Özgürlük

Nafiz Hamiş: Sevdası Devrimci Yol

Muhittin ÇOBAN

 

 

                                                          Unutulmuyor

                                                          Be delikanlım

                                                          Dağlarımızda yaktığın

                                                          Sarı kırmızı sevda kokan ateşin

 

                                                           Unutulmuyor

                                                           Be yiğidim

                                                           Çukurovanın aç, sefil

                                                           Sokaklarına bıraktığın

                                                           İşgal işgal ayak izlerin

 

                                                           Unutulmuyor

                                                           Be kavgadaşım

                                                           Bahar bahar gülüşün

 

                                                           Unutulmuyor

                                                           Anılarımıza kattığın anıların

 

                                                           Dün gibi değil

                                                           Bugün gibi

                                                                                            M.Çoban

 

Kalmalar gibi bir de gitmeler vardır. Her kalış güzellikte kalış olmadığı gibi her gidişte güzelliğe gidiş değildir; tıpkı unutmak ve unutmamak gibi.

Hepimizin için de dayanılması güç gitme sevdası vardır. Gitmelere yönelik renkli, heyecanlı,  serüvenli, zaferli hayaller kurarız.

Gitmek hep bir güzelliktir bizim için. Bizi bekleyen bir güzellik vardır gitmek istediğimiz yerde. O güzellik bir kurtuluştur, bir başarıdır, tarifsiz bir zaferdir. O zaferi tatma sevdasıyla sarı kırmızı yanar dururuz.

Giderken kalanlara dönüp şöyle bir bakarız; ya bakarken bakışlarımızda kalanlara yönelik bir küçümseme edası vardır, ya da gitmenin verdiği bir hüzün.

Giderken bazen bir kolumuzdan geride kalanlar çeker, bir kolumuzdan bizi bekleyenler. Gitmelerle kalmaların ortasında kalırız. En tehlikelisi de tam da burasıdır. Kararsızsak çekiştirilir dururuz. Sonrası lime lime olmaktır.

Sen bizim hep gidenlerimizden oldun Nafiz, kararsızlık yaşamayan gidenlerimizden.

Yolu seçtin!

Yolculuğu seçtin.

Çukurovanın sarı kırmızı güneşinde yana yana gitmeler için de oldun.

Kalmak senin için tükenmekti, yaşarken ölmekti.

Yolun şiirli, öykülü, türkülü bir sevdaydı.

Bu sevda hiç sönemedi yüreğinde.

Hani dedik ya unutmak ve unutmamak!

Bir de unutulmak ve unutulmamak vardır, gitmelerin kalmaların yanında.

Hani kimi şeyleri unutmak isteriz ya, unutursak huzura kavuşacağız, uykularımız haram olmayacak deriz ya, işte öyle. Bir de hiç unutmak istemediklerimiz vardır, dönüp dönüp anımsamak istediklerimiz, yani kulağımız da küpe gibi taşıdıklarımız.

Unutunca ihanet etmiş gibi gelen!

Senin de unutmak istediklerin çoktu, tıpkı unutmak istemediklerin gibi.

İşte bunlardı sana doğruları bulduran, işte bunlardı hiç usanmadan, yılmadan yolcu yapan, işte bunlardı seni sarı kırmızıya sevdalı kılan,  zifiri gecenin içinde toplu iğne başı gibi ışıldayan sarı kırmızı umuttu seni yollara düşüren.

İnsanlık tarihi sandığımız gibi vefalı tarih değildi, bunu bilendin.

Tarihimiz unutulanlarla dolu.

Kim bilir belki (kim bilir belki si burada fazla) bizler de unutulanların safında yerimizi alacağız.

Esamemiz bile okunmayacak!

Varsın okunmasın diyecek kadar da mütevazıydın.

Unutulmamak için, tarih yazmak için, popüler bir lider olmak için yola çıkanlar her yolu mubah sayar, bunu bilenlerimizdendin.

Bunu bilerek yola çıkan bir yolcuydun.

Her gidiş zamanlı gidiş değildir, tıpkı her kalışın zamanlı bir kalış olmadığı gibi.

Sen de tıpkı öteki sarı kırmızı sevdalılarımız gibi zamansız gidenlerimizden oldun.

Çok zamansız!

 

                                                        xxx

 

Unutmamak!

Unutturmamak kalanlara düşen bir görevdir.

Sen gittin, erken gitmeyi seçtin.

Biz kaldık; şimdilik kaldık!

Her hayat elbet bir gün ebedi bir gidişle nihayetlenecek.

Bundan kaçış yok!

Tıpkı bu hayatın tekrarı olmadığı gibi!

Unutmalı, vefasızlı gitmeler vardır!

Sen bunların safında yer almayacak kadar hayatın umut yüklü sokaklarına ayak izlerini bırakanlardansın.

Seni anlatmak, ayak izlerini çizmek, sarı kırmızı umudunu umut olarak destanlaştırmak biz kalanlara düşer.

Hep derim, hep demeye devam edeceğim, her bir kitap karanlık sokaklarımızı aydınlatan bir sokak lambasıysa eğer, her bir devrimcide cehaletimizi cehaletsizleştiren bir bilgedir.

Bilgeler bilgeliyle vardır, tıpkı bilgelikleriyle bilgi taşıdıkları gibi.

Sen bu hayata yük olmamayı seçenlerimizdendin.

Bilgelikte burada başlıyor sanırım.

Rahatsızlığını (kanseri) hepimizden örgüt sırrı gibi sakladın.

İstemedin hastalığının konuşulmasını.

Senin hastalığından daha önemli dertleri vardı insanın.

Savaş gibi, barış gibi!

Hatta tüm bunlardan daha önde olan yoksulluk gibi, açlık gibi.

İşsizlik artarken, hayatta pahalanıyordu.

Alım gücü azalıyor, sağlıklar bozuluyordu.

Faşizm her yerde örgütlenirken, güçlenirken, şiddetini artırırken Halk örgütsüzleşiyor, zayıflıyor, eziliyordu.

İşte bunlar konuşulmalıydı.

Sen bu dertlerinin önüne geçmek istemedin.

Sağlıklı olarak doğduğun gibi son ana kadar dimdik yaşayacaktın.

Yaşadın da.

Bilip de soranlara bile gülerek iyiyim dedin son gününe kadar.

 

                                          xxx

 

Gülen bir yüzdün sen.

Seni böyle tanıdık. Böyle yazıldın hafıza defterimize.

Ee sahi biz nasıl, nerde tanıştık?

O günü anımsamaya çalıştım alınca o talihsiz acı haberini.

17.01.2018 günüydü.

İnanamadım.

O an kabullenemedim temelli gidişini.

Anılarımız bir biri ardına koptu, üşüştü aklıma.

İnsanın içini acıtan dönüşü olmayan gidiş olduğu gibi bir daha geride bırakacak anıları yaşayamamaktı.

1979 senesinde tanışmıştık Adana Kiremithane mahallesinde.

Birlikte çalışmalar yaptık, geceyi gündüzü paylaştık, kavgalarımız kavgamız oldu.

Kiremit ocaklarının boz tozunu soluyarak gece kondular da yaşadın.

Doğansemt faşistlerin egemenliğindeydi.

Faşist işgali kırmak için nice çatışmalara girdin çıktın.

Polislerle de saklambaç oynardın.

Futbolu da güzel oynayanlardandın. Sadece Cezaevi’nin avlusunda futbol oynamadık seninle, Kiremithane İlk Okulunun bahçesinde de futbol oynardık. Basketbol direkleri bizim minyatür kalemiz olurdu. Çok kibar çalımlar atardın. Hepimizi sıraya dizerdin.

Ha bir de tatlıyı pek severdin; yanlış oldu, pek değil, pek çok severdin. Tatlı yemediğin gün krize girerdin.

Harput lokantasının yanında kahvehane, önünde de devasa bir sıtma ağacı (Okaliptüs) vardı. Öğleden sonra Okaliptüsun koyu gölgeliğinde tablasıyla gelir dururdu tatlıcı. Cemakenli tablasında ne yoktu ki? Şam tatlı, halka tatlı, taş kadayıf, baklava… Seni görünce yüzü gülerdi, tabi senin de.

Bulamayınca tatlı şekerli öksürük şurubu bile içerdin. Böyle demiştin: Gece uyanmışsın, canın tatlı istemiş, evde de tatlı olmayınca şurup içmişsin.

 

                                                    xxx

 

12 Eylül Cuntası olduğunda geceleri evlerde barınamaz olmuştuk. Güvenli bulmuyorduk evleri.

Akşamları kırlara çekiliyorduk.

İncirlik Hava Üssünün arkasındaki ağaçlık alana giderdik.

Kaç kez seninle nöbet tuttuk bilmiyorum ama sigaralarımızı avuçlarımızın içinde saklaya saklaya içerdik.

Yatmadan önce sessizce konuşarak 12 Eylülün değerlendirmesini yapardık, ne yapılmalı derdik.

İlk dağa seninle birlikte çıktım.

12 Eylülün ilk nüfus sayımı yapılacaktı. Sokağa çıkma yasağı olacaktı. Aranmıyorduk ama kıs kıvrakta yakalanmak istemiyorduk, e devrimciydik!

Ne yapalım dedik?

Mercimek Köyüne, yani bizim köye gidelim dedim. Bindik otobüse, Sen, ben ve Hüseyin Tepebaşı. Kadirli otobüsü bulamamıştık. Kadirli, Ceyhan Osmaniye yol çatısında indik. Hava kararmıştı. Epey yürümemiz gerekiyordu. Yürürken bir askeriye Cemsesiyle karşılaşabilirdik. Uzaktan her araç farını gördüğümüzde ta ki geçene kadar otların içine yatıyorduk. Kazasız vardık köye, doğru kalacağımız eve girdik. Sabahı yumuşak döşeklerde karşıladık.

Kalacağımız evi güvenli bulmadık. Sayım memurları geldiğinde bizi görür ihbar edebilirdi. Gece yatmadan bunu konuştuk. Sabah Noga çaylarımızı içtikten sonra Kızıldere köyüne gittik. Hüseyin’in tanıdıkları vardı. Bizi dağa çıkardılar. İki gece iki gündüz kaldık. Kayaların üzerinde battaniyelerimize sarılarak pinekledik.

O an dağın meşakkati dayanılmaz gelmişti.

Şehre, yani Adana’ya döndüğümüzde Nafiz’le çalışma yerlerimiz ayrıldı.

Mapusta buluşuncaya kadar birbirimizi bir daha göremedik.

 

                                                  xxx

 

12 Eylül’e rağmen köşesine çekilmemiş, başının çaresine bakıp kendi imkânlarıyla saklanmamış, izini kaybettirmemiş, aksine Cuntaya karşı daha bir örgütlü mücadele verilmesi gerektiğini savunmuş, örgütlü mücadelenin içinde safını alanlardan biri olmuştu Nafiz.

Kente kalamaz duruma gelince bir süre gizlenmek için yine üç arkadaşıyla Kızıldere köyüne gitmiş, arkadaşları tarafından Cebeli dağına çıkarılmış, Nur tepesinde konaklamışlardı. Burada kalacaklardı. Yanlarına battaniye almışlardı. Nur tepesine çıkarken mola verdiklerinde battaniyeleri unutmuşlardı. Nafiz tekrar geri dönerek alıp getirmiş.

Yanlarında getirdikleri erzaktan biraz yediler. Çok acıkmışlardı. Nur tepesine çıkartan arkadaşları üç gün sonra görüşürüz diyerek yanlarından ayrıldı. Sabaha kadar sırayla nöbet tutular. İlk nöbeti Hüseyin Tepebaşı, ikinci nöbeti Nafiz, üçüncü nöbeti Durhasan Şahin aldı. Hava aydınlanınca hepsi kalktı. Yatamamışlardı doğru dürüst. Yer sert gelmiş, sarındıkları battaniye ısıtmamıştı.

Durhasan arkadaşlarının uyandığını görünce, ben biraz çevreyi keşfe çıkayım demiş, Nur tepesinin sarp kayalıklı tepesine doğru tırmanmıştı. Bir daha arkadaşlarının yanına dönmedi.

Arkadaşları iki saat bekledi. Gelen giden yoktu. Bir saat daha beklediler. Geleceğini umdular. Gelmedi. Telaşlandılar. Telaşları kaygıya, sonra korkuya döndü. Durhasan’ı aramaya çıktılar. Yukarılara çıktılar aşağıya indiler, kampın etrafında tur attılar. Yoktu. Sesi soluğu çıkmıyordu. Kaçıp gitme ihtimaline hiç yer vermediler. Yakalandığını düşündüler. Bulundukları yerin güvenceli olamayacağını düşünerek hava kararmak üzereyken dağdan indiler, Adana’ya döndüler.

Durhasan Nur tepesine çıkarken çiğden kayganlaşan kayalığa basınca kaymış, aşağıya doğru yuvarlanmıştı. Çarpmalar sonucunda bayılmıştı. Ne kadar baygın kaldı bilmiyordu. Yüzüne dökülen suyla uyandığında başında çobanı gördü. Üstü başı kan içindeydi, vücudu morluklarla doluydu. Çobanın yardımıyla dağdan indirildi.

Birkaç gün sonra arkadaşlarıyla iletişim kurdu Nafiz. Randevulaştılar. Buluşacakları yer Kiremithane de Harput Lokantasıydı. Çok kez Nafiz’le yemek yediğimiz lokantaydı. Randevu saatinde gitti. Her şey normaldi. Ta lokantaya girene kadar! İçeriden tek çıkamadı. Pusu kurmuştu polis. Geleceğini öğrenmişti. Eli arkadan kelepçelenerek çıkarıldı. İddianameye yakalanma tarihi 17.03.1981 olarak geçti.

25.05.1981 gününe kadar işkencede kaldı. Mahkemeye çıkarıldı, tutuklandı.

117 nolu “Yasadışı THKP/ C Devrimci Yol Örgütü Adana Grubu Sanığı” olarak toplu davaya dâhil edildi.

“Mensubu bulunduğu yasadışı Dev-Yol örgütü adına sorumlu yönetici mevkiinde görev alarak, örgütün gelişmesi, eylem ortaya koyması hususunda planlı çalışma gösterip, değişik yer ve zamanlarda bildiri dağıtmak, pankart asılması olaylarına katılmak, yönetmek, korsan gösterileri tertip etmek, örgüte ait silahları muhafaza etmek, gerektiğinde ilgililere tevdi etmek, saklamak ve bulundurmaktan eylemine uyan TCK.nun 146/1, 55/3, 173/2 maddeleri gereğince cezalandırılmasına…” diyerek hakkında dava açılmıştı.

Mapusta zorlu günler yaşadı. Arkadaşları gibi kendisinin de payına bitmek bilmeyen işkenceler düştü. Direndi.

13.02.1985 günü tahliye oldu.

Yasami boyunca boynu bükülmedi.

  (ÖZGÜRLÜK)

FACEBOOK SAYFAMIZ