Özgürlük

RADİKAL REFORMİST [MEİDNER'İN İSVEÇ MODELİ]

PETER GOWAN
 
(Ç.N.: Gelişmişlik ve sosyal devlet söz konusu olduğunda çoğu insanın hemencecik örnek vereceği ülkedir İsveç. Tabii ki bu gelişmeler her şeyi bilen "birinin" dediği gibi, "hasbelkader" olmamıştır. Tahmin de edilebileceği üzere, bu gelişmelerin altına imza atanlar elbetteki Solculardı. Avusturya-Marksistler Okulu'ndan sonra bir başka deneyimi daha sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu deneyimler, reform ve devrim arasındaki farkları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Yalnız, geçmiş ve günümüz arasında bir fark var: o zamanlar reform da olsa bir çaba vardı; insanlar kurtuluş yollarını en azından deniyorlardı, ancak günümüzde bu tür girişimler artık yok... Dünyanın son sürat savaşlara itelendiği ve ülkelerin gerici milliyetçilik pençesinde diktatörlüklere meylettiği, sermaye sahipliğinin gün geçtikçe daha da az ellerde toplanıp feodal çağların aristokrasisi benzeri bir sınıfa evrildiği, şirketlerin konglomeralara dönüşüp adeta devletleşme sürecine girdiği günümüzde, geçmiş deneyimlere bakışlarımızı çevirmek ve onlardan gerekli dersleri alıp yeni örgütlü mücadeleleri yapılandırmak çok daha fazla önem arz ediyor. Umarız çabalarımız bir nebze de olsa işe yarar. Saygılarımızla.]
 
İsveçli işçi sınıfı ekonomisti Rudolf Meidner tüm kariyerini, gücü işletmelerden işçilere geçiren radikal reformları kabul ettirmeye çalışmakla harcadı. 
İşçiler, 1947 yılında İsveç'in Motala kentindeki AB Electrolux fabrikasında montaj yaparlarken. Tekniska Museet / Wikimedia
 
İsveç’in ünlü sosyal demokrat modelinin ilk mimarlarından biri olan Rudolf Meidner, bir zamanlar özel mülkiyeti, "işçi hareketinin tapınağına doğrultulan silah" olarak tanımladı. Kariyerini, işçi sınıfı lehine açmazı çözmeye çalışan bir sendika ekonomisti olarak harcadı. 
 
Fevkalade güçlü bir Sosyal Demokratik Parti(SAP) ve işçi hareketi tarafından şekillendirilen Meidner'in ekonomik modeli, II. Dünya Savaşı sonrasındaki on yıllar boyunca işçilere sürekli maddi kazanç sağladı(çok sağlıklı büyüme, özel iş sayesinde). İsveçli işçiler, gelişmiş bir ekonomi üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir kontrol ve nüfuz uygularken, büyüyen bir refah devletinin meyvelerinin tadını çıkarıyorlardı.
 
Bu kafi değildi; silah yerinde duruyordu ve 1970'lerde Meidner, İsveçli işçi hareketi ile birlikte, alternatif bir mülkiyet modelinin gerekli olduğu sonucuna vardı. "Tahakküm ettikleri gücün sermaye sahiplerine son vermek istiyoruz," diye Meidner açıkladı.
 
"Tüm deneyimler, nüfuz ve kontrolün yeterli olmadığını gösterir - mülkiyet önemli bir rol oynar. Marx ve Wigforss'a atıfta bulunurum: diğer yandan mülkiyeti temelden değiştirmeksizin toplumu temelden dönüştüremeyiz."
 
Hem Marx'a hem de baş Keynesçi maliye bakanı Ernst Wigroffs'a yapılan atıflar, Meidner'in toplumsal değişime sentetik yaklaşımını simgeledi. Toplumsal dönüşüme kendini adamış bir radikaldi - ancak ekonomik modellerin pürüzlü detayları üzerine takıntılı bir radikal. Onun çabaları, gücü katı surette sermaye sahiplerinden işçilere geçirmek için gelişmiş kapitalist bir ekonomide çok etkileyici bir girişim olan "Meidner Planı" ile doruğa ulaştı. 
 
Eğer Meidner'in hamlesi başarılı olsaydı, özel sermaye silahsız bırakılırdı ve işçi sınıfı sonunda tehditlerden kurtulurdu. Çok daha büyük ölçüde Meidner'in kariyerinin yanı sıra, planın başarısızlığı sol reformizimin vaat ve tehlikelerini resmeder. 
 
GENÇ RUDOLF
 
Rudolf Meidner 1914 yılında, günümüzde Polonya'nın Wroclaw şehri olan, Almanya'nın Breslau kentinde bir Yahudi ailesinde dünyaya geldi. 
 
Onun ilerici değerleri daha erken yaşlarda gelişti ve bir delikanlı olarak Öğrencilerin Sosyalist Klübü'ne katıldı. Hitler iktidarı ele geçirdikten sonra, mülteci oldu - önce trenle Kopenhag'a, daha sonra İsveç Malmö'ye geçti ve 2 Nisan 1933'te de Stokholm'de sona erdi. Henüz on sekiz yaşındaydı. 
 
Meidner, ekonomi alanına yoğunlaştığı ve daha sonra  Brown v. Board of Education'da yer alan araştırmasıyla Nobel Ödülü'nü kazanan Sosyal Demokrat ekonomist ve parlamento üyesi olan Gunnar Myrdal nezaretinde çalıştığı Stockholm Üniversitesi'ne kaydoldu. 
 
Çalışmak için daha iyi bir yer seçemezdi. Sosyal Demokratların savaş arası yönetimi sırasında hükumet politikalarının oluşturmasına yardımcı olan Myrdal ve “Stockholm Okulu",  Keynes'den daha Keynesçiler idi.[Ç.N.: İleriki çevirilerimizde Keynesçiliğe de değineceğiz.]
 
Myrdal ve meslektaşlarının tavsiyeleri üzerine hareket eden parti, Başbakan Albin Hansson'un "folkhemmet," ya da "halkın evi" olarak adlandırdığı şeyi inşa ederek, Yeni Düzen benzeri bayındırlık işleri meclislerini, düzenlemeleri ve yeniden bölüşümü yürürlüğe koydular.
 
Bu arada, Meidner’in annesi ve kız kardeşi, 1943’te vatandaşlık kazandıkları İsveç’e kaçtılar. Holokost’ta arkadaşlarının ve akrabalarının çoğu öldü, savaş sona erdiğinde Almanya’ya geri dönmek için çok az nedeni vardı. Folkhemmet artık Meidner'in de eviydi ve baş sendika federasyonu olan Landsorganisationen'de (LO) araştırmanın başı olarak 1945'te kalıcı bir pozisyonu kabul etti - 1979'a kadar bu görevde kalacaktı.
 
Sosyal Demokratlar ve LO, savaşın sona ermesinin, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşananlar gibi ekonomik bir çöküşü tetikleyeceğine ikna olmuşlardı. Yine de, teşvik edici maliye politikası ve Avrupa'daki İsveç ürünlerine olan yüksek talep (ABD'nin Marshall Planı tarafından kısmen de olsa desteklendi) sayesinde ekonomi kalkışa geçti. Sorun durgunluk değildi, ancak kontrolden çıkmış enflasyon tehlikesiydi.
 
Sosyal Demokratlar, fiyat denetimleri getirerek ve sendikaların ücret dondurmalarını talep ederek karşılık verdi. LO buna uyarken, Meidner gördüklerini beğenmedi. Ona kalırsa, enflasyonla mücadele sendikaların işi değildi - işçiler için daha yüksek ücretler ve daha iyi koşullar sağlamaktı. Tam tersini yapmaları, sıradan insanlar arasındaki desteklerinin altını oymaktı.
 
Bir alternatif bulmaya kararlıydı.
 
REHN-MEİDNER MODELİ
 
1949 sonbaharında, iktidardaki Sosyal Demokratlar LO'nin ücretlerin dondurulmasını uzatmasını istediler, fakat farklı bir yaklaşım gerekli görüldüğünden Meidner ve LO'dan meslektaşı Gösta Rehn da davet edildi. Meidner lafını esirgemedi. O, "yüksek ihracat karı ile birlikte gelişen bir ekonomide ücret dondurma . . . en başından beri başarısızlığa mahkum saçma bir politikadır," diye ileri sürdü.
 
Rehn ve Meidner bunun yerine bir iş bölüşümü önerdi:.sendikalar, devlet işçilerin ihtiyaçları doğrultusunda daha geniş bir oyun alanı inşa ederken işçilerin doğrudan çıkarları için savaşmalıdır. Eğer devlet toplam talebi kontrol etmeye ve tam istihdamı teşvik etmeye odaklansaydı, sendikalar işçilerin herkesi kapsayan-özellikle de düşük ücretli işçileri-  sağlıklı ücret artışları almalarını sağlama alırdı. 
 
Rehn ve Meidner kısa vadede galip gelemediler - Sosyal Demokratlar ücret kısma stratejisi izlemeye devam ettiler. Ancak iki yıldan az bir zaman sonra hükumet o "saçma politikaya" Rehn ve Meidner'in parmak izlerini taşıyan bir takım önlemlerden yana son verdi. SAP yönetimi altında devlet tam istihdamı ilerletirken ve dikkatli müdahaleler yoluyla "işsizlik adacıklarını" yok ederken, kontrol altında aşırı talebi ve  enflasyonu sürdürdü. Bir sonraki adım, LO'nun "dayanışma ücreti" politikasını tamamladı. 
 
Ülke ekonomisinin devasa alanlarının standartlarını belirleyen İsveç İşverenler Federasyonu ile müzakerelerde LO, böylelikle en yüksek ücretli işçi ve en düşük ücretli arasındaki uçurumu daraltarak alttakiler için daha yüksek ücretleri zorladı. Bununla birlikte, netice, bazı firmaların işçilerin zararını yeterince karşılamadan ayakta kalamayacakları idi. Daha önce yetersiz ücret ödedikleri işçileri ya kovuyorlardı ya da iflas bayrağını çekiyorlardı. Bu devletin geldiği yerdir: sosyal programlar işine son verilenlere yardım için orada olacak ve iş gücü piyasası politikaları onlara daha verimli şirketlerde yeni iş bulmada yardımcı olacaktır. 
 
Güçlü toplu pazarlık, güçlü kuvvetli refah devleti, yüksek vergiler, seçici iş gücü piyasası politikaları ve dayanışma ücreti bileşimi, Rehn-Meidner modeli ya da sadece “İsveç modeli” olarak adlandırıldı. Gösterdiği ekonomik büyüme, düşük işsizlik ve enflasyon ve sürekli sosyal ilerleme dünyayı kıskandırdı.
 
Rehn-Meidner modelinin ekonomik başarısı, tüm yapılanlar harcanabilir gelirde büyük artış kaydederken, Sosyal Demokrat hükumetin genel sağlık bakımı, genel çocuk parası yardımı, genel doğum izni, bedava kapsamlı eğitim, yetişkin eğitimi, devlet emekliliği, ücretli hastalık izni, on yıl içerisinde bir milyon ev inşasını yerine getirmesine olanak sağladı. 1940'ların sonları ile 1973'teki petrol krizi arasındaki dönem, İsveç'te “rekor yıllar” olarak bilinir.
 
Yine de, Meidner ufukta değişim gördü. Emek ile sermaye arasındaki doğal, kaçınılmaz çatışma çirkin yüzünü yakında gösterecekti. Emeğin gelecek zorluklarla başa çıkması için yeni bir stratejiye ihtiyacı vardı.
 
MEİDNER PLANI
 
1969-1970 yılları arasındaki kanunsuz grevler ve özel yatırımlardaki düşüş, İsveç ekonomisindeki yükselen çalkantıyı dramatik hale soktu. 
 
Meidner, tıpkı işçi hareketinin savaş sonrası modelinin "ideolojik bir itiş gücü" sağladığı gibi, şu anda da yeni manzaraya hitap edebilecek bir gündemin ustalıkla oluşturulması gerektiğini ileri sürdü. Özel yatırım gereksinimine üstün gelen onun ilkesel hedefi, kolektif sermaye oluşumu onun yeni düsturu oldu. Onun gözünde, devlet ve işçi hareketi, üretken çabaları finanse etmede özel yatırımcıların rolünün yerini almalıydı.
 
Meidner, Rehn ile birlikte tasarladığı modeldeki bir boşluğu da doldurmaya çalıştı. Üretken şirketler üretken olmayan şirketlerin düzenli olarak yerini aldı, fakat, işçileri -dayanışma ücreti ilkesi doğrultusunda- herkes gibi aynı artışları elde edecekleri için en üretken şirketler "aşırı karların" keyfini sürdü. Sonuç olarak, Rehn-Meidner modeli hem çok yüksek bir ücret eşitliği seviyesi yarattı hem de bazı bireylere aşırı yüksek sermaye gelirleri sağladı. Meidner en başından beri böyle olacağını beklerken, diğer taraflarda muazzam bir sosyal ilerleme kaydedeceği için başlangıçta bunu modelin kabul edilebilir sonucu olarak gördü. "Rekor yılları"nın sonuna doğru bakış açısı değişti.
 
Kolektif sermaye oluşumu sorununu ele almak için işçilerin, sendikalarının liderliğine şart koşmalarından iki yıl sonra, 1973'te LO, Meidner ve diğer iki iktisatçıyı üç probleme cevap üretmekle görevlendirdi: aşırı karlar, yoğunlaşmış özel sermaye ve yetersiz işçi kontrolü. "Meidner Group” iki yıl sonra bir çözümle geri döndü. On sekiz bin işçi ile yapılan istişarelere dayanan önerileri, yıllık karların bir bölümünü sendika kontolündeki "ücretli fonlarına" aktaracak, çoğunluk kontrolüne sahip olana kadar bu ortaya konan parayı aşamalı olarak arttıracak bir sistemi öngörüyordu. Süreç aşamalı olacaktı, ancak eğer tasarlandığı gibi uygulansaydı, bugün İsveç ekonomisi ağırlıklı olarak sendika hakimiyetindeki sosyal refah fonlarının sahip olduğu şirketlerden oluşacaktı. Basitçe söylemek gerekirse, “Meidner Planı” İsveç ekonomisini kademeli olarak sosyalleştirecekti.
 
Öneri, ülkenin konuşulan gündemi oldu. Muhafazakar basın “devrim” konusunda uyardı. Önceden karlardan büyük para kazanan ve çoğunlukla partizan politikaların dışında kalan İsveç iş dünyası kapitalist sistem adına örgütlenmeye ve seferber olmaya başladı. LO boyun eğmemişti. Delegeler "Enternasyonel" marşını söylerlerken 1976 kongresinde alkışlarla rapor kabul edildi. Başbakan Olof Palme'nin seçim kampanya gezisinde Meidner Planı'na tümüyle destek vermede isteksizliğine rağmen, aynı yıl Sosyal Demokratlar politikayı uygulayacaklarını ilan ettiler. 
 
Fakat ekonominin OPEC petrol krizinin bir sonucu olan durgunluk yaşamasıyla birlikte SAP, kırk dört yıl sonra ilk kez seçimde kaybetti. Bu felaket bir yenilgi değildi - sol kanat blok 349 koltuğun sadece 6'sını alarak döküldü. Bununla birlikte, Liberal, Merkez ve ılımlı partiler önümüzdeki altı yıl boyunca ülkeyi yönetirken Meidner Planı da askıya alındı. İktidar partileri ekonomik politika etrafında çok az değişiklik yaptılar. Sosyal Demokratlar 1982'de hükumete döndüklerinde değişen şey, Meidner’in ekonomisine karşı tutumlarıydı.
 
Yeni maliye bakanı Kjell-Olof Feldt, Rehn-Meidner modelinin, "çobanlar, dolandırıcılar, acayip manipülasyonlar, yanlış ihtiraslar ve yeni adaletsizlikler toplumu" yarattığına inandı ve bir parlamento tartışması sırasında partisinin ücretli fonlar için sulandırılmış önerisiyle dalga geçen bir şiir yazdığı görüldü. Palme yalnızca birazcık daha olumlu, politikayı sadece ismen benimsemeye daha istekli idi.
 
Meidner, sulandırılmış fonları "içler acısı bir döneklik" olarak mahkum etti ve emekliliğinde, LO'nun 1971'de giriştiği vazifelerin hiçbirini yerine getirmedikleri için Sosyal Demokratları şiddetle eleştirdi. Meidner, partinin sendikalarda oluşturulan ve onların uzmanlarınca geliştirilen fikirleri benimsemesi gerektiğine inanıyordu - işçiler inisiyatif alır ve Sosyal Demokratlar ve sendikalar arasındaki koalisyonun ideolojik birliği, "parti, sendikaların bakış açısını benimsediğinde sadece yeniden kurulur".
 
Ücretli fonlar üzerinde ani değişiklik, bu yüzden Meidner tarafından dayanışmanın temel bir ihlali olarak görülüyordu ve bunu daha fazla değişiklikler izleyecekti: Sosyal Demokratlar kısa bir süre sonra açık alınla LO'nun gönüllü ücret sınırlamasına dönmesini talep edeceklerdi ve işverenler akabinde merkezileştirilmiş toplu pazarlıktan çekildiler.
 
İsveç Modeli, Sosyal Demokratların Meidner Planı üzerinde eskiden savunduklarının tersini savunmaya başlamalarına rağmen hayatta kalacaktı fakat kesin olarak daha az ihtiraslı bir devlette.
 
İŞ DÜNYASININ SİLAHINI ELİNDEN ALMA
 
Rudolf Meidner radikal bir reformistti. O, "bilinmedik hiç bir adımın atılmadığı, her bir adımın yalnızca sağlam zemin üzerinde atıldığı adım adım politika"yı savundu. Hem Sovyetler Birliği'nin "bürokratik devlet kapitalizminin sakat tutumunu" hem de serbest piyasa kapitalizmini reddederek devleti genel otorite sahibi olarak muhafaza ederken . . . öz yönetim ve spesifik işletmelerle sınırlı olmayan nüfuz ile nitelendirilen bir ekonomiyi uygun gördü.
 
O bir sosyal demokrattı fakat emeğin haysiyet mücadelesinin kaçınılmaz olarak iş dünyasını çok öfkelendirdiğinin farkındaydı. "Emek bir meta değildir ve ücret bir fiyat," diye 1980'de yazdı. Varlıkları ve bununla birlikte mütevazi başlangıçları vasıtasıyla sendikalar, piyasa ekonomisine yabancı gelen, onun eğilimleriyle çelişen ve onu sınırlarını geçmekle tehdit eden bir unsur doğurdu."
 
Meidner için çözüm yolu, işçi hareketindeki birliği korumaktı. "Bölünme, piyasa güçlerinin birbirine tesir etmesi için ardına kadar açık bir alan bırakır," diye ileri sürdü. İsveç işçi hareketi başarılara ulaştı çünkü sendikalar tek bir ses oldu; başka emek hareketlerinin göreceli zayıflığı, şirket içerisinde, şirketler arasında ya da endüstriler arasında işçilerin birbirlerine karşı oyuna getirilmiş olmalarının bir sonucuydu. Devlet politikası emek dayanışmasını pekiştirmelidir, böylece iş dünyasının saldırılarını püskürtebilir. 
 
Meidner'in yaşamının sonunda tam tersi oldu: neoliberalizm yerküreyi sildi süpürdü ve işçi sınıfı geri püskürtüldü. Ölümden yedi yıl önce, 1998 yılında yazan yaşlı ekonomist, yeni modelin böylece sağlama alındığını ileri sürdü. "Sistemin toptan başarısızlığının tecrübesine sahip olmalısınız. Neredeyse herkes tarafından mevcut liberal piyasa yaklaşımının işe yaramadığı açıkça hissedilmelidir." Sol'un entelektüel ve politik inzivada ne kadar kalacağı sorulduğunda, "çok uzun sürecek - belki yirmi yıl, " dedi.
 
10 yıl sonra mali kriz küresel ekonomiye diz çöktürttü. 20 yıl sonra iş dünyası hala çok fazla silahlı, kemer sıkma milyonları sefalete sürükledi ve sosyal demokrat partiler çökmüş durumdalar. 
 
Yine de Meidner haklıydı. Liberal piyasaların ve kemer sıkmanın başarısızlığı, emekçi insanlar ve onların aileleri adına güç ve servet dengesinde temelden ve geri döndürülemez bir değişimi gerçekleştirebilecek olanlar da dahil olmak üzere, gerçek alternatifler konusunda entelektüel ve politik ilgiyi canlandırdı.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 (ÖZGÜRLÜK)

FACEBOOK SAYFAMIZ