Özgürlük

ÇEKOSLAVAKYA 1948

JOSEPH GRIM FEINBERG

 

(Ç.N.: Tarihteki devrimci deneyimlere Avusturya ve İsveç'ten sonra Çekoslavakya ile devam ediyoruz.)

 

Yetmiş yıl önce, halk devrimi Komünist Partiyi Çekoslovakya'da iktidara sürükledi. Hızlı bir şekilde gizli bir darbe olduğunu kanıtladı. 

Çekoslovak halk milisleri, Şubat 1948. Çek Radyosu arşivi

 

21 Şubat 1948'de, on binlerce işçi ve öğrenci Prag'ın Eski Şehir Meydanı'na döküldü. Akşama kadar halk milisleri ve devrimci "eylem komiteleri" tüm Çekoslavakya'da oluşmaya başlamıştı ve Cumhurbaşkanı Edvard Beneš'e halkın iradesine saygı duymasını ve baştan sona yeni bir sosyalist hükumet tayin etmesini talep ederek bir heyet gönderdiler.

 

İki gün sonra, yaklaşık 2,5 milyon işçi greve gitti (toplam 11 milyonluk bir nüfusta) ve eylem komiteleri ülke çapında devlet dairelerini işgal etti. 25 Şubat'ta, göstericiler devasa Wenceslas Meydanı'nı doldurdular ve eğer cumhurbaşkanı boyun eğmeyi reddederse, hükumet merkezinin olduğu Prag Kale'sine yürümekle tehdit ettiler. Akşam üzerine doğru Benes, devrimcilerin yeni bir hükumet önerisini kabul etti ve Komünist lider Klement Gottwald, tezahürat yapan kalabalığa zaferi duyurmak için Wenceslas Meydanı'na geri döndü.

 

Milan Kundera, 1969 tarihli Yaşam Başka Yerde adlı kitabında, Çekoslovak Komünist Partisi'nin 1948'de iktidarı ele geçirmesini kitlesel coşkunun bir anı olarak resmeder. “Muzaffer Şubat” olarak anılmaya başlayan şeyin ilk yıldönümü, samimi bir coşkuyla kutlandı. Fakat baskı çoktan başlamıştı ve giderek artan çirkin gerçekliğini görmezden gelmeyi (romanın şiirsel kahramanı gibi) biraz kolaylaştıran sadece devrimin güzel idealleri idi. Eskiden sosyalist realist bir şair olan Kundera'nın kendisi hayatının geri kalanını alayvari sıkıcı yazılara adayacaktı.

 

Yine de, birçok insanın, çok büyük çekicilik tükendiğinde bile yeni düzeni desteklemek için yeterli nedenleri vardı. Zenginliklerin yeniden bölüşümü çoğunluğa açık yararlar getirdi ve hızlı sanayileşme ülkenin en fakir kesimlerindeki müthiş yoksulluğu ortadan kaldırdı. Fakat bu ilerleyen güvence büyüyen halk iktidarıyla birlikte gelmedi. Sendikalar, fabrika konseyleri, eylem komiteleri ve milisler Komünist Parti kontrolü altına alındı ve partinin kendisi kendi üyeleri tarafından değil, liderleri ve Moskova'daki liderleri tarafından kontrol edildi. 

 

Muzaffer Şubat'tan hemen sonra, Sağ ve Sol muhalefet, güçlü bir polis aygıtı tarafından bastırıldı ve 1950'de bir göstermelik duruşma, partinin en önde gelen eleştirmenlerinin bazılarının infaz edilmesine yol açacaktı. 1952'de, Genel Sekreter Rudolf Slánský ve Dışişleri Bakanı Vladimír Clementis de dahil olmak üzere partinin önde gelen bazı şahsiyetleri Sovyet yönetimindeki göstermelik duruşmada kurban gideceklerdi.

 

Fakat 1948 başlarında, bunun bir Komünist zaferin sapabileceği yön olduğu neredeyse hiç belli değildi. Sovyetler Birliği'nde Stalinizmin gerçekliğini bilenler için bile, Çekoslovak devriminin farklı bir yol izleyebileceğine inanmak için iyi bir sebep vardı. Komünist Parti bizzat, savaşlararası Çekoslavakya Cumhuriyeti'nin demokratik geleneklerine saygı gösteren ve onları yerine getiren "sosyalizme giden Çekoslavak yolu"na desteğini ilan etmişti. Çekoslovak Komünist Partisi, Orta ve Doğu Avrupa'nın çoğundaki benzerlerinden farklı olarak, büyük ölçüde kendi başına sivrildi.

 

Kurulduğu andan itibaren, Komintern'in en büyük gruplarından biriydi ve 1928'de  Sovyetler Birliği dışındaki en büyük Komünist Parti haline gelerek Almanya Komünist Partisi'ni geçti - kişi başına değil, fakat mutlak sayılarla (138.000 ile üyeleri, Fransız Komünist Partisi'nin iki katından fazla ve Çin'deki parti üyelerinin sayısının yaklaşık beş katıydı). Aynı zamanda, partinin politik faaliyeti, güçlü bir işçi hareketi ve kuvvetli bir entelektüel kadro ile tamamlandı - ülkenin önde gelen çoğu yazarı ve sanatçısı Komünist veya parti üyesi olmasa da destekleyen yoldaşlar idi.

 

Çekoslovakya ayrıca son derece sanayileşmiş bir ekonomik temele ev sahipliği yapıyordu. Bu sanayileşme bölgesel olarak değişken olsa da, Çekoslavak Komünistleri, Bolşeviklerin kapitalizmin neredeyse hiç oluşmaya başlamadığı koşullar içinde sosyalizmi oluşturma ikilemiyle asla karşı karşıya kalmadılar. Endüstrileşmiş batıda (Çekoslovakya'nın Çek bölgesi) Komünizm gerçekten işçi sınıfının kitlesel bir hareketiydi. Slovakya'da hareket daha yavaş büyüdü, ancak Komünistler güçlü bir anti-faşist direniş mücadelesinde önderlik yaptıktan sonra, kendilerini gerçekten bir halk gücü olarak ispatladılar. 

 

Bir çok açıdan Çekoslovakya sosyalist devrim açısından ders kitaplarında okutulacak bir örnek niteliğindeydi. Ortodoks Marksizm tarafından talep edilen kriterlerin hiçbiri eksik değildi. Ancak karmaşık bir unsur vardı: Kendi kurumsal ihtiyaçlarını demokratik yapıların hakimiyetine sokmakta başarılı olduğu kadar halk iktidarı görüntüsünü yansıtmakta da başarılı olan Komünist Parti. 

 

Savaşın sona ermesi Avrupa'daki sosyalist fikirlerde bir yükseliş yarattığında, Çekoslovak Komünistler fikirleri gerçeğe dönüştürmede öncü bir rol üstlenmek için iyi bir konumdalardı. Savaş sonrasının ilk seçim zamanı, 1946'da üye sayıları çoktan 1 milyona ulaşmıştı. Ve faşist partilerin ve onların işbirlikçilerinin yasaklanmasının ardından, geriye kalan partiler uzun süredir devam eden Komünist talepleri içeren bir program etrafında birleştiler: sosyal refahı iyileştirmek, büyük ve hatta orta ölçekli sanayiyi ulusallaştırmak ve işçi kontrolünü kademeli olarak arttırmak için. 

 

1946 seçimlerinde Komünistler oyların yüzde 38'ini alarak kazandılar - rekabetçi bir seçimde herhangi bir Komünist Partisi'nin şimdiye kadar aldığı en iyi sonuçlardan biri idi. Karşılaştırma yoluna gidersek, güçlü Fransız Partisi aynı yıl seçimlerde oyların yüzde 28'ini kazandı; İtalyan Komünist Partisi 1948'de yüzde 30 oy almadan önce oyların yüzde 19'unu kazandı ve 1945'te Macaristan Komünist Partisi oyların sadece yüzde 17'sini kazandı. Çekoslavak Komünistleri ayrıca, savaştan radikalleşerek çıkan ve Komünistlerle işbirliğine doğru meyleden, oyların bir yüzde 12'sini daha alan Sosyal Demokrat Parti ile birleştiler. Oyların geri kalanı, ulusal kurtuluşun ve sosyal ilerlemenin hakim atmosferine adapte olanların hepsi, bir dizi geleneksel olarak merkezci partiler arasında dağıldı.

 

Savaş sonrası seçimlerin Sovyet askeri işgali altında yapıldığı Macaristan ve Polonya'nın aksine, Kızıl Ordu 1945 yılının sonunda Çekoslovakya'dan çekildi. Parlamenter demokrasi çerçevesinde Komünistler, Ulusal Cephe olarak bilinen bütün siyasi partileri kapsayan büyük bir koalisyon hükümetine girdiler. Komünist lider Gottwald başbakan oldu.

Komünist yanlısı gösteriler, 18 Eylül 1947.

Ulusal Arşivler / Wikimedia

 

Mayıs 1945'te Nazilerin yenilgisi ile Komünistlerin Şubat 1948'deki zaferi arasındaki dönem çelişkiyle doluydu. Çek topraklarında Nazi işgalinin sonu, ulusun nihayet, Çekoslovakya'nın ilk cumhurbaşkanı sol eğilimli filozof Tomáš Garrigue Masaryk tarafından desteklenen sosyal ideallere ulaşabileceği umudunu beraberinde getirdi. Savaş zamanı diktatörlüğü yurt içinde büyüten Slovakya'da partizanlar, toplumsal devrime atılacak bir adım olarak ulusal kurtuluşun alternatif bir direniş anlatısını aşılamışlardı. Geniş kapsamlı entelektüel ve politik özgürlük atmosferinde, geleceğe yönelik vizyonlar ateşli bir şekilde tartışıldı ve savaş arasının solcu kültürel eğilimler dönemi zindelikle geri döndü.

 

Ama aynı zamanda bu bir hayal kırıklığı dönemiydi. Devletleştirme programı tamamlanmış olsa da, sonunda radikal değişim anının gelip çattığını düşünen çoğu kişi için hala çok yavaştı. Kendisini “demokratik” bir devrimin lideri olarak sunma niyetinde olan Komünist Parti, başlangıçta sendikalardan ve Sosyal Demokretlar'dan gelen baskıya rağmen, zamanın sosyalizm için henüz olgunlaşmadığı konusunda ısrar ederek, devletleştirme meselesini gündeme getirmekten çekinmiştir. Üstelik, yeni yasama sanayi üzerinde bir miktar işçi kontrolüne izin vermesine rağmen, Komünist liderler, işçilerin "geçici" kemer sıkma tedbirlerini kabul etmeye ve savaş sonrası yeni bir toplum inşa etmenin menfaatine greve gitmekten kaçınmaya  ayrıca davet ettiler. Ve bugün çok muhabbetle hatırlanan özgür tartışma ortamı, 2-3 milyon etnik Almanın haklarından mahrum edildiği ve ülkeden sürüldükleri bir zamanda gerçekleşirken, benzer bir kader, sadece bir kısmı gerçekleşse de, yarım milyon Macar için de ortaya atıldı. 

 

İktidar partileri yalnızca insani ilerleme ve toplumsal eşitliğe yönelik retorik taahhütlerinde değil, aynı zamanda Almanlardan arınmış Çek ve Slovakların ulusal denetimi altında bir ikili devlet kurma arzusunda da birleşmişlerdir. Yine de, sıradan aktivistlerin bildirisi, toplumsal değişim taleplerini uluslararası kurtuluş mücadelesinin bir parçası olarak gördükleri konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır. 

 

Komünist Parti, Şubat 1948'de devrimci devlet karşıtı eylem çağrısında bulundu, bunu halihazırdaki iktidar partisinin belirsiz duruşundan dolayı böyle yaptı. Bir bakış açısından alttan gelen bir devrim gibi görünen şey, bir saray darbesi gibi de görülebilir. 1946 seçimlerinden sonra parti, siyasi muhalifleri taciz etmek için kullanmaya başladığı İçişleri Bakanlığı da dahil olmak üzere dokuz bakanlığın kontrolünü ele geçirdi.

 

Nihayetinde içişleri bakanının komünist olmayan çeşitli subayları siyasi krizi tetikleyen ulusal polis gücünden arındırma girişimi oldu. 13 Şubat'ta merkez partilerinin bakanları, eğer talepleri karşılanmazsa, hükumetten istifa etmekle tehdit ederek, polisin tasfiyesine ilişkin resmi olarak bir soruşturma talebinde bulundular. Başka müzakerelere ya da yeni seçimlere sürükleyerek, hükumeti düşürme becerileri üzerine bahislerini oynadılar. Buna karşılık, Komünist Parti hükumet krizini böylece politik bir krize dönüştürdü.

 

Çekoslovak Komünist Partisi, Şubat ayındaki krizi kışkırtmak için devlet mekanizmasının stratejik denetimini kullansa bile, devlet yapıları içindeki konumunun çok ötesine uzanan bir destek olmaksızın krizden muhtemelen çıkamayabilirdi. Komünistler, Sovyet birliklerinin yanında savaşın çoğunda mücadele eden Ludvík Svoboda'nın lideri olduğu Çekoslovak Ordusu subayları arasında dikkate değer desteğin keyfini sürdüler. Fakat daha da önemlisi, devletin resmi yapılarının dışından baskı uygulayabilen kitle örgütleriydi. 

 

Sendika hareketi savaştan sonra hızla büyüdü ve Komünist liderlik sendikacıların sendikalist ve aşırı sol eğilimlerinden şikayetçi olsa bile, Komünist eylemciler iç sendika seçimlerinde çoğunluğa sahip oldular. Fabrika konseyleri aynı zamanda ülke genelinde hızla yayıldı ve 1946'nın ortasına kadar 12.000 iş yerinde kuruldu. Bunlar, üyeleri Komünist liderliğindeki hükümetin uygulamaya istekli olduğundan daha radikal bir değişim talep eden resmi olarak özerk kurumlardı, ancak Komünistler konseylerin seçilmiş liderliğinin büyük bir kısmını oluşturdular. Komünist Partinin solunda kendini tutarlı olarak konumlandırmış bir güç olmadığı için, Komünist politikalarla hayal kırıklığına uğrayan radikaller için hiç bir örgütsel taban ortaya çıkmadı. 

 

Sosyal Demokratların sol kanadı, işçi kontrolünü ve grev hakkını savunmasında Komünist Parti'den bazen daha radikal olsa da, bu aynı zamanda Komünistler ile çalışmaya partinin en meyilli kanadıydı. Kendisini açık bir alternatif olarak sunmak istemiyordu ve sendika ve fabrika konseylerindeki Komünist hakimiyet ile asla ciddi bir şekilde mücadele etmedi. 

 

Komünist Parti, savaşın sonunda oluşan, üyeleri yeni ordunun bir kısmı -İşçi Sendikaları Merkez Konseyi'nin kontrolü altındaki silahlı güçlerin bir bölümü- gibi resmi olarak tanınma talebini seslendiren silahlı işçilerin "devrimci muhafızları"nı fesih etmekten de sorumluydu. Partinin kararı o zamanın en radikal işçilerini hayal kırıklığına uğratsa da, 1948'de partinin bariz kan değişikliği karşısında uygun şekilde onlar da kullanılabilirdi. Parti lideri, “ulusal demokratik devrimden” sosyalist devrime doğru ani bir geçişi hızlandıracak halk milislerinin ve devrimci eylem komitelerinin kurulmasını talep ederek Şubat krizine karşılık verdiğinde, üç yıl önce sabırsız devrimcileri terk ettikleri yerden toplama olarak bu eylemi görebilen kaç insanın olduğunu anlamak çok kolaydır. Ancak burada da, bu yeni organların faaliyetlerini yönlendirebilecek olan, bağımsız işçilerin doğrudan iradesi yerine, iyi örgütlenmiş Komünist Parti idi.

 

21 Şubat'ta yaptığı bir konuşmada, Başbakan Gottwald, Komünistlerin haşin taktiklerine karşı protesto eden bakanlar tarafından temsil edilen hikayeyi tersine çevirdi. Gottwald, demokratik halk koalisyonunu bozmaya çalışanın Komünist Parti olmadığına dair kalabalığa güvence verdi.Bunu yapan, işçileri desteklemekten ziyade onları bastırmak için Devlet Güvenliği'nin kullanıldığı zamanlara belki de dönmek istedikleri için ufak bir teknik sorun -sekiz polis memurunun yer değişikliği- üzerine istifa etmekle tehdit eden gerici partilerdi. Fakat eğer merkezci partiler, hükumetin ilerici program sözünden dönmesi ile Komünistleri korkutmayı umdularsa, komünistler hodri meydan demeye hazırlardı. Gottwald, bakanların istifasını kabul etmesi ve onları Ulusal Cephenin “orijinal ruhu” na sadık yeni bakanlar ile yer değiştirmesi için cumhurbaşkanına çağrıda bulundu. Komünist Parti, hem hükumetteki önde gelen parti hem de mevcut haliyle hükumetin en başta gelen muhalifi olarak, her protestonun iki tarafına da oynayabilirdi. 

 

23 Şubat'ta, kurulu devlete karşı devrimin en yoğun dönemiyle birlikte Komünist kontrolündeki Devlet Güvenlik birimleri devlet karşıtı komplo kanıtı için merkez partilerin karargahlarını aramaya başladı. 24 Şubat'ta, genel grev günü, devrimci eylem komiteleri merkez sağ Halk Partisi ve merkez sol Ulusal Sosyalistler'in gazetelerini devraldı. Matbaadaki işçiler zaten merkez sağ Demokrat Parti gazetesini basmayı reddetmişlerdi.

 

Aynı zamanda, partilerini Komünist yanlısı çizgilere zorlayan ve protestocu bakanları makamlarına girmelerini engelleyen,  Komünist olmayan tüm partiler içindeki aktivistler tarafından eylem komiteleri oluşturuldu. Akşama doğru milisler Sosyal Demokrat Parti genel merkezini de ele geçirmişlerdi ve Sosyal Demokratlar anlaşmazlıkta taraf olmaya nihayetinde mecbur edildiler. Fakat parti bölündü. Üç Sosyal Demokrat bakandan ikisi protesto olarak istifa etti, ancak onların istifaları hükumetten geri kalan içinde Komünistlerin konumunu sadece güçlendirdi. Bir parti içi tartışma sonrasında partinin Komünist yanlısı kanadı, devrimin eli kulağında olduğunu ve karşı devrimciler rolü oynamayı tercih etmediklerini gerekçe göstererek üstün çıktılar. Merkezlerini işgal eden milislerin tarafına geçtiler ve Komünist Parti ile daha yakın çalışma niyetlerini ilan ettiler.

 

25 Şubat'ta Wenceslas Meydanı'nda devrimi hızlandırmak için 100.000'den fazla gösterici toplandı ve 5.000-10.000 öğrenci Komünist eylemleri protesto etmek için Prag Kalesi'ne doğru yürüdü. Savunma Bakanı Ludvík Svoboda ordunun Komünist yanlısı protestoları bastırmaya müdahale etmeyeceğini açıklarken, polis Komünist muhaliflere saldırdı ve tutukladı.

Artık çoğu Komünist yanlısı eylem komitelerinin elinde olan sabah gazeteleri, 153 önde gelen aydın tarafından imzalanan Komünistlere destek bildirisini bastılar. Komünist liderler, yalnızca kitlelerin, aydınların, polisin ve ordunun desteğini değil, aynı zamanda ülkenin sınırlarında konuşlanan Kızıl Ordunun da desteğini aldıklarını iddialara göre ona hatırlatarak cumhurbaşkanı ile iletişim kurdular. Görünüşe göre daha fazla çatışmaya karşı ihtiyatlı olan Başkan Beneš, yeni iktidar dengesine karşı çıkmamayı tercih etti. Gottwald toplanmış kalabalığa haberleri getirdiğinde, "Madem ki her türlü gerici saldırıyı defettik, işe geri dönüyoruz, yapıcı iki yıllık plan çalışmasına, daha fazla mutlu olacağız..." diye ilan etti. Protesto etme zamanı - belki de gelecekteki hükümet eylemlerine karşı protesto etmek de dahil - sona erdi.

 

Resmi olarak konuşmak gerekirse yeni hükümet, hala geniş bir koalisyondu. Ancak Komünistler artık bakanlık makamlarının çoğunluğunu ellerinde tutuyorlardı ve Komünist yanlısı gruplar ülkenin bütün büyük siyasi oluşumlarını kontrol altına aldılar. Yeni örgüt liderlerinin gerçekte Komünist Parti tarafından kontrol edilip edilmedikleri ya da her örgütlenme ile birlikte ortaya çıkan gerçek demokratik güçler olarak kendilerini gördükleri gibi gözükmelerine rağmen ilerici değişimi destekleyip desteklemedikleri ilk başlarda kolay anlaşılabilir değildi. Komünist liderlik, her halükarda, durumu açıklığa kavuşturdu.

 

Güvenilmez politik rakipler işlevsiz hale getirildi ve açıksözlü muhalifler tutuklandı. 11 Mart'ta, politik olarak bağımsız ve Komünist Partinin güvenmediği geride tek kalan hükumet bakanı olan Jan Masaryk(eski cumhurbaşkanının oğlu), üçüncü kattaki odasının tuvaletinin penceresinin altındaki kaldırımda ölü bulundu, davada intihar olduğuna hükmedildi ancak kesin olarak asla çözülmedi. 30 Mayıs'ta yeni seçimler yapıldı ve seçmenlere Komünist liderlik tarafından hazırlanan tek bir aday listesi sunuldu. Haziran sonunda, Komünist yönetimi hayal kırıklığına uğratıp solcuların desteğini çekebilecek tek büyük politik örgütlenmeyi saf dışı bırakarak, Sosyal Demokrat Parti'yi zorla Komünist Parti'ye entegre ettiler. 

 

Kundera, Yaşam Başka Yerde kitabında, 1948'den sonra Prag'taki Komünist şairlerin hikayesinden 1968 Paris'indeki asi öğrenciler sahnesine aniden atlar. Açık sonuç, bir yerlerde uzlaşmaz devrim şarkısının kulağa çalınmasıdır, güzel idealleri soran herkese baskı için zemin sessizce hazırlanır. Kundera, tabii ki Paris solunu anlamak için hiç çaba sarf etmedi. Diğer şeylerin yanı sıra, Mayıs ‘68'deki Paris ayaklanmaları, ‘48 Şubat'ının sonucunu belirleyen en önemli faktörden yoksundu: Komünist Partinin aktif katılımı. Fakat Kundera'nın yetersizce haklı çıkardığı edebi konudan sapma bize, alttan gelen iktidarı üstten iktidara dönüştürenin sadece parti liderliği olmadığını hatırlatır. Liderlere, önemli anlarda liderlerine iktidarlarını devreden ve liderlerini eleştirenlere sessiz kalan katılımcı kitleler tarafından yardım edilir. Ve liderlerini eleştirenlere sessiz kalanlar, kendi geleceklerine de sessiz kalırlar.

 

Komünistlerin, insanların memnuniyetini ve ilgisizliğini maddi rahatlık vaatleriyle satın aldıkları söylenir. Ancak, Şubat 1948'te geçerli olan böyle bir toplumsal sözleşme yoktu. Komünistlerin önerdikleri şey, maddi kazançtan çok gücü yeniden bölüştürmek idi. Güçsüz kılma ve tasfiyeyi şart koşan hüküm ancak daha sonra gün yüzüne çıktı. Devrimler bazen kendi gizli darbelerini gizler.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 (ÖZGÜRLÜK)

FACEBOOK SAYFAMIZ