Özgürlük

Tekel Dosyası

TEKEL DOSYASI

Son Kale: TEKEL

Neredeyse işçi sınıfı, direniş, gibi kelimelerin lugatlardan silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde Kamu İktisadi Teşekküllerinin son kalelerinden biri olan TEKEL'in “son kale”metaforuna uygun olarak tarih sahnesinden destansı çekilişine tanık olduk. Direniş henüz sonuçlanmamış olsa da gündemimizde yer ediş şekli, boyutu ve deneyim hanemize kattıklarıyla kayde değer bir önem içeriyor.

Tekel Direnişi, işçi sınıfının gücünü, sınıfın birleştiriciliğini, toplumsal muhalefetin gelmiş olduğu seviyeyi göstermek açısından önemli anektodlar içermesinin yanı sıra, 30 küsür yıllık özelleştirme politikalarının sonuçlarını göstermesi açısından da önemli bir noktaya temas etmektedir.

Bu bağlamda; böylesi bir tarihsel kesitte, Tekel'i ve Tekel işçilerini özel kılan sebepleri ve Tekel direnişinin seyrini incelerken bir yandan da süreci hazırlayan özelleştirme politikalarına kısa bir göz atmak da kaçınılmazlaşıyor.

***

Kamu iktisadı teşekkülleri ile kamu hizmetlerinin özel sermayeye peşkeş çekilmesinin tarihi 1930'lara kadar uzanıyor. Fakat 1970'lerde ortaya çıkan “yapısal kriz”nedeniyle kitlesel bir çöküşü önlemesi amacıyla ”alternatifler”ve uyarı sistemlerinin yaratılması için “özelleştirme”bir “model”olarak dünya halklarına yönelik en kapsamlı ekonomik ve ideolojik saldırılardan biri olarak uygulamaya konuldu. İşte Tekel İşçisinin direnişiyle sonuçlanan “Tekel'in özelleştirilmesi”hikayesi de tam burada başladı.

Özelleştirme Nedir?

Özelleştirme “devlet ile özel arasında yer alan karmaşık ve girift bir yapılaşma da olsa, aralarındaki farkı ortaya koyan çizginin devlet aleyhine oynatılması yönündeki tüm politikaları içermektedir. özelleştirme en geniş boyutuyla devletin dolaysız ekonomik girişimciliğini olduğu kadar tüm hizmet üretim ve birimlerini de kapsayan şekilde kamu mülkiyetinin ve/veya yönetiminin kısmen veya tamamen özel sermayeye devredilmesidir”

özelleştirme, kamu işletmelerinin özel sermayeye devredilmesi yanında kamu işçileri tarfından yerine getirilen kamu hizmetlerinin de özel sektör tarafından yerine getirilmesine kadar çok geniş bir anlam içermektedir. örneğin, bir Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT)'in yabancı bir firmaya  devredilmesi, diğer taraftan önceleri kamu kuruluşlarınca yerine getirilen, temizlik işlerinin taşeronlara devredilmesi, özelleştirme kapsamı içindedir. Ayrıca “gayri millileştirme”* ise özelleştirme kavramının içinde yer alan bir alt biçimdir.

Bir KİT'in tamamı değil de bir kısmının özel kesime devredilmesi durumunda, gene özelleştirme yapılmış olunur. çünkü; devir oranının küçük yada büyük olması özelleştirme eyleminin olmadığı anlamına gelmez ve esasen Tekel'in özelleştirilmeside tam olarak böyle başlamıştır.

Türkiye'de özelleştirmelerin Tarihine Kısa Bir Bakış **

Türkiye'de özelleştirme 1930'larda KİT'lerin yaygınlaştırılmaya başlanması ile birlikte “devlet eliyle özel sermaye oluşturmak”biçiminde ortaya çıktı. Bu metod uyarınca başlangıçta devlet eliyle kurulan işletmelerin zamanla özel sektöre devredilecekti. Nitekim 1933'te kurulan Sümerbank'ın özel sermayeye katılacağı ilgili yasanın 2. maddesinde yer almış olmasına rağmen özel sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle o yıllarda özelleştirme gerçekleştirilemedi. 1940'lar boyunca ise yine kara borsa ve rantiye sermaye, sanayiye yönelecek birikime sahip değildi. 1950'lerde Demokrat Parti, özelleştirmeyi programına almış olmasına karşın KİT'ler özelleştirilemediği gibi aksine KİT'lere yenileri eklenmişti.

1964 yılında yürürlüğe giren 440 sayılı yasanın 1. maddesine göre İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni (İDT) “Yeniden Düzenleme Komisyonu”kuruldu. Görevleri içinde İDT'nin iştiraklerini inceleyerek ve bunların tasfiyesi yada özel sektöre devri için öneriler sunacak olan komisyon, özelleştirmeye ilişkin bazı sonuçlar ortaya koysa da bunlar kağıt üzerinde kaldı. 1967'de yükselen halk muhalefeti, özelleştirmeye karşı yaygın bir tepki oluşturdu. Bu yıllarda, özelleştirmelerin son tahlilde “yabancılaştırma”olduğu bilinciyle gösterilen muhalefet özelleştirme savunucularının vatan hainliği damgasını yemelerini sağlamıştır.

24 Ocak 1980 “Ekonomik İstikrar Tedbirleri”ile başlatılan yeni ekonomik politikalar çerçevesinde KİT'lerin serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre işletileceği KİT reformu yapılarak karsız KİT'lerin tasfiye edileceği, ürettiği mallardan sübvansiyonun azaltılacağı ve kamu harcamalarının kısıtlanacağı öngörülmekteydi. İşte tam bu noktada özelleştirmeler açısından günümüze kadar uzanan süreç başka bir ivme kazanmış oldu.

Ancak ideolojik ve politik çerçevesini neo-liberalizm'in çizdiği özelleştirme, tüm halk kesimleri susturulmadan yapılamazdı. Nitekim 12 Eylül 1980'de askeri faşist darbe sendikaları (Türk-İş hariç), derneklerin çoğunu, siyasi partileri kapatarak toplumun hemen hemen tamamını asker postalları altında çiğneyerek bu susturma operasyonunu da başlatmış oldu. 12 Eylül askeri faşist darbesinin Bülent Ulusu Hükümeti tarafından Danışma Meclisindeki Bütçe Mali Plan Komisyonu'na hazırlattırılan rapor, KİT'lerin özelleştirilmesine olanak sunan, şirketleşme ve holdingleşmeler biçiminde örgütlendirilmelerini öngörüyordu.

Kasım 1983 seçimleri 24 Ocak Kararlarıyla başlayan sürecin katmerlendiği bir dönemi başlatıyordu. Seçimler sonucunda kurulan özal Hükümeti, özelleştirme politikasını açıkladı. özal, bırakalım KİT'leri, köprü, baraj ve yolları dahi özelleştireceğini televizyondan açıkça dile getiriyordu. Nitekim köprü ve baraj gelir ortaklığı senetlerinin satışıyla Türkiye'de özelleştirme süreci başlatıldı.

özelleştirmenin ilk adımı olan bu hazırlık İDT ve KİK olan KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılabilmesi yada işletme haklarının devredilmesine yasal dayanak olan “Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında”ki 17.03.1984 tarih ve 2983 sayılı yasa yürürlüğe konularak bir üst aşamaya yükseltildi. Yasa, KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılması veya işletme hakkının devredilmesine ilişkin çalışmaları yapmak üzere Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi (TKKOİ) kurulmasını öngördü. TKKOİ'nin temel işlevi KİT'lere ilişkin gelir ortaklığı ve hissi senetleri çıkarmak KİT'leri özelleştirmeye hazırlamak ve özelleştirmeyi gerçekleştirmekti.

Peşpeşe çıkartılan yasa ve düzenlemelerle özelleştirme yöntemlerinden biri olan Gelir Ortaklığı Senedi ile gerçek ve tüzel kişilerin kamuya ait köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu vb. altyapı tesislerinin gelirlerine ortak olunması için senetler çıkarıldı. Bu yöntem hem daha kolay gerçekleşebiliyordu hem de iç borçlanmanın bir biçimi oluyordu. Böylece özal iktidarı hedeflerini gerçekleştiriyordu. Ayrıca belirtmek gerekir ki gelir ortaklığı senedi uygulaması özelleştirme uygulanmasında, propaganda malzemesi olarak kullanılan bir yöntem olurken, pay senetleri satışı içinde bir ön hazırlık aşaması durumundaydı. Yani gelir ortaklığı senetleri özelleştirme işlevinin yanı sıra devlet tahvilleri gibi devletin borçlanmasına yönelik bir başka işlevi de gerçekleştirmiş oluyordu. Böylece iktidar bir taşla iki kuş vuruyordu.

Bu süreçte çıkartılan yasalar uyarınca bir başka özelleştirme yöntemi ise İşletme Devir Hakkı'dır. Bu yöntemle KİT'lerin mülkiyeti değil işletmeleri ürünlerinin pazarlanması, dağıtımı gerçek ve tüzel kişilere belirli bir bedel karşılığında devredilecektir. üçüncü bir yöntem ise, KİT'ler ve bağlı tesislerin mülkiyetine ortak olunacak hisse senetleri satışıdır. Bu yöntem özelleştirmenin tartışmasız tam olarak gerçekleştirilmesini getirmektedir.

Doğrudan özelleştirmeyi gerçekleştirmeye yönelik atılan önemli adımlarından biri de 31 Haziran 1986 tarihli ve 3291 ve 2983 sayılı yasaların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ile atılmıştır. KİT'lerin özelleştirmesini düzenlenen yasa ile TC Merkez Bankası Yasası'nda, Bankalar Yasası'nda, Tasarrufların Teşvik ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki yasada, Toplu Konut Yasası'nda ve Sermaye Piyasası Yasası'nda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca Tütün Tekeli Yasası'nın bazı maddeleri yürürlükten kaldırılarak özelleştirme yolundaki yasal engeller bir bir temizlenmeye başlanmıştır.

80 sonrası yapılan düzenlemelerin asıl kaynağını görmek açısından Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un raporu dikkate şayandır. özelleştirme ilgi yapılan düzenlemeler Türkiye'de özelleştirme politikalarını belirlemek için görevlendirilen Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un verdiği raporun hemen ardından yürürlüğe konulmaya başlanmıştır. üstelik, Morgan Guaranty'nin önerdiği yasal düzenlemeler, bir dönem “gece yarısı yasaları”olarak adlandırılan yöntemle halktan gizli olarak çıkartılmıştır.

***

Türkiye'de özelleştirmeye ilişkin hazırlık çalışmaları tüm bu zaman zarfında Dünya Bankası'nın doğrudan desteği ve finansmanı ile “Morgan Guaranty Trust Company of New York”tarafından yürütüldü. Morgan Guaranty ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)'nin özelleştirme ana planı hazırlamaya dönük anlaşması 05.08.1985 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma sonucu Morgan Guaranty, ana plan çalışmalarının Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Yatırım ve Finansman AŞ ve Price Waterhouse/MUHAS ile birlikte yapmıştır.

Morgan Guaranty ve diğer kuruluşların katılımı ile iki ana plan Nisan 1986'da, “özelleştirme Ana Planı”Mayıs 1986'da hükümete sunuldu. Ana plan iktidarın karşılaştığı durum ve engellere göre durum ve değişikliklere uğradı. Burada belirtmek gerekir ki özelleştirmeye karşı oluşan tepki köklü olmasa da bu planda bazı değişiklilere yol açtı.

özelleştirmeye resmen başlama tarihi olan 1985 yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerden başlanmıştır. 08 06 1984 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile KİK ve bağlı birimlerin özelleştirmeleri Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'na verilmiştir. Kurul, Ocak 1985'te Sümerbank'a ait yarım kalmış üç işletmenin Türkiye Süt Endüstrisi ve Yem-San ortaklığına ait Bingöl Yem ve Besicilik AŞ'nin özel sektöre devrini kararlaştırmıştır. 1986'da ise Kars Süt ve Mamulleri İşletmesi müessesesinin “işletme hakkı”dokuz yıllığına özel sektöre devredilmiştir. 1985-1988 yılları arasında yarım kalmış tesislerden on birinin mülkiyeti birinin de “işletme hakkı”devredilmiştir.

Ayrıca 1984'te KİT'lere bütçeden transfer ve Merkez Bankası dolaysız kredileri kesildi. Böylece KİT'ler yerli ve yabancı özel finans kurumlarına borçlandırılmaya zorlandı.

Sabit fiyatlarla KİT'lerin faiz giderleri 1982'de 100 olarak kabul edilirse 1984'te 35'e düşerken 1985'te 102,9'a sıçramıştır. Daha sonra bu yükseliş devam ederek 1993'te 573 olmuş, özel sektör ise 200'lerde kalmıştır. Dolayısıyla katma değeri paylaşım oranları açısından yapılan bu hesaplama KİT'lerin nasıl bir borç ve faiz batağına düşürüldüğünü açıkça gösterimektedir.

1987'de “yabancı danışmanlık”ve “muhasebe”kuruluşlarının raporları ile satışa sunulan KİT'lere umulan düzeyde rağbet olmayınca KİT'ler verimsizdir, zarar ediyor denilerek sermayeye peşkeş çekilmeye başlanmıştır. Bazılar ise kapatılmak istenmiştir. öyle ki KİT'i karlı duruma getiren yöneticilerin pek çoğu işlerinden olmuştur.

öte yandan KİT'leri olduğundan daha fazla zarar eden kurumlar olarak göstermek için muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Bu muhasebe hileleri dışarıdan ve gene yasaya uygun olmayan bir biçimde dünya bankası tarafından yönlendirilmektedir. Yani devlet ve KİT yöneticileri muhasebenin temel ilkeleri ve mevzuata aykırı olarak muhasebe hilesi yapmışlardır.

KİT'ler önce Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınarak, yönetim ve denetim bakımından Anonim Ortaklık statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Ocak kararları ile başlatılan bu uygulama bu çerçevede hükümetin KİT mal ve hizmetlerinin fiyatlarını belirleme yetkisi ellerinden alınmıştır. İç ve dış kredi sağlamada özel ortaklarla aynı konuma getirilmiştir.

Daha sonrada Türkiye'de özelleştirme Morgan Guaranty'nin 1985 sonunda hazırladığı ve hükümete sunduğu özelleştirme Ana Planı çerçevesinde yürütülmüş ve muhasebe hileleri de tam bu noktada başlamıştır.

özal hükümetine hızlı özelleştirme talimatları yağdıran Dünya Bankası, “ancak bunların değerlendirme ve satışa esas olan hesaplarını Türkiye'de yapacak muhasebeci standardı yoktur. Bu nedenle değerlendirme dış muhasebe firmalarına yaptırılmalıdır”diyerek özelleştirmelerin yabancıların liderliğinde yapılmasını açıkça önermiştir. Bu arada ülkemizde “özelleştirme çalışmaların yürüten danışman yada muhasebeci firmaların özelleştirme üzerine yaptıkları çalışmalarının bir kısım masrafları Dünya Bankasınca finanse edilmektedir.”Diğer taraftan Dünya Bankası'nın bu önerisine özal hükümetince ülkenin on milyonlarca dolarını “yabancılara izin vermesi nedeniyle”sus payı olarak yerli firmalara bol keseden dağıtılmıştır.

“KİT zararlarının olduğundan daha yüksek gösterme”maksadıyla icat edilen söz konusu değerlendirme ile hükümet ve sermaye halka yanlış bilgiler empoze etmeye başlamıştır.

KİT'lerin verimsiz oluduğu söylemleri bilimsel değildir. öyle ki; (özelleştirme Yüksek Kurulu) öYK “verimsiz”olduğu iddiasıyla SEKA Akdeniz müessesini de özelleştirmek istemiştir. Ancak, verimsiz olduğu belirtilen işletmenin “İSO 9000”belgeli olduğu ortaya çıkmıştır. Ne acıdır ki Türkiye'de kâğıt sanayiinde yatarım ve planlamalar yapan kamu kuruluşu olan SEKA 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürülmüş sonrasında da 2005 yılında kapatılmıştır.

1982 yılında sağlanan verimlilik yüzde olarak; kamu sektöründe özele göre 1993 itibarıyla 243,9'a karşı 261,4 gibi bir üstünlük göstermektedir. Aynı endeksle 1998'de 231'5'e karşı 404,8 ile kamu iki kata yakın daha yüksektir.

Ayrıca KİT'ler “açık vererek hazineye yük oluyor”suçlamasını tespit etmek için hazinenin KİT'lere yaptığı ödemeler ile KİT'in hazineye yaptığı katkının karşılaştırılması gerekmektedir. Buna göre 1971-1987 yılları arasındaki verilere göre KİT'lerin Hazineye katkısı, Hazine'nin KİT'lere katkısından tam 6.6 kat fazla olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla “KİT'ler açık vererek Hazine'ye yük oluyor şeklindeki açıklamalar maksatlı ve KİT'leri peşkeş çekmeye niyetli bir kafa yapısının ürünüdür.

Ayrıca özelleştirme çalışmalarının danışmanlarla birlikte yürütülmesini belirten Ana Plan'a göre “piyasanın içinde bulunmaksızın ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar devlet memurlarıyla bu görevleri tatminkar bir şekilde yerine getirmek imkansızdır”deniliyor. Devlet memurların bu “işin”dışında tutmanın tek mantığı ise halktan gerçeklerin gizlenmesidir.

çünkü uluslararası sermaye kendine yeni alanlar açarken aynı zamanda özelleştirme politikasında belirgin olarak ortaya çıkan sonuç şu ki, “yabancıların”özelleştirme çalışmalarına katılımı ve denetimi sağlamaları istenmektedir. “Yabancı danışmanlık kuruluşu KİT'in “satış değerini”belirleyecek en uygun sermaye yapısını saptayacak, olası alıcıların listesini saptayacak , farklı alıcıların tekliflerinin değerlendirilmesini yapacak ve çok daha önemlisi alıcılarla satış görüşmelerini yürütecektir.

Kısacası, yapılan özelleştirmelerin uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda nasıl birer yağma ve talan hareketine dönüştürüldüğü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yabancı sermayenin özelleştirme ihalelerine daha rahat ve daha güvenlikli girmesi için bir dizi yasal düzenlemelere de gidilmiştir. Bunların içinde en öneli düzenleme Türkiye'nin “Uluslararası Tahkim Kurulu”'nu kendi içi hukukunun üstünde kabul etmesidir. Morgan Guaranty'in hazırladığı “Ana Plan”da “yerli”sermayeye ilişkin özelleştirme açısından açık ifadeler kullanmamaktadır. Ancak “Türkiye'de en iyi özelleştirme yabancılara satıştır”diyen Ana Plan'da “Yurtdışından sermaye, yönetim tekniği ve teknoloji akışı teşvik”edildiği taktirde “dünya çapında”rekabete girebilecek teknolojiye sahiplik ve/veya yönetim ile Türk mal ve hizmetlerine dış pazarların açılabileceği hallerde iyi sonuçlar doğuracağı belirtilmektedir.

“Yabancı yatırımlar sayesinde ekonomik politik bağları güçlendirmek”gerektiği vurgulandıktan sonra, “bu ilerde ticaret hacminin genişlemesine yol açacak ve AB, Ortadoğu ve diğer ülkelerde olan ekonomik/politik bağları güçlendirecektir”deniyor. Ancak ilerleyen tarihlerde görülecektir ki belirtilen bu noktalar tamamen uluslararası sermaye lehine olacaktır.

En iyi özelleştirmenin yabancılara satış olduğunu vurgulayan Ana Plan'da bunun sebepleri açık bir dille şöyle açıklanıyor.

“Yabancı sermaye özellikle Türkiye gibi sermayenin yetersiz kaldığı ülkelerde gelişme açısından can alıcı önemdedir. Kamu teşebbüslerinin satışı yoluyla, yabancı sermaye bir çok ülkeye gelmiştir. Türkiye'de KİT'lerin özelleştirilmesi; çok fazla ihtiyaç duyulan yabancı yatırımların Türkiye'ye getirilmesi için önemli bir adımdır.”

***

1980 sonrası bir çok KİT, Böl-Parçala-Sat modeline göre sermayeye peşkeş çekilmiştir. özelleştirilmesi düşünülen kurum önce bölünüyor, sonra bölünen her parçaya “şirket”statüsü sağlanarak hisse senetleri aracılığıyla satılıyor. Zamanla da bu hisse senetleri belirli ellerde toplanmaya başlıyor.

örneğin Tekel, bu şekilde sermayeye peşkeş çekilmiştir. Tekel'in sigara, yaprak, alkollü içkiler, pazarlama ve dağıtım gibi ayrı yarı bölümleri birbirinden ayrılarak her bölümün “Anonim Şirket”statüsüne sokulmasının nedeni budur.

“Tekel'in günlük cirosu Böl-Parçala-Sat modeline göre parçalanmadan önce 6,5 trilyon olarak belirtilmektedir. Karı göz kamaştıran bu kuruluşu 1999 yılı sonunda 1,5 katrilyon lira ciro yapmış ve devletin kasasına 100 trilyon lira kar girmiştir.”

Toplumun büyük kesiminde özelleştirmelere karşı sempati yaratmak adına bilinç saptırmaya dönük propagandif faaliyetler buraya kadar anlatılan sürecin önemli bir kısmını oluşturuyordu elbette. Kitle iletişim araçları, basit muhasebe hileleri vb. Yöntemlerle sürdürülen bu ideolojik bombardımanın bir ayağını da KİT'lerin sendikalara satılması için değişik yol ve yöntemler oluşturuyordu. Bu minvalde önceleri özelleştirmelere karşı olduğunu söyleyen bazı sendikalar Karabük Demir-çelik ve Et-Balık Kurumu ve benzerlerine sembolik talip oldular.

“İşçi sayısı 5850 olan, Kardemir'in yüzde 35'i işçilere kalanın yüzde 30'u Karabük Sanayi ve Ticaret Odalarına, yüzde 10'u Esnaf Odalarına ve kalan yüzde 25'inin ise halka satılması kararı alınırken 4 bin işçinin çalıştığı Et-Balık Kurumu ise önceleri tamamen Hak-İş'e satıldı ancak sonradan bu satıştan vazgeçildi.”

KİT'leri satın alma sevdasına giren sendikaların yönetimleri işçi sınıfı düşmanlığını bir kez daha sergilemiş oldular. çünkü bu şekilde sermayenin eline birden fazla koz verilmiştir. Bunlardan birincisi; sendikaların işçi sınıfı örgütü olma kimliklerini yitirme tehlikesi, ikincisi; sendikalara yönelik var olan güven bunalımının daha da derinleşmesine katkıda bulunurken, üçüncü; olarak da bu tehlikeli girişimler kapitalizmin ve özellikle de özelleştirme propagandası için bulunmaz bir fırsat yaratılmıştır.

Bu girişimlerle hem özelleştirmelere katkı sunuluyor. Hem diğer sendikaların karşı duruşlarının önü tıkanmak isteniyordu, hem de sendikalar üyeleri ve halk nezrinde güven yitimine uğratılıyordu.

***

KİT'lerin özelleştirilmesi ile ilgili temel argüman KİT'lerin zarar eden, 80'ler ve 90'lar boyunca söyleniş şekliyle devletin sırtında bir “kambur”olduğu idi. Ancak KİT'ler uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturdu. Ta ki bilinçli ve sistematik biçimde zarar ettirilmeye başlanıncaya kadar.

özelleştirmeler bir ihtiyaç neticesinde değil, “ideolojik”bir “tercih”olarak ülke gündemine girdi. özelleştirme kavramının halkın lugatına girip, KİT'lerin talan edilmesine kadar geçen süreç tamamen neo-liberalizm'in çizdiği bir yörüngede seyretti ve bizzat emperyalizmin kurum, kuruluş ve ülkedeki yerli işbirlikçileri eliyle gerçekleştirildi. Gelinen noktada arkasında, üzerinden çekirge sürüsü geçmiş bir tarlanın harap manzarasını bıraktı. Bu bağlamda, tam da R. Tayyip Erdoğanın belirttiği gibi mesele tamammen ideolojikti ve bu ideolojik saldırının türevi olan Tekel Direnişi de kaçınılmaz olarak ideolojiktir.

Tekelin özelleştirilmesi

Tekel karlılığı ve baş döndüren üretim hacmi nedeniyle kurulduğu yıllardan bu yana (1862 yılında İnhisar adı ile kurulmuştur) uluslar arası sermayenin hedefinde olmuştur. Osmanlı döneminde Duyun-u Umumiye eliyle Osmanlının borçlarını ödemek adına emperyalizme peşkeş çekilirken bu gün ise uygulanan neo liberal politikaların sonucu olarak Tekel parçalanmış, parçalanmadan arda kalan bölümler satılmış ya da tasfiye edilmiştir. Ardında 150 yılı bulan bir tarih bırakmış olan Tekel yok edilmiştir.

Tekel ve muadili işletmelerin özelleştirilmesi ülkemizdeki özelleştirme süreçlerinin son ve en önemli halkasıdır. Bu anlamda Tekelin özelleştirilmesi esnasında geçen sürece kısaca bir bakmakta yarar var.

Tekel, 2001 yılında özelleştirme Yüksek Kurulu'nun (öYK) 2001/06 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındı. öYK'nun 05.02.2002 tarih ve 2002/06 sayılı Kararı ile özelleştirme stratejisi yeniden belirlendi. Tekel'in alkollü içkiler ve sigara bölümleri 05.06.2003 tarihinde anonim şirkete dönüştürüldü ve  ihale edileceği ilan edildi.

Tekel'in bağlı ortaklığı Alkollü İçkiler San. ve Tic. AŞ 23.12.2003 tarih ve 25325 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2003/85 sayılı öYK Kararıyla Nurol-Limak-özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu üyelerinin ihale şartnamesi çerçevesinde kuracağı anonim şirkete 292 milyon dolar bedelle satıldı. Bu kapsamda kurulan MEY AŞ'ye hisse devir işlemleri de 24.02.2004 tarihinde gerçekleştirildi. Devir işleminin üzerinden sadece 2 yıl kadar sonra MEY AŞ bu kez bir Amerikan yatırım şirketi olan Texas Pasific firmasına %90 hissesini 810 milyon dolar bedelle sattı.

Tekel'in alkollü içkiler bölümünün özelleştirilmesi sonucunda MEY AŞ'ye 17 fabrika devredildi. 2009 yılına geldiğimizde ise bu fabrikalardan sadece 9 adeti çalışmaktadır.

İhale öncesinde alkollü içkiler bölümünde 3.631 işçi çalışmaktaydı. Hisse devri sırasında MEY AŞ bünyesine 1.700 işçi geçti. 2009 yılında MEY AŞ bünyesinde çalışan işçi sayısı 323'e kadar geriledi.

öYK'nun 2001/06 sayılı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Tekel'in sigara bölümünün özelleştirilmesi için de 07.06.2003 tarihinde ihale gerçekleştirildi. Hisselerinin %65'i Japon devletine ait olan Japan Tobacco International (JTI) tarafından verilen 1 milyar 150 milyon dolarlık teklif yetersiz bulunarak ihale 11.11.2003 tarihinde iptal edildi. 2005 yılında yapılan ikinci ihalede ise hiçbir firma teklif vermedi.

AKP hükümeti Tekel'in sigara üretim biriminin özelleştirilmesi sürecini 26 Ekim 2007 tarihinde üçüncü kez başlattı. Tekel'in sigara bölümüyle ilgili olarak 22.02.2008 tarihinde gerçekleştirilen ihalede en yüksek teklifi veren British American Tobacco (BAT) firmasına 1 milyar 720 milyon dolara satıldı.

Tekel'in özelleştirme kapsamına alındığı 2001 yılında 477.829*** tütün üreticisi varken, Tütün Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 2002 yılında üretici sayısı 402.899'a geriledi. Sözleşmeli üretim yapan üretici sayısının 2008 yılında 194.282 kişiye gerilediği Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinden anlaşılmaktadır. özelleştirme, tütün üreticileri sayısı yanında tütün alımını da olumsuz etkiledi. 2002 yılında 159.521 ton olan tütün alımı 2008 yılında 74.584 tona geriledi.

Tekel'in özelleştirilmesi üretici sayısındaki gerilemenin yanında Tekel'in istihdam yapısını da son derece olumsuz bir şekilde etkiledi. Tekel bünyesinde 2001 yılında 30.124 işçi çalışırken, önce alkollü içkiler ardından da sigara biriminin özelleştirilmesi sonucunda çalışan işçi sayısı 12 bin civarına geriledi.

özelleştirme programına alındığında 110 yaprak tütün işyeri, 6 sigara fabrikası, 19 alkollü içki üretim tesisi, 84 pazarlama müdürlüğü, 10 tuz işletmesi, bir kibrit fabrikası, bir ambalaj fabrikası ve bir sung ipek, viskoz fabrikası olan Tekel, 2009 yılına gelindiğinde 57 yaprak tütün işyeri, 2 tuz işletmesi ve bir ambalaj fabrikası olan işletmeye döndü.

Tekel'in sigara bölümünü alan şirket zaten Tokat ve Ballıca'daki fabrikaları açık tutacağını beyan etmiş ve üretimini bu iki fabrika ile sağlamıştı. Bunlardan yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığı Tokat Sigara Fabrikası da kapandı.

Tekel'in özelleştirilmesi parçalanmış bu birimlerin satışından ibaret değil elbette. Tekel ham maddesini tarım üreticisinden elde eden bir kurum olması itibarı ile üretim hacminin düşmesi direkt olarak tarımsal üretimi de etkilemektedir. Veya tam tersi durumda izlenen tarım politikaları tekelin özelleştirilmesinde yaratılan çarpıtılmış bilinci oluşturmakta önemli bir rol oynamış, sanayide üretim veren Tekel bitirilirken tütün üzüm vs. gibi Tekel işletmesinin hammadde kaynağını oluşturan tarımsal üretim de mahfedilmiştir.

Son Kale Tekel

Tekel; Tüpraş gibi, Telekom gibi Türkiyede üretimin ve milli gelirin önemli parçalarını oluşturan işletmelerden olup diğer benzer kurumlarla birlikte özelleştirme süreçlerinin de en önemli halkalarından birini oluşturuyor. Nitekim bu işletmelerin satışları, bu satışlar esnasında uygulanan metodlardan, satış sonunda elde edilen “gelir”lere varana kadar bir çok spekülasyon da vuku bulmuştur. Ayrıca bu işletmeler ciddi gelirler elde eden kuruluşlar olmakla birlikte, çok sayıda işçiye iş sağlayan kurumlar iken satışlarının hemen akabinde işçi çıkarmalar ve yeni alımların durdurulmasıyla çalışan sayısını hızla azaltmıştır. Bu işletmelere dair bir diğer özel durum ise kurum çalışanlarının Türkiyedeki muadili diğer işçilere göre gelir ve refah durumlarının daha iyi olmasıdır ki Tekel işçisini özel kılan ve işsizlik neticesinde ortaya çıkan kayıplarının seviyesini arttıran da bir durumdur.

Elbette; gelir rekortmeni, onbinlerce insana iş sağlayan, ülkede milli gelirin önemli bir kısmını sağlayan ve işletmelerin sendikal ve siyasal örgütlenmeye uygun bir şekilde çok sayıda işçiyi bir arada çalıştırdığı kurumların satışı Ya da tasfiyesi esnasında bir direnişin patlak vermesi olasıydı. Ancak bu durum neden Tüpraşta ya da Telekomda değilde Tekelde bu direnişin patladığına cevap vermez.

Az öncede belirttiğimiz gibi Tekel özelleştirilmesi esnasında bir direnişe sahne olması potansiyelini oldukça yoğun taşıyan bir kurumdu. çalışanlarının sosyal, ekonomik ve kültürel durumu böylesi bir direniş için gerekli şartları hazırlar nitelikte idi. Diğer taraftan yaşanan ekonomik krizin etkileri uç noktalara ulaşmışken binlerce işçiyi -ülkenin en saygın işletmelerinden birini yok ettikten sonra- işsiz bırakmak ta direnişin itici güçlerinden olsa gerek.

çalışanlarının içinde eski siyasi mahkumlar, yetimhanede büyüyen “hayatlarının ilk gerçek sosyal yaşam tecrübesini”çalıştıkları Tekel'de yaşamış ve işletmeyle duygusal bağları olan işçiler kurum içinde azımsanmayacak sayıda idi. öte yandan kadın çalışanların yoğunluğu (Ki direniş esnasında kadın işçilerin yarattığı psikolojik direnç asla azımsanamaz) nedeniyle kurum içinde çocuk bakımı için kreşler mevcuttu. Yani işçilerin çocukları da Tekelde büyüyor orada tanışıyordu.  özelleştirmeler ve başkaca gerekçelerle işçilerin kuruma ait başkaca fabrikalarda bir rotasyona uğraması dolayısıyla kurumum çalışanlarının önemli bir kısmının birbirleriyle ilişki kurma şansı yakalamış olması da tekel işçisinin direnişteki dayanışmasının ve bu kadar uzun süre dayanabilmesinin önemli nedenlerindendir.

Bütün bunlardan öte Tekel Türkiye ekonomisinin taşıyıcı direği olma özelliği taşıyan Uluslar arası sermayenin ağzını sulandıracak oranda karlı ve yapısı gereği tarımsal üretimle ciddi bağları ve etkileyiciliği olan bu nedenle de ülke ekonomisinde belirleyi karaktere sahip nadir işletmleredendi. Bu nedenle özelleştirme politikaları ve bu politikaların yarattığı yıkıma direnişin “son kalesi”idi. Ve tüm muharebelerdeki son direniş hatıındaki çatımanın çetinliğini korkusuzluğunu ve direncini taşıyordu.

Sonuç Yerine

Kapitalizmin krizi gün geçtikçe derinleşiyor. Derinleşen krizin Türkiye siyasetindeki yansımaları da krizin yıkıcılığı kadar sert ve kırılgan bir alana tekabül ediyor. Böylesi kırılgan bir zemin üzerinde Türkiye'nin en büyük işletmelerinden birinin tarih sahnesinden çekilişinin son perdesinde  işçi sınıfının kendi gücünü hissettirmesi devrimci hareket açısından bir sarsıntıyı, bir motivasyonu beraberinde getirdi. Tekel direnişinin ardından peşpeşe -çapı Tekel direnişene ulaşmaktan çok uzakta olsa- birçok işçi direnişi başgösterdi.

Tarih düz bir çizgi şeklinde ilerlemediği gibi herhangi bir tarihsel dönemi de net olarak şu anda başlamıştır diye betimlemek mümkün olmayabilir. Ancak tekel direnişi gibi bir nirengi noktası böylesi belirlemeler için uygun anları oluşturabilir. Yaklaşık 30 yıllık özelleştirme politikalarının gelmiş olduğu nokta sürecin tamamına erdiği bir yerdedir. özelleştirme programları kapsamında gelir getirecek**** işletmelerin tamamı satılmış. özelleştirme politikalarının sosyal ve siyasal sonuçları dolayımsız olarak günlük yaşama aksetmiş vesselam deniz bitmiştir. ülke toplumsal muhalefeti açısından özelleştirme karşıtlığı başarılı bir politik hat etrafında örgütlenememiş ve süreç bu bağlamda yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Ancak bir dönemin bitişi diğer taraftan başka bir dönemin başlngıcını da ifade eder. Neo-liberal özelleştirme politikalarının fikri düzeyde yarattığı kafa karışıklığı da özelleştirme politikalarının sonuçları alındıkça yavaş yavaş ortadan kalmaktadır. özelleştirmelerin ekonomiye can vereceği, istihdamı arttıracağı, KİT'lerin devletin sırtında birer kambur olduğu gibi özelleştirme argümanları bir bir çürümüştür. özelleştirmenin tamamen ideolojik gerekçelerle yapıldığı ve mülkiyetin tamamen sermayeye devredilmesi sürecinin kaçınılmaz ayağı olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Tüm bu teşhir olmuşluğa binaen bu gün devrimciler açısından sorun bir muhalefet yaratmak değil var olan muhalefeti örgütlü alanlara kanalize etmektir. Zira 30 küsur yıllık neo-liberal saldırının açmış olduğu yaralar artık dikiş tutmamakta direnişlerin ve hedef gözeten muhalif eylemlerin önünü açmaktadır. Bu anlamda Tekel Direnişi kaybedilen bir savaşın son kalesi olmasının yanında yeni bir sürecin de müjdecisidir.

* Yazı içerisinde verilen rakamsal değerler, ilgili yıllarda Türk Lirası'nın değeri üzerinden verilmiştir. Bu nedenle yeni Türk Lirası ve sonrasında paranın adının başından yeni ibaresi kaldırıldıktan sonra ortaya çıkan değerle karıştırılmamalıdır.

** özelleştirme ile ilgili ilk karşı duruşların başında “vatanın satılması” argümanı ile beslenen ulusalcı bir yaklaşım olsa da milliyetçiliğin sol bir ambalajla kaplanmış halinden öte gitmediği ve özelleştirme politikalarıyla temelden bir problemi olmadığı da ortadadır. Buradan hareketle “gayri millileştirme” meselesine vurgu yapmamız; bu milliyetçi argümandan bağımsız olarak uluslararası sermayenin özelleştirme politikalarının temel aktörü olması ile alakalıdır.

*** Verilen sayı tütün üretimi ile gelir sağlayan tüm çalışanları kapsamaktadır.

****özelleştirme politikalarının sebebi gelir getirecek olması ya da bu gelirlere olan ihtiyaç değildir. Kaldı ki satılan bir çok kamu işletmesi gelirleri itibarı ile satış bedelini 1-2 yıl gibi kısa bir zaman diliminde amorti edebilecek işletmelerdir.

İŞSİZLİK VE İSTİHDAM RAPORU Kasım 2018 Krizin Tahribatı: İKİ…

İŞSİZLİK VE İSTİHDAM RAPORU Kasım 2018 Krizin Tahribatı: İKİ AYDA 500 BİN YENİ İŞSİZ

Gerçek İşsiz Sayısı 6,4 Milyona Yaklaştı Kayıtlı İşsiz Sayısı Son Bir Yılda 604 Bin, Son İki Ayda 500 Bin Arttı Aktif Sigortalı Sayısı 363 Bin Azaldı İşsizlik Sigortası Başvuruları Patladı: 168 Bin Kadın İşsiz Sayısı Erkeklerden Fazla   ÖZET Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi (DİSK-AR) Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 15 Kasım 2018 günü açıkladığı Ağustos 2018 dönemi İşgücü İstatistikleri ile İŞKUR tarafından açıklanan Ekim 2018 dönemi verilerini ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından açıklanan Ağustos 2018 dönemi sigortalı istatistiklerini değerlendirdi. DİSK-AR’ın işsizlik ve istihdama ilişkin değerlendirmeleri aşağıda yer almaktadır. Ağustos 2018 dönemi TÜİK işgücü istatistikleri, İŞKUR ve SGK verileri işsizlikte krizin etkisiyle büyük patlama yaşandığını gösteriyor. TÜİK’e göre Ağustos 2017 döneminde yüzde 10,6 olan dar tanımlı standart işsizlik 0,5 puan artarak Ağustos 2018’de yüzde 11,1 olarak gerçekleşt... Read more

Lastik İş sendikamızın Genel Başkanı Abdullah Karacan’ı binl…

Lastik İş sendikamızın Genel Başkanı Abdullah Karacan’ı binlerce işçiyle uğurladık

Sakarya’nın Arifiye ilçesinde bulunan işyeri ziyareti sırasında uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren DİSK/Lastik İş Genel Başkanı Abdullah Karacan’ı, binlerce işçinin katıldığı bir törenle uğurladık. Karacan için ilk tören Lastik-İş’in İzmit’teki sosyal tesislerinde yapıldı. Törene Abdullah Karaca’nın eşi, çocukları ve dostları, DİSK Yönetim Kurulu üyeleri, Lastik-İş yönetici ve üyeleri, DİSK üyesi sendikaların Genel Başkanları ve Yönetim Kurulu üyeleri, DİSK’in önceki dönem Genel Başkanları ve yönetim kurulu üyeleri, Industriall Küresel Sendikası temsilcileri, milletvekilleri ve belediye başkanları, siyasi parti, emek ve meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri temsilcileri katıldı. Törende ilk konuşmayı yapan DİSK Yönetim Kurulu üyesi ve Lastik İş Genel Sekreteri Alaaddin Sarı “Genel Başkanımıza atılan o kurşun, bizim, Lastik-İş’in tüm üyelerine atılan bir kurşundur” dedi ve Lastik-İş sendikasının bundan sonra Abdullah Karacan’ın gösterdiği yolda devam edeceğini... Read more

TMMOB, ALEV ŞAHİN’E DESTEK AÇIKLAMASINDA BULUNDU

TMMOB, ALEV ŞAHİN’E DESTEK AÇIKLAMASINDA BULUNDU

14.11.2018   Kanun Hükmünde Kararname ile işinden atılan Mimar Alev Şahin’e destek veren TMMOB Yöneticileri 14 Kasım 2018 tarihinde Düzce’de bir basın açıklaması yaptı.   TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, II. Başkan Selçuk Uluata, Sayman Tores Dinçöz, Yönetim Kurulu üyeleri Cemalettin Küçük, Deniz Kimyon, Onur Kurulu üyesi Züber Akgöl, Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Muhçu ve Çevre Mühendisleri Odası II. Başkanı Zeyneti Bayri Ünal ile Teknik görevli Eren Şahiner Alev Şahin’e destek ziyaretinde bulundu. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, Alev Şahin’in KHK ile işinden atılmasına ilişkin burada basın açıklaması yaptı. Açıklama şöyle:   Değerli Arkadaşlar, Değerli Basın Emekçileri 550 bini üzerinde üyesiyle Türkiye’deki mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki demokratik kitle örgütü konumunda bulunan TMMOB Yönetim Kurulu üyeleri olarak Mimarlar Odamızın üyesi Alev Şahin’e destek olmak için buradayız. Biliyorsun... Read more

İSTANBUL İKK: İDO İÇ HAT SEFERLERİNİN KALDIRILMASI ÖZELLEŞTİ…

İSTANBUL İKK: İDO İÇ HAT SEFERLERİNİN KALDIRILMASI ÖZELLEŞTİRME POLİTİKALARININ SONUCUDUR

14.11.2018   TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş(İDO)'nin iç hat seferlerinin kaldırılması kararına ilişkin 14 Kasım 2018 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.   İDO İÇ HAT SEFERLERİNİN KALDIRILMASI ÖZELLEŞTİRME POLİTİKALARININ SONUCUDUR İstanbul Deniz Otobüsleri Sanayi ve Ticaret A.Ş (İDO)’nin 1 Aralık 2018 tarihinden itibaren Bostancı-Bakırköy, Bostancı-Kabataş/Beşiktaş ve Adalar'dan oluşan iç hat seferlerini durdurma kararı aldığı yönünde haberler, kamuoyunun gündeminde yer aldı. 1987 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştiraki olarak kurulan İstanbul Deniz Otobüsleri Sanayi ve Ticaret A.Ş (İDO), 2011 yılında dönemin İBB Başkanı Kadir Topbaş tarafından, elde edilecek gelirle Sarıyer’e, Beykoz’a ve Silivri’ye metro getirileceği iddia edilerek özelleştirilmiş ve 861 milyon dolara Tepe-Akfen-Souter-Sera Ortak Girişim Grubu’na devredilmiştir. TMMOB olarak, kent içi deniz ulaşımının önemli bir kurumu olan... Read more

AİHM'de Cizre davası görüldü

AİHM'de Cizre davası görüldü

Avrupa İnsan Hakları Mahklemesi (AİHM) Ağustos 2015-Mart 2016 döneminde Türk güvenlik birimleri tarafından Cizre, Sur ve Nusaybin merkezli gerçekleştirilen operasyonlar sırasında bireysel haklarının ihlal edildiğini savunan yüzlerce kişiyi ilgilendiren kritik bir duruşma düzenledi. Duruşma için, operasyonlar sonrası Ankara’ya karşı şikayette bulunmuş yüzlerce kişiden ikisinin (Elçi ve Tunç davaları) dosyası “pilot dava” olarak seçildi. Bu pilot davalar için bugün Strasbourg’da yedi yargıçlı bir AİHM dairesi önünde duruşma düzenlendi. Duruşmada Türk hükümetinin savunmasını Alman avukat Stefan Talmon yaptı. Talmon, operasyonların ve bazı ilçelerdeki sokağa çıkma yasağı uygulamasının, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak tanınan PKK elemanlarını yakalamak için düzenlendiğini belirtti. Operasyonlarda “orantılı güç” kullanıldığını savunan Talmon, PKK’lıların güvenlik güçlerine ateş açtıklarını söyledi. Sokağa çıkma yasağı uygulaması için yasal dayanak olduğunu belirten Talm... Read more

Türkiye Libya konferansından çekildi

Türkiye Libya konferansından çekildi

Türkiye, İtalya'nın Palermo kentinde düzenlenen ve iki gün sürmesi planlanan Libya konferansından çekildi. Karar, Türkiye'nin konferans çerçevesinde gerçekleştirilen bir toplantıdan "dışlanması" üzerine alındı. Söz konusu toplantıda, Libya'nın kuzeydoğusunun kontrolünü elinde bulunduran General Halife Hafter ile rakibi konumundaki Başbakan Fayiz es-Serrac bir araya getirilmişti. İtalya Başbakanı Giuseppe Conte'nin ev sahipliğindeki toplantıya, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame de katılmıştı. Türkiye bu toplantıya davet edilmemişti. Ancak konferans kapsamında daha sonra Türkiye'nin de katılacağı bir yuvarlak masa toplantısının düzenlenmesi planlanıyordu. Libya Ulusal Ordusu'nun komutanı olan Hafter, ülkenin doğusundaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi tarafından desteklenirken, BM dâhil uluslararası to... Read more

TMMOB TTB'YE DESTEK VERDİ: EĞİTİM VE ÇALIŞMA HAKKIMIZ ENGELL…

TMMOB TTB'YE DESTEK VERDİ: EĞİTİM VE ÇALIŞMA HAKKIMIZ ENGELLENEMEZ!

13.11.2018   Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) çağrısıyla Ankara’ya gelen yüzlerce hekim, 11 Kasım 2018 tarihinde Kuğulu Park’ta biraraya gelerek, hekimlerin mesleklerini yapmasını engelleyen düzenlemeyi içeren Sağlık Torba Yasası’nın geri çekilmesini istedi.    Saat 12.00 itibariyle Ankara Tabip Odası’nda (ATO) buluşan hekimler Tunalı Hilmi Caddesi; SES’te toplanan hekimler de Atatürk Bulvarı üzerinden Kuğulu Park’taki buluşma için beyaz önlükleriyle yürüyüşe geçtiler.  Yürüyüş boyunca “Çalışma hakkımız engellenemez”, “Eğitim hakkımız engellenemez”, “Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz” sloganları atan hekimler, “6 Yıllık Emeğimizi ‘Torbayla’ Çöpe Atamazsınız”, Kovir Misen Ağam”, “Beyaz Direniş Var Dediler Geldik”,  “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane KHK’lar Bahane”, “Çalışırken Ölmek, Öldürülmek İstemiyoruz”, “Sağlıksızlıklaştıran Yasayı Kabul Etmiyoruz” yazılı dövizler taşıdılar. Kuğulu Park’ta saat 13... Read more

Acımız büyük: Lastik İş Genel Başkanı Abdullah Karacan silah…

Acımız büyük: Lastik İş Genel Başkanı Abdullah Karacan silahlı saldırıda yaşamını yitirdi

Lastik İş Sendikamızın Genel Başkanı Abdullah Karacan, Sakarya’da işyeri ziyareti sırasında silahlı saldırıya uğradı. Saldırının ardından Lastik İş Sendikamızın Genel Başkanı Abdullah Karacan, Lastik İş Sakarya Şube Başkan Yardımcısı Mustafa Sipahi ve Şube Yönetim Kurulu üyesi Osman Bayraktar Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Genel Başkan Abdullah Karacan ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Acımız büyük. Ailesinin, Lastik İş sendikamızın ve tüm DİSK’lilerin başı sağ olsun. Cenaze programı bilahare paylaşılacaktır Read more

Aydın Büyükşehir Belediyesi önünde basın açıklaması: İMAR AŞ…

Aydın Büyükşehir Belediyesi önünde basın açıklaması: İMAR AŞ işçileri işe iade edilsin

Aydın Büyükşehir Belediyesinde işten çıkarılan Sosyal İş sendikamız üyesi 9 işçiyle ilgili olarak bugün Aydın’da bir basın açıklaması gerçekleştirildi. 13 Kasım, Salı günü saat 11.00’da Aydın Büyükşehir Belediyesi önündeki basın açıklamasına DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Sosyal İş Genel Başkanı Metin Ebetürk, DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı, KESK Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz, DİSK üyesi sendikaların genel merkez ve şube yöneticileri, çok sayıda emek ve meslek örgütü, demokratik kitle örgütü, siyasi parti temsilcisi, DİSK Gıda-İş üyesi #Direnİşçi Tariş işçileri ve DİSK üyesi sendikalardan işçiler katıldı. Burada bir konuşma yapan Sosyal İş Genel Başkanı Metin Ebetürk, işçilerin Anayasal haklarını kullandığı için işten çıkarıldığının altını çizerek, 128 gündür işçilerin barışçıl bir biçimde mücadelelerini sürdürdüklerini, Sosyal-İş sendikasının diyalog ile sorunun çözümü için çaba gösterdiğini ancak Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin bu ayıbı sona erdirmek için herhangi bir... Read more

Fransa ile "Kaşıkçı tapesi" polemiği

Fransa ile "Kaşıkçı tapesi" polemiği

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesine ilişkin ses kayıtlarının Batılı ülkelerle paylaşıldığı yönündeki açıklamasının yankıları sürüyor. Fransa, tapelerle ilgili ellerinde bilgi olmadığı açıklamasını yaparken Kanada ve Almanya'dan Erdoğan'ın sözlerini teyit eden açıklamalar geldi. Alman hükümet sözcüsü Steffen Seibert, Berlin'deki basın toplantısında, Erdoğan'ın açıklamaları hakkındaki bir soru üzerine, "Size istihbarat alışverişi olduğunu söyleyebilirim" demekle yetindi. Seibert, "istihbarat birimlerinin diğer operatif faaliyetlerinde olduğu gibi bu konuda da" kamuoyuyla herhangi bir bilgi paylaşamayacaklarını sözlerine ekledi. Erdoğan, Cuma günü Kaşıkçı cinayetiyle ilgili açıklamada, "Biz tapeleri verdik. Suudi Arabistan'a da verdik. Amerika’ya da verdik. Almanlara, Fransızlara, İngilizlere hepsine verdik. Dolayısıyla buradaki konuşmaları filan onlar da dinlediler, biliyorlar. Bunu sağa sola çarpıtmaya gerek yok” ifadesini ku... Read more

İzmir'in Dikili ilçesinde göçmen faciası

İzmir'in Dikili ilçesinde göçmen faciası

Bu sabah saat 06.20 sıralarında Dikili Denizköy Mahallesi açıklarındaki Karaada'da bulunan balık çiftliğindeki görevliler, göçmen teknesinin battığı ihbarında bulundu. Bu sırada 2 göçmen yüzüp adaya çıkmayı başardı. Bu 2 kişiyi alan Sahil Güvenlik Bölge Komutanlığı'na bağlı ekipler, denizden ve havadan bölgede arama çalışması başlattı. Balıkçıların da destek verdiği bu aramalar sırasında 2'si çocuk olmak üzere 5 kişinin cesedine ulaşıldı. Kendi imkanlarıyla kurtulan 2 kişinin yanı sıra 3 kişi de denizde bulunup son anda yaşama tutundu. Kurtarılan kişiler, Dikili Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı, hipotermi tehlikesi yaşayan bu kaçakların sağlık durumlarının iyi olduğu ifade edildi. Kayıp olan 5 kişinin arama çalışmaları ise halen devam ediyor. Teknede 14'ü Afgan 1'i İranlı toplam 15 göçmenin olduğu öğrenildi.  Bunun yanı sıra jandarma da, kilometrelerce uzunluktaki kıyı bandında olası ceset vurmasına karşı arama kurtarma devriyelerini sürdürdü. Kurtarılan kişilerin verdiği bilgiler... Read more

Doktorların 5. madde isyanı

Doktorların 5. madde isyanı

“Çalışma hakkımız keyfi bir şekilde elimizden alınıyor. Açlığa mahkum edilmeyi kabul etmeyeceğim.” Bu sözler tıp fakültesinden bir yıl önce mezun olan Selçuk Çelik’e ait. Çelik, hakkındaki güvenlik soruşturmasından neden geçemediğini bilmiyor. Bildiği tek şey var: Bundan böyle devlet hastanelerinde çalışamayacak, özel hastanelerde çalışma şansı da çok düşük. 25 yıldır acil tıp uzmanı olarak çalışırken OHAL kararnamesiyle (KHK) işten atılan Mustafa Karakuş ise özel hastanede bulduğu işinden de olmak üzere. Kimin kendisini “terörist” olarak suçladığını, bu yüzden de ihraç edildiğini anlayamayan Karakuş, “Devletin beni şimdi de sivil ölüme terkedecek olmasını anlamıyorum” diyor. İktidardaki AKP milletvekillerince sağlıkta şiddeti önlemek için meclise getirilen yasa teklifi meclis sağlık komisyonunda muhalefet partileri CHP ve HDP’nin sert tepkilerine karşın kabul edildi. AKP milletvekillerine “Hedefiniz doktorlara şiddeti önlemek değil, doktorları açlığa mahkum etmek” çıkışında bulun... Read more

Şirinevler’den çağrı: Emeğin hakları için omuz omuza!

 Şirinevler’den çağrı: Emeğin hakları için omuz omuza!

“Krizin Bedelini Ödemeyeceğiz” diyen kurumlar, 10 Kasım Cumartesi günü İstanbul Şirinevler’de 6 acil talebin ve ortak mücadele çağrısının olduğu bildirileri dağıttı.  KESK İstanbul Şubeler Platformu’nun “KHK’ler gidecek, biz kalacağız” diyerek her hafta bir başka noktada düzenlediği basın açıklamasının ardından gerçekleştirilen bildiri dağıtımına DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de katıldı. Read more

Karar Gazetesi: Baskılarla karşı karşıyayız

Karar Gazetesi: Baskılarla karşı karşıyayız

Karar Gazetesi, "Kamuoyuna ve okurlarımıza zaruri bir açıklama" başlığıyla yayınladığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:  Karar gazetesi yayın hayatına başladığı 7 Mart 2016 tarihinden bu yana yoğun, sistematik ve arkası kesilmeyen çeşitli baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Gazetemize yönelik baskıları, ambargoları ve yaşadığımız haksızlıkları bugüne kadar kamuoyuyla paylaşmadık. Hukukla, mantıkla ve sağduyuyla bağdaşmayan bu uygulamalara mutlaka son verileceğini umduk ve bugüne kadar sabırla bekledik.  Ne var ki son günlerde gazetemiz üzerinde yaşanan polemikler, okurlarımızdan gelen sorular ve en nihayet devam etmekte olan baskıların artık ekonomik olarak tahammül edilemez noktaya gelmiş olması sebebiyle bir açıklama zarureti hasıl olmuştur.  'YAYIN HAYATINA BAŞLADIĞIMIZ GÜNDEN BERİ İLAN AMBARGOSU İLE KARŞI KARŞIYAYIZ'  Öncelikle, yayın hayatına başladığımız günden bugüne kadar aralıksız uygulanan bir ilan ambargosu ile karşı karşıya bulunuyoruz. Sadece reklamveren durumunda b... Read more

Gözaltında kaybedilişinin 22. Yılında Ramazan Yazıcı için ad…

Gözaltında kaybedilişinin 22. Yılında Ramazan Yazıcı için adalet istiyoruz!

Gözaltında kaybedilişinin 22. Yılında Ramazan Yazıcı için adalet istiyoruz! 711. haftamızda da kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray, Cumartesi Anneleri’ne yasaklı.Türkiye’de diğer ağır ihlaller gibi gözaltında kaybetme suçu da hukuksal ve siyasal faktörlerin etkisiyle cezasız bırakılmaktadır. Yüzlerce insan gözaltına alınarak kaybedilmesine rağmen, kaybedilenlerin aileleri için tüm hak arama kanallarının kapatılması büyük bir adalet boşluğuna yol açmaktadır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de uzun yıllardır Türkiye’de güvenlik güçlerinin eylemlerinden dolayı yaşanan ihlallerde, etkili soruşturma yapılmayarak sürecin fiili cezasızlıkla sonuçlandırıldığına dikkat çekmektedir.711. haftamızda AİHM’in dikkat çektiği cezasızlık davalarından biri olan Ramazan Yazıcı dosyasını kamuoyuyla paylaşıyoruz.36 yaşındaki Ramazan Yazıcı Diyarbakır-Silvan arasında bir minibüs ile yolcu taşımacılığı yapıyordu. 22 Kasım 1996 tarihinde saat 09.00 sıralarında Silvan Melikahmet Garajı’n... Read more

Hakan Erbilek Serbest Bırakılsın!

Hakan Erbilek Serbest Bırakılsın!

Hapishanelerde geçmişten bu yana; darbeler, OHAL’ler, kanunlar ve genelgeler dayanak yapılarak insan hak ve özgürlükleri çiğnenmekte hatta en temel hak olan devletin koruma ve yaşatma zorunda olduğu yaşam hakkı bile gasp edilmektedir. Yaşam hakkının korunması için öncelikli olarak sağlığa erişim hakkının yaşama geçmesi gerekir ancak hapishanelerden gelen başvurulara baktığımızda bunun hiç de böyle olmadığını görmekteyiz. Devletin adeta tasarruf alanı haline getirilen hapishanelerde, mahpuslara artık ağrı kesici bile tane ile verilmekte, zorunlu ilaçlar ise çok geç verilmekte ya da hiç verilmemektedir. Aylar sonra hastaneye sevk edilen mahpuslar ameliyat veya tedavi için sürekli erteleme veya sorumluluğu üzerinden atmaya dayalı gerekçelerle oyalamaktadır. Bu nedenle her geçen gün daha da ciddi sağlık sorunları ile mücadele etmeye zorlanmaktadırlar. Sağlığa erişimde bu kadar sorun yaşatılırken, bedensel ve zihinsel olarak bırakalım hapishanede tutulmayı, sürekli hastane koş... Read more

PEYZAJMO: DOĞA’NIN TALANI “BARIŞ” OLAMAZ!

PEYZAJMO: DOĞA’NIN TALANI “BARIŞ” OLAMAZ!

09.11.2018   Peyzaj Mimarları Odası 9 Kasım 2018 tarighinde İmar Barışı'na ilişkin bir basın açıklaması yaptı.   İmar affı uygulaması, imar mevzuatına aykırı olarak yapılmış kaçak yapıları yasallaştırdığı gibi, hazine ve belediye arazilerine ait, kamusal alanları, halkın yani bizim malımızı; yaylalarımız, ormanlarımız, kıyılarımız, derelerimiz, tarım alanlarımız, çayır, mera, otlak, tarihi, arkeolojik, doğal, kentsel sit alanlarımız, kültürel mirasımızın gasp edilerek yapılan tüm kaçak yapılar affedilerek ödüllendiriyor. Ülke genelinde yaklaşık 13-14 milyon kaçak yapı için başvuru beklenen, imar affı uygulaması 18 Mayıs 2018 tarih ve 30425 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan 7143 sayılı "Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun" ile 3194 sayılı İmar Kanununa eklenen Geçici 16. Madde ile yürürlüğe girdi. 31 Ekim 2018 tarihinde son bulması beklenen başvurular 31 Aralık 1018`e k... Read more

HEKİMLERİN ÇALIŞMA HAKKINA DOKUNMA!

HEKİMLERİN ÇALIŞMA HAKKINA DOKUNMA!

30 Ekim 2018 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan “Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile hekimlerin çalışma hakkı ciddi biçimde sınırlandırılmak istenmektedir. 6 AKP’li milletvekili tarafından verilen ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda görüşülmekte yasa teklifinin 5’inci maddesi OHAL uygulamaları ile kamu görevinden çıkarılan/çıkarılabilecek veya güvenlik soruşturması sonucuna göre atanması uygun bulunmayan/bulunmayacak hekimlerin SGK anlaşmalı özel hastanelerde çalışmasını ve 600 gün boyunca hekimlik yapmasını engellemektedir. Halihazırda, TCK uyarınca mahkemeler tarafından verilmiş kimi cezalarda, hekimlerin mesleklerini icrası yasaklanabilmektedir. Sunulan kanun teklifinde ise çalışma hakkının sınırlanması için herhangi bir mahkeme kararı aranmamaktadır. Yani iktidarın istediği yetki, hiçbir mahkeme kararına dayanmadan, mahkeme yerine geçerek, tamamen keyfi biçimde kimin hekimlik yapıp ... Read more

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal'ın uğurlama töreni'nin,Gültepe Nihat Aydın Kültür ve Dayanışma Derneği önünde gerçekleşen bölümünde,ailemiz adına yaptığım konuşmayı bütün dostlarımızla bu biçimde de paylaşmak istiyorum.''Musa Erdal benim kardeşimdir. Bu uğurlama töreni'nin yapıldığı bu derneğe adı verilen Nihat Aydın benim devrimci bir arkadaşımdır. Bugün burada,bu mahallede,bir dönem içinde benim de yer aldığım direnislerle anılan bu mahallede 1979'tan sonra ilk kez ve yeniden bugün siyasi bir konuşma yapmak arkadaşımın adına kurulan bu dernekte ve kardesimin cenazesinde olacakmış:Bu tarihin -bana karşı -garip bir cilvesidir.  Musa, aynı adını taşıdığı Musa Erdal'ın, namı diğer 'Hardal Musa'nın 11 çocuğundan 10.dur.5 kız ve 6 erkek kardeşten birisidir.Tire'nin Ayaklıkırı köyünde bir çiftçinin,bir bakkalın oğlu olarak 04.03.1962 yılında doğmuştur.İlkokulu, artık şimdi yıkık bir bina olan aynı köydeki okulda okudu.Ortaokulu İzmir Fevzi Çakmak Ortaokulu'nda okudu.Lise'yi okumak için Esrefpada L... Read more

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde