Özgürlük

Tekel Dosyası

TEKEL DOSYASI

Son Kale: TEKEL

Neredeyse işçi sınıfı, direniş, gibi kelimelerin lugatlardan silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde Kamu İktisadi Teşekküllerinin son kalelerinden biri olan TEKEL'in “son kale”metaforuna uygun olarak tarih sahnesinden destansı çekilişine tanık olduk. Direniş henüz sonuçlanmamış olsa da gündemimizde yer ediş şekli, boyutu ve deneyim hanemize kattıklarıyla kayde değer bir önem içeriyor.

Tekel Direnişi, işçi sınıfının gücünü, sınıfın birleştiriciliğini, toplumsal muhalefetin gelmiş olduğu seviyeyi göstermek açısından önemli anektodlar içermesinin yanı sıra, 30 küsür yıllık özelleştirme politikalarının sonuçlarını göstermesi açısından da önemli bir noktaya temas etmektedir.

Bu bağlamda; böylesi bir tarihsel kesitte, Tekel'i ve Tekel işçilerini özel kılan sebepleri ve Tekel direnişinin seyrini incelerken bir yandan da süreci hazırlayan özelleştirme politikalarına kısa bir göz atmak da kaçınılmazlaşıyor.

***

Kamu iktisadı teşekkülleri ile kamu hizmetlerinin özel sermayeye peşkeş çekilmesinin tarihi 1930'lara kadar uzanıyor. Fakat 1970'lerde ortaya çıkan “yapısal kriz”nedeniyle kitlesel bir çöküşü önlemesi amacıyla ”alternatifler”ve uyarı sistemlerinin yaratılması için “özelleştirme”bir “model”olarak dünya halklarına yönelik en kapsamlı ekonomik ve ideolojik saldırılardan biri olarak uygulamaya konuldu. İşte Tekel İşçisinin direnişiyle sonuçlanan “Tekel'in özelleştirilmesi”hikayesi de tam burada başladı.

Özelleştirme Nedir?

Özelleştirme “devlet ile özel arasında yer alan karmaşık ve girift bir yapılaşma da olsa, aralarındaki farkı ortaya koyan çizginin devlet aleyhine oynatılması yönündeki tüm politikaları içermektedir. özelleştirme en geniş boyutuyla devletin dolaysız ekonomik girişimciliğini olduğu kadar tüm hizmet üretim ve birimlerini de kapsayan şekilde kamu mülkiyetinin ve/veya yönetiminin kısmen veya tamamen özel sermayeye devredilmesidir”

özelleştirme, kamu işletmelerinin özel sermayeye devredilmesi yanında kamu işçileri tarfından yerine getirilen kamu hizmetlerinin de özel sektör tarafından yerine getirilmesine kadar çok geniş bir anlam içermektedir. örneğin, bir Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT)'in yabancı bir firmaya  devredilmesi, diğer taraftan önceleri kamu kuruluşlarınca yerine getirilen, temizlik işlerinin taşeronlara devredilmesi, özelleştirme kapsamı içindedir. Ayrıca “gayri millileştirme”* ise özelleştirme kavramının içinde yer alan bir alt biçimdir.

Bir KİT'in tamamı değil de bir kısmının özel kesime devredilmesi durumunda, gene özelleştirme yapılmış olunur. çünkü; devir oranının küçük yada büyük olması özelleştirme eyleminin olmadığı anlamına gelmez ve esasen Tekel'in özelleştirilmeside tam olarak böyle başlamıştır.

Türkiye'de özelleştirmelerin Tarihine Kısa Bir Bakış **

Türkiye'de özelleştirme 1930'larda KİT'lerin yaygınlaştırılmaya başlanması ile birlikte “devlet eliyle özel sermaye oluşturmak”biçiminde ortaya çıktı. Bu metod uyarınca başlangıçta devlet eliyle kurulan işletmelerin zamanla özel sektöre devredilecekti. Nitekim 1933'te kurulan Sümerbank'ın özel sermayeye katılacağı ilgili yasanın 2. maddesinde yer almış olmasına rağmen özel sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle o yıllarda özelleştirme gerçekleştirilemedi. 1940'lar boyunca ise yine kara borsa ve rantiye sermaye, sanayiye yönelecek birikime sahip değildi. 1950'lerde Demokrat Parti, özelleştirmeyi programına almış olmasına karşın KİT'ler özelleştirilemediği gibi aksine KİT'lere yenileri eklenmişti.

1964 yılında yürürlüğe giren 440 sayılı yasanın 1. maddesine göre İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni (İDT) “Yeniden Düzenleme Komisyonu”kuruldu. Görevleri içinde İDT'nin iştiraklerini inceleyerek ve bunların tasfiyesi yada özel sektöre devri için öneriler sunacak olan komisyon, özelleştirmeye ilişkin bazı sonuçlar ortaya koysa da bunlar kağıt üzerinde kaldı. 1967'de yükselen halk muhalefeti, özelleştirmeye karşı yaygın bir tepki oluşturdu. Bu yıllarda, özelleştirmelerin son tahlilde “yabancılaştırma”olduğu bilinciyle gösterilen muhalefet özelleştirme savunucularının vatan hainliği damgasını yemelerini sağlamıştır.

24 Ocak 1980 “Ekonomik İstikrar Tedbirleri”ile başlatılan yeni ekonomik politikalar çerçevesinde KİT'lerin serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre işletileceği KİT reformu yapılarak karsız KİT'lerin tasfiye edileceği, ürettiği mallardan sübvansiyonun azaltılacağı ve kamu harcamalarının kısıtlanacağı öngörülmekteydi. İşte tam bu noktada özelleştirmeler açısından günümüze kadar uzanan süreç başka bir ivme kazanmış oldu.

Ancak ideolojik ve politik çerçevesini neo-liberalizm'in çizdiği özelleştirme, tüm halk kesimleri susturulmadan yapılamazdı. Nitekim 12 Eylül 1980'de askeri faşist darbe sendikaları (Türk-İş hariç), derneklerin çoğunu, siyasi partileri kapatarak toplumun hemen hemen tamamını asker postalları altında çiğneyerek bu susturma operasyonunu da başlatmış oldu. 12 Eylül askeri faşist darbesinin Bülent Ulusu Hükümeti tarafından Danışma Meclisindeki Bütçe Mali Plan Komisyonu'na hazırlattırılan rapor, KİT'lerin özelleştirilmesine olanak sunan, şirketleşme ve holdingleşmeler biçiminde örgütlendirilmelerini öngörüyordu.

Kasım 1983 seçimleri 24 Ocak Kararlarıyla başlayan sürecin katmerlendiği bir dönemi başlatıyordu. Seçimler sonucunda kurulan özal Hükümeti, özelleştirme politikasını açıkladı. özal, bırakalım KİT'leri, köprü, baraj ve yolları dahi özelleştireceğini televizyondan açıkça dile getiriyordu. Nitekim köprü ve baraj gelir ortaklığı senetlerinin satışıyla Türkiye'de özelleştirme süreci başlatıldı.

özelleştirmenin ilk adımı olan bu hazırlık İDT ve KİK olan KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılabilmesi yada işletme haklarının devredilmesine yasal dayanak olan “Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında”ki 17.03.1984 tarih ve 2983 sayılı yasa yürürlüğe konularak bir üst aşamaya yükseltildi. Yasa, KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılması veya işletme hakkının devredilmesine ilişkin çalışmaları yapmak üzere Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi (TKKOİ) kurulmasını öngördü. TKKOİ'nin temel işlevi KİT'lere ilişkin gelir ortaklığı ve hissi senetleri çıkarmak KİT'leri özelleştirmeye hazırlamak ve özelleştirmeyi gerçekleştirmekti.

Peşpeşe çıkartılan yasa ve düzenlemelerle özelleştirme yöntemlerinden biri olan Gelir Ortaklığı Senedi ile gerçek ve tüzel kişilerin kamuya ait köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu vb. altyapı tesislerinin gelirlerine ortak olunması için senetler çıkarıldı. Bu yöntem hem daha kolay gerçekleşebiliyordu hem de iç borçlanmanın bir biçimi oluyordu. Böylece özal iktidarı hedeflerini gerçekleştiriyordu. Ayrıca belirtmek gerekir ki gelir ortaklığı senedi uygulaması özelleştirme uygulanmasında, propaganda malzemesi olarak kullanılan bir yöntem olurken, pay senetleri satışı içinde bir ön hazırlık aşaması durumundaydı. Yani gelir ortaklığı senetleri özelleştirme işlevinin yanı sıra devlet tahvilleri gibi devletin borçlanmasına yönelik bir başka işlevi de gerçekleştirmiş oluyordu. Böylece iktidar bir taşla iki kuş vuruyordu.

Bu süreçte çıkartılan yasalar uyarınca bir başka özelleştirme yöntemi ise İşletme Devir Hakkı'dır. Bu yöntemle KİT'lerin mülkiyeti değil işletmeleri ürünlerinin pazarlanması, dağıtımı gerçek ve tüzel kişilere belirli bir bedel karşılığında devredilecektir. üçüncü bir yöntem ise, KİT'ler ve bağlı tesislerin mülkiyetine ortak olunacak hisse senetleri satışıdır. Bu yöntem özelleştirmenin tartışmasız tam olarak gerçekleştirilmesini getirmektedir.

Doğrudan özelleştirmeyi gerçekleştirmeye yönelik atılan önemli adımlarından biri de 31 Haziran 1986 tarihli ve 3291 ve 2983 sayılı yasaların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ile atılmıştır. KİT'lerin özelleştirmesini düzenlenen yasa ile TC Merkez Bankası Yasası'nda, Bankalar Yasası'nda, Tasarrufların Teşvik ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki yasada, Toplu Konut Yasası'nda ve Sermaye Piyasası Yasası'nda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca Tütün Tekeli Yasası'nın bazı maddeleri yürürlükten kaldırılarak özelleştirme yolundaki yasal engeller bir bir temizlenmeye başlanmıştır.

80 sonrası yapılan düzenlemelerin asıl kaynağını görmek açısından Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un raporu dikkate şayandır. özelleştirme ilgi yapılan düzenlemeler Türkiye'de özelleştirme politikalarını belirlemek için görevlendirilen Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un verdiği raporun hemen ardından yürürlüğe konulmaya başlanmıştır. üstelik, Morgan Guaranty'nin önerdiği yasal düzenlemeler, bir dönem “gece yarısı yasaları”olarak adlandırılan yöntemle halktan gizli olarak çıkartılmıştır.

***

Türkiye'de özelleştirmeye ilişkin hazırlık çalışmaları tüm bu zaman zarfında Dünya Bankası'nın doğrudan desteği ve finansmanı ile “Morgan Guaranty Trust Company of New York”tarafından yürütüldü. Morgan Guaranty ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)'nin özelleştirme ana planı hazırlamaya dönük anlaşması 05.08.1985 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma sonucu Morgan Guaranty, ana plan çalışmalarının Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Yatırım ve Finansman AŞ ve Price Waterhouse/MUHAS ile birlikte yapmıştır.

Morgan Guaranty ve diğer kuruluşların katılımı ile iki ana plan Nisan 1986'da, “özelleştirme Ana Planı”Mayıs 1986'da hükümete sunuldu. Ana plan iktidarın karşılaştığı durum ve engellere göre durum ve değişikliklere uğradı. Burada belirtmek gerekir ki özelleştirmeye karşı oluşan tepki köklü olmasa da bu planda bazı değişiklilere yol açtı.

özelleştirmeye resmen başlama tarihi olan 1985 yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerden başlanmıştır. 08 06 1984 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile KİK ve bağlı birimlerin özelleştirmeleri Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'na verilmiştir. Kurul, Ocak 1985'te Sümerbank'a ait yarım kalmış üç işletmenin Türkiye Süt Endüstrisi ve Yem-San ortaklığına ait Bingöl Yem ve Besicilik AŞ'nin özel sektöre devrini kararlaştırmıştır. 1986'da ise Kars Süt ve Mamulleri İşletmesi müessesesinin “işletme hakkı”dokuz yıllığına özel sektöre devredilmiştir. 1985-1988 yılları arasında yarım kalmış tesislerden on birinin mülkiyeti birinin de “işletme hakkı”devredilmiştir.

Ayrıca 1984'te KİT'lere bütçeden transfer ve Merkez Bankası dolaysız kredileri kesildi. Böylece KİT'ler yerli ve yabancı özel finans kurumlarına borçlandırılmaya zorlandı.

Sabit fiyatlarla KİT'lerin faiz giderleri 1982'de 100 olarak kabul edilirse 1984'te 35'e düşerken 1985'te 102,9'a sıçramıştır. Daha sonra bu yükseliş devam ederek 1993'te 573 olmuş, özel sektör ise 200'lerde kalmıştır. Dolayısıyla katma değeri paylaşım oranları açısından yapılan bu hesaplama KİT'lerin nasıl bir borç ve faiz batağına düşürüldüğünü açıkça gösterimektedir.

1987'de “yabancı danışmanlık”ve “muhasebe”kuruluşlarının raporları ile satışa sunulan KİT'lere umulan düzeyde rağbet olmayınca KİT'ler verimsizdir, zarar ediyor denilerek sermayeye peşkeş çekilmeye başlanmıştır. Bazılar ise kapatılmak istenmiştir. öyle ki KİT'i karlı duruma getiren yöneticilerin pek çoğu işlerinden olmuştur.

öte yandan KİT'leri olduğundan daha fazla zarar eden kurumlar olarak göstermek için muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Bu muhasebe hileleri dışarıdan ve gene yasaya uygun olmayan bir biçimde dünya bankası tarafından yönlendirilmektedir. Yani devlet ve KİT yöneticileri muhasebenin temel ilkeleri ve mevzuata aykırı olarak muhasebe hilesi yapmışlardır.

KİT'ler önce Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınarak, yönetim ve denetim bakımından Anonim Ortaklık statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Ocak kararları ile başlatılan bu uygulama bu çerçevede hükümetin KİT mal ve hizmetlerinin fiyatlarını belirleme yetkisi ellerinden alınmıştır. İç ve dış kredi sağlamada özel ortaklarla aynı konuma getirilmiştir.

Daha sonrada Türkiye'de özelleştirme Morgan Guaranty'nin 1985 sonunda hazırladığı ve hükümete sunduğu özelleştirme Ana Planı çerçevesinde yürütülmüş ve muhasebe hileleri de tam bu noktada başlamıştır.

özal hükümetine hızlı özelleştirme talimatları yağdıran Dünya Bankası, “ancak bunların değerlendirme ve satışa esas olan hesaplarını Türkiye'de yapacak muhasebeci standardı yoktur. Bu nedenle değerlendirme dış muhasebe firmalarına yaptırılmalıdır”diyerek özelleştirmelerin yabancıların liderliğinde yapılmasını açıkça önermiştir. Bu arada ülkemizde “özelleştirme çalışmaların yürüten danışman yada muhasebeci firmaların özelleştirme üzerine yaptıkları çalışmalarının bir kısım masrafları Dünya Bankasınca finanse edilmektedir.”Diğer taraftan Dünya Bankası'nın bu önerisine özal hükümetince ülkenin on milyonlarca dolarını “yabancılara izin vermesi nedeniyle”sus payı olarak yerli firmalara bol keseden dağıtılmıştır.

“KİT zararlarının olduğundan daha yüksek gösterme”maksadıyla icat edilen söz konusu değerlendirme ile hükümet ve sermaye halka yanlış bilgiler empoze etmeye başlamıştır.

KİT'lerin verimsiz oluduğu söylemleri bilimsel değildir. öyle ki; (özelleştirme Yüksek Kurulu) öYK “verimsiz”olduğu iddiasıyla SEKA Akdeniz müessesini de özelleştirmek istemiştir. Ancak, verimsiz olduğu belirtilen işletmenin “İSO 9000”belgeli olduğu ortaya çıkmıştır. Ne acıdır ki Türkiye'de kâğıt sanayiinde yatarım ve planlamalar yapan kamu kuruluşu olan SEKA 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürülmüş sonrasında da 2005 yılında kapatılmıştır.

1982 yılında sağlanan verimlilik yüzde olarak; kamu sektöründe özele göre 1993 itibarıyla 243,9'a karşı 261,4 gibi bir üstünlük göstermektedir. Aynı endeksle 1998'de 231'5'e karşı 404,8 ile kamu iki kata yakın daha yüksektir.

Ayrıca KİT'ler “açık vererek hazineye yük oluyor”suçlamasını tespit etmek için hazinenin KİT'lere yaptığı ödemeler ile KİT'in hazineye yaptığı katkının karşılaştırılması gerekmektedir. Buna göre 1971-1987 yılları arasındaki verilere göre KİT'lerin Hazineye katkısı, Hazine'nin KİT'lere katkısından tam 6.6 kat fazla olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla “KİT'ler açık vererek Hazine'ye yük oluyor şeklindeki açıklamalar maksatlı ve KİT'leri peşkeş çekmeye niyetli bir kafa yapısının ürünüdür.

Ayrıca özelleştirme çalışmalarının danışmanlarla birlikte yürütülmesini belirten Ana Plan'a göre “piyasanın içinde bulunmaksızın ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar devlet memurlarıyla bu görevleri tatminkar bir şekilde yerine getirmek imkansızdır”deniliyor. Devlet memurların bu “işin”dışında tutmanın tek mantığı ise halktan gerçeklerin gizlenmesidir.

çünkü uluslararası sermaye kendine yeni alanlar açarken aynı zamanda özelleştirme politikasında belirgin olarak ortaya çıkan sonuç şu ki, “yabancıların”özelleştirme çalışmalarına katılımı ve denetimi sağlamaları istenmektedir. “Yabancı danışmanlık kuruluşu KİT'in “satış değerini”belirleyecek en uygun sermaye yapısını saptayacak, olası alıcıların listesini saptayacak , farklı alıcıların tekliflerinin değerlendirilmesini yapacak ve çok daha önemlisi alıcılarla satış görüşmelerini yürütecektir.

Kısacası, yapılan özelleştirmelerin uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda nasıl birer yağma ve talan hareketine dönüştürüldüğü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yabancı sermayenin özelleştirme ihalelerine daha rahat ve daha güvenlikli girmesi için bir dizi yasal düzenlemelere de gidilmiştir. Bunların içinde en öneli düzenleme Türkiye'nin “Uluslararası Tahkim Kurulu”'nu kendi içi hukukunun üstünde kabul etmesidir. Morgan Guaranty'in hazırladığı “Ana Plan”da “yerli”sermayeye ilişkin özelleştirme açısından açık ifadeler kullanmamaktadır. Ancak “Türkiye'de en iyi özelleştirme yabancılara satıştır”diyen Ana Plan'da “Yurtdışından sermaye, yönetim tekniği ve teknoloji akışı teşvik”edildiği taktirde “dünya çapında”rekabete girebilecek teknolojiye sahiplik ve/veya yönetim ile Türk mal ve hizmetlerine dış pazarların açılabileceği hallerde iyi sonuçlar doğuracağı belirtilmektedir.

“Yabancı yatırımlar sayesinde ekonomik politik bağları güçlendirmek”gerektiği vurgulandıktan sonra, “bu ilerde ticaret hacminin genişlemesine yol açacak ve AB, Ortadoğu ve diğer ülkelerde olan ekonomik/politik bağları güçlendirecektir”deniyor. Ancak ilerleyen tarihlerde görülecektir ki belirtilen bu noktalar tamamen uluslararası sermaye lehine olacaktır.

En iyi özelleştirmenin yabancılara satış olduğunu vurgulayan Ana Plan'da bunun sebepleri açık bir dille şöyle açıklanıyor.

“Yabancı sermaye özellikle Türkiye gibi sermayenin yetersiz kaldığı ülkelerde gelişme açısından can alıcı önemdedir. Kamu teşebbüslerinin satışı yoluyla, yabancı sermaye bir çok ülkeye gelmiştir. Türkiye'de KİT'lerin özelleştirilmesi; çok fazla ihtiyaç duyulan yabancı yatırımların Türkiye'ye getirilmesi için önemli bir adımdır.”

***

1980 sonrası bir çok KİT, Böl-Parçala-Sat modeline göre sermayeye peşkeş çekilmiştir. özelleştirilmesi düşünülen kurum önce bölünüyor, sonra bölünen her parçaya “şirket”statüsü sağlanarak hisse senetleri aracılığıyla satılıyor. Zamanla da bu hisse senetleri belirli ellerde toplanmaya başlıyor.

örneğin Tekel, bu şekilde sermayeye peşkeş çekilmiştir. Tekel'in sigara, yaprak, alkollü içkiler, pazarlama ve dağıtım gibi ayrı yarı bölümleri birbirinden ayrılarak her bölümün “Anonim Şirket”statüsüne sokulmasının nedeni budur.

