldı, sürgün edileceklerin listeleri hazırlandı, mahkumiyet kanıtları toplandı ve uyduruldu. 10 Ağustos 1922'de, Birlik Merkezi Yürütme Komitesi, karşı-devrimci faaliyete katılan kişilerin yurt dışına ya da ülkenin belirli bölgelerine sürgün edilmelerini öngördü. Haziran ayında E.Kuskova ve S.Prokopovich ilk sürgün edilenler arasındaydılar; Onlar, Açlık Çekenler Yardım Komitesi'nin liderleriydi. Ana grup Ağustos ayında gönderilmeye hazırlandı.

 

Öncelikle tutuklamalar dalgası Moskova, St. Petersburg ve diğer büyük şehirleri vurdu. Önceden hazırlanmış listeler doğrultusunda seçilmiş kişiler tutuklandı ve iki gün iki ay arasında değişen sürelerde tutuldukları cezaevlerine konuldu. Bu süre zarfında tutuklananlar geri döndüklerinde vurulacakları yönünde bir uyarı imzalamak zorunda kaldılar. 

 

Sürgün edilenlerin tam bir listesinin hala mevcut olmadığını belirtmeliyiz. Belki de durumun açıklığa kavuşamaması, GPU'nun sırları saklamak için kanıtları yok etmesinden kaynaklanmaktadır. Moskova, Petrograd ve Ukrayna için eş zamanlı olarak derlenen ayrı listelerin olduğu bilinmektedir. Bütün bu listeler düzeltildi ve listelenen ve gerçekte sürgün edilen numaralar değiştirildi. Kogan, Ukraynalılar listesinde ilk başta 77 kişi, Moskova listesinde 67 kişi ve Petrograd listesinde ise 30 kişi olduğunu belirtir. Nihayetinde, uzun revizyonlar sonrasında sürgün için 160 kişi listelendi. Diğer günümüz araştırmacıları ise sürgüne gönderilenlerin sayısının 60 ila 300 arasında olduğunu öne sürerler. Soruşturma, sınır dışı edinilen ülkeye, Almanya'ya, varıştan sonra sınır dışı edilenlerin farklı ülkelere hızlı bir şekilde dağılmaları ile son buldu. Birçoğu Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Çekoslovakya veya diğer ülkelere gitti. 

 

Rusya’nın entelektüel elitlerinin ayrılışı genellikle “Felsefe Gemisi” sembolü ile ilişkilendirilmiştir. Felsefeciler sürgünlerin küçük bir kısmını oluştursa da, onlar Rus dini rönesansının insanları, Rus dini-idealist felsefesinin en iyi temsilcileri idi. Şimdi onların metodolojisinden şüphe edebiliriz, fakat onların insanı ölümsüz bir varlık olarak görme hayali büyük bir cesaretti ve onların ölümsüzlüğün mantıksal olarak çelişkisiz koşullarının analizi oldukça önemliydi. O dönemdeki Rus idealist filozofların çoğu, bir insanın ölümsüzlük olmadan ahlaki mükemmellik elde edemeyeceğini varsaydı ve o ölümsüzlüğün bir başka, zamansız, dünyaya bir çıkış olduğunu var sayar. Önde gelen düşünürlerini kaybeden, özellikle de hepsini bir anda yitiren Rusya, o zaman gerçekleşecek olan ahlaki ve manevi değerlerde meydana gelen büyük değişimler hakkında ciddi bir felsefi tartışma olasılığını yitirdi. Sürgün edilen filozoflar arasında Berdyaev, Frank, Lossky, Bulgakov, Stepun, Trubetskoy, Vicheslavtsev, Lapchin, Ilein, Karsavin, Izgoev yer aldı. Büyük tarihçilerin A.Kizevetter, A.Florovsky, V.Miakotin ve A.Bogolepov'un sürgünü de korkunç bir kayıptı. Sürgün edilen sosyolog Sorokin daha sonra dünya çapında tanınırlık kazandı ve Amerikan sosyolojisinin kurucularından biri oldu. 

 

"Felsefe Gemisi"nin yolcularının daha sonra anımsadıkları gibi, Rusya'yı terk etmek zordu ve özellikle çoğunun genç olmadığı dikkate alındığında başka bir yerde yeni bir yaşam kurmak oldukça da zordu. Örneğin, Lossky 52 yaşındaydı, Bulgakov 51, Trubetskoy 60 ve Berdyaev 48 idi. Yazar M.Osorgin, her sürgün edilenin tek bir yazlık ve tek bir kışlık ceket, gündüz için iki etek, gece için iki etek, iki pantolon ve iki çift çorap ve hepsiyle birlikte sadece 20$'a eşdeğer bir para almasına izin verildiğini hatırladı. Kuruşlarla yeni bir hayata başlamaya gittiklerini yazdı.

 

Sürgün edilenlere rağmen Rus felsefesi yine de devam etti. Filozoflar zorla ayrıldıktan sonra çok sayıda kitap yazdılar. Örneğin Berdyaev, "Yeni Orta Çağlar: Rusya ve Avrupa'nın kaderi üzerine Düşünme(Berlin 1924), Dostoveyvsk'nin Dünya Görüşü(Prag, 1923), Kendini Tanıma(Paris, 1949), İnsanın Kaderi ve Özü(Paris, 1931), Rus Komünizminin Kaynakları ve Anlamı(Paris, 1955) ve daha birçok eseri yazdı. Toplamda Berdyaev 43 kitap ve yaklaşık 500 makale yazdı. Ilein’in eserleri arasında, "Kötülüğe Karşı Silahlı Direniş"(Berlin, 1925) ve "Dini Deneyimin Aksiyomları"(Paris, 1924) vardı. Frank, "Yaşam Bilgisi" (Berlin 1923), "Din ve Bilim" (Berlin 1924), "Toplumun Manevi Kuruluşu: Toplumsal Felsefeye Giriş"(Paris, 1939) ve diğerlerini yazdı. Daha önce (1919) göç etmiş olan V.V.Zenkovsky, Rus Felsefesinin bir tarihini yazdı. (Cilt 1, Paris 1934, Cilt 2, Paris 1950).

 

Bu isimler ve eserler listesi kolayca devam edebilir, ancak bu bölümün ayrıntılı bir değerlendirmesini vermeye çalışmak daha acildir. Kitlesel kovulmanın, kurşuna dizilerek olası infaz edilme alternatifi ile karşılaştırıldığında insancıl bir eylem olduğu düşüncesini bir kez daha hatırlayın. Ancak bu insancıllığın derecesinden ve gerçek kökeninden şüphe etmek mümkündür. Elbette sürgün, tüm maddi sıkıntılarına, aşağılanmaya ve manevi acısına rağmen, kurşuna dizilmekten daha iyiydi. Fakat neden karşılaştırma dayanağı olarak ölüm cezasını bu kadar kolayca kabul ediyoruz? İnsanları sadece kendi fikirleri yüzünden ölümle tehdit etme hakkına kim sahiptir? Sovyet yıllarında hüküm süren sınır dışı edilme konusundaki daha yumuşak bir görüşe göre, ayrılışları sadece onları infaz mangasından kurtardığı için değil aynı zamanda materyalizmi yayma sebebiyle genel olarak onların kendi felsefi bakış açılarının düşüşü nedeniyle de felsefeciler için iyi olduğu söylendi. Bu görüş, idealist felsefenin açıkça yanlış olduğunu ve giderek daha fazla rağbet görmemeye başladığını ileri sürdü. Öyleyse, eğer ünlü idealist filozoflar Sovyet Rusya'sında kalsalardı, fikirleri sadece tuhaf olarak görülecekti ve bu onlar için kişisel bir trajedi olurdu. Bu karmaşık motivasyonun, sınır dışı edilme ile ilgili kararları gerçekten veren insanlar için önemli olduğunu düşünmüyoruz. O zamanki Rus liderlerin uluslararası toplumun tepkisinden sadece korkuyor olması daha muhtemeldir.  Bu sebeple sürgüne zorlamayı toplama kamplarına koymaya ya da kurşuna dizmeye tercih ettiler.

 

Rus felsefesinin, ulusal bilincin ve manevi hayatın geleceği açısından bu eylemin sonuçları ne oldu? Rus idealist filozofların görüşlerinde her şeyin mükemmel olduğunu ya da yazılarında her şeyin çağdaş yaşam için çok önemli olacağını söylemiyoruz. Tam tersine, Rus ulusal bilincinin, devrimden önce, mistik sezgiler tarafından birçok durumda hezimete uğratılan rasyonel bilgiye, hayata karşı mistik bir tutum takınma eğiliminde olduğu gayet iyi bilinmektedir. Komüniter yaklaşım, açık bir şekilde liberteryan olana baskın çıktı. Hiç şüphesiz bu şeylerden bazıları değişti. Bugün hiç kimse, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarındaki Rus idealist filozofların tavsiyeleri doğrultusunda kesinlikle yaşamayacaktır. Vurgu yapmak istediğimiz şey, geleneksel fikirlerin geleneksel ahlakı desteklediği gerçeğidir. Bu tür fikirlerde kademeli bir değişim genellikle toplumun dönüşümü sırasında gerçekleşir ve bir dereceye kadar toplumsal istikrarın kalmasına izin verir. Ama hepsini tek bir vuruşta yok etmek tehlikelidir. Devrimden sonra Rusya’nın yeni sosyalist hükümeti, ekonominin ve sivil hayatın çözülmesiyle, razrucha(tahribat) denilen şeyle karşı karşıya kaldı. Eski Sovyet bilimi bunu temel olarak birinci dünya savaşı, müdahale ve iç savaşın sonuçları gibi tarihsel koşullarla açıkladı. Ancak, geleneksel ahlaki temelin hızla tahrip edilmesinin Ekim Devrimi'nden sonra meydana gelen yıkımın temel koşullarından biri olduğunu düşünüyoruz. 

 

Sosyalist liderlerin iradesine uyumlu Marksizm, resmi bir ideolojiye dönüştü. Ama esas olarak eleştiriye açık ve çözümsüz sorulara sahip bir bilimsel teori olan Marx'ın Marksizmi değildi. Marksizm, gerçekte varolan bir toplumun resmi ideolojisi olarak kabul edildiğinde, onun teorik ifadeleriyle ilgili herhangi bir şüpheyi ortadan kaldırmak gerekti. Bu nedenle Sovyetler Birliği'nin varlığının başlangıcından itibaren Marksizm, Büyük Marksizm-Leninizm'e indirgendi. Örneğin, Lenin’in Đevlet ve Devrim adlı eserinde Engels’in sınıf toplumunun tüm tarihi boyunca Devlet’in olumlu işlevine dair derin analizine hiç bir önem verilmez. Lenin'in tek düşüncesi, devletin bir sömürü makinesi olduğu ve sökülmesi gerektiğiydi. Bu, Marx ve Engels'in orijinal fikirlerinin bariz bir aşırı basitleştirilmesi ve hatta çarpıtılması idi. Marx'ın sosyalist devrim sırasında işçi sınıfının öncü rolü hakkındaki tezi, yeni bir toplum inşa etme sürecinin tümünde lider rolü oynaması gerektiği doktrinine dönüştürüldü. Marx'ın işçi sınıfının bilgi eksikliği tarafından ona zahmet veren sınırlamaları gördüğü unutuldu. Dahası, işçi sınıfının sosyalist devrim sırasında kendisini yok edeceğini ve kapitalistlerin ve işçilerin aslında aynı tarihsel yabancılaşmanın farklı karşıtlarını temsil ettiğini yazdı. Bu tür düşüncelerden açık bir şekilde, işçi sınıfının yeni bir toplumun gelişiminde tek güç olmadıkları sonucu çıkar. Fakat bu anlayışa, insancıl bir ideoloji kaplaması altında totaliter bir devlet inşa eden elit tarafından ihtiyaç duyulmadı.

 

Muhtemelen Marksist teorinin aşırı basitleştirilmesini ve totaliter bir toplumun gelişimini muhtemelen durdurabilecek tek güç, açık felsefi tartışma imkanına perde çekildiği ve devamında gerçek demokrasinin aşırı sınırlandırıldığı için önde gelen Rus entelektüellerin sürgün edilmesiyle ortadan kaldırıldı. 

 

Üstelik, Batı ülkelerinde gelişen bir teori olan Marxizm, öğretisinin ana ilkeleriyle bağlantılı koşullar altında doğduğu toprakta gerçekleşmemesine rağmen Rusya'da değerlendirmeden kabul edilmiştir. Marxizm tarafından yapılan toplumun şiddetli, yapay dönüşümü çağrısı milyonlarca insan için kötü sonuçlara yol açtı. Berdyaev'in tek bir kuramsal ilkeye göre bir toplum inşa etme girişiminin kaçınılmaz tehlikelerini öngördüğü bahsedilmeye değerdir. Soyut bir ilkenin kaçınılmaz olarak kendi içinde basitleştirmeyi içerdiğini ve bu ilkeyi izleyen bir toplum inşa etme girişiminin sonunda totaliter bir rejimin gelişmesine yol açacağını yazdı. 

 

"Felsefe Gemisi"ne adanan Felsefenin Sorunları dergisinin bir baskısının giriş bölümü nde şu yazar: "Bir felsefenin sürgün edilmesiyle birlikte komünist ideolojinin sekter varoluş dönemi başladı. Dünya felsefi düşünce ve kültürünün diğer akımlarıyla diyaloğun olmaması nihayetinde Marksizmin kendi kendini soyutlamasını ve onun bir dogmaya dönüşmesini sağladı." Bu ifadeye karşı gelmek zordur. Eski Sovyetler Birliği'nde yüksek eğitime sahip olan bizler, felsefenin bu dogmatik Marksizme dönüşmesinin sonuçlarını hissettik. Eski Sovyet entelijensiyanının çoğu, özellikle de 40 yaşın üzerinde olan kısmı, felsefenin sadece diyalektik ve tarihsel materyalizm olduğuna inanmaya devam ederek, felsefe nefreti ile etkilendi (ya da en iyi ihtimalle kayıtsız kaldı).

 

Ne yazık ki, çağdaş öğrencilerimizin çoğunluğu, aralarında profesyonel felsefeci olmayı amaçlayanlar hariç, felsefeye karşı da olumsuz bir tavra sahiptir. Bunun sosyal maliyeti, az sayıda insanın kendilerini kültürel veya manevi olarak geliştirmeyi istemesidir. Sadece pragmatik bir yaşamı tercih ediyorlar ve toplumsal olarak geçerli ortak paylaşılan hedeflerin elde edilmesine yönelik herhangi bir eylemi anlamlı saymıyorlar. Onların ahlaki tutumları sadece eski inançlara veya “sağduyuya” dayanmaktadır.

 

Rus kültürünün ve Rus devrim öncesi felsefesinin büyük bir mistik bileşen içerdiğine zaten vurgu yapmıştık, ancak bu bileşenin taşıyıcıları olan yüksek derecedeki insanların paradoksal olarak sürgün edilmeleri uzun dönemde durumu iyileştirmedi. Aksine, şimdi Rusya'da mistisizm ilgisi artıyor. Eski ünlü Rus filozoflara olan tüm saygımızla, ülkemizin çağdaş toplumsal hayatında onların eserlerinin kullanılma şeklini aynı zamanda onaylayamayız. Hoş olmayan şey, birçok çağdaş Rus felsefecisinin, eski zamanlarda Marx'tan aldıkları gibi benzer şekilde Berdyaev'den de özdeyişleri öylece almalarıdır. 

 

Alexander V. Razin and Tatiana J. Sidorina 2001

 

Alexander Razin, Moskova Devlet Üniversitesi'nde Etik Bölümü'nde dersler veriyor ve Felsefe Şimdi dergisinin yardımcı editörüdür. Tatiana Sidorina, High School of Economics'te, aynı zamanda Moskova'da bir profesördür.

 

 

*www.philosophynow.org sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

ÖZGÜRLÜK

FACEBOOK SAYFAMIZ