Özgürlük

SEÇENEK

Esas olarak idealleri için savaşanlar, nasıl oluyor da kendilerini’’sol’’ sanıyorlar? Temel olarak bildikleri dolayısıyla oluşturduğu ideal ve inançları için savaşan idealisttir... Devrimci dünya görüşü temel olarak doğabilimsel doğrulara gelişme, ulaşma mücadelesidir. Dünya görüşü diyalektik ve tarihsel materyalizmdir... Peki bir soru: Bilimsel olmayan işçi sınıfı ya da kendinin çıkarlarını savunabilir misin?

 Kapitalizm dünya görüşü idealist felsefe olan ilkel bir sistemdir. Sistemin temelleri ve işleyişi bunun üzerinde yükselir. Kendi yarattığı ikilemlere ait seçenekleri sormaktır. En gelişmişiyse labirentten çıkış yolunun bulunması ilkelliğidir. Bir odaya kapadığın insana çıkış yolu bulma çözümünü bırakmaktır.  İdealisttir çünkü doğasal gerçeklerle olan alakası kendi yaratığı dünyalarla ilgili olduğu kadardır. Sonuçta ikilemlerine ait bulduğu kavramlar  ve bunlara ilişikin sorularla sınırlıdır. Test usulüdür! Sorulan soruya 4/5 şıklı cevap. Bilgi ölçmek değil onların sorduklarına ne kadar uyduğun ve uygunluğun.  Genellikle son kertede ikilemlere indirgenmiş var ya da yok, ak-kara ve birini seçmektir. İyi de, sorulan soru yanlış !? Doğasal gerçeklerle ilinti, alaka kopmuş. Sadece kendi dünyasına sıkıştırılmış cevap arayışı. Doğanın bağrına saplanmış kendi sorunlarının dayatması. Sonuç: Doğal seleksiyon.

 Üstelik bu ikilemler bir saldırı ve baskı metodu olarak kullanılma noktasına yükselmiş durumda. İnanıyor musun- inanmıyor musun? Benden misin- karşımda mısın? Terörist misin- Bizimle misin? Tüm soruların en ilkel sonucu güçlüden yanamısın- değilmisin. A be güzel kardeşim senin bu yaratığın ilkel dünyanın ve içinden çıkamadığın mağaranın ya da at pazarında halı tücarlığı* ‘’kurnazlığının’’ dışında koca bir dünya var. Sen görmeyince o da mı yok? Bunun için soruna verilen cevabın da anlamı yok. Çünkü, haklı çıkma gerçekliğin dışında tanıdığın gerçek yok..! Verilecek cevapla değişecek birşey yok... Son tahlilde en güçlünün belirlediği bu mağara devri kuralları, gelişim ve geçiş aşamalarını değişik güç odaklarının belirleme çabaları içerisinde, sürecin temel belirleyenine ve son tahliline doğru ilerlemektedir.

 Neden insanlar kendi başlarına kötü bir şey gelmeden harekete geçmezler? Çıkarlarının nerede olduğunu senden iyi bilirler de ondan! Suni denge kırılana kadar... Göremediklerinden, kurtarılmayı beklemek çıkarcılığından ve iş başa düşene kadar... Zarar görmemek, kendini korumak için risk almamak! Yaşadığından memnun olmasından değil, çıkarları doğrultusunda daha iyisini elde edebilmek uğruna başının belaya girmesini istemediğinden. Seni ileri sürmesi ve durumunu kontrol etmesi içiçe geçmiş biçimde bir BEKLENTİDİR. Kendini kurtamanı bekler görünüm veriri, seni ileri sürer. Bu bağlamıyla suni dengenin pratikte görülen biçimidir. Bu onun gerçekleri ve düzlemidir. Bunun iyi tahlili ve senin bulunman gereken düzlem arası volan kayışlarının doğru oluşturulması, çıkarları doğrultusunda  beklentilerinin bilimsel olmayanlarını da kabullenmeye dönüşen bir kitle kuyrukçuluğu haline getirilemez. İnsanlar ve alemi içgüdüsel olarak kendi çıkarlarının nerede olduğunu en iyi bilen bir realiteye ve pragmatizme sahiptir. Dinliyor gözüktüğü, desteklediğini sandığın yer onun çıkarlarıyla bileşkenin ortaya çıkardığı yerdir. Bu destek bazılarını çok hızlı ‘’iktidara’’taşıma durumuna geldiğinde işleri karıştıranlar, yolu şaşıranlar çıkar! Çelişkilerin bileşkesinden ibaret güçler dünyasına teslim olurlar. Gerisi tezgah başında buna ait hesaplar kitaplardan ibaret bir dünyadır.

  Bu tavır alış biçimi solda da yer bulmuştur. İleri sürüleceklerin en iyisini bulma gayretkeşliği görüntüsünde risk almayan olumsuz bir yargılama’’köşe taşı/ başı gibi oturup, o olmaz bu olmaz’’ tavrına dönüşmüştür. İyi de ne olacağını söyleyemiyorsan neden köşe tutuyorsun?

 Ağır bir yenilginin yaratığı yıpranmanın yılgınlığa dönüşmüş hali ! İdeolojik birlik ve kadrolaşmanın yaratığı korku haline gelmiştir. Sorumluluk altına girmemek üzere bireysel anlaş(ıl)mazlık tavrı ! Öbür yandan bitmeyen yolculuk. Daha az zarar gelecek düzen içi alanlarda ılımlı tavır alışlar. Temel örgütlenme ve kadrolaşmaya dayanmayan günlük geçici işe dayalı protestolar düzeyinde geçici ’’örgüt’’ ve ilişkiler. Düzenin çıkar ilişkilerine dönüşmek zorunluluğunda ilişkiler. Böylesi bir dönemde pratikte’’teorik birlik neden yomuş canım? Ben varım ya! Gerisi kanatlarım altında birleşme ve pratiği örgütleme hepsi bu’’ tavrıda yaygınlaşmıştır! Teori ve pratiği karşı karşıya getirip pratiği seçmek realizasyonu. Diyalektik bakış açısını kaybetmeden ve  elma ile ekmeği kıyaslama durumuna düşmeden; düşüncelerin uygulandığı yer pratik ve çıkan sonuçların düşünceyle tekrar bütünleştirip geliştirilmesi, teorinin bir üst düzlem olduğunun unutulması sonucunu çıkarmamalıdır. Devrimci dünya görüşü düşünceyle dünyayı değiştirme eylemidir... Dünya çapında yaşanılanların da izdüşümü. Sosyalizm deneylerinin giderek daha bilince çıkan, kapitalizmden daha iyi bir yaşam biçimi olmasına karşın vaad edilen cennetlere dönüşemeyişi ve yıkılması, sorunların daha da büyümesi sonucunu çıkarmıştır. Buna anti görüntüde, hiç bir şey olmamış ve yaşanmamış gibi bağnaz geçmiş savunuculuğu, konservatif solculuk. Üretim ve sorumluluğuna isyan bir bireysellik. Nesne olmaya karşı çıkış görüntüsünde özneye gelişemeyen öznellik. İçerisinde yaşanılan gerçeklerin rasyonalizasyonu sonucu hangi tarihsel şartlarda ve maddi koşullarda yaşandığının farkına varamama! Doğru tahlilinin yapılamaması! Pragmatik çıkarcı kurtarıcı beklentisiyle kurtarıcısını beğenmeyen mavi yakalı çok mu anormal? Ezilen halklar bu anlamda çıkarına geleni yapıyorsa, beklentin senden daha az uyanık olması mı? Bu bağlamıyla kimseyi kurtarmaya niyetimiz olmadığı gibi doğru da bulmuyoruz. Kurtulunulacaksa hep birlikte. Doğal olarak organik, kolektif ve canlı bir örgütlenmeyle. Herkesin yetenekleri doğrultusunda ürettiği kadar sorumluluk aldığı ve bunu  diğerlerinin üretimleriyle ortaklaşa mücadeleye dönüştürdüğü canlı yapılanmalarla gerçekleştirebiliriz. Ters mi geldi? Kurtarmak ve sonucu beklenti kariyer vb. yoksa bu işi niye yapılsın? Doğabilimsel doğruları savunmayan, savunamayanlar devrimci olmaz... Bu işi doğabilimsel doğruları savunmak zorunluluğundur da ondan yapmalısın...

 Sonuçta teorik ideolojik birliğin geçmiş devrimci deney ve derslerin üzerinde yeniden oluşmasıyla, devrimci mücadele birliğimizin gelişmesiyle bu ‘’suni’’ denge de kırılacaktır. Bu doğrultuda devrimci bir gelişim sağlanabilecektir. Kendilerine kurtarıcı arayanların düzlemi kendilerine, bizlerin doğru devrimci gelişimi sağlama mücadelesini geliştirme çabasında olmamızın sınavıdır bu...

İşte bunun içindir ki; Demokrasi deneylerinin geldiği seviye ile kendilerine kurtarıcı arayan düzleminin bilinciyle sen doğasal doğruya geliştirme mücadelesinde olmak zorunuluğundasın... Eğer boş lafın ötesinde bunu tüm yazılı olanlarla birlikte yaşamın kendisinde hayata geçiremezsen, iktidarın isimleri değişse de bir gurubun yönetimine dönüşmesini engeleyemeyeceksin. Boş lafın ötesinde umutlarının, beklentilerinin, rüyasının gerçekleşmemesinden yorgun düşmüş bir düzlemde seyir halindeki kitlelere doğabilimsel doğruyu yine gösteremeyeceksin...

 Bir sistem oluşması demek yeni bir suni dengeninde oluşması demektir. Gerisi aşama olarak alışma ve konumların bu çerçeve içerisinde belirlenmesi mücadelelerdir. Süreç ise temelde bu aşamayıda belirleyen biçimde yoluna devam etmektedir. Bu aşamanın uzunluğu çelişkilerin bileşkesi doğrultusunda ortaya çıksa da , son tahlilde doğabilimsel doğrulara uyumu ile ilgilidir. Bunun içindir ki; doğrudan demokrasi epistokrasi yani bilim adamlarının yönetimi değil doğabilimlerinin yönetimidir...

 Her örneklemenin eksikliğinden anlaşılma ve anlaşmada zorluklar çıkardığı göz önüne alarak: Nasıl labaratuvarda mikroskop altında incelenilene çeşitli düzlemlerde yaklaşmaya çalışılırsa, toplumsal olay ve gelişmelerde de o. Nasıl mikroskop altına koyduğunuz lam da incelediğiniz cisme çeşitli düzeylerde yaklaşarak daha detaylı bilgilenme çabasındaysanız, toplumsal gelişmelerde de benzeri. Diyalektik tahlil metodumuz buna benzetilebilir. Bir alt düzleme inerek daha detaylı bilgilenme ve inceleme durumu başladığınız düzlemin bir üstünü unutma durumuna geldiğinde, eksik dolayısıyla yanlış bilgi sonucu yanlış eylem tarzlarına neden olacaktır. İnsanlar alemini genelde yaptığı hata da budur. Lamı koyduğunuzda başladığınız noktayı esas almak. Tüm bunların dışında lamı koyduğunuz mikroskobun çözünürlüğü, elinizdeki aletlerin gerçekliğe yaklaşma sınırlılığı ‘’unutulan’’ noktalardır! Bunun için tek bir gerçek vardır gerçekliği kavrama mücadelesinin kesintiye uğramadan gelişimi. 

 Nasıl sol adına idealist dünya görüşünü savunur hale geliyoruz? Tahlillerimize seçtiğimiz bir düzlemden başlayarak. Kendi yaratığımız ikilemlerden birini akıllı, yararlı çözüm olarak seçerek. Egemenlerin yaratığı labirentler sonucu ikilemlerinden doğruyu seçtiğimizde bunun gerçeklik olduğunu sanarak... Kısacası, algılarımızın gerçek olduğuna kesin inanmaya başladığımız ya da doğabilimsel tahlillerimizi tüm düzlemlerin incelenmesi sonucu, doğasal gerçekliğe geliştirme mücadelesinden uzaklaştığımız noktada ! Ben açken balık tutmaktan bahsetme. Faşist saldırılar varken üretenlerin yönetiminden bahsetme. Sokakta işler acımasızdır, saldırılara karşı kitleleri koruyan bir fedai olmak dururken boş işlere kafa yoran boş laflar etme! Gerisini sen söyle. Baştan sona yanlış. Devrimci dünya görüşü dolayısıyla teori pratik düzlemden başlamaz. Pratikte yaratığın ikilemlere takılı kalarak devrimci bir dünya görüşüne, doğru tahlil ve çözümlere uşlaşılamaz. İşte idealizm... İncelemelerine başladığın ve sonucu ulaştığın’’gerçekliklerin’’ üst düzlemleri atlamak olduğundan eksik ve eksik olduğundan da yanlıştır... Durumun özeti: Hareket halindeki maddenin doğabilimsel kavranması yolundaki düşünce hareketinin saptırılmasıdır... Aşman gereken düzlemleri gerçeklik düzeyinde ele alış, aşamaları sürecin kendisi yerine koyma vb. yanlışa götürür. Bu yüzden burjuva demokrasisini ve sistem içi çözümleri savunmayı marifet sanan bir noktaya takılıp kalınıyor. Bir üst düzlem unutuluyor. Halbuki bunu doğabilimsel demokrasiye geliştirmek senin zorunluluğun. Bir başka deyişle, bilgi birikimlerinin geldiği noktadan‘’işçi sınıfı demokrasisini’’ yani doğrudan demokrasiyi geliştirmek doğabilimsel zorunluluğun. Laiklik, cumhuriyet vb. düzeyde takılıp kalamazsın. Aşmak zorunluluğun... Belki Marksist olursun da, diyalektik ve tarihsel materyalizmi savunan devrimci olamazsın... İşi bitirme telaşında tezgah başında olursun da toplumsal ve sınıflar mücadelesinin geldiği düzeyden bu devrimci deney birikileri üzerinde yükselip aşabilecek devrimci olamazsın... Belki Marksist- Engelsist- Leninist-Stalinist- Maoist- Ho Şiminist ve hatta Troçkist vb. olabilirsiniz fakat Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm dünya görüşünü savunan DEVRİMCİ olmalısınız... ‘’Unutulan ve masumane’’ görmezden gelinen bu dur. Toplumsal mücadeleler ve sınıflar mücadelesi alanında da, kitlelerin hareketi noktasından başlamak idealist pragmatizmin de başlangıcıdır... ‘’Sınıf çıkarları’’ bunun içindir ki senin döneminin ifadesi değildir. ‘’O dönemde başka bir anlam ifade ediyordu’’ söylemimizin anlamı da budur. Ve sınıfın çıkarları, unuttuğun bilimsel çıkarların pratikte yani bir alt düzlemdeki ifadesidir. Devrimci düşünce doğabilimsel doğrulara ulaşabilme mücadelesidir. Öz budur... Bunu  içindir ki; din kitlelerin hareketi sonucu değil, bilimsel doğruların inkarı sonucudur... Bunun içindir ki: Salt kitle hareketlenmelerinin olduğu yerde örgütlenmek değil, doğabilimsel doğrulara ulaşabilme mücadelesinde örgütlenmek temel mücadelemizdir...

 Aynı düzlemden yani onların düzleminden düşünmeye başladığımızda ve tahlillerimize onların başlangıç düzlemini aldığımızda, farklı labirent kapılarından tam ters gözüken yönlerde de olsa aynı sonuca aynı düzlemde kalarak ulaşıyoruz.** Ve bu karşıtlık ‘’sol’’ düşünme sanılmaya başlanıyor!

 Seçilen düzlemden alt düzlemlere doğru ilerleyişte üst düzlemin alttakileri belirleyici konumda olması yeterli geliyor. Üst düzlemleri unutmak ya da önemsememek doğabilimsel doğruların inkarına dönüştüğü gibi, eksikliğinden yanlışlığınıda getiriyor. Diyalektik ve tarihsel materyalizm dünya görüşünü özümsemeden takım seçme gibi inanca bağlı Marksist olunuyor! Bunun gibi işçi sınıfının ‘’çıkarları’’ doğabilimsel zorunluluklardan uzaklaştırılıp, onu güç olduğundan arakaya almak ya da ona hizmet ederek safına çekmek vs. türü bir idealizme ve sapmaya vardırılıyor. İşçi sınıfına doğru gelen gerçekmiş gibi ele alınmaya başlanıyor. Doğabilimsel zorunluluklarımız üst düzlemi kenara atılıyor... Bizler‘’Engelsist’’olduğumuzdan! Bilimsel bile değil doğabilimseli savunuyoruz! Doğabilimsel gerçeklik olduğundan diyalektik ve tarihsel materyalistiz yani devrimciyiz. Bu doğrultuda toplumsal gerçekliğin doğru tahlili olduğundan, işçi sınıfı öncülüğünden ve bunun gelişimi sonucu üretenlerin yönetimi doğrudan demokrasiyi savunuyoruz. Bu noktaya gelindiğinde doğrudan demeokrasinin antik Yunanlılarda denenmiş olan epistokrasi olmadığını, bilim insanlarının yönetimi değil, doğabilimselin yönetiminden bahsedildiğini bilince taşıma mücadelesindeyiz. Aynı dünya görüşüyle, işçi sınıfını iktidar yapmak isteyenlerin kendi iktidarlarını oluşturması olumsuzluğunun, toplumsal deney birikimlerinin geldiği seviye ile sınırlı olduğunu bilince çıkartmaya çabalıyoruz. Bizim mücadelesiyle açmaya çabaladığımız yolun da sonuçta hangi doğru tahlillere dayanıyor olursa olsun toplumsal mücadeleler ve sınıflar mücadelesinin geldiği seviyeyle sınırlı olduğunu, lakin doğabilimseli savunma ve bu uğurda mücadelenin zorunluluğumuz olduğu bilincini gelişmeye çabalıyoruz. Şimdi dünya dönüyor ve sistemimizin merkezi dünya değil güneştir deme zamanı. Şimdi kimseyi kurtarmak değil kurtulacaksak birlikte deme ve doğabilimsel gerçeklere gelişebilme mücadelesi zamanıdır. Bilgimizin ve yapabileceklerimiz yaşadığımız maddi ve tarihsel şartlarla sınırlı lakin böyle bir gerçeğin olduğu ve ona varma mücadelesinde olduğumuz gerçekliğin ta kendisidir... Şimdi ‘’birşeyler yapmalı’’deme  zamanı değil, böylesi bir mücadeleyi geliştirme zamanıdır. Geçmiş devrimci ders ve deneylerimiz üzerinde yükselen yeniden teorik- ideolojik ve mücadele birliğimizin oluşturulması dönemi. Böylesi bir mücadele ve gelişimin daveti olmaz devrimciler görev başına...

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ

*Baba Bush’un Türkiye ile pazarlıklarını benzetiği kelimeler.

**Paraidya: Zıt aynılar.

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde