Özgürlük

3- AFRİN SAVUNMASI PROLETER ENTERNASYONALİZM MİDİR?

(Değerli okurlar,

Bugün birarada yayınlayacağımız üç yazıda, gelişim ve olaylara yaklaşımların nasıl, farklı düşüncelerden farklı tavır alışlara geliştiğini göreceksiniz. Bu anlamda farkların, yaşanılan maddi koşullar, zaman, mekan ve şartlarla diyalektik bağlarını kurabilme olanağı da sunmaktadır. Üretim ve emeğe saygılı okurlarımız ve yazılarımızı dikkatli takip edenler, geçmiş ders ve deney birikimlerine  yaklaşımdaki dünya görüşümüzü ve buna bağlı tavrımızı bilirler. Kısaca; geçmişi, çelişkilerin bileşkesi olarak ortaya çıkmış gelişmleri, bugünkü maddi şartlarımızdan karar verilmesi ve tavır alınması gereken ikilemler değil, eğitilip devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselmemiz gerekenler bağlamında görüyoruz. Bilince çıkarmaya çabalıyoruz. Her ne kadar sağlıklı tartışmaları beceremediğimiz, devrimci eleştiri ve özeleştiriyi hayata geçiremediğimiz şartlardan geçiyor olsak da, böylesi bir gelişime ve nasıl düşünülmesi gerektiğine katkı olacağını takdirinize bırakıyoruz. Günümüzde malesef teorik, ideolojik ve devrimci eylemimizin birliğinin geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselerek yeniden sağlanamadığı koşullardayız. Söylenilenlerin ve tavırların doğru anlaşılabilmesi için bir kat daha fazla dikkatli olmak zorunluluğumuz ve sorumluluğumuz var...

Bunun gibi başka maddi ortamlarda yaşayanlar Kürtlerde’’kendi bildikleri işçi mi var ki’’sınıf çıkarı arayışındalar? Rosa Lüksenburg’un o gün değilse bugün’’dediğinin doğru çıkmasına’’kilitlenirken arada Lenin’i kaynatığının  takdirini de sizlere bırakırız! Nasıl düşünülmesi gerekirin önünü açacak çabalar ile aynı dünya görüşünden aynı tavırlara giderek geliştirebilme mücadelesindeyiz. Aynı bağlamda, ortak tavırların deneyleriyle düşünce gelişiminin diyalektik bağlarını kurma ve geliştirme çabasındayız. Sorunun özü: Herkesin aynı düşünmesinin sağlanması değil, nasıl düşünülmesi gerektiğinin mücadelesinde olmaktır...Böylesi bir dönemde ideolojik teorik netleşmeye katkı sağlayacak bir mücadele içerisinde olmak, hepimizin zorunluluğu ve sorumluluğudur.

Saygılarımızla.)

 
FREDO CORVO
 
 
Türk sınırından Kürt YPG'yi sürüp çıkartmayı hedefe koymakla birlikte Kuzey Suriye'nin Türk işgali, anarşizm, sosyalizm ya da komünizme dayanan örgütlerde çeşitli tepkilere yol açtı. Genelde, Türk işgali kınandı ve "Kürtler" savunuldu. Ünlü solcu burjuva grupları, savaş cephesinin hangi tarafında emperyalist katliamların parçası olacaklarına karar vermek için on yıllardır kullanılan yöntemlere göre karşılık verdiler. Bu yeni bir şey değil. Fakat bu vakada, Komünist Sola uyum sağlayan grupların ve bireylerin sol burjuva duruşlardan etkilendiklerini görüyoruz. Hatta ataları II. Dünya Savaşı'nda proleter enternasyonalizmi savunan gruplara bile emperyalist savaş karşısında işçilerin mücadelesini öne çıkarma zor geliyor. Göreceğimiz gibi, bu kısmen, "bir eyalette varsayılan bir sosyalizm"in küçük evreni, Rojava'ya mikroskobik bakış ile ilgili.
 
Komünist Sol grupların çoğu uzun zamandır Rojova mitiyle ilgileniyor. Bunda engellenemeyen, Marxizm ya da Komünist Sol'a tümüyle ya da kısmen güvenen bazı grupların, hala hevesle ya da kuşkuyla, bir çok "evet, ama" ile Rojava idealine inanmaları. Almanya'da bu, "Konsey komünisti[Marksizm'in temel görüşlerini benimseyen fakat Leninist modelle komünizm hedefine ulaşılamayacağını iddia eden sol komünizm veya konsey komünizmi olarak adlandırılan akım] İşçiler Ligi" RKAB ve "Sınıfsız Toplum Dostları"nı ilgilendirir. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bazı Marksist hümanistler, Rojava'yı farklı bir şekilde savunurlar. 
 
Uluslararası Marksist-Hümanist ve Rojava Efsanesi
 
Suriye'nin Türk işgaline ilişkin iki makale "Uluslararası Marksist-Hümanist" web sitesinde yayınlandı. Bu, 2013'te kurulan Uluslararası Marksist-Hümanist Organizasyon'un (IMHO) web sitesidir. Marksizm-Hümanizm, Raya Dunayevskaya'nın eserlerine dayanan Amerikan enternasyonalist bir harekettir. Diğer Marksist-hümanist örgütler News&Letters Komiteleri (NLC) ve bölünmüş Marksist-Hümanist Girişimi'dir (MHI). Bu üç gruptan yalnızca IMHO bu zamana dek Türkiye'nin Suriye işgali hakkında rapor hazırladı, buna rağmen Rojava ile ilgili coşkulu kişisel raporları News&Letters'da bulabilirsiniz. Afrin çatışmasına ilişkin iki makale, IMHO da dahil olmak üzere çeşitli kuruluşların (Los Angeles ya da Kaliforniya'daki) yerel şubelerinin bir platformu olan CPRSJ, Barış, Devrim ve Sosyal Adalet Koalisyonu adına yayınlandı. Bu nedenle, "Uluslararası Marksist-Hümanist" ten alınan bir konuşmadan ve bu platformda yayınlanan bir makaleden yapılan alıntılar, diğer Marksist-hümanist örgütleri bir yana bırakıp yalnızca IMHO'ya atfedilmemelidir. Fakat onlar da alınan tutumla çelişmediler.
CPRSJ tarafından 21 Ocak 2018'den itibaren yapılan çağrı şöyle sona eriyor:
 
"Kürtler ve ABD ve Rus emperyalistleri arasındaki pek çok ilişkilerde-şu anda bozulmuş görünen bağlar- görüldüğü gibi Rojava Devrimi'nin sahip olduğu çelişkilere rağmen, Afrin'i savunmalıyız! Demokratik özyönetim, feminizm ve komünlere dayalı siyasal sistem de dahil olmak üzere, Rojava Devrimi'nin kazanım ve umutları buna bağlıdır! Kürtlerin katliamı yoluyla Osmanlı İmparatorluğu'nu diriltmek üzerine hayal kuran, neo-liberal otoriter Erdoğan'a karşı direnmeliyiz! 
Diaspora Kürt toplulukları tarafından örgütlenen, bu kanlı askeri savaşı protesto eylemlerini ve/veyaTürkiye'nin kendisinin yanı sıra küresel olarak Türk konsolosluk ve büyükelçiliklerindeki zaruri gösterileri desteklemeye tüm vicdanlı insanları davet ederiz. Los Angeles'ta Barış, Devrim ve Sosyal Adalet Koalisyonu (CPRSJ), bugün Westwood Federal Binası'nın dışında 1:00 pm acil eylemini onayladı."
 
Bu mitingde Ali Kiani, CPRSJ ve IHMO'nun özet yayınladığı bir konuşma yapar; bunlardan Rojava efsanesi ile ilgili şunları alıntıladım:
 
"(…)Rojava'da kök salan bir taban örgütünden özgürlük yanlısı kadınların çok etnikli ve demokratik bir hareketi (…).
(...) Ortadoğu'daki öz yönetimin demokratik feminist alternatif biçimi (...)
(...) en azından yapabileceğimiz, Ortadoğu'da adalet ve özgürlüğe dayanan demokratik bir alternatif gelecek olasılığı, anti-kapitalist hümanist bir alternatife evrilebilecek bir şey için Kuzey Suriye'nin çok etnikli, ilerici halkı ile birlikte dayanışma sağlamaktır. Afrin'in Kürt halkı, sadece uluslararası dayanışmaya ve anti-kapitalist bir alternatifi temsil eden ilerici güçlerin yoldaşlığına güvenebilir."
 
Anarşistlerin "çözümleme"lerinin bakış açısı olarak gördükleri benzer "idealler" adına, adalet, özgürlük, kadınların kurtuluşu, demokrasi(dikkat, proleter demokrasi değil), hümanizm ve ilerici bir duruş, Kürt "halkı" üzerinde YPG-PYD-PKK yönetiminin benzer eleştirmeden kabul edilmiş ideolojik kılık değiştirmesinden yola çıkılarak halk savunması, komünalizm[20. yüzyılda yazar ve aktivist Murray Bookchin tarafından ortaya atılan sosyalist politik felsefik kuramdır. Planlanan komünal yapı liberter sosyalizmden etkilenmiştir] sanılmaktadır. Anarşizm ve komünalizm takipçileri arasındaki fark, Marxist-Hümanist'lerin, Afrikalı Amerikalı ve kadınlar gibi ezilen insan ve azınlıkların hareketlerinden çıkacak "diyalektik"ten yardım istemesidir. Buna ek olarak, bu akımın, Rosa Luxemburg'un ona tapınmasına rağmen, Lenin'in ulusların kendi kaderini tayin hakkını benimsediği önemlidir. Marksizm-Hümanizm ilkelerine yönelik eleştirilerimi tekrar etmeyeceğim. Bunun yerine, Rojava efsanesinden, bazı Marxist-Hümanistler tarafından "Afrin savunması"nda da bulunabilen emperyalist savaşa dahil olmanın bazı klasik gerekçelerine geçeceğiz.
 
Ezilen İnsanlar
 
Ezilen halkların korunması işçi hareketi içinde tartışılmazdır, buna rağmen ulusal kurtuluşa destek değildir. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Lüksemburg ve Lenin, Polonya'nın(o zamanki Çarlık İmparatorluğu'nun bir parçası) bağımsızlığı konusunda Sosyal Demokrasinin benimsemesi gereken tutum üzerinde hem fikir değildi. Lenin lehte, Luxemburg karşı idi. Birinci Dünya Savaşı sırasında Lenin, 13 Temmuz 1915(Zimmerwald'da 5-8 Eylül 1915) birinci enternasyonel sosyalist konferansı adına sol Sosyal Demokratların Karar taslağında ezilen haklara destek konusunda kendini son derece ihtiyatlı ifade etti. Emperyalizmin tarihi çağı ile birlikte burjuvazi, devrimciler tarafından genellikle kabul gören görüşe göre gerici hale gelmişti ve sadece toplumsal devrim ulusların barış ve özgürlüğüne zemin hazırlayabilirdi. Bununla birlikte, Luxemburg su götürmez bir şekilde şunu dedi:
 
"Dünya savaşı ne ulusal savunmaya ne de ne olurlarsa olsunlar halk kitlelerinin ekonomik ve politik çıkarlarına hizmet eder. Fakat, hala kapitalizmin hakimiyeti altında olmayan bölgelerin sömürülme ve ezilmesinde dünya hegemonyası ve tekeli için değişik ülkelerin kapitalist sınıfları arasındaki emperyalist rekabetlerin ürünüdür. Bu emperyalizmin tasmasını çıkardığı bir çağda ulusal savaşlar artık mümkün değildir. Ulusal çıkarlar yalnızca, emekçi halk kitlelerini ölümcül düşmanlarının, emperyalizmin hakimiyetine sokmak için bahane işlevi görür.
 
Emperyalist devletlerin politikası ve emperyalist savaş, tek bir ezilen ulusa dahi özgürlüğünü ve bağımsızlığını veremez. Egemen sınıfları büyük devletlerdeki ortaklarının yardakçıları olan küçük uluslar, büyük güçlerin emperyalist satranç tahtasında yalnızca piyon olurlar ve kendi emekçi kitlelerinde olduğu gibi, savaş zamanı, savaş sonrası kapitalist çıkarlara feda edilmek üzere araçlar olarak onlar tarafından kullanılırlar." 
 
Kürdistan'ın bağımsızlığı mücadelesinin gerçeği, sınıf mücadelesi açısından Luxemburg'un görüşlerini teyit etti. Kürdistan'ın egemen sınıfları, kendilerini hizmetine sunduğu ve savaşta ölmeye giden önemsiz sayılan askerler olarak kendi proletaryasını sattıkları büyük güçlerin burjuva yoldaşlarının aslında sadece uzantılarıdır - fakat sonunda işler umulduğu gibi gitmedi, ihanete uğradılar. Çeşitli devletlerin emperyalist ittifakları değiştirme eğilimi, proletarya için buna karşılık benzer taktikleri benimsemek için bir neden değildir. Ali Kiani, YPG-PYD olayında bu ortak değişiminin kaderini şöyle anlatıyor:
 
"Kürtler, cesur özgürlük savaşçılarıyla birlikte ISIS'ı yenerek dünyanın saygısını kazandılar. Erdoğan'ın saldırısı, Afrin üzerindeki hava sahasını kontrol eden Rusya'nın onayı olmadan başlatılamazdı. Aslına bakılırsa, Türk savaş uçaklarının Suriyeli Kürt milis grubu YPG ve ayrıca onun ana örgütü PYD'yi bombalama için Rusya birliklerini Afrin'den çekti. 'Afrin'deki yetkililere göre Rusya, kontrolü Esad rejimine devretmenin karşılığında Afrin'i korumayı teklif etti. Fakat teklif reddedildiğinde Rusya, Türkiye'nin istilasına yeşil ışık yaktı. Bu arada, uluslararası ISIS karşıtı koalisyonda son yıllarda Kürtleri Suriye'de 'bizzat muharebe alanında olan güvenilir botlar' olarak rahatlıkla kullanan Birleşik Devletler, ISIS savaşının kahramanlarını gözden çıkararak NATO müttefiki'nin hırsları karşısında sessiz kaldı; sadece Türkiye'ye 'sivil kayıplardan sakınma' uyarısında bulundu.'"
 
Bu pasaj, eğer uluslar bakış açısından yazıldığı gibi okumayıp işçi sınıfı bakış açısıyla okursak, yukarıda Luxemburg'un söylediğini ortaya çıkarıyor. Kendisini her iki süper güce karşıt olarak gösterme çabasıyla Kiani, Rusya ve ABD'nin Kürtleri terk ettiğini vurguluyor. Sonuç olarak, Afrin işgalinin arkasına gizlenen her iki gücün taban tabana zıt çıkarlarını ıska geçiyor: Rusya, Türklerin ABD'yi Suriye'den çıkarmasını istiyor. "Cesur özgürlük savaşçıları" ve "kahramanlar"a övgüler, bölgede yeni bir emperyalizmin, Saddam'ın tasfiyesi sonrasında Saddam grubunun kapitalist çıkarlarının toplandığı "İslam Devleti"nin ortaya çıkmasına karşı ABD, Rusya ve çeşitli bölgesel güçlerin emperyalist çıkarlarında Kürt proleterlerin piyade erleri olarak etkin kullanılmalarını gizler.
 
Marksist-Hümanistler, ezilen halkları desteklemek bahanesiyle Stalinistlerin bu halkların işçilerini kendi burjuvazilerine boyun eğdirmeye nasıl çalıştıklarını bilebilirler. Litvanya, Türkiye ve Çin'den sonra, İkinci Dünya Savaşı boyunca Birleşik Devletler'in sırası idi. Savaşın başında Hitler-Stalin Paktı'nı örtbas etmeye ve "En Büyük Amerika" aşırı sağcı prensibine gizlenmiş Amerikan müdahalesini engellemeye çalıştılar. Almanya'nın Rusya'yı istila etmesi her şeyi değiştirdi: emperyalist savaş, Stalinistlere göre, ulusal bir kurtuluş savaşı haline geldi. Dunayevskaya bunu kabul etmedi, fakat  Afrin savunması isteyen takipçilerine ne dersiniz?
 
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bile, Stalinistler ve Troçkistler "ulusal kurtuluşu" savunmaya ve "ezilen insanlara" destek vermeye devam ettiler. Troçkistler bunu, işçilerin mücadelesine sahip çıkarak ve küçük çatışmalar içindeki büyük emperyalist çıkarları gizli tutarak Stalinistlerden daha "akıllı" bir şekilde yapıyorlar("Duyun, Duyun," Bay Kiani). "Kürt mücadelesine" verdikleri destekte bu, PKK'nın, mücadelelerinde Türk işçilere katılmalıdır talepleri ile yansıtılıyor. Bunun ortaya çıkardığı soru açıkça: Emperyalist güçler arasındaki bir savaşta işçiler bir tarafın yanında saf tuttuklarında bunun altında hangi çıkarlar yatar? YPG-PYD'yi Amerikan desteğine bağımlılığı nedeniyle eleştirme klasik Troçkist cephaneliğin bir parçasıdır. Kiani ayrıca, her iki büyük güç açısından bağımsız bir duruş sergiliyor gibi görünmek için Rojava'nın Rusya'ya bağımlılığını eleştirir. Fakat bu tür bir ikircim, II. Dünya Savaşı'nda "yozlaşmış işçi devleti"ne destekleriyle zaten kanıtlandığı için, büyük bir emperyalist kavgada çok büyük ölçekte Troçkistler tarafından söylenir. 
 
Savunma Savaşı
 
Sosyal Demokrat partiler, Marx ve Engels'in zamanında destekledikleri gibi, bir "savunma savaşı" olacaktır bahanesiyle I. Dünya Savaşı'nda egemen sınıfın tarafında yer aldılar. Devrimci Sosyal Demokratlar, Lenin de dahil sonraki Komünistlerin hepsi, I. Dünya Savaşı'nın farklı bir çağı, emperyalizm ve toplumsal devrim çağını başlattığını savundu. Kapitalist ülkeler tarafından dünyanın en önemli bölgelerinin emperyalist fethi sonrasında, dünyanın yeniden paylaşımının emperyalistler arası kavgası başladı. Bu yeni dönemde, "saldırı" ve "savunma" arasındaki ayrım, halkları ideolojik bir aldatmadan başka hiç bir çıkara hizmet etmedi. Tüm ülkeler kendilerini bir saldırıya karşı savunduklarını iddia ettiler, çünkü sıradan bilincinizde bu kendi kendini savunmayı ifade eder. Gelecek savaşları haklı kılmak için, kendi kendini savunma, emperyalist köpekbalıkları arasında üzerinde anlaşılan uluslararası hukuk ve sıkıyönetimin bir parçasıdır. .... tarafından çok sayıda kurbanın kapsamlı sömürüsünü ve zulümleri "savunma" ve "saldırı"nın sürekliliğinde, düşman herhangi bir emperyalist savaş propagandasının parçası haline geldi. 
 
Komintern, daha sonra da eski Milliyetler Halk Komiseri Stalin tarafından Rus "işçilerin devleti" ve "ezilen uluslar"ın savunması, daha önce kınanan "savunma savaşı" bahanesine dönüşe yol açtı ve o tarihten beri de burjuva solun ideolojik cephaneliğinin parçasına dönüştü. "Türk saldırısı" gibi terimlerin sık kullanımı, saldırı ve savunma fikrini alternatifsiz kabul etmeyi okuyuculara gösteren sözü edilen metinlerden alıntılarla okuyucuyu kızdırmayı gereksiz kılmaktadır. Buna karşın, Trump yönetiminin, ABD askeri üslerinin konuşlandığı bazı bölgelerde Kürt savaşçıların sınır korumaları olarak kullanılacağını ilan ettiğini hatırlatmak yeterlidir. YPG'yi ISIS'e karşı kullandıktan sonra bu önemli bölgede ABD varlığını savunan Kürt "özgürlük savaşçılarına" sahip olmak, bu yüzden kasten idi. Rusya, buna karşın, sözde Suriye'nin "toprak bütünlüğü" adına, ABD'nin bölgeyi terk etmesiyle ilgilenmektedir, fakat gerçekte... Ortadoğu'daki kendi askeri varlığını ve Akdeniz limanlarına erişimini savunmak için. Kendi tarafında, geçmişinden dolayı gerekçelendirmeye ihtiyaç duymaksızın, Türkiye, Kürt sınır muhafızlarının Türk bölgesine saldırılar için Türk sınırı boyunca askeri konumlarını kullanacaklarından korkuyordu ve "en iyi savunma"sı olarak Kürt bölgesine saldırmayı seçer. Bu yolla Türkiye, sözde "mülteci kabul ederek," bu parçalara ayrılması gereken, Suriye'nin bir kısmını ele geçirmeyi umuyor. Elbette Türkiye, Rusya'nın yardımını ve Türkiye ile mülteci anlaşmasına devam etmek ve Türkiye ve İran üzerinden kendi emperyalist çıkarlarını geleneksel olarak sürdürmek isteyen Almanya ile bazı mutabakatlar sağladı. Ocak ayı sonunda NATO müttefiki ABD'ye, YPG'yi desteklemeye devam etmeleri halinde bir "Osmanlı tokadı" vaat eden Türk tehditleri yapıldı. Dolayısıyla, Türkiye ile YPG arasındaki savaşlar, emperyalist süper güçler arasındaki çok daha geniş ve potansiyel olarak daha tehlikeli bir çatışmanın bir parçası.
 
Emperyalist Savaşa Karşı Mücadele
 
Marksist-Hümanizm, burjuva solunun aksine, İkinci Dünya Savaşı sırasında her iki kampa karşı işçi mücadelesinin enternasyonalist bakış açısından ortaya çıktı. Bu, büyük güçler arasındaki gerçek çelişkileri dikkate almadığı halde Kiani'nin Afrin çatışmasında hem Rusya hem de ABD'den gözle görünür bağımsızlığını açıklar. Kiani'nin çağrılarının aciliyeti, Kürtlerin durumunda Ermeni halkına yapılan katliamın bir tekrarının önlenebileceğine nasıl inandığı konusunu gündeme getirir. "İlerici hareketler"(Rojava ve İran'daki ayaklanmayı bir sınıf analizi olmaksızın eşitlediği) için bir sonu nasıl engelleyebiliriz ve ondan anti-kapitalist hümanist bir alternatifi nasıl çıkartabiliriz? CPRSJ'ye göre, bu, Türk diplomatik temsilciliklerinde sürgündeki Kürt topluluğunun dayanışma gösterilerine katılarak başarılabilir. Bu tür eylemler ana akım medyada yaygın şekilde yer alırsa ve ABD hükumeti onları bombalama fırsatı için kullanırsa -Kobane ISIS tarafından tehdit edildiğinde olduğu gibi örneğin- bu, ABD'ye bağımlılıkları için YPG ve SDG'yi eleştirmeden önce tüm sorunları sessiz çözebilir.
 
Dayanışma kılıfı altında proletarya, emperyalist çatışmalardaki yanlış kararlara alışmaya başlar. Sınıf çıkarları temelinde bir mücadeleden engellenir ve böylece emperyalist savaş girişimlerine ideolojik ve fiziksel entegrasyonu hazır olur. Sol kanat burjuva gruplar bununla işbirliği yaparak böylelikle burjuvazinin devlet aygıtının bir parçası olduğunu kanıtlarlar. Aynı şeyi yapan enternasyonalist gruplar, burjuva devletinin parçası olana kadar işçi sınıfı konumlarından gittikçe uzaklaşacaklardır. Acı gerçek, işçi sınıfının kısa vadede emperyalist savaşları durdurmasının mümkün olmadığıdır. Irak'taki ve ayrıca İran'ın içine doğru petrol grevi hareketi ve çoğunlukla genç işsiz proleterlerin daha sonra ortaya çıkan protestoları bile İran'ın Yakın Doğu'daki emperyalist savaşlara katılımını durduramadı. Hareket, İran kapitalizminin tüm egemen gruplarına karşı ve İran'ın bölgesel savaşlara katılımına karşı bir harekete yönelen hızlı bir gelişme sonrasında "Gerçek Hayatta"ki örgütlenme eksikliği nedeniyle hareket durdu. O zamandan bu yana "demokratik" müttefiklerin gözlerinden gizlenen baskı, tutsak yapmayıp fakat militan proleterlere "sırra kadem bastıran" isimsiz çetelerce hüküm sürer.
 
Yakın Doğu'daki savaşlar, işçilerin bu hareketi yıl sonunda İran'daki gibi aynı düzeye ulaşıncaya ve genel kongrelerde çalışan ve işsiz işçilerin öz örgütlenmesini oluşturmak için daha da çok gelişene kadar durmayacaktır. Orada, hareketin en iyi şekilde nasıl genişletilebileceği üzerine tartışma yapılabilir. Özellikle, bölge, din, dil, kültür sınırlarından öte ve bilhassa ulusal sınırların dışında açılım büyük önem taşır. Dolayısıyla hareket, yalnızca kendi egemen sınıflarını değil, aynı zamanda tüm ülkelerin egemen sınıflarının tüm siyasi gruplarını hedef alacaktır.
Kaçınılmaz bir proleter devrimine giden yol uzundur ve kapitalist kriz ve emperyalist savaşın sonuçlarına karşı işçilerin eylemlerinin iniş çıkışları aracılığıyla her yere yayılır. Fakat, kapitalizmi dünya çapında yenmek için gerekli olan sınıf bilincini ve öz örgütlemeyi geliştirmenin işçi sınıfı için tek yolu budur.
 
20 Şubat 2018
 
*www.libcom.org sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 

FACEBOOK SAYFAMIZ