Özgürlük

AŞI KARŞITLIĞI VE BİLİME GÜVEN KRİZİ A. Vernadsky November 30, 2017

Kapitalizm altında gerçekleştirilen tüm üretimlerde olduğu gibi, bilimsel üretim de demokratik bir şekilde işçi sınıfı tarafından kontrol edilmez. İşçilerin bilimsel ilerlemenin etmenleri olabileceğini ve olması gerektiğini savunuyoruz.
 
Bilim ateşiyle-"bilimsel bir ruh"la- tutuşan herkes derin bir çelişki ile karşılaşır:herhangi bir kişinin ilgisi olduğu dünya hakkında her şeyi derinlemesine anlaması basitçe mümkün değildir. Aynı sebepten ötürü, öngörülebilir bir gelecekte-hatta sosyalizmi inşa etmeye başladıktan sonra bile-  teknik iş bölümünü ortadan kaldırmak mümkün değildir, çünkü herkes her şeyi yapamaz ve bilemez.
 
Kapitalizm yönetimi altında karlar özel olarak tahsis edilse de, toplum kolektif üretim, bölüşüm ve değişime bağlıdır; iş herhangi bir insan emeğine geldiğinde, bütün parçalarının toplamından çok daha büyüktür. Bunun bir sonucu, dünyamız ile ilgili tüm diğer bireylerin taleplerini, özellikle de bilimsel olanları, büyük bir zaman, çaba ve kaynak olmaksızın gerçekleştirmenin her birey için imkansız olmasıdır.
 
 
KAPİTALİZM ALTINDA BİLİMSEL ÜRETİM
 
Büyük bir mali yük almaksızın, eğitim yoluyla bir takım kendimize ait uzmanlığı kazanabildiğimiz değil sadece, aynı zamanda, kendi başımıza sonuçlarını çabucak tasdik edemediğimiz bilimsel araştırmaları yapanlara da güvendiğimiz bir toplumda yaşamayı sevdiğimizi söylemek muhtemelen tartışma götürmez. Bununla birlikte, kapitalizm altında az ya da çok "doğal" bir epistemik(bilgisel) engelin yanı sıra büyük bir finansal engelle de karşılaşmıyoruz sadece, aynı zamanda başka bir şey daha var ve kapitalizm ağır aksak ilerlemeye devam ettikçe bilimsel itibarı daha fazla tehdit ederek büyüyor: bilimin kendisinin kar güdüsü.
 
Bilim, malların ve hizmetlerin üretiminde önemli bir yere sahiptir. Hem piyasada yeni emtiaların ortaya çıkmasında hem de mevcut malların üretim süreçlerinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynar. Bu bilimin üretimi bizzat emektir ve genellikle bilim emekçileri, özellikle de üniversitelerdeki araştırmacılar ve öğretmenler, doktora sonrası araştırmacılar, öğrenci asistanları ve hatta öğretim üyeleri için inanılmaz derecede rizikoludur. Aslında bilimsel üretim bir toplumun ekonomik başarısında büyük bir faktör olmuştur ve olmaya devam eder. Doğal olarak, her modern ekonomi bilimsel üretimi şu ya da bu derece öncelikli kılar. 
 
Bilimsel araştırmaların dikkate değer bölümü kamu sektöründe yer alır. Özel sektörden farklı olarak kamu sektörü, "temel" araştırma denilen şeyin çoğunluğunun üretilmesinden sorumludur. Ticarileştirilip ticarileştirilmeyeceği ve bir şekilde pazarda son bulup bulmayacağı açısından uzun vadeli ve yüksek risklidir. 
 
Temel araştırmaların çoğunluğu, üniversiteler başta olmak üzere devlet tarafından yapılmaktadır. Bu araştırmalar, devlete karşılığında çok az ya da hiç ödeme yapılmadan çoğunlukla özelleştirilir. Örneğin, Apple'ın İphone'undaki her "temel" teknoloji büyük oranda devlet tarafından finanse edildi. Tabii ki Apple, bu tür girişimler için vergi ödemelerini en aza indirmeyi öncelikli yapar ve bunu yaparken yalnız olmaktan çok uzaktadır. Bir bakıma, kapitalizm altındaki bilim, kapitalizm altındaki diğer tüm üretimlerden farklı değildir - riskleri devletleştirme ve ödülleri özelleştirme ile nitelendirilir.
 
Eğer araştırma pazarın başarısına yol açmazsa, finansmanının devam etmesi olası değildir ve eğer karlılık eksiksiz bir şekilde tahmin edilemiyorsa, bu her şeye karşın gerekli araştırma devletin üstlendiği mali yük haline gelir. 
Kapitalizmdeki tüm üretimlerde olduğu gibi, bilimsel üretim de işçi sınıfı tarafından demokratik olarak kontrol edilmez. Bilim-hem temel hem de uygulamalı- üretimi üzerinde var olan devlet düzenlemesi ve gözetimi denen şey, ortalama bireyin çıkarı için değil, ancak sermayenin çıkarı için vardır.
 
Bir ilaç şirketi için asla bir çözüm değil de tedavi üretmek ve teknolojik sıçramalar için çabalamak yerine kademeli "ilerlemeler" sunmak çok daha işlevsel-karlı- olduğu gün gibi ortadadır. Bununla birlikte, sadece işlevsel değildir. Kar üretmek ve bu üretimin insanlığın yararına olmasına bakılmaksızın daha fazla kar üretmek için zorunluluk kapitalizmin temel taşıdır. Bu, her ne pahasına olursa ve her ne şekilde olursa, ekonomik durgunluk, depresyon ve nihayetinde devrimi önlemek için sermayenin çok iyi açıklanmış genişleme gereksiniminin bir tezahürüdür. 
 
Bu nedenle, kapitalizm altında bilimin ürettiği hakiki geçerliliği, derli toplu ve güvenilir bir formül vasıtasıyla doğru, güvenilir ya da bir bütün olarak toplumun yararına olarak değerlendirmeye sahip değiliz. Ve biliriz ki, bilimsel üretimini kontrol eden bir kaç azınlık için -kamu finansçıları, düzenleme kurumları ve pazarlanabilir emtia üretmek için bilimi kullanan ve ona el koyan özel endüstriler- ekonomik kaygılar bizim ihtiyaçlarımızdan önce gelir. 
 
 
HASIL OLAN ŞÜPHECİLİK
 
Kapitalizm altındaki bilimin çoğunluğun insan ihtiyaçlarına önem vermediği göze çarpar hale geldikçe, gitgide daha çok insan işlevselciliğin tuzağına düşer. Muğlak bir şekilde, kar güdüsünün ilgisi olduğunu ve bunun hem bilimsel düzeneği ve hem de bilimin kendisini yozlaştırdığını anlarlar, ancak  sistematik anlayış ve düzenin geniş tabanlı reddinden mahrumiyetlerinden ötürü yanlış sonuçlar çıkarırlar. 
 
Bu, güveni sarsan kanıtlara dayanarak, aşılara ilişkin bilim insanları arasındaki çok kuvvetli fikir birliğini reddeden "aşı karşıtı" savunucuları tarafından çok yaygın olarak ifade edilir. Bilimin bu komplocu reddinin nihai ironisi, "düzen karşıtı bilim" olarak adlandırılabilecek olan şeyin, kapitalizm altında doğal olarak ortaya çıkan korkunç güven eksikliğinden kar sağlamasıdır. Bilimsel fikir birliğinin reddi, bilimsel ilaçlar yerine mistisizmin ve homeopatik[alternatif] tedavilerin satılmasına yol açar.
 
Bununla birlikte, bu işlevselliğin türevi, "basit raslantı" olarak adlandırabileceğimiz, kar için üretilen X, Y ya da Z ürününün niteliği gereği tüketicilere zararlı olma ihtimalini es geçer. Biri, örneğin aşıların birine ya da birinin çocuğuna nihayetinde zarar verdiği sonucuna vardığında, düşünceye sürükleyebilecek sözde kanıtların ufacık bir parçasına dayanan niteliği gereği zarar verdiği için devlet tarafından düzenlenen ya da kapitalizm altında üretilen tüm ürünleri bertaraf etmek de prensipte nitekim kolay olmalı.
 
Daha açık ve kesin kavrayış, devletin bu tür şeyler üzerinde uygulamaya koyduğu düzenlemelerin sermayenin kısa dönem çıkarlarından ziyade uzun dönem çıkarlarını gözetmesidir. Sermaye, ne de olsa, bozuk aşılarca sakat bırakılmamış ya da çiçek hastalığı salgınından muzdarip olmayan işgücüne ihtiyaç duyar. 
 
Devletin bu düzenlemeleri ne kadar başarılı ya da başarısız uygulayabileceği, seçilmemişlerden oluşan bürokrasinin bu gibi konulara gelince gerçekte ne kadar öngörü sahibi olduğu ve sermayenin, ilaç, yiyecek ve diğerleri gibi zehirli atıkları dışarıda bırakarak elde ettiği kolay ve hızlı karların peşinde bu düzenlemelere karşı ne kadar kuvvetli çırpınacağı, bu daha da karmaşıktır.
 
Gerçek şu ki, sermaye bu tür düzenlemelere tüm gücüyle direniyor. Bu, birçok kişinin aşıların lüzumsuz veya gereksiz riskler olduğuna hükmetmesine yol açar. Hakikatte bu yanlıştır, fakat bilimin tamamen reddinden biraz farklıdır. Bilimin güvenirliğini bilmemenin güvensizliğe gerekçe oluşturduğu kabulünü içerir. Bu paranoyanın altında gerçeğin bir parçası yatar: mal ve hizmet üretiminde sermayenin rolüne ilişkin kısmi bir sezgi ve bilimin üretimi de dahil, çoğu insanın üretim araçlarına nasıl bağlı olduğunun parçalanmış bir kavrayışı.
 
 
ÇÖZÜM
 
Bilime güvenimizi oturtarak hepimizin tamamen temize çıkarabileceği bir dünya yaratmak için kestirme bir yol yok. Güvensizliğin kokuşmuş merkezinde yatan kar güdüsüdür ve bu, en azından Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler vasıtasıyla ortadan kaldırılamaz. Bunlar hizmetkarları oldukları sermayeye göbekten bağlıdırlar ve amaçları sermayenin sürekli birikimi ve hakimiyeti için yolu temizlemektir. Akıldışı kar sistemi yok edilmelidir ve bilimsel gelişmenin gidişatının işçi sınıfı tarafından demokratik olarak kontrol edildiği, baskıdan ve anlamlı bilimsel ilerlemeyi engelleyen küçük çıkarlardan uzak mantıklı bir sistem ile değiştirilmelidir. Sosyalizme ulaşmanın kolay olup olmayacağının onun zorunluluğu ve aciliyeti ile ilgisi yoktur.
 
Bilimde mükafatın olmadığı ancak insanlığın yararına keşfetme ve dahası gerçeği bilme arzusunun olduğu bir dünyada komplo teorilerinin ve aşı karşıtı harekette ve başka yerlerde gördüğümüz türde bir güvensizliğin ne bir dayanağı ne de bir sebebi olacaktır. Günümüz dünyasının iğrenç ve çileden çıkaran gerçekliği, milyarlarca kişinin tedavi edilebilir hastalıklardan gereksiz yere acı çekmesi; gezegenimiz ve insanlarının yenilenebilir enerji türlerini şirketlerin reddetmesi yüzünden acı çekmesi; ve çoğunluğun bunların hiçbirine hayır dememesidir.
 
Milyonlar, içinde uzmanlara güvenebileceğimiz ve kendimizin uzman olabileceği ve bilimin insanlığın ve doğanın tümünün iyiliği adına bir güç olduğu bir dünya arıyor. İşte bu yüzden biz Marxistiz ve işte bu yüzden sosyalizm uğruna mücadele ediyoruz!
 
*www.socialistrevolution.org sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
  (ÖZGÜRLÜK)

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde