Özgürlük

‘’KAYIKÇI KAVGASI’’ nın DARBE RİTÜELİ

 Kendi deyimleriyle önceleri ‘’Muhafazakâr Demokrat’’ sonraları ‘’Muhafazakâr Otoriter’’ AKP hükümeti Dünya darbeler tarihinde eşine az rastlanır bir süreç yarattı.Milli irade ve çoğunluk gücü kurgusu üzerinden ülke yönetmeye çalışan AKP iktidarı, kurulduğu günden bu güne kendisini oluşturan ittifakların ve uluslar arası sermayenin koşulsuz temsili üzerinden 14 yıldır ülkemizi yönetmeye çalışıyor. İçeride ve dışarıda uluslar arası sermayenin sözünden çıkmayan AKP, bir yandan da kendi çıkarları doğrultusunda örmeye çalışarak hem geçmiş referanslarına mesaj göndermeyi eksik etmeyip, hem de bölgesel politikalarda kendisini büyütüp besleyen uluslar arası sermayeye istikrarın bozulacağı,daha iyi bir alternatflerinin olmadığı vb. şantajlarıyla delikten süpürülmeyi geciktirmeye çabalamaktadır. Devamında ise kendi çıkarları oyununu sahada düzmenin peşinde olduğu süreçte mutlak iradesi çatırdamış, neredeyse elinden gider bir hal almıştı.Bir yanda sahte kabadayı görüntülerin ardından‘‘milli iradenin sırtında‘‘uluslar arası tekellerin lehine ikili anlaşmaları ve yenilerini devam ettirmektedir.

Küresel sermaye ve onun yerli aktörleri, sermayenin devamı ve oligarşik rejimin sürekliliği için her geçen gün coğrafyamızda yeni oyunlar tezgâhlıyor ve bunları tereddütsüz şekilde hayata geçiriyor. Ülkemizi yönetenler, Ortadoğu da üzerine aldığı jandarmalık görevini yerine getiremediği gibi bir de yaşanan savaş batağına düşmüş, cihatçı unsurlara – gerici ve ırkçı gruplara hami olmuştur. İnsana yardım adı altında yapılan sözde girişimlerle bu cihatçı unsurlar devlet tarafından silahlandırılmış, insan temin edilip, sınırlarımız bu cihatçı unsurların rahatça gelip geçebildiği bir han kapısı haline getirilmiştir. Başta ülkemiz ve Kürt coğrafyası olmak üzere birçok bölgede insanlar katledilmekte, yaşam hakları ellerinden alınmaktadır. Emperyalizmin Ortadoğu merkezli yürüttüğü bu insansızlaştırma çabası ve demografik yapıyı değiştirme politikaları gün geçtikçe güç kazanmaktadır. Suruç katliamı ile başlayan ve tüm ülke satıhında devam ettirilen ölüm politikası sadece halkı pasifize etme, hissizleştirme, depolitik hale getirme çabasıdır. Durmaksızın devam eden ve artan işsizlik durumu, halkın yoksullaştırılması,  gün geçtikçe artan vergiler, zar zor ayakta duran emekçi halkımızı demorolize etme ve yaşamdan uzaklaştırma çabalarıdır. Kürt coğrafyasında ve Türkiye’de şehirlerde yapılan zulüm katliam ve baskılarla egemen sınıflar itifakının aralarındaki çelişkilerine ve yönetme krizlerine çözüm aramaktadırlar. Tüm bunlar olurken,ayrık sesin susturulduğu burjuvazinin medyası gelişenleri basit şeylermiş gibi göstermektedir. Uzun bir süredir cihatçı unsurları el atından besleyen, ekonomik ve sosyal olarak bu unsurlara bütün olanakları öyle ya da böyle veren devlet bugün çıkarları doğrultusunda kendi halkını acımazca katletmekte ve el altından verdiği desteği gözler önüne sererek resmileştirmektedir.

Bu cihatçı çetelerin ortalıkta cirit attığı ortamda, ordu – yargı – emniyet, eğitim, sağlık vb. yasalar yazboz tahtasına çevrilmiş, hukuk – insan hakları ve yaşam hakkı yerle bir edilmiştir. Yapısı gereği neoliberalizmin otoriter özelliklere ve muhafazakâr reflekslere sahip bir kadronun şekillendirdiği sömürge tipi faşizmin temsilcisi kendisine karşı girişilen darbe pratiğinden kazançlar elde ederek çıkmasını da, pek ala verdiği karşılıkla göstermiştir. 15 Temmuz gecesi yapılan darbe girişimi bugün OHAL olarak yaşamı dizayn etme girişimidir. Ülkemizin ve özellikle Kürdistan coğrafyasının büyük bir kısmında uygulanan halin OHAL e resmi bir dönüşünden ibarettir. Devleti ve düzeni yeniden dizayn edeceğiz derlerken tüm saldırı ve yasaklar, işten atmalar, baskılar git gide artarken biz devrimcilerin ve emekçi halkımızın üzerine yönelinecektir.  Gözaltılar, tutuklamalar ve faili meçhuller toplumumuzun en direngen ve dinamik kesimi olan devrimcilere ağır bedeller ödetmek üzere şekillendirilecektir.

Üniformalı darbecilerin, sivil darbecilere ‘’darbe’’ yapmaya çalıştıkları anlaşılır hale geldiğinde, asıl sorunun ‘’egemen olabilme’’ üzerine geliştiğini de unutmamak gerekir.Uluslar arası tekellerin ve yerli işbirlikcilerinin çıkarları doğrultusunda oluşan çelişkilerin bölge ve ülkeye yansıma sonucunun ifşası niteliğini taşımaktadır.  Açıkça ‘’parantezi kapama niyetimiz vardır.’’ Vb. söylemler ile birlikte geliştirdikleri 2023 vizyonu, her ikisinin de sapma olarak gördükleri 1923 ve sonrasının bir hesaplaşması olarak da ele alınması gerekir.

‘’Yeni Türkiye sadece AKP’nin eseri değil, MÜSİAD vb. gibi vakıfların – örgütlerinde eseri olacak’’ gibi söylemler ‘’Egemen Din’’ ile ‘’Egemen Sınıf’’ arasındaki bağa ilişkin hesapları da mecburi kılacaktır. Marx ve Engels’in Doğu Sorununda toplanan yazılarının birinde ‘’Osmanlı’nın Bosna Beyler Birliği hakkında ‘’Egemen Din’’ ile ‘’Egemen Sınıfın’’(1) özdeştirilmesine yönelik bir tespit vardır. Bunun göstergesi Bosna’da dönemin Slav uyruklu soylularının Müslümanlığa geçişi olarak tanımlanır. Kısacası Müslüman o konjonktürde ekonomik – politik kudretin garanti altına alınması anlamına gelir. Aynı makalenin devamında Anadolu’da avamın büyük bir kesimini oluşturan Türkler için ise ‘’Başlıca geçimini Hıristiyan sermayedarlara çalışarak sağlar.’’ Yine de Hıristiyanlara bakarsak, İslami ayrıcalıkların ihsanı olma, sözde üstünlüğünü ve aşırılıklarına karşın cezalandırılmak, uzak oluşunu kıskançlık ile korur. (2) İfadesi yer alır. Yani Müslüman nüfus iktisadi gücü olmadığında dahi gündelik hayatta geçerli olduğu düşünülen imtiyazlara sahiptir. Hâkim olan dinci retorik, egemenlerin egemen din üzerindeki tasarruflarını terk etmeye pek niyetli olmadığından, Müslümanlık ile AKP tarzı İslamcılık, Müslümanlık ile Cemaat tarzı İslamcılık arasında da gelişen, gerçekleşen ve bu sayede de gündelik hayatın istilasını mümkün kılan, tapusunu her daim kasalarında tutmalarını sağlayan şeylerdir.

 Yeni bir restorasyonun 2010’dan bu güne diri tutulması, yukarıda izah etmeye çalıştığımız gerçekler üzerine oturmaktır. 24 Ocak 1980 kararları ve akabinde geliştirilen 12 Eylül 1980 cuntası nasıl ki bir restorasyonun miladı ise 15 Temmuz 2016 darbe girişimi de AKP eliyle yürütülen yeni restorasyonun miladı haline gelmiştir. Ülkemizi de içerisine alan Ortadoğu coğrafyasında daha çok etkisini göstermiş olan ABD menşeli Yeşil Kuşak Projesinin bir ürünü olan cihatçı unsurlar, 1980 Askeri Darbesi öncesi özellikle geliştirilen toplumsal muhalefete karşı tampon görevi görmek, geriletmek ve set olmak adına emperyalizme hizmet etmek için adeta sıraya girmişlerdir. Sıra kapma mücadelesinde en önde gelen isimlerden Fettullah Gülen ve şürekası, komünizm ile mücadele dernekleri adı altında CIA vb. emperyal kuruluşlardan aldıkları lojistik (Parasal-İnsani) destekler ile kontra saldırılar ve ekonomik manipülasyonlar gibi birçok pisliğin altına imza atmışlardır.

1980 darbe koşullarında ise toplumsal muhalefetin bastırılması neticesinde, darbenin arka planda olmasını istediği restorasyon işinin fiili yapımcıları olmuşlardır. Elde ettikleri güç ve meşrutiyet sayesinde toplumun bir kanaat önderiymiş gibi sunumu yapılmış, gündelik hayattan politikaya, eğitim vb. birçok alan bilerek Fettullah Gülen ve ekibine peşkeş çekilmek kaydı ile gücünün doruğuna ulaşması sağlanmıştır. 2002 AKP iktidarı ile edindiği kadro, bilgi birikimi vb. tüm olanaklarını, ittifak içerisinde olduğu iktidarın hizmetine sunmuş, sunmak ile yetinmeyip bizzat yönetme erkinin içerisinde ayrı bir erk olarak yerini almıştır. Bu zimmî ittifak zaman zaman her iki tarafın da aynı uluslar arası bağlantılara‘‘al beni‘‘yapması şekline bürünür görünse de ayrı çıkarları temsil çelişkilerin çözümsüzlüğü şeklini almıştır. Yönetme ve hâkimiyet arzusunun su üstüne çıktığı  andan itibaren kavga kimi somut ve göz önünde gerçekleşen olaylara rağmen 15 Temmuz 2016 gününe deyin gelmiştir. Bu güne değin yaşanan ittifak sürecini ve sonuçlarını kısaca örneklersek; ‘’ 17-24 Aralık yolsuzluk ve hırsızlık devletin içerisinde nasıl bir çeteleşmenin ve ülkemizdeki krizin ne kadar derin olduğunu görmek açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu krizin ortaya çıkması ile birlikte, iktidarın ve derin devletin yürüttüğü algı operasyonları ve tutuklamaları, ülke çapında ve Kürtlere karşı yürütülen özel savaş politikaları, şehirlerde gerçekleştirilen tüm demokratik eylemleri şiddetle ve ölümlerle bastırma politikası ve tavrı, suçluluk psikolojisinin getirdiği saldırganlık ve azgınlıktan başka bir şey değildir. Devlet bir yanda kendi özel savaş konseptini oluşturup hayata geçirirken, diğer yandan yargıyı ve hukuku da katlederek yapacağı tüm kirli işlere hem yurdumuzda hem de uluslararası camiada zemin hazırlamıştır. Yaratılan ümmetçi – şükürcü topluluklarında desteğini alarak bunu kanıtlamıştır.  Ülkemizde yaşanan ekonomik kriz, işsizlik, küçük esnafın durumu, milyonlarca insanın bankalara olan borçları, yüz binlerle ifade edilen icra davaları, eğitim ve öğretimde yaşanan sorunlar, kentlerde yaşanan barınma ve haksız, hukuksuz kamulaştırma – rant yaratma ilişkileri, doğanın tahribatı ve küresel ısınma ile doğamızın talanı, ekolojik dengenin bozulması, kadın cinayetleri, köyden kente göçler, derelerimizin ve ırmaklarımızın sermaye ve onun HES lerine kurban edilmesi, insanlar üzerindeki ötekileştirme, kutuplaştırma, ayrıştırma politikalarının hayata geçirilmesi yaratılan kör, ümmetçi, yobaz, gerici toplumun yegâne kanıtıdır.’’

İlk olarak darbemi?  Yoksa güvenlik üzerine şekillenen bir önlemiydi?

 

 Tartışması içersinde ilerleyen süreç, darbecilerin resmi olarak bildiri tasviri sonrasında şekillenmeye başlamış ve devam etmiştir. Siyasal iktidar dahi herkes kimin kazanacağını anlamaya çalıştığı anda ittifakın (Kemalistler-Ulusalcılar, Cemaat) dağıldığının anlaşılması ile ibrenin AKP’den döndüğü noktada AKP tabanını sokağa dökme çağrısı yaparak, siyasal iktidar nezdinde gelişmiş olan güvensizlik ve yok edilme algısı, sokağın ve kitlelerin ikame edilmesi ile birlikte aşılmıştır. Siyasal iktidar yaşamış olduğu güvensizlik sürecini aşmak adına paramiliter güçlerden dahi yardım istemiş, kimi paramiliter güçleri alanlara sevk etmekten kaçınmamıştır.  El Fetih (FKÖ - Filistin Kurtuluş Örgütü - Bileşeni) siyasi ilişkiler sorumlusu Serhen Yusuf Mihemed, katıldığı bir konferansta (19 – 21 Temmuz tarihleri arasında Güney Kürdistan’ın Süleymaniye şehrinde gerçekleştirilen Abdullah Öcalan’ın düşünceleri ile Ortadoğu’da Barış ve İstikrar Konferansı) ‘’Hamas’ın Erdoğan’a yardım amacı ile silahlı güçlerini Türkiye’ye gönderdiğini’’ ifade etmesi, El Nusra ve El Kaide uzantılı Sultan Abdülhamit Tugayları adlı çetenin komutanının Nevşehir’de ki nöbet eylemlerinde kürsüye çıkması,  iktidarın her olasılığı göze aldığının somut bir ifadesidir.  Siyasal İktidar yaşadığı travmanın etkisiyle bilinçli olarak sahaya sürdüğü, meydanları açtığı cihatçı unsurları artık el atından desteklemeyi bırakmış, doğrudan doruya açık desteğini vermektedir. Sokaklarda ve mahallerde tekbir çekerek dolaşan IŞİD bayrağı açarak sloganlar atan, demokrasi adı altında insanlara saldıran, demokrasi ile hiç bağdaşmayan bir dinin nüvelerinin varlığı onlar gibi düşünmeyen herkes için açık bir tehlikedir. Ayrıca ‘’İkinci bir emre kadar alanları terk etmiyoruz.’’ söylemi hesaplaşmanın, radikal kararların bir süre daha süreceğinin somut kanıtıdır. Siyasal iktidar sokağı, sokak hareketini iktidar içerisinde baş gösteren zafiyeti şimdilik de olsa telafi edebilmek ve süren pazarlıklarda öne sürülebilecek bir koz olarak görmesindendir.

 

Paramiliter güçler ile iktidarın muhalif kesimlere yönelik saldırıları ve bu saldırıların sistematik biçimde organize edilerek çeşitli bahanelerle kimi bölgelere yönlendirilmesi, yönlendirilen bölgelerin inanç, siyasi ve ekonomik kimliğine baktığımızda emekçi ve ezilen halk kesimlerinin yoğun olduğu bölgeler olması, bizden olmayan ölüdür mantıksızlığı ile yaşamını sürdürmeye çalışan, halka saldıran bu gerici faşist çeteler Devrimci bir tutum ve pratik ortaya koyulamazsa güçlenmeye devam edecekler ve amaçlarına bir adım daha yaklaşacaklardır.

Uzun bir süredir yönetme krizi içerisinde savrulup duran AKP, bu darbe girişiminden en karlı çıkan taraf gibi gözükse de(AKP iktidarını yönetme krizi içerisine sokan iki olguyu ele almadan geçmek mümkün değildir. Birincisi 2013 Mayıs ve Haziran ayları içerisinde gerçekleşen Gezi Eylemleri, ikincisi 7 Haziran seçim sonuçlarıdır.) AKP için kırılganlık devam etmektedir. Bu kırılganlığı gidermek adına OHAL olarak yaşamı yeniden tasarlamaya girişmiştir. Uzun bir süredir herhangi bir isim koyulmadan, coğrafyamızın başta demografik yapıları değiştirilmek istenen bölgeleri olmak üzere,birçok yerinde uygulanan sıkıyönetim vari OHAL uygulamaları bugün resmileştirilmiş ve olanakları arttırılmıştır. İç savaşın provaları yapılmakta ve devlet sermayenin çıkarları doğrultusunda halka baskı uygulamaktadır. Getirdiği yasalarla, sınırlarını genişlettiği OHAL ile bütün cihatçı unsurlarının önünü açan devlet kendisine sivil bir ordu yaratma çabasına hız vermiştir. Yakın tarihte kendi iç temizliğinin ardından devlet olanların ve daha yapacağı birçok pisliğin bedelini biz devrimcilere ödetecektir. Ekonomik kriz hat safhaya çıkmakta, insanlar sermayenin pençesine daha da saplanmaktadır. Bütün bunların yanı sıra gerçekleşen tüm olaylar neticesinde emperyalizmin nüfuz alanları mücadelesi bölge ve ülkemizi de içine alarak devam etmektedir. Sınırlarımız içersinde ve dışında faşizm günlük uygulamalarla yaşamın  parçası haline getirilmektedir. 15 Temmuz ve öncesi sadece bir ön adımdı ve daha çetrefili bir süreç bizleri karşılamak üzere. Gün geçtikçe sesleri daha da kuvvetli gelen  ezilen halklara karşı açılan bir savaşa devrimcilerin hazırlıklı olması gerekmektedir. Unutmamalıdır ki sermayenin üstün gelmesinin yegâne yolu insanı insan olmaktan uzaklaştırıp, yaşam hakkıyla insanı tehdit etmesi, onu kullanmasıdır. İnsansızlaşmış bir toplum sadece köle olabilmekle mükelleftir.

Geçmişin doğru ders ve deneyleri üzerinde yükselen,günümüz ve görevlerimizi devrimci dünya görüşümüz ve politikalarımız doğrultusunda hayata geçiren bir devrimci hareket üretme arayışımız var ise;meselenin görünmezden gelinemeyecek bir noktası daha var. Türkiye Devrimci Hareketi yeni bir döneme girmiştir. Devrimci Hareketler daha yoğun, daha karmaşık görevler bütünüyle karşı karşıyadırlar. Her yeni dönemin en önemli görevi hiç şüphe yoktur ki kendisine özgü politikaların ve bunu gerçekleştirecek araç – örgütlenmelerin yaratılmasıdır. Yeni dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek böylesi bir politik hat ise devrimci hareketimizin üretimleri arasında vardır.Günümüzü ve görevlerimizi geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükseltebilen bir devrimci hareketin ve kadrolarının oluşturulmasıdır görev… Hipnotize olmuş ve geleneksel tarzda sürdüre gelmiş olduğumuz tüm alışkanlıklarımız ve politikalarımızdan bir an önce sıyrılmalı ve bulunduğumuz tüm alanlardan başlayarak kendi savunma reaksiyonumuzu yaratabileceğimiz pratikler içerisinde yer almalı üretmeli ve örgütlenmeliyiz. Ülkemiz coğrafyasının her noktasında sistemle çatışan ve beraberinde yeni yaşamı örgütleyen, günün ihtiyaçları ve araçlarına göre örgütlendirilmiş Türkiye Halklarının devrimci yolunda bir halk hareketi ortaya koymak görevimizdir. Örneklersek muhaliflerin yaşamış olduğu kimi mahallelere açık olarak girişilen saldırılar iç savaşın mikro düzeyde provalarıdır. İnisiyatif ve karar alıp hayata geçirme, pratik ve hızlı mobilize olma, iş yapma yetisi kazanma ve müdahale etme, günü belirleyen politika ve bu politikaya yönelik pratikler üretme ve gündeme müdahale etmek mevcut koşullarda devrimcilerin görevleridir. Bunun en etkili yolu sosyal pratiklerdir. Ajitasyon ve propaganda araçlarının etkili bir biçimde kullanılması, politikleştirilmiş unsurların kadro ve militan mücadelesi ile sistemin gerçek yüzü ve kirli oyunlarını kitlelere deşifre edici eylemliliklerin sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Siyasal iktidar OHAL gerekçelerini 15 Temmuz darbe girişimi ile sınırlandırdığını kamuoyuna deklere etmiş olsa dahi biz devrimciler tarihsel deneyimlerimiz neticesinde, sürecin tamamen ülke satıhında muhaliflere karşı girişilmiş bir ön hazırlık çalışması olduğunu bilmekteyiz. Yukarıda kimi örneklerine yer vermiş olduğumuz cihatçı cinayet şebekeleri, siyasal iktidarı koruma görevi sonlanmadan, kuvvetle muhtemel iç savaş sürecinde siyasal iktidarın paramiliter güçleri olarak muhaliflere saldırı pozisyonlarını alacaklardır. Bu gerici faşist çetelenmelere karşı devrimci bir tutum ile geliştirilmiş bir pratik ortaya koymak biz devrimcilerin asli görevleri arasındadır.Böylesi bir görev ve misyon gökten vahiyle inmedi bizlere! Doğanın bir ürünü ve yaşamı paylaşan insan olmanın,bilimsel zorunluluklarının bizlere düşen bölümünü üretebilmek için…..Ve de Devrimci mücadele: Maddede hareketin yani yaşamın bilimsel anlamı olduğu için herkes görev başına…

 

 

 

FAŞİZME ÖLÜM TEK YOL DEVRİM!

 

NE DARBE NE SİVİL DİKTA TEK YOL HALKIN İKTİDARI!

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLAR…

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLARA!

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLARA! İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs yaklaşıyor! Türkiye'de siyasal iktidar ''Afrin'de savaşı kazandık'' diyerek toplumu uyutmaya çalışırken, gerçeğin böyle olmadığı her geçen gün bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Savaşın faturası başta işçiler olmak üzere tüm ezilenlere kesilmektedir. Bir bütün olarak tüm hak ve hukuk arayışları OHAL bahane edilerek yasaklanıyor. Ülke adeta OHAL ve KHK' larla yönetilmesi normalmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk istismarları, her geçen gün artıyor. Vatandaşı, facebook hesaplarına kadar inceleyip, ceza yağdırıyorlar, tutukluyorlar. ''Tüm bunlar neden?'' sadece 2019 seçimlerinde saltanatlarını kurmaya yönelik. Bunlara hayırdemek için 1 Mayıs'ta alanlarda olmalıyız! İçeride  ve dışarıda hükümetin yürüttüğü savaşa hayır demek için 1 Mayıs'tayız! Sömürü ve yağmaya geçit vermemek üzere halkımız ile birlikte şeker fabrikal... Read more

ÜRETEN FAKAT SÖZ VE KARAR HAKKI ELİNDEN ALINAN HALKLARIMIZA,

ÜRETEN FAKAT SÖZ VE KARAR HAKKI ELİNDEN ALINAN HALKLARIMIZA,

Toplumların belirli bir tarihsel gelişim sürecleri ve içerisinde dönüm noktaları vardır.  Bununla bütünlüklü her toplumun da kendi özelliklerine göre şekillenen,için de çeşitli tarihsel aşamaları taşıyan kendine özgü bir gelişim süreci vardır. Bu süreç ve aşamaları uzun veya kısa yaşanmadan diğerine kesintili,sıçrayarak geçilmesi mümkün değildir. Bu gelişimini yönünü belirleyen, sınıflar mücadelesidir. Sürecin belirli bir aşamasından geriye doğru bakıldığında, içerisinde bulunulan noktanın çelişki ve şartları düşüncemizi koşullandırmaktadır. Böylesi bir durumda her sınıf, katman, tabaka v.b.kendi bulunduğu konuma uygun bir geçmişe bakış açısına sahip olabilmektedir. Bu tarihsel gelişim ve süreçlerin doğru değerlendirilmesi ve anlaşılabilmesi, bu gün vereceğimiz mücadelenin nasıl yürütüleceğinin ip uçlarını verecek,gelecek geçmişin devrimci temelleri üzerinde yükselecektir. Mutlaka bu günün görevleri karşısında tam bir tutarsızlık içerisinde olanların geçmişi doğru değerlen... Read more

SAVAŞA HAYIR...

SAVAŞA HAYIR...

  31 Aralık 2017 de İdlib’den kalktığı öne sürülen, 10 adeti Hımeymim, 3 tanesi Tartus’daki Rus askeri üstlerine olmak üzere 13 DRONE ile yapılan saldırıda 7 savaş uçağı hasar görürken 10 asker de yaralandı. Drone saldırısı askeri litaratüre geçti. Geçen yıl Haseke’de NDF ile Asayiş arası çatışmalarda Suriye ABD personelinin stratejik noktalarını vurdu. Kimyasal silah kullanıldığı iddası karşılıklı ithamlarla sürdü. ABD Rakka operasyonunda Suriye savaş uçağını düşürdü. Türkiye Rus savaş uçağını düşürdü. Büyük elçilerini katleti. Suç FETÖ ye kaldı. ABD’nin muhaliflere kontrolsüz MANPAD tarzı modern silahlar dağıtması ve provakasyon tartışmaları, Afrin’in tartışılmasını da gündeme taşıdı. SDG’yi belirleyen CENTCOM Afrin operasyonu öncesi kendilerine bilgi verildiğini belirtti. TEV – DEM eş başkanı Aldar Xelil elimizdekileri Rusya’nın isteği üzerine Suriye’ye vermeyeceğiz dedi. SDG potrol ve doğal gazın çoğunun bulunduğu ve tarım alanlarının 2/3 ünün olduğu ve de Kürtlerin kanto... Read more

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT

  Kievski sözünü şöyle sürdürüyor:'' ... Biz, onların negatif formüllerinde [ yer alan ve- ç] proletaryanın emperyalizme karşı bilincini keskinleştirecek olan bir dizi isteği tamamen kabul ediyoruz; ne var ki, bugünkü sistemde, buna uyan pozitif formüller bulunması olasılığı kesinlikle yoktur. Savaşa karşı olmaya evet, ama demokratik bir barış için verilen savaşa karşı olmaya hayır...’’   Yanlış! İlk sözünden son sözüne kadar yanlış! Kievski ( Sosyalizm ve Savaş broşüründe, s. 44-45° ) ‘’ Pasifizm ve Barış Sloganı’’ hakkındaki kararımızı okumuş ve hatta , sanırım, onaylamıştır. Biz demokratik bir barıştan yanayız; yalnızca, kararın da ortaya koyduğu gibi, ‘’bir dizi devrim olmaksızın’’ bugünkü burjuva hükümetlerin yönetimi altında böyle bir barışın olması olduğu aldatmacasına karşı işçileri uyarıyoruz. Soyut barış savunusunu, yani savaşan ülkelerde şimdiki yönetimlerin gerçek sınıf yapısını ya da özellikle emperyalist yapısını dikkate almayan savunuyu, işçileri aldatmak olarak görü... Read more

Sendikal Hareketin Durumu.

Sendikal Hareketin Durumu.

Günümüz dünyasında, emperyalizm ve sömürü biçimlerinde meydana gelen değişim ve ülkeye yansıması doğru devrimci tahliller ve bu doğrultuda mücadele halinde bir  bütünlüğe ulaştırılamamış durumdadır. Emperyalizm açısından bu geçiş sürecinin sürüyor oluşunun etkisiyle, çoğu durumda görüntülerin gerçeklik yerine konulması ve uluslar arası tekellerin durumu manipüle doğrultuda harcadıkları milyarların sonucu belirli kesimlerde kafa karışıklıkları ve genelde belirsizlik sürmektedir. Devrimci tahliller ve mücadelenin tüm olumlu gelişimlerine rağmen, bazı kesimlerde bu kafa karışıklığı sürmektedir. Geçmiş devrimci mücadelenin açık ve net olarak ortaya koyduğu hedefler doğrultusunda mücadele, örneğin; proletarya diktatörlüğü vb. bir‘‘umut‘‘ görüntüsü şeklinde gerçeklerden koparılmaya çabalanmaktadır. Geçmişin doğru devrimci tahlilleri, kendilerinin ve ilerlenilmesi gereken yönülerin sınıflar mücadelesinde kanıtlanması olmasına kaşın bu çarpıtılmaya çabalanmaktadır. Bu bağlamda; geçmiş deney... Read more

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

  2014'te İşid'in Musul'u ele geçirmesinin yaratmış olduğu boşlukta Kerkük dahil stratejik olarak tartışmalı bölgelerle sınırlarını geliştiren Kürtler, ekonomik ve siyasi olarak ciddi bir avantaj kazandılar. Bu duruma başta Irak, İran ve Türkiye(hatta Suriye) gibi ülkelerin uzun vadede sesiz ve tepkisiz kalmaları beklenemezdi. Kürt meselesinin çözümü/çözümsüzlüğü gibi kavramların onlar için pek bir önemi yoktu. Onlar için önemli olan, yönetmiş  oldukları ülkelerin "birlik ve beraberlikleri idi". Referandumun sonuç ve koşulları bu yaklaşımın ürünüdür. En önemli nokta ulusal ve Kürt meselelerinin çözümü konusunda emperyalist güçlere dayanarak çözmeye çalışmanın geçerli olmayacağı da bariz olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin özü ulus devlet ve çıkarları konusuna düğümlenmiş durumdadır. Ulusal sorunun çözümünü cumhuriyetle aramak beyhudedir. Çözümsüzlüğünü ve çıkarlar yüzünden bozulacak kararsız dengeler oluşturmayı çözüm diye sunmaktır. Uluslar arası tekeller tarafından savaş çokta... Read more

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

  Lenin orada senin söylediğini söylememiş ! Mahir sein dediğin şeyi söylemiyor. Marks ve Engels'in dediklerinin senin yorumlarınla alakası yok! Sadece sen öyle sanıyorsun. Üstelik başka türlü de olabilir  payın bile yok! Anlayacağın bu düşündüklerini sen hariç hiç kimse düşünmüyor! Onları sen uydurdun  kendine ! Aynı parmak izi gibi kimsede yok. Hemen küçük burjuva idealist dünya görüşünle: ‘’Tabii ki benimki değilse,  senin söylediğini söylemiştir!?’’Dediğinde senin çuvalına gireceğimizi bekliyorsun. Ustaların bizim söylediğimizi söylemeye ihtiyacı mı var? Böye bir ihtiyaç mı var? Halbuki hepimizin doğruyu yapmak diye bir zorunluluğumuz var. Bak bu bir dünya görüşü. Senin yaratığın ikilemin yanlışlığının dışında doğru dünya görüşünün ve zorunluluğunun ifadesi. Böylesi bir bakışla yolculuğuna başlarsan doğruya gelişebilme ihtimalinin olduğunun ifadesi... Hayır senin o çuvalının ve içerisindeki ikilemlerin dışında koca bir dünya var. Bu yaşanılanlar bir dönemin doğrusu ve bu dönemin... Read more

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

  Art arada yaşanılan yenilgiler sonucu  oluşan güvensizlik ortamı ve  ‘’sosyalizm’’denilen sistemlerin başarısızlığı ve de iki kutuplu bir dünyanın yıkılışı öyle bir kafa karışıklığı yarattı ki, her alana yansıyor ve kapsıyor. Yaşanılan toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda. Bununla birlikte belirli bir tartışma  geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve hakları için isyanını demokrasi olarak algılayan durumda! Ya sorumluluklar? Bu demokratik devrimini yaşayamamış ülkenin insanları olmanın bedeli olmalı! Hangi konu olursa olsun tartışma hızlı biçimde saygısızlıktan küfre gelişiyor. Bu dünyadaki gelişmelerden de bağımsız değil. Her dönem kendi maddi yaşamının belirleyiciliğinde kendi dilini de yaratıyor. O dönemin ve tarihsel aşamanın yaşanılanlarını ifade eden anlamlandıran kelime ve cümleler alınıp bugünü açıklamak için kullanıldığında tadı kaçıyor. Anlamını yitiriyor. Öğr... Read more

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

  ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA ÖZGÜRLÜK     Onların en iyi yaptığı iştir kin ve nefret salgılamak. Kin emzirirler nefret kusarlar.  Dinleri, milletleri, dilleri, kültürleri öfkedir onların."Cehennem" ateşiyle çevrilirler.  Onların en koktuğu şeydir yüzleşmek sevginin çayırlarındaki insanla. Ve onlar yüreksizdirler ezilmişliğe ve yoksulluğa karşı çağlayan özgür ve billur yürekler karşısında.  Onların en iyi yaptığı iştir yüreklerle savaşmak. Yürekleri dağlamak. Yürekleri burkmak. Yürekleri parçalamak. İşkencelerle, pusularla, kör kurşunlarla ve bombalarla... Öldürme emri aldıkları kitapla saldırırlar kendinden olmayan kitaplara.... Ve kanla göndere çekerler bayraklarını insanlığın gözyaşlarında....   Ve Ankara Garında...   Onların en iyi yaptığı iştir can almak kralların, sultanların, diktatörlerin kanlı etekleri altında. Fakat unuttukları bir şey vardır yürekleri sevgiyle atanlarda...   Bizim  de yaptığımız en iyi iştir can vermek Aşk i... Read more

ARAF’DA TARAF OLMAK

ARAF’DA TARAF OLMAK

  Bugün siyasal tutarsızlık içerisinde olanların geçmişin devrimci ders ve deneylerini anlaması da mümkün değildir. Yaratılan karşıtlıkta taraf olanlardan herbiri aynı kitaplardan ve kişilerden alıntılarla kendilerinin doğruluğunu kanıtlamaya çabalıyor. UKKTH’ından, Lenin’den alıntılarla kendi haklılıklarını bir çırpıda kanıtlamış oluyorlar. Sanırsın Lenin onun haklılığı yönünde sözler demeseydi haklılığı ortadan kalkacaktı! Herşeyden önce bu bir dünya görüşü sorunu. Geçmiş devrimci deney ve birikimlerin hareket halini ortadan kaldırıp içini boşalttın mı geriye senin işine geleni anlaman kalır. Geriye kalan neydi? İşçi sınıfının çıkarı! O da sen. Gökten zembille sana bahşedilmişti. Güç çoğunluk çokluk vb. de sende oldu mu sorun kökünden hallolmuştur. Nokta. Abartı değil acı bir insanlar alemi gerçeği. Tartışma geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve haklar isyanını demokras... Read more

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER 1952 Yılında Kastamonu’da subay çocuğu olarak dünyaya geldi. İstanbuda 18 yaşında Kastamonu’lular derneği başkanı oldu. İ.Ü İktisat fakültesi öğrenci derneği başkanı oldu. 1974 de Devrimci Gençlik dergisinin çıkışı ve Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonunun kuruluşunda yer aldı. 1978 yılına kadar DEV GENÇ genel sekreterliği yaptı. Dev Sol ayrılığı ve kuruluşunda yer aldı. Sonra onlardan ayrıldı Kurtuluşa geçti. 12 Eylül faşist cuntasında vur emriyle ararnan 5 kişiden biriydi. 12 Eylül sonrası Filistine geçti. Oradan Avrupa ve uzun seneler Fransa ve isviçre’de yaşadı. Daha sonra cezalarının zaman aşımına uğraması sonucu Türkiye’ye döndü. 1995 de HADEP millet vekili adayı oldu. ÖDP nin kuruluşuna katıldı ve parti meclisi üyeliği yaptı. 2015 seçimlerinde HDP milletvekili adayıydı. 22 Ağustosta 65 yaşında aramızdan ayrıldı. Bu çalkantılı yaşamı ve siyasi yaşamı Türkiye sınıflar mücadelesinin demokrasi deneyim ve birikimlerinin geldiği yeri gösterir. Siyasal... Read more

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

Nereden, kimden, ne amaçla gelirse gelsin kirli savaşınız ve hedef gözetmeyen şiddetiniz kimleri öldürüyor?   Yoksulları, fakirleri, işçileri, işsizleri, sıradan erleri, öğrencileri, öğretmenleri, avukatları, abileri, ablaları, amcaları, halaları, eşi dostu, seni beni    Mehmet Ayvalıtaş(20), Abdullah Cömert(22), Ethem Sarısülük(26), İrfan Tuna(47), Selim Önder(88) ve Ali İsmail Korkmaz'ları   Berkin Elvan'ları   Ve kundaktaki bebekleri   Ve en son 15 yaşındaki Eren'leri ve bombalı saldırılarınızda masum insanları   Öldürüyor.   Peki, kirli savaşınız kimleri yaşatıyor?   Holdinglerin tepesinde işçilerin ensesinde boza pişiren sömürücü pislikleri,    Generalleri, emniyet müdürlerini, valileri, kaymakamları ve bilumum yüksek seviyeli sadık köpekleri,   Boğaz ve Bodrum lokantalarında ve barlarında vur patlasın çal oynasın yaşayan seçkinleri,   Bokunda boncukla doğan zengin veletlerini,   Parayla bedel ödeyenleri,   Çalıp çırpan, yağmalayan, talan edenleri   V... Read more

ADALET

ADALET

‘’Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp,adil gibi görünmektir.’’ Platon ‘’Adaletsizliği işleyen çekenden daha sefildir.’’Platon Demek ki adalet herkese lazımmış! Bir ülkede ana muhalefet ve demokratik kuruluşlar adalet arayan yürüyüşe geçiyor,gücü elinde bulunduranlar engellemeye kalkıyorsa,adalet diye haykırma zamanıdır.Adalet arayışının pazarlığı olmaz.Demokratik devrim mücadelesinde bir adım atma çabasıdır. ‘’Zayıf daima adalet ister,halbuki bunlar kuvvetlinin umrunda bile değildir.’’Aristoteles İktidar daki bir avuç zorba istemiyor diye vazgeçilemez.Bunun gibi;adalet isteyene göre pazarlık,herkese göre değişen adalet,adil olamamak demektir.Adil olmayan zalimler,doğanın ve üretenlerin doğabilimsel acımasız adaletine hesap vermek zorunda kalacaklardır. ŞİMDİ HEP BİRLİKTE HAYKIRMA ZAMANIDIR.   ADALET HEMEN ŞİMDİ. Read more

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET "İlk yumruğu atan fikirlerinin yetersizliğini kabul etmiştir." Çin Atasözü   Şiddeti meşru kılmak isteyenler şiddetin doğada var olduğunu, dolayısıyla insanın doğasının da şiddeti barındırdığını öne sürerler ve hayvanları örnek gösterirler. Oysa insan hayvan değildir ve aklı vardır. Şiddet de insanın doğasından değil kıskançlıklarından kaynaklanır. Oysa insanlığın doğuşunda kıskançlık ve ihtiva ettiği şiddet olsaydı, bugün insan toplumu diye bir şey olmaz ve en başından yok olup giderdi.    Öyleyse neden şiddet maskesi takarız? Ezen de ezilen de şiddete meyleder? Kıskançlık, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, fikirlerin yetersizliği, gelenekler, kültürsüzlük, medeniyetsizlik, kompleksler, ego, ideoloji, inanç, din, milliyetçilik, para, hırs vb. tetikleyiciler midir? Büyük ihtimalle, evet. Ama bunların içinde bir durum var ki, insanın aklı havsalası almıyor.   Düşünceleri yüzünden şiddet ve baskı gören kimse neden kendi düşüncesinde olmayan diğerin... Read more

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

    Düşüncenin maddeden görece bağımsızlığı ve onu değiştirebilme yetisinin yanlış kullanımı düşüncenin maddeyle olan bağlarının kopmasını getirmiştir. İnsanlar alemi bu dünyada  insanlar aleminde yaşamıyor. Sonuçta herkes kendi dünyasında yaşıyor. Algıladığı kadarı kendisine yeten sanrılar aleminde yaşıyor. Kimse Platon’un ya da kendi mağarasından çıkmak istemiyor. Doğa ve bilimsel gerçekler ile ilinti giderek kopuyor. Kendi gerçeklerini dayatmaya doğru gelişiyor. Bu, insanlar aleminin bu gününe ait genelleme, çoğunluk, çokluk vb.değil! Hareket halindeki gidişin yönünü belirleyen bir tespit. Elbette ki herkesi aynılaştırmak, bu bağlamda genellemek yanlış olur. Genellemek, hepsinin aynı olduğunu düşünmek, zıtların birlikteliği ve mücadelesi hareketini dışlamak olur. Buna karşın kendi sanrı, rüya ve halüsinasyonlarından oluşan bu sanal dünyalarını kendi dışındakilere dayatma durumundalar. En azından anlaşılmasını bekleme durumundalar. Olumlu bulduğu, yaptıklarının bile diğerlerinden ü... Read more

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

KOŞUN KURŞUN ERİTMEYE ÇAĞIRIYORUZ. Kaybettikleri,hileyle kazandık dedikleri referandum sonrası,baskı ve zulümleri artarak devam ediyor.Zulümleriyle sindirebildikleri bir ülke hayal ediyorlar.Bu baskı ve zulüm sistemiyle dün Soma'da 301 emekçinin ölümünü’’kader’’ilan ettiler.Tedbir alması gerekenler görevlerinden,iş kazalarından’’DİKKAT BU ÜLKEDE KADER VAR’’diyerek’’kurtuldular ! ’’Bugün de KHK zulümleriyle işinden,aşından, özgürlüğünden,canından etiklerini;duymazdan,görmezden gelip susturmaya çabalıyorlar.Çünkü onların gözleri var.... kulakları var..... fakat zulümle kimseyi susturamayacaklarını idrak edecek kalpleri yok.Çünkü anladıkları ve kendi korktukları dünyaları o.Hak gaspı varsa direnmek meşrudur.Kimse engelleyemez.Kendi çıkarlar ve güçler dünyalarında’’HAK’’denileni’’ÇIKAR’’anlıyorlar.Aradaki farkı hayat anlatacak onlara.  Başta oğlunun cenazesini alabilmek için 70 yaşında 80 güne yaklaşan açlık greviyle Kemal Gün.İşini ekmeğini öğrencilerini geri isteyen Nuriye Gülmen ve ... Read more

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

  İlk baştan böylesi bir yazının temel amacının belirtelim. Maddede hareketin düşüncenin hareketiyle bütünlüğü ve yaşamın karşımıza çıkarttığı sorunların sadece tahlilini değil çözümünü de dünyanın değiştirilmesi, dünya görüşünün ne olması ve nasıl düşünülmesi gerektiği doğrultusunda bilince çıkarmaktır. Birilerine bir şeyler öğretmek, laf yarıştırmak değildir. Marksizmi bir doğmalar yığını haline getiren, kendinin doğruluğunu bulduğu alıntılarla ispatladığını sayan öğretmen edasında konu ve kalıplar değil, onun yaşayan özünü, dünya görüşünü ve bakış tarzını belirli noktalarda tartışma çabasıdır. Bu noktalar günümüz ve görevlerimiz yani içerisinde yaşadığımız zaman, mekan ve de maddi ve düşünsel koşullar bağlamındadır. Maddede harekete düşünceyle müdahil olmak demektir devrimcilik. Olayın özü içerisinde bulunduğumuz ortamın doğa bilimsel doğrular ışığında, doğru değerlendirilebilir olmasıyla ilgilidir. Devrimci dünya görüşü açısından bu içinde bulunulan ortamı doğru d... Read more

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

Merhaba John, Mektubun için teşekkür ederim. Sanırım bazen insanın nereden geldiğini hatırlaması çok da canını yakmıyor. Nerelerden geldiğimi iyi biliyorsun. Bir şeyler yazmaya ya da film çekmeye çalışan insanlar bunu doğru düzgün anlatmayı beceremiyor. “9'dan 5'e” deyip işin içinden çıkıyorlar. Hiçbir zaman 9'dan 5'e değildir, oralarda öğle tatili yoktur, hatta işten atılmamak için çoğu yemek arası bile vermez. Bir de fazla MESAİ vardır ki kitapların çoğu fazla mesaiyi doğru düzgün anlatmayı beceremez ve bundan şikayetçiysen senin yerini dolduracak bir enayi daima bulunur.Eskiden ne dediğimi hatırlarsın; “Kölelik hiçbir zaman kaybolmadı, sadece yeni renkleri de içine alacak kadar genişledi.”En acıtanı da, sırf daha beterinden korktukları için, çalışmak istemedikleri işlerini kaybetmeme uğruna verdikleri insanlıkdışı mücadele. İnsanlar kolayca harcanıyor. Korku dolu ve itaatkâr bedenler. Gözlerinin feri sönmüş. Sesleri çirkinleşmiş. Bedenleri de. Saçları. Tırnakları. Ayakkabıları. Yap... Read more

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR…

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR?

    Bu yazının Diyanet memurlarımızla ya da hocalarımızla hiç bir ilgisi yoktur. Onlar böyle şeyler kesinlikle yapmazlar.   Totaliter Bir Güçle(Şiddetle) İşbirliği, Kilisenin Günahı ve Ayıbı(Ahlaki Suç) Mıdır?     Nazi mitingine katılan Katolik Piskoposlar   Tarihi arşivlerden elde edilen bu önemli fotoğraf, Kilisenin belirli bir tarihsel dönemde insan toplumunda mutlak - totaliter bir güce sahip olanlarla nasıl uyumlu olduğunu göstermektedir.  Yine de, konformistlerin uyumlarının "akıllıca" gerekçeleri vardır. Aralarında en yaygın olanı, ne kadar insanlık dışı ve antidemokratik olduğuna bakmaksızın, iktidar ile işbirliğini açıklayan ve hatta destekleyen, din yoluyla tanrı ile olan bağın, "mutlak iyiliği"n kullanılmasıdır. Totaliter bir güçle işbirliğinin gerekçelendirilmesi şu şekilde dillendirilir: Eğer Kilise işbirliği yapmazsa ve sonuç olarak yok olacaksa, insanlar acı çekeceklerdir çünkü Tanrının tesellisi ve teşviki ile korunmamış olacaklardır; nüfus ... Read more

Ortadoğu ve AKP

Ortadoğu ve AKP

    Türkiye önünde büyük sorunlarla yeni anayasa  büyük bir ihtimalle Nisan'da gerçekleşecek.Başkanlık sistemi referandumuna gitmeyi tasarlıyor. Bu anlamda orta doğu  Erdoğan ve AKP'nin bu güne kadar geldiği durumu bir daha hatırlatmakta fayda var.   Emperyalizm, Ortadoğu ve Türkiye başlıkları söz konusu olduğunda istikrardan anlaşılması gereken emperyalizmin bölgedeki çıkarlarının güvenceye alınmış olmasıdır. Türkiye ve çevresine  bir şekil vermek isteyen ABD, her dönem temelde istikrarsızlığın, çatışmaların, darbelerin ve hükümet değişikliklerinin kaynağı olmuştur. Bu anlamda Amerika’nın bölgeye kendi arzusu dahilinde yön verme gayretleri Türkiye'nin tarihsel arka planda tatmin edilmemiş imparatorluk hayalleriyle de (Osmanlı) örtüşmektedir. Ortadoğu bölgesinin değişim ve uyum sürecinin tarihsel gelişimi ve sürekliliği vasıtasıyla ulusal güvenlik, dış politika, savunma stratejileri, demokrasi ve sıkça duyduğumuz daha bir çok‘‘masum‘‘kavramın gerçekte neleri ifade ettiklerini, ha... Read more

Kızıldere devrimci yolumuzdur

Kızıldere devrimci yolumuzdur

30 Mart Kızıldre ,Kapitalizme,Emperyalizme,Faşizme karşı başlayan isyanın devrime dönüştüğü tarihtir. 30 Mart Kızıldere,devrimci iradenin,örgütü örgüt yapanların Türkiye devrim tarihine altın harflerle kazıldığı gündür. 30 Mart Kızıldere,yoldaşlığın,dayanışmanın,kararlılığın,devrimci eylem bilincinin ve biçiminin Anadolu topraklarına kanla yazıldığı zamandır. 30 Mart Kızıldere,siper yoldaşlarının,önderliğin ve sınıflar mücadelesinin hayat bulduğu yerdir. 30 Mart Kızıldere,bilinçtir,teoridir,pratiktir,eylemdir. 30 Mart Kızıldere,son sözün değil,ilk sözün kararlılıkla söylendiği ve devrimin mayalandığı topraktır. 30 Mart Kızıldere,tasfiyeciliği,reformizmi,her türden teslimiyeti ve konformizmi red ediştir. 30 Mart Kızıldere eğemenlere karşı emekçilerin direniş savaşının başladığı ve günümüze kadar örgütlendiği yaşamdır. 30 Mart Kızıldere Onlardır, Thkp/c dir, Devrimci Yoldur 30 Mart Kızıldere MAHİR ÇAYANDIR  Kızıldere Devrimci Yolumuzdur .1969 yılında Ankara'da yapılan ve Fikir... Read more

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

(Bu yazı "Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak, Ya Da Olgulardan Hakikatlere Varmak" başlıklı yazının devamı niteliğindedir) Yukarıda saydığımız tüm gelişmelere karşın devrimci mücadeleyi yükseltmenin örgütlü ve militan bir mücadele hattıyla mümkün olduğunu söyleyenlerde vardı. Devrimci Gençlik ve Özgürlük süreçleri, böylesi bir iddia ile yola koyulanların sesi oldu. Ülkenin içinde bulunduğu süreci ve bu sürece karşı geliştirilecek, mücadele çizgisini ortaya koymaya yönelik bir broşür dizisinden, sonra Devrimci Gençlik hemen ardından da Özgürlük Dergisi yayın hayatına başladı. Devrimci Yol hareketinin maddi manevi her türlü değerinin tüketildiği, hareketin icazet sınırlarına çekildiği, eklektik ve legal platformlarda birilerinin Devrimci Yol’u pazarlık konusu yaptığı bir dönemde, Mahir’ in devrimci cüreti ile sokaklarda, üniversitelerde, düzen dışı ve düzen karşıtı bir hareket yükseliyordu. *** İçinden geçilen süreçte (90’lı yıllar) her ne kadar dünya da sol adına bir karşı devrim r... Read more

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

Türkiye devrimci hareketi oldukça uzun bir süredir adeta narkoza alınmış durumda. Tabi ki devrimin emekçiliğini yapan devrimcilerin varlığı sınırlı sayıda da olsa mevcut.  Lakin dünya ve ülke konjonktürü ile devrimin görevleri arasında kurulan bağlantı ve devrimcilerin bu kompozisyondaki yeri bizler açısından böylesi bir tespiti zorunlu kılıyor. ülkenin devrimcilere en fazla ihtiyaç duyduğu zamanlarda geliştirdiğimiz toplumsal pratik son derece yetersiz. Elbette mesele sadece geliştirilen yetersiz pratikle de sınırlı değil ideolojik karmaşanın vardığı nokta ve bunun üzerine devrimcilik algısına yönelik niteliksel düşüklüğü de hesaba kattığımızda karşımıza çıkan manzaranın iç açıcı olmadığını görüyoruz. Türkiye gibi krizlerin olağanlaştığı, politik gündemin sıklıkla değiştiği, bir kriz durumunu atlatmadan diğerinin başladığı bir ülkede, devrimcilerde her kriz sonrası esen rüzgârların etkisiyle bir taraftan diğerine doğru savruldular. Bu savrulma halleri üzerine birçok değerlendirme yap... Read more

MARAŞ'TAN YANSIYANLARIN IŞIĞINDA KONTRGERİLLA VE FAŞİZME KAR…

12 Eylüle giden süreçte bir mihenk taşı olan Maraş Katliamının üstünden 32 yıl geçti fakat olay hala aydınlatılmadı. ülkemizin demokrasi havarisi AKP hükümeti “demokratik açılım”kapsamında giriştiği çalışmalarda kendi alevilerini yaratma projesini sürdürürken, Maraş katliamının faşist tetikçilerinden ökkeş Kerger (Şendiller)'i Alevi çalıştayına davet etmektende geri kalmayarak nasıl bir açılımı hedeflediğini göstermiş oldu. Katliamın 32. yıldönümde yeni bir katliamın provası Maraşta tekrarlarınırken ökkeş Şendiller komutan edasıyla balkonundan olayları takip ediyordu. Maraş Katliamı devlet tarihimizde sıkça gördüğümüz kontrgerilla operasyonlarının en kanlılarından olmakla birlikte 12 Eylül'e giden süreçte oldukça kritik bir yerde durmaktadır. Katliamın hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiş ve darbe uygulamaları darbeden önce yürürlüğe sokulmuştur. Maraş Katliamından yıllar sonra, olaya yaklaşımda hala bir körlük söz konusu. Kimi siyasi yapılar meseleyi yalnızca görünen yüzü... Read more

KIZILDERE'NİN DEVRİMCİ DEĞERİ

Bu yıl 30 Mart'ta On'ları anarken, ekonomik krizin etkilerinden Tekel İşçileri'nin destansı direnişine, Ergenekon operasyonları dolayımıyla yeniden hatıladığımız kontrgerilla katliamlarına varıncaya kadar oldukça yoğun bir gündemi geride bırakıyoruz. Bu yoğun gündem, devrim mücadelesinin karmaşıklığı düşünüldüğünde çok küçük bir düzeyde dahi olsa devrimci harekete bir ivme kazandırıyor. öte yandan, Marksizmin argümanlarına yönelik, geçtiğimiz 20 yıl boyunca yürütülen sistemli ideolojik saldırıların, yaşanan küresel mali kriz ve ardından kapitalizme karşı geliştirilen muhalefet sonrasında eski gücünü de yitirdiğini söyleyebiliriz. Artık tartışmamız "sosyalizmin sona eren bir tarihsel dönemi" değil kapitalizmin sona eren bir tarihsel dönemidir. Savunmada olması gereken kapitalizmdir. Ne var ki çizmiş olduğumuz bu görece olumlu tabloya rağmen, sınıflar mücadelesini bir üst aşamaya sıçratacak ve Türkiye halklarının umudu olacak proletarya partisinin varlığından söz etmemiz mümkün değil. E... Read more

ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ

Bizler; “Yaşam ve özgürlük Dergileri”okurları olarak tarihsel, sosyal, siyasal ve sınıfsal bir görev olarak önümüzde duran, birlikte olma ve omuz omuza mücadele geleneğini yaratmak, ezberleri bozmak ve tarihsel sorumluluklarımızı paylaşabilmek için; “KURTULUŞA KADAR SAVAŞ”şiarıyla Yol'a çıktık. Ezberi; önce kendi yaşamımızda bozmamız gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunun için bizi kuşatan, teslim almaya çalışan sisteme, tasfiyeciliğe ve oportünizme karşı Devrimci Yol'umuzun yarattığı tüm değerleri rehber alarak Devrimci Yolda özgürlük Dergisi'ni beraber ve daha güçlü bir şekilde çıkarmaya karar verdik. Yaratılacak teorik ve pratik sürecin değerlerini bilince çıkarıp, sorumlu ve üretken bir çizgide Devrim ve Sosyalizm mücadelesini sürdüreceğiz. Türkiye emekçi halklarının kurtuluşu dışında hiçbir karşılık beklemeden tüm varlığımızı sunmaya ve düşüncelerimizi hayata geçirmeye hazır olduğumuzu, Devrimci bir duruş ve sorumluluk olarak dosta düşmana bildirmeyi anlamlı bulmaktayız. B... Read more

BİZİM UMUTLARIMIZ SİZİN SANDIKLARINIZA SIĞMAZ

Ülke tarihi açısından milat olarak değerlendirilen 12 Eylül 1980, faşist bir darbe ve sonrasında bu darbenin palazlandırdığı faşist bir rejimin 30 yıl sürmesine neden olan kara bir gün olarak tarihe geçti. 12 Eylül 2010 bu faşist darbenin 30.yıldönümü olacak. AKP hükümeti kendi Anayasasının oylanmasını tam da bu tarihe denk getirerek, 30.yılda "darbenin karanlığından demokrasinin aydınlığına" geçişin kahramanı olarak(!), salya sümük destekli bir EVET kampanyasının startını verdi. Aslında ülke siyasal gündeminde uzunca bir dönemdir bulunan Anayasa değişikliğine dair tartışmalar, 12 Eylül'de yapılacak referandum oylamasına kilitlenmiş durumda. çeşitli siyasal çevreler referandum ile ilgili olarak fikir beyan ederken, toplum 82 Anayasası ile AKP hükümetinin hazırlamış olduğu Anayasa arasında tercihe zorlanıyor. Burjuva siyasal aklının Anayasayı çoğunluğun onayladığı bir sözleşme olarak tarifliyor olması, bu referandum sürecini ya da Anayasa değişikliğini bir kat daha önemli kılıyor. Bunu... Read more

DEVRİMCİ SİYASETTE POLİTİK ETİK YA DA BİR BİRLİK NEDEN BİTTİ

Türkiye oligarşisinin yaşadığı politik krizin tırmandığı şu günlerde AKP hükümetinin uyguladığı politikaların boy hedefi haline getirilen emekçi kesimler, siyasal sürecin yaşadığı tüm altüst oluşlara rağmen emeği yeniden gündemin üst sıralarına taşımayı başarmışlardır. Toplumsal süreçte, emekçilerin siyasallaşma eğilimlerinin arttığı gözlenirken, muhalif kesimlerin, siyasal ortama denk düşen politikalar geliştirebildikleri veya izleyebildikleri ölçüde daha etkili olabilme şansını yakalayacağı ortadadır. Tekel işçilerinin direnişiyle kristalize olan emekçi hareketin, sol kesimlerin gözlerinin önünde arzı endam etmesiyle de bir dönemin moda haline gelmiş değerlerinin, diğer bir deyişle liberal demokrasi anlayışlarının yerinden edilerek devrimci hareketin gündemi yeniden emek eksenine çekilmektedir. Gelişmekte olan bu potansiyelin yanında,  yenilgi atmosferinden doğan ve uzun süredir süregelen sol kadrolardaki politik-etik anlayışın, bu atmosferin tam orta yerinde olması, her türlü olu... Read more

Takvimdeki bir siyah yaprak: 28 ŞUBAT

Takvimlerden bir 28 Şubat yaprağını daha kopardık. Aradan 13 sene geçtikten sonra bile hala ne olduğuna dair bir anlam kargaşası sürüyor. Öyle ya 28 Şubat'ın mümessilleri onun 1000 yıl süreceğini söylemişlerdi. Zihinlerde yarattığı kargaşa açısından da öyle olsa gerek... 27 Mayıs darbesinin açtığı yolda (Sol cenahta pek sevilse de darbeleri "meşru" bir çerçeveye oturtan 27 Mayıs'tır) peşpeşe gerçekleşen darbelerle birlikte ordu Türkiye'de siyasi arenanın en belirgin öznesi haline geldi. Ancak 28 Şubat alışılagelenin dışında yönetime "direkt" el konulmaması ve bizatihi askerlerden kurulu hükümetler oluşturmaması gibi nedenlerle diğer darbelerden ayrılıyor.  Öte yandan görünüm olarak farklı görünse de diğer darbelerle çok güçlü bir ortak yanı var: EMPERYALİZM Ülkemizde sömürge tipi faşizmin (ister açık isterse gizli icrası olsun) gereği ordunun emperyalist çıkarlar açısından varlığı ve etkinliği çok ciddi bir öneme haizdir. Özellikle bir iç savaşa göre dizayn edilmiş yapısını hiç gizle... Read more

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

İçinde geçmekte olduğumuz süreç devrimci olarak kalmanın buz üzerinde dans etmek anlamına geldiğini ortaya koyuyor.(günümüzde devrimciliğin kriterleri değişti ve sistem içi siyasa konumlanışlar, ya da ideolojik politik hedefleri ne olursa olsun kendisinden daha güçlü görünen bazı siyasal odaklara entegre olmak gibi) Çünkü devrimci olmak ve ayakta kalmak, devrimci iradenin özünde kavranması sürecinin doğru olarak algılanması ve gerçeğin algılanmasını zorunlu ve gerekli kılıyor. Çünkü devrimcinin işi, bugün büyük yalanlarla mücadele etmek ve gerçeği olduğu gibi söylemek ' geçmişinin değerlendirilmesi bugünün kavranması  emperyalizme karşı bağımsızlık faşizme karşı demokrasi mücadelesinde bağımsız siyasal bir hareket olarak örgütlü iradi bir güç olarak kendisini konumlandırması, Bu, aynı zamanda bilgisizliğe, güçsüzlüğe ve korkaklığa karşı açılan savaş demektir. Kuşkusuz gerçek, rakamlardan ve olgulardan ibaret değildir. Mantıksal kesinlik veya nesnel doğruluk tanımı gerçeği anlatmaz. Ger... Read more

Şiddetlenen Siyasi Bulantının Resmi

1. AKP'NİN DERİNLEŞEN YÖNETME KRİZİ Ortadoğu'da yaşanan sürecin Suriye üzerinden Türkiye sınırına dayanması, PKK'nin "devrimci halk savaşı" seçeneğini gündeme getirmesiyle savaşın seviyesini yükseltmesi ve ÖYM'lerin kaldırılmasıyla birlikte Ergenekon türevi davalar konusunda yaşanan tartışmalar Türkiye'de yönetim krizinin derinleştiğinin ve daha da derinleşeceğinin göstergeleri olarak karşımızda duruyor. Saydığımız başlıkların her biri başlı başına birer tartışma konusu olmakla beraber biz burada yönetilemeyen krizlerden ziyade 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla görünürlüğe kavuşan yönetim krizinin kendisini ve oligarşinin iktidarı paylaşmada düştüğü anlaşmazlıkları irdeleyeceğiz. 7 Şubat krizinin hemen ardından oligarşinin vizyonunda raks eden iki önemli örgütlenme ve bu örgütlenmelerin ittifakının akıbetine dair beklentiler ülke siyasasını ele geçirmişti. Sorunun gösterilen yönü, otoriterleşme eğiliminde olan Erdoğan'ın, iktidarını yaklaşan Cumhurbaşkanlı... Read more

Yolcu Yolunda Gerek

Yolcu Yolunda Gerek

Coğrafyamızda yaşanan yoğun günlerde;  emperyalizmin, kapitalizmin, oligarşinin, saldırılarının azgınca sürdüğü bu günlerde sizlere ulaşmanın tadıyla geleceği kurmak için kollarımızı iyice sıvadık. Merhaba dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar ve emekçi halklarımız. Daraltılan, kuşatılan ve vahşileştirilen bir yaşamın ortasında çürümeye terk edilmiş insanlar topluluğu olarak, kapitalizmin esareti altında kıvranıp durmaktayız. Bugün, bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız. Dünyanın dört bir tarafında kapitalist-emperyalist sistem insanlığı esir alıp kriz üstüne kriz yaşatmakta ve dünyamızı, coğrafyamızı, ülkemizi bir cehennem haline dönüştürmektedir. Sonu belli olmayan bir karanlığa doğru sürükleniyor insanlık. Gemi batıyor, insanlık batıyor. Bu gidişe bir dur demek gerekiyor. Biliyoruz ki birçok insan bu çürümeye, yozlaşmaya, adaletsizliğe, yok oluşa ve insanlık krizine karşı mücadele ediyor. Bizler de yaşananlardan memnuniyetsiz olanlar olarak yaşananlardan memnun olmayanların sesi ve ey... Read more

FACEBOOK SAYFAMIZ