Özgürlük

SURİYE: SAVAŞIN BARBARLIĞI VE EMPERYALİST RİYAKARLIK

 
 
Alan Woods 27 Şubat 2018
 
 
(Ç.N.: Bölgedeki hemen hemen tüm güçlerin, ezilen ve sömürülen halklar açısından, birbirlerinden farkı yoktur. Esad, Amerika, Rusya, İran ve Türkiye; tüm bu aktörler gerici, karşıdevrimci ve acımasız şiddet doludur. Tek amaçları vardır: kendi çıkarları-kişisel ve "ulusal" çıkarlar. Ve köktenci aşırı dinci katil Cihatçı çeteler bu güçlerin sadece kuklasıdır. Geçen yayınladığımız röportaj çevirisinde-Yassin el-Haj Saleh ile Röportaj- Suriye'deki devrime ve karşıdevrime ilişkin yaşanılanları gerçek bir tanığın gözüyle yansıttık. Bu çevirimizde emperyalizm ile ilgili tarafa bakışları çevirmek istedik. Bu çevirileri yayınlama sebebimiz: Birincisi, dünya sosyalistlerinin bölgedeki olaylar hakkında ne düşündüklerini merak etmemiz; ikincisi ise ön yargılardan kurtulup objektif bir gözle gerçeklerin ne olduğunu görmemize yardımcı olabilir kanısıdır. Elbette, çeviriler yazarlarının kişisel yorumlarını da barındırdığından eleştiriye açık noktalar taşıyabilirler. Ancak son merhalede bu kişilerin ezilen ve sömürülen insanlardan yana oldukları unutulmamalıdır.) 
 
 
Birleşmiş Milletler'deki tüm yaygara, gürültücü propaganda ve manevralar sonrasında sözde Suriye ateşkesi aniden, utanç verici ve geri dönülemez bir şekilde bozuldu. Aslında doğmadan önce dahi ölü olan bir düşüktü.
 
"Savaş her şeyin babası ve kralıdır: kimini tanrı, kimini insan olarak ortaya çıkarır; kimini köle, kimini özgür kılar."(Heraklitus)
 
"Esenlik yokken, ‘Esenlik, esenlik’ diyerek Halkımın yarasını sözde iyileştirdiler."(Jeremiah 6:14)
 
BM Güvenlik Konseyi, Suriye'de yardım dağıtımlarına ve tıbbi tahliyelere imkan tanınması için 30 günlük bir ateşkes talep eden kararı oy birliği ile onayladı. Bunun, geçen haftadan beri hükumet güçlerince bombalanan, Başkan Esad'a düşman güçler tarafından bir süredir tutulan Şam yakınlarında bir bölge olan Doğu Guta halkına insani yardım sağlaması gerekiyordu.
 
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Doğu Guta'daki durumun "yeryüzündeki cehennem"e benzediğini söyledi. Bu doğru. Ancak, Suriyeliler bu tanımlamaya cevap verebilir. Rakip dış güçler ve onların yerli ve bölgesel temsilcilerinin eylemlerinin savaş alanına dönen Suriye'deki altı yıllık harp tüm ülkeyi yerle bir etti.
 
Dünyaya, yaklaşık 393,000 insanın hapsolduğu bölge üzerine varil bombalarının ve top mermilerinin bırakılıp korkunun daniskasının gösterildiği manzaradır bu. Okullar ve hastanelerin kasıtlı olarak hedeflendiği söyleniyor. Ölü ve yaralı çocukların cesetleri kameralarca sergileniyor.
 
İngiltere'de kurulan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Rusya'nın doğrudan katılımı reddetmesine ve Suriye hükumetinin sivilleri hedef almayı reddetmesine ve Doğu Guta'yı teröristlerden kurtarmaya çalıştığı görüşüne rağmen, bu suçta Suriye rejimi ve Rusya'nın parmağının olduğunu işaret ediyor.  Kime inanmalıyız? 
 
"BİRLEŞMİŞ MİLLETLER"
 
Karar üzerinde oylama, Birleşmiş Milletlerin dışında sefil bir komedi oynandığı için birkaç kez ertelendi. Suriye hükumetinin müttefiki olan Rusya, metinde değişiklikler yapılmasını öngörülebilir şekilde talep etti. Amerika ve Genel Konsey'deki yardakçıları, aynı derecede tahmin edileceği gibi, Moskova'yı zaman kazanmakla suçladılar.
 
Açıkçası, Ruslar ateşkes ilan etmek için acele etmiyorlardı, çünkü Suriyeli dostları sahada savaşı kazanıyorlardı. Amerikalıların aksine çok büyük aceleleri vardı çünkü onların tarafı dayak yiyordu. Acımasız savaşın tahribatının acısını çeken fakir insanların kaderi, Amerikalıların ve onların müttefiklerinin Rusya üzerinden ucuz propaganda zaferi kazanmaları için bu ıstırap görüntüsünü kullanması dışında, gerçekte hesaba katılmıyordu.
 
United Nations Image Flickr United Nations Headquarters
 
BM'deki ABD temsilcisi Rusya'yı "müzakereleri gereksiz yere uzatmakla" suçladı. Kızgın bir şekilde protesto etti: "Bu kararı kabul etmek üç günümüzü aldı, bombardıman ve top mermilerinde kaç anne çocuklarını kaybetti?" Musul'un fark gözetmeyen bombalanması ile katledilen sayısız çocuk ve anneleri hakkında aynı duyarlılığı sergilememesi ne tuhaf! Bu ayrım, bu bombaların Amerikalı pilotlar tarafından kullanılmış olması olabilir mi? Fakat Musul ile ilgili birazdan daha çok konuşacağız.
 
Rusya'nın BM elçisi Vassily Nebenzia, savaşan gruplar arasındaki anlaşmalar olmadan ateşkesin imkânsız olacağını söyledi ve asilerin elindeki Doğu Ghouta'daki durum üzerinden yapılan propaganda yağmuruna ateş püskürdü. Suriye'deki insani durumun korkunç olduğunu ve acil tedbirlerin alınması gerektiğini biliyoruz" dedi. "Sadece Doğu Guta ile ilgilenmek değil, Suriye'nin her yerine yardım eli uzatılmalıdır," diye de ekledi.
 
Uzun ve ateşli tartışmalar boyunca Ruslar, Şam, şiddetin sorumlusu tek taraf olarak sunulmasın diye karar metninin değiştirilmesinde ısrar ettiler. Sonunda Ruslar Suriye'de 30 günlük ateşkes için BM Güvenlik Konseyi kararını imzaladılar. Ama tam olarak neyi imzaladılar? Sözde ateşkes belgesi o kadar belirsiz ve umumi idi ki, hangi tarihten itibaren uygulanması gerektiği bile belirtilmedi. Özellikle Doğu Guta'ya değil, bir bütün olarak Suriye'ye atıf yapıyordu.
 
Rusya diplomasisinin oyunbazlığı ile ABD'nin bir kez daha tamamen köşeye sıkıştırıldığının farkına vararak, ABD'nin BM Büyükelçisi Nikki Haley ateşkesin derhal uygulanmasını istedi, ancak Suriye'nin buna uyacağından şüphelendiğini söyledi. Bu konuda, elbette, kesinlikle doğruydu. 
 
Sonunda "ateşkes," Birleşmiş Milletlerin vaat edilen yardımı teslim etmesi gereken ve insanların kuşatılmış bölgeleri terk etmesine izin verilen yalnızca bir beş saat süre kadar sürdü. Bunların hiçbiri olmadı. Cihatçılar Şam'ı bombalamaya devam ettiler ve Suriye hava kuvvetleri havadan bomba bırakmayı sürdürdü. Hiçbir yardım ulaştırılmadı ve Doğu Guta'dan kaçmaya çalışanlar, şehirden ayrılmalarını durdurmak için cihatçılar tarafından ateşlenen havan mermileriyle vuruldular.
 
 
ADI NE OLURSA OLSUN
 
Amerikalılar, "Suriyeli aktivistlerin" kulağa hoş gelen takma adıyla şu anda tanınan "anaakım" isyancıların yanında savaştıklarını iddia ediyorlar. Aktif oldukları kesin, özellikle internet ve propaganda aleminde. Ancak muharip gücü olarak önemsizdirler. Kuşatılmış topraklarda gücü elinde tutan gruplar, ana cihat grubunun bağlı olduğu IŞID ve el-Kaide gibi benzer zehirli ideolojiyi paylaşan militan cihatçılar. 
 
Sözde ılımlı İslamcılar bir uydurmadır. Bu gruplar, Suriye'deki cihatçı canavarlar, Esad'la hesabı halletmenin köpeksi araçları olarak CIA'nın desteklediği gerçeğini gizlemeye yarayan sadece uygun bir incir yaprağıdır. Ne yazık ki onlar için, isyancılarla hesabı halleden, Rusya ve İran'ın desteğiyle, Esad'dır. Geçtiğimiz Temmuz'da El Kaide ile resmi bağları koparana kadar El-Nusra Cephesi olarak bilinen Suriye cihat grubu Jabhat Fateh el-Sham (JFS), birden fazla sefer isim değişikliği yapıp kendini yeniden markalaştırdı. Fakat bu bukalemun benzeri değişimler bu cihatçı takımın gerici doğasının tek bir zerresini dahi değiştirmedi. Fransızların dediği gibi,  plus ça change, plus c'est la même chose(değişmeyen tek şey değişimin kendisidir).
 
Al Nusra front Image Flickr Coolloud
 
 
Cihatçılar, Doğu Guta'ya insani yardım sağlanmasını kasıtlı olarak engellemekte ve sivillerin banliyöleri terk etmesinin yolunu tıkamaktadırlar. Tıpkı Halep ve Musul'daki gibi, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere yüzlerce kişiyi rehin tutuyorlar. Her ne kadar batı medyasında çok azına ilgi gösterilse de, "insani ara verme"yi de ihlal eden Şam'ın bombalanmasına ayrıca devam ettiler. 
 
Birleşmiş Milletler kararını İslam Devleti üyelerine(İS, önceki ISIS/İSİL) ya da El-Nusra'ya uygulamadı. Ek olarak, Rusya, "onlarla işbirliği yapan" diğer grupları içermesi için karar talep etti. Ve nihai metin, operasyonların İslam Devleti, El-Kaide ya da Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak atanan diğer gruplarla ilişkili "bireyler, gruplar, teşebbüs ve varlıklara" karşı devam edebileceğini belirtti. Bunun "asi" grupların hangisine uygulanmadığını görmek zor!
 
En büyük ve en önemli isyancı gruplar, yani cihatçılar ve onların ortakları, ateşkes kapsamına girmedi. Nusra Cephesi, inkar etmeye çalışsa da El-Kaide'ye bağlı. Ve savaşanlara ve tüm ciddi silahlara sahip oldukları ve bu nedenle Doğu Guta'nın işgal altındaki bölgelerinde gerçek gücü ellerinde tuttukları için sözde ateşkes kağıt üstünde basılı olandan ibarettir.
 
 
MUSUL VE ALEPPO: İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ
 
Batı medyası, Halep ile ilişkin yaptığı gibi, Doğu Guta konusunda büyük bir yaygara kopartıyor. Fakat, üzerinde çok daha büyük bir suç işlenen, iki milyon insanın yaşadığı bir şehir olan Musul'un kaderi konusunda garip bir şekilde sessizliğe bürünüyor. Irak'taki ABD destekli güçlerin Musul'u İslam Devletinden zorlukla çekip alması yaklaşık dokuz ay sürdü. Kent geçen yıl 10 Temmuz'da nihayet "özgürleştirildi". Ancak bedeli gerçekten korkunçtu. Bugün bu bir zamanların muhteşem şehrinden geriye kalanlar sadece, bilinmeyen sayıda ölü erkek, kadın ve çocukların bedenlerinin kapladığı paramparça taş ve moloz yığınlarıdır.
 
Mousul Image Tasnim News
 
Binlerce aile evsiz kaldı. Okullar yerle bir oldu, altyapı şebekesi çöktü, kara yolları toz toprak haline döndü. Dicle Nehri'ndeki köprülerin beşi de hasar gördü. Bir aydan fazla savaşın hiddetlendiği merkezi hastane kompleksi çıra gibi yanıp kül oldu. Yıkım listesi şunları içerir:
 
-10 büyük hastanenin dokuzu
-98 sağlık merkezinin 76'sı
-Dicle boyunca 6 büyük köprü
-Musul yollarının dörtte üçü
-Okullar, üniversiteler ve eğitim merkezleri dahil olmak üzere 400 eğitim kurumu
-11.000 konut birimi
-4 elektrik santrali ve elektrik şebekesinin yüzde 65'i
-6 su arıtma sistemi ve kentin su altyapısının büyük kısmı bubi tuzaklı
-İlaç sanayi kompleksi
-Tüm hububat depoları
-İki büyük mandıra
-212 rafineri, petrol ve benzin istasyonları
-Tüm kamu binaları
-Tüm devlet bankaları ve özel bankalar
-63 dini merkez(kiliseler ve camiler), birçoğu değerli tarihi eser
-Tarım atölyeleri dahil, 250 atölye, fabrika ve küçük fabrikalar
-29 otel
-40 binden fazla sivil kayıp
-Batı Musul'daki 54 yerleşim bölgesinin 38'i yok edildi
 
Nineveh valilik binasındaki personel müdürü, "doğu Musul'un yarısı yıkılırken, batıdaki yıkım çok daha fazlaydı," dedi. Yerel bir gönüllü grubunun bir üyesi, batı Musul'daki yıkımın yüzde 99'a yakın olduğunu söyledi.
 
Bir büyük şehrin fiziksel tasfiyesine yol açan bu korkunç yıkım, çoğunlukla Amerikan bombaları, füzeleri ve topları ve de nüfusun olduğu bölgelerde kullanımı uluslararası çapta yasak olan bir silahın, Amerikan ordusunun kullandığı beyaz fosfor ile gerçekleştirildi. Tüm bunlar Amerikan savaş suçları anlamına gelir.
 
Ancak Halep'te(ve şimdi Doğu Guta'da) Suriye rejiminin ve Rus müttefiklerinin günlük suç duyurularıyla-gerçek ya da değil- topa tutulduğumuz halde, Musul halkına karşı işlenen korkunç suçlar sessizlik, yalan ve yarı-gerçekler eşliğinde halı altına süpürüldü.
 
 
BATI TARAFINDAN GÖRMEZDEN GELİNEN İNSANİ YIKIM
 
Fiziksel tahribattan çok daha önemli olan insan hayatının tahribatıdır. Bağdat'ta ne ABD ne de müttefikleri, çoğu halen molozlar altında yatan cesetleri toplama girişiminde bulunduğu için, sivil kayıpların boyutu bugün hala bilinmemektedir. ISIS'in kendisinin sayısız kurbanları dışında, özellikle de federal polis ve hava saldırıları ile onlara karşı kullanılan kitlesel ateş gücü sonucu 40,000'den fazla sivilin öldürüldüğüne inanılmaktadır.
 
Ancak bu büyük insani felaket batı medyasında büyük oranda göz ardı edildi. Musul'daki gerçekten felaket boyutlarındaki sivil ölümler, uluslararası medyanın çok az ilgisini ya da politikacı ve gazetecilerin dikkatini çekti.  2016 yılı sonunda Suriye hükümetinin ve Rus kuvvetlerinin Doğu Aleppo'yu bombalarken ki öfkesiyle bunu kıyaslayın.
 
İlgili olanların hiçbiri, ISIS, uluslararası koalisyon, Irak hükumeti, hatta Birleşmiş Milletler bile, kurbanların gerçek sayısı hakkında herhangi bir bilgi ileri sürmediler. Airwars(Koalisyon, Rus ve diğer hava saldırılarını izleyip rapor eden gazetecilerin öncülüğünde şeffaflık projesi), 19 Şubat - 19 Haziran 2017 tarihleri arasında 5 bin 805 sivilin öldürüldüğünü tahmin ediyor. Fakat bildiğimiz üzere basında çıkan haberler sadece gerçek ölüm sayısının bir kısmını karşılamaktadır.
 
Musul'daki sivil ölümlerin sayısı neden şok edici derecede yüksekti? Açıklamalar, Uluslararası Af Örgütü (AI) tarafından hazırlanan bir raporda okunabilir: Her Ne Pahasına Olursa Olsun: Batı Musul'daki Sivil Felaket
 
Bu rapor ölüm sayısının kesin bir rakamını vermese de, kaçmaları mümkün olmayan sivillerin bulunduğu kapalı bir alanda beş ay boyunca sürekli topçu ve roket ateşinin neden olduğu korkunç zararı doğruluyor. Musulluların çoğu evlerinde kaldı çünkü ISIS kaçmaya çalışan insanları öldürdü. Fakat çoğu, hükumet onlardan öyle istediği için kaldı. Ordu helikopterden halkın kaçmaması çağrısında bulunan broşürler attı. Bu, ölüm cezası anlamına geliyordu.
 
Fark gözetmeyen bombalama ve topçu ateşi, özellikle eski şehir üzerine son saldırı kurbanların çoğunluğunu çocuk ve kadınların oluşturduğu kan banyosuyla sonuçlandı. Çürümüş cesetlerin kokusunun hala havada hissedildiği Batı Musul'daki molozların altında 4000'den fazla bedenin gömülü olduğuna inanılıyor. Irak birliklerinin acımasızlığı pek çok tanık gözün sosyal medya hesapları ile doğrulanmaktadır. Middleebast çevrimiçi haber sitesinde yayınlanan bir makalede bir tanık, bir Iraklı askerden aktarıyor:"Hepsini öldürdük, Daesh, erkekler, kadınlar ve çocuklar. Herkesi öldürdük."
 
"Cesetler arasında birçok vatandaş vardı," diyor bir Irak valisi. "Kurtuluş ilan edildikten sonra, hareket edilen herşeyi ve herkesi öldürme emri verildi." İsmi gizli kalmak kaydıyla konuşan Vali, bu emirlerin yanlış olduğunu ancak askerlerin ne olursa olsun yerine getirmek zorunda kaldıklarını söyledi. "Bu hiç de doğru değildi" dedi. "Daesh savaşçılarının büyük çoğunluğu teslim oldu ve biz onları öylesine öldürdük."
 
Dokuz ay süren kuşatma sırasında 1.048.044 kişi kaçmaya zorlandı. Pek çoğu geri dönmedi. Musul'un yıkımından kaçan erkekler, kadınlar ve çocuklar çadır kamplarında, çoğunlukla sanal hapishanelerde barındırılıyor. ISIS savaşçılarının aileleri olduğundan şüphelenilen kadın ve çocuklar "rehabilitasyon kamplarına" yönlendiriliyor.
 
Daha önce ISIS tarafından işkence görüyorlardı. Şimdi de Irak birliklerinin ellerinde suçların acısını çekiyorlar ve cinsel tacize uğruyorlar. Ancak hiç kimse şimdiye dek sorumlu tutulmadı. Başbakan Al Abadi sık sık suçları soruşturan insan hakları örgütlerini eleştiriyor. İşkence ve cinsel taciz Irak ordusuyla kurumsallaştı ve tüm davalarda yargıçlar tarafından hoş görüldü.
 
Bağdat, ülkeyi yeniden inşa etmek için 100 milyar dolara ihtiyaç olduğunu tahmin ediyor. İslam Devleti'nin elinde tuttuğu en büyük şehir Musul'daki yerel liderler, sadece kendi şehirlerini ayağa kaldırmak için bu miktarın gerektiğini söylüyorlar. Birleşmiş Milletler orada bulunan 40.000 evin yeniden inşa edilmesi ya da restore edilmesi gerektiğini ve yaklaşık 600,000 oturanın, bir zamanlar 2 milyon kişiye ev sahipliği yapan şehre geri dönemediğini tahmin ediyor. 
 
Şimdiye dek hiç kimse masrafları üstlenmeyi teklif etmedi. Trump yönetimi, Iraklılara büyük bir yeniden yapılandırma için para ödemeyeceğini söyledi. Irak, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin yardım edeceğini ve İran'ın da rol almasını umuyor. BM, Irak çapında iki düzineye yakın kasaba ve şehirde bazı alt yapıları onarıyor ancak bunun finansmanı gerekli olanın sadece bir kısmı. Sonuç olarak, gerçekleştirilen yeniden inşaatın çoğu, ellerinden geleni yaparak ev ve dükkanlarını kurtarmak için bireylerin kişisel tasarruflarından geliyor.
 
Ve Halep kuşatmasının her bir detayı "özgür basın"ımız tarafından incelenip, tekrar tekrar mercek altına alınırken, Musul halkının yaşadığı kabuslara neredeyse hiç mühimsenmedi. Birinin neden diye sorma hakkı olmalı.
 
 
YİNE BİR BAŞKA "GAZ SALDIRISI"
 
ABD'nin diplomatik saldırılarının BM'de tamamen başarısız olması, öfke seliyle kuduran asilerin saflarında hiddet ve çaresizliği kışkırttı. Fakat, iktidarsızlığın yakıp yıktığı öfke. Doğrudan Amerikan desteği olmadan Suriyeli asiler beş para etmezler. Esad güçleri düzenli olarak tozlarını attı. Fakat Amerikalılar Suriye'deki bataklığa ciddi bir askeri güçle katılmaya hevesli değiller. Onları müdahale etmeye ne zorlar?
 
Cihatçıların cevabı anlık idi ve tamamıyla öngörülebilirdi. Propaganda kampanyasını hızlandırdılar, ancak bu sefer yeni bir(ama zar zor yeni) değişiklik başlattılar. Halep kuşatması sırasında Beyaz Başlıklılar olarak adlandırılan, Suriye'de hayat kurtarmaya adanmış tarafsız insani sivil toplum örgütü olduğunu iddia eden bir gruba geniş yer ayırdı. Gerçekte, bu "STK", tek amacı, dünya kamuoyunun sempatisini kazanmak için sivil yaralı/ölülerden şok edici videolar üretmek(günümüz Suriye'sinde zor bir görev değil) olan cihatçı bir örgütlenme idi.
 
Bu manevra öylesine başarılı oldu ki, Beyaz Başlıklılar'a, 2017'deki günlük operasyonlarını anlattıkları kısa film adına 'En İyi Belgesel Kısa Filmi'  Oscarı verildi. Defalarca gerçeği çarpıtan bilgiler vermekle ve sahte "kurtarma" girişimleri düzenlemekle suçlanmalarına rağmen...
 
White Helmets Image fair use
 
Şimdi, "nefes darlığı, diyafram zarının yoğun tahrişi, göz kaşındırması ve baş dönmesi" gibi semptomlar gösteren bazı insanların Al-Shifoniyah yakınlarındaki tıbbi tesislere kabul edildikleri ileri sürülüyor. Beyaz Başlıklılara göre, birkaç çocuk ve kadın nefes darlığı yaşadılar ve "en olmadı bir çocuk" boğulma sonucu öldü.
 
Bu iddialar kesin olarak tarafsız şekilde doğrulanmasa da, bu, batı dünyasının "bağımsız basını"nı onları her gün gerçeğin ifadeleri imiş gibi yeniden üretmeden alıkoymadı. Alışılagelmiş başlıklardan birisi Sky News'te haykırıyordu: Suriye rejimi "sivillere klorin gazıyla saldırdı."
 
Cihatçıların, Amerikalıların askeri müdahalede bulunmasını sağlamak için Doğu Guta'ya gas saldırısı suçlamasını kullanmaları bir ilk olmazdı. 2013'te Obama tarafından, Suriye ordusu mevzilerini bombalamak için ABD'li savaş uçakları göndermeyi haklı kılmak için, iddia edilen bir klor gazı saldırısı ile ilgili gürültülü bir kampanya gerçekleştirildiğinde, aynı şeyi yaptılar.
 
Obama yönetimi, kimyasal silahların kullanımı konusunda üst düzey bir Suriyeli yetkilinin konuşmalarını dinlediğini savundu ancak deşifre metni görülmek istendiğinde reddedildi. İddia edildiğine göre Suriye ordu personeline kimyasal silahlarla saldırıya hazırlanmak için gas maskelerini kullanıma hazırlama emri veren görüşmelerin deşifre metnini görmek için AP(Associated Press) tarafından bir talep yapıldı.
 
Medyada kopartılan tüm patırtı içinde, bu iddia edilen saldırılar için hiç bir şey kanıtlamayan bazı kumlu video çekimleri haricinde en ufak bir kanıt yoktu. Ölü sayısı ve diğer detaylar üzerine tutarsızlıklar şüpheciler arasında saldırı ile ilgili kuşkuları alevlendirdi. İddia edilen saldırıdan iki gün sonra devlet televizyonu , asilerin saklandığı yerlerde ele geçirilen plastik bidon, tıbbi flakon, patlayıcı ve diğer malzemelerin görüntüsünü yayınladı. Bir varilin üzerinde "made in Saudi Arabia" damgası vardı.
 
Şüphecilik, The Times of Israel gibi olasılık dışı mecralarda bile yansıtıldı. Eski bir İngiliz askeri subayı olan Charles Heyman'ın yönettiği, İngiliz kuvvetlerinin güvenilir yılda iki defa çıkan dergisi The Armed Forces of UK'nin 8 Eylül 2013'te bu gazetede yayınlanan bir makalesinde şu şekilde aktarıldı:
 
"Bunu anlayamıyoruz - herhangi bir komutan uzun vadede bir felaket olan şey için sadece kısa dönemli taktik bir kazanç adına kimyasal silahlarla Şam'ın bir banliyösüne füze fırlatmayı niçin kabul eder?"
 
Gerçekten niçin! Ve aynı soru bugün de sorulmalıdır. Ocak ayında Rusya Soçi'de Suriye Ulusal Kongresi için Suriye toplumunun çeşitli kesimlerinin toplanmasından hemen önce, ABD Dışişleri Bakanı, kimin yaptığına bakmaksızın, Suriye'deki kimyasal silahlarla bağlantılı tüm olaylarda Rusya'yı suçlamak için raporları kullandı.
 
Herhangi bir cinayet soruşturmasında avukatların sordukları ilk soru, "Cui bono", kelimenin tam anlamıyla "kimin yararına?"dır. Esad ve ordusu, ABD tarafından kaçınılmaz olarak çanak tutulan bir silahı kullanmaktan ne gibi bir kazanç sağlayabilirdi? Sorunun cevabı kendisinde. Esad'ın, çıkarlarını ciddi şekilde zedeleyecek böyle aptalca bir hata yapmakta hiçbir çıkarı yoktu. Esad birçok şeyle suçlanabilir ama onlar arasında kesinlikle aptallık yok.
 
Suriye ordusu, birkaç yıl önce Amerikalı ve Ruslarla uzlaşmaya varılan bir anlaşmanın parçası olarak hepsi denetlendiği için herhangi bir çeşit klor gazına sahip olamayacağında ısrar eder. Bu, Kimyasal Silahların Yasaklanması Teşkilatı (OPCW) tarafından da teyit edildi.
 
Durum böyle olmasa bile, Suriye ordusunun, halihazırda asileri ezmek için etkin kullandığı ölümcül ve ezici güçten başka silah kullanmasına gerek yok.
 
Suriye hükumet güçleri, yerli halkı yıllarca terörize eden ve bölgeyi terk etmeyi ve silahlarını bırakmayı reddeden İslamcı birliklerden Doğu Guta'yı temizlemek için Şam Çeliği operasyonunu yerine getiriyordu. Suriye ordusu cihatçılara karşı başlayan belirleyici kara harekatı aşamasında olduğundan, rüzgar yön değiştirdiğinde çabucak kendisine karşı dönebilecek klor gazı gibi böyle bir güvenilmez silahı kullanmaya ihtiyaç duyması en son şeydir.
 
Gerçekte, klor gazı kullanmadan kazanç sağlayacak olanlar, ona sahip oldukları bilinen ve Suriye hükumetinin suçlanması ve böylece Amerikalılara hava saldırıları için zemin hazırlama amacıyla onu kullanmaya hazır olan, bir tek cihatçılar. 
 
Donald Trump Image Flickr Gage Skidmore
 
ABD, kimyasal silahlar ülkede kullanılıyorsa, Suriye kuvvetlerine karşı daha doğrudan hava saldırısı düzenleyebileceği konusunda defalarca uyarıda bulundu. Geçtiğimiz Nisan ayında Başkan Donald Trump, İdlib'de meydana gelen ve tek bir delil olmadan Başkan Beşar Esad'ın üsütüne atılan bir kimyasal saldırıya yanıt olarak Shayrat Havaüssü'ne Tomahawk füze saldırısı emri verdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sivillere karşı kimyasal silahların kullanıldığına dair herhangi bir kanıt ortaya çıkarsa Suriye'ye "saldırma" taahhüdünde bulundu.
 
Bu medya kampanyasının tek amacı, dünya kamuoyunda karışıklık yaratmak, Amerika'nın düşmanlarının adını karartmak ve Ortadoğu meselelerinde daha emperyalist müdahale için "ahlaki" bir gerekçe sağlamaktır. Bununla birlikte, devam eden propaganda savaşının istenen sonucu olmayacaktır. Savaş, Suriye hükümet güçlerinin savaş alanındaki zaferiyle sona erecek. Son tahlilde önemli olan budur.
 
 
WASHİNGTON'UN KENDİNİ KONTROL EDEMEYEN ÖFKESİ
 
Aslında, ABD emperyalizminin, kimseyi parmağıyla suçlu olarak göstermeye hakkı yoktur. Milyonlarca masum erkek, kadın ve çocuğun ölümüne, yok edilmesine ve sefaletine sebep olan şu anki kanlı kargaşanın ana sebebi Amerika'nın Irak'ı canice istilası idi.
 
Bölgenin tüm hakimiyetini ele geçirme girişiminde Washington doğrudan veya dolaylı olarak Ortadoğu'daki en gerici güçleri destekledi. Saddam Hüseyin'in kanlı bir canavar ya da Esad'ın bir diktatör olduğunu bize söylemeye hiç gerek yoktu. Ancak Washington, halkına boyun eğdirtmek için işkence, halka açık infaz, baş kesme, çarmıha germe ve ölümüne taşlamaya dayanan Vahabi terörizminin cenneti olan Suudi Arabistan'ın desteği ile birlikte sözde "demokrasi aşkını" nasıl uydurdu?
 
Suudi Arabistan'ın Taliban ve el-Kaide'den tutun da Bin Laden ve ISIS'e kadar her terörist Cihatçı yapılanmanın arkasında olduğu herkesin bildiği bir gerçektir. New York'taki İkiz Kuleler saldırısının arkasında Suudi radakaller vardı. Saddam Hüseyin'in bununla hiçbir ilgisi yoktu. Yine de işgal altında olan ve yıkılan Suudi Arabistan değil Irak'dı. Ve Washington, Donald Trump'un şahsında, Riyad'daki canavarlarla en samimi ilişkilerini sürdürüyor.
 
Sol'daki bazı yanlış yönlendirilmiş insanlar, medyadaki yanıltıcı propagandanın kendilerini aldatmasına imkan tanıdılar. "İsyancıların," yedi yıl önce Suriye'yi önüne katan devrimci dalganın gerçek mirasçısı olduğunu düşünüyorlardı. Ancak bu hareket, Esad tarafından yapılandan çok daha fazla kendi gerici İslamcılık damgasıyla devrimi yer değiştiren karşıdevrimci Suudiler tarafından hızla yok edildi.
 
Suudiler(ve Katarlılar), katleden, tecavüz eden, işkence yapan, yollarına çıkan her şeyi yakan ve yıkan, altı yıldır Suriye çapında kuduran gerici Cihatçı çeteleri silahlandırıp finanse ettiler. Bu çeteler farklı isimlerle dolaşırken, aynı çarpık İslamcı ideolojiyi ve gündemi paylaşıyorlar. Ayrıca hepsi, bu kasapları alışıldığı üzere "asiler" ya da en son örtmece "Suriyeli aktivistler" olarak tanımlayan CIA ve Pentagon tarafından desteklenmektedir.
 
Donald Trump Saudi Image The White House press
 
Bu gruplar, kendi köpeksi çıkarları için emperyalizm tarafından ayakta tutulurlar. Kendi ultra-gerici Vahabizm markasının başarılı olması amacını güden Suudilerden devasa para yardımları alırlar. İnsan Esad için ne düşünürse düşünsün, bu gerici gangsterlerin zaferinin Suriye halkı için kanlı bir kabustan farklı olacağını öne sürmek hakikaten canavarlıktır.
 
Propagandanın ve yanlış bilgilendirmenin yoğun sis bulutunu dağıtmak ve iş başındaki farklı güçlerin gerçek menfaatlerini ortaya çıkarmak gerekiyor. Temel prensiplerden yola çıkmalıyız. Amerikan emperyalizmi, gezegendeki en karşı devrimci güçtür. Sol, doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir destek veremez.
 
Sözde Birleşmiş Milletler'e gelince, bir kez daha her zaman olduğu gibi sahtekar maskaralık teşhir oldu. Fransa'nın BM temsilcisi François Delattre son tartışmalar sırasında kararın "gecikmiş" olduğunu doğruldu. Maalesef, hareket etmede başarısızlığın BM'nin sonunu heceleyebileceğini beyan etti. Fakat bu beyanın dramatik etkisi, Birleşmiş milletlerin çok uzun zaman önce sona erdiğinden günümüzde herkesin pek ala haberi olduğu gerçeği ile biraz azaldı.
 
BM, gerçekte sadece, ufak ulusların gösterişli konuşmalar yapmasına ve yaygara koparmasına ve böylece kendilerini, büyük güçler karar verirlerken önemli hissetmelerine izin verilen bir konuşma mekanıdır. Yalnızca M. Delattre gibi bir aptal, BM'nin kesinlikle önem taşıyan şeylere karar verebileceğine inanır - her zaman buna inandığını farz eder.
 
 
TÜRKLER VE KÜRTLER
 
Rusya'nın Suriye'ye müdahalesi, dengeyi Esad'ın lehine değiştirdi. Halep'in düşüşü, sadece ABD için değil, aynı zamanda müttefikleri olan özellikle Suudi Arabistan için de belirleyici bir dönüm noktası ve yıkıcı ve aşağılayıcı bir yenilgi oldu. Washington temsilcileri Güvenlik Konseyi'ndeki tartışmalarda bağırarak çağırarak atıp tuttular. Fakat gerçekte ise bu, savaş alanı hesaba katıldığında tamamen beceriksizliği gizlemeye yönelik olan kendini kaybeden öfkedir.
 
ABD egemen sınıfının bir bölümü savaşı sürdürmek istedi ancak bu girişim başarısızlığa mahkûm edildi. Putin her adımı taktikle yendi. Ruslar Kazakistan'da (Rusya'ya bağımlı devlet) bir barış konferansı çağrısı yaptığında, Amerikalılar ve hatta Avrupalılar davet edilmedi. Sonunda, tüm kamusal söylemlere rağmen, Amerikalılar gönülsüzce, Moskova tarafından dikte edilen emrivakiyi kabul etmeye mecbur kaldılar.
 
Bugün hiç kimse Rusların Suriye'de egemen güç olduklarından şüphe edemez. ABD hiçbir şeye karar vermiyor. Bu Amerikalıların yuttuğu, yutmak zorunda kaldığı çok acı bir ilaç. Kendi davranışları neredeyse hiç mükemmel bir ahlak ve insanlık dersi olmadığı halde, Esad ve Rusların davranışı hakkında ikiyüzlü gösteriler yaparak ucuz propaganda puanı kazanma şansından yararlanıp erkekliğe toz kondurmamaya çalışıyorlar.
 
YPG Image Kurdishstruggle
 
ISIS hem Suriye hem de Irak'ta yenildi. Ve Rusya'nın ve İran'ın desteğiyle, Esad güçlerinin mumu söndüren kişi olarak kalan muhalif hedefleri bitirmesi sadece an meselesidir. Tabii ki, Amerikalıların bir tür hava saldırısı başlatmak için iddia edilen bir klor gazı saldırısı üzerine propagandayı kullanabileceği hariç tutulamaz. Fakat bu tür eylemler savaşa katılan birlikler tarafından belirlenecek nihai sonucu belirleyemez ve belirlemeyecektir.
 
Bununla birlikte, her şeye rağmen temel sorun çözülmedi. Şimdi ne olacak? Irak ve Suriye bölündü ve gelecek dönem istikrarsızlık sürecek. İranlılar tüm bölgedeki nüfuzlarını, Amerikalıları, Suudileri ve İsrail'i panikletecek kadar artırdılar. Türkler, ellerinden geldiğince bir şeyler kapmak için, Afrin'deki Kürt güçlerine karşı bir saldırı başlattılar.
 
Esad yanlısı İranlı milisler, Türk işgalcilere direnmek için Suriye ordusu ve Kürtler ile güçlerini birleştirirken, cihatçı militanlar ve ABD ve Avrupa'da terörist örgütler olarak sınıflandırılan grupların üyeleri Kürtlere karşı Türk silahlı kuvvetleri ile birlikte operasyonlarda belirgin bir rol oynuyorlar.
 
Kendi hesabına Moskova Suriye'de ayrıca pis bir oyun oynuyor. Her zaman kendi köpeksi çıkarlarının peşinde koşarak, farklı güçler arasında denge kuruyor. Esad'ı kurtardı ama Türkiye ile de dolap çeviriyor. Rusya'nın izni olmaksızın, Erdoğan'ın Kürtlere saldırmak için ordusunu Suriye'ye gönderip gönderemeyeceği şüpheli. Şüphesiz Putin, Türkiye tarafından desteklenen İdlib'deki cihatçılara karşı Suriye ve Rus kuvvetlerinin operasyonlarına karşı çıkmaması için Erdoğan'dan bir anlaşma kopardı. Türklerin pazarlık etmeye devam edip etmeyecekleri tartışmaya açıktır.
 
Sham Legion launch rockets at YPG positions in Aleppo Image Qasioun News Agency
 
Rusya, Suriye'deki savaşta İran'la fiilen ittifak içerisindeydi. Fakat Moskova, İran'ın Suriye'ye fazla nüfuz etmesini istemiyor; bu da, politikasının son zamanlarda Türkiye yönüne kaymasının bir başka nedeni. Rusya Kürtleri destekledi, fakat çıkarlarına gelir gelmez sırtından bıçaklamakta tereddüt etmedi. Muhtemelen Putin, YPG'ye yapılan bir Türk saldırısının onları Amerikalılarla çatışmaya sokacağını hesapladı.
 
Türkiye, ABD'nin müttefiki olması ve NATO'nun kilit bir üyesi olduğu halde, fakat giderek artan bir şekilde Türkler ve ABD Suriye'de kendilerini karşı güçleri desteklerken buldular. Bu, Türkleri düşman etme ve onları Rusya'ya yakınlaşmaya zorlama riskini alamayacak olan Washington'da daha çok baş ağrısına neden oluyor. Kürtler bir kez daha, emperyalizme güvenerek kurtuluşu aramanın aptalca olduğunu keşfedecekler.
 
YPG ağır silahlara sahip. Bu, Türk ordusu için risk faktörünü arttırdı. Erdoğan, Türkiye'de tepki doğuracak büyük sayıda Türk askerinin öldürülmesi riskini alamaz. İşte bu yüzden Türkiye şimdi cihatçı gruplarına güveniyor. Türk uçakları, hava saldırıları düzenleyerek zemin hazırlarlar; bu gruplar onu takip eder. Ve sonra Türk birlikleri onları takip eder.
 
Vladimir Putin and Recep Tayyip Erdoğan Пресс служба Президента Российской Федерации
 
 
Fakat bu sefer Türkler altından kalkamayacakları bir iş üstlendiler. Türkiye başlangıçta Afrin'i almak için yalnızca birkaç güne ihtiyaç duyacağını söyledi. Ancak, Afrin çetin ceviz olduğunu kanıtlayacak. Kürtler, hayatta kalmak için mücadele veren savaşla katılaşmış savaşçılar. Suriye ve İran kuvvetlerinin desteğiyle, Erdoğan'ı hırpalayacak durumda olabilirler. Bu, Suriye Kürtlerini, onlara, Suriye'nin bir parçası olarak kalma koşuluyla bir özerklik anlaşması sunmaya muhtemelen hazır olacak Esad'ın kollarına atacaktır. Her durumda, Erdoğan'dan ummabilecekleri şeyden çok daha iyidir.
 
Böylelikle Suriye'deki savaş yeni bir aşamaya geldi: sınırları dışında kalan güçler ve çıkarlar tarafından tüm gidaşatın dikte ettirildiği bir aşama. Farklı güçler arasında ittifaklar sürekli değişiyor ve gelecekte değişecek. Savaş bir süre daha sürecek. Tek bir şey kesin. Her zaman olduğu gibi asıl kurbanlar Suriye'nin uzun süredir acı çeken halkı olacak. 
 
 
*www.marxist.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde