Özgürlük

ÇEKİÇ VE HAÇ

 
 
 
RAJEEV RAVISANKAR
 
 
(Ç.N.: Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de zaman zaman ve günümüzde Marxizm ve Müslümanlığı buluşturma girişimleri var. Bu girişimlerin ne kadar sağlıklı olduğu ya da ihtiva ettiği çetrefilli ve içinden zor çıkılacak sosyolojik ve ekonomi-politik sorular ve sorunlar yüzünden ezilen sınıf lehine dinin ne gibi bir duruş sergileyeceği büyük bir muammadır. Çünkü tarihte ve günümüzde dinin sergilediği politik duruş göz önüne alındığında din öğretisinin her daim egemen sınıftan yana tavır aldığı kolaylıkla görülebilir. Yine de bu konu tartışmaya açıktır. Çünkü bir kapitalist için bir işçinin dini, dili, ırkı, cinsiyeti yoktur; onun için bir işçi kar nesnesidir. Sonuç itibariyle, bir Müslüman işçiler de sosyalist mücadele altında bir araya gelebilir ve gelmelidir de...)
 
Hıristiyanlık ile Marksizm arasındaki rahatsız edici ilişkiyi inceleme.
 
 

Venedik'te bir Komünist parti ofisinin dış cephesi. Jacques Lebleu / Flickr
 
 
Azgın tüketimciliği ve mesih/kurtarıcı yüceltmesi ile birlikte Hristiyanlık, soldaki pek çok kişi için nefret edilen bir şeydir. Doğal olarak, laik ve bilimsel fikirlere sahip solcular arasında bu inancı yitirme duyguları Hristiyanlık ve dini daha geniş kapsar. 
 
Bununla birlikte, sol siyaset ve Hıristiyanlık yoğun ideolojik kuşkulara rağmen çatışmacı olmayan şekilde etkileşime girmiş ve kesişmiştir. Marxizm esaslı din eleştirileri ile bilinirken, Marx, "dinsel üzüntü"yü "gerçek üzüntünün dışa vurumu ve gerçek üzüntüye karşı bir protesto" olarak tanımlamıştır. Engels, "Hıristiyanlık, her büyük devrimci hareket gibi, kitleler tarafından yapıldı," diye yazarak Hıristiyanlığın ortaya çıkışını direnişin bir dip dalgası olarak gördü. 
 
Hristiyan işçi sınıfı, kiliseler bünyesinde hiyerarşi ve eşitsizliklerle mücadele etmek, emek, toprak ve konut haklarını savunmak ve militarizm, ırkçılık ve yoksulluğa karşı propaganda yapmak için Hristiyanlığın ilerici unsurlarını benimsedi. 1800'lerin sonunda ve 1900'lü yılların başında Protestanlar arasında Toplumsal Gerçek[Kuzey Amerika'daki Protestan Hareket] yalnızca kişisel değil sosyal kurtuluş için yolu gösterdi. Katolik İşçi Hareketi militarizm karşıtı vaaz vermeye ve yoksullara hizmet etmeye devam ediyor. 
 
Dünya Sanayi İşçileri'nin(IWW) oluşmasında en önemli figür olan Thomas J. Hagerty'de dahil olmak üzere bazı Hristiyanlar sosyalist ve komünist (hatta bariz bir şekilde Marxist) fikirleri toplumsal analizlerine ve politik uygulamalarına dahil ettiler. Güney Amerika bağlamında, Hıristiyanlık ve Marksizm, yoksul ve ezilenlere ekonomik sömürü ile savaşan ve diktatörlük, baskı ve ABD emperyalizmiyle mücadele eden birincil özneler olarak tanzim eden kurtuluş teolojisi oluşturmak için kaynaştılar. 
 
Hristiyan memur sınıfının böyle genel kabul görmüş inançlardan bir sapma karşısında tüyleri diken diken oluyor. 1949'da, Papa XII. Pius'un makamı, Katoliklerin komünist örgütlere katılmasını, onları desteklemesini ve hatta onların yazınını okumasını yasaklayan bir kararname yayınladı. Kurtuluş teolojisi on yılların ardından herkesçe tanınmaya başladığı - Oscar Romero gibi kişiler tarafından canlandırıldığı - zaman, Vatikan sol doktrine şiddetle saldırdı. 1979'da Papa 2. John Paul, kurtuluş teolojisinin "Kilise'nin ilmihali ile örtüşmediğini," ileri sürdü. 
 
Gerçi Hristiyanlık ve Marxizm arasındaki rahatsız edici ilişkinin suçu sadece seçkin muhaliflerin eylemleri üzerine yıkılamaz. Marxizmin ateizm ile olan güçlü birlikteliği, din ve kiliselerin egemen sınıfın araçları olduğu yönündeki sol görüş ve mensuplarının birbirlerine karşı aralıklı şiddet eylemleri göz önüne alındığında, kuşkucular, iki geleneğin temelde uyumsuz olduğuna dair kanıt sıkıntısı çekmezler. 
 
Bazı düşünürler, bir yakınlaşma için neden olduğunu ileri sürerek, bu gerginlikler üzerine detaylı çalışma yapmaya çabaladılar. Andrew Collier'ın Hıristiyanlık ve Marksizm: Onların Uzlaşmasına Felsefi Bir Katkı, böyle bir teşebbüstür.
 
2014'te aramızdan ayrılan Collier, Hıristiyanlığı ve Marksizm'i ayıran fay hattını sümen altı etmedi. Hıristiyanlık ve Marksizm'de, "Hristiyanlar ve Marksistler Birbirlerinden Ne Öğrenebilir" başlıklı özellikle önemli bir bölümde birkaçına değiniyor: Marksizmin ateizmi, tarihsel materyalizmi ve pasif direniş meselesi.
 
Collier, ilk önce, "Marx'ın ateizminin, onun bilimsel sosyalizmi üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını ve sosyalist politik uygulama üzerinde herhangi bir etki yaratmayacağını," savunuyor. Ve ütopyacılık da dahil olmak üzere diğer temel konular üzerinde belirgin bir örtüşme olduğunu ısrarla söylüyor: "Hem günahkarlık öğretisi ile Hristiyanlık hem de gerçekten materyalist Marxizm . . .insan toplumundaki bu tür olasılıklar ile ilgili aşırı iyimserliğe karşı uyarır: mükemmel bir toplum olamaz."
 
İki taraf da ortak bir tehdidi paylaşıyor: "burjuvalaşma." Zengin insanlar Hristiyan kilisesine katıldıkça, işçi sınıf kesimi ile olan toplumsal mesafe açıldı. Bu eğilimle mücadele etme girişimi, 
 
"Hristiyanların, nerede olursa olsun, işçi sınıfının politik hareketlerine bağlanmasına öncülük etmelidir. Böyle yapılmalıdır çünkü davaları haklıdır; fakat bu bağlanmanın ayrıca, işçi sınıfı yaşamının gerçeklerine karşı burjuvalığın kayıtsız varsayımlarını parçalayan yararlı bir etkisi de olacaktır," diye Collier yazar.
 
Collier, Doğu Bloku'nun yıkılmasına, "örneğin, Stalin sonrası rejimlerin projesini hazırladığı ancak ortaya koymakta başarısız olduğu, gerçekten sınıfsız ve adaletli bir toplum için çalışma" yerine "yeniden canlandırılmış kapitalistlerle aralarını düzeltme" ile karşılık veren Hristiyanlardan yakınır.
 
Öte yandan Collier, Sovyet'in "ayrıcalıklı bürokrasisinin" "burjuva özlemlerini" kınar ve kendilerini sosyalist olarak adlandıran devletlerin, "atomlarına ayrılmış bireylerle hantal bir devleti karşı karşıya" bırakarak, "sosyalist sivil bir toplum" yaratmada beceriksizliğine ağıt yakar. Burada, Collier şunu önerir; sosyalistler, Hristiyanların "totaliter ticari anlayışa" karşı refleksif muhalefet ve modaya uygun fikirlere karşı direnişinden öğrenebilirler.
 
Toplumsal denetimin önemini tekrar ortaya koyar:
 
"Toplumun bireyler üzerinde ya da hatta doğa üzerinde öncelikle denetimini değil hem doğa hem de insanlar üzerinde kitlesel ve sıklıkla yıkıcı etkileri olan fakat kapitalizm altında kontrol edilemeyen, toplum tarafından oluşturulan güçler, toplumsal güçler üzerindekini kastediyorum."
 
Marxizmin, "piyasa işleyişi şeklinde kendilerine yabancılaştıkları güçlerden insanoğlunun kurtuluşunu" aradığı nispette, Collier, Hristiyanlıkta bir müttefik görür. Her iki öğreti de "her şeyi satın alma ve satma" kudretini sınırlandırmanın yollarını aradı(İsa, Tapınak'taki sarrafları alaşağı etti ve Simon Magus üzerinde Peter'in laneti[[Büyücü Simon ya da Sihirbaz Simon, Bölüm 8:9-24'te kaydedilen Peter'in yüzleştiği dini bir figürdür. Dinsel görevleri satma ya da satın alma eylemi veya kilisede konum edinme ve etki için para ödemeye İngilizce'de ismini vermiştir; "simony"] bir Amerikalı evangelistine bir hayli cehennem ateşi korkusu salar").
 
Aynı zamanda, hem liberalizme hem de post modernizme karşı gelerek ve piyasa mantığı tarafından teşvik edilen "atomculuk[bölünemezcilik]" ve "parçalanmaya" karşı felsefi alemde müteffikler olarak hizmet verebilirler. Hem Marxizm hem de Hristiyanlık, "sadece toplum ile ilgili değil ayrıca kapitalizm altında yaşayan insan birey ile de ilgili parçalanmayı" açıklayabilir ve ona karşı çıkabilir. 
 
Collier'in Marksizmi ve Hıristiyanlığı uzlaştırma çabaları, yalnızca bir ittifakın siyasi olasılıklarının değil, aynı zamanda ikisi arasındaki kalıcı uçurumun da altını çizer. Çekiç ve haçın buluşması - ihtimal dışı bir Noel mucizesinden daha çok Trump çağında politik bir gereklilik olabilir.
 
http://www.jacobinmag.com/ sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

FACEBOOK SAYFAMIZ