Özgürlük

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

NEDEN ÖZGÜRLÜK?
Vurgularımız olumsuzluklara değil, geliştirme mücadelesinde olduklarımızı bilince çıkarma yönündedir. Teorik bir eksiklik, yanlış algılamalara neden olabilecek bir boşluk, mücadele içerisinde mutlaka doldurulması gerekir. Eksikliğinden yanlışlığını getireceği gibi, pratikte daha vahim sonuçları ortaya çıkarabilir. Pratiğin, aklın yani düşüncede ve teorideki çözülmesi gerekenlerin önüne geçtiği yerde devrimci bir yolda ilerlemek mümkün değildir. Teori yani bilgi eksikliği; karşıdan gelen tren ‘‘kuantumunun paralel dünyasına ait‘‘ diyerek önüne dikilmek gibi vahim sonuçlar çıkarır. Doğada ise bilmiyordum kuralı geçerli değildir.  Teoriden pratiğe yolculukta kesişme ve geçiş noktaları, algı hatalarının görece arttığı yerlerdir. Teori ve pratiğin diyalektik bütünlüğü ortadadır. Aynı düzlemde yer alan çelişkilerin birbirine bağlı ele alınması( politik mücadele örneği gibi.)ve gidiş yönünü  unutmamızı getirmemelidir. Devrimci düşüncenin dünyayı yorumlamak değil değiştirmek olduğu, değiştirdikten sonra teorisini yapmak ya da içerisinde yaşanılan maddeyi teorik olan yorumlamak değildir... İçerisinde geliştiği maddi ortamın doğru tahliline dayanarak onun sınırlarını aşarak doğasal gerçekliğe ulaşma ve değiştirme mücadelesi olduğu ortadadır. Konuyu başka bir konuya sıçrayarak belki monolog haline getirebilirsiniz, lakin bir sonuca ulaşamazsınız. Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz. Vurgu yapılan yer belirlidir. Örneğin partileşme süreci teorik tespitiyle ve bilgi birikimiyle ilgili bir vurgulamayı pratikle ilgili ele almak insaf ve niyet midir? Dünya‘yı döndürmeye mi başladınız gibi bir şey! Ne denebilir? Pardon, ‘‘teorik olarak dünya dönüyormuş‘‘ söylediğim için kusura bakma mı denilir? Hele hele tümümüzün durumu ‘‘güç farklarına rağmen‘‘ ortadayken! Pratik bağlamda bir partileşmeden bahsedilmediği, ideolojik birliğin sağlanamamasından bellidir...  
Belirli bir bilgi birikimi var sayılarak yazılan ya da o noktadan başlayarak geliştirilen konuların bu eksiklikten dolayı yanlış anlaşılması mümkündür. Bilgi eksikliğine dayanan ve geliştirilebilecek olanı yargılamak, mahkum etmeye kalkmak anlaşılamaz bir durumdur. Yazılarımızda geçen olumsuz örneklemeler, vurgular bize döndürülerek, konudan sıçrayarak tartışılamaz. Bizim vurgularımız, konusu geçenlerin söyledikleriyle yaptıklarının laf kalabalığı dışında uymaması ile ilgilidir. Bizlerin ne düşündüğünü bilince çıkarma mücadelesi dışında bizleri ilgilendiren yönü de yoktur. Konu ve teorisi kapsamında tartışılması gereken, başka bir düzleme ve konuya kaydırılarak tartışılamaz. Takdirini okuyucuya bırakırız. Bizim yapıp yapamadıklarımıza ilişkin ise cevaplarımız bu yazı içerisinde açık biçimiyle ortaya konulmaya çabalanmıştır…
Art arada yaşanılan yenilgiler sonucu  oluşan güvensizlik ortamı ve  ‘’sosyalizm’’denilen sistemlerin başarısızlığı, öyle bir kafa karışıklığı yarattı ki her alana yansıyor ve kapsıyor. Yaşanılan toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda. Kimi emperyalizm çağında feodal devletin kurulmasından bahsediyor, kimi olan başka bir şeymiş gibi faşizm kapıda yazıyor. Kimileri uluslar arası tekellerin kendi üst yapılarını oluşturma çabasını nüfuz alanları ve yeniden paylaşımını globalizm, durum ortadayken  yaşananı liberalizm diye değerlendiriyor. Kimileri Stokholm sendromu etkisiyle AKP nin liberalizminin ve başarılarının hayranı. Tüm muhalefeti bir araya getirme planlarıyla kendi liberalizminin düzen içi konuşlanışını dilendiriyor. vb. Hangi yolun yoldaşı olduğunu bilemeyenlerin guruplaşması devrimci saflaşmayı değil kamplaşmayı ortaya çıkarıyor. Hangi yola gideceği belirsiz yoldaşlığın ve yararlılığın daha ilk siyasal zorunlulukta dağılması işte bundandır. İşte bu koşullar altında neden özgürlük sorusunu sorumluluğun bilincinde cevaplamaya bir alıntıyla başlayalım.
’’Bizce teorinin olmayışı devrimci bir akımın varolma hakkını, ortadan kaldırır ve eninde sonunda kaçınılmaz olarak siyasi iflasa mahkum eder.’’Lenin
Belirgin devrimci bir dünya görüşü olmadan ve bunu var olanın rutin tekrarı  sanan, onun hareket hali ve gelişen özünü ortadan kaldıranların, pratikteki ayrı duruşla ayrı bir’’örgüt’’olduğunu sanmak doğru değildir ve bir yere ulaştırmaz... Teorik olarak içerisinde yaşanılanın doğru tahlili için, gelişime doğru yaklaşımı sağlayan diyalektik ve tarihsel materyalizmin kılavuzluğu gereklidir. Toplumsal ve sınıfsal gelişmeler alanında, diğer doğa bilimlerinde olduğu biçimde labaratuarda mikroskop vb. araçlarımız yoktur. Bu işlevi gören diyalektik ile olay ve gelişimleri çeşitli düzlem ve aşamalarda inceleme olanağı buluruz. Devrimciliğin dünyayı değiştirme doğrultusunda onu yorumlayan teorik tespitlerini ve düşünsel yolculuğunu yani diyalektik ve tarihsel materyalizmi kavrayamamak’’sol ya da devrimci’’adı ile bir akım olma hakkını ortadan kaldırır. Devrimci teori olmadan devrimci hareket ve pratik olmaz. Bu noktada böylesi bir mücadelenin netleşmesi ile yaşamın ve maddede hareketin karşımıza çıkardığı sorunların çözümüne yönelik siyasi önermeler demek olan teorik ve ideolojik mücadelenin, doğru kavranamaması sorunu da ortaya çıkmaktadır. Genel olarak geçmişte söylenenlerin tekrarı ve diğerleri ile laf yarıştırma sanılan bir anlayışla doğru yere varılması da beklenemez.
Bunun gibi 83 te başlayan tartışmalarda ve sonraki tartışma süreçlerinde  ve yasal partinin kuruluşunda aldığımız tavırlar ayrı bir yazı konusu olduğundan burada üzerinde durulmayacaktır. Kısacası tek ve mutlak doğruyu söyleyen, herkesin de aynı görüşte birleşmesini bekleyen bir anlayışı değil, doğruya gelişebilecek ve geliştirilebilecek doğabilimsel doğruların mücadelesinde olduğumuzu ifade edebiliriz.
Ağır yenilgi koşullarından çıkılmaya çabalanırken üstüne adına ’’sosyalizm’’denilen reel sistemlerin de çöküşüyle cevaplamamız ve çözüm üretmemiz gerekenlerin artığı bir döneme ayak bastık. Sosyalist sisteme olan güvenin sarsılması ve yargılanması gibi sorunları da birlikte yaşamaya başladık. Yenilginin eleştirisi ve özeleştirisi mücadelede gerçekleştirilemeden bu güvensizlik ortamı bizlerin durumunada yansımaya başladı. Arkadaşların kendi deyimiyle’’büyü bozulmuştu.’’Fikir çeşitliliklerini aynı potada eritebilecek ortak payda ya da çekirdek ortadan kalkmıştı. Yüksek perdeden herkesin ayakabısı nereden sıkıyorsa onu bağırdığı sağlıksız bir ortam gelişti. Sağlıklı siyasal çözümlemelerle olumlu bir sonuca gelişmeyen kaotik durum engelenemedi. Geçmiş deney ve bilgi birikimleri, günümüz ve görevlerimiz doğrultusunda devrimci anlamda yeniden üretilemez durumdayken, çoğunlukla pratikte yaratılan değerlerin mirası üzerinde yükselmeye çalışan bir pratik örgütlenmeye çalışıldı.Türkiyedeki devrimci mücadelenin geldiği seviye açısından değerlendirildiğinde ’’üretenlerin yönetimi’’ doğrultusundaki mücadele geliştirilemez haldeydi. İşte bu şartların da etkisinde esas sorunun: Teorik-ideolojik ve bu doğrultudaki devrimci mücadele birliğimizin yeniden geçmişin devrimci değerleri üzerinde ve aşacak biçimde oluşturulması gerektiğini tespit ettik. Böylesi bir teorik-ideolojik mücadelenin gelişebilmesi doğrultusunda çabaladık. Bunun aynı dünya görüşü doğrultusunda olay ve gelişimleri organik biçimiyle benzer değerlendiren kaba bir benzetmeyle en az on kişinin bir araya gelmesi demek olan bir kadro çalışması da olduğunun bilincinde hareket etmeye çabalıyoruz. Bu bir hareket hali olduğundan kollektif çabalarla daha iyisinin yapılabileceğini, yaptıklarımızın yetersizliğini bilince çıkararak...Çok yol kat ettiğimiz maddi anlamda söylenemez. Lakin dünya görüşünün ne olması gerektiği konusunda kaba da olsa bir çerçeve çizme yolunda en azından azımsanmayacak önemli adımlar attığımız söylenebilir.
Her yenilgi dönemi kendine özgü sorunları da ortaya çıkarır. Geçmişte’’Demirel AET yanlısıydı. Bu bağlamıyla burjuva demokrasisini savunan ilericiydi! Göremedik’’ özeleştirileri !!! Günümüzde liberalizm globalizm derken globalleşerek zorunlu olarak liberalleşecek ülke beklentisi !!! Uluslar arası tekellerin yeniden paylaşım savaşının daha çok sömürü ve baskı demek olduğunu göremeyen bir dünya görüşüyle algı yanılgısının’’tahlilleri!’’Hatta Erdoğan’nın demokratlığının keşfi! Burjuva demokrasisini ve temsili sistemleri; Cumhuriyet, laiklik, Kratokrasi vb. savunmak noktasına tıkanmış, onu geliştirip aşarak üretenlerin işçi sınıfı demokrasisine ulaşmak hedefinden vazgeçmiş, lakin ‘’sol’’cu kalanlar var. Böylesi ağır yenilgi koşullarında söylenilenin doğru anlaşılması gibi, devrimci tarihsel deney birikimlerinin de doğru yorumlanmasında büyük sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Söylenilen ve yazılanların anlaşılmasında ve yorumlanmasında, günümüzün maddi koşullarının algıları belirirlemesi de denilebilecek bir gelişimdir! Anlaşmakta zorluklar da işin ekstrası haline gelmiştir. Sınıflar mücadelesine ‘’üreten biziz yöneten de biz olacağız’’ şeklinde devrimci demokrasi ilkeleriyle müdahalenin yaratığı beyin fırtınası, demokrasi deney birikimlerinin zayıflığıyla bütünleştiğinde bir isyana dönüşmüştür. Bu durum herkesin en iyisini bildiği, kendi dışında kimseye güvenmediği, kimseye saygı duymadığı vb. psikoloji alanını ilgilendiren lakin siyaset sanılan bir sağlıksız ortamın gelişmesini de getirmiştir. Denilenleri istediği ve işine geldiği gibi yorumlayan bir dengesizlik ortalığı kaplayabilmiştir. Ne dediğini bilmeyen ne yaptığının sorumluluğunu kaldıramayan bir siyasal tutarsızlık yaygınlık kazanmıştır.
Günümüz koşullarında siyasal tutarsızlıkla, genelde pratikte olay ve gelişim ve kişilere tavır düzeyinde, ortak çıkar tavır alışlarıyla ayrı yerlerde durulabilmektedir. Ayrı bir dünya görüşünden kaynaklanmayan, teorik ve ideolojik olarak neyi savunduğunu, günümüz ve görevlerimizi nasıl tahlil ettiği  belirsiz, ayrı bir gurup olma hakkını kendinde bulan bir çok yapı ortaya çıkmıştır. Kurumsallaşmış fakat siyasallaşamamış partisi hatta yayın organı ve taraftarları olan çıkar gurupları görüntüsünde ve bir çok durumda dış destekli yapılar oluşmuştur. Burjuva demokratik devrimini yaşayamamış demokrasi mücadelesindeki bir ülkede, demokrasi deney ve birikimlerinin zayıflığına ve sınıflar mücadelesinin zorunluluk olarak önümüze koyduğu  üretenlerin yönetimi gerçekleştirilemediğinden, sorumluluğu olmayan haklar ve talepler şeklinde isyan ortaya çıkabilmiştir. Bir evelki dönemde fikir çeşitlilikleri ve farklı görüşleri bir potada eritebilen ortak payda çekirdek ortadan kalmıştır. Var olan farklı eğilimler farklı yönlere doğru ilerleyen bir duruma gelmiştir. Bir tarafta eskinin tekrarı yukarıdan aşağı kurduğu parti ile işçi sınıfının gökten inme tek temsilcisi konumundaki temsili sitemleriyle reel sosyalizm türdeşliğinin devamı. Diğer tarafta liberal ve global dünyada liberal düzen içi çözümler yatay örgütlenmeleri ile alttan üst yapıyı ele geçirme akıllı dizayn projeleriyle SYRİZA vb. kardeşleri. Bütün bunların dışında kalan çok farklı nedenleri dolayısıyla  bir arayada gelemeyen geniş kesimler. Dünyayı ve onun yaşanılan ülkesini devrimci dünya görüşünden tahlil etmeden alınan ayrı tavırların bir hükmünün olamayacağı açıktır. Geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselen yeniden  teorik ideolojik ve devrimci mücadelemizin birliği ve bu doğrultuda üretimlerimiz ve katkılarımızla mücadeleyi geliştirme çabasındayız. Teorik ve ideolojik olarak tartışıp çizmeye çabaladığımız ve kaba da olsa ortaya çıkan çerçeveyi gelişime katkı olması dileğiyle ortaya koymaya çabalayacağız. Konu edilen olumsuzluklar, geliştirme mücadelesinde olduğumuz olumluluklara vurgu yapmak içindir. İlk elden şunu belirtmekle başlayalım. Biz burjuva demokrasisinin ortaya çıkardığı temsili sistemleri aşma mücadelesindeyiz. Cumhuriyet, laiklik vb. konuları çarpık kapitalizm sonucu bizler tamamlamak zorunluluğunda olsak bile bu onların savunulması değil aşılması gerektiğinin mücadelesidir. Devrimci demokrasi demek olan doğrudan sistemlere gelişilmesi gerektiğini savunuyoruz. Laiklik eski burjuva devleti dönemlerinde kaldı. Ya da sözde kalıp gerçekte aldatmaca olduğu açığa çıktı. Bilimselliği savunuyoruz. Bunun kolektif bir mücadele sonucu netleşeceğinin, birlikte üretimlerle gelişeceğinin bu bağlamıyla kadro çalışmasını içeren devrimci bir hareketin yaratılmasıyla yaşam bulabilecek bir gelişim olduğunun bilincindeyiz.  Yapabildiklerimizin zorunluklarımız karşısında yetmezliğinin bilincinde olarak paylaşarak birlikte üreterek  hep beraber devrimci mücadeleye...
1-Devrimci deney birikimlerinin ortaya çıkardığı ve gidilmesi gereken yön olarak gösterdiği ’’üretenlerin yönetimi’’ doğrultusundaki mücadele geliştirilemez haldeydi. İşte bu şartların da etkisinde esas sorunun ideolojik-teorik ve bu doğrultudaki devrimci mücadele birliğimizin geçmişin devrimci değerleri üzerinde yeniden oluşturulması gerektiğini tespit ettik. Böylesi bir ideolojik-teorik mücadelenin gelişebilmesi doğrultusunda elimizden geldiğince katkılarda bulunduk. Bunun aynı dünya görüşü doğrultusunda olay ve gelişimleri organik biçimiyle  değerlendiren  bir kadro çalışması da olduğunun bilincinde hareket etmeye çabalıyoruz. 
2- Bunun aynı zamanda bir saflaşma süreci olduğu bilinciyle ilk elden eskinin yukarıdan aşşağı kurtarıcı dünya görüşleriyle sınırlarımızı çizmeye çabaladık. Kabaca işçi sınıfını temsilen bir parti oluşturma, onların adına devleti ele geçirip yine onların adına yeniyi inşa vb. temsili sistemleriyle sınırlarımızı çizmeye çabaladık. Bu bağlamıyla üretenlerin kendi yönetiminin doğrudan demokrasi olacağının mücadelesini vermeye çabaladık. ‘’Aslında bir anlamda Türkiye’de burjuva demokrasisi özlemleri sınıfsal mücadelenin hep önüne geçmiştir. Onu gölgelemiş ve unutturmuştur. Bir karar verilmelidir. Devrim diye burjuva demokratik devrimi mi savunulmaktadır? Yoksa işçi sınıfı ve üretenlerin devrimi mi? Uzun zamandır ‘’sol’’ ve eski dostluğa ve yoldaşlığa bakılmaksızın; burjuva demokrasisinin kendi çıkarına gelen yönlerini ve temsili sistemleri savunmakla, işçi sınıfının kendi yönetimi doğrudan demokrasisiyi hedefleyen devrim yolunda saflaşmakta ve kararını vermiş durumdadır... Bütün bu çelişkilerin bütünlüğünde’’sol’’ arasındaki çeşitliliklere ve farklara rağmen üç ana akım halinde saflaşma sürecindedir. Birincisi klasik kurtarıcılık anlayışıyla kratokrasi savunucuları. Kratokratlar. İkincisi emperyalizm çağında liberalizm keşifleriyle sistem içi çözüm ağırlıklı liberal sol. Liberaller. Üçüncüsü devrimci teorik- ideolojik ve mücadele birliğini yeniden, üretenlerin doğrudan yönetimi doğrultusunda oluşturmaya çabalayanlar. Yani bir yol açmaya çabalayanlar.
3- İki kutuplu dünyanın yıkılışı, uluslar arası tekellerin enerji alanları ve pazarları yeniden paylaşımı noktasında devletin rolünü azaltan ve özelleştiren bir yıkımla nüfuz alanları mücadelesinin geliştiğini tartışmaya açtık. Liberalizm ve globalizm eleştirileriyle sürecin uluslar arası tekellerin belirleyiciliğine doğru gelişen ve alt yapıda maddi belirleyici konumundaki uluslar arası tekellerin kendilerine uygun üst yapıyı oluşturmaya doğru ilerlediğini tespit ettik. Bu bağlamda düşüncenin metalaşması, nüfuz alanları savaşı, devletin özelleştirilmesi ekonomik alanlardan uzaklaştırılması ile gelişen yeni yapılanmalara doğru ilerlediğini tespit ettik. Acı gerçekle karşılaşma zamanı kapıda. Ülke uluslar arası tekelere satılanlarla artık senin olmaktan çıktı. Onlara bağımlı bir sömürgeyken onlara satıldı. Artık dolaysız ve direk patron onlar. Üretilen elde var sanılan herşey onların. Üretenlere ne kadar ücret ve ülke yüzde kaç vereceklerine bağlandı. Dünya sömürgecilik ve yeni sömürgecilik sistemlerinde meydana gelen değişiklerle, eski iki kutuplu dünyaya göre nüfuz alanları ve çıkarlar mücadelesi konsesüsünde buluşan dünyamızda, ederi ödenerek aralarında anlaşabilme olasılığının görece arttığı süreçlerdeyiz. Çünkü onlar kârlarını dünyanın geleceğinden daha çok düşünüyorlar! Düşüncenin meta haline gelişi bağlamında kendileri adına savaşabilecek bağlantılarıyla kendilerini riske atmadan ve ucuz maliyet ve kâr hesaplarından oluşan ‘’kontrollü’’bir savaşın içerissindeyiz. Kârlarına göre savaşın biçimlerinin değişeceği, bölgesel ve kontrollü olduktan sonra atom silahlarının bile kullanıldığı süreçlere doğru ilerleniyor. Dünya yok olursa kârlar da yok olacak!!!
 
4- Düşüncenin meta haline gelişi ile emperyalist sistemin işleyişindeki değişikliklerin yeniden tahlil zorunluluğuna dikkat toplamaya çabaladık. Bu bağlamda UKTH nın eskiden farklı boyutları ve pazarda alınıp satılan miliyetciliğin ezen veya ezilen ulus bağlamında değil, üretilenin sömürülmesi, nüfuz alanları, güç ve ele geçirilmesi anlamında ele alınması gerekliliği üzerine dikkat çekmeye çabaladık. Devletin sınırlarının ekonomik alanlardan çekilip kontrol ve militarizme kaydığı, meta haline gelmiş ideoloji ve etnik gurupların nüfuz alanları ve kâr savaşlarında kulanılırlığı, yanı sıra özel ordulara doğru gelişimi bilince çıkarmaya çabaladık. Bunun şimdiki aşamada yoğunlukla eğitim ve profosyonel destek alanlarında kullanıldığını tartışmaya çabaladık. Uluslar arsı tekellerin alt yapıda belirleyiciliğinin kendilerine yeni üst yapı kurumları oluşturma yönünde ilerlediğine dikkat çekmeye çabaladık. Bu yönüyle eski üst yapı kurumlarının parçalanması algısının yanılgı yaratığını liberalizm görüntüsünde daha azgın bir sömürü ve ezilen kitlelerin kontrolüne yönelindiğini tartışmaya çalıştık. Örneğin eski devlet ve kurumlarının yıkılmaya çalışılmasının barış süreci, liberalizmin zaferi vs. olarak yanılsama yaratabildiğini tartışmaya çabaladık. Uluslar arası tekellerin yardım kuruluşlarının desteğindeki sağ, dinci, milliyetci ideolojiler kadar ‘’sol tandansların’’ da uluslar arası tekeller açısından kullanım değerlerinden söz edilmesi gerektiğini bilince taşımaya çabaladık. Sorozcunun sağı solu olmaz ! Dünya çapında temel çelişki emek sermaye çelişkisinin uluslar arası tekellerin geldiği seviye ve kendilerine yeni üst yapı kurumları oluşturma girişimleriyle sömürü biçimlerinde düşüncenin meta haline getirilişi ile meydana gelen değişimlere dikkat çekme çabasında olduk. Düşüncenin meta haline gelişi ile ülkelerin ulusal devlet yapılarının yıkılışı ve hangi devletin hangi uluslar arası tekelin yüzde kaç oranıyla sahip olduğu ülke haline geldiği tartışılmaya başlanmıştır. Haatta avrupada hangi parlementerlerin hangi tekelin maaşlı çalışanı olduğu açığa çıkar tartışılır olmuştur. Değim yerindeyse eski sermaye ihracı, ithal ikame gibi yöntemlerin yerine ülkeleri direk satın alan, iç pazara yönelik ulusal ismli markaların yerini direk kendi ürünlerinin alması hiçte yadırganmaz hale gelmiştir. Bunun gibi liberalizm görüntüsü yaratan, bir tekelin içerisindeki çeşitli markaların bir biriyle suni rekabetinin yanılgısıdır. Burjuvazinin ortaya çıkışı ve devrimleri sırasında var olan serbest rekabete benzetilir bir yanılgının ‘’sol’’adına ortaya çıktığına dikkat çekmeye çabaladık.
5- Diyalektik ve tarihsel materyalizm yöntemiyle sıklıkla rastlanan düzlemlerin kaydırılması ve karıştırılmasına karşı nasıl mücadele edileceğini bilince çıkarmaya çalıştık. Bu bağlamda temel çelişme-baş çelişme, aşamalar-süreçler, teori-pratik-devrim ve mücadele anlayışı vb. konularda kabada olsa bakış açısını belirginleştirme çabasında olduk. Zıtların aynılaşması aynı düzlemde buluşması demek olmasına karşın, zıt kalarak aynı sonuca hizmet etmesi demek olan Paraidya görüşüyle açılımlar yapmaya çabaladık. Çünkü yaşamın kendisinde içerisinde Sovyetlere ve reel sosyalizme karşı zıt görünenlerin aynı sistemi tepeden ögütledikleri, en iyi kurtarıcı dünya görüşüyle akıllı dizayn kurtarıcılığın da alternatif görüntü de aynı sonuca ulaştıran çözümsüzlük olduğunu işlemeye çalıştık. Dev sol veya pkk veya SYRIZA türü’’klasik yukarıdan’’kurtarıcılığın zıt görüntüye karşın özde çok farklı olmayan temsili ve cumhuriyetçi, kratokrat vb. projeler olduğunu  tartışmaya çalıştık.
6- En büyük yanılsamalardan birisi de; egemen sınıfların çıkarına sonuç çıkmasını sağlayan, “ayrıcalıkların” aşağı yöne çekilmesi doğrultusunda düşünme ilkeliğidir. Ayrıcalık ya da imtiyaz diye görülenlerin daha fazlasına herkesin hakı olduğunu düşünemeyen bir ilkellik. Ezilen sınıflar ve halkların arasında da yankı bulabilmektedir. Bu yanılsama, sınıf perspektifini kaybetmiş etnik ve dinsel ağırlıklı vb. ‘’ona verilen bize verilmiyor’’ çıkarcılığında çeşitli manipülasyon ve algı operasyonlarıyla hakları kısıtlama işlevi görüyor. Ezilen sınıf ve halkların haklarını genişletme mücadelesine odaklanmak yerine, kimliğe, imtiyaz ve ayrıcalıklara vb. odaklanan  utanılması gerek ezilen sınıf yanılgısıdır.
7- Bilimde gelişimi’’kriz’’olarak yorumlamanın yanlışlığı üzerinde durmaya çabaladık. İnsanlar aleminin kendine uydurduğu’’bilim’’anlayışıyla doğa bilimleri farkını bilince çıkarma çabasında olduk. Bunların anlaşıldığını mı sanıyoruz?Yok ! Lakin birlikte organik yapılara ve üretimlere yürüyen çabalarla daha gelişeceğini biliyoruz. Herkesin aynı düşündüğü bir dünya olamayacağı açık gerçek. Bu ayrı düşüncelerin fikir çeşitliliği düzeyinde aynı potada eritilebildiği bir mücadeleden yana olacağız. Lakin farklı dünya görüşleri demek olan olay ve gelişimlere aynı sınıfsal çerçeveden bakamayan yaklaşımlarla bir arada olmamaya çaba sarfedeceğiz.
8- Geçmiş değerlendirmeleri konusunda son sözün devrimci bir hareketin ortaya çıkışıyla söylenebileceği tespitiyle değerlendirmelerde bulunduk. Üretenlerin yönetimi anlayışı ile sınıflar mücedelesinin demokrasi deneylerinin geldiği seviye arası volan kayışlarının kopmasının yenilgiyi hazırlayan neden olduğunu tespit ettik. Üretenlerin yönetimi tespitiyle Türkiye sınıflar mücadelesinde bir beyin fırtınası yaratanların, üretenlerin yönetimini sağlayamaması sonucu yenilginin ortaya çıktığını tespit ettik. Devrimci yenilginin zengin ders ve deneylerinden öğrenme ve aşma çabasında olduk.
9-Eskiden var olan hedeflere doğru pratiğin örgütlenmesi değil, reel sosyalizmlerin yıkılışı ve alternatif diye sunulan yatay örgütlenmelerle üst yapıyı ele geçirme projeleri de denilebilecek Avrupa komünizmi ve devamı akıllı dizayn kurtarıcılık projelerinin hızlı yıkımı ve yok oluşunun, temsili sistemlerden doğrudan demokrasiye gelişmenin zorunluluğunu işaret ettiğini tespit ettik. Bu bağlamda burjuva demokrasisini  ve temsili sitemlerinin son aşaması Cumhuriyet biçimini savunmak değil doğabilimsele gelişen bir mücadelede aşmak olduğunu bilince çıkarıp tartışmaya çabaladık. Emperyalizm çağında, uluslar arası tekelciliğin geldiği aşamada, burjuvazinin rekabetçi dönemini ifade eden değimlerin ‘’demokrasi, liberalizm vb.’’kullanılmasının algı operasyonu olduğunu bilince taşımaya çabaladık. Yok edilmiş anlamsızlaşmış değimlerle cumhuriyetin temel taşlarından laikliğin de anlamsızlığını, özünde sınıfın baskı aracı olan devletin tarafsızlığı tartışmasının absürtlüğünü bilince taşımaya çalıştık. Devrimci düşüncenin her düşünceye, inanca, fikre aynı mesafede olması değil,  doğabilimsel doğruları savunmak zorunluluğunda olduğunu ortaya koyduk. Bu bağlamda laikliği bilimsellik anlamında savunmanın yanılgısı ve düzen içi cumhuriyetçi bir tercihi ifade ettiğini, devrimcilerin laik eğitimi aşan bilimsel eğitimi savunmak zorunluluğunu bilince taşıma çabasında olduk.
10- İlk adımlarını düzenin sınırları içerisine atmak demek olan yasal parti çalışmasının farklı bir dünya görüşünden kaynaklandığını, mücadelenin gelişimi ile sonraki aşamalarda gerekli olabilecek bir adımın ilk adım haline getirilmesinin tercih değil, dünya görüşünden kaynaklanan siyasal yanlış olduğunu bilince çıkarmaya çalıştık. Bunun gibi sanki gidilecek varılacak hedefler bellirliymiş gibi eski alışkanlıklarla, geride kalanların liyakat usulü örgüt olmaları anlayışlarına karşıda mücadelede olduk. Liberalizm ve globalizm eşliğinde Türkiyede cuntaların olmadığı bir liberalizm beklentisini ilk adımları düzen içi alanlara atan projelerin SYRIZA laşma umutlarını temsil ettiğini tartışma mücadelesinde olduk. Bu içerikle keskin söylemlerin bir anlam ifade etmediğini, ‘’bozulan büyünün’’ kurtarıcı hayallerinin yıkılmasından da öte farklı bir dünya görüşü ile tahlil edilen dünya ve Türkiye’sinden kaynaklandığını bilince taşıdık! Kimseyle kişisel düzeyde sorunumuz olamayacağı gibi ayrı bir dünya görüşünden kaynaklı siyasal tespitleriyle akıllı dizayn kurtarıcılık vb. ile aynı yerde olunamayacağı ve bunun siyasal sorumluluğunun bilinçsiz ve bilinçli herkesin kendisinin üstlenmek durumunda olduğunu savunduk.
11- Partileşme süreci tespitinin mücadelede kadro anlayışıyla devamından yana tavır aldık. Organik canlı bir yapı ve ortak üretimleri doğabilimsel doğru hedeflere yöneltilmesi demek olan, bu bağlamıyla üretenlerin sınıf partisi olan öncü partinin oluşturulması yolunda kadrolaşma sürecinin zorunluluğu üzerinde durmaya çalıştık. Günümüz ve görevlerimiz açısından, yeni sömürgecilik metodlarındaki değişimlerle ve düşüncenin meta haline gelişinin üst yapı anlayış ve kurumlarında  ortaya çıkardığı yabancılaşma, tahribat ve yozlaşmaya karşı verilecek politik mücadelede yeniden yerli yerine oturtulmalıdır tespitini yaptık. Bu bağlamda günümüz ve görevlerımız doğrultusunda verdiğimiz mücadelenin doğabilimsel adalet, üretim, paylaşım ve eşitlik vb. doğrultusunda bu tahribatı ortadan kaldırmaya yönelik olması da gerekmektedir. sistem içi çıkar ilişkileri doğrultusunda kurulan ilişkilerden arınmış bir kadro ve partileşme süreci önemli görevlerimiz arasındadır. 
Kurulan ilişkiler yaşanılan kapitalizm şartlarına uygun biçimde değişmektedir. Bu şartlar altında devrimci ilişki tarzının geliştirilebilmesinin zorlukları ortadadır. Başka bir deyişle; yaşanılan ortamda var olmayan bir yaşamı ve ilişki tarzını geliştirebilme zorluğudur. Düşüncenin meta haline gelişiyle kurulan ilişkiler de ticaret ve alış veriş türü olabilmektedir. Bu bağlamda örgütlenme para ve güç meselesi, çalışmada bulunanlar organik üretim yapan kadro değil, kadrolu olarak ele alınabilir hale gelmiştir... Devrimci ilişkileri bir işi yapmak için kurulan ortaklık diye gören bir yaklaşım, kapitalizm tarafından düşüncenin meta haline getirilişinin tezahürüdür. Takım taraftarı olarak maça gitmek gibi. Bir konsere gitmek gibi vb. arızi, değişken, tesadüfi ve rastlantısal ağırlıklı olabilmektedir.
 Zorluk kapitalizm koşullarında devrimci bir dünyayı yeşertip yaşatmaktır. Bu sistemin işleyişine şu veya bu nedenden eklemlenmiş olanların devrim yapamayacakları ortadadır. Eklemlenme  teorileri ve bol laf kalabalığının dışında. Yapılan en önemli hatalardan biri de sistemin ilişkileriyle ya da değiştirilmesiyle devrim beklentisidir. Kapitalist ilişkilere kendine haklı nedenlerle eklemlenme durumunda ve yolunda olanların devrimci ilişki geliştirmeside mümkün değildir...
11- Nasıl bir demokrasi tartışmalarıyla, demokrasi doğanın üretim ve katkılarıyla oluşturduğunu ve verdiklerini kendi üretim ve katkılarıyla doğabilimsele geliştirme mücadelesi olduğunu bilince taşıma çabasında olduk. Demokrasi doğabilimsel zorunluluklarımızın özgürlüğünü yaşamaktır. Kapitalizmde kâr önceliği nedeniyle düşünce üretimi gibi bir sorun olmadığından, sosyalizmde çıkan sorunlar düşüncenin geliştirilmesi ve geçmiş devrimci ders ve deneyler doğrultusunda daha bilimsel çözümler üretilmesi ve aranması olarak ele alınmalıdır. Yaşam senin üretimin ve yeniden üretimin için doğadan aldıklarına kattıklarınla ürettiklerindir. Reaktör gibi üretim ve katkı demektir. Ve kapitalizm verilenleri tüketmek demek olduğundan doğaya aykırı ve yok olmaya mahkumdur.
12-Kratokrasi: Diğer devrimlerde yaşanıldığı gibi sosyalist bir devrim ve mücadelesinde ortaya çıkan farklılıkların ve düşüncelerin çözümü ve yöntemlerinde sorunlar yaşanmıştır. Demokratik merkeziyetçilikten katı merkeziyetçiliğe otokratik önderlik, liderlik, kurtarıcılık, kahramanlık türü bir gelişim yaşanmıştır. Düşünce farklılıklarının genelde güçle ikna ve bastırma genel kabul görebilmiştir. Bu bağlamda kapitalizm ve idealist dünya görüşüyle sınır çizgileri belirsizleşmiştir. Bunun içerisine kapitalistlerin fikir ayrılıklarının devrimci gelişimin sonunu getireceği bilinci ve deney birikimi ve bu yönde müdahalelerini getirince, iş daha da karmaşık bir hal almıştır. Bu uğurda manipüle ve algı operasyonları projelerine ayırdıkları milyar dolarlar ortadadır!
Bütün bunların farkına varıldığı, bilince çıkarıldığını mı sanıyoruz? Cevabını sizler vereceksiniz. Bu teorik ideolojik karmaşa ve siyasal yalpalama döneminde sadece dünya dönüyor demenin bile ne kadar anlamlı olduğunu sizlerin takdirine bırakırız. Doğabilimsel doğruların ve bu bağlamda siyasal sorumlulukların savunulması, içerisinde yaşadığımız şartları ve maddi yaşamı yani insanlar alemini aşan doğasal zorunluluklarımızı savunmaktır. Pazarlık konusu edilemez.
‘’Çağdaş materyalizmin, yani Marksizmin bakış açısından, bilgimizin nesnel, mutlak gerçeğe yaklaşıklığının sınırları tarihsel olarak koşulludur. Ama böyle bir gerçeğin varlığı koşulsuzdur. Ve ona yaklaşmakta olduğumuz gerçeği de koşulsuzdur.’’ Lenin
TEK YOL DEVRİM
KURTULUŞA KADAR SAVAŞ
ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

FACEBOOK SAYFAMIZ