Özgürlük

Neo-Liberalizm Altında Kendi Zalim Patronunuz Olabilirsiniz

 
 
MEAGAN DAY
 
(Ç.N.: Dünyada ve Türkiye'de günden güne gittikçe sayıları hızla artan holding plazalarında çalışan beyaz yakalılar(orta-sınıf) maaşlı çalışan oldukları ve iliklerine kadar sömürüldükleri halde neden ses çıkarmazlar? Çünkü dünyalarının merkezlerine oturttukları sadece kendi benlik duyguları ve kendi çıkarları vardır. Kendilerini mükemmel yapma duygusuyla sarılırlar. Kendileri haricinde dış dünyada ne olup bittiği ve dış dünyadaki insanların çektiği acılar önemsizdir. Onlar için sorun olan, kendilerinin bir üst sınıfın standartlarına erişip erişemeyecekleri endişesi ve saplantılı sosyal statülerini yükseltme ya da düşürme kaygısıdır. Bunun için de yazılı reçete neoliberalizm olarak kendilerine sunulmuştur. Peki ya, ne karşılığında? İnsanlığı terk etme, topluluğu hor görme, yoksulların ve ezilenlerin acılarına sırt çevirme, daha çok bireyselleşme, daha çok bencilleşme ve daha çok belki servet yapabilme karşılığında...Oysa sistemin kendi üzerilerinden elde ettiği şey, kendilerini özlerine yabancılaştırıp parçalara ayırarak bölmek...Kısacası işçi sınıfını bölmek.  Artık beyaz yakalıların düşündüğü tek şey yaz tatilinde Yunan Adalarına gidip sosyal statülerini artırmak...Suriye mi? Irak mı? Libya mı? Oralar da neresi? Hedef; Paris, Londra, Viyana?)
 
Yeni bir araştırma, psikolojik sıkıntının yeni bir oluşum içinde endişe verici yükselişini tespit etti. Buna, "neoliberal mükemmelliyetçilik" deyin.
 
 
 
 
Thomas Curran ve Andrew Hall'in Psikolojik Bülten'de yayınlanan yeni bir araştırmasında mükemmeliyetçiliğin yükselişte olduğu belirtiliyor. Her iki psikolog yazar da, "yeni genç nesillerin, başkalarının onlardan daha fazla talep ettiklerinin, başkalarından daha fazla talep ettiklerinin ve kendilerinden daha fazla talep ettiklerinin farkına vardıkları," sonucuna varır.
 
Bu artan mükemmellik iştahının köklerini saptarken, Curran ve Hall eveleyip gevelemezler: bu, neoliberalizmdir. Neoliberal ideoloji rekabeti teryüz eder, işbirliğinin cesaretini kırar, hırsı teşvik eder ve kişisel başarıyı mesleki başarıya bağlar. Bu değerler tarafından yönetilen toplumlar, insanları çok peşin hükümlü ve yargılanma konusunda çok endişeli yapar. 
 
Psikologlar mükemmelliyetçilik hakkında sanki tek boyutluymuş, sadece kişiden kişiye yöneltilmiş gibi konuşmaya alışkındılar. Bu hala günlük konuşma dili kullanımıdır, birinin mükemmeliyetçi olduğunu söylediğimizde genelde kastettiğimiz şey. Fakat geçen on yıllar boyunca araştırmacılar kavramı genişletmenin verimli yolunu buldular. Curran ve Hall, üç farklı mükemmeliyetçiliği kapsayan çok boyutlu bir tanıma yaslanırlar: kendine yönelik, başkalarına yönelik ve toplumsal olarak saptanmış.
 
Kendine odaklı mükemmeliyetçilik, diğerlerine yönelik mükemmeliyetçilik diğerlerinin gerçekçi olmayan beklentilerine sahip olma anlamına gelirken, gerçek dışı yüksek bir standarda karşı kendini frenleme eğilimidir. Fakat, "toplumsal olarak tayin edilmiş mükemmeliyetçilik, mükemmeliyetçiliğin üç boyutunun en elden ayaktan düşürenidir," diye Curran ve Halland iddia ederler. Böylelikle sizin işe yaramaz olduğunuza karar vermek için herkesin hata yapmanızı beklediği kalıcı -ve tamamen çürük- algısı tarafından doğurulan paranoya ve endişe duygusunu tarif eder. Diğerlerinin imkansız beklentilerinin bu hiper algılanışı, sosyal yabancılaşmaya, sinirsel kendi kendini incelemeye, utanç ve değersizlik duygularına ve "eksikliklere odaklanma ile karakterize edilmiş ve eleştiri ve başarısızlığa karşı hassas olumsuz sosyal değerlendirme korkusu ve patolojik endişe ile dolup taşan bir benlik duygusuna sebebiyet verir." 
 
Mükemmeliyetçilik fenomeninin kültürel açıdan koşullu olduğunu ölçmek amacıyla Curran ve Hall, nesiller boyu eğilimler arayan mevcut psikolojik verilerin bir meta-analizi gerçekleştirdiler. 1989'dan sonra Birleşik Devletler, Birleşik Krallık ve Kanada'da doğan insanların mükemmeliyetçiliğin her üç türüne yönelik önceki nesillerden daha çok puan aldıkları ve bu puanların zamanla doğrusal olarak arttığını tespit ettiler. En çarpıcı değişime eşlik eden boyut, diğer ikisinin oranını ikiye katlayan toplumsal olarak tayin edilmiş mükemmeliyetçilik idi. Başka bir deyişle, gençlerin akranları ve yaygın kültür tarafından sert biçimde yargılanma duygusu her geçen yıl yoğunlaşmaktadır.
 
Curran ve Hall, bu değişimi neoliberalizmin yükselişine ve onun kuzeni meritokrasiye[kişilerin bireysel üstünlüğüne ve liyakate dayanan yönetim biçimi] bağladılar. Neoliberalizm, piyasaya dayalı metalara değer biçme yöntemlerini desteklemektedir - ve bir meta olarak erişebildiği her şeyi belirler. 1970'lerin ortalarından beri, neoliberal siyasi-ekonomik rejimler, toplum dokusu içinde bireyi topluluğun üzerine terfi ettirerek, kamu mülkiyeti ve toplu pazarlık gibi şeylerin yerini sistematik bir şekilde serbestleştirme ve özelleştirme ile değiştirdi. Bu esnada, meritokrasi - sosyal ve mesleki statülerin, bireysel akıl, erdem ve sıkı çalışmanın doğrudan ürünleri olduğu fikri - izole bireyleri, tırmanan başarısızlığın doğuştan var olan değersizliğin bir işareti olduğuna ikna eder.
 
Yazarların ileri sürdüğü neoliberal meritokrasi, her insanın, sossuz bir rekabet denizinde kendi marka elçisi, ürünün(kendisinin) tek sözcüsü ve kendi emeğinin simsarı olduğu acımasız bir ortam yarattı. Curran ve Hall'un gözlemlediği gibi, bu gidişat, önceki nesillere kıyasla çok daha fazla "modern hayatın merkezinde çabalamak, yerine getirmek ve başarmak için güçlü bir gerekliliği" getirir.
 
Genç insanların günümüzde eğlence için topluluk etkinliklerine daha az ilgi duyduklarını, bunun yerine kendilerini daha üretken hissettikleri ve onları başarı duygusuyla dolduran bireysel uğraşlara katıldıklarını gösteren veri aktarırlar. Dünya, her fırsatta saygın kişi olduğunuzu ispatlamanızı ve dostlarınızın saygısının oldukça bağlı olduğu şüphe uyandırmayı yerleştirmemenizi talep ettiğinde, arkadaşlarla takılmak, özenle sosyal medya profilinizi düzenlemek için evde kalmaktan daha zorlayıcı görünmeyebilir. 
 
Curran ve Hall, mükemmeliyetçilikteki bu yükselişin sonuçlarından birinin bir dizi ciddi salgın akıl hastalıkları olduğunu ileri sürerler. Mükemmeliyetçilik, anksiyete, yeme bozuklukları, depresyon ve intihar düşünceleriyle oldukça ilişkilidir. Kusursuz olmaya yönelik sürekli zorlama ve görevin kaçınılmaz olanaksızlığı, zaten korunmasız olan insanlarda zihinsel hastalık belirtilerini artırır. Tanımlanabilir zihinsel rahatsızlığı olmayan genç insanlar bile, daha sıklıkla kötü hissetmek eğilimindedir; çünkü diğer odaklı mükemmeliyetçilik arttıkça, toplu değerlendirme süresince jurinin daima herkese açık olduğu ve sosyal olarak saptanmış mükemmeliyetçiliğin bu yabancılaşmanın güçlü tanınmasını içerdiği bir grup düşmanlık, şüphe ve hafife alma iklimi yaratılır. Kısacası, yükselen mükemmeliyetçiliğin serpintileri duygusal olandan kelimenin tam anlamıyla ölümcül olana kadar sıralanır.
 
Ve yükselen mükemmeliyetçiliğin bir başka etkisi var: neoliberalizmin şiddetli saldırısına direnmek için en çok ihtiyaç duyduğumuz şey olan dayanışma kurmayı zorlaştırıyor. Sağlıklı benlik duygusu olmadan üçlü ilişkilere sahip olamayız ve sağlam ilişkiler olmaksızın, tüm ekonomik politik düzeni altüst etmek şöyle dursun çatırdatacak sayılarda bir araya gelemeyiz. 
 
Mükemmeliyetçiliğin üç boyutu ve son zamanlarda Sol'daki hegemonik eğilim olan, sözde "haykıran kültür" arasındaki paralellikleri görmek zor değil: vahim bir hata için herkesin herkesi izlediği, erdemli kendini geri planda tutmanın imkansız bir şekilde yüksek standartları için kendilerini frenlediği ve topluluk için kullanılıp atılabilir olma, mahşer günlerinin eli kulağında gizli korkusu ile felce uğratılan bir hal. Model, üniversite girişlerinden saplantılı Instagram düzenlemeye kadar neoliberel metitokratik mükemmeliyetçiliğin diğer tezahürlerinin tıpkısıdır. Ve çünkü bizi biraraya getirmekten daha çok bizi böler; görünüşte gücü can evinden vurmanın yollarını arayan bir hareketi inşa etmenin hiç bir yolu yoktur.
 
Mükemmeliyetçilik, taş çatlasa bizi birbirimizi hor gören, birbirimizden korkan ve birbirimizden emin olmayan haline getirir. Mükemmeliyetçilik, onu oluşturan biçilmiş kaftan Neoliberal kapitalizm ile dövüşmek için gerekli olan dayanışmacı bağları ve kolektif eylemi önler. Yabancılaştıran, parçalara ayıran mükemmeliyetçiliğin tek mümkün panzehiri, mutlak bireyciliği reddetmek ve kolektif değerleri toplumumuza geri kazandırmaktır. 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde