Özgürlük

PİER PAOLO PASOLİNİ'Yİ HATIRLAMA

 
 
LUCA PERETTI
 
 
Heterodoks[ana akımdan sapmış] komünist olan Pier Paolo Pasolini'nin hayatına ve siyasetine bir bakış.
 
Pier Paolo Pasolini, Antonio Gramsci'nin mezarında, 1970. Wikimedia
 
Pier Pasolini'nin 1975'te vahşice öldürülmesinden sonraki gün, İtalyan Komünist Partisi'nin(İKP) gazetesi, L’Unità onu "vero militante," gerçek bir militan olarak tanımladı. Sadece birkaç on yıl öncesinde aynı gazetede bir makale, Pasolini'nin İKP'den atılmasına sebep oldu.
 
1949'da yerel parti lideri Ferdinando Mautino, "kendilerine ilericiler süsü veren ancak gerçek hayatta burjuva yozlaşmasının en zararlı yönlerini bağrına basan . . . birçok Gides ve Sartre'nin bazı ideolojik ve felsefi eğilimlerinin toksik etkileri"nin şiddetle aleyhinde bulundu. İKP bu "toksik etkiler" nedeniyle Pasolini'yi kovdu, ancak gerçek neden onun eşcinselliği idi. 
 
Bir heterodoks komünist olan Pasolini, tüm yetişkin hayatı boyunca Komünist Parti'nin destekçilerinden biri olarak kaldı. İKP ile olan karmaşık ilişkisi, öğrenci hareketlerine kuşkucu desteğinden tutun da Amerikan Yeni Sol'una neredeyse eleştiriden uzak delicesine hayranlığına kadar sıralanan, İtalya ve yurtdışındaki Sol'un geri kalanıyla etkileşimlerine ayna tutar.
 
İngilizce konuşulan dünyada Pasolini en çok film yapımcısı olarak bilinir. Sinema, 1960 ve 1975 yılları arasında onun asıl, ama asla yegane faaliyeti değildi. Romanları ve şiirleri de tercüme edildi ve incelendi ama çok daha az eleştirel ilgi gördü. Bazı tiyatro eserleri -çalışmalarının ufak ama önemsiz olmayan kısmı- ayrıca İngilizce'de boy gösterdi. Fakat İtalyan kültüründe ona kalıcı bir yer kazandıran bir halk aydını sıfatı çok daha az biliniyordu.
 
PASOLİNİ'NİN ROMASI
 
İKP'den (o zamanlar büyük ölçüde hala gay karşıtı olan) izole edilen ve eşcinselliği etrafında skandal patlak verdiğinde kendi şehrinde dışlanan Pasolini Kuzey İtalya'daki memleketini Roma için terk etti. Bu yeni bir başlangıçtı: şehirle ve özellikle de cafcaflı alt tabaka başkenti diye adlandırdığı yoksul alt sınıfların oturduğu periferdeki bölgelerle, "borgate"[varoş] ile güçlü bir ilişki oluşturdu. "Borgate" Pasolini'nin birçok romanına ve filmine ilham kaynağı oldu, fakat, ona Üçüncü Dünya mücadelesi gibi göründüğü için, ayrıca politik ve kültürel çalışmalarının da zemini haline dönüştü.
 
Sokak Çocukları ya da Şiddetli Yaşam gibi romanlarda ya da Roma'nın alt sınıflarıyla ilgilenen Accattone ve Mamma Roma gibi filmlerde Marksist bir gündem aramamalıyız. Bunun yerine Pasolini, bu çalışmaları süregelen bir değişimi sunmak için kullandı: asırlık geleneklerini ve Vatikan ya da diğer güçler tarafından yutulmamış bir topluluk olarak Romalıları yavaş yavaş kaybeden Güney köylülerine ait olan eski çağın sonu
 
Pasolini, nostalji hissiyle sunduğu bu toplum dışına itilmişlere ilgi duyuyordu. Ölümüne sayılı saatler kala son röportajında söylediği gibi, "asla o patron haline dönüşmeden patronu yenmek için mücadele eden o fakir ve gerçek insanlar"a özlem duydu. "Her şeyden dışlandıkları için sömürgeleşmemiş kaldılar."
 
Eski çağı öldüren kültürü ilerleme olarak görmedi: insanlıktan çıkmış, homojenleştiren ve yozlaştıran kapitalizm, kendi dillerine ve her zaman politik olmayan kendi dayanışmalarına sahip sakinlerinin varoşunun içini boşaltan bir soykırım(onun adlandırdığı). Bugün, küçük burjuva haline gelemeyenler, etraflarındaki dünya değiştikçe aidiyet duygularını kaybettiler.
 
Hemen hemen efsanevi işçi sınıfı ve alt sınıf tasavvuruna sahip olan ya da onları monolitik olarak gören çok sayıda diğer solcu İtalyan entelektüellerinden farklı olarak Pasolini, hakkında yazdığı insanları gerçekten tanıyordu. Eğer görüşleri bazen ince bir gelenekselciliğe sahipse de, Sol'un geniş kesimlerinin cahilliğine ya da İsrail-Filistin üzerine bir makalede, "lümpen proleterler ve yoksul halklara karşı [Komünistlerin] geleneksel ve herkesçe bilinen nefret" olarak adlandırdığı şeye düşmez. 1959'da İKP'yi "yoksul insanların partisi" haline dönüşmeye davet etti: yani, lümpen proleterlerin partisi.
 
PASOLİNİ VE KOMÜNİSTLER
 
“Gramsci'nin Külleri” adlı şiirinde Pasolini, aynı anda Gramsci ile birlikte ve ona karşı hislerini anlattığı İKP kurucusu ile olan bir diyaloğu hayalinde canlandırdı. Şiir, Pasolini'nin yaşamının ve çalışmasının en çok tartışılan yönlerinden biri olan iç çelişkilerini ifade eder. Adını verdiği kitap 1957'de yayınlandı, ancak Pasolini şiiri, birçok IKP üyesinin ve destekçisinin partiyle yollarını ayırmasına neden olan Sovyet tankları Budapeşte'ye girdiğinde 1956'nın önemli olayından önce 1954'te yazmıştı.
 
Fakat ne 1956 ne de 1954, Pasolini ile Komünist Parti arasındaki ilk gerilim belirtilerini işaret ediyor. II. Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda Pasolini, Komünist Yugoslavya'ya sınır olan Friuli bölgesinde siyasi bir aktivist haline geldi. Hayatında ilk ve bir defa gerçek bir İKP militanı oldu ve bir parti delegesi olarak İtalya çapındaki ve Paris, Macaristan'daki mitinglere katılan yerel lider sayıldı. 
 
Fakat parti içerisindeki önemi onu partiyi eleştirmekten alıkoymadı. 1945'te kendisi bir partizan olan kardeşi Guido, savaşın son evresinde gerçekleşen çok tartışılan olaylardan biri olan Porzûs katliamında Komünist bir askeri birlik tarafından öldürüldü. Pasolini, 1948'in başlarında, yoldaşlarına partinin sorumluluğunu kabul etmeleri tavsiyesinde bulundu, ancak aynı zamanda, sağcı propagandayı körüklemek için kardeşinin ölümünü kullanan bu figürleri -Hristiyan Demokratlar da dahil- şiddetle kınadı. 
 
Pasolini'nin İKP ile ilişkisi, Komünist entelektüellere bir saldırı olan Manzum Polemikler'i yayınladığı 1956'da en gergin hale dönüştü. Eleştirdikleri, her insanın tahmin edebileceği gibi, tepki gösterdi, ancak ilginç bir şekilde en ateşli saldırı, İKP ile alakası olmayan ve dahası Pasolini'nin değerli dostu ve değişmez muhatabı olan heteredoks düşünür Franco Fortini'den geldi. Buna karşılık, Pasolini o on yılın sonunda, Komünist kültür dünyası ikinci romanı olan Şiddet Dolu Bir Yaşam'ı kucakladığında, İKP'ye çok yakın oldu.
 
1960-1965 yılları arasında İKP’nin yeni dergisi Vie Nuove'de köşeyazısı yazdı. Yazılarında, Macaristan edebiyatında entelektüellerin rolünden tutun da Brigitte Bardot'un intihar girişimine kadar çok çeşitli konular hakkında yorum yaparak partinin üyeleri veya sempatizanları, okuyucular ile etkileşime girdi. Bu ilginç ve az okunan (özellikle İtalya dışında) mecmua 1977'de Güzel Bayraklar olarak basıldı.
 
Bu işbirliğine rağmen, Pasolini asla gerçek organik bir entelektüel haline dönüşmedi. Her zaman farklı okuyucular aradı. Hayatının son evresinde, Il Corriere della Sera için,  bağımsız bir gazeteci Piero Ottone'un düzenlediği o zamanki (ve şuanki) İtalyan burjuva düzeninin ana çıkış noktasını yazdı. Pasolini orada hayatının en tartışmalı taraflarını yazdı, belki de bu tarafsız muhakeme ile her türlü sınırlamadan kurtulmuştu. 
 
Okuyucu sayısı arttıkça, İKP Pasolini'nin öncelikli muhatabı olarak kaldı. Okuyucu sayısı arttıkça, İKP Pasolini'nin öncelikli muhatabı olarak kaldı. Haziran 1975'te hala partiye oy vereceğini beyan etti, çünkü o, "eleştirel bilincin her zaman umutsuzca savunulduğu ve insan davranışının hala eski haysiyetini koruyabildiği bir ada" idi. 
 
1974 sonlarındaki "Biliyorum" başlıklı meşhur ve sık sık slogansal olarak başvurulan makalesinde şöyle demişti: 
 
"İKP, İtalya ve zayıf demokratik kurumlarının kurtarıcı erdemidir. İKP kirli bir ülkede temiz bir ülke, namussuz bir ülkede namuslu bir ülke, aptal bir ülkede akıllı bir ülke, cahil bir ülkede eğitimli bir ülke, tüketim ülkesinde hümanist bir ülkedir."
 
Hayatının son aylarında Pasolini, halk toplantısı davetlerini kabul ederek İKP'nin gençlik örgütü olan FGCI'nın Roman seksiyonu ile yakın bir ilişki kurdu. Onlardan biri olan Vincenzo Cerami, eğer yaşamış olsaydı, o zamanlar merkez solda liberter görüşlü bir güç olan Radikal Parti'nin kongresinde Pasolini'nin yapmayı düşündüğü bir konuşmayı okudu. Bu konuşmada Pasolini bir kez daha Marksizminini, İKP'ne desteğini ve komünizmin yeni nesline ilişkin büyük umutlarını vurguluyordu. 
 
Öldüğünde, Roman FGCI'nin başka bir üyesi olan Gianni Borgna, cenaze töreninde bizzat parti işi olan bir konuşma yaptı: Kültürler Evi'nde başladı, daha sonra İKP ile birlikte anıldı.
 
İtalyan Sol'unun inorganik, heterodoks bir entelektüeli olarak Pasolini entelektüellerin sadece İtalya'da değil aynı zamanda Batı dünyasının geri kalanında da ne rol oynadığını diğerlerinden önce kavradı. 1959'da yarattığı kültürel ve politik bir dergi olan Officina'nın ilk sayılarından birinde, Marksist entelektüellerin aslında bir çelişki yaşadığını yazdı. Onlar dinlemek istemeyen bir burjuva sınıfından bahsediyorlardı. Bu durum entelektüellerin manevi rehbere dönüşmelerini gerektirdi. Pasolini'ye göre bu süreç 1968'de tamamlandı: Sol -İKP'den söz etmiyor- artık kültürel hegemonyaya sahip değildir. Tam tersine endüstriye aittir. "Entelektüel, kültür endüstrisinin onu yerleştirdiği yerdedir: piyasa onu niçin ve nasıl ister?" diye yazdı.
 
1968
 
1968 yazında Pasolini, solcu olmayan Tempo dergisi için bir köşeyazısına girişti. İlk tefrikada şöyle yazdı: “Şüphesiz, okuyucu komünist olduğumu biliyordur. Ama aynı zamanda İKP'nin bir destekçisi olduğumu da biliyor, hiçbir karşılıklı taahhüdü ima etmeyen bir ilişki (aksine, oldukça gergin bir ilişki ve burjuvalar arasında olduğu kadar komünistler arasında da birçok düşmanım var). Makale ayrıca o zamanlar kurulan küçük bir partiden, Sosyalist Proleter Birlik Partisi'nden -Pasolini onu küçümser çünkü onu bölücü olarak görür- ve Katolik soldan da bahsetti. Ama o yıl Pasolini için bir başka yıkıcı muhatap ortaya çıkacaktı: öğrenci hareketi.
 
Çoğu insan Pasolini'nin öğrencilere karşı çıktığını ve tüm dünyaya yayılmış vazgeçmeyen bir mit olan, polisi desteklediğini düşünür. Pasolini üzerine 1971 tarihli bir belgesel olan Bir Film Yapımcısı'nın Yaşamı, "tamamen şaşırtıcı ve beklenmedik bir şekilde onun polisin yanında yer aldığını," söyleyen bir seslendirme içerir. 
 
Mit, İtalyan 1968'in başlangıcını işaret eden Valle Giulia Çatışması (İtalyan militanlar ile İtalyan polisi arasında Roma'daki çatışmalar] sonrasında Pasolini'nin yazdığı bir şiir olan "Çenç İnsanlara göre İKP" ile başladı. Her zamanki çelişkili tarzıyla, polislerden yana olduğunu çünkü öğrencilerden farklı olarak onların yoksulların çocukları olduğunu yazdı. Fakat, birkaç satır sonra, açıkça bir kurum olarak polisi karşıyız," diye belirtti. Bitiş daha açık olamazdı: " Eski devrim fikrimi bir tarafa bırakarak, sizin yanınızda İç Savaş savaşı olasılığını hesaba katmak zorunda mıyım?"
 
Şiirin tümünü okuma ve içeriğini bilme, Pasolini'nin öğrenci hareketine ilişkin düşüncesinin, genel olarak inanıldığından daha karmaşık ve lehte olduğunu görmemize yardımcı olur. Wu Ming topluluğunun[bir grup İtalyan yazarın oluşturduğu kuruluş] bir üyesi olan Wu Ming 1, şunları söylüyor: "Bu tiradların tümünü(sadece cımbızla çekilmiş gibi anlam çıkarılan 4-5 mısrasını değil, tüm yanlarını) okuduktan sonra hiç kimse Pasolini'nin polisle olduğu sonucuna varamaz."
 
Fakat, özellikle de Sağ'daki eleştirmenler sadece bir yazarı küçültmekle kalmayıp aynı zamanda kendi sebeplerinden ötürü onu kendi çıkarlarına kullanmak için -muhafazakarların onlarca yıl Antonio Gramsci'ye İtalya ve yurtdışında yaptıkları şey- rastgele alıntılar çekip çıkarabilir. 
 
Pasolini organik bir militandan ziyade bir destekçi idi ( ve nasıl olabilirdi ki, o zamanlar neredeyse elli yaşındaydı ve önceki solcu neslin bir parçasıydı), aslında 1968/69'da İtalya'da ortaya çıkan öğrenci ve diğer hareketleri destekledi. İtalyan halkının iki "demokratik devrimci deneyiminin sadece direniş ve öğrenci hareketi olduğu söyledi. 1968 Venedik Film Festivali'nde polis göstericileri şiddet kullanarak ezdiğinde, İtalyan Başbakanı Giovanni Leone'ye yazdığı açık mektupta daha fazlasını yazdı.
 
Tekrar ve tekrar polis aleyhine konuştu ve polise karşı yazdı, ancak bu, devletin silahlı kanadı için çalışan bireylere -çoğu zaman lümpen proleter ve köylü olanlar- karşı çıktığı anlamı taşımaz. Her şeye karşın, İtalya, Proletari in divisa (Üniformalı Proleterler) gibi örgütlerin silahlı kuvvetleri örgütlemeye çalıştıkları ve o yıllar boyunca belirli bir çekiş gücü kazandıkları bir yerdi.
 
1971'de Pasolini, parlamento dışı, 68 sonrası İtalyan solunun örgütlerinden biri olan Lotta Continua dergisinin direktörü oldu ve bu aynı örgüt ile birlikte faşist planlı Piazza Fontana bombalamasıyla ilgili bir araştırmacı belgeselin filme çekilmesine yardım etti ve finanse etti.
 
Bu bağlam dışında Pasolini'yi anlamak mümkün değildir. Wu Ming 1'in yazdığı gibi:
 
İçeriksiz bir sol nedir? Ona sokaklarda saldıran siyasi mirasçıları, ona sözle hakaret eden gazetecilik mirasçıları ve Pasolini'ye eziyet veren aynı hakim kültür tarafından beslenen. . . klişelere indirgenmiş ve zararsız hale getirilmiş bir avuç imge -ateş böcekleri, köylülerin dünyasının sonu, hippi'lerin tasdik edilmiş bedenleri... 
 
YENİ SOL
 
Pasolini'nin İtalyan olmayan ve Avrupalı olmayan sol ile olan ilişkisi, hem bir yer hem de kavram olarak Üçüncü Dünyanın filmyapımcısı için sahip olduğu önem göz önüne alındığında, kendi övgüsünü hak eder. Daha 1961'de Afrika'ya “benim tek alternatifim” olarak değindi ve Bandung'un[Endonezya'da Cava bölgesinin başkenti, 1955 Bandung Konferansı] dünyanın dörtte üçünün ve İtalya'nın yarısının başkenti olduğunu yazdı.
 
Pasolini'nin ABD solu ile ilgili görüşü, yeni fikirler, yeni uyarıcılar, yeni yüzler ve yerler aramaya ihtiyaç duyduğunu gösterir ve bazen bunların önemlerini abarttı. 1960'ların ortalarında New York'a yaptığı ilk ziyarette, Amerikan Yeni Solu'nun “Marksist Olmayan Sosyalizmin özgün bir formuna yol açacağına” ikna oldu. SNCC, SDS ve düzensiz bir şekilde Yeni Amerikan Solunu oluşturan diğer birçok hareketin bana İtalya'da Direniş zamanları hatırlatıyor," diye yazdı ve Harlem ziyareti sonrasında, "Üçüncü Dünya devriminin mücadele merkezi gerçekten Amerika'dır," diye iddia etti.
 
1968'de İtalyan öğrencilerine ünlü sövüp saymasında izlemek için bir örnek olarak Amerikan hareketine tam olarak işaret etti. Bu yüzden Pasolini'yi, Kaliforniya'da Zabriskie Noktası filmini çeken bir diğer önemli İtalyan film yapımcısı Michelangelo Antonioni de dahil olmak üzere, 1960'ların ikinci yarısında devrimci hareketler arayışında ABD'yi ziyaret eden çok sayıda entelektüel ile aynı hizaya koyabiliriz. Ayrıca Pasolini'nin Hatlem'e tepkisini, 960'ların sonu ve ölümü arasındaki düşüncesinin ana odağı olan Üçüncü Dünya'nın tartışmalı ve kesinlikle Avrupalı bir keşfinin bir parçası olarak görebiliyoruz.
 
İtalyan komünistlerin Batı'dan daha Doğu'ya baktıkları bir zamanda, Pasolini'nin ABD soluna olan hayranlığı bahsetmeye değerdir. Hayatı boyunca komünist olan bir şair ve denemeci, evrimleşen kapitalist dünyanın çelişki ve mücadelelerine karşı açık olurken, en umut verici devrim hareketlerini arayarak parti çizgisine karşı gelmekten korkmadı. 
 
Onun keskin, heterodoks düşünüşünü hatırlama, Pasolini'ye, tüm karşıtlıkları, küçülmeleri, bölünmeleri ama aynı zamanda Küresel solu etkilemesi ve ilham olması ile birlikte İtalyan solunun en iyi geleneklerinin bir parçası olarak yer vermemizi sağlar.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
ÖZGÜRLÜK

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde