Özgürlük

AYRIMCILIK NASIL SÜRÜYOR

 
 
DOUGLAS MASSEY
 
(Ç.N.: Batı ülkelerinde ev arama ve ev bulabilme tam bir kabustur. Hele ki bir batı ülkesinde yaşayan ya da yaşamaya mecbur kalan "üçüncü dünya ülkesi" mensubu bir göçmen, bir mülteci veya bir alttaki iseniz. Sizin için hazırlanmış gettolara mecbur edilirsiniz. Irkçı ayrımcılığın istediğiniz çeşidiyle, her gün bindiğiniz metroda "üstün" "beyaz ırkın" aşağılayıcı bakışlarında burun buruna gelirsiniz. Yapabileceğiniz tek şey, boğum boğum olan gözyaşlarınızı sessizce yutmaktır. Ya da paranız olup da alırsanız sığındığınız bira şişelerinin dostluğunda gözlerden ırak karanlıklara ağlamaktır. 
 
Türkiye bağlamında da toplu konut altında oluşturulan yüksek korumalı duvarlarla çevrili lüks sitelerin amacı, "seçkin" ve diğerlerinden üstün olduğu algısı zerk edilen bir avuç "seçilmiş" insana alttakiler karşısında üstünlük hissi veren konutları fahiş fiyatlara pazarlamaktır. Farkında olmasak bile ayrımcılık her yere sirayet etmiştir. Giydiğimiz kıyafetten, kullandığımız akıllı telefona ve yaşadığımız yerleşim bölgesinden oturduğumuz konuta kadar. Toplumda çoğunluğun üstünde statüye sahip olma saplantısı aslında ayrımcılığı körükler ve tam da buna paralel olarak ayrımcılık sosyal statü saplantısını besler.  Bundan devasa karlar elde eden ise kapitalizmdir çünkü ırkçılığı yaratan kapitalizmin emperyal yüzünden başkası değildir. Kökleri de on dokuzuncu yüzyıl İngiliz İmparatorluğu'nda hayat bulmuştur. Irkçılığın önüne ise tek bir şey geçebilir. Sosyalizm...İleri ki çevirilerimizde ırkçılık ve ayrımcılığın kökenleri konusuna devam edeceğiz.) 
 
Ayrımcılığının çığır açan çalışması, Amerikan mahallelerinin hala ırk çeşitlerine göre neden bu kadar çok bölündüğü üzerine ezber bozan yeni bir teoriyi keşfe çıkıyor.
 
 
Chicago'nun havadan görünümü. russellstreet / Flickr
 
 
Ayrımcılık Döngüsü: Toplumsal Süreçler ve Meskun Tabakalaşma'nın Özeti  (New York: Russell Sage Foundation, 2017).
 
 
Azınlıkların yükselen sosyoekonomik statülerine, azalan ayrımcılık(ırk,cinsiyet vs.) oranlarına ve diğer ırktan olan komşulara karşı artan hoşgörüye rağmen, ABD'de süren yerleşim yeri ayrımcılığı Afrikalı Amerikalılar için birkaç büyük metropol şehirde her zamanki gibi yüksek kalıyor.
 
Ayrımcılık Döngüsü'nde, Maria Krysan ve Kyle Crowder, yerleşim yeri ayrımcılığının nasıl ve neden devam ettiğini bizim anlamamıza büyük katkıda bulunurlar. Yazarlar, Birleşik Devletlerde yerleşim yeri ayrımcılığını kavramsallaştırmak ve incelemek için sosyal bilimciler tarafından yaygın olarak kullanılan teorik ve metodolojik modelleri eleştirirler: (ayrımcılığı gruplar arasındaki sosyoekonomik farklılıklara bağlayan) mekansal asimilasyon modeli, (ayrımcılığı konut ve kredi piyasalarındaki ayrımcı davranmaya bağlayan) mekan sınıflandırma modeli ve (ayrımcılığı aynı ırktan komşuların geniş alana yayılmış tercihlerine bağlayan) grup tercihleri modeli.
 
Alternatif olarak Krysan ve Crowder, yerleşim yerine karar verme ırksallaştırılmış sosyal, ekonomik, bilişsel ve mekansal yapıların içine yerleştirildiği için ayrımcılığın sürdüğünü ve bu yapıların, ırk ve sınıf ile sistematik olarak katmanlaştırılmış kentsel manzaralar sağlayan bir takım kendi kendine varlığını sürdürebilen süreçler yoluyla mevcut ayrımcılık seviye ve modellerini kopyalamak için yerleşme ile ilgili davranışı sınırlandırdığını ileri süren, "toplumsal yapısal sınıflandırmacı bakış açısı"nı, yeni bir kavramsal yapıyı sunarlar. 
 
 
AYRIMCILIK VE KONUT AVCILIĞI
 
Kitap, 1970'den 2010'a kadar olan dönemde Hispanik olmayan beyazlardan siyah, Hispanik ve Asyalı olanları ayırma eğilimlerini inceleyerek başlar. Her ne kadar ortalama siyah-beyaz ayrımcılığı yavaş yavaş azalmış olsa da, ırk ayrımına son vermeye doğru geçişler oldukça inişli çıkışlıdır. Oldukça büyük siyah topluluklara sahip metropol bölgeler yüksek oranda ayrımcılığı sürdürürlerken, kayda değer azalmalar, az siyah nüfusun olduğu küçük metro bölgeleri ile çoğunlukla sınırlıdır. 
 
Hispanik ve Asyalılara karşı ayrımcılık düzeyi, göç yoluyla hızlı nüfus artışına rağmen, zamanla nispeten sabit kalmıştır. Oysa Hispanik ayrımcılık düzeyi orta dereceden yükseğe doğru değişirken, halbuki, Asyalı ayrımcılık düzeyi düşükten orta dereceye doğru değişkenlik gösterir. Ayrıca, kitapta belirtilmese de, ABD metropoliten bölgelerinde yaşayan Hispaniklerin oranındaki hızlı artış, yaşadıkları mahallede tecrit derecesinde azımsanmayacak bir artış meydana getirmiştir. 
 
Tabii ki, iyice beyaz mahalleler zamanla çeşitlenir gibi olsa da, ancak Krysan ve Crowder, bu çeşitlenmenin Afrikalı Amerikalılardan ziyade beyaz mahallelere Hispanik ve Asyalıların girişi yoluyla daha çok gerçekleştiğini gösterir. Aslında Amerikan mahallelerinin kompozisyonu genel olarak Amerikan toplumunun çeşitlenmesine nazaran yavaş yavaş değişti. Özellikle, Afrikalı Amerikalılar için, 1980'deki siyah-beyaz ayrımcılık düzeyleri, siyah yerleşim yeri ayrımcılığı derecesinde bir değişiklikten ziyade devamlılık izlenimi bırakan 2010'dakileri fazlasıyla öngörmüştü. 
 
ABD ayrımcılık kalıplarında özünde var olan dinginliği belirleyen yazarlar, insanların iki aşamada konut aradıklarını gösteren araştırmadan alıntı yaparak gerekçelerini açıklamaya başlarlar. İlk önce hangi alanlarda arama yapacaklarına karar verirler ve sonra bu alanlardaki hangi birimlerin üzerinde çalışacaklarını kararlaştırırlar. 
 
İlk aşama, spesifik mahallelere yönelik araştırma ile sınırlandırıldığı için ayrımcılık modellerini belirlemede çok önemlidir. Krysan ve Crowder, insanların karmaşık seçimleri basitleştirmek için "keşifselliğe" başvurduğunu açıklayan yargı ve karar verme psikolojisinden yaratıcı bir şekilde yararlanır. Özellikle keşifsel olan, ileri sürdükleri "ilintili keşifsel nitelik," yerleşim kararlarında etkili olur, çünkü mahallenin nitelikleri oldukça birbiriyle bağlantılıdır, böyle bir göze çarpan nitelik diğerlerini sineye çekmede uygun bir şekilde kullanılabilir. Yazarlar, ev arayanların, bir mahallede aradıkları bir takım özelliklerin yerine geçmede kullanacakları tek bir işareti dahi alma eğiliminde olduklarını ve çoğunlukla bu işaretin ırkçı bir mahiyeti olduğunu delil olarak gösterirler. Beyaz toplumsal kavramada, siyahların yüksek bir yüzdesi oldukça yüksek oranda suç, düşük özellik değerleri ve zayıf okul performansı ile birlikte anılır.
 
Yalnız ikinci aşamada aktörler, gazeteler, emlakçılar ya da internet gibi spesifik araçlara yönelirler; fakat aynı zamanda "dedikodu gazetesine" ve diğer gayri resmi kaynaklara da oldukça güvenirler. Bununla birlikte, genellikle bir önceki aramayı daraltmak veya genişletmek için karar verme üzerinde geri bildirimde bulunan farklı kaynaklardan toplanan bilgiler ile birlikte, her iki aşamada da arama süreci dinamik ve etkileşim içindedir.
 
Hatalı bilgilere ek olarak konut aramaları, yoksul haneler için yetersiz olan, zaman ve para sınırına mecbur kalır. Uygun fiyatlı konut arzı oldukça kısıtlıdır, bütçeler dardır ve planlanmayan acil durumlar yaygındır; etkenler, sosyolog Matthew Desmond'ın gösterdiği gibi, çoğu zaman tahliye ile son bulur. Krysan ve Crowder, taşınma olasılığının gelirle birlikte taşınmayı umanlar arasında yükseldiğini fakat yer değiştirmeyi ummayanlar arasında düştüğünü ve konutundan memnun olduğu için aramayı bırakan insanların yüzdesinin gelirle birlikte arttığını gösteren veri sunarlar.
 
 
KISITLAMALAR ALTINDA ARAMA
 
Böylece, yoksul insanlar istedikleri için değil zorunda oldukları için taşınırlar ve ev bulma ihtiyacı her zaman baskılayıcı ve acildir. Bu koşullar altında, genellikle en uygun mahallede en iyi evi bulmak için zaman ayırmak yerine sınırlı sayıda mahalle içinde arama yaparak kabul edilebilir bir eve yerleşirler.
 
Afrikalı Amerikalılar için konut arayışı ek olarak ırkçı yönlendirme ve ayrım, sıklıkla azalan ancak yok olmayan eylemler ile sıkıştırılır. Sonuç olarak, azınlıklar, daha çok beyaz sakinin olduğu tercihlerine uyan mahallerde aramalarına başlarlar ancak tercih ettiklerinden daha az beyazın olduğu mahallelerde son bulurlar. Buna karşın beyazlar tercih ettiklerini söylediklerinden daha yüksek beyaz yüzdesi olan mahallerde arama yaparlar ve aramaları ezici çoğunluğun beyaz olduğu mahallelerde son bulur.
 
Krysan ve Crowder, beyazların, büyük bir çoğunluğu sürekli olarak beyaz sakinlerin oluşturduğu mahalleleri "ciddi olarak düşündüklerini" gösteren veri sunarlar. Dahası, bir dizi bireysel ve topluluk özelliklerini kontrol ederek, beyazların içinde yaşamak için bir mahalleyi hiç seçip seçmediklerini beyaz oran güçlü bir şekilde önceden haber veriyor. Aksine, beyaz oran, azınlıkların bir mahalleyi yaşayacak bir yer olarak seçme olabilirliğini etkilememektedir. 
 
Diğer bir deyişle, ırk, diğer etkenleri dışında bırakarak beyaz ev arayıcılarının karar sürecini ezme eğilimindedir. Gerçekten de çalışmalar, ırkçı bileşimin, suç oranları, ev değerleri ve okul kalitesi gibi diğer mahalle koşullarına bir vekil sıfatıyla beyazlar tarafından sıklıkla kullanıldığını göstermektedir; ve beyazlar, siyah ve ırkça karışık mahalleleri, gerçek özelliklerinden bağımsız olarak beyaz mahallelerden daha olumsuz olarak değerlendiriyorlar.
 
İnsanlar ağırlıklı olarak kendi yerleşim deneyimleri, günlük faaliyetleri ve diğer insanlarla etkileşimler yoluyla mahallelere ilişkin bilgi sahibi olurlar ancak bunlar genellikle, karar vermede "ırkçı kör noktalar"a sürükleyen ırk olarak parçalara ayrılmış algıları doğal olarak üreten konut olarak ayrılmış bölgeler içinde vuku bulur. İnsanlar, ırk gruplarının hakim olduğu yerler hakkında daha fazla bilgi sahibi olurlar ve bu kör noktalar, Afrikalı Amerikalılar ya da Hispanikler arasında olduğundan daha fazla beyazlar arasında daha güçlü ve daha geçerlidir. Bu nedenle, farklı ırk gruplarının üyeleri, muhtemelen en rasyonel seçim modellerinin altında yatan varsayımları ihlal edecek şekilde tamamen farklı seçim kümelerinden yaşayacakları yerleri seçmekteler.
 
 
AYRIMCILIĞI KAVRAMA
 
Sonuçta, Krysan ve Crowder, ayrımcılığın, siyah nüfus artışı karşısında ırk ayırmayı teşvik etmek için alınan kasıtlı beyaz önlemler tarafından yaratıldığını ve bu ayrımcılığın, ırk farkı gözetme, ırksal ekonomik uçurumlar ve homojen ırksal mahalle tercihleri ile 1960'lar boyunca sürdürüldüğünü - ayrımcılığın kendisinden kaynaklanan toplumsal ve psikolojik süreçlerle artarak ölümsüzleştirildiğini savunurlar. 
 
Yazarların kendi sözleriyle, "ırk ile ayrımcılık, kendi kendine varlığını sürdürebilen, ekonomik tabakalaşma sistemleri güden, mahalle algılarını şekillendiren, ırk ve etnisite ile mahalle bilgisi sistemlerini ve sosyal ağlarını sınırlayan ve yerleşim yeri ayrımını sürekli olarak pekiştiren yerleşim yeri hareketliliğinin ve hareketsizliliğinin ırk olarak benzeşmeyen kalıplarını yaratan haline gelir."
 
Benim görüşüme göre, Krysan ve Crowder'ın toplumsal yapısal sıralama perspektifi, siyah ve Hispanik ayrımcılığın azınlık gelirleri yükselse ve ayrım azalsa bile nasıl sürebildiğini görkemli ve ikna edici bir şekilde açıklar. Ayrımcılık Döngüsü, bugün Amerikadaki ayrımcılık anlayışımızı kökten değiştiren dikkate değer akademik bir başarıdır.
 
 
Jacobin sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

FACEBOOK SAYFAMIZ