Özgürlük

Marx'ın Grundrisse'deki Felsefe Metodolojisi Üzerine

 
 Matthew McManus • 26 Eylül 2017
 
Üç ciltlik Kapital'in yazıldığı olgunluk dönemine kıyasla Marks'ın erken felsefi çalışmalarının değeri konusunda hatırı sayılır derecede bir tartışma vardır. Bazıları, Marx'ı anlamada büyük önem taşıdıklarına inanırken, Althusser gibi diğerleri ise, erken çalışmaların, büyük bir eserde diyalektik materyalizmin tam kapsamlı felsefe ve tarih bilimini sunmak için sadece bir ön hazırlık olduğuna herkesçe bilindiği şekliyle inanır. Ben doğrudan ilk cenahta yer alıyorum. Kapital şüphesiz Marx'ın başyapıtı iken, onun içinde muğlak kalan ve her zaman dillendirilmeyen çok şey var.
 
Bu, özellikle Marx'ın felsefi metodolojisi için de geçerlidir. Kapital, diyalektik materyalizmin başyapıtıdır ve yine de sayfalarında bununla ilgili çok az şey yazılmıştır. Bunun bir kısmı, üç cildin nasıl yazıldığı ve yayınlandığı ile büyük ihtimalle ilgilidir. Bilindiği gibi, yalnızca 1. Cilt, Marx yaşarken yayınlanmıştı, II. ve III. Ciltler daha sonra Engels tarafından düzenlenmiş ve yayınlanmıştı. Muhakkak ki, daha çok zaman olsaydı, Marx fikirlerini daha detaylı bir şekilde açık açık anlatabilirdi. Fakat ben de, Marx'ın daha önce yürüdüğü zeminde öylece ilgisini kaybettiğinden şüpheleniyorum. Kapital'i yazdığı sırada diyalektik materyalizmin gayesi, kapitalist ekonomi politiğin eleştirisini sunarak dünyayı değiştirmekti. Bu dikkate alındığında, muhtemelen Marx, sadece dünyayı yorumlamak için yorumlayıcı yöntemiyle ilgili yazmaya çok az ilgi duydu.
 
Bugün, Marx'ın felsefi metodu ve onun Hegelcilik ile olan ilişkisinin kapsamı konusunda çok sayıda tartışma var. Başta Zizek olmak üzere bazı kişiler, Marx'ın Hegel'den çok fazla ve çoğu zaman hatırı sayılır derecede zararına saptığını düşünüyor. Belirtildiği şekilde, Marx'ın kendi felsefi metodu onun en ünlü eserlerinde açıkça asla ifade edilmediği için, nedenin bir parçasının Hegel'e geri dönmemiz için yapılan çağrı olduğundan şüphe ediyorum. Birisinin çıkıp Kapital'in yoğun sayfa ve onun sıkıcı figür ve tarihsel analizlerinden felsefi yöntem derlemek için çok fazla yorumlayıcı çıkarsama yapması lazım.
 
Marx'ın felsefesi ve felsefi yöntemi hakkında daha zengin bir anlayış geliştirmek için onun daha önceki yazılarına bakmak gerekli hale gelir. Marx'ın kuramsal analiz yöntemini en açık ve sistematik biçimde ayrıntılarıyla anlattıkları, Kapital'de değil, erken ve yayınlanmamış olan Grundrisse'dedir. Daha sonraki şaheseri, modern endüstriyel kapitalizmin tarihsel gelişimini analiz etmek ve eleştirmek için yeni döneme ait bir girişimdir. Ancak, bunun, onun tüm erken ve daha dağınık teorik düşünce ve kavramlarının diyalektik materyalizmin olgun bir teorisine entegre edildiği ve arıtıldığı Grundrisse'de geliştirilen teorik fikirlere dayandığına inanıyorum. Eğer birisi çıkıp Marks'ın düşüncesinin anahtar kısmını anlamak istiyorsa, bu erken çalışmaya dikkatli ve başından sonuna bir göz atması olmazsa olmazdır. Eğer bu işe dikkatli girişilirse, sanırım, Marx'ın felsefi yönteminin Hegel'de dahil olmak üzere rakiplerinin yanında tercihen daha zengin olduğunu görebiliriz.
 
Aşağıda, Grundrisse'ye Girişten örnek bir alıntı bulunmaktadır.
 
... tüm üretim dönemlerinin belli bazı ortak özellikleri, ortak belirlemeleri vardır. Genel anlamda üretim bir soyutlamadır ama ortak ögeyi gerçekten saptayıp ortaya çıkardığı, böylece bizi tekrardan kurtardığı ölçüde makul bir soyutlamadır. Öte yandan bu genellik ya da kıyaslamalar sonucu süzülmüş ortak öge de karmaşık bir eklemlemedir, türlