Özgürlük

ASLA TERK ETMEDİ

 
 
CARLO FLORENZI
 
Faşizmin doğduğu İtalya'da aşırı sağ şiddet bir kez daha siyasi hayatın giderek belirginleşen çehresidir.
 
 

7 Mayıs 2010'da Roma'da, aşırı sağ gruplar CasaPound ve Öğrenci Bloğu mitingi. Remo Cassella / Flickr
 
3 Şubat'ta İtalya'nın Adriyatik kıyısına yakın olan Macerata'da meydana gelen terör saldırısı, ülkede faşist şiddetin devam ettiğini açık bir şekilde gösterdi. Afrikalı göçmenleri hedef alan kurşun yağmuru sonucu sekiz kişi yaralandı. Ancak silahlı kişi, Luca Traini polislere teslim olduğunda bile, İtalyan politikacılar, gerçek sorunun bizzat göçten kaynaklandığını ısrar etmekte sıraya girdiler. 
 
İtalya'nın seçim kampanyası boyunca ana partiler, faşist grupların giderek artan biçimde tutunacak zemin buldukları bir ülkede endişe verici bir yönelme olan aşırı sağdan göçmen karşıtı ve ırkçı söylemi örnek aldılar. Sol'un zayıflatılmış toplumsal köklerini ve uysal bir basını, sadece Lega ve Fratelli d'Italia gibi sert sağ güçleri değil, aynı zamanda CasaPound ve Forza Nuova gibi militan faşist grupları da methetmek için biraraya getirdi.
 
İtalya, anti-faşist mücadele konusunda uzun bir geçmişe sahiptir ancak aşırı sağ politikalarda en son yükselişi önlemek için araçlar geliştirme, ülkenin direniş mirasına saygıdan daha fazlasını gerektirecek. Doğduğu ülkede faşizm tekrardan yaygın hale geldikçe, İtalya solu, aşırı sağın hedeflediği topluluklarda kendi toplumsal köklerini çaresizce yeniden oluşturması gerekir.
 
FAŞİST ŞİDDETİN TARİHİ
 
Geçen ay Luca Traini ateş etmeye başladığında, İtalya, Macerata'da normal bir Cumartesi idi. Yabancıları hedef alarak, en az sekiz Batı Afrikalıyı, yedi erkek ve bir kadın- yaraladı. Polis onu en sonunda durdurduğunda, Traini omuzuna bir İtalyan bayrağı sererek faşist selamı verdi. Geçen yıl Traini, Corridonia yakınlarındaki kasabada göçmen karşıtı Lega adına yerel seçimlerde adaylığını koydu. Ateş etme olayı sonrası, neo-faşist partiler Forza Nuova ve CasaPound'a yakın olduğu da ortaya çıktı.
 
İki yıldan az bir süre önce, Macerata bölgesinde olan Fermo'da, otuz altı yaşında bir Nijeryalı olan Emmanuel Chidi Nnamdi, Manchini Nnamdi'nin eşine ırkçı hakaretler yağdırınca başlayan saldırıda ultra faşist Emanuele Mancini tarafından öldürüldü. Irkçı kızdırma yüzünden kasıtsız adam öldürme suçunu kabul ederek, Mancini bir yıl sonra iyi halden dolayı hapisten salıverildi; oysa, Nijerya'da Boko Haram'dan kaçan bir mülteci olan Nnamdi'nin eşi Fermo'yu terk etmek zorunda kaldı.
 
Bu iki vaka daha uzun bir örüntünün parçasıydı. 2011'de Floransa'da CasaPound destekçisi Gianluca Casseri iki Senegalli erkeği Samb Modou ve Diop Mor'u öldürdü ve Mbenghe Cheike, Moustapha Dieng ve Sougou Mor adlı üç erkeği öldürdü ve daha sonra polis tarafından yakalanacağını anladığında kendini öldürdü. Ana akım medya ve siyasi partiler, bu olaylara yanlızlığı seven kişilerden kaynaklanan münferit vakalar olarak yaklaştı, gerçekte ise hepsi İtalya'da yeniden canlanan faşist ve yabancı düşmanı fikirlerin tarihinde yer alan bölümlerdi.
 
II. Dünya Savaşı'nın bitiminde faşist rejim yenilmesine rağmen, İtalyan faşizm hiçbir zaman gerçekten ortadan kaybolmadı. İtalyan anayasası, faşist partinin yeniden yapılandırılmasını açıkça yasaklamış olabilir bile demeye kalmadan kurulan İtalyan Sosyal Hareketi'ni(MSI) tanıdı. Bu parti, Müttefik kuvvetlerin ve İtalyan partizanların ülkenin orta ve güney bölgelerini kurtarmalarından sonra kuzey İtalya'da Nazi koruması altında kurduğu faşist rejim olan İtalyan Sosyal Cumhuriyeti ile münasebetini belirginleştirdi. 1946'dan itibaren MSI, Hristiyan Demokratlar, Komünistler ve Sosyalist Parti'nin ardından en büyük dördüncü parti olma noktasına oylarını artırıp gelerek, muntazaman İtalyan seçimlerine katıldı.
 
1960 baharında MSI, sağcı Hıristiyan Demokrat Fernando Tambroni liderliğindeki hükumete dış destek sundu. Bununla birlikte, Tambroni hükumeti, pek çok İtalyan şehir ve kasabasında yüz binlerce insanın katıldığı bir miting dalgası nedeniyle sadece dört ay sonra feshedildi. Solcu muhalif partilerce örgütlenen bu protestolar çoğu zaman polis tarafından şiddet kullanılarak bastırıldı. Gösteriler ayrıca, muhafazakarlık ile nitelendirilen bir ülkede büyük bir toplumsal değişim arzusuyla faşizm karşıtı bir ruhu birleştiren çok sayıda gencin katılmasıyla bilinir. Aslında, 1960'lar, gelecek on yıl boyunca devam edecek olan bir toplumsal mücadele dalgasının başlangıcını işaret etti. 1968'deki öğrenci ayaklanmasını, kısa süre sonra işçi mücadeleleri dönemi izledi: Sıcak Sonbahar.
 
Bu güçlü halk muhalefeti MSI'nin hükumete girme şansını yok ederken, faşistler, İtalyan egemen sınıfı kesimleri için hala yararlı olabilirlerdi. 1960 ve 70'li yıllar boyunca ülkenin politik ve askeri seçkinler kesimi, ülkede ortaya çıkan toplumsal mücadeleler dalgasını hedefleyen "gerginlik stratejisi"ni sürdürmek için sayısız yıkıcı faşist gruptan faydalandı. Amaç, Sol'un bastırılması da dahil olmak üzere, düzeni yeniden tesis etmek için o zamanki otoriter önlemleri haklı çıkaracak, halk arasında bir korku havası yaratmaktı. 
 
Bu yılların olaylarının üzerini hala örten sis perdesine rağmen, faşist grupların en az bir darbe girişimine(inisiyatifin arkasında olan eski faşist deniz subayının adı verilen, Golpe Borghese adlı) ve 1960 ve 70'li yıllar boyunca bir dizi katliama karıştıkları saptandı. 1969'da Milan, Piazza Fontana'da 17 kişiyi öldüren ve seksen sekiz kişiyi yaralayan bomba, seksen iki kişinin ölümüne yol açan Bologna tren istasyonundaki bombalama ile birlikte Ağustos 1980'de doruğa ulaşan on yılın başlangıcı oldu. Azmettiricilerin adlarını hala bilmesek de, duruşmalar, faşistlerin, on yıl boyunca bir dizi diğer cinayet ve silahla vurma eylemlerinin yanı sıra her iki mezalimi de gerçekleştirdiklerini ortaya çıkardı.
 
1980'ler, önceki yirmi yıla damgasını vuran toplumsal mücadelerin sonunu işaret eden, politik hayal kırıklığı ve geri çekilmenin yıllarıydı. Dışarıdan, bunun İtalyan faşizminin de sonu olabileceği görünüyordu. 1990'lar, "geleneksel açıdan daha saygın"  Alleanza Nazionale (AN) partisine dönüşen MSI'nin sonuna şahit oldu. 2003 İsrail ziyareti sırasında, MSI'nin en son sekreteri ve AN'ye geçişin lideri olan Gianfranco Fini, Yahudilere karşı 1930'un "ırk kanunları" sebebiyle, Mussolini'nin İtalyan faşist rejiminin, "mutlak kötülük"ünün parçası olduğunu ilan etmeye işi vardırdı. Göründüğü kadarıyla, İtalya sonunda faşist geçmişini ardında bırakabilirdi.
 
YENİLENEN TEHDİT
 
Ülkenin siyasi "aşırıkların" ötesine geçtiğine inanarak, hem merkez sol hem de merkez sağ partiler, İtalyan Direnişi ve faşist rejim yıllarının hayali ortak hafızasını oluşturmayı amaçlayan tarihi yeniden yazmak için bir girişime kalkıştılar. İtalyan Sosyal Cumhuriyeti, yanlış dava adına savaşan genç insanlar olarak giderek nitelendirilen bozguna uğramış faşistlerin gerekçelerini anlama zamanı olduğunu ileri süren sol ve sağdan politikacılarla birlikte, gittikçe normalleşti.
 
Aynı zamanda, faşizme karşı İtalyan direnişinin deneyiminin özgün politik anlamının kademeli olarak içi boşaltıldı. Bu, 2017'de hükumet partisi, merkezci Demokratlar'ın, her yıl 25 Nisan'da yapılan yıllık Direniş'i anma gösterilerini bir Avrupa Birliği kutlamasına dönüştürdükleri bir duruma yol açtı. Daha da utanç verici olanını eklemek gerekirse; PD(Demokrat Parti) militanları, gerçekte bir Nazi işbirlikçisi olduğu bilinen Coco Chanel'i de dahil ettikleri bir dizi "Avrupalı yurtseverler"i öven tabelaları tutarken fotoğraflandılar.
 
Fakat gerçek, ideolojik kafa karışıklığının bu uygun ortamına mukabil, İtalyan faşizminin ortadan kaybolmadığı idi. "Geleneksel" sağ kanat partilerdeki çoğu politikacı aşırı sağ çevre ile bağlarını sürdürdü ve bir takım neofaşist örgütler faaliyetlerine devam ettiler. Çoğunlukla bahsedilmeyen bu bağlantıları ortaya döken bir görüntü içinde, 2008'de Roma'nın yeni belediye başkanı, MSI gençlik kolunun eski başkanı ve AN'nin önde gelen üyesi olan Gianni Alemanno'nun bir dizi destekçisi faşist selamı verdiler ve Alemno'nun seçim zaferinin ardından Mussolini'ye saygı sloganı attılar.
 
Faşistler öldürmeyi de bırakmadılar. '003'te, iki faşist kardeş ve babaları, bir hafta önce ailenin büyük abisine saldırmakla suçladıkları, Milan'da sosyal bir merkezde faal olan Davide "Dax" Cesare'yi bıçaklayarak öldürdüler. 2006'da, iki genç faşist, Roma'nın Acrobax sosyal merkezinde çalışan Renato Biagetti'yi bıçaklayarak öldürdü. 2008'de,  yirmi sekiz yaşındaki Nicola Tommasoli, beş aşırı sağcı ultra faşist bir grup tarafından vahşice dövüldükten sonra Verona'da öldü. 
 
Fakat son zamanlarda yaşanan ekonomik kriz ile birlikte İtalyan faşistlerin stratejileri daha aleni hale geldi. Krizin başlamasından bu yana tüm İtalyan hükümetleri tarafından uygulanan AB destekli kemer sıkma politikalarının tetiklediği artan işsizlik ve yoksulluk bağlamında, Forza Nuova ve yeni CasaPound gibi neofaşist gruplar, suçu göçmenler üzerine atarak destek toplamaya çalıştılar. Faşizmin tarihsel deneyimi ile birlikte mükemmel devamlılık içinde, neofaşist örgütler, ekonomik durgunluk boyunca radikal bir alternatif üretemeyen İtalyan solunun güçsüzlüğünden yararlanarak sınıf değil ırkçı çizgiler doğrultusunda krizi politikleştirdiler.
 
"İtalyanları ilk sıraya koyun" talebi sadece retorik bir yöntem değildi. Ekonomik kriz sırasında, kiracıların kiralarını ödeyemediği için tahliyelerin roket hızıyla yükseldiği konut sorunu patlamaya hazır hale geldikçe, faşist gruplar sadece İtalyanlar için kanuna aykırı olarak binalarda mesken tutmayı teşvik ettiler ya da sosyal konutlara erişim hakları olan göçmen aileleri engellemeye(çoğunlukla başarılı şekilde) giriştiler. Korku ve güvensizliğin filizlenen duygularına oynayarak, göçmen suçları üzerine bir medya kampanyasından beslenen faşistler, genellikle karanlık sivil birlikler kisvesi altında mahalle devriyesi başlattılar. Artan yoksulluk oranından faydalanarak süpermarketlerin önünde ve hatta içinde yiyecek toplamaya başladılar, fakat sadece yerli İtalyanlar için.
 
Yoksullara hizmet sağlanması ekseninde faşist gruplar, Sol'un kıyafetlerini çaldıklarını gayet iyi biliyorlardı. Bir grubun geçenlerde bir röportajda söylediği gibi: "Bizler Komünist Parti'nin yapmayı bıraktığı şeyi yapıyoruz. Yoksul bölgelerde, şehrin eteklerinde, Komünist Parti artık buralarda yok ancak CasaPound artık oralarda yardımda."Belki yardım etme - fakat göçmen komşularına karşı nefreti kışkırtırken, ekonomik krizden acı çeken beyaz İtalyanlar arasında tabanı kuvvetlendirerek, bazılarına sadece. 
 
Odakları sınıf politikalarından uzaklaştırma ve işçi sınıfı içerisinde savaş çıkarmada faşistler İtalyan egemen sınıfı çıkarına hizmet verdiler. Toplumsal tartışmalar içerisinde kademeli olarak normalleşmeleri bu nedenle şaşırtıcı değildir. CasaPound'un kendini tanımladığı "üçüncü bin yılın faşistleri," daha genç nesillerin kayıtsız çoğunluğunun aksine, genç ve tutkulu aktivistler olarak militanlarının geniş alana yayılması ve liderlerinin röportajları ile giderek artan biçimde iyi kalpli medyanın ilgisini çekti. 
 
Bir moda dergisi, hayranlık ifade eden bir üslupla örgüt içinde bazı çok göze çarpan kadınları anlattığı bir makale yayınladığında, geçen Kasım, bu durum zirve yaptı. Geçtiğimiz sonbaharda, ünlü gazeteciler Roma'daki CasaPound karargahında yapılan ön seçim tartışmalarına katıldılar. Dahası, Nicoletta Bourbaki grubunun araştırmacıları ve Wu Ming kolektifi tarafından belgelendiği gibi, son yıllarda CasaPound ve merkezci Demokrat Partinin bileşenleri arasında yerel seviyede artan sayıda bağlantıların olduğu görüldü. Yerel Demokratik şahsiyetler CasaPound'un ev sahipliğinde girişimlere katıldılar ve aksine, bununla ilgili olarak, bazı faşist militanlar bu tip garip bağlantılar hakkında Twitter'da halka şikayette bile bulundular.
 
YAYGINLAŞAN FAŞİZM
 
Sadece faşist örgütler devamlı olarak normalleşmedi, aynı zamanda onları yabancı düşmanı ideolojileri de daha çok yayıldı. Sağcı Lega'nın lideri Matteo Salvini, güney İtalya'nın "hovardalığına" karşı eski ayrılıkçı görüşlerinden sıyrılarak ve sert bir göçmen karşıtı söyleme odaklanarak, parti fonlarının kötüye kullanılmasıyla ilgili skandalın ardından hayli saygınlığını yitiren partisini yeniden toparladı. Lega hala orta ve güney İtalya'da kötü oy alıyor; seçmenler, partinin, güneylilerin sözde tembelliğine karşı yakındığı yirmi yılı anımsatmış görünüyor.
 
Bununla birlikte, kampanyasını göçmen karşıtı duruş üzerine oluşturan bir başka sağ parti,  Fratelli d’Italia Güney'de oylarını arttırdı. Fratelli, güney bölgelerinde geleneksel olarak güçlü olan MSI içindeki kökleriyle faşist yanlısı bir parti olduğu için bu şaşırtıcı değildir. Her iki partide, yaşlı medya patronu Silvio Berlusconi liderliğindeki parti Forza Italia ile koalisyon içinde ve gelecek seçimlerde ilk sırada yer almaya hazırlanıyorlar ancak hükumeti oluşturmak için yeterli koltuk sayısına ulaşacaklarını garanti edecekleri belli değil. Berlusconi şimdi AB seçkinleri tarafından Salvini'nin aşırı uç pozisyonlarına karşı muhtemel bir denge ağırlığı olarak görülürken, Forza Italia ve Lega arasında tırmanan rekabet aslında Berlusconi'nin abartmalı göçmenlik karşıtı görüşler benimsemesine yol açtı. Macerata terörist saldırsından hemen sonra, Berlusconi, İtalya'nın ülkede kanunsuz yaşayan altı yüz bin göçmeni atması gerektiğini Trump-vari bir şekilde öne sürdü.
 
Diğer büyük İtalyan partileri arasında da durum daha iyi değil. Popülist kitle partisi Beş Yıldız Hareketi(M5S), göçmenlik üzerine başlangıçta iddialı duruşunu sağla daha yakın uyumlu bir hale getirdi. M5S başkan yardımcısı Luigi Di Maio, geçtiğimiz yıl Akdeniz'i geçen göçmenleri kurtarmak için çalışan STK'ları "deniz taksisi" olarak nitelendirdi. Göçmenlikle ilgili M5S'in programının asıl meselesi, İtalyan sahillerine sıfır göçmenin çıkması hedefidir. Demokrat Parti'nin İçişleri Bakanı Marco Minniti'nin öncülüğünde, Afrika kıyılarını terk eden göçmenleri engellemek için AB desteğiyle Libya ile sağladığı anlaşma, mevcut hükumet tarafından uygulanan göçmen politikaları ile birlikte halk arasında epey yankı uyandırdı.
 
 Anlaşma, İtalya'ya ulaşan göçmenlerin sayısının düşmesine neden olurken, asıl sonucu, binlerce göçmenin UNICEF tarafından "cehennem çukuru" olarak tanımlanan Libya'daki tiksindirici toplama kamplarında hapis tutulmak oldu. Macerata saldırısından birkaç gün sonra Miniti, bu tür saldırıları öngördüğü ve hatta bunu " gurur duyulması gereken bir İtalyan kazancı" olarak nitelendirdiği için uyguladığını belirterek, Libya ile anlaşmadan pay çıkardı. Minniti, Demokratlar arasında istisna bir durum değildir. Parti'nin başkanı ve başbakan adayı Matteo Renzi, en son kitabında, göçmenlerin ahlaki olarak kabul edilmesine gerek olmadığını ve bunun yerine göçmenlere "kendi ülkelerinde" yardım etmemiz gerektiğini yazdı; 1990'larda Lega'nın savunduğu aynı söylem. Mayıs 2017'de partinin eski başkan yardımcısı olan Debora Serracchiani, faşist Forza Nuova fahri üyeliğinin kendisine teklif edilmesine karşılık olarak, bir mülteci tarafından işlenirse cinsel şiddetin daha da kabul edilemez olduğunu belirtti. Kısa süre sonra, Demokratların ulusal liderliğinin bir üyesi olan Patrizia Prestipino, "İtalyan ırkının devamı" için "İtalyan anneleri" destekleme gereğini vurguladı.
 
HANGİ FAŞİZM KARŞITLIĞI?
 
Demokrat Parti, faşist propaganda için cezaları arttırması beklenen bir kanun olan, Fiano Kanunu'nu destekleyerek anti-faşist geçmişini canlandırmaya çalıştı. Faşizme karşı bu kanuncu yaklaşımın beyhudeliği Macerata saldırısının ardından tam olarak belirginleşti. Yerel sosyal merkez Sisma, saldırıdan bir hafta sonra, 10 Şubat Cumartesi günü anti-faşist gösteri çağrısında bulundu.
 
Büyük halk gösterileri ile faşist şiddete tepki vermek İtalya'da her zaman alışılmış bir olaydı. 1969'da, Milan'daki Piazza Fontana'daki bombalı saldırıdan sonra, üç sendika konfederasyonu mağdurların cenazelerinde genel grev çağrısında bulundu ve binlerce kişi şehrin sokaklarını doldurdu.
 
Ancak bu sefer, Macerata'nın Demokrat Partili belediye başkanı Romano Carancini, halkı sarsan rahatsızlıklardan kaçınmak için, o gün yapılacak tüm gösterilerin iptalini şaşırtıcı bir şekilde istedi. Carancini'nin çağrısı, seçimdeki değerli oyları kaybetme korkusu ile faşizme ve yabancı düşmanlığına karşı güçlü bir tavır takınamayan partisinin Macerata terörist saldırısıyla karşı karşıya kaldığı utancını iyi dile getirdi. 
 
CGIL sendika konfederasyonu, Libera mayfa karşıtı birliği, ARCI ağı ve ANPI partizanların birliği, geleneksel solun dört ana kuvvetinin liderlikleri, kendilerinin destek çıktıkları gösterinin iptal edildiğini ilan eden bir kamuoyu duyurusuyla birlikte gösteriye katılımdan çekilmeye karar verdiler. Bu dört örgüt Macerata saldırısından üç hafta sonra 24 Şubat'ta Roma'da bir gösteri düzenlemeye razı oldu. İçişleri Bakanı Minniti, eğer gösteriyi örgütleyenler iptal etmeselerdi, yasaklamaya yelteneceğini söyleyerek, birliklerin bu kararını övmek için aceleci davrandı. 
 
Faşist gruplardan şiddetli yanıt taban tabana zıt bir şekilde olur. Hatta mahkeme masrafların karşılamayı dahi önererek, Forza Nuova tetikçiye tam destiğini dile getirdi. Bu arada CasaPound başkanı Simone Di Stefano Macerata'yı ziyaret etti. Traini'nin eylemlerini kınasa da yine göçmen tehdidine dikkat çekti. Birkaç gün sonra, CasaPound İtalyan Parlamentosu'nun bir salonunda gelecek seçimler için programını resmi olarak sundu.
 
10 Şubat Cumartesi günü nihayetinde gerçekleşen Macerata gösterisini başlangıçtan bu yana destekleyen taban sendikaları ve diğer hareketler ve de Sisma sosyal merkezinin kararlılığı sayesinde bu sadece oldu. Gün boyunca okulları kapatan yetkililerin yarattığı gerilim ortamına rağmen, İtalya'nın her yerinden yirmi bin kişi, faşizme ve yabancı düşmanlığına karşı barışçıl fakat kararlı bir gösteri düzenledi. CGIL, Libera, ARCI ve ANPI'nin birçok şubesi liderlerinin çağrısına uymadı ve yürüyüşe katıldı. Dayanışma gösterileri birçok diğer İtalyan ve Avrupa kentinde de yapıldı. Hiç şüphesiz İtalyan anti-faşistler için güzel bir gündü.
 
SEÇİMLERİN ÖTESİNDE
 
Seçim günü yaklaşırken Forza Nuova ve CasaPound, ülke genelinde seçim mitingleri düzenleyerek faaliyetlerini yoğunlaştırdılar. Yerel konseyler bu tür mitingleri yasaklamaktan çekinirlerken(bir kez daha mevcut anti-faşist yasaların tutarsızlığını göstererek), anti-faşist karşı gösteri dalgasıyla yüz yüze geldiler. Faşistler sadece birkaç düzine militanı harekete geçirebilirken, Bologna ve Venedik gibi kasabalardaki karşı gösterilere binlerce kişi katıldı. Yine de, bu sayısal orantısızlığı vurgulamak yerine, medya, polisle anti-faşist mitingler arasındaki çatışmalara odaklanmayı ve "karşıt aşırılıkların" tehdidi üzerine bir hikaye anlatmayı tercih etti. Bu, ülkenin "istikrar"a ihtiyacı olduğu fikrini uyandırdı, tam da büyük koalisyon hükumetinin istediği perspektifti.
 
Sol, bu olaylardan iki şey öğrenmeli. Birincisi, faşist ve yabancı düşmanı düşünceler yükselirken, kötümserlik mantığına yenik düşmemeliyiz. Hatta geleneksel büyük sol örgütlerin desteği olmaksızın binlerce insanın çeşitli İtalyan kasabalarında faşizme karşı sokaklara dökülmesi, faşizme karşı büyük bir cephe oluşturmayı başlayabileceğimiz anlamına geliyor. İkincisi, bu geleneksel sol örgütlerin (ne yazık ki ANPI partizanları da dahil olmak üzere), Macerata gösterisi gibi böyle önemli bir yürüyüşte bir araya gelmekte gösterdikleri tereddüt, İtalyan solunun geleneksel anti-faşist retoriğin ötesine geçmesi gerektiği anlamına gelir.
 
Yıllarca, İtalyan solcuların çoğu, II. Dünya Savaşı İtalyan direnişinin ideallerinin yıllık söylemsel kutlamalarıyla birlikte kendini memnun ederek, faşist fikirlerin büyüyerek her yana yayılma sorununu göz ardı ettiler. Tüm bu yıllar boyunca faşist örgütler çevre bölgelerde varlıklarını kabul ettiriyorlardı ve yabancı düşmanı fikirler hegemonyaya dönüşüyordu. Sol, işçi sınıfı İtalyanlar'ın yaşadığı işyerlerine ve topluluklara geri dönmeli, yoksullar arasındaki faşist destekli savaşın arkasındaki yanlış mantığın maskesini indirmeli ve ortak düşmana karşı ulusal ve yabancı işçi sınıfları arasında bir cephe inşa etmelidir: kapitalizm.
 
İtalya'daki en gelişmiş mücadelelerin bazılarına - lojistik sektöründeki gibi - göçmen işçilerin ön cephede eşlik ettikleri bir tesadüf değildir. Ve bu mücadelelerin bir parçası olmuş toplumsal hareketlerin ve taban sendikalarının Macerata gösterileri ve takip eden diğerlerini ayrıca önüne katmaları bir tesadüf değildir. Bu bizim başlangıç noktamız olmalı.
 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan amatörce Türkçe'ye çevrilmiştir.

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde