Özgürlük

ANLAMSIZLIĞIN BEKLENTİSİ

ANLAMSIZLIĞIN BEKLENTİSİ

‘’Onlar kârlarını dünyanın geleceğinden daha çok düşünüyorlar...’’

Son günlerde kendi oluşturdukları gündemleri sonucu ‘’kontrolden çıkabilecek bir savaş’’ riski ve tehditleri altında yatıp kalkıyoruz. Herzaman güçlülüklerinden kaynaklı haklılıkları ve nedenleri ortada! Savaş çıkara bilirsiniz. Rapor bile beklemeden akıllı füzelerinizi kullanabilirsiniz. Akıllı olduklarından insan öldürmez onlar! Hatta nükleer santrallerinizle en ufak bir kaçak durumunda binlercesini yok edebilirsiniz. İstediğiniz yöntemle öldürebilirsiniz vb. Ama kimyasal silah kullanmayın! Ayıptır. Üstelik insanlık ayıbı! Ne kadar da haklılar değil mi? Enerji çıkarları için oraya yarleşecek de ölüp öldüreceklere gösterecek haklı neden lazım! Bulundu mu?

Bu zaman, durum ve şartlar altında, bu ahval ve şerait içerisinde 1 Mayıs‘a ve arkasından OHAL kanunsuzluğuyla istisnasız muhalif olan her kesimin baskı, tehdit ve tutuklanmalarıyla ülkemize özel ‘’çok demokratik’’ seçimlere doğru ilerliyoruz. Uluslar arası tekellerin enerji sorununu çözmek için, bilimsel olarak doğaya ve insanlığa güvenli olmayan ve doğanın yok edilmesi demek olan nükleer santraller de yolda! Üstelik haklılığı; bilimsel gelişim, sanki emekçilerin enerji sorununu çözecekmiş vb. yanılsamaları yaratılarak. Dünya sömürgecilik ve yeni sömürgecilik sistemlerinde meydana gelen değişiklerle, eski iki kutuplu dünyaya göre nüfuz alanları ve çıkarlar mücadelesi konsesüsünde buluşan dünyamızda, ederi ödenerek aralarında anlaşabilme olasılığının görece arttığı süreçlerdeyiz. Çünkü onlar kârlarını dünyanın geleceğinden daha çok düşünüyorlar! Düşüncenin meta haline gelişi bağlamında kendileri adına savaşabilecek bağlantılarıyla kendilerini riske atmadan ve ucuz maliyet ve kâr hesaplarından oluşan ‘’kontrollü’’bir savaşın içerissindeyiz. Kârlarına göre savaşın biçimlerinin değişeceği, bölgesel ve kontrollü olduktan sonra atom silahlarının bile kullanıldığı süreçlere doğru ilerleniyor. Dünya yok olursa kârlar da yok olacak!!!

Haklılığı ileri sürülmeden hiç bir düşünce savunulamaz... Bunun için herkesin kendine haklı nedenleri ve izahları vardır! Bu halkılığın nedeni ve temelinin kendi dünyasının algılarına bağlı ve bilgilerine ait olması, son kertede en güçlü ve çıkarlarının bileşkesinde dengelenen bir sistemi  oluşturmaktadır. İşte kapitalizm ve onun son aşaması emperyalizm ve diktatörlük sistemleri. Bu çıkar ve güç savaşının son tahlili ve de kaçınılmaz sonucudur. İşçi sınıfının çıkarları soyutlamasının yanlış yorumu sonucu, onun yegane temsilcisi iddasındaki partilerin oluşturduğu temsili sistemler giderek devletçilikle sınırlı temsili kratokrasiler ve çıkar sistemleri haline gelmişlerdir... Özü doğabilimsel doğruların mücadelesi olan bir dünya görüşünün, biçimlere takılı haliyle son tahlilinde kratokrasi haline gelişi...

“Bunun gibi işçi sınıfının ‘’çıkarları’’ doğabilimsel zorunluluklardan uzaklaştırılıp, onu güç olduğundan arakaya almak ya da ona hizmet ederek safına çekmek vs. türü bir idealizme ve sapmaya vardırılıyor. İşçi sınıfına doğru gelen gerçekmiş gibi ele alınmaya başlanıyor. Doğabilimsel zorunluluklarımız üst düzlemi kenara atılıyor... Bizler‘’Engelsist’’olduğumuzdan! Bilimsel bile değil doğabilimseli savunuyoruz! Doğabilimsel gerçeklik olduğundan; diyalektik ve tarihsel materyalistiz yani devrimciyiz. Bu doğrultuda toplumsal gerçekliğin doğru tahlili olduğundan, işçi sınıfı öncülüğünden ve bunun gelişimi sonucu üretenlerin yönetimi doğrudan demokrasiyi savunuyoruz. Bu noktaya gelindiğinde doğrudan demeokrasinin antik Yunanlılarda denenmiş olan epistokrasi olmadığını, bilim insanlarının yönetimi değil, doğabilimselin yönetiminden bahsedildiğini bilince taşıma mücadelesindeyiz. Aynı dünya görüşüyle, işçi sınıfını iktidar yapmak isteyenlerin kendi iktidarlarını oluşturması olumsuzluğunun toplumsal deney birikimlerinin geldiği seviye ile sınırlı olduğunu bilince çıkartmaya çabalıyoruz. Bizim mücadelesiyle açmaya çabaladığımız yolun da sonuçta hangi doğru tahlillere dayanıyor olursa olsun toplumsal mücadeleler ve sınıflar mücadelesinin geldiği seviyeyle sınırlı olduğunu, lakin doğabilimseli savunma ve bu uğurda mücadelenin zorunluluğumuz olduğu bilincini geliştirmeye çabalıyoruz. Şimdi dünya dönüyor ve sistemimizin merkezi dünya değil güneştir deme zamanı. Şimdi kimseyi kurtarmak değil kurtulacaksak birlikte deme ve doğabilimsel gerçeklere gelişebilme mücadelesi zamanıdır. Bilgimizin ve yapabileceklerimiz yaşadığımız maddi ve tarihsel şartlarla sınırlı lakin böyle bir gerçeğin olduğu ve ona varma mücadelesinde olduğumuz gerçekliğin ta kendisidir... Şimdi birşeyler yapmalı zamanı değil böylesi bir mücadeleyi geliştirme zamanıdır. Geçmiş devrimci ders ve deneylerimiz üzerinde yükselen yeniden teorik- ideolojik ve mücadele birliğimizin oluşturulması dönemi.’’ SEÇENEK YAZISI

‘’Tüm Dünya deney birikimlerinin farklı biçimleri olsa da özde tek sonucu ortada dururken, aynı şeyleri deneyip farklı sonuç çıkaracağını mı savunuyorsun? Tüm bu temsili sistemler ezilen halklar ve sınıfların iktidarı haline gelemedi ve kalıcılaşıp, bir KRATOKRASİ°ye dönüştü! Tüm düşünceler ve projeler denendi pratikte yaklaşık aynı sonucu verdi. En sonuncusu akıllı dizayn kurtarıcılık Gramşi, Althusser vs derken SYRIZA cılık aynı sonuca çıktı. Şimdi senin bir çözümün yoksa aynı şeyleri deneyerek şapkadan tavşan mı çıkaracaksın? Yoksa hala onlar tam uygulayamadı ben doğrusunu uygularım diyen bir lafkalabalığı mısın? Şu anda var olan adına hala sosyalizm denilen sistemleri, kısacası yer yüzüne inemeyen cennetleri mi vaad ediyorsun. Kurduğun komiteler ve sonuçta partinin bir gün mutlaka halkın öncüsü olarak iktidara gelip onları kurtaracağını mı vadediyorsun?’’ RASYONALİZM YAZISI

Böylece oluşturulan ben merkezcilik yine kendine doğrularla demokratik merkeziyetçilik yerine konulabilir hale gelir. Kimi zaman içindeki çoğunluk kendine doğruyken, dışındaki çoğunluk kitle kuyrukçuluğu olarak yanlıştır. Değişmeyen tek kural kendi dünya görüşünden kaynaklı hep haklı olmaktır! Sütten çıkmasa da ak kaşık olmaktır ve sütten çıkan AK lara karşıdır! Kendine doğrulardan başka gerçekliği olmayanların dillerinden düşürmedikleri birlik çağırılarının içeriği de, onların doğrularında birliğe razı olmaktan ibarettir. Bu yüzden kitlelerle olan kopmuş bağlara bakılmadan yapılan keskinlikler, söylenenlerle yapılan ve beklenilenler arasında bağın kopması sonucunu ortaya çıkarmaktadır...

 Aynı düzlemde yer alan politik- ekonomik-/demokratik ve ideolojik mücadelelerin çelişki yumağının gidiş yönünü belirleyeni olan politik mücadeleye bağlı oluşları kafa karışıklığı yaratmanın nedeni  olabilmektedir. Devrimci yolda hiç olmaması gereken, diğer çevrelerde sık rastlanan bir hatadır.

Diğer örnekte, ekonomik demokratik mücadele alanındaki konumuyla politik mücadele alanında devrim beklentisi, dost görünümlü yanılgı yaratma çabalarıdır... Sorumluluğunu almadan yani kafa karışıklığı yaratarak sola akıl vermelerden tut, konumuna bakılmadan, sorumluluğu alınmadan yapılan çağırı ve önermelerin yaşamın kendisinde anlamsız ve ayakları havada kalmaktadır. Anlamsızlığın beklentisi, söylenilenle yapılanın tutarsızlığı ve beklenilenle olan tutmamasıdır.

Bu anlayışla, ekonomik kazanımları için mücadele eden işçi sınıfı sendikalarda politik devrimi örgütleyecek olan kendi kurtarıcı önder partilerine biat etmeli ve luzumsuzluklarla uğraşmaktan kurtulmalıdır... Bu bağlamıyla işçi sınıfını kendi olduğu yere beklemekte, onun olduğu yere gitmeyi önderliği ve kendi doğrularına zul saymaktadır. Böyle bir kafa karışıklığıyla, ekonomik demokratik ya da ideolojik alana ait bir mücadeleyi ve biçimini devrime yol açmadığından kökten inkar etme aklı evvelliğini, keskin laflarla sol gösterme alışkanlığıdır. Ya da bu alanlardan birine ait mücadele biçimini ve taktiği mutlaklaştırmak akıllı bulunabilmektedir. Ekonomik demokratik alanın bir taktiği ve biçimi, örneğin seçimlerde ya da sendikal mücadelede vb. alınan bir tavır mutlak ve stratejik hale getirilip tekrar edilerek politik tavır alındığı sanılmaktadır. Bu anlayışla ya da dünya görüşünde bir sürü sol sapma ortada dururken onlara katılmayacak kadar ben merkezci ve kendi tekrarı tercihidir. İçerik herhangi bir biçime feda edilebilmekte, demokratik bir kazanım, daha iyi yaşam koşulları vb. kendi kurtarıcı öncülüklerinde gerçekleşmemişse yok sayılabilmektedir! Ve de kahr olabilir! Bu bağlamda; madem ki kurduğun örgüt işçi sınıfının tek temsilcisi ve partin sınıfı kurtaracak öncü, kuracağın temsili cumhuriyet ve burjuva demokrasisi sınırlarında kalan laikliğinle yola devam edeceksin, mademki demokratik merkeziyetçiliğin ve kadrolaşma sürecin sonuçta bir önder ve önderlikle çözülecek bir sorun, neden kendini ve sınıfı üzüyorsun? Liyakat usulü önderlik ve abilerin ortada iken, kendinin daha iyi önder olduğunu kanıtlama sıkıntısını geçemeyen beyhude çabalarınla ve dünya görüşünle yuvana dön ! Eğer organik canlı bir yapı demek olan kolektif üretimler ve görev dağılımıyla üretenlerin doğrudan yönetimini geliştirme yolunu açma ve geliştirme yani kadrolaşma sürecini benimseyemiyorsan, gitmen gereken yer ortada! Peki, bu ben merkezcilik ne? Aynı dünya görüşünü savunurken aynı tavırları alıp aynı yerde buluşamayan, otokrasiyi demokratik merkeziyetçilik sanan, ‘’ülke solunun’’ durumu!?

İçerisinde yaşadığımız ortamı ve şartları ve de zamanı kavrayamaz durumda mücadele  çağırıları ayakları havada kalan boş laflara dönüşmektedir... Bunun gibi yaratılan ‘‘en anlamlı kafa karışıklığı‘‘ da alt yapıda belirleyiciliği tartışılmaz haledeki uluslar arası tekelerin eski sistemdeki üst yapı kurumları, devletler vb. görüntüleriyle çelişen ve liberalizm yanılsaması yaratan bir geçiş sürecinin yaşanmakta oluşudur... Bu içinde bulunulan durumu kavrayamamanın yaratığı kafa karışıklığı tavırlara ve her alana yansıyan şekilde sürmektedir. Bu geçiş sürecinin yaratığı değişken çıkarlar ve güç merkezleri, uluslar arası tekelerin nüfuz alanları belirlenme süreci, devletlerin ve politikacıların her durumda değişen tavırlarına neden olmaktadır. Yeni sömürgecilik metodlarında meydana gelen değişiklikler sonucu düşüncenin meta haline gelişiyle bütünlüklü, sistemin bekası ve görev dağılımında sistemin dışına çıkabilecek en son toplumsal patlama noktalarını kontrol projeleri,  örneğin SYRIZAcılar bile anti emperyalist mücadeleden bahsetmektedirler. Doğrudur; bademler de emperyalizme karşı mücadelede değil mi?  Ya da herkes kendine uygun bir anti emperyalist mücadelede değil mi? Konumla söz arasındaki makas giderek açılmaktadır. Söylenilenlerle yapılanlar uymamaktadır. Yanılsama, liberalizm görüntüsü rüzgarına kapılıp yetmez ama evetçi tavırlar, çıkarın bitiği yere kadar nemalanma uyanıklıkları, en keskin hesap sorucu pozundan hesap soracağının yardakçısı konumuna sıkılmadan adapte olup tüm söylediklerini afiyetle yutan bir yalakalık, ak akçe kara gün dostu olu vermektedir.

Bu durum ‘’sol’’a da yansımakta sağa sola yalpanışların son durağı abisinin kanatları altında ya da en güçlünün saflarında buluşmayla bitmektedir. Gelişim son tahlilene gelmemişken, içerisinde bulunulan durumu ve o andaki elindeki verileri dayatarak son tahlili münecimlemek yanılgı yaratmanın en akıllı dizayn projesi haline getirilmiştir. Başka seçeneğin mi var beklentisi, doğru gibi dayatılmaktadır. Sistem içierisine kıstırılmış bir seçeneksizlik seçenek diye yutturulmaya kalkılmaktadır... Mahkumiyet ve etme mantığı siyasetin kendisi diye sunulmaktadır. İçerisinde bulunulan koşullarda seçeneksizlik olarak görülebilenin, zaman mekan ve şartların değişimiyle anlamsızlık haline geleceğini tahlil edemeyen bir idealizimin yanılgısı olarak kalacaktır...

 Elimizde olan bilgi birikimlerinin sınıflar mücadelesi labaratuarında denenen ve uygulanan farklı biçimlere karşın tek sonucu ortaya çıkardığı bir gerçeklikteyiz. İşçi sınıfı ve ezilen halkları iktidar yapma anlayışı ve çeşitli uygulamaları sonuçta birilerinin iktidarına dönüşüyor. Aşağıdan yukarı kurulan komiteler, halk komite ve meclisleri, sovyetler vb. temsili sistemlerin ağırlığında işlerlikte birilerinin iktidarı haline geliyor. Sorunun önemli noktalarından birisi, doğrudan yöntemler yerine temsili yöntemlerin ağırlık kazanmasıdır. Sistemin kurumlarındaki söz sahiplerinin, yetki ve karar vericilerin değişmesi sitemin bekasının taze kanla sürdürmesi sonucuna vardığı ortadadır... Daha temel olan ise doğabilimsel bir dünya görüşü sonucu olan alt düzlemdeki işçi sınıfı iktidarının doğabilimsel düşüncenin yerine geçirilmesidir. Bu bağlamda elimizde var olanın aşılması geliştirilmesi yerine, günümüze adaptasyonu ve plantasyonuyla uğraşanların önlerindeki seçenek, önder ve örgüt aramaktır.  Bu arayışın en akılısından en otoriterine kadar çeşitlilikleri olsa da özü değişmemektedir. Bu bağlamıylada yıpratan, beyhude zaman kayıplarından öte anlam da ifade etmeyen bir yolculuk, kimin daha güçlü ve uygun olduğu arayışına dönüşmektedir. Halbuki deney birikimi ve liyakatle önderler ve örgütler ortada seçenekler bellidir!

Eğer bizlerin açma çabasında olduğumuz üretenlerin doğrudan yönetimi yolunda ve doğabilimlerinin gelişim ve öncülüğünde organik yapılara doğru gelişme mücadelesinde isen, öncelikle kolektif üretim ve yönetime eğitim, gelişme zorunluluğundasın.

 Devrimci yolcular açısından geçmişte yaşanılıp deney birikimi haline getirilmiş olması gereken tartışma noktaları yeniden başka biçimlerde ısıtılarak piyasaya sürülebilmektedir. Üstelik devrimci yolcu olduğu iddasında olanlar tarafından. Geçmişte de, ülkemiz devriminin yolu olarak kesintisizlerle çizilen yolu ve halk savaşı sürecinin çeşitli aşamalarını, kendilerinin ve keskinliklerinin ispatı haricinde hiç bir anlam ifade etmeyen‘‘savaşın bir biçimini politik mücadelenin kendisi sanan‘‘ sapmalar ortaya çıkmıştır. (bkz. Halk savaşı ve öncü savaşı tartışmaları. Devrimci Yol  ) Geçmişten beri böylesi bir dünya görüşüne sahip olma ünvanı olanlara katılmak yerine başka ismiler ve yerde durma çabaları ve sorumluluğu kendilerini bağlar. Şimdi de mücadele alanının herhangi bir biçimi; seçimler, 1 Mayıs kutlamaları, sokaklar vb. keskin mutlaklıklarla politik mücadelenin kendisi yerine konulmaya çabalanmaktadır. Kendi haklılığını ileri sürmenin ötesine sıçrayıp kendi gibi düşünmeyenleri döneklikle suçlamanın takdirini sizlerin sağduyusuna bırakarak devam edelim. Söylediklerinle konumunun ve yaptıklarının ne olduğundan da öte, doğruya gelişeni yapabilme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Faşizm şartlarında her türlü direnişin doğru olması, doğabilimsel doğruyu yapma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bu keskinliklere söylenilebilecek şey doğru olan devrim yapmaktır. Gitmeyi mutlaklaştırarak keskinlik yaptığın yerde devrim mi olacak? Hal-i melal’inden sual olunmaz, bugününden menkuldür. Yaşamın ve işçi sınıfının ,içerisindeki varlığı ile yokluğu kendine doğrularından ibaret, hal ve ahvali ile keskinliği arası dengenin beklentisi ve sorumluluğu kime aittir bilinmez! Kendisi gibi düşünmeyen herkesi hainlike suçlamanın ben merkezci rahatsızlığının takdirini sizlerin sağduyusuna bırakarak geçelim. Faşizm şartlarında her türlü direnişin doğru olması, doğabilimsel doğruyu yapma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

Aynı dünya görüşleri yaklaşan seçimleri de bu bağlamda değerlendirilmesine yansımaktadır. Aynı düzlemde yer alan politik- ekonomik-/demokratik ve ideolojik mücadelelerin çelişki yumağının gidiş yönünü belirleyeni olan politik mücadeleye bağlı oluşları kafa karışıklığı yaratma nedeni teşkil edebilmektedir.

*Konuları birbirine karıştırarak tartışmaya kalkmak sonuçsuz anlamsızlıklar ortaya çıkarmaktadır. En kolay yöntem teker teker konuları çözüme bağladıkça aşağıdan yukarı diğer konulara ilerlenmelidir. Bir seçime, devrim programı beklentisi ile müdahele aklı evveliği en önemli yanılgılardandır.

OHAL uygulamalarıyla, tutuklu sayıları ve milet vekilleriyle gidilecek seçimlerin demokratik olmadığı ortadadır. Bütün bu anti demokratik ortamda bile son seçimleri kaybettikleri ve sahte oylarla yönetmeye devam etmeye kalktıkları ortadadır. Bu gerçeğin farkında olduklarından ittifaklarıyla kaybetme riskini azaltabilmeyi amaçlamaktadırlar. Yolsuzluk yapmaları engelenebilinirse durum herşeye rağmen ortadadır. Sonra arkasındaki adımlar tartışılmalıdır. Önce seçimin güvenliğini sağlamak üzere bir araya gelinmelidir. Çünkü seçim yolsuzluğu sonucu hükümette kalmaya çabaladıkları ortadadır.  Böylece kim katılabilir gibi saçmalıklar da aşılabilir. Seçimin güvenli olmasını sağlamak isteyen herkes katılabilir.

Kendinden beklenenleri bırak hayatın ondan beklediklerini unutup ‘’sol’’a akıl vermekle iştigal edenlerin, ‘’sol ne yapmalı ve nasıl yapmalı’’ ile başlayan cümleleriyle, beklentileriyle yaşamın uyumunu kaybetikleri açıktır... Beklentileri sonucu söyledikleriyle yaşam tarzları sonucu yaptıklarının hiç olmazsa asgari anlamda tutması da ‘'bizim beklentimizdir !’’ Bu istediklerini kendi değil de birilerinin yapması beklentisi, sorumluluğunu kendi üstlenmediği birilerine yüklediği ve beklentilerin sorumluluğunu üstlenmeme sorumsuzluğuna dönüşmektedir. Bunun radikal keskinlik, sol sapma biçimi, kendi bugünü ortada iken dağlarda gerilla savaşında ‘’paralel dünyasında quantumunu yaşayabilmektedir.’’

 

Sorumluluğunu kaldıramayacağın lafı etmeyeceksin. Sorumluluğunu yüklenemeyeceğin eylemi yapmayacaksın. Korkulan da budur. Söylenenin ve yapılanın sorumluluğu. Herkesin kaybetmekten korktukları ve kazanma umuduyla hesapları var. Sorumluk altına girmemek. Kaldıramadığın şeyleri yapıp yıpranmak korkusu. Çevre ve kendi çevresinin beklentilerinin de dışında, kendi kendine yenik düşmek. Kendine güvenini kaybetmek. Korkulanın olmaması için konuşmamak ve yapmamak. Bunu hareketsiz kalmaya çabalayarak yapanları da hayatın durdurulamayan hareketi aşıp geçiyor. Beklenti senin değerlendirme ve tahlillerinin sonucudur. Olan, hayatın hareketiyle senin mensubu olduğun insanlar aleminin hareketinin bileşkesi sonucu ortaya çıkandır. Doğabilimsel doğruları yapmanın daveti olmaz, zorunluluğumuzdur. Bilgimizin ve yapabileceklerimiz yaşadığımız maddi ve tarihsel şartlarla sınırlı lakin böyle bir gerçeğin olduğu ve ona varma mücadelesinde olduğumuz gerçekliğin ta kendisidir... Şimdi birşeyler yapmalı zamanı değil böylesi bir mücadeleyi geliştirme zamanıdır. Geçmiş devrimci ders ve deneylerimiz üzerinde yükselen yeniden teorik- ideolojik ve mücadele birliğimizin oluşturulması dönemi.

İŞÇİNİN EMEKÇİNİN BAYRAMI 1 MAYIS‘TA ALANLARA.

HER YER 1 MAYIS HER YER DİRENİŞ!

SAVAŞA VE NÜKLEER SANTRALLERE HAYIR!

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

Error: No articles to display

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde