Özgürlük

Tekel Dosyası

TEKEL DOSYASI

Son Kale: TEKEL

Neredeyse işçi sınıfı, direniş, gibi kelimelerin lugatlardan silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde Kamu İktisadi Teşekküllerinin son kalelerinden biri olan TEKEL'in “son kale”metaforuna uygun olarak tarih sahnesinden destansı çekilişine tanık olduk. Direniş henüz sonuçlanmamış olsa da gündemimizde yer ediş şekli, boyutu ve deneyim hanemize kattıklarıyla kayde değer bir önem içeriyor.

Tekel Direnişi, işçi sınıfının gücünü, sınıfın birleştiriciliğini, toplumsal muhalefetin gelmiş olduğu seviyeyi göstermek açısından önemli anektodlar içermesinin yanı sıra, 30 küsür yıllık özelleştirme politikalarının sonuçlarını göstermesi açısından da önemli bir noktaya temas etmektedir.

Bu bağlamda; böylesi bir tarihsel kesitte, Tekel'i ve Tekel işçilerini özel kılan sebepleri ve Tekel direnişinin seyrini incelerken bir yandan da süreci hazırlayan özelleştirme politikalarına kısa bir göz atmak da kaçınılmazlaşıyor.

***

Kamu iktisadı teşekkülleri ile kamu hizmetlerinin özel sermayeye peşkeş çekilmesinin tarihi 1930'lara kadar uzanıyor. Fakat 1970'lerde ortaya çıkan “yapısal kriz”nedeniyle kitlesel bir çöküşü önlemesi amacıyla ”alternatifler”ve uyarı sistemlerinin yaratılması için “özelleştirme”bir “model”olarak dünya halklarına yönelik en kapsamlı ekonomik ve ideolojik saldırılardan biri olarak uygulamaya konuldu. İşte Tekel İşçisinin direnişiyle sonuçlanan “Tekel'in özelleştirilmesi”hikayesi de tam burada başladı.

Özelleştirme Nedir?

Özelleştirme “devlet ile özel arasında yer alan karmaşık ve girift bir yapılaşma da olsa, aralarındaki farkı ortaya koyan çizginin devlet aleyhine oynatılması yönündeki tüm politikaları içermektedir. özelleştirme en geniş boyutuyla devletin dolaysız ekonomik girişimciliğini olduğu kadar tüm hizmet üretim ve birimlerini de kapsayan şekilde kamu mülkiyetinin ve/veya yönetiminin kısmen veya tamamen özel sermayeye devredilmesidir”

özelleştirme, kamu işletmelerinin özel sermayeye devredilmesi yanında kamu işçileri tarfından yerine getirilen kamu hizmetlerinin de özel sektör tarafından yerine getirilmesine kadar çok geniş bir anlam içermektedir. örneğin, bir Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT)'in yabancı bir firmaya  devredilmesi, diğer taraftan önceleri kamu kuruluşlarınca yerine getirilen, temizlik işlerinin taşeronlara devredilmesi, özelleştirme kapsamı içindedir. Ayrıca “gayri millileştirme”* ise özelleştirme kavramının içinde yer alan bir alt biçimdir.

Bir KİT'in tamamı değil de bir kısmının özel kesime devredilmesi durumunda, gene özelleştirme yapılmış olunur. çünkü; devir oranının küçük yada büyük olması özelleştirme eyleminin olmadığı anlamına gelmez ve esasen Tekel'in özelleştirilmeside tam olarak böyle başlamıştır.

Türkiye'de özelleştirmelerin Tarihine Kısa Bir Bakış **

Türkiye'de özelleştirme 1930'larda KİT'lerin yaygınlaştırılmaya başlanması ile birlikte “devlet eliyle özel sermaye oluşturmak”biçiminde ortaya çıktı. Bu metod uyarınca başlangıçta devlet eliyle kurulan işletmelerin zamanla özel sektöre devredilecekti. Nitekim 1933'te kurulan Sümerbank'ın özel sermayeye katılacağı ilgili yasanın 2. maddesinde yer almış olmasına rağmen özel sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle o yıllarda özelleştirme gerçekleştirilemedi. 1940'lar boyunca ise yine kara borsa ve rantiye sermaye, sanayiye yönelecek birikime sahip değildi. 1950'lerde Demokrat Parti, özelleştirmeyi programına almış olmasına karşın KİT'ler özelleştirilemediği gibi aksine KİT'lere yenileri eklenmişti.

1964 yılında yürürlüğe giren 440 sayılı yasanın 1. maddesine göre İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni (İDT) “Yeniden Düzenleme Komisyonu”kuruldu. Görevleri içinde İDT'nin iştiraklerini inceleyerek ve bunların tasfiyesi yada özel sektöre devri için öneriler sunacak olan komisyon, özelleştirmeye ilişkin bazı sonuçlar ortaya koysa da bunlar kağıt üzerinde kaldı. 1967'de yükselen halk muhalefeti, özelleştirmeye karşı yaygın bir tepki oluşturdu. Bu yıllarda, özelleştirmelerin son tahlilde “yabancılaştırma”olduğu bilinciyle gösterilen muhalefet özelleştirme savunucularının vatan hainliği damgasını yemelerini sağlamıştır.

24 Ocak 1980 “Ekonomik İstikrar Tedbirleri”ile başlatılan yeni ekonomik politikalar çerçevesinde KİT'lerin serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre işletileceği KİT reformu yapılarak karsız KİT'lerin tasfiye edileceği, ürettiği mallardan sübvansiyonun azaltılacağı ve kamu harcamalarının kısıtlanacağı öngörülmekteydi. İşte tam bu noktada özelleştirmeler açısından günümüze kadar uzanan süreç başka bir ivme kazanmış oldu.

Ancak ideolojik ve politik çerçevesini neo-liberalizm'in çizdiği özelleştirme, tüm halk kesimleri susturulmadan yapılamazdı. Nitekim 12 Eylül 1980'de askeri faşist darbe sendikaları (Türk-İş hariç), derneklerin çoğunu, siyasi partileri kapatarak toplumun hemen hemen tamamını asker postalları altında çiğneyerek bu susturma operasyonunu da başlatmış oldu. 12 Eylül askeri faşist darbesinin Bülent Ulusu Hükümeti tarafından Danışma Meclisindeki Bütçe Mali Plan Komisyonu'na hazırlattırılan rapor, KİT'lerin özelleştirilmesine olanak sunan, şirketleşme ve holdingleşmeler biçiminde örgütlendirilmelerini öngörüyordu.

Kasım 1983 seçimleri 24 Ocak Kararlarıyla başlayan sürecin katmerlendiği bir dönemi başlatıyordu. Seçimler sonucunda kurulan özal Hükümeti, özelleştirme politikasını açıkladı. özal, bırakalım KİT'leri, köprü, baraj ve yolları dahi özelleştireceğini televizyondan açıkça dile getiriyordu. Nitekim köprü ve baraj gelir ortaklığı senetlerinin satışıyla Türkiye'de özelleştirme süreci başlatıldı.

özelleştirmenin ilk adımı olan bu hazırlık İDT ve KİK olan KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılabilmesi yada işletme haklarının devredilmesine yasal dayanak olan “Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında”ki 17.03.1984 tarih ve 2983 sayılı yasa yürürlüğe konularak bir üst aşamaya yükseltildi. Yasa, KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılması veya işletme hakkının devredilmesine ilişkin çalışmaları yapmak üzere Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi (TKKOİ) kurulmasını öngördü. TKKOİ'nin temel işlevi KİT'lere ilişkin gelir ortaklığı ve hissi senetleri çıkarmak KİT'leri özelleştirmeye hazırlamak ve özelleştirmeyi gerçekleştirmekti.

Peşpeşe çıkartılan yasa ve düzenlemelerle özelleştirme yöntemlerinden biri olan Gelir Ortaklığı Senedi ile gerçek ve tüzel kişilerin kamuya ait köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu vb. altyapı tesislerinin gelirlerine ortak olunması için senetler çıkarıldı. Bu yöntem hem daha kolay gerçekleşebiliyordu hem de iç borçlanmanın bir biçimi oluyordu. Böylece özal iktidarı hedeflerini gerçekleştiriyordu. Ayrıca belirtmek gerekir ki gelir ortaklığı senedi uygulaması özelleştirme uygulanmasında, propaganda malzemesi olarak kullanılan bir yöntem olurken, pay senetleri satışı içinde bir ön hazırlık aşaması durumundaydı. Yani gelir ortaklığı senetleri özelleştirme işlevinin yanı sıra devlet tahvilleri gibi devletin borçlanmasına yönelik bir başka işlevi de gerçekleştirmiş oluyordu. Böylece iktidar bir taşla iki kuş vuruyordu.

Bu süreçte çıkartılan yasalar uyarınca bir başka özelleştirme yöntemi ise İşletme Devir Hakkı'dır. Bu yöntemle KİT'lerin mülkiyeti değil işletmeleri ürünlerinin pazarlanması, dağıtımı gerçek ve tüzel kişilere belirli bir bedel karşılığında devredilecektir. üçüncü bir yöntem ise, KİT'ler ve bağlı tesislerin mülkiyetine ortak olunacak hisse senetleri satışıdır. Bu yöntem özelleştirmenin tartışmasız tam olarak gerçekleştirilmesini getirmektedir.

Doğrudan özelleştirmeyi gerçekleştirmeye yönelik atılan önemli adımlarından biri de 31 Haziran 1986 tarihli ve 3291 ve 2983 sayılı yasaların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ile atılmıştır. KİT'lerin özelleştirmesini düzenlenen yasa ile TC Merkez Bankası Yasası'nda, Bankalar Yasası'nda, Tasarrufların Teşvik ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki yasada, Toplu Konut Yasası'nda ve Sermaye Piyasası Yasası'nda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca Tütün Tekeli Yasası'nın bazı maddeleri yürürlükten kaldırılarak özelleştirme yolundaki yasal engeller bir bir temizlenmeye başlanmıştır.

80 sonrası yapılan düzenlemelerin asıl kaynağını görmek açısından Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un raporu dikkate şayandır. özelleştirme ilgi yapılan düzenlemeler Türkiye'de özelleştirme politikalarını belirlemek için görevlendirilen Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un verdiği raporun hemen ardından yürürlüğe konulmaya başlanmıştır. üstelik, Morgan Guaranty'nin önerdiği yasal düzenlemeler, bir dönem “gece yarısı yasaları”olarak adlandırılan yöntemle halktan gizli olarak çıkartılmıştır.

***

Türkiye'de özelleştirmeye ilişkin hazırlık çalışmaları tüm bu zaman zarfında Dünya Bankası'nın doğrudan desteği ve finansmanı ile “Morgan Guaranty Trust Company of New York”tarafından yürütüldü. Morgan Guaranty ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)'nin özelleştirme ana planı hazırlamaya dönük anlaşması 05.08.1985 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma sonucu Morgan Guaranty, ana plan çalışmalarının Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Yatırım ve Finansman AŞ ve Price Waterhouse/MUHAS ile birlikte yapmıştır.

Morgan Guaranty ve diğer kuruluşların katılımı ile iki ana plan Nisan 1986'da, “özelleştirme Ana Planı”Mayıs 1986'da hükümete sunuldu. Ana plan iktidarın karşılaştığı durum ve engellere göre durum ve değişikliklere uğradı. Burada belirtmek gerekir ki özelleştirmeye karşı oluşan tepki köklü olmasa da bu planda bazı değişiklilere yol açtı.

özelleştirmeye resmen başlama tarihi olan 1985 yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerden başlanmıştır. 08 06 1984 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile KİK ve bağlı birimlerin özelleştirmeleri Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'na verilmiştir. Kurul, Ocak 1985'te Sümerbank'a ait yarım kalmış üç işletmenin Türkiye Süt Endüstrisi ve Yem-San ortaklığına ait Bingöl Yem ve Besicilik AŞ'nin özel sektöre devrini kararlaştırmıştır. 1986'da ise Kars Süt ve Mamulleri İşletmesi müessesesinin “işletme hakkı”dokuz yıllığına özel sektöre devredilmiştir. 1985-1988 yılları arasında yarım kalmış tesislerden on birinin mülkiyeti birinin de “işletme hakkı”devredilmiştir.

Ayrıca 1984'te KİT'lere bütçeden transfer ve Merkez Bankası dolaysız kredileri kesildi. Böylece KİT'ler yerli ve yabancı özel finans kurumlarına borçlandırılmaya zorlandı.

Sabit fiyatlarla KİT'lerin faiz giderleri 1982'de 100 olarak kabul edilirse 1984'te 35'e düşerken 1985'te 102,9'a sıçramıştır. Daha sonra bu yükseliş devam ederek 1993'te 573 olmuş, özel sektör ise 200'lerde kalmıştır. Dolayısıyla katma değeri paylaşım oranları açısından yapılan bu hesaplama KİT'lerin nasıl bir borç ve faiz batağına düşürüldüğünü açıkça gösterimektedir.

1987'de “yabancı danışmanlık”ve “muhasebe”kuruluşlarının raporları ile satışa sunulan KİT'lere umulan düzeyde rağbet olmayınca KİT'ler verimsizdir, zarar ediyor denilerek sermayeye peşkeş çekilmeye başlanmıştır. Bazılar ise kapatılmak istenmiştir. öyle ki KİT'i karlı duruma getiren yöneticilerin pek çoğu işlerinden olmuştur.

öte yandan KİT'leri olduğundan daha fazla zarar eden kurumlar olarak göstermek için muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Bu muhasebe hileleri dışarıdan ve gene yasaya uygun olmayan bir biçimde dünya bankası tarafından yönlendirilmektedir. Yani devlet ve KİT yöneticileri muhasebenin temel ilkeleri ve mevzuata aykırı olarak muhasebe hilesi yapmışlardır.

KİT'ler önce Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınarak, yönetim ve denetim bakımından Anonim Ortaklık statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Ocak kararları ile başlatılan bu uygulama bu çerçevede hükümetin KİT mal ve hizmetlerinin fiyatlarını belirleme yetkisi ellerinden alınmıştır. İç ve dış kredi sağlamada özel ortaklarla aynı konuma getirilmiştir.

Daha sonrada Türkiye'de özelleştirme Morgan Guaranty'nin 1985 sonunda hazırladığı ve hükümete sunduğu özelleştirme Ana Planı çerçevesinde yürütülmüş ve muhasebe hileleri de tam bu noktada başlamıştır.

özal hükümetine hızlı özelleştirme talimatları yağdıran Dünya Bankası, “ancak bunların değerlendirme ve satışa esas olan hesaplarını Türkiye'de yapacak muhasebeci standardı yoktur. Bu nedenle değerlendirme dış muhasebe firmalarına yaptırılmalıdır”diyerek özelleştirmelerin yabancıların liderliğinde yapılmasını açıkça önermiştir. Bu arada ülkemizde “özelleştirme çalışmaların yürüten danışman yada muhasebeci firmaların özelleştirme üzerine yaptıkları çalışmalarının bir kısım masrafları Dünya Bankasınca finanse edilmektedir.”Diğer taraftan Dünya Bankası'nın bu önerisine özal hükümetince ülkenin on milyonlarca dolarını “yabancılara izin vermesi nedeniyle”sus payı olarak yerli firmalara bol keseden dağıtılmıştır.

“KİT zararlarının olduğundan daha yüksek gösterme”maksadıyla icat edilen söz konusu değerlendirme ile hükümet ve sermaye halka yanlış bilgiler empoze etmeye başlamıştır.

KİT'lerin verimsiz oluduğu söylemleri bilimsel değildir. öyle ki; (özelleştirme Yüksek Kurulu) öYK “verimsiz”olduğu iddiasıyla SEKA Akdeniz müessesini de özelleştirmek istemiştir. Ancak, verimsiz olduğu belirtilen işletmenin “İSO 9000”belgeli olduğu ortaya çıkmıştır. Ne acıdır ki Türkiye'de kâğıt sanayiinde yatarım ve planlamalar yapan kamu kuruluşu olan SEKA 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürülmüş sonrasında da 2005 yılında kapatılmıştır.

1982 yılında sağlanan verimlilik yüzde olarak; kamu sektöründe özele göre 1993 itibarıyla 243,9'a karşı 261,4 gibi bir üstünlük göstermektedir. Aynı endeksle 1998'de 231'5'e karşı 404,8 ile kamu iki kata yakın daha yüksektir.

Ayrıca KİT'ler “açık vererek hazineye yük oluyor”suçlamasını tespit etmek için hazinenin KİT'lere yaptığı ödemeler ile KİT'in hazineye yaptığı katkının karşılaştırılması gerekmektedir. Buna göre 1971-1987 yılları arasındaki verilere göre KİT'lerin Hazineye katkısı, Hazine'nin KİT'lere katkısından tam 6.6 kat fazla olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla “KİT'ler açık vererek Hazine'ye yük oluyor şeklindeki açıklamalar maksatlı ve KİT'leri peşkeş çekmeye niyetli bir kafa yapısının ürünüdür.

Ayrıca özelleştirme çalışmalarının danışmanlarla birlikte yürütülmesini belirten Ana Plan'a göre “piyasanın içinde bulunmaksızın ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar devlet memurlarıyla bu görevleri tatminkar bir şekilde yerine getirmek imkansızdır”deniliyor. Devlet memurların bu “işin”dışında tutmanın tek mantığı ise halktan gerçeklerin gizlenmesidir.

çünkü uluslararası sermaye kendine yeni alanlar açarken aynı zamanda özelleştirme politikasında belirgin olarak ortaya çıkan sonuç şu ki, “yabancıların”özelleştirme çalışmalarına katılımı ve denetimi sağlamaları istenmektedir. “Yabancı danışmanlık kuruluşu KİT'in “satış değerini”belirleyecek en uygun sermaye yapısını saptayacak, olası alıcıların listesini saptayacak , farklı alıcıların tekliflerinin değerlendirilmesini yapacak ve çok daha önemlisi alıcılarla satış görüşmelerini yürütecektir.

Kısacası, yapılan özelleştirmelerin uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda nasıl birer yağma ve talan hareketine dönüştürüldüğü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yabancı sermayenin özelleştirme ihalelerine daha rahat ve daha güvenlikli girmesi için bir dizi yasal düzenlemelere de gidilmiştir. Bunların içinde en öneli düzenleme Türkiye'nin “Uluslararası Tahkim Kurulu”'nu kendi içi hukukunun üstünde kabul etmesidir. Morgan Guaranty'in hazırladığı “Ana Plan”da “yerli”sermayeye ilişkin özelleştirme açısından açık ifadeler kullanmamaktadır. Ancak “Türkiye'de en iyi özelleştirme yabancılara satıştır”diyen Ana Plan'da “Yurtdışından sermaye, yönetim tekniği ve teknoloji akışı teşvik”edildiği taktirde “dünya çapında”rekabete girebilecek teknolojiye sahiplik ve/veya yönetim ile Türk mal ve hizmetlerine dış pazarların açılabileceği hallerde iyi sonuçlar doğuracağı belirtilmektedir.

“Yabancı yatırımlar sayesinde ekonomik politik bağları güçlendirmek”gerektiği vurgulandıktan sonra, “bu ilerde ticaret hacminin genişlemesine yol açacak ve AB, Ortadoğu ve diğer ülkelerde olan ekonomik/politik bağları güçlendirecektir”deniyor. Ancak ilerleyen tarihlerde görülecektir ki belirtilen bu noktalar tamamen uluslararası sermaye lehine olacaktır.

En iyi özelleştirmenin yabancılara satış olduğunu vurgulayan Ana Plan'da bunun sebepleri açık bir dille şöyle açıklanıyor.

“Yabancı sermaye özellikle Türkiye gibi sermayenin yetersiz kaldığı ülkelerde gelişme açısından can alıcı önemdedir. Kamu teşebbüslerinin satışı yoluyla, yabancı sermaye bir çok ülkeye gelmiştir. Türkiye'de KİT'lerin özelleştirilmesi; çok fazla ihtiyaç duyulan yabancı yatırımların Türkiye'ye getirilmesi için önemli bir adımdır.”

***

1980 sonrası bir çok KİT, Böl-Parçala-Sat modeline göre sermayeye peşkeş çekilmiştir. özelleştirilmesi düşünülen kurum önce bölünüyor, sonra bölünen her parçaya “şirket”statüsü sağlanarak hisse senetleri aracılığıyla satılıyor. Zamanla da bu hisse senetleri belirli ellerde toplanmaya başlıyor.

örneğin Tekel, bu şekilde sermayeye peşkeş çekilmiştir. Tekel'in sigara, yaprak, alkollü içkiler, pazarlama ve dağıtım gibi ayrı yarı bölümleri birbirinden ayrılarak her bölümün “Anonim Şirket”statüsüne sokulmasının nedeni budur.

“Tekel'in günlük cirosu Böl-Parçala-Sat modeline göre parçalanmadan önce 6,5 trilyon olarak belirtilmektedir. Karı göz kamaştıran bu kuruluşu 1999 yılı sonunda 1,5 katrilyon lira ciro yapmış ve devletin kasasına 100 trilyon lira kar girmiştir.”

Toplumun büyük kesiminde özelleştirmelere karşı sempati yaratmak adına bilinç saptırmaya dönük propagandif faaliyetler buraya kadar anlatılan sürecin önemli bir kısmını oluşturuyordu elbette. Kitle iletişim araçları, basit muhasebe hileleri vb. Yöntemlerle sürdürülen bu ideolojik bombardımanın bir ayağını da KİT'lerin sendikalara satılması için değişik yol ve yöntemler oluşturuyordu. Bu minvalde önceleri özelleştirmelere karşı olduğunu söyleyen bazı sendikalar Karabük Demir-çelik ve Et-Balık Kurumu ve benzerlerine sembolik talip oldular.

“İşçi sayısı 5850 olan, Kardemir'in yüzde 35'i işçilere kalanın yüzde 30'u Karabük Sanayi ve Ticaret Odalarına, yüzde 10'u Esnaf Odalarına ve kalan yüzde 25'inin ise halka satılması kararı alınırken 4 bin işçinin çalıştığı Et-Balık Kurumu ise önceleri tamamen Hak-İş'e satıldı ancak sonradan bu satıştan vazgeçildi.”

KİT'leri satın alma sevdasına giren sendikaların yönetimleri işçi sınıfı düşmanlığını bir kez daha sergilemiş oldular. çünkü bu şekilde sermayenin eline birden fazla koz verilmiştir. Bunlardan birincisi; sendikaların işçi sınıfı örgütü olma kimliklerini yitirme tehlikesi, ikincisi; sendikalara yönelik var olan güven bunalımının daha da derinleşmesine katkıda bulunurken, üçüncü; olarak da bu tehlikeli girişimler kapitalizmin ve özellikle de özelleştirme propagandası için bulunmaz bir fırsat yaratılmıştır.

Bu girişimlerle hem özelleştirmelere katkı sunuluyor. Hem diğer sendikaların karşı duruşlarının önü tıkanmak isteniyordu, hem de sendikalar üyeleri ve halk nezrinde güven yitimine uğratılıyordu.

***

KİT'lerin özelleştirilmesi ile ilgili temel argüman KİT'lerin zarar eden, 80'ler ve 90'lar boyunca söyleniş şekliyle devletin sırtında bir “kambur”olduğu idi. Ancak KİT'ler uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturdu. Ta ki bilinçli ve sistematik biçimde zarar ettirilmeye başlanıncaya kadar.

özelleştirmeler bir ihtiyaç neticesinde değil, “ideolojik”bir “tercih”olarak ülke gündemine girdi. özelleştirme kavramının halkın lugatına girip, KİT'lerin talan edilmesine kadar geçen süreç tamamen neo-liberalizm'in çizdiği bir yörüngede seyretti ve bizzat emperyalizmin kurum, kuruluş ve ülkedeki yerli işbirlikçileri eliyle gerçekleştirildi. Gelinen noktada arkasında, üzerinden çekirge sürüsü geçmiş bir tarlanın harap manzarasını bıraktı. Bu bağlamda, tam da R. Tayyip Erdoğanın belirttiği gibi mesele tamammen ideolojikti ve bu ideolojik saldırının türevi olan Tekel Direnişi de kaçınılmaz olarak ideolojiktir.

Tekelin özelleştirilmesi

Tekel karlılığı ve baş döndüren üretim hacmi nedeniyle kurulduğu yıllardan bu yana (1862 yılında İnhisar adı ile kurulmuştur) uluslar arası sermayenin hedefinde olmuştur. Osmanlı döneminde Duyun-u Umumiye eliyle Osmanlının borçlarını ödemek adına emperyalizme peşkeş çekilirken bu gün ise uygulanan neo liberal politikaların sonucu olarak Tekel parçalanmış, parçalanmadan arda kalan bölümler satılmış ya da tasfiye edilmiştir. Ardında 150 yılı bulan bir tarih bırakmış olan Tekel yok edilmiştir.

Tekel ve muadili işletmelerin özelleştirilmesi ülkemizdeki özelleştirme süreçlerinin son ve en önemli halkasıdır. Bu anlamda Tekelin özelleştirilmesi esnasında geçen sürece kısaca bir bakmakta yarar var.

Tekel, 2001 yılında özelleştirme Yüksek Kurulu'nun (öYK) 2001/06 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındı. öYK'nun 05.02.2002 tarih ve 2002/06 sayılı Kararı ile özelleştirme stratejisi yeniden belirlendi. Tekel'in alkollü içkiler ve sigara bölümleri 05.06.2003 tarihinde anonim şirkete dönüştürüldü ve  ihale edileceği ilan edildi.

Tekel'in bağlı ortaklığı Alkollü İçkiler San. ve Tic. AŞ 23.12.2003 tarih ve 25325 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2003/85 sayılı öYK Kararıyla Nurol-Limak-özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu üyelerinin ihale şartnamesi çerçevesinde kuracağı anonim şirkete 292 milyon dolar bedelle satıldı. Bu kapsamda kurulan MEY AŞ'ye hisse devir işlemleri de 24.02.2004 tarihinde gerçekleştirildi. Devir işleminin üzerinden sadece 2 yıl kadar sonra MEY AŞ bu kez bir Amerikan yatırım şirketi olan Texas Pasific firmasına %90 hissesini 810 milyon dolar bedelle sattı.

Tekel'in alkollü içkiler bölümünün özelleştirilmesi sonucunda MEY AŞ'ye 17 fabrika devredildi. 2009 yılına geldiğimizde ise bu fabrikalardan sadece 9 adeti çalışmaktadır.

İhale öncesinde alkollü içkiler bölümünde 3.631 işçi çalışmaktaydı. Hisse devri sırasında MEY AŞ bünyesine 1.700 işçi geçti. 2009 yılında MEY AŞ bünyesinde çalışan işçi sayısı 323'e kadar geriledi.

öYK'nun 2001/06 sayılı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Tekel'in sigara bölümünün özelleştirilmesi için de 07.06.2003 tarihinde ihale gerçekleştirildi. Hisselerinin %65'i Japon devletine ait olan Japan Tobacco International (JTI) tarafından verilen 1 milyar 150 milyon dolarlık teklif yetersiz bulunarak ihale 11.11.2003 tarihinde iptal edildi. 2005 yılında yapılan ikinci ihalede ise hiçbir firma teklif vermedi.

AKP hükümeti Tekel'in sigara üretim biriminin özelleştirilmesi sürecini 26 Ekim 2007 tarihinde üçüncü kez başlattı. Tekel'in sigara bölümüyle ilgili olarak 22.02.2008 tarihinde gerçekleştirilen ihalede en yüksek teklifi veren British American Tobacco (BAT) firmasına 1 milyar 720 milyon dolara satıldı.

Tekel'in özelleştirme kapsamına alındığı 2001 yılında 477.829*** tütün üreticisi varken, Tütün Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 2002 yılında üretici sayısı 402.899'a geriledi. Sözleşmeli üretim yapan üretici sayısının 2008 yılında 194.282 kişiye gerilediği Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinden anlaşılmaktadır. özelleştirme, tütün üreticileri sayısı yanında tütün alımını da olumsuz etkiledi. 2002 yılında 159.521 ton olan tütün alımı 2008 yılında 74.584 tona geriledi.

Tekel'in özelleştirilmesi üretici sayısındaki gerilemenin yanında Tekel'in istihdam yapısını da son derece olumsuz bir şekilde etkiledi. Tekel bünyesinde 2001 yılında 30.124 işçi çalışırken, önce alkollü içkiler ardından da sigara biriminin özelleştirilmesi sonucunda çalışan işçi sayısı 12 bin civarına geriledi.

özelleştirme programına alındığında 110 yaprak tütün işyeri, 6 sigara fabrikası, 19 alkollü içki üretim tesisi, 84 pazarlama müdürlüğü, 10 tuz işletmesi, bir kibrit fabrikası, bir ambalaj fabrikası ve bir sung ipek, viskoz fabrikası olan Tekel, 2009 yılına gelindiğinde 57 yaprak tütün işyeri, 2 tuz işletmesi ve bir ambalaj fabrikası olan işletmeye döndü.

Tekel'in sigara bölümünü alan şirket zaten Tokat ve Ballıca'daki fabrikaları açık tutacağını beyan etmiş ve üretimini bu iki fabrika ile sağlamıştı. Bunlardan yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığı Tokat Sigara Fabrikası da kapandı.

Tekel'in özelleştirilmesi parçalanmış bu birimlerin satışından ibaret değil elbette. Tekel ham maddesini tarım üreticisinden elde eden bir kurum olması itibarı ile üretim hacminin düşmesi direkt olarak tarımsal üretimi de etkilemektedir. Veya tam tersi durumda izlenen tarım politikaları tekelin özelleştirilmesinde yaratılan çarpıtılmış bilinci oluşturmakta önemli bir rol oynamış, sanayide üretim veren Tekel bitirilirken tütün üzüm vs. gibi Tekel işletmesinin hammadde kaynağını oluşturan tarımsal üretim de mahfedilmiştir.

Son Kale Tekel

Tekel; Tüpraş gibi, Telekom gibi Türkiyede üretimin ve milli gelirin önemli parçalarını oluşturan işletmelerden olup diğer benzer kurumlarla birlikte özelleştirme süreçlerinin de en önemli halkalarından birini oluşturuyor. Nitekim bu işletmelerin satışları, bu satışlar esnasında uygulanan metodlardan, satış sonunda elde edilen “gelir”lere varana kadar bir çok spekülasyon da vuku bulmuştur. Ayrıca bu işletmeler ciddi gelirler elde eden kuruluşlar olmakla birlikte, çok sayıda işçiye iş sağlayan kurumlar iken satışlarının hemen akabinde işçi çıkarmalar ve yeni alımların durdurulmasıyla çalışan sayısını hızla azaltmıştır. Bu işletmelere dair bir diğer özel durum ise kurum çalışanlarının Türkiyedeki muadili diğer işçilere göre gelir ve refah durumlarının daha iyi olmasıdır ki Tekel işçisini özel kılan ve işsizlik neticesinde ortaya çıkan kayıplarının seviyesini arttıran da bir durumdur.

Elbette; gelir rekortmeni, onbinlerce insana iş sağlayan, ülkede milli gelirin önemli bir kısmını sağlayan ve işletmelerin sendikal ve siyasal örgütlenmeye uygun bir şekilde çok sayıda işçiyi bir arada çalıştırdığı kurumların satışı Ya da tasfiyesi esnasında bir direnişin patlak vermesi olasıydı. Ancak bu durum neden Tüpraşta ya da Telekomda değilde Tekelde bu direnişin patladığına cevap vermez.

Az öncede belirttiğimiz gibi Tekel özelleştirilmesi esnasında bir direnişe sahne olması potansiyelini oldukça yoğun taşıyan bir kurumdu. çalışanlarının sosyal, ekonomik ve kültürel durumu böylesi bir direniş için gerekli şartları hazırlar nitelikte idi. Diğer taraftan yaşanan ekonomik krizin etkileri uç noktalara ulaşmışken binlerce işçiyi -ülkenin en saygın işletmelerinden birini yok ettikten sonra- işsiz bırakmak ta direnişin itici güçlerinden olsa gerek.

çalışanlarının içinde eski siyasi mahkumlar, yetimhanede büyüyen “hayatlarının ilk gerçek sosyal yaşam tecrübesini”çalıştıkları Tekel'de yaşamış ve işletmeyle duygusal bağları olan işçiler kurum içinde azımsanmayacak sayıda idi. öte yandan kadın çalışanların yoğunluğu (Ki direniş esnasında kadın işçilerin yarattığı psikolojik direnç asla azımsanamaz) nedeniyle kurum içinde çocuk bakımı için kreşler mevcuttu. Yani işçilerin çocukları da Tekelde büyüyor orada tanışıyordu.  özelleştirmeler ve başkaca gerekçelerle işçilerin kuruma ait başkaca fabrikalarda bir rotasyona uğraması dolayısıyla kurumum çalışanlarının önemli bir kısmının birbirleriyle ilişki kurma şansı yakalamış olması da tekel işçisinin direnişteki dayanışmasının ve bu kadar uzun süre dayanabilmesinin önemli nedenlerindendir.

Bütün bunlardan öte Tekel Türkiye ekonomisinin taşıyıcı direği olma özelliği taşıyan Uluslar arası sermayenin ağzını sulandıracak oranda karlı ve yapısı gereği tarımsal üretimle ciddi bağları ve etkileyiciliği olan bu nedenle de ülke ekonomisinde belirleyi karaktere sahip nadir işletmleredendi. Bu nedenle özelleştirme politikaları ve bu politikaların yarattığı yıkıma direnişin “son kalesi”idi. Ve tüm muharebelerdeki son direniş hatıındaki çatımanın çetinliğini korkusuzluğunu ve direncini taşıyordu.

Sonuç Yerine

Kapitalizmin krizi gün geçtikçe derinleşiyor. Derinleşen krizin Türkiye siyasetindeki yansımaları da krizin yıkıcılığı kadar sert ve kırılgan bir alana tekabül ediyor. Böylesi kırılgan bir zemin üzerinde Türkiye'nin en büyük işletmelerinden birinin tarih sahnesinden çekilişinin son perdesinde  işçi sınıfının kendi gücünü hissettirmesi devrimci hareket açısından bir sarsıntıyı, bir motivasyonu beraberinde getirdi. Tekel direnişinin ardından peşpeşe -çapı Tekel direnişene ulaşmaktan çok uzakta olsa- birçok işçi direnişi başgösterdi.

Tarih düz bir çizgi şeklinde ilerlemediği gibi herhangi bir tarihsel dönemi de net olarak şu anda başlamıştır diye betimlemek mümkün olmayabilir. Ancak tekel direnişi gibi bir nirengi noktası böylesi belirlemeler için uygun anları oluşturabilir. Yaklaşık 30 yıllık özelleştirme politikalarının gelmiş olduğu nokta sürecin tamamına erdiği bir yerdedir. özelleştirme programları kapsamında gelir getirecek**** işletmelerin tamamı satılmış. özelleştirme politikalarının sosyal ve siyasal sonuçları dolayımsız olarak günlük yaşama aksetmiş vesselam deniz bitmiştir. ülke toplumsal muhalefeti açısından özelleştirme karşıtlığı başarılı bir politik hat etrafında örgütlenememiş ve süreç bu bağlamda yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Ancak bir dönemin bitişi diğer taraftan başka bir dönemin başlngıcını da ifade eder. Neo-liberal özelleştirme politikalarının fikri düzeyde yarattığı kafa karışıklığı da özelleştirme politikalarının sonuçları alındıkça yavaş yavaş ortadan kalmaktadır. özelleştirmelerin ekonomiye can vereceği, istihdamı arttıracağı, KİT'lerin devletin sırtında birer kambur olduğu gibi özelleştirme argümanları bir bir çürümüştür. özelleştirmenin tamamen ideolojik gerekçelerle yapıldığı ve mülkiyetin tamamen sermayeye devredilmesi sürecinin kaçınılmaz ayağı olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Tüm bu teşhir olmuşluğa binaen bu gün devrimciler açısından sorun bir muhalefet yaratmak değil var olan muhalefeti örgütlü alanlara kanalize etmektir. Zira 30 küsur yıllık neo-liberal saldırının açmış olduğu yaralar artık dikiş tutmamakta direnişlerin ve hedef gözeten muhalif eylemlerin önünü açmaktadır. Bu anlamda Tekel Direnişi kaybedilen bir savaşın son kalesi olmasının yanında yeni bir sürecin de müjdecisidir.

* Yazı içerisinde verilen rakamsal değerler, ilgili yıllarda Türk Lirası'nın değeri üzerinden verilmiştir. Bu nedenle yeni Türk Lirası ve sonrasında paranın adının başından yeni ibaresi kaldırıldıktan sonra ortaya çıkan değerle karıştırılmamalıdır.

** özelleştirme ile ilgili ilk karşı duruşların başında “vatanın satılması” argümanı ile beslenen ulusalcı bir yaklaşım olsa da milliyetçiliğin sol bir ambalajla kaplanmış halinden öte gitmediği ve özelleştirme politikalarıyla temelden bir problemi olmadığı da ortadadır. Buradan hareketle “gayri millileştirme” meselesine vurgu yapmamız; bu milliyetçi argümandan bağımsız olarak uluslararası sermayenin özelleştirme politikalarının temel aktörü olması ile alakalıdır.

*** Verilen sayı tütün üretimi ile gelir sağlayan tüm çalışanları kapsamaktadır.

****özelleştirme politikalarının sebebi gelir getirecek olması ya da bu gelirlere olan ihtiyaç değildir. Kaldı ki satılan bir çok kamu işletmesi gelirleri itibarı ile satış bedelini 1-2 yıl gibi kısa bir zaman diliminde amorti edebilecek işletmelerdir.

CUMHURBAŞKANLIĞI KABİNESİ “100 GÜNLÜK İCRAAT PROGRAMI-2018” …

CUMHURBAŞKANLIĞI KABİNESİ “100 GÜNLÜK İCRAAT PROGRAMI-2018” ÜZERİNE TMMOB GÖRÜŞÜ

25.09.2018   Cumhurbaşkanlığı tarafından 3 Ağustos 2018 tarihinde yayınlanan ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesinde bulunan Bakanlıkların 100 günlük faaliyet hedeflerini içeren “100 Günlük İcraat Programı-2018” TMMOB tarafından dikkatle incelenmiş ve programa ilişkin TMMOB GÖRÜŞÜ 25 Eylül 2018 tarihinde kamuoyuyla paylaşılmıştır.   CUMHURBAŞKANLIĞI KABİNESİ “100 GÜNLÜK İCRAAT PROGRAMI-2018” ÜZERİNE TMMOB GÖRÜŞÜ (25 EYLÜL 2018)   1. Giriş 16 Nisan 2017 tarihli “Anayasa Değişikliği Referandumu” sonrası 6 ay içinde çıkarılması gereken “Uyum Yasaları” çıkarılmadan gidilen 24 Haziran 2018 tarihli “Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri” ile hukuki altyapısı eksik bir şekilde “Cumhurbaşkanlığı Kabinesi” kurulmuştur. Cumhurbaşkanlığına ve Bakanlıklara bağlı kurumlar tarafından yaklaşık 46 milyar liralık bütçeyle hayata geçirileceği ifade edilen; ulaşımdan enerjiye, ekonomiden sanayiye, dış ticaretten şehirciliğe, dış politikadan savunmaya,... Read more

İsmail Devrim haberinden gözaltına alınan gazeteci serbest

İsmail Devrim haberinden gözaltına alınan gazeteci serbest

Kocaeli'nde intihar eden İsmail Devrim ile ilgili yaptığı haber sonrası gözaltına alınan gazeteci Ergün Demir serbest bırakıldı. Demir, genel yayın yönetmenliğini yaptığı Astakoshaber adlı internet sitesinde yayımlanan haberinde 45 yaşındaki Devrim'in oğluna okulun istediği pantolonu alamadığı için intihar ettiğini yazmıştı. Demir'in haberinden sonra Kocaeli Valiliği’nin sosyal medya hesabından yayımlanan basın açıklamasında, "Söz konusu haberler intihar sebebi çocuklarına kıyafet alamadığı ve sebepler okula alınmadıkları şeklinde yayınlanmıştır. Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda bu haberlerin gerçeği yansıtmadığı olay sebebinin psikolojik nedenlere dayandığı anlaşılmıştır. Haberin kamuoyunu yanlış bilgilendirerek, olumsuz algı oluşturmaya sebep olduğu anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verilmişti. Demir, bu açıklamanın üzerine "İsmail Devrim haberinin belgesi” başlığıyla Devrim ile eşi arasında geçen konuşmaları yayınlamış, bu haberden sonra Körfez Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Read more

Pompeo: Brunson bu ay serbest bırakılabilir

Pompeo: Brunson bu ay serbest bırakılabilir

Türkiye'de "casusluk" suçlamasıyla yargılanan ve ev hapsinde tutulan papaz Andrew Brunson konusunda ABD'den yeni bir açıklama geldi. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu görüşmelerine katılmak için bulunduğu New York'ta gazetecilere konuşan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Brunson'ın bu ay içinde serbest kalabileceğini iddia etti. Brunson'la ilgili açıklamasında, "Evet, bu ay serbest bırakılabilir. Geçen ay serbest bırakılmalıydı. Aslında bugün serbest bırakılmalı" diyen Pompeo, ABD'li papazın "haksız yere" ev hapsinde tutulduğu yönündeki görüşünü de yineledi. Pompeo, "Papaz Brunson ve Türkiye tarafından tutulan diğer tüm ABD'lilerin serbest bırakılması gerekir. Ve bunun hemen yapılması gerekir" ifadesini kullandı. Brunson'ın tutukluluk süreci Avukatlarının yaptığı tahliye başvurusu geçen ay da reddedilen Brunson'ın yargılandığı davanın bir sonraki duruşması 12 Ekim'de. Brunson için "Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği" iddiasıyla 15 yıla kadar, "casu... Read more

İntihar eden İsmail Devrim’in haberini yapan gazeteci Ergün …

İntihar eden İsmail Devrim’in haberini yapan gazeteci Ergün Demir’e gözaltı

Kocaeli'nin Körfez ilçesinde oğluna okul kıyafeti alamadığı için intihar eden işçi İsmail Devrim'in haberini yapan Gazeteci Ergün Demir gözaltına alındı. Haber sonrası hedef gösterilen ve ifadeye çağrılan Astakoshaber.com internet gazetesinin sahibi Demir, Doğukışla'da bulunan polis karakoluna ifade vermeye gitti. Buradan soruşturmayı yürüten Körfez İlçe Jandarma Karakolu'na gönderilen Demir, gözaltına alındı. Telefonla ulaştığımız Ergün Demir, Körfez İlçe Jandarma Komutanlığı’nda olduğunu doğrulayarak “Henüz ifade vermedim. Bekliyorum. Haberle ilgili gözaltına alındım” dedi. DEMİR, HABERİ NASIL YAPTIĞINI GAZETEDEKİ KÖŞESİNE YAZMIŞTI Gazeteci Ergün Demir, İsmail Devrim'in intiharı haberini nasıl yaptığını Astakoshaber.com'da yazdığı "İsmail Devrim haberini nasıl yaptım?" başlıklı köşinde anlatmıştı. Habere ilişki "Gerçekten zor bir haberdi. Çok ama çok ağır bir hikayeydi" ifadelerini kullanan Demir, haberin yapılış öyküsünü aktardıktan sonra "Kimse öküz altında buzağı aramasın. ... Read more

Tutuklanan arkadaşlarımıza tecrit içinde tecrit uygulanıyor!

Tutuklanan arkadaşlarımıza tecrit içinde tecrit uygulanıyor!

Tutuklanan arkadaşlarımıza tecrit içinde tecrit uygulanıyor! Avukatımız dün akşam iki sendika yöneticimizle görüşebildi. Tutuklanan arkadaşlarımızın sadece Silivri’deki 8 ayrı cezaevine dağıtılmalarıyla yetinilmediğini, her cezaevine üçer kişi şeklinde dağıtılan arkadaşlarımızın da teker teker ayrı hücrelere dağıtıldığını öğrendik. Tecrit içinde tecrit uygulanan işçi arkadaşlarımızın aynı zamanda uyuşturucu satıcılarının tutuldukları bir bölüme yollandıklarını da… Bunun rastgele bir uygulama olmayıp, bilinçli bir politik tercih olduğunu, insanlık dışı çalışma ve yaşama koşullarına karşı direnme haklarını kullanırken tutuklanıp cezaevine konulan işçi arkadaşlarımızın orada da tecridin çeşitli biçimiyle cezalandırılarak, “uslandırılmaya” çalışıldıkları açıktır. 3’üncü Havalimanı direnişiyle gerek işçi mücadelesinin, gerekse sendikal faaliyetin önüne konulan yeni çıta burjuvazi ve devletini fena halde rahatsız etti. Şimdi bu çıtayı yaratanlar sayısız yöntemle cezalandırılarak “ib... Read more

İnternet yayınlarına MİT denetimi

İnternet yayınlarına MİT denetimi

Radyo-TV ve isteğe bağlı yayınların internet üzerinden sunumuna ilişkin yönetmelik taslağı ortaya çıktı. RTÜK ve BTK uzmanlarının hazırladığı taslağa göre, internetten yayın lisansı için MİT ve Emniyet'ten izin koşulu getiriliyor. Tüm radyo-TV yayınları, platform yayınları ile Netflix, Blu TV gibi "IPTV" formatındaki yayınlar "denetim, erişim engeli, lisans iptali" gibi geniş bir sansür çarkının içine alınıyor.   Cumhuriyet'ten Sinan Tartaroğlu'nun haberine göre, internetten yapılan yayınlara, radyo ve TV'lerde olduğu gibi para cezası değil, mahkeme kararı ile karartma cezası öngörülüyor. "Bip"siz yayın keyfi sona erecek. Cumhurbaşkanının yayın yasağı yetkisi, internet radyo-TV'lerini de kapsayacak. Bireysel iletişim için yapılan yayınlar denetim dışı bırakılırken "medyascope" ve vekil yayınlarının durumu belirsiz.   İnternetten yapılan radyo-TV yayınlarına geniş sansür yetkisinde sona gelindi. Kanun düzenlemesinin ayrıntıları için RTÜK ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'n... Read more

Erdoğan'ın ziyareti öncesi tutuklu Alman vatandaşlarından ça…

Erdoğan'ın ziyareti öncesi tutuklu Alman vatandaşlarından çağrı

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya ziyareti öncesinde Türkiye'de tutuklu bulunan Alman vatandaşları ve aileleri içinde oldukları durumu gündeme getirerek, Alman hükümetine çağrı yapıyor. Türkiye'de Gülen yapılanması soruşturmasında tutuklanan ve hem Türk hem Alman vatandaşı olan Enver Altaylı'nın kızı, babasının serbest bırakılması için internette bir imza kampanyası başlatırken, Türkiye'de tutuklu Alman vatandaşı Kürt sanatçı Hozan Cane, Almanya Başbakanı Angela Merkel'den yardım talebinde bulundu.  73 yaşındaki Altaylı'nın kızı Zeynep Potente "chage.org" web sitesinde başlattığı kampanya ile "konuyu kamuoyuna yakınlaştırarak" baskıyı arttırmayı hedeflediğini belirtti. Potente dpa'ya yaptığı açıklamada şimdiye kadar babasının durumunu daha da zorlaştırmamak için sessiz kaldıklarını ancak artık bunun bir anlamı kalmadığını söyledi. İmza kampanyasında Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ve Başbakan Angela Merkel'e seslenen Potente, babasının kalp ve dolaşı... Read more

KRİZE KARŞI EMEĞİN HAKLARINI SAVUNACAĞIZ! YÜZDE 1’İN YARATT…

KRİZE KARŞI EMEĞİN HAKLARINI SAVUNACAĞIZ!  YÜZDE 1’İN YARATTIĞI KRİZİN FATURASI  YÜZDE 99’A KESİLEMEZ!

KRİZE KARŞI EMEĞİN HAKLARINI SAVUNACAĞIZ! YÜZDE 1’İN YARATTIĞI KRİZİN FATURASI  YÜZDE 99’A KESİLEMEZ! 20 Eylül 2018 tarihinde İstanbul’da ekonomik krize karşı emeğin haklarının korunması gündemiyle toplanan DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu aldığı kararları kamuoyu ile paylaşmayı gerekli görmüştür: Türkiye “yok sayılarak” çare üretilemeyecek ağır bir ekonomik krize sürüklenmektedir. Emperyalist-kapitalist merkezlerden gelen sıcak paraya dayalı büyüme dönemi sona ermiştir. Taşıma suyla döndürülen neoliberal kapitalizmin değirmeni bugün artık durmaktadır. Bu neoliberal kapitalist değirmen, Türkiye’yi sermaye için cazip bir ülke yapmak adına, emeğin en temel haklarını, şeker fabrikalarından kağıt fabrikalarına kamu birikimini, kamusal hizmetleri, yerli tarımsal üretimi, kentleri, doğayı öğütmüştür. Mart-Haziran 2018’de bir önceki yıla göre yabancı sermaye girişlerinin yüzde 85 oranında düşmesiyle, dış borçlanmaya dayalı saadet zinciri kırılmış, son 16 yılda yaşanan yıkım her gün da... Read more

Erdoğan'ın ziyareti öncesi Almanya'da protestolar başladı

Erdoğan'ın ziyareti öncesi Almanya'da protestolar başladı

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya'ya yapacağı ziyaret öncesinde ülkenin farklı kentlerinde düzenlenen küçük çaplı gösterilerle protesto edildi. Başkent Berlin'de birkaç yüz kişinin toplandığı eylemde göstericiler "Erdoğan istenmiyorsun" yazılı pankartlar taşıdı. Bir başka pankartta ise "Erdoğan öldürür, Merkel hapseder" mesajı vardı. Erdoğan'ın ziyaretine Hannover'de de tepki gösterildi. Erdoğan'ın ziyaretini sokağa çıkarak protesto eden grubun gösterisi daha sonra aşırı sağcılığa karşı kentte düzenlenen bir başka gösteriyle birleşti. Düsseldorf'ta düzenlenen gösteride ise "Türkiye'deki devlet terörünü durdurun" yazılı pankartlar dikkat çekti. Erdoğan karşıtı gösterilerin aralarında Kürt derneklerinin de olduğu çeşitli sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde düzenlendiği bildirildi. Erdoğan'ın Almanya'daki resmi görüşmelerini gerçekleştireceği 28-29 Eylül tarihlerinde ülkede daha büyük çaplı protesto gösterileri planlanıyor. Erdoğan'ın ziyaret edeceği Berlin ve Kö... Read more

MUHSİN KIZILKAN SERBEST BIRAKILSIN!

MUHSİN KIZILKAN SERBEST BIRAKILSIN!

İçinde bulunduğumuz süreçte hem içerde hem de dışarıda yoğun hak ihlalleriyle karşı karşıya bulunmaktayız. Ülkeyi yönetenler, geçmişte olduğu gibi bugün de ekonomik gücü elinde bulunduranların yanında yer alarak milyonlarca işçinin, memurun, esnafın her geçen gün artmakta olan sorunlarını görmezden gelmektedir. Özellikte olumsuz koşulların giderilmesi, gasp edilen haklarının verilmesi, insan hak ve özgürlüklerinin sağlanması için bir araya gelen insanlara hiç tahammülü yoktur. İnsan olma onur ve erdemliğinin yok edilmeye çalışıldığı bu sürecin en ağır neticeleri ise hapishanelerde görülmektedir. İnsan haklarının ayaklar altına alındığı hapishanelerde, mahpusların her türlü ihtiyaç ve talebi görmezden gelinmekte, tedavi hakkı olabildiğince engellenerek mahpuslar ölüme terk edilmektedir.Bizler, insan hakları savunucuları olarak her türlü insani hakkı gasp edilen mahpusların sesi olmaya devam edeceğiz. Bu hafta 339. F Oturmasında sizlerle hasta tutsak Muhsin Kızılkan’ın durumunu... Read more

Suçlu Değil Devrimciyiz Tek Tip Elbise Giymeyeceğiz!

Suçlu Değil Devrimciyiz Tek Tip Elbise Giymeyeceğiz!

TAYAD’lı Aileler’in eylemi Beyoğlu Kaymakamlığının aldığı eylem yasağına takıldı. Yapılamayan basın açıklaması şu şekildeydi: “Suçlu Değil Devrimciyiz Tek Tip Elbise Giymeyeceğiz!Hapishanelerde hak gaspları saldırılar işkenceler devam ediyor. İzmir Şakran 1 No’lu T Tipi Hapishanesi’nde tutsak çölyak hastası Ufuk Keskin’e tedavisi için verilmesi gereken ilaçlar yerine cüzzam tedavisinde kullanılan ilaçlar verildi. Sağlığı olumsuz yönde etkilendi. Ayrıca Hapishanede kene soktu tutsakların hastalıklarını umursamayan yanlış ilaçlar veren hapishane idaresi kene sokmasından sonra alel acele revire kaldırıldı. Tarsus Kapalı Kadın Hapishanesi’nde tutsak Meral Dönmez sürgün sevki kabul etmediği ve istediği bir hapishaneye sevk talebiyle başlattığı süresiz açlık grevinde 40 kiloya düştü. Silivri 6 No’lu Kapalı Hapishanesinde kalan tutsak Mustafa Özgür Mulla, sağlıksız koşullarda, ranza yerine mutfak denilen bölümde yerde yatıyor. Mulla, süresiz açlık grevinde! İzmir Kırıklar 1 No’lu F... Read more

Kayıplarımızı istiyoruz, adalet istiyoruz!

Kayıplarımızı istiyoruz, adalet istiyoruz!

Hüseyin Morsümbül için adalet istiyoruz!“Bilmeye hakkımız var; gözaltında kaybedilen evlatlarımıza nerede?” diyerek Galatasaray’a çıkışımızın 704. Haftasındayız.Bugüne kadar yaşadıklarımız tarihe geçsin diye, bizden sonra gelecekler hakikati bilsin diye, bu acılar bir daha yaşanmasın diye gerçekleri anlattık, hakkımız olanı talep ettik, devletin yasal hükümlülüklerini yerine getirmesini istedik.“Kayıplarımızı istiyoruz, adalet istiyoruz! Galatasaray bizim kayıplarımızla buluşma mekanımızdır, Galatasaray’dan vazgeçmiyoruz!” dediğimiz için bu hafta da Galatasaray’dan kamuoyuna seslenmemiz polis şiddeti ile engelleniyor. Biz Anayasal hakkımızı kullanamayalım diye Beyoğlu, polis ablukası altına alındı; adalet talebimize karşı ağır silahlı polisler konuşlandırıldı.Meclis Kürsüsünden “yavrularını kaybeden anaların dertlerine sahip çıkacağız” diyen hükümet yetkililerine soruyoruz: Bütün bunlara neden maruz kalıyoruz? Bize vicdanla, hukukla verecek bir cevabınız var mı?Bugün 25 Aralı... Read more

Erdoğan'ın uçağı aylar önce alınmış

Erdoğan'ın uçağı aylar önce alınmış

Türkiye'de erişime yasak Ahvalnews haberi: Erdoğan'ın uçağı aylar önce alınmış Ahval Özel 2018-09-18 Bizim 400 milyon dolar saydığımız ancak gerçek fiyatının 500 milyon dolar olduğu bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan Boeing-747 ile ilgili tartışma elbette güncelle bitmeyecek, tarihe kalacak. Herşeyden önce Türkiye ne Amerika gibi dünyanın en büyük ekonomisi ne de petrol zenginliği üzerinde oturan bir Arap şeyhliği. Ülke tarihinin en büyük kriziyle sarsılır, şirketler batarken 500 milyon dolarlık bir uçak al maktan çekinmeyen bir lider, demokrasilerde olmaz. Bu işin temel kuralı. Tartışma uçağın yeni alınmış veya hediye edilmiş olması üzerine kurulu. Öyle mi acaba? Açık kaynaklardan, yani haberlerden izleyelim. Önce, Hürriyet yazarı Uğur Çebeci’nin kaleminden uçağın bakım ve Türk bayrağı renklerine dönüştürülmesi görevini üstlenen şirkete bir bakalım: “Irak’ta Basra’da doğmuş Kadri Muhiddin, Türkiye’de İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan sonra ikinci uçak bakı... Read more

“KÖLE DEĞİLİZ” ÇIĞLIĞI TUTUKLANAMAZ!

“KÖLE DEĞİLİZ” ÇIĞLIĞI TUTUKLANAMAZ!

DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun İstanbul’daki havalimanı işçilerinin tutuklanmasıyla ilgili açıklaması İstanbul Yeni Havalimanı şantiyesinde insanca yaşam ve çalışma koşulları için iş bırakan binlerce inşaat işçisinin haklı talepleri, baskıyla, şiddetle bastırılmak isteniyor. 15 Eylül 2018, Cumartesi gününün ilk saatlerinde yüzlerce işçinin gözaltına alınmasının ardından bugün aralarında sendika yöneticilerinin de olduğu 24 işçinin tutuklanması ülkemizde adaletsizliğin geldiği boyutu gözler önüne seriyor. İşçilerin her birinin suç duyurusu niteliğinde olan taleplerinin karşılanmaması; Çalışma Bakanlığı başta olmak üzere devletin yetkili kurumlarının devreye girerek insanlık dışı çalışma koşullarına son vermemesi; işverenin hukuksuzluklarının soruşturulmaması ve bunun yerine çözüm olarak yüzlerce işçinin gözaltına alınıp 24’ünün tutuklanması ülkemizi yönetenlerin işçi sınıfının tamamına yönelik açık bir meydan okuması olarak tarihe geçmiştir. İş cinayetl... Read more

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal'ın uğurlama töreni'nin,Gültepe Nihat Aydın Kültür ve Dayanışma Derneği önünde gerçekleşen bölümünde,ailemiz adına yaptığım konuşmayı bütün dostlarımızla bu biçimde de paylaşmak istiyorum.''Musa Erdal benim kardeşimdir. Bu uğurlama töreni'nin yapıldığı bu derneğe adı verilen Nihat Aydın benim devrimci bir arkadaşımdır. Bugün burada,bu mahallede,bir dönem içinde benim de yer aldığım direnislerle anılan bu mahallede 1979'tan sonra ilk kez ve yeniden bugün siyasi bir konuşma yapmak arkadaşımın adına kurulan bu dernekte ve kardesimin cenazesinde olacakmış:Bu tarihin -bana karşı -garip bir cilvesidir.  Musa, aynı adını taşıdığı Musa Erdal'ın, namı diğer 'Hardal Musa'nın 11 çocuğundan 10.dur.5 kız ve 6 erkek kardeşten birisidir.Tire'nin Ayaklıkırı köyünde bir çiftçinin,bir bakkalın oğlu olarak 04.03.1962 yılında doğmuştur.İlkokulu, artık şimdi yıkık bir bina olan aynı köydeki okulda okudu.Ortaokulu İzmir Fevzi Çakmak Ortaokulu'nda okudu.Lise'yi okumak için Esrefpada L... Read more

FACEBOOK SAYFAMIZ