Özgürlük

FORD İŞKENCE ODASI KURDUĞU ZAMAN

 
 
IAN STEINMAN
 
 
(Ç.N.: Bugün Türkiye'de gelinen noktada siyasi iklimin yakıp yıkan(bölücü/ayrımcı) bir tayfuna dönüşmüş olmasının da etkisiyle Koç gibi holdingleri demokrat, ilerici, modern göstermeye çalışan bir çaba var. Oysa onların gerçek yüzleri çok farklı. Kendilerine karşı bir isyan baş göstermeye, karlılıkları tehlikeye girmeye ve işçiler bilinçlenip birleşme yolunda adım atmaya görsün, işte o zaman gerçek yüzleri ortaya çıkar ve maskeleri düşer. Yalnız onların mı? Hayır, onlarla birlikte kapitalizmin siyasi neferlerinin de maskeleri düşer. Aynı, Koç'un ortağı Ford'un Arjantin'de maskesinin düştüğü gibi. Diyalektik salt karmaşık, anlaşılmaz ve sıkıcı bir felsefi metod değildir. Diyalektik işçilere aldatıcı görüntünün arkasındaki üstü örtülen özü görebilmenin yollarını basitçe gösteren bir yöntemdir. Ford'un sadece bir Ford olmadığını gösteren bir yöntemdir. Hepimizin öğrenmeye ihtiyacı olan bir yöntem...Bu yönteme sahip olmadan gerçeği göremeyiz.)
 
1970'lerde Ford, araba yapmaktan fazlasını yapıyordu; işkence yapmaya ve solcuları öldürmeye yardım ediyorlardı.
 
Arjantin diktatörü Jorge Rafael Videla, 1976'da Palermo'daki Buenos Aires'teki '' Exposicion Rural '' açılışında. Edgardo E. Carbajal / Wikipedia
 
 
General Videla'nın kanlı Arjantin diktatörlüğünü iktidara getiren askeri darbeden bir gün sonra 25 Mart 1976'da Ford Motor Company'nin ana üretim fabrikasındaki bir direktör sendika temsilcilerini bir toplantıya davet etti. İşçi ve işveren ilişkileri direktörü Guillhermo Gallaraga, bir askeri yetkili ile birlikte, işçileri, herhangi bir sendika talebini akıllarından çıkarmaya çağıran resmi bir bildiri okudu. Gallarago şunları ekledi: "Tüm sorunlar bitti, Arjantin'deki Ford Motor Company, ordu için bir amaç ve öncelik haline geldi."
 
Şu anda işçileri temsil eden bir avukat olan Tomas Quintana, sonraki birkaç hafta içinde Ford Fabrikası katında göz önüne serilen sahneyi şöyle anlatıyor: "Üretim hattındalarken, çoğunluk zorla götürüldü. Silah zoruyla alındılar ve diğer tüm işçilerin yanından geçerek yürütüldüler böylece sendika temsilcilerine ne olduğunu görebileceklerdi. Bu durum, maaşlar, çalışma koşulları ve herhangi bir şey üzerinde herhangi bir talebi engelleyen işyerinde bir terör ortamı yarattı."
 
Carlos Propato, 13 Nisan'da askeri yetkililer tarafından nasıl kaçırıldığını açıkladı. Diğer dört işçinin yanı sıra dinlenme merkezine götürüldü. Bir zamanlar işçiler için sosyalleşme ve örgütlenme mekanı olarak hizmet etmiş olan yer, yeni askeri diktatörlük tarafından inşa edilen birçok sorgulama ve işkence merkezlerinden birine dönüştürülmüştü. Carlos sabah on birden gece on birine kadar işkence gördü. Ele geçirildiği andan itibaren süren dayak olaylarına ek olarak, Arjantin polisinin ve ordusunun imzasını taşıyan acımasız elektrikli işkence cihazlarına da katlandı. Sorgulayıcılar, mağdurların cinsel organlarına, gözlerine ve dudaklarına elektrik uygulayarak maksimum miktarda ağrı ve acı çektirdiler. Propato, felç geçirme noktasına gelene kadar nasıl elektrik çarptığını açıkladı. Sağlığı üzerindeki etkisi bu güne kadar devam ediyor.
 
Bir işçi zorla götürüldüğünde, Ford, işyerinde "görünmemeleri" nedeniyle derhal bir fesih ihbarnamesi gönderecekti. Prapota'nun durumunda ailesi, askeri yetkililer Ford fabrikasında kendisine işkence yaparken ihbarı aldı. İşçilerin fabrikada tutulduğu iddiasıyla uyarılara itiraz etmek Ford tarafından reddedildi. 
 
Fabrika gözaltı merkezinden Propato, kırk gün açlık, pislik ve "günlük işkenceye"  katlandığı yerel polis karakoluna götürüldü. "Bir gözümü kaybettim ve omurgalarımdan birini kırdılar." Bazıları birkaç ay sonra serbest bırakıldı; Propato'nun durumunda, nihayetinde serbest bırakılmadan önce iki yıl daha cezaevinde kaldı.
İş bulmak neredeyse imkansız hale geldiği ve işkence sonucu artık bedensel engelli olduğu için çile orada bitmedi. Yine de işkenceye, hapishaneye ve işsizliğe rağmen, şu anda sonuçları görünmeye başlamış olan adalet için uzun soluklu bir mücadeleye başladı.
 
 
SIRADAN İNSANLARIN DİRENİŞİ
 
Kırk yılı aşkın bir süreden sonra, bu sabırlı gayret sonunda bazı sorumlu şirket makamlarının adli takibatına gittikçe yaklaşıyor. Arjantin tarihinde ilk kez, çok uluslu şirket direktörleri insanlık suçuyla yargılanacaklar. Eski general Santiago Riveros'un yanı sıra, iki şirket direktörü Pedro Müller ve Francisco Sibilla yirmi dört işçinin kaçırılması ve işkence edilmesine ilişkin suçlanıyorlar. Şirketin güvenlik direktörü Francisco Sibilla, sorgu yargıçlarına sorular öne sürerek, işkence duruşmalarının en azından birine aktif olarak katıldı. Pedro Muller, Ford fabrikasının kurumsal hiyerarşisinde imalat direktörü idi ve yönetimde ikinci adamdı. Şirketin başkanı ve işçi-işveren ilişkileri direktörü de, ikisi de suçlandı, ancak dava ilerlemeden önce öldüler.
 
Ford'un diktatörlükle aktif işbirliğinin tarihi açıktır. İnkar edilemez bir biçimde, fabrika mülkünde sakeri bir sorgulama merkezine ev sahipliği yaptılar. Askeri yetkililere işçi kimlik kartları verdiler ve orduya sendika aktivistlerinin ve solcuların isim listelerini oluşturmada yardım ettiler. İlerleyen dava yirmi dört işçiye ilişkin olduğu halde, Ford'un ve diktatörlüğün işlediği suçlar orada sona ermedi. Gerçek sayıyı bulmak zor olsa da, en azında beş Ford işçisinin zorla ortadan kaybolması -cinayet- belgelendi.
 
Ford, dönemin ulusal ve çok uluslu işletmelerinin çoğunda olduğu gibi, sendikal eylemcileri ortadan kaldırmak için askeri yetkililerle birlikte teşvik etmeye, destek vermeye ve işbirliği yapmaya yardım etti. Fabrika katında gerçekleşen şey, kelimenin tam anlamıyla oldukça kurumsal destekli bir terörizmdi. Ford, diktatörlük eliyle işkence, korku ve gerçek ölüm tehdidi ile işçi hareketliliğini büyük ölçüde yok etmekte ve kendi karlılığını garantiye almakta başarı sağladı.
 
Ford'daki işçiler, 1970'lerde ülke çapında başkaları ile birlikte güçlü bir sıradan işçiler hareketinde önder oldular. İşçi güvenliği ile ilgili temel konular etrafında yeni bir örgütlenme dalgası başlamıştı. Şasi bölümünde olanlar kurşun zehirlenmesinden ve üretim hattındakiler toksik dumanlar yüzünden akciğer kanserinden ölüyordu. Çalışmak için kaçınılmaz olarak çok hasta olduklarında, şirket onları kovuyordu ve cenazeleri ödemek için ailelerine zar zor yetecek kadar tazminat sağlıyordu. 
 
Sıradan insanların örgütlenmesi inşa etmek ve hatta en basit sağlık ve güvenlik gereksinmeleri adına savaşmak için işçiler çok çabuk kendilerini iki cephede mücadele ederken buldular: şirkete karşı ve kendi sendikalarının liderliğine karşı. Propato'nun bir röportajda hatırladığı gibi, "sendika bürokrasisi bu dönemde sahip olduğumuz en büyük hainlerden biriydi." Darbeye zemin hazırlamada hükumet, Isabel Peron'un hükümeti, sendika bürokrasisinin liderleri arasında en güçlü desteğe sahipti. Solu bastırmak ve hükmedebilirliği güvenceye almak için sosyalist ve sendikal eylemcilerin kaçırılma, işkence görme ve suikastte uğrama olaylarını gerçekleştiren "Üç A"nın -Arjantin Anti-Komünist İttifakı- durmadan büyüyen genişlemesi vardı.
 
Propato gibi işçi militanları, bürokrasiyi üretim bölümünden sürmede başarılı oldular ve aktivistlerin sıradan insanlar hareketi, sınıf bağımsızlığı duruşu belirleyerek Buenos Aires'in endüstri bölgeleri boyunca kendini güçlendirdi. 1975 yılı boyunca bu hareket, Buenos Aires fabrikalarında işçileri birleştiren "komiteleri koordine ederek" bütünleşti. O yılın Nisan ayında, tarihin en büyük işçi sınıfı yürüyüşlerinden biri örgütlendi. Propato, bir gaz kamyonuna el koyup, yürüyüşü bastırmaya kalkıştıklarında herkesin bölge çapında havaya uçacağını polise beyan ederek yürüyüş hakkının nasıl güvence altına alındığını hatırladı.
 
Bu militan işçi sınıfı, hükumetin her geçen gün daha zorlayıcı kemer sıkma önlemlerini uygulama girişimleriyle giderek daha fazla çatıştı. O yılın ilerleyen zamanlarında, sıradan insanların hoşnutsuzluğu, ekonomik reformlar öneren rezil edilmiş ekonomik bakanının adının verildiği "Rodrigazo" denilen en son kemer sıkma önlemlerine karşı bir genel greve çağrısı yapmak için sendikaları zorladı. Grev, kesin olarak Isabel Peron hükümeti ve sendika bürokrasisindeki müttefiklerinin artık işçi sınıfı hoşnutsuzluğunu kontrol edemediğini gösterdi.
 
İş dünyası ve askeri seçkinlerin üst seviyelerinde askeri darbe planları yürürlüğe sokuldu.
 
 
KIYIMI HATIRLAMAK
 
1976'da Ford fabrika sahasında göz önüne serilen terör, Arjantin'in işçi sınıfını terörize etme amaçlı bilinçli ve kasıtlı bir planın parçasıydı. Solun ve sendikal militanlığın fiziksel olarak imhası, Arjantin'de kapitalist endüstrinin istikrarını ve karlılığını geri kazandırmak için gerekli görülüyordu.
 
Sol kanatla ilişkinin bile ölüm cezası olabildiği bir dönemde, işkence edilmiş yirmi dört işçinin sonunda serbest bırakıldığı gerçeği, devletin onların "sadece" sendika aktivistleri olduğunu onaylamasını yansıtır. İşkencenin amacı terör idi: sendika liderlerinin silah zoruyla götürüldüğünü izlerken,  sömürüye direnişin potansiyel bir ölüm cezası olduğunu her işçiye açıkça göstermek. Eğer dava açarlarsa, eğer örgütlenirlerse bir sonraki onlar olabilirdi. 
 
Ford davası, Arjantin'in askeri diktatörlüğünün korkunç zulümlerinde çok uluslu şirketlerin aktif işbirliğinin altını çizer. Bu, askeri müdahalenin asıl amacıydı: ülke çapında iş yerlerinde benzeri görülmemiş bir devlet ve kurumsal terör kampanyası başlatmak. Toplama kampları, işkence ve solcuların kitlesel suikastlarından doğrudan sorumlu bazı askeri yetkililer sonradan kovuşturmaya uğradı. Ancak bu kurşuni tesiste biriken servetlere dokunulmadı. Ekonomik, toplumsal ve politik açıdan, modern Arjantin bu tüyler ürpertici kan fedakarlığının ürünü olmaya devam etmektedir.
 
Şu anki Arjantin cumhurbaşkanı Mauricio Macri, Arjantin'in miras yoluyla geçen seçkinlerinin çoğu gibi istisna değildir. Macri işletme grubu, kısa demokratik açılım süresince 1973'te yedi şirketten diktatörlük sonunda kırk yedi şirkete dönüştü. Kilit inşaat ve özelleştirme sözleşmelerinden bir servet yapıldı, bunların hepsi güvenliğini sağlamak için askeri yetkililer ile yakın bağlar gerektiriyordu. 1982'de devlet bile grubun özel borcunun 180 milyon dolarını üstlendi.
 
Dava, çokuluslu şirketlerin askeri diktatörlük tarafından serbest bırakılan teröre karşı aktif işbirliğini vurgulamakta önemli bir rol oynamaktadır. Mevcut siyasi ortamda bir mahkumiyet sağlamak kolay olmayacak; Macri hükumeti, siyasi soykırım derecesini düşürmek için sık sık girişimde bulundu. En son askeri diktatörlükte kötü şöhretli işkenceci, Miguel Etchecolatz'in, kendisine karşı açılmış olan davada önemli bir şahit olan Julio Lopez'in ortadan kaybolması ile ilişiğinin olduğu 2006'da gösterilmesine rağmen ev hapsinin gevşek bir uygulaması ile hapisten çıkmasına izin verildi.
 
Ancak, geç gelen adalet mücadelesini daha fazla önemli kılan, neoliberal tarih sonrasını müjdeleyen ve geçmişi gömen kesinlikle bu girişimdir. Propato, adalet için yaptığı uzun süredir devam eden mücadelesine yansıyan bu noktanın altını çizdi.
 
"Biz, yolda çoğumuzun düştüğü, yönü olmayan bir mücadelenin üzerinden çoktan kırk iki yıl geçmiş tarih kitabında basit bir sayfayız. Bununla birlikte, önemli olan, yeni nesillere hepimizin aynı işçi sınıfına ait olmamız ve birleşmemiz gerektiğini söylememizdir. Ki, bizim neslimize bu olanların hiçbiri bir daha olmasın; ki, General Motors, Mercedez-Benz, Ford Motors Arjantin gibi bu büyük işletmeler bunu bir daha yapamasın. Bunun için yeni kuşaklar birlikte çalışmalı ve 70'lerde yaşanmış olanların tarihini bilmeli; biz en iyi değildik, ama buna değer olan bu dava için savaştık. Yeni nesillerin, işçilerin bayrağını yeniden yükseltmeleri ve gerçekten başka bir toplumsal sınıfa ait olduklarını değil, işçiler olduklarını hissetmeleri gerekir. İşçi işçidir."
 
Bu mücadelenin tarihi, Birleşik Devletler'de ya da Avrupa'da ya da bu çok uluslu şirketlerin global merkezlerinden herhangi birinde tıpkı bizde olanlara olduğu gibi iz bırakır. İşçi hareketini yeniden inşa ettikçe bir zamanlar onun özünde yatan uluslararası dayanışmayı yeniden tesis etmeliyiz. Bir daha Ford gibi şirketler, ister Arjantin'de ya da bugün benzer olarak Honduras ve Mısır'da, yurtdışındaki erkek ve kız kardeşlerimiz üzerinde terör sergilemeye çalıştığında bu tarihi aklımızda tutmalıyız ve imparatorun en can alıcı noktasında onların savunması için mücadele yürütmeye hazırlanmalıyız.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 

FACEBOOK SAYFAMIZ