Özgürlük

BATI LONDRA'DAN EMEKÇİ KADINLARLA BİR DİZİ RÖPORTAJ - BÖLÜM 1

 
 
8 Mart 2018
 
(Ç.N.:  " İşçinin milliyeti Fransız, İngiliz yada Alman değil, emek, bedava kölelik, kendi kendini satmaktır. Onu yöneten hükümet Fransız, İngiliz yada Alman hükumetleri değil, sermayedir. Doğduğu yerin havası Fransız, İngiliz yada Alman havası değil, fabrika havasıdır. Ona ait olan topraksa Fransız, İngiliz yada Alman toprağı değil, yerin bir kaç karış altıdır." Kapitalizm için kadın, erkek, cinsiyet, renk, dil, din, ırk yoktur; sadece kar vardır.)
 
AngryWomenWorkers.png
 
Uluslararası Kadınlar Günü'nü Unutma...
 
AngryWorkers[Kızgın İşçiler], 2018'de gittikçe genişleyen Londra şehrindeki beş emekçi kadının hikayelerini paylaşmak istiyor. Onlar, çevremizde karşılaştığımız insanlardan sadece birer kesitler: ev ve iş arasında eşek gibi çalışan, kemer sıkma ve brexit politikalarının cephe hattında olan, ama nisbi bir bilinmezlik içinde yaşayan eski ve yeni birçok göçmenin evi olan batı banliyö bölgesi. Gazeteler beleşçilerin, hırsızların, katillerin ve dolandırıcı tüccarların hikayeleriyle dolu. Anlaşıldığı kadarıyla bu ülkeyi soyup soğana çeviriyorlar. Ancak ekonomiyi düşük maaşlı işleri yaparak, bakıcılığın aslanpayını üstlenerek sürdüren insanlar kendi yaşadıklarını, ihtiyaç ve arzularını telaffuz etmek için çok az yer buluyorlar. Umarız bu röportaj dizisi, mütevazi de olsa onlara yer vermekte bir rol oynar.
 
Son birkaç yıldır, kadın şiddeti ve tacizi etrafında yoğunlaşan birbiri ardına haberler ve kampanyalar vardı: tecavüzcüler olarak meydana çıkan yüksek profilli erkekler diziliminde en sonuncu olan Harvey Weinstein hakkında tecavüz suçlamalarını takip eden sosyal medyada #MeToo aracılığıyla durmak bilmeyen günlük cinsiyetçilik ve taciz haberleri. Yakın zamanda, genç kadın ve kızların yaygın cinsel istismarı ile ilgili insani yardım kuruluşlarının çevirdikleri dolapları duyduk. Bu, bölgesel pedofil çemberi içinde devlet ve kamu kurumlarının çevirdikleri dolaplar ile ilgili ihbarlarla devam etti. Bütün bu olaylar "skandallar" olarak görülüyor. Bu, genelde sömürü üzerine haberlere kadar uzanır: örneğin, Amazon ve Sports Direct işçilerinin katlandığı "viktorya dönemi koşulları". Tercihen Weinstein, Crosby, Saville veya "Müslüman erkekler" gibi fark edilebilir kötü adamlarla ilgili "skandallar"a odaklanmak, kadın işçi sınıfına yönelik günlük ve yapısal baskının gölgede saklı kalmasını sağlar. 
 
2008 mali krizi sonrasında kadın işçi sınıfı, yardım kesintileri ve bir yanda artan daha çok çalışma baskısı ve de diğer yanda geleneksel aile değerlerini dayatan muhafazakar tepkiler arasında sıkışıp kaldı. Bunun pratik yararı var: ailenin kıymetini bilme, bu kemer sıkma ve sıkıntı zamanlarına ideal panzehir ya da güvenli bir sığınak olarak aileyi ayakta tutar. Fakat hem fazladan bir gelir sağlamak hem de bir aile sığınağı oluşturmak giderek zorlaşıyor. Buna karşılık, modern hayatın bu çakışan baskıları, evi kolayca şiddete dönüşebilen bir gerilim hattına dönüştürüyor.  
 
Sözümona eşitlik çağında kadınların sürekli üçlü yük(ücretli çalışma, duygusal emek ve erkek şiddeti) altında ezilmelerinin asıl çelişkisini ele almamız gerekir. Eğer, reel ücret, geçici işçilerin sürekli işçilerle yer değiştirmesi, yasal haklar ve sosyal yardımlarda kesinti açısından işçi piyasasının kötüleşen durumunu düzgünce anlar ve tepki gösterirsek, feminist hareket ve analizin rolü hayati önem taşır.  Üstü kapalı olarak kadınları kenar boşluklarına sürgün eden, "doğuştan liderler"in eski emek örgütleme modellerine ve tek işyeri odaklı sorunlara tutunmaya gücümüz yetmez. Şimdi, her zamankinden daha çok, işçi sınıfı yaşamlarının deneyimlerinde kökleri olan sınıf eylemine ihtiyacımız var. Eğer bu bizim politik faaliyetlerimizin başlangıç noktası olmazsa, fikirlerin boşluğunu dolduran durmadan konuşan "temsilci" tiplere kendimizi maruz bırakırız. İngiltere'de bunu iyi yapan, örneğin Yarl's Wood tutuklularının destekçileri gibi, feminist hareket bakış açıları var. Oysa çoğu zaman feminizm, merkezine yerleştirmeyi teklif ettiği kadınların hayatlarına dokunmaz. "Tercih" üzerine büyük oranda odaklanan feminizm, iş örneğin kürtaj sorununa, seks işçiliğine ya da "cinsiyet kimliğine" geldiğinde, çoğu zaman bu tür "tercihler"i bir öncelik yapan kadın işçi sınıfı üzerindeki maddi güçleri ele almakta sık sık başarısızlığa uğrar.
 
Bu röportaj dizisindeki kadınlar, onları temsil eden örgütler ya da medya vasıtasıyla yaşadıklarını daha ayrıntılı anlatmak için azı başvurmakla birlikte, giderek cezalandırıcı bir refah sistemine, ırkçı sınır kontrollerine ve iş yerinde şiddetli cinsiyetçilik saldırılarına katlanıyorlar. Onları sadece çerezlik "hüzünlü öyküler" olarak değil, politik çalışmamızı üzerine yönlendirebileceğimiz bir temel olarak paylaşmak istiyoruz. Kadın işçi sınıfının sorunlarını ele alan işçi sınıfı, taban örgütleri oluşturmak zorundayız. AngryWorkers iş yeri bültenleri, haftalık dayanışma ağı ziyaretleri ve gazete ile bunu yapmaya çalışıyor.
 
Bu kısa görüşmelerin, kapitalist büyüme ve krizin daha geniş çaplı değişimleriyle ilgili olarak kadınların yaşadığı deneyimlerin karmaşıklığını ve zenginliğini gösterdiğini düşünüyoruz. Onlar bizim başlangıç noktamız olmalı.
 
Umarız ilginç bulursunuz.
 
 
HANNA
 
2004'ten bu yana, Doğu Avrupa'dan pek çok insan İngiltere'ye çalışmak, para kazanmak ve biriktirmek, elbette İngilizce öğrenmek ve karşılarına çıkan fırsattan istifade etmek için geldi. Ya medyada sık sık şeytan gibi gösterildiler yahut sistemin kurbanları olarak görüldüler; her türlü bedeli ödemeye ve her türlü şartı kabullenmeye hazırdılar. Fakat nadiren seslerini duyarız. EU8 ülkelerinden gelen insanların büyük çoğunluğu gibi Hanna da çalışma çağında, çalışıyor ve burada yaptığı iş için aşırı vasıflı. Diğerleri gibi, o da İngiltere'ye varmadan önce başka Avrupa ülkelerinde çalıştı. Bu hareketliliğe biraz tesir eden bir şey var: eğer işte işler iyi gitmiyorsa işi değiştirebilirsiniz - özellikle de bir süredir ülkedeyseniz, birkaç insan tanıyorsanız ve elbette biraz İngilizce konuşabiliyorsanız. Ancak iş gücü piyasasının alt sıralarındaki düşük ücretler ve sık görülen kötü çalışma koşulları ile birlikte iş yeri değiştirme duruma mutlaka çare olmayacak. Brexit ile ufukta beliren iş yeri değiştirmede olası kısıtlamalarla birlikte bu patronlara karşı kolektif örgütlü bir güce dönüştürülebilir mi? 
 
“1989'da Macaristan'da doğdum. Ailemle Lecskemèt adında küçük bir kasabada yaşadım. Liseden sonra, ailem üniversiteye gitmemi istedi. Giriş sınavını geçtim ama burs için yeterli puanı alamadım. Böylece her yıl 1200 pound öğrenci harcı ödemek zorunda kaldım.
 
Budapeşte'ye gittim ve bir üniversiteye kaydoldum. Turizm ve bir yılda yeme içme üzerine eğitim aldım. Ailem tüm masraflarımı karşıladı ancak bu konuda kendimi kötü hissettim. Tesco 'da part-time işe girdim. Gece vardiyasında çalışıyordum, kıyafetleri rafa diziyordum ve bunun gibi şeyler. Bir yıl sonra üniversite kaydımı dondurmak istedim fakat ailem devam etmem de ısrar etti. Finans dersi almaya başladım. Oldukça matematikseldi, ki buna aldırış etmedim, ama çok sıkıcıydı. Eş zamanlı olarak, beş yıldızlı bir otelde bir oda görevlisi olarak iş buldum. İşi beğendim ama aylık ödenen maaş 300 pound'dan azdı.Tabii ki, Macaristan'da kiralar Londra'dan daha ucuzdur, ancak örneğin yemek pahalıdır. Budapeşte'de kaldığım süre boyunca özel bir yurtta yaşadım. Odada dört kızdık. Duşlar koridorun sonundaydı. Bu konaklama için aylık 90 pound ödüyordum. Sonunda yurdu kapattılar. Bir süre eski erkek arkadaşımın ailesinin yanında kaldım, fakat o kadar fakirlerdi ki orada kalırken kendimi çok kötü hissettim.
 
Üniversiteye devam etmemeye ve bir iş bulmaya karar verdim. Bir arkadaşımla Otto Workforce adlı bir ajansa kayıt olduk. Bu 2011'de oldu. Budapeşte'de İngilizce mülakat yaptık ve bizi Hollanda'ya gönderdiler. Oss denen bir kasabaya yakın büyük bir depoda toplanıyorduk. Hepimiz bungalovlarda yaşıyorduk. Konaklama, haftada 50 pound civarındaydı. Ajans sabahleyin bizi arabayla alıyor ve depoya götürüyor ve akşamda hepimizi bungalowlara geri götürüyordu. 
 
Her gün bugün işten olduk mu olmadık mı diye bakardınız. Çok fazla Doğu Avrupalı vardı. Başlangıçta her şey iyiydi, ancak daha sonra müdür olarak bir Polonyalı adamı getirdiler ve o da sadece Polonyalılara iş vermeye başladı. Arkadaşım ve ben başka bir iş istedik. Bir süreliğine soğuk hava deposunda çalıştık.  Sonra bizi Düsseldorf'a yakın bir yere gönderdiler. Eski bir askeri üssün lojmanlarında kalıyorduk. Polonya, Romanya, Macaristan, Slovakya, Slovenya, Çek Cumhuriyeti'nden insanlar vardı. Orada yeterince iş yoktu, konaklama için ödeme yapamadık. Kadınlar için her zaman daha zordu çünkü bazı işler sadece erkeklere veriliyordu. Bu yüzden Macaristan’a geri döndük. 
 
2012 yazında, Kıbrıs'ta manikür-pedikürcü olarak çalışmış olan annemin bir iş arkadaşı aracılığıyla bir iş fırsatı yakaladım. Oraya gittim ve bu işi öğrendim. Ayda 750 pound kazanıyordum ve haftada 5 gün çalışıyordum. Annemin iş arkadaşı ile birlikte yaşadım. Kira 200 pound idi. İş iyiydi ancak orada yalnızdım. Biraz Yunanca öğrenmeye çalıştım ama gerçekten kalmak istemediğim için pek motivasyonum yoktu. Hatta denize bile gidemiyordum çünkü adanın ortasındaydık ve neredeyse hiç ulaşım yoktu. Otobüs durakları vardı ancak otobüs gelecek mi ne zaman gelecek ve nereye gidecek bilemezdiniz...Ayrıca annemin iş arkadaşı çok soğuk davranmaya başladı. Birçok şeyi bana ödetiyordu ve hiçbir şeye karışmıyordu. Noel'e doğru annem beni ziyarete geldi ve durumu gördüğünde beni alıp Macaristan'a geri götürdü. 
 
Tek çocuktum ama birçok kuzenim vardı. Arkadaşlarıma ve kuzenlere baktığımda, çoğunun Macaristan'dan ayrıldığını söyleyebilirim. Kalmış olanlardan biri, Mercedes fabrikasında çalışan arkadaşlarım var, biri mekanik ve diğeri de kaynakçı dedi. Bunlar vasıflı işlerdi ve ödeme birazcık daha yüksekti. Ancak kadınlar için zordu çünkü onlar bu fabrikalarda sadece santralde çalıştırılırlardı. Kuzenim reseptiyonda çalışıyordu. Haftada 60 saat çalışıyordu fakat saat başı 4 pound ücret alıyordu ve bu bile alabileceğiniz en kötü saat başı ücret değildi. Sanırım asgari ücret Macaristan'da aylık 200 pound idi. 
 
2013 yılında İngiltere'ye taşınmaya karar verdim. Bir kuzenim, uzun bir süredir İngiltere'de yaşayan ve Birleşik Krallık pasaportuna sahip olan Azerbaycanlı bir adama aşık oldu. Brentwood'da bizim için bir oda buldu. Oda büyüktü ve ayda 210 pound ödemek zorundaydım. Bir otelde oda görevlisi olarak bir iş buldum. İşi sevdim. Tüm personel İngiliz idi ve bana karşı aşırı kibardılar. İşi bıraktığımda bana kucak dolusu hediye verdiler ve ağladım. 
 
Ocak 2014'te kuzenim Macaristan'a geri döndü. Adamla ayrıldı ve internetten bir Macar erkek arkadaşı buldu. Dairenin kirasını tek başıma karşılayamazdım, bu yüzden internetten haftalığı 65 pound olan tek oda buldum. Banka istasyonuna yakındı. Ev arkadaşları güzeldi. İtalya, İspanya ve Romanya’danlardı. Hilton Otel'de bir iş için başvurdum ama içimde kötü bir his vardı. Aynı anda, Londra'daki ikinci büyük otel olduğunu düşündüğüm Park Plaza otelinde oda görevlisi olarak çalışmak üzere Omni ajansından cep telefonu mesajı aldım. Tam zamanlı bir işti, fakat ajans aracılığıyla asgari ücret ödeniyordu. Sabah 08.00-15.30 saatleri arasında 30 dakikalık ücretsiz bir mola ile çalışıyordum ama en azından bize yiyecek veriyorlardı. Adaletsiz olan belirli bir zaman çizelgesi içinde yapmak zorunda olduğunuz odaların temizliğini eğer bitiremezseniz, o zaman ücretsiz mesai yapmak zorundaydınız, ki sıklıkla oluyordu. Orada çalıştığım için pişman değilim, çünkü bir Macar kız olan en iyi arkadaşımla orada tanıştım. Temizlik işinde birçok Rumen vardı.
 
Birkaç ay sonra Pazartesi'den Cuma'ya kadar çalışabileceğim bir iş istedim. Başka bir yerel geçici iş bulma ajansına kayıt oldum. Bana Park Royal'deki çikolata fabrikasında bir iş bulmuşlar. Orada çalışan yüzlerce insan vardı, ayrıca ajans personeli de vardı. Bu fabrikadaki ikinci en iyi arkadaşımla tanıştım. Sadece birkaç İngiliz işçi vardı, ama birçok Polonyalı, Litvanyalı, Romen. Beni üretime koydular. Vardiya, 14:00 ile 23:00 arasındaydı ve haftada 6 gün çalıştım. Hala asgari ücretliydim((saat başı ücreti 6,50 £ idi).
 
Haftada 6 gün çalışmaktan memnun değildim çünkü çok fazla vergi ödüyordum ve buna değmezdi. Üretim müdürüne şikayette bulundum. Beni kovacağını sandım ama aslında bana bir sözleşme teklif etti. Başlangıçta saat başı ücret 6,66 pound idi fakat altı ay sonra 8,75 pound'a yükseldi. Bu Şubat 2015'de oldu. Çok fazla sorumluluğum vardı. Sabahtan günlük herşeyi planlamalıydım, ısmarlanan farklı siparişleri düzenleme vb. Üzerinde düşünülmesi gereken çok şey vardı, örneğin beyaz çikolata siparişinden önce siyah çikolata olmamalıydı çünkü siyah çikolatanın temizlenmesi daha zordur ve beyaz çikolatayı kirletecektir. Ancak her şeyi dikkatlice planlasam da, ambalajlama müdürü tüm planlarımı daima değiştirirdi ve bu sinir bozucuydu.
 
İşi sevmiştim ve gerçekten kendimi adadım. İşi ilerletmek için kendime birkaç şey satın aldım. Örneğin, sıcak çikolatayı şekillendirmek için kullandığımız bir çatal aldım çünkü fabrikada bulunanlar düzgün değildi. Bir gün, Tesco'dan amerotto bisküvileri satın aldım çünkü üretim müdürünün onları sipariş etmeyi unuttuğundan ve dekorasyon için onlara ihtiyacımız olduğundan emindim. Orada her şeyi bilirdim. Farklı tür çikolataları test ederdim vb. Hatta "çikolata ustası" olmayı bile düşündüm. Fakat, "Hitler" olarak adlandırdığımız bir Alman hanımefendi olan üretim müdürü gerçekten korkunçtu. Onun yüzünden neredeyse her gün işten sonra ağlardım. Şubat 2016'da ayrılmaya karar verdim, ama hala bu işi özlüyorum. Ayrılmadan önce arkadaşımı orada eğittim. O şimdi üretim müdürünün hemen altında. Şimdi o üretim başkanının hemen altında. Çok fazla sorumluluğu var ama saatte 9.75 sterlin kazanmak için savaşmak zorunda kaldı, ki bu hala yeterli değil. "Çikolata ustası" saatte 12 pound kazanıyor. 
 
Ekim 2015'te erkek arkadaşımla Greenford'a taşındım. Bölgeyi seviyorum. Ayrıca, Heathrow'a yakın olduğu için uygun. Şimdi hala burada yaşıyorum ama artık erkek arkadaşımla değil. Ben gündüz vardiyasında çalışırken o gece vardiyasında çalıştığı için söylemek zorundayım ki, hayat hiç kolay değildi. Bir süre sonra gece vardiyasına dayanamadı ve ruhsal olarak çöktü. Sadece gece işi değil aynı zamanda uyuşturucu, ağır geldi.
 
Çikolata fabrikasından sonra birkaç geçici iş bulma ajansına tekrar kayıt oldum. Feltham'daki bir araba parçaları deposuna gönderildim (kolay ama sıkıcı); daha sonra  Park Royal'deki bir gıda dağıtım deposuna(5C soğukta çalışma). Taze sarımsakları ayırmak ve küçük torbalar içinde sevkiyat yapmak zorundaydık. Biraz iğrençti çünkü çok sayıda salyangoz vardı. Ayrıca, Londra'daki sosyetik restoranlara gönderilecek poşetler içinde çeşitli çiçekler, yapraklar vb. şeyleri paketlemek zorundaydık. İnsanlar bunları nasıl yiyebiliyor hala anlamıyorum.
 
Bu işten sonra, bir bakıcı ve üç engelinin bakımıyla ilgilenen bir Macar olan çikolata fabrikasından bir kadın meslektaş vasıtasıyla bir iş buldum. Onun evinde haftada 2 veya 3 gün 24 saat kalacaktım. Oradayken, saat 4: 30'da kalkmam, dört köpeğine bakmam, 19 yaşındaki oğlunun çamaşırlarını yıkamam vb. gerekiyordu. Engelli bayanlara yardım etmekle ilgisi olmayan bir sürü şey vardı. Bu tür bir işi yapmak için köle olmanız gerektiğini düşünüyorum. Sevmedim. Sadece bir ay kaldım. Orada elden nakit para alıyordum. 
 
O anda, bir arkadaşım Stratford'da bir pazarda geleneksel Macar "ocak pastaları" yapıp satarak ufak bir işe başlamıştı. Ona yardım etmeye karar verdim. 2016 Noel'ine kadar Pazartesi'den Cuma'ya bu işi yaptık ancak arkadaşım bırakma kararı verdi. Yeterince kazanmak zordu ve pazar çok soğuk oluyordu.
 
2017 yılında "Indeed" websitesi aracılığıyla paketleme işi buldum. Sözleşmem vardı ama ödeme hala saat başına 7,2 pound idi, o zamanki asgari ücret. Park Royal'de ilaç şirketi için çalışıyordum. Aslında, ambalajlamaktan çok daha fazlası vardı: farklı bir sürü makineyi kullanmak zorundaydık ve bu makinelerle ilgili tüm kuralları okumalıydık çünkü müfettişin geldiğinde onları kullananların eğitimli olmadığını fark etmesinden korkuyorlardı. Üç müdür vardı; Polonyalı, İngiliz ve Hintli. Arkadaş canlısı idiler. Zaman zaman hep beraber bara gittik. Fakat işi sevmedim. Saatler makinenin başında dikili kendimi yalnız hissediyordum.
 
Çok fazla şey öğrenmek zorundaydık fakat hala kötü ödeme yapılıyordu. Haksızlık olduğunu düşündüm. Bir de garip olan, devamlı plan değiştiriyorlardı. Organizasyon tuhaftı. Aynı fabrikanın daha önce bir teftiş sonrasında kapanmak zorunda kalan başka bir şirket tarafından işletildiğini biliyordum. Beni sürekli rahatsız eden şey, yeni şirketin eskisiyle sıkı bağları olmasıydı. Bana bulanık geliyordu. Her neyse, birkaç ay sonra ayrılmaya karar verdim ve üretimdeki herkes kovulduktan kısa bir süre sonra. Ofislerde hala çalışan insanlar var, ama ne yaptıklarını anlamıyorum. Şimdi Oxford Circus yakınlarında temizlikçi olarak bir iş buldum. İşin benim için uygun olduğunu biliyorum çünkü orada kendimi rahat hissediyorum. Sanırım çalışacağınız yerde stres olmaması iyiye işaret.
 
Macaristan'a geri dönmek istemiyorum. Tabii ki ailemi biraz özlüyorum ama onlar gibi yaşayamam. Ailem memleketimde küçük bir dairede yaşıyor. Onlarla birlikte kalamam. Onlarla birlikte yaşayamam. Dışarı çıkacak paraları bile yok. Tek yaptıkları haftasonu içmek. Bir arkadaşım bir baskı şirketinde saati 2 pound'a çalışıyor. Bir diğeri, bir çeşit B&Q mağazasında müşteri hizmetlerinde çalışıyor; bazen günde 18 saat çalışıyor. Kuzenimin arkadaşının çok iyi bir işi var, web geliştiricisi fakat sonradan öğrendim ki şirket maaşını ödemiyormuş...
 
Macaristan'da yılda sadece bir kez tatile çıkmaya gücünüz yeter ve o da sadece yakınlardaki ülkelere, Hırvatistan ya da Bulgaristan, belki Türkiye. Geçen sene Ağustos'ta Ibiza'ya gittim: Macaristan'da çalışsaydım imkanı yok gidemezdim. Ve burada daha sağlıklı bir yaşantınız var. Örneğin, çmeyi sevdiğim yulaf sütü burada £ 1, ancak Macaristan'da £ 2. Burada spor salonuna kolayca gidebilirim, fakat Macaristan’da buna param yetmez.
 
Tüm bu nedenlerden burada kalmak istiyorum.
 
Muhakkak ki, şu anda herkes Brexit hakkında konuşuyor. Ama korkmuyorum. Beş yıldan beridir burada çalışıyorum. Sözleşmem var. Ülkeyi terk etmemi isteyeceklerini düşünmüyorum. Ve en olmadı başka bir ülkeye gideceğim ve başka bir iş bulacağım. Sorun olacağını sanmıyorum. Her halükarda, Macaristan'a geri dönmek istemiyorum.
 
Ancak yalnızken güçlü olmalısınız!
 
*www.angryworkersworld.wordpress.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 

FACEBOOK SAYFAMIZ