“Tekel'in günlük cirosu Böl-Parçala-Sat modeline göre parçalanmadan önce 6,5 trilyon olarak belirtilmektedir. Karı göz kamaştıran bu kuruluşu 1999 yılı sonunda 1,5 katrilyon lira ciro yapmış ve devletin kasasına 100 trilyon lira kar girmiştir.”

Toplumun büyük kesiminde özelleştirmelere karşı sempati yaratmak adına bilinç saptırmaya dönük propagandif faaliyetler buraya kadar anlatılan sürecin önemli bir kısmını oluşturuyordu elbette. Kitle iletişim araçları, basit muhasebe hileleri vb. Yöntemlerle sürdürülen bu ideolojik bombardımanın bir ayağını da KİT'lerin sendikalara satılması için değişik yol ve yöntemler oluşturuyordu. Bu minvalde önceleri özelleştirmelere karşı olduğunu söyleyen bazı sendikalar Karabük Demir-çelik ve Et-Balık Kurumu ve benzerlerine sembolik talip oldular.

“İşçi sayısı 5850 olan, Kardemir'in yüzde 35'i işçilere kalanın yüzde 30'u Karabük Sanayi ve Ticaret Odalarına, yüzde 10'u Esnaf Odalarına ve kalan yüzde 25'inin ise halka satılması kararı alınırken 4 bin işçinin çalıştığı Et-Balık Kurumu ise önceleri tamamen Hak-İş'e satıldı ancak sonradan bu satıştan vazgeçildi.”

KİT'leri satın alma sevdasına giren sendikaların yönetimleri işçi sınıfı düşmanlığını bir kez daha sergilemiş oldular. çünkü bu şekilde sermayenin eline birden fazla koz verilmiştir. Bunlardan birincisi; sendikaların işçi sınıfı örgütü olma kimliklerini yitirme tehlikesi, ikincisi; sendikalara yönelik var olan güven bunalımının daha da derinleşmesine katkıda bulunurken, üçüncü; olarak da bu tehlikeli girişimler kapitalizmin ve özellikle de özelleştirme propagandası için bulunmaz bir fırsat yaratılmıştır.

Bu girişimlerle hem özelleştirmelere katkı sunuluyor. Hem diğer sendikaların karşı duruşlarının önü tıkanmak isteniyordu, hem de sendikalar üyeleri ve halk nezrinde güven yitimine uğratılıyordu.

***

KİT'lerin özelleştirilmesi ile ilgili temel argüman KİT'lerin zarar eden, 80'ler ve 90'lar boyunca söyleniş şekliyle devletin sırtında bir “kambur”olduğu idi. Ancak KİT'ler uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturdu. Ta ki bilinçli ve sistematik biçimde zarar ettirilmeye başlanıncaya kadar.

özelleştirmeler bir ihtiyaç neticesinde değil, “ideolojik”bir “tercih”olarak ülke gündemine girdi. özelleştirme kavramının halkın lugatına girip, KİT'lerin talan edilmesine kadar geçen süreç tamamen neo-liberalizm'in çizdiği bir yörüngede seyretti ve bizzat emperyalizmin kurum, kuruluş ve ülkedeki yerli işbirlikçileri eliyle gerçekleştirildi. Gelinen noktada arkasında, üzerinden çekirge sürüsü geçmiş bir tarlanın harap manzarasını bıraktı. Bu bağlamda, tam da R. Tayyip Erdoğanın belirttiği gibi mesele tamammen ideolojikti ve bu ideolojik saldırının türevi olan Tekel Direnişi de kaçınılmaz olarak ideolojiktir.

Tekelin özelleştirilmesi

Tekel karlılığı ve baş döndüren üretim hacmi nedeniyle kurulduğu yıllardan bu yana (1862 yılında İnhisar adı ile kurulmuştur) uluslar arası sermayenin hedefinde olmuştur. Osmanlı döneminde Duyun-u Umumiye eliyle Osmanlının borçlarını ödemek adına emperyalizme peşkeş çekilirken bu gün ise uygulanan neo liberal politikaların sonucu olarak Tekel parçalanmış, parçalanmadan arda kalan bölümler satılmış ya da tasfiye edilmiştir. Ardında 150 yılı bulan bir tarih bırakmış olan Tekel yok edilmiştir.

Tekel ve muadili işletmelerin özelleştirilmesi ülkemizdeki özelleştirme süreçlerinin son ve en önemli halkasıdır. Bu anlamda Tekelin özelleştirilmesi esnasında geçen sürece kısaca bir bakmakta yarar var.

Tekel, 2001 yılında özelleştirme Yüksek Kurulu'nun (öYK) 2001/06 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındı. öYK'nun 05.02.2002 tarih ve 2002/06 sayılı Kararı ile özelleştirme stratejisi yeniden belirlendi. Tekel'in alkollü içkiler ve sigara bölümleri 05.06.2003 tarihinde anonim şirkete dönüştürüldü ve  ihale edileceği ilan edildi.

Tekel'in bağlı ortaklığı Alkollü İçkiler San. ve Tic. AŞ 23.12.2003 tarih ve 25325 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2003/85 sayılı öYK Kararıyla Nurol-Limak-özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu üyelerinin ihale şartnamesi çerçevesinde kuracağı anonim şirkete 292 milyon dolar bedelle satıldı. Bu kapsamda kurulan MEY AŞ'ye hisse devir işlemleri de 24.02.2004 tarihinde gerçekleştirildi. Devir işleminin üzerinden sadece 2 yıl kadar sonra MEY AŞ bu kez bir Amerikan yatırım şirketi olan Texas Pasific firmasına %90 hissesini 810 milyon dolar bedelle sattı.

Tekel'in alkollü içkiler bölümünün özelleştirilmesi sonucunda MEY AŞ'ye 17 fabrika devredildi. 2009 yılına geldiğimizde ise bu fabrikalardan sadece 9 adeti çalışmaktadır.

İhale öncesinde alkollü içkiler bölümünde 3.631 işçi çalışmaktaydı. Hisse devri sırasında MEY AŞ bünyesine 1.700 işçi geçti. 2009 yılında MEY AŞ bünyesinde çalışan işçi sayısı 323'e kadar geriledi.

öYK'nun 2001/06 sayılı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Tekel'in sigara bölümünün özelleştirilmesi için de 07.06.2003 tarihinde ihale gerçekleştirildi. Hisselerinin %65'i Japon devletine ait olan Japan Tobacco International (JTI) tarafından verilen 1 milyar 150 milyon dolarlık teklif yetersiz bulunarak ihale 11.11.2003 tarihinde iptal edildi. 2005 yılında yapılan ikinci ihalede ise hiçbir firma teklif vermedi.

AKP hükümeti Tekel'in sigara üretim biriminin özelleştirilmesi sürecini 26 Ekim 2007 tarihinde üçüncü kez başlattı. Tekel'in sigara bölümüyle ilgili olarak 22.02.2008 tarihinde gerçekleştirilen ihalede en yüksek teklifi veren British American Tobacco (BAT) firmasına 1 milyar 720 milyon dolara satıldı.

Tekel'in özelleştirme kapsamına alındığı 2001 yılında 477.829*** tütün üreticisi varken, Tütün Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 2002 yılında üretici sayısı 402.899'a geriledi. Sözleşmeli üretim yapan üretici sayısının 2008 yılında 194.282 kişiye gerilediği Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinden anlaşılmaktadır. özelleştirme, tütün üreticileri sayısı yanında tütün alımını da olumsuz etkiledi. 2002 yılında 159.521 ton olan tütün alımı 2008 yılında 74.584 tona geriledi.

Tekel'in özelleştirilmesi üretici sayısındaki gerilemenin yanında Tekel'in istihdam yapısını da son derece olumsuz bir şekilde etkiledi. Tekel bünyesinde 2001 yılında 30.124 işçi çalışırken, önce alkollü içkiler ardından da sigara biriminin özelleştirilmesi sonucunda çalışan işçi sayısı 12 bin civarına geriledi.

özelleştirme programına alındığında 110 yaprak tütün işyeri, 6 sigara fabrikası, 19 alkollü içki üretim tesisi, 84 pazarlama müdürlüğü, 10 tuz işletmesi, bir kibrit fabrikası, bir ambalaj fabrikası ve bir sung ipek, viskoz fabrikası olan Tekel, 2009 yılına gelindiğinde 57 yaprak tütün işyeri, 2 tuz işletmesi ve bir ambalaj fabrikası olan işletmeye döndü.

Tekel'in sigara bölümünü alan şirket zaten Tokat ve Ballıca'daki fabrikaları açık tutacağını beyan etmiş ve üretimini bu iki fabrika ile sağlamıştı. Bunlardan yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığı Tokat Sigara Fabrikası da kapandı.

Tekel'in özelleştirilmesi parçalanmış bu birimlerin satışından ibaret değil elbette. Tekel ham maddesini tarım üreticisinden elde eden bir kurum olması itibarı ile üretim hacminin düşmesi direkt olarak tarımsal üretimi de etkilemektedir. Veya tam tersi durumda izlenen tarım politikaları tekelin özelleştirilmesinde yaratılan çarpıtılmış bilinci oluşturmakta önemli bir rol oynamış, sanayide üretim veren Tekel bitirilirken tütün üzüm vs. gibi Tekel işletmesinin hammadde kaynağını oluşturan tarımsal üretim de mahfedilmiştir.

Son Kale Tekel

Tekel; Tüpraş gibi, Telekom gibi Türkiyede üretimin ve milli gelirin önemli parçalarını oluşturan işletmelerden olup diğer benzer kurumlarla birlikte özelleştirme süreçlerinin de en önemli halkalarından birini oluşturuyor. Nitekim bu işletmelerin satışları, bu satışlar esnasında uygulanan metodlardan, satış sonunda elde edilen “gelir”lere varana kadar bir çok spekülasyon da vuku bulmuştur. Ayrıca bu işletmeler ciddi gelirler elde eden kuruluşlar olmakla birlikte, çok sayıda işçiye iş sağlayan kurumlar iken satışlarının hemen akabinde işçi çıkarmalar ve yeni alımların durdurulmasıyla çalışan sayısını hızla azaltmıştır. Bu işletmelere dair bir diğer özel durum ise kurum çalışanlarının Türkiyedeki muadili diğer işçilere göre gelir ve refah durumlarının daha iyi olmasıdır ki Tekel işçisini özel kılan ve işsizlik neticesinde ortaya çıkan kayıplarının seviyesini arttıran da bir durumdur.

Elbette; gelir rekortmeni, onbinlerce insana iş sağlayan, ülkede milli gelirin önemli bir kısmını sağlayan ve işletmelerin sendikal ve siyasal örgütlenmeye uygun bir şekilde çok sayıda işçiyi bir arada çalıştırdığı kurumların satışı Ya da tasfiyesi esnasında bir direnişin patlak vermesi olasıydı. Ancak bu durum neden Tüpraşta ya da Telekomda değilde Tekelde bu direnişin patladığına cevap vermez.

Az öncede belirttiğimiz gibi Tekel özelleştirilmesi esnasında bir direnişe sahne olması potansiyelini oldukça yoğun taşıyan bir kurumdu. çalışanlarının sosyal, ekonomik ve kültürel durumu böylesi bir direniş için gerekli şartları hazırlar nitelikte idi. Diğer taraftan yaşanan ekonomik krizin etkileri uç noktalara ulaşmışken binlerce işçiyi -ülkenin en saygın işletmelerinden birini yok ettikten sonra- işsiz bırakmak ta direnişin itici güçlerinden olsa gerek.

çalışanlarının içinde eski siyasi mahkumlar, yetimhanede büyüyen “hayatlarının ilk gerçek sosyal yaşam tecrübesini”çalıştıkları Tekel'de yaşamış ve işletmeyle duygusal bağları olan işçiler kurum içinde azımsanmayacak sayıda idi. öte yandan kadın çalışanların yoğunluğu (Ki direniş esnasında kadın işçilerin yarattığı psikolojik direnç asla azımsanamaz) nedeniyle kurum içinde çocuk bakımı için kreşler mevcuttu. Yani işçilerin çocukları da Tekelde büyüyor orada tanışıyordu.  özelleştirmeler ve başkaca gerekçelerle işçilerin kuruma ait başkaca fabrikalarda bir rotasyona uğraması dolayısıyla kurumum çalışanlarının önemli bir kısmının birbirleriyle ilişki kurma şansı yakalamış olması da tekel işçisinin direnişteki dayanışmasının ve bu kadar uzun süre dayanabilmesinin önemli nedenlerindendir.

Bütün bunlardan öte Tekel Türkiye ekonomisinin taşıyıcı direği olma özelliği taşıyan Uluslar arası sermayenin ağzını sulandıracak oranda karlı ve yapısı gereği tarımsal üretimle ciddi bağları ve etkileyiciliği olan bu nedenle de ülke ekonomisinde belirleyi karaktere sahip nadir işletmleredendi. Bu nedenle özelleştirme politikaları ve bu politikaların yarattığı yıkıma direnişin “son kalesi”idi. Ve tüm muharebelerdeki son direniş hatıındaki çatımanın çetinliğini korkusuzluğunu ve direncini taşıyordu.

Sonuç Yerine

Kapitalizmin krizi gün geçtikçe derinleşiyor. Derinleşen krizin Türkiye siyasetindeki yansımaları da krizin yıkıcılığı kadar sert ve kırılgan bir alana tekabül ediyor. Böylesi kırılgan bir zemin üzerinde Türkiye'nin en büyük işletmelerinden birinin tarih sahnesinden çekilişinin son perdesinde  işçi sınıfının kendi gücünü hissettirmesi devrimci hareket açısından bir sarsıntıyı, bir motivasyonu beraberinde getirdi. Tekel direnişinin ardından peşpeşe -çapı Tekel direnişene ulaşmaktan çok uzakta olsa- birçok işçi direnişi başgösterdi.

Tarih düz bir çizgi şeklinde ilerlemediği gibi herhangi bir tarihsel dönemi de net olarak şu anda başlamıştır diye betimlemek mümkün olmayabilir. Ancak tekel direnişi gibi bir nirengi noktası böylesi belirlemeler için uygun anları oluşturabilir. Yaklaşık 30 yıllık özelleştirme politikalarının gelmiş olduğu nokta sürecin tamamına erdiği bir yerdedir. özelleştirme programları kapsamında gelir getirecek**** işletmelerin tamamı satılmış. özelleştirme politikalarının sosyal ve siyasal sonuçları dolayımsız olarak günlük yaşama aksetmiş vesselam deniz bitmiştir. ülke toplumsal muhalefeti açısından özelleştirme karşıtlığı başarılı bir politik hat etrafında örgütlenememiş ve süreç bu bağlamda yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Ancak bir dönemin bitişi diğer taraftan başka bir dönemin başlngıcını da ifade eder. Neo-liberal özelleştirme politikalarının fikri düzeyde yarattığı kafa karışıklığı da özelleştirme politikalarının sonuçları alındıkça yavaş yavaş ortadan kalmaktadır. özelleştirmelerin ekonomiye can vereceği, istihdamı arttıracağı, KİT'lerin devletin sırtında birer kambur olduğu gibi özelleştirme argümanları bir bir çürümüştür. özelleştirmenin tamamen ideolojik gerekçelerle yapıldığı ve mülkiyetin tamamen sermayeye devredilmesi sürecinin kaçınılmaz ayağı olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Tüm bu teşhir olmuşluğa binaen bu gün devrimciler açısından sorun bir muhalefet yaratmak değil var olan muhalefeti örgütlü alanlara kanalize etmektir. Zira 30 küsur yıllık neo-liberal saldırının açmış olduğu yaralar artık dikiş tutmamakta direnişlerin ve hedef gözeten muhalif eylemlerin önünü açmaktadır. Bu anlamda Tekel Direnişi kaybedilen bir savaşın son kalesi olmasının yanında yeni bir sürecin de müjdecisidir.

* Yazı içerisinde verilen rakamsal değerler, ilgili yıllarda Türk Lirası'nın değeri üzerinden verilmiştir. Bu nedenle yeni Türk Lirası ve sonrasında paranın adının başından yeni ibaresi kaldırıldıktan sonra ortaya çıkan değerle karıştırılmamalıdır.

** özelleştirme ile ilgili ilk karşı duruşların başında “vatanın satılması” argümanı ile beslenen ulusalcı bir yaklaşım olsa da milliyetçiliğin sol bir ambalajla kaplanmış halinden öte gitmediği ve özelleştirme politikalarıyla temelden bir problemi olmadığı da ortadadır. Buradan hareketle “gayri millileştirme” meselesine vurgu yapmamız; bu milliyetçi argümandan bağımsız olarak uluslararası sermayenin özelleştirme politikalarının temel aktörü olması ile alakalıdır.

*** Verilen sayı tütün üretimi ile gelir sağlayan tüm çalışanları kapsamaktadır.

****özelleştirme politikalarının sebebi gelir getirecek olması ya da bu gelirlere olan ihtiyaç değildir. Kaldı ki satılan bir çok kamu işletmesi gelirleri itibarı ile satış bedelini 1-2 yıl gibi kısa bir zaman diliminde amorti edebilecek işletmelerdir.

Elazığ'daki tutsaklar İHD'ye başvurdu

Elazığ'daki tutsaklar İHD'ye başvurdu

Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mahmut Doner, cezaevinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin mektup yazarak, İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi’ne başvurdu. Doner, Nisan ayında Elazığ T Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden 2 Nolu Cezaevi’ne sevk edildiğini ve çıplak arama dayatmasına maruz kaldığını, her geçen gün baskıların ağırlaştırıldığını aktardı. 'BAKANLIK PERSONELİ DEĞİL, DEVRİMCİYİZ!' Doner, 3 kişilik hücrelerde tutulduklarını ve hücreden her çıktıklarında ayakkabı aramasına maruz kaldıklarını, bunu yapmamaları durumunda iletişim ve görüş haklarının kısıtlandığını, gardiyanlar tarafından tehdit edildiklerini belirtti. Kitap sınırlaması getirildiğini ve kendilerine dergilerin verilmediğini aktaran Doner, “Ekim başından itibaren tüm haklarımızı ortadan kaldıran bir saldırıyla karşı karşıyayız. Kimlik dayatmasından dolayı tutukluluk haklarımız engelleniyor. Bizler devrimci tutsaklarız, Adalet Bakanlığı personeli değiliz” dedi. Dayatmalara karşı çık... Read more

TMMOB'dan Bakırköy'deki iş cinayeti açıklaması

TMMOB'dan Bakırköy'deki iş cinayeti açıklaması

13.12.2017   TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, Bakırköy Spor Vakfı Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen yıkım çalışması sırasında, Bakırköy Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü taşeron işçisi Mustafa Yılmaz'ın başına U profil düşmesi sonucu hayatını kaybetmesi ve taşeron işçilik üzerine 13 Aralık 2017 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.   TAŞERONLAŞMA ÖLÜM DEMEKTİR! Bakırköy Spor Vakfı Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen yıkım çalışması sırasında, alanda toz kalkmaması için sulama yapan Bakırköy Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü taşeron işçisi Mustafa Yılmaz başına U profil düşmesi sonucu 11.12.2017 Pazartesi saat 09:30 ‘da yaşamını yitirmiştir. Mustafa Yılmaz’ın hayatına mâl olan iş cinayetinin sebepleri, 2017 yılının ilk 11 ayında yaşamış olduğumuz 1851 iş cinayetinin gerçekleşme sebepleri ile aynıdır. Yaşanan iş cinayetinde hayatını kaybeden Mustafa Yılmaz’ın Bakırköy Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü çalışanı olarak, yıkım... Read more

Deniz Yücel'in avukatı: Ne adil ne de mantıklı

Deniz Yücel'in avukatı: Ne adil ne de mantıklı

Türkiye'de 303 gündür tutuklu olan Die Welt muhabiri Deniz Yücel'in avukatı Veysel Ok, gazeteciye yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde devam eden sürecin en hızlı şekilde tamamlanmasını istiyor. AFP haber ajansına konuşan Ok, "Yücel'in AİHM sürecinin, Türkiye'deki tüm gazeteciler için büyük bir anlamı olduğunu" belirtti. 14 Şubat'ta gözaltına alınan ve 27 Şubat'tan bu yana Silivri Cezaevi'nde tutulan Yücel'in avukatı Ok, bu ay içinde Türkiye'nin Yücel'e ilişkin AİHM'ye verdiği savunmaya da bir yanıt yazacaklarını ifade etti. Ok, Türk hükümetinin savunmasına ilişkin verecekleri yanıtta, Yücel'in tutukluluğunun neden yasalara uygun olmadığını aktaracaklarını belirtti. Ok, Yücel'in 10 aydır hakkında bir iddianame hazırlanmadan cezaevinde tutulduğuna dikkat çekerek, Türk hükümetinin AİHM'ye Yücel'in tutukluluğuna ilişkin savunma göndermesinin "ne adil ne de mantıklı" olduğu eleştirisinde bulundu. Ok: Yücel gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklu Avukat Ok, Yücel'in gazetecil... Read more

AKP milletvekili Almanyalı Osmanlılar'la bağlantıdaydı

AKP milletvekili Almanyalı Osmanlılar'la bağlantıdaydı

Alman ikinci televizyon kanalında yayınlanan "Frontal 21" programı ve Stuttgarter Nachrichten gazetesinde yer alan haberlerde, AKP Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı ve AKP İstanbul milletvekili Metin Külünk'ün "Almanyalı Osmanlılar" (Osmanen Germania) adlı çete ile yakın bağlantıları olduğu iddia edildi. "Almanyalı Osmanlılar" Almanya'da polis baskınları ve örgütlü suçlarla gündeme gelmişti. Alman güvenlik birimlerinin dinleme ve gözlem protokollerine dayandırılan haberlerde, AKP milletvekili Metin Külünk'ün birçok kez Almanyalı Osmanlılar'ın ileri gelen isimlerine para verdiği ya da verdirdiği öne sürüldü. Habere göre Almanya'daki soruşturma ekipleri bu parayla ateşli silah da satın alındığından yola çıkıyor. Haberlerde Külünk'ün geçen yıl Alman Federal Meclisi'nin "Ermeni soykırımı" kararının ardından protesto gösterilerinin organizasyonunda aktif rol aldığı da iddia edildi. Gazetecilerin Külünk'ün irtibatta olduğu öne sürülen kişilerden "Almanyalı Osmanlılar"ın eski lideri Mehmet... Read more

Tutsaklar anlattı: Burada her şey insanlık dışı!

Tutsaklar anlattı: Burada her şey insanlık dışı!

Türkiye’de insan hakları ihlalleri ve anti-demokratik uygulamalar açısından önemli bir gösterge olan cezaevlerinde, 12 Eylül’ü aratmayan baskılar yaşanıyor. Siyasi tutsakların yıllarca büyük bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlar OHAL adı altında teker teker ellerinden alınıyor. Cezaevlerinden peş peşe gelen mektuplar bu gerçeğe ışık tutuyor. ‘ASKERMİŞ GİBİ TEKMİL VERMEMİZ İSTENİYOR’ Bolu F Tipi Cezaevi’nden mektup yazan siyasi tutsak Latif Mollaahmetoğlu, tekmil dayatması nedeniyle haftalık telefon haklarını kullanamadıklarına dikkat çekti. “Telefonu açtığımızda bir askermiş gibi tekmil vermemiz isteniyor” diye yazan Mollaahmetoğlu, bu uygulamanın sadece tutsaklara değil, ailelerine de dayatıldığını aktardı. Mollaahmetoğlu, “güvenlik” adı altında dayatılan uygulamayı şöyle anlattı: “Adımı, soyadımı söyleyeceğim, sonra UYAP’ta zaten kayıtlı olan telefonu tekrar edeceğim. Sonra aradığım yakınım da aynı şekilde ismini soyadını ve numarayı tekrarlayacak.” Bunun eziyetten başka bir ş... Read more

AİHM’den üç önemli karar

AİHM’den üç önemli karar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), altı Azeri vatandaşı tarafından Ermenistan’a karşı, bir Ermeni vatandaşı tarafından da Azerbaycan’a karşı açılmış davaların maddi ve manevi tazminata ilişkin kararlarını bugün açıkladı.  Mahkeme, 1990’lı yılların başındaki Dağlık Karabağ savaşı nedeniyle göçe zorlanmış tüm Azeri ve Ermeni mültecilerin maddi ve manevi zarara uğradığını kabullenmekle birlikte, bu zararların hesaplanmasının "zor" olduğunu belirtip davacıların her birine maddi ve manevi tazminat olarak sadece beş bin euro ödenmesine hükmetti.  AİHM, kararını, Dağlık Karabağ sorununun "rasyonel" biçimde çözümlenmesinin Azerbaycan ve Ermenistan'ın sorumluluğunda olduğuna ve henüz bir çözüme ulaşılmamış olmasına vurguda bulunarak gerekçelendirdi. Bir diğer deyişle, Dağlık Karabağ krizinden olumsuz etkilenen mültecilere ödenecek maddi ve manevi tazminatın iki devlet arasında varılacak çözümün parçası olması gerektiği mesajı verdi.   AİHM, ayrıca mahkeme masrafı olarak, Ermenistan’ın ... Read more

Almanya'daki Ryanair pilotlarına grev çağrısı

Almanya'daki Ryanair pilotlarına grev çağrısı

Alman pilot sendikaları birliği Cockpit (VC) Noel öncesinde İrlanda merkezli Ryanair’de görevli sendika üyesi pilotlara grev çağrısı yaptı. Pilotların her an iş bırakabileceğine dikkat çekilen açıklamada, Noel süresince ise grev planlanmadığı belirtildi. Ryanair havayolları ise grev çağrısının pilotları tarafından kabul edildiği yönünde kendilerine "hiçbir haber" ulaşmadığını açıkladı. Ryanair Sözcüsü Robin Kiely bu nedenle "firmanın bu girişimi Cockpit sendikasının halkla ilişkiler çalışması" olarak gördüğünü kaydetti. Kiely firmanın "sadece doğrudan" görüşme yoluna gideceğini, Cockpit'i tanımayacağını ve Cockpit ile görüşmeyeceğini de belirtti. Cockpit, Ryanair'in sistematik bir şekilde sosyal damping yaptığını savunuyor. Cockpit'in ücret politikalarıyla ilgili biriminin başkanı Ingolf Schumacher, bu durumun ancak sendika yoluyla önüne geçilebileceğini kaydetti. Yıl sonuna yakın yapılan grevlerin tatil sezonu nedeniyle başarı şansının oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Schumach... Read more

Af Örgütü: Avrupa Birliği de bu suça ortak

Af Örgütü: Avrupa Birliği de bu suça ortak

Uluslararası Af Örgütü, Avrupa Birliği'ni Libya'daki mültecilerin istismar edilip, işkence görmelerinde pay sahibi olmakla suçladı.Af Örgütü, AB hükümetlerinin Akdeniz üzerinden yasa dışı göçü durdurmak için genellikle insan tacirleriyle işbirliği içinde olan ve mültecilere işkence eden yetkililere destek sağladıklarına dikkat çekti.    AB hükümetlerinin Akdeniz rotasındaki yasa dışı göçle mücadele kapsamında Libya İçişleri Bakanlığı ve sahil koruma birimlerine destek sağladıklarını belirten Af Örgütü, mültecilere yönelik insan hakları ihlallerinde de "bilinçli bir suç ortaklığı" içinde olunduğunu vurguladı. Af Örgütü'nün açıklamasında, AB'nin desteğiyle Libyalı yetkililerin Akdeniz yolculuğuna çıkacak mültecileri engelleyerek, tıka basa dolu merkezlerde mahsur tuttukları ve bu merkezlerde mültecilerin "sistematik şekilde istismar edildiklerine" dikkat çekildi. Açıklamada, Libya’daki kamplarda 20 bine yakın kişinin mahsur tutulduğu bilgisi verildi. İşkence, istismar ve ölüm vakala... Read more

Putin Suriye'ye yaptığı sürpriz ziyarette Esad ile görüştü

Putin Suriye'ye yaptığı sürpriz ziyarette Esad ile görüştü

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Lazkiye'deki Rus havva üssü Hmeymim'i ziyaret ederek Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile bir araya geldi. Rusya'nın Suriye'de 2015 yılında başladığı askeri harekattan beri ilk kez bu ülkeye giden Putin, Rus birliklerinin "önemli bölümünün" Suriye'den çekileceğini duyurdu. Ankara ve Kahire ziyaretleri öncesi sürpriz bir şekilde Suriye'ye geçen Putin'i Lazkiye'deki Hmeymim Askeri Üssü'nde Esad karşıladı. Putin'in Esad'a, Suriye'de barış sürecini başlatmak için Türkiye ve İran ile çalışmak istediğini söylediği aktarıldı. Putin'in Esad'a ayrıca, Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin çalışmalarına başlayabilmesini de ümit ettiğini ve bu konuyu Türkiye ve Mısır cumhurbaşkanlarıyla ele alacağını ifade ettiği bildirildi. Putin, Suriye ziyaretinin ardından Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi ile görüşmek üzere Kahire'ye geçti. Ankara ziyareti daha büyük önem kazandı Rusya Devlet Başkanı Putin bugün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daveti üzerine ... Read more

Aladağ Yurt Yangını Davasında Kamu Görevlileri Dinlendi

Aladağ Yurt Yangını Davasında Kamu Görevlileri Dinlendi

Adana’nın Aladağ İlçesi'ndeki 11'i çocuk 12 kişinin yaşamını yitirip, 22 öğrencinin de yaralandığı yurt yangınıyla ilgili altısı tutuklu 14 sanığın yargılandığı davanın dördüncü duruşması bugün görüldü. Dosyaları ana dava ile birleştirilen yedi kamu görevlisi bugün ilk kez mahkemeye çıktı. Kozan Ağır Ceza Mahkemesi'nde gerçekleşen dava Kozan Adliyesi'ndeki yer sıkıntısı nedeniyle Kozan Ticaret Odası Konferans Salonu'nda görüldü. Duruşmada sanıklar ifade verdi. Katılan vekili olduğunu söyleyen avukatlar Ali Kemal Söbüçovalı ve Ali Güvenç sanıkların tahliyesini istedi. Savcı, tutuklu sanıkların tutukluk hallerinin devamına karar verilmesini, yargılanan kamu görevlilerinin tutuklanması ve soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin ise reddini istedi. Sanıklar Davada yurt müdürü Cumali Genç, yurt çalışanı Mahmut Deniz, Aladağ Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneği Başkanı İsmail Uğur ile dernek yöneticileri Ramazan Keleş, Mustafa Öztaş, Mahir Kılınç tutuklu, sağlık sorunları nedeni... Read more

Cemal Canpolat: Beş ilde operasyon hazırlığı var

Cemal Canpolat: Beş ilde operasyon hazırlığı var

CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin görevden alınmasına ilişkin açıklama yaptı. Canpolat, “İdari soruşturma yapılmasına karşı değiliz. Hukuk kuralları içerisinde yapılacak soruşturmalara biz hayır demeyiz. Eğer bir belediyemizde yolsuzluk varsa, biz gereğini yaparız” dedi.Yandaş medya, hedefteki iki CHP'li belediyeyi yazdı                 Canpolat, “Aydın’da, Adana’da, Ankara’da, İzmir’de ve İstanbul’un birçok belediyesinde operasyon yapma hazırlıkları olduğunu biliyoruz. Bu operasyonlar, siyasi operasyonlardır. Bizi yıldıramazsınız” diye konuştu. Canpolat, "Arkadaşlarımız İBB meclisinde belki birtakım eylem kararları alacaklar" dedi.İBB'de CHP Meclis Grubu'nda konuşan CHP İl Başkanı Canpolat, şunları söyledi:“Son günlerde partimize yönelik iktidar tarafında, özellikle İçişleri Bakanı tarafında, her gün kamuoyunda tartışmaya açılan CHP belediyelerin başarısını gölgelemek isteyen, siyasi bir saldırıyla karşı karşıyayız. Özellikle referand... Read more

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal'ın uğurlama töreni'nin,Gültepe Nihat Aydın Kültür ve Dayanışma Derneği önünde gerçekleşen bölümünde,ailemiz adına yaptığım konuşmayı bütün dostlarımızla bu biçimde de paylaşmak istiyorum.''Musa Erdal benim kardeşimdir. Bu uğurlama töreni'nin yapıldığı bu derneğe adı verilen Nihat Aydın benim devrimci bir arkadaşımdır. Bugün burada,bu mahallede,bir dönem içinde benim de yer aldığım direnislerle anılan bu mahallede 1979'tan sonra ilk kez ve yeniden bugün siyasi bir konuşma yapmak arkadaşımın adına kurulan bu dernekte ve kardesimin cenazesinde olacakmış:Bu tarihin -bana karşı -garip bir cilvesidir.  Musa, aynı adını taşıdığı Musa Erdal'ın, namı diğer 'Hardal Musa'nın 11 çocuğundan 10.dur.5 kız ve 6 erkek kardeşten birisidir.Tire'nin Ayaklıkırı köyünde bir çiftçinin,bir bakkalın oğlu olarak 04.03.1962 yılında doğmuştur.İlkokulu, artık şimdi yıkık bir bina olan aynı köydeki okulda okudu.Ortaokulu İzmir Fevzi Çakmak Ortaokulu'nda okudu.Lise'yi okumak için Esrefpada L... Read more

EMPERYALİST FAŞİST ABLUKA DAĞITILACAK

EMPERYALİST FAŞİST ABLUKA DAĞITILACAK

EMPERYALİST FAŞİST ABLUKA DAĞITILACAK Ankara'daki bombalı saldırı ve kitle katliamı emperyalizmin Ortadoğu da sürdürdüğü savaş politikasının bir parçası olarak dün yine, yeni bir katliamla emekçi halklarımıza saldırmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, kaos yaratarak,korku salarak,ve sindirerak insanlığı katledilerek Ortadoğuyu yeniden inşa etmeye (savaş baronlarının kapitalist kan emicilerin istem ve talepleri doğrultusunda)ve ortadogu coğrafyasının dogal ve yeraltı zenginliklerinin paylaşım savaşının bir parçası olarak halka ve halklara yönelik katliamlarla sürdürülmektedir. ülkemizi ve halklarımızı da bu paylaşım savaşımının içine çekmeye çalışan kapilalizm ve yerli işbirlikçileri, istikrar adı altında ülkeyi kaosa sürüklemektedirler.kaos ve kandan beslenen iktidar gerek kürt halkına yönelik,saldırı ve katliamlarla gerekse devrimcilerin bulundugu mahallere saldırarak katliamlar yapmaktadır. Katiamlar yaparak, kaos yaratarak kendi iktidarını güçlendirmek adına korku imparatorluğu... Read more

FACEBOOK SAYFAMIZ