Özgürlük

Almanya'nın düşen suç oranları, solun kimlik politikasını bırakması gerektiğini gösteriyor

 

 

ALESSIO COLONNELLI 6 Haziran 2018

 

AfD, Almanya sokaklarının nasıl güvensiz bir hale dönüştüğü ile ilgili konuşup durarak, son beş yıldır çok güç kazanan aşırı sağcı bir partidir.

 

lead lead lead

31 Mayıs 2018: AfD Milletvekili Stephan Brandner, AFD'nin lideri Alexander Gauland ve AfD Milletvekili Beatrix von Storch basın konferansında.  Kay Nietfeld / Press Association. Her hakkı saklıdır.

 

Geçen yıl Almanya'da suç oranı, yüzyılın son çeyreğinden devralınan rakamlara göre gelmiş geçmiş en düşük seviyesindeydi. Bu, Berlin'deki İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan 2017 istatistiklerine göreydi.

 

Yine de, her dört vatandaştan biri suç konusunda endişeli. Yirmi milyondan fazla Alman, dünya üzerindeki en güvenli ve düzenli yerlerden biri olan kendi ülkelerinde güvende hissetmiyor. Çarpıcı rakamlar. Özellikle de şimdiye dek olmadığı kadar yüksek suç çözme oranları bağlamında.

 

Hamburg Üniversitesi'nde ceza hukuku profesörü olan Kriminolog Bernd-Rüdeger Sonnen'e, Süddeutsche Zeitung tarafından, Almanya'nın niçin "böyle endişe-dolu bir Cumhuriyet" olduğu soruldu. Sonnen, "Azınlık insanların kötü tecrübeleri var. Korku, medya yoluyla ya da yerel barlarda baskın çıkarak körükleniyor," diye yanıtladı.

 

En kötü suçlar orantısız şekilde bildirildi. Kriminolog, "Sürekli olarak ağır suç ile karşı karşıya kalırsanız, çarpık bir resim şekillenir ve korku seviyeleri yükselir," diye açıkladı. Bu yüzden, Bild gazetesi gibi bazı popüler medya Messer-Epidemie ya da bıçaklama salgınını konuşmayı sürdürürken, gerçek cinayetler tam olarak azaldı.

 

İstatistiklere her zaman şüphe ile yaklaşılır. Suç söz konusu olduğunda, zamanda belirli bir anda durumu resmetmek hep zordur. Yakın zamanlarda yayınlanan polis istatistikleri çok sayıda şüpheli şahsı içeriyor, ancak tabii ki son sözü mahkemeler söyler. 

 

Bununla birlikte, Almanya 2017'de, sıradan insanların hayatlarını barışçıl şekilde sürdürmesinin neredeyse garanti altına alındığı bir ülke olarak yükseldi. Almanya için Alternatif (AfD) ilk defa Meclis'e girdiğinde, geçen sene de böyleydi. AfD, Almanya sokaklarının nasıl güvensiz bir hale dönüştüğü ile ilgili konuşup durarak, son beş yıldır çok güç kazanan aşırı sağcı bir partidir. AfD, beyaz olmayan ve Hristiyan olmayan göçmenlere karşı yeteri kadar sert olmayan olarak ve aslında sürüler halinde onların davet edilmesinin suçlusu olarak saydığı merkez sağdan çok sayıda oy topladı; aynı zamanda, ve önemlisi, soldan da oy kazandı.

 

Sosyal Demokratlar -bir kez daha- Hristiyan Demokratik Birliği partisinin küçük hükümet ortakları. Radikal sol parti durağandır fakat aynı zamanda ilgisizliğe mahkum edilmiştir. Şu ana kadar, ilericiler, Almanya'nın aslında -topyekun- güvenli bir yer olduğunu söylemek için doğru kelimeleri bulmuş olsalar bile, ihtiyaç duydukları çok sayıda seçmenin öylece dinlemeyecekleri açıkça bellidir. 

 

Bu suç istatistikleri, geniş sol eğilimli hareket içerisindeki ciddi bir rahatsızlığın ek kanıtıdır. Sadece Almanya'da değil. İtalya'nın yabancı düşmanlığı eğilimleriyle damgalı bir hükümeti doğuran en son genel seçimi sonrasında La Repubblica gazetesi Mark Lilla'ya solun, işçi sınıfı içinde yeniden bir çekiş gücü kazanmak için ne yapması gerektiğini sordu. Columbia Üniversitesi profesörü ve New York Times politik analistinin bu konuda güçlü bir görüşü var.

 

Sol, kimlik politikaları yapmayı bırakmalıdır; tüm azınlıkların her bir suçlamasını savunmasına gerek yok; onların aşırılıklarını ya da zaman zaman şiddet eylemlerini haklı çıkarmamalı. Profesör Lilla, Rome Daily'ye 3 Haziran'da, "Demokratlar[ABD] iktidarı yeniden kazanmak istemiyorlar gibi görünüyor," diye söyledi. "Kültürel değerlerle meşguller. Her bir küçük topluluğun oldukları gibi kabul edilmelerini talep ediyorlar. Bu arada, Cumhuriyetçiler bize tahakküm etmeye devam ediyorlar." 

 

Lilla, sağın daha fazla azimli olduğunu düşünüyor; son otuz beş yıl boyunca güçlü bir temel inşa ettiler. Her yerden, hatta kuş uçmaz kervan geçmez en küçük bölgelerden bile, insanları dinlediler. "Başından beri sol, kimlik partikülarizmine[belirli bir topluluğa bağlılığa] odaklandı; iftihar edebileceği güçlü bir projeye, ne de anlatmak için ulusal tarihimizin bir birleştirici hikayesine sahip değil. Sonunda rakipleriniz yerinize ülkeyi yönetiyorsa, pek çok konuda sağda olmanın anlamı nedir?" 

 

Hem Avrupa’da hem de Amerika’da çok daha az insan sol'a inanıyor. Modaya uygun post-ideolojik tartışmalarla meşgul edilen çoğu kişi, sol'u ismiyle anmaya dahi zahmet etmiyor. Eğer sağ ülkenizin artık güvenli olmadığını söylerse, kanıtlar tam aksini söylediğinde bile, böyle bir hikayeye inanma eğilimi var. Güvenilir bir alternatifin yokluğunda, bu her zaman böyle kaçınılmaz oldu. AfD'nin sekiz ay önce parlamentoya girmeyi başarması hiç garip değil. Hatta, 92 sandalyeyle birlikte ülkenin en büyük muhalefet partisi. Zaten uygun olarak hazırlanmış zeminde, iş fazla bir çaba nasıl olsa gerektirmiyordu.

 

*www.opendemocracy.net sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

ÖZGÜRLÜK

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde