Özgürlük

MAKEDONYA SORUNU

 
 
STATHIS KOUVELAKIS
 
(Ç.N.: Milliyetçilik o kadar aptalca ve milliyetçiler o kadar aptaldır ki, iki halkı çok kolayca "bir isimlendirme" yüzünden dahi birbirine düşürebilir ve birbirlerinin boğazlarını sıkmalarını sağlayabilirsiniz. Ardından da kazançlı kapitalistler-burjuva sınıfı çıkar. Oysa, milliyetçilik ve milletlerin oluşumu üzerine-ki Hollanda haricinde hepsinin tarihi hepi topu 200 yıldır- alt düzlemde en güzel tahlili çok kısa olarak Eric Hobsbawm yapmıştır: "Milliyetçileri yaratan milletler değildir. Milletleri yaratan milliyetçilerdir." Aynı, İtalya'nın kurulması sonrası ünlü siyasetçi ve teorisyen Massimo D'azeglio'nun ettiği meşhur laf gibi: "İtalya'yı yarattık, şimdi İtalyanları yaratmalıyız!".Bizde ise, cumhuriyetin kuruluşundan sonraki yılların milliyetçi uydurma ve saçmalıklarına değinmeye bile gerek yok çünkü şu anda daha beteriyle mücadele ediyoruz! Eğer, Ernst Gellner'in "çakışma prensibi"nde belirttiği gibi, milliyetçiliği politik alandan alıp kişiye özel alana hapis edemezsek, milliyetçiler tüm dünyayı kana bulamaya devam edeceklerdir.)
 
Makedonya ve Yunanistan arasındaki isim anlaşmazlığı, dış gözlemciler için önemsiz görünüyor, ancak her iki ülkede de sağ kanat milliyetçiliği beslemektedir.
 
 
Eski Yugoslav cumhuriyetinin resmi adı üzerinde Makedonya ile çekişmede olası bir Yunan tavizi üzerine  4 Şubat 2018'de Atina protestosu boyunca göstericiler Yunan ulusal bayrakları sallıyorlar.  Milos Bicanski / Getty
 
 
Adında ne var? Makedonya, Yunanistan'ın kuzeyinde, Büyük İskender'in doğum yeri olan ve tarihi önemi olan bir bölgedir. Aynı zamanda Makedonya Cumhuriyeti'nin ve Bulgaristan'da bir bölgenin adıdır. Milyonlarca etnik Yunanlı kendilerine Makedonyalı diyor ve adını tanımlamak için cumhuriyeti elde geçirmek Yunan milliyetçiliğinin ana ülkülerinden biri haline dönüşüyor. Kendi hesabına, Makedonya Cumhuriyeti içerisinde Yunan-karşıtı milliyetçilik de aynı derecede alev alıyor. 
 
Kulağa sıkıcı geliyor, ancak Yunanistan ve Makedonya cumhuriyeti arasında "isimlendirme çekişmesi," Balkanlar'daki istikrarsızlığın son otuz yıldaki çoğunlukla gözden kaçmış bir faktörüdür. Makedonya Cumhuriyeti Yugoslavya'nın bir parçası olduğu süresince uyku durumunda kaldı; ne zaman ki federasyon dağıldı, peşinden anlaşmazlık patladı ve bağımsızlığını ilan etti.
 
Yugoslavya'da ve - ki Yunanistan'ın toprak sınırlarının neredeyse tamamını kapsayan - komşu Balkan ülkelerinde sosyalizmin çökmesi ve halk ayaklanmaları, ekonomik sebeplerden ötürü bu ülkelerden göçmen akınına yol açtı. Oldukça çabuk tutuşan ve bir hayvana dönüştürülen bölgede Yunanistan'ın konumu endişeleri alevlendirdi. Lanetli "Balkan geçmişi" korkuları gündeme oturdu ve "isim anlaşmazlığı" yeni bir önem kazandı.
 
MİLLİYETÇİ DALGA
 
Bir devlet adını almadan önce "Makadenya," Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması sonrasında ortaya çıkan ulus devletler arasındaki savaş alanlarında sert bir şekilde kavga edilen bir bölgenin adıydı ve aynen kalır. 1912-1913 Balkan savaşlarından sonra, nihayetinde Yunanistan, Bulgaristan ve o zamanki Yugoslavya Krallığı arasında bölündü. Modern zamanda, Yugoslavya Halk Federasyonu içerisinde 1944'te ayrı bir cumhuriyet haline geldi ve 1963 yılında "Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti" olarak yeniden adlandırıldı. 
 
Önceki federasyonun etnik olarak çeşitli kısımların ve en son oluşturulan Yugoslavya yanlısı duyguların sürüp gitmesinin bir işareti olan eski Yugoslavya devletlerinin gelecek birliğine katılımı yasallaştırılmasına rağmen, cumhuriyet, bağımsızlık onaylama referandumunun ardından Eylül 1991'de bağımsız oldu.
 
Ancak, tarihsel ve ilhakçı kaygılara atıfta bulunarak, Yunanistan aniden, yeni bağımsız olmuş devlet tarafından "Makedonya" adının kullanılmasına karşı çıktı. Makedonya'nın kuzey Yunan bölgesi sakinleri de kendilerini "Makedonyalılar" olarak tanımladığı için Yunanistan komşu ülkenin en büyük etnik grubuna ve diline atfen terimin kullanımına itiraz etti. Bağımsız hale geldiğinden beri Makedonya Cumhuriyeti, Vergina Güneşi(antik Makedonya hanedanı sembolü) ve Büyük İskender gibi tarihlerinin bir parçası olarak Yunanlılar tarafından kabul edilen Antik çağların sembol ve figürlerine el koymakla ve komşu ülkeler üzerinde toprak iddialarına yol açan ilhakçı görüşlerin politik kurulumu ile Yunan medyası tarafından sürekli suçlandı. 
 
1990'lar boyunca, başka ulusların topraklarında herhangi bir hak iddia edilmediğini ve komşu ülkelerin iç işlerine karışılmayacağını öne süren Makedonya Cumhuriyeti anayasasına getirilen değişiklikler bu tutumu hiçbir şekilde değiştirmedi. Makedonya Cumhuriyetinde son yirmi yıldır iktidarda bulunan sağcı VMRO-DPMNE partisinin saldırgan milliyetçi söylemi, iki ülke arasındaki gerginliğin artmasına katkıda bulundu.
 
Yunan kamuoyunda Yugoslavya'nın çöküşüyle ve yakın tarihli Balkan savaşlarıyla ortaya çıkan kaygılar, siyasetçiler ve Rum Ortodoks Kilisesi tarafından Makedonya Cumhuriyetine karşı düzenlenen milliyetçi bir kampanyaya sistematik bir şekilde yönlendirildi. 1992'de Selanik ve Atina'da sadece Yunanistan'ın "Makedonya" adını kullanmaya hakkı olduğu iddialarını desteklemek için toplu mitingler düzenlendi. Milliyetçi sağ, Kilise ve çeşitli aşırı sağcı gruplar, bu güçlerin destekçi ordusunun çok ötesinde yüz binlerce insanın toplandığı bu hareketlerde belirgin rol oynadılar.
 
Aslında, baştaki tepkilerini daha da sertleştirecek olan Yunanistan'ın önde gelen siyasi partileri, 13 Nisan 1992'de yeni cumhuriyetin adında herhangi bir şekilde "Makedonya" kelimesini kabul etmemeye karar verdiler. "Ulusal birlik" görüntüsü içinde, aşırı sol ve Komünist Partisi(KKE) hariç olmak üzere sol parti Synaspismos'takiler de dahil, parti liderleri ulusal mitinglere katıldılar.
 
Ancak durum değişti. Synaspismos sola doğru kaymaya başladı ve daha önceki tutumundan uzaklaştı. 1996'da, ana akım partilerin önderlik ettiği "milliyetçi kıvılcım"ın bir parçası olmaktan artık vazgeçti. "Bileşik bir isim" temelinde(coğrafi ya da zamana ait bir belirteç olarak "Makedonya") bir uzlaşma duruşunu-Komünistler tarafından da paylaşılan- o zamandan beri savunuyorlar. Bu ayrıca, bazı kesimlerinin(Synaspismos ve gençlik kolu ve DEA, Enternasyonalist Solcu İşçiler gibi) Makedonya Cumhuriyeti'nin anayasal ismini sürdürme hakkını savunmasına rağmen, Synaspismos'un ana bileşenin bir koalisyonu olan Syriza'nın kuruluşundan(2004) bu yana resmi duruşudur.
 
1993 yılında Birleşmiş Milletler himayesinde geçici bir uzlaşma sağlandı, Makedonya uluslararası kuruluşlarca "FYROM" olarak kabul edildi - Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti. Ancak, çoğu ülke tarafından anayasal adıyla tanınması çok uzun sürmedi(şu anda 190 BM üye ülkenin 130'u tarafından). 2008 yılından itibaren, Yunan siyasi seçkinleri, "bileşik bir isim"in kabulüne, ancak bu konum değişikliğini açıkça ve net olarak üstlenmeksizin, yöneldiler. İki ülke arasındaki müzakereler, her iki ülkede de milliyetçilik patlamalarını tetikleyen gerginlik anları ve yakınlaşma anları olmak üzere çeşitli safhalardan geçti.
 
Bu rekabetin en çarpıcı tezahürlerinden biri, Büyük İskender ve Vergina Güneşi'nin temsillerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Antik Dönem^den sembol ve figürlerin kötüye kullanımı oldu. Büyük İskender adı Yunan şehirlerinin meydan ve caddelerinde yaygınlaşırken, 1992'de Kavala havalimanının adının "Büyük İskender" olarak değiştirilmesini bir yıl sonra Selanik'in yeni adı "Makedonya" izledi. Üsküp havalimanı "Büyük İskender" olarak yeniden adlandırıldı ve başkentin şehir merkezi, eski Makedonya'nın görkemini tekrar ele geçirmek amacıyla, onlarca heykel ve yapı ile dev bir "yeniden markalaştırma" dönüşümü geçirdi. Adlandırıldığı üzere "Üsküp 2014" adlı proje, şehir zevksizliğinin ve yolsuzluğun sembolü haline geldi ve son yıllarda Makedonya'nın siyasi ve ticari seçkinlerini etkileyen skandallarda kilit rol oynadı.
 
 
ABD'NİN ROLÜ
 
İki ülke arasındaki görüşmeler, ABD çıkarlarının bir temsilcisi olarak çoğunlukla görülen Matthew Nimetz'in, 1990'lardan beri konuyla ilgilenen aynı diplomatın himayesinde 2017 yılı sonunda yeniden başladı. Mevcut evre, Balkanlar'da Birleşik Devletlerin ana gayesi haline gelen şeye olanak sağlayacak bir uzlaşma çözümünü kabul etmeye her iki hükumetin istekli olmasıyla karakterize edilir: ittifak içine Sırbistan'ı dahil etme nihai hedefiyle birlikte NATO'nun genişlemesi.
 
Bu süreç, Karadağ'ın Mayıs 2017'de NATO'ya üye olmasıyla başladı. Büyüklüğüne (620.000 nüfuslu) ve önemsiz sayıda askeri (3.000'den az asker) olmasına rağmen, onun kabulü stratejik bir öneme sahipti. Adriyatik Denizi'nin tüm sahil şeridine NATO'nun "sahip olması" tamamlandı,  geri kalan kısmı İtalya, Slovenya, Hırvatistan ve Arnavutluk'a, NATO üyelerine ait. Bu süreç, ülkedeki Rusya etkisini aynı zamanda tesirsiz hale getirdi ve halkın ve politik seçkinlerin çoğu kısmının gönülsüz tavrına karşı geldi. 
 
Makedonya Cumhuriyeti'nin de benzer bir mantığı var ve ABD'yi stratejik hedeflerine yaklaştırıyor: Sırbistan'ın resmi "tarafsızlığını"n hakkından gelme ve Rusya'nın Balkanlardaki her türlü etki konumunu ortadan kaldırma. Bu hedef, şu  anda "isim çekişmesine" dahil olan her iki hükumet tarafından da desteklenmektedir. 
 
Makedonya Cumhuriyeti'nde, milliyetçi sağ, "telekulak skandalı" sonrasında iktidardan düştü. 2015'te ifşa edilen belgeler, siyasi ve ticari seçkinlerin yer aldığı büyük ölçekli yolsuzlukların yanı sıra tüm vatandaşların gözetlendiği ve baskılandığı sistemi de açığa çıkardı. Bu, halkta bir protesto dalgasını tetikledi ve Yugoslav döneminin iktidar partisinin halefi olan sosyal-demokrat SDSM ve Arnavut azınlığı temsil eden partiler arasında bir koalisyonu iktidara getiren 2016'daki erken seçime yol açtı. Mevcut hükümet, ABD ve Avrupa Birliği'ne olan sadakatini göstermeye heveslidir ve ABD tarafından hazırlanan bu yaz NATO ile bütünleşme ve AB'ye katılma müzakerelerini hızlandırmada belirlediği hedefi gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapacaktır. "Bileşik bir isim"in(coğrafi bir belirteç olarak "Makedonya") kabulü ve Üsküp'ün havaalanının yeniden adlandırılması (2006 yılından bu yana "Büyük İskender" olarak adlandırılıyordu) gibi iyi niyet hareketleri, uluslararası tanınma ve "Avrupalılaşma"ya meyilli bir halkın çoğunluğu tarafından kabul edildiği görülen bir yaklaşımın parçasıdır.
 
Yunanistan'da, 2015 yazında Troika'ya teslim olduktan ve daha fazla tasarruf tedbirleri, serbestleştirme ve özelleştirme uygulamasından sonra Syriza hükumeti NATO ve İsrail'in doğu Akdeniz'deki en ateşli destekçisi oldu. Yunan dış politikası üzerine uzman çevrelerin şu anda kulağa fısıldadığı gibi, Alexis Tsipras tarafından izlenen strateji, Türkiye'nin otoriterliğe kayışını ve ABD ile giderek büyüyen gerginliğini fırsat bilerek, Yunanistan'ı, "Balkanların İsrail'i," giderek artan istikrarsızlık bölgesinde Batı'nın temel direği yapmaktır. Makedonya Cumhuriyeti'nin yeni hükümeti ile ABD sponsorluğundaki görüşmelerin pozitif getirisinden faydalanarak, Tsipras bir taşla iki kuş vurdu: bölgedeki ABD çıkarlarının en güvenilir ortağı olarak duruşunu tasdik ederken, bu konudaki partisinin uzun süredir devam eden fikirlerine bir sefere mahsus sadık görünür.
 
 
ŞU ANKİ TERS TEPME
 
Ancak, onun kararı, Yunanistan adına "Makedonya" adının özel kullanım sahipliğini talep etmek ve her türlü uzlaşıyı reddetmek için ilk olarak 21 Ocak'ta Selanik'te ve ardından 4 Şubat'ta Atina'da kitlesel mitinge çağrıyla birlikte milliyetçi bir ters tepkiyi tetikledi. 1992'de yapılanlardan önemli ölçüde daha küçük olmasına rağmen, siyasi ilgisizliğin hakim olduğu bir dönemde yine de dikkate değer sayıda kalabalıklar (Selanik'te 90.000, Atina'da 140.000) meydanlara çekildi. 1990'ların mitingleri gibi benzer güçler tarafından başlatılmış olmasına rağmen, Tsipras'ın Troyka'ya teslim oluşunun ve Makedonya "ismi"nin satışa çıkarılmasının birleştirdiği "vatansever sol" kesimlerde de etki yaptı.
 
Böylece, Yunan solunun sembolü olan besteci Mikis Theodorakis, aşırı milliyetçi sağın sözcülerinin hakim olduğu Atina mitinginde aynı sahneyi paylaştı. Aynı zamanda miting, Yunan parlamentosunun eski başkanı ve Mélenchon'un Fransa Insoumise'sinin popülist siyasi üslubunu kopyalamayı amaçlayan "Özgürlük Yolu" hareketinin kurucusu olan Zoe Konstantopoulou tarafından da desteklendi.
 
En endişe verici işaret, Yunan kamuoyunun açık bir çoğunluğunun(yüzde 60 ila 70), bir belirteç eşliğinde "Makedonya" adını içerecek herhangi bir uzlaşıya karşı çıkmalarıydı. Eğer, 1990'lı yılların başlarındaki milliyetçi dalga Balkanlar'da değişmekte olan jeopolitik endişelerle körüklendiyse, mevcut olan güdülenim, Troyka'ya boyun eğen politik seçkinler sınıfına karşı yöneltilen geniş çaplı bir hoşnutsuzluk ve Yunan toplumunu umutsuzluğa sürükleme ile birlikte "isim" üzerine önceden beri var olan saplanma birbirine karışarak, çok daha karmaşık görünür.
 
Avrupa destekli kemer sıkma programının yüzde 62 oyla reddedildiği ulusal referandumdan sadece bir kaç gün sonra, 2015'te Syriza hükumetinin teslim oluşu, travmanın merkezinde yer alıyordu. İhanet ve derin aşağılanma duygusu, daha fazla kemer sıkma, devam eden ekonomik durgunluk, kalan kamu varlıklarının satılması ve çok yüksek bir kesimi kalifiye üniversite mezunu olan yüz binlerce genç Yunanlı'nın göç etmesi ile büyüdü. Çoğu insan için "sağ" ve "sol" arasında bölünmüş çizgilerin anlamını yitirdiği ideolojik karışıklık ve moral bozukluğu ile derinden etkilenen bir toplumda, Makedonya "ismi"nin gerçek olmayan bir satışa çıkarılmasına karşı protesto, son on yılda iktidarda olan tüm hükumetler tarafından sıradan Yunanlıların en temel isteklerinin tam olarak satışa çıkarılmasını reddedme şekline dönüşüverdi.
 
Bu, örtülü fakat derin siyasi krizin, daha geniş bir alanda istikrarsızlığın daha da yükselmesine yol açarak, otoriter ve gerici güçlerin yarar sağlayabileceği açıkçası tehlikeli bir durumdur. Kendi kaderini tayin etme ve kendini isimlendirme için Makedonya Cumhuriyeti halkının hakkını tanımaksızın mevcut kilitlenmeye hiç bir çözüm bulunamaz. "Bileşik isim" pragmatik bir uzlaşma gibi görünüyor, ancak sınırın her iki yakasında da dah büyük bir muhalefetin kristalleşme riskini içeriyor. Neoliberalizme ve Batı'nın çıkarlarına bağlı siyasi seçkinler tarafından arka çıkıldığından, barış içinde yaşama arzusunda olan her iki halkın bir ifadesi olmaktan çok dış baskının bir sonucu olarak daha çok görünüyor. Bu nedenle, gelecek olası çekişmelere ve kalıcı rekabetçi ve güvenilmez duygulara açık kapı bırakıyor.
 
Bu anlaşmazlıkta Yunanistan açık olarak güçlü oyuncudur. Milliyetçi ters tepkileri durdurmak için, komşusunun aşağılanması ve komşusuna zorbalık edilme taktiklerini durdurmak zorundadır. Fakat arızalı siyasi seçkinler böyle bir görev için uygun değillerdir. Yunan radikal solunun, bölünmelerin ve iktidarsızlığın üstesinden gelmesi, geçmiş başarısızlıklardan dersler çıkarması ve yaygın öfkeye karşı ilerici alternatif sunması aciliyet taşıyor. Ülkenin çaresiz durumundan sorumlu olan yerli ve yabancı güçlere karşı halkın egemenliği savunurken, herhangi bir milliyetçi gericiliği reddetmek, böyle bir gelişme için gerekli şart olarak gözüküyor.
 
Yunan halkının gerçek düşmanları Üsküp'te değil lakin Berlin, Frankfurt, Brüksel ve Paris'te, tabii ki, kendi ülkelerinin içinde.
 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

FACEBOOK SAYFAMIZ