Özgürlük

SOSYALİZM SONRASI ZAMAN

 
 
MIYA TOKUMITSU
 
(Ç.N.: Sevme, içme ve tembellik dışında. Tembellik edelim her şeyde.(Lessing) Hiç düşündünüz mü, neden boş vakit zenginler söz konusu olduğunda bir hak da, işçiler söz konusu olduğunda bir tembellik, bir ahlaksızlık, bir işe yaramazlık vaazlarına birden dönüşüveriyor? Şimdiye kadar, çuvalla boş vakti olan bir zengine tembel, işe yaramaz ya da ahlaksız dendiğini duydunuz mu? Peki işsiz bir işçiye neler dendiğini duydunuz? Oysa, nasıl yerin dibine sokulduğuna, nasıl toplumdan dışlandığına, nasıl insanlık dışı tasnifler içinde kapalı kapılar, örtük perdeler, dönülen sırtlar ardında aşağılandığına belki kendinizde belki yakınınızda yüzlerce defa şahit oldunuz. Neden hep zengin ya da boş vakti olanların gurur duyduğu bir uğraşısı vardır da, erkek işçilerin gurur duyduğu en büyük uğraşısı kahvehanede, o da işten zaman olursa, batak oynamaktır? Kadın işçiler ise boş vakitte de ezildikleri ve sömürüldükleri için, "Kadının Adı Yok!". İşçiler arasında bile boş vakit parçalara ayrılmıştır. Beyaz yakalılara patronları tarafından birazcık daha fazla boş vakit bağışlanırken, mavi yakalı işçiler her zamanki gibi kader kurbanlarıdır. Bütün tek tanrılı ve tanrısız dinler, hemen hemen bütün ideolojiler, hemen hemen bütün gelenek, görenek, özdeyiş ve de ata yadigarı sözler sıradan insanlara, yani kölelere, ezilen ve sömürülenlere çalışmayı emrederler iken, peki ya zenginlere? İşte her zamanki gibi, yaşasın diyalektik! İşçinin en büyük dostu, ona sunulan yalanın içini dışına, aldatan görüntüyü dost bir öze çeviren sihirli bir değnek. İşçilerin sırtından elde etikleri kar sonucu kendilerine sağladıkları boş vakit zenginlere bir haktır; işçilere ise, ırgat gibi çalışmak! İşçiler için boş vakit mi nerede? Diyalektiği işçilerin emrine amade kılan işçilerin sahip olduğu tek bilimsel ideolojide. Karl Marx'ın tek amacı vardı: insanların kendi potansiyellerinin farkına varıp sömürülmeden özgürce kendi kendilerini geliştirebilecekleri boş zamana çok sahip olup az çalıştıkları toplumsal bir düzen. Hala umut var...)
 
 
Yüz yıl önce, Birleşik Devletler emekten daha fazla kar çıkartmak için yaz saati uygulamasını onayladı. Eğer kapitalizmin isteklerinden muaf olsaydık zamanı farklı olarak nasıl düzenlerdik?
 
La Grande Jatte, George Seurat, 1884, bir Pazar günü. Vikipedi Commons.
 
 
Karl Marx'ın, sabahleyin avlanma, akşamüstü balık tutma ve akşam yemeğinden sonra eleştirme eski deyişini unutun - birçokları için, basitçe yorgun olduğumuzda yatağa gitmemiz ve dinlendiğimizde kalkmamız ütopya şeyler, kapitalist sonrası fantezilerdir. 
 
Birleşik Devletlerin yaz saati uygulamasını benimsemesinden yüzyıl sonra -işçilerden maksimum emek gücü çıkartmak için geliştirilen bir buluş- farklı bir toplumun işçiler için nasıl zaman ayıracağı üzerine bazı derin düşüncelere dalmaktan keyif alabiliriz. Dünyamız her şeyin üstünde kara öncelik verir ve emek gücünün dışında kalmaya yetecek servetimiz olmadığı sürece hayatlarımızı, güvenceye alma ve gelir sağlayan bir işi muhafaza etme etrafında düzenlemeliyiz. Sözde "neyi seviyorsanız onu yapın" iş ahlakından esnetilen tüm retorik gelenekler, bu acımasız gerçeklikten bizi uzaklaştırmak için husule geldi. 
 
Kar zorunluluğu zamanı yaşamamızı şekillendirir: dakikası dakikasına, işe giderken treni yakalamak için itişip kakışırken dahi; günü gününe, saat 18:00 süpermarket izdihamından kaçınmak için yeteri kadar kedi mamamız olup olmadığını hesaplarken dahi ve yılı yılına, işe bilenerek yıllar ve mesleki merdivenleri çıkmak için yetişkinliğimizi harcarken dahi. Dostlarıyla planlarını iptal etmek zorunda kalan, bebeği çocuk bakıcısına vererek böylece kendini rahat hisseden ya da baş ağrısına rağmen çalışan herkes, patronların kar taleplerinin ne kadar acımasız olduğunu, kişisel travmadan tutun da basit bir yorgunluğa kadar bir aksamaya nasıl tahammül edemediklerini bilir. 
 
İşçiler, günlerinin ve canlarının tamı tamına ne kadarını patronlar ve hissedarlar alabilir üzerine kanlı savaşlar verdiler. Bugün çok iyi bildiğimiz gibi, işçiler nispeten zayıf bir konumdadır ve bu nedenle kar elde etme hayatlarını gittikçe daha fazla kontrol etmektedir. 
 
Aşırı iş kültürleri, finans ve teknoloji de dahil, tamamen kendilerini mesleki rollerle tanımlamaları için işçileri sıklıkla teşvik eden bazı sektörleri istila ederler. Haftada 70 saat, daha fazla elemana acil ihtiyaç olduğuna işaret etmez. Önemsiz olarak kabul edilir, eğer gurur işareti olarak değilse. 
 
Gazetecilik ve grafik tasarımda sürekli işçilerin geçici işçilerle yer değiştirmesi, bu işçiler, tek tük kısa süreli işleri güvenceye alma umuduyla, bir yere yerleşme, başvurma ve kendini markalaştırma işine bedava bol zaman harcayabilirler anlamına gelir. Bu arada işverenler ödemek zorunluluğu olmaksızın yığınla makale fikirleri ve tasarım tarifleri alırlar.
 
Diğer sektörler, özellikle hizmet ve perakende, ne zaman ve ne kadar uzun çalışacaklarını işçilerin rızasına bırakmayarak, tam zamanlı düzenlemeyi tesis ettiler. Bu işçiler çocuklarını düzenli çocuk bakımına kaydeddiremez, haftalık otobüs biniş kartı alamaz ya da arkadaşları ve aileleriyle plan yapamazlar. Vardiyalar arasında evde rahatlayabilecekleri ya da bir hobinin keyfine varabilecekleri "işe yaramaz" saatleriyle şehir dışındaki alışveriş merkezleri ya da hava alanlarındaki işlerine neredeyse saplanıp kalırlar. 
 
Toplumsal ve ekonomik örgütlenme sistemimiz, zamanımızı inkar etmek ve parçalara ayırmak için baş döndürücü bir dizi yöntem kullanır. Bunun olmadığı bir dünyada zamanı nasıl yaşayabiliriz? 
 
Kar yükü olmayan bir toplumda boş zaman, insan yaşantısının merkezi haline gelebilir. Bugün, boş vakit ile tembelliği ve tembellik ile ahlaksızlığı sıklıkla bir araya getiririz, ancak böyle olması gerekmez. Aslında, "business" için Latince bir kelime olan negotium[iş], çalışma olmayan zamanı bazı toplumların ne kadar ciddiye aldıklarını ortaya koyar. Kelimenin tam anlamıyla negotium, boş vakit(-otium) yokluğunu(neg-) ifade eder. Başka bir deyişle, Romalılar, yaşamın keyif veren taraflarına katılmadığında insan sıradan şeyler yaptığı için olumsuz terimlerle işi tarif ettiler. Antik Roma'nın ataerkil, köle sahibi toplumuna geri dönmeyi istememekle birlikte, boş vakti daha ciddiye almakla yetinebiliriz.
 
Modern "otium"[boş zaman], bir miktar boş dolaşmanın yanı sıra, üretim faaliyetinin bir karışımını içerir. Olumsuz bir görüş içinde varsayıldığı gibi boşa zaman harcama peşinde olmayı düşünmekten ziyade, bir asır önce Paul Lafargue'nin "Tembellik Hakkı"nda ileri sürdüğü gibi, insan yaşamının gerekli bir tarafını herkesin hak ettiğini öne sürebiliriz.
 
Gerçekten de, gezinmeyi aklımıza getirdiğimizde harika şeyler ortaya çıkabilir. Nobel Ödülüne aday gösterilen İngiliz fizikçi Peter Higgs, büyük buluşunu "sukunet ve sakinlik"e yorar ve modern akademinin meşakkatli yayım zorunluluklarının onun için keşfini yapmayı ya da aslında kendisinin genç yaşta en küçük şekilde akademik kariyer sahibi olmasını imkansız yapacak olduğunu var sayar.
 
Gel gör ki, kar için hayallerimizi esir almaya çalışanlardan tembelliği korumalıyız. Heveslerimizin çoğu, Higgs'in gibi, yararlı ya da en sonunda aydınlatıcı olmayacaktır, ancak bu onları kendimiz için daha değersiz kılmaz. Çoğumuz, başımızın etini yiyen başka bir şey yapmamız gerektiği duygusu olmaksızın boşa zaman harcamanın nasıl hissettireceğini bilmiyoruz. Ya eğer keşfetmekte özgür olsaydık? 
 
Deli bir tempoda durmadan işleyen küresel bir piyasa içerisinde böyle boş zaman derinlemesine yabancılaştırabilir - Bruce O'Neill'in, "The Space of Boredom: Homelessness" adlı kitabında tanımladığı gibi, ayak uyduramayan ötekileştirilmiş kişilerin uğradığı durum. O'Neill'in kitabı, komünizmin çöküşünden yirmi yıl sonra, çoğu Romenin refahı unuttuğu, üretim ve tüketimin kapitalist sosyalliğinden çoğunun dışlandığı Bükreş'te evsiz toplulukları inceler.
 
Meta tüketimine odaklanmayan birbirimizle ilişki kurmanın yollarını geliştirerek, bu boş, yavaş zamanı ele geçirebilir ve onda hak iddia edebiliriz. Aslında yapılacak iş daha az olursa, işten keyif almak için herkesin yeterince saygın bir yaşam sürmesini temin ederek, bu boş zamanı doğru bir şekilde kullanmak ve el üstünde tutmak için hafta ve aylarımızı yeniden şekillendirebiliriz. Boş boş dolanmak ve komşularla çene çalmak epey hoş olabilir, bunu yapma zamanımız olduğunda eğer utanmazsak.
 
Tabii ki çoğumuz boş zamanlarımızda, dekupaj yapmak, gençler için koçluk yapmak, pişirmek ve görünürde yakacak odun yığmak gibi üretken şeyler yapmaktan gerçekten keyif alıyoruz. Hobileri eğlenceli hale getiren şeylerin büyük bir kısmı, kar güdüsünden kurtulduktan sonra, onlara deney yapma, bozma, bırakma ve yeniden başlama imkanını vererek, uygulayıcıların seçtikleri tempoda çalışmalarıdır. 
 
Günümüzde hobiler, iş ve hizmet tarafından sömürgeleştirilmeyen azıcık zamana sıkıştırılmıştır. O zaman bile, hobiler sadece malzeme ve gereçlere parası yetenler için mümkündür. Boş vakte ciddi bir yaklaşım, öğrenmek ve denemek isteyen herkese hokey sahalarını ya da yatları açarak, her yaştan insanın gençlik grubuna yayılabilir.
 
Kapitalist sonrası gelecekte her şey değişmeyecektir. Yiyeceklerin hala çiftlikte ekip biçilmesi, çocukların öğrenmesi, binaların tamir edilmesi gerekecektir. Hiçbir sorumluluğumuz olmayacak demek değildir, ancak zamanımızı düzenleyen kar elde etme şeklini mahvedeceğiz. 
 
Yine de şimdiki, anlık arzularımızı adam akıllı yok etmeye devam edeceğiz, ancak bunu, patronların kar amaçları için değil, genel refahımızın uğruna yapacağız. Hastaneler hala 7 gün 24 saat çalışmaya devam edecektir ve temel ahlaklılık, geceyarısı müzik zevklerimizi komşularımıza dayatmak gibi anti-sosyal davranışlarımızı hayal kırıklığına uğratacaktır. Hedef, bireysel heveslere müsamaha etmemek değildir - "İstediğimi istediğim zaman yaparım," ancak bütün topluluğun gelişmesine imkan tanıyan günlük, mevsimlik ve dönemlik uyumu güçlendirmek için.
 
Hala çalışma haftaları ve kariyer yollarına göre mi hayatlarımızı yaşayacağız? Çoğu kişi yapabilir. Fakat bir iş/yaşam dengesi aramak yerine, sadece hayata sahip olabiliriz: ekmek parası derdinde dünyadaki zamanımız çalışmanın yanı sıra -nekahet devresi, çocuk yetiştirme, arkadaşlık, hayal kurma, yas tutma- haklarını alır. 
 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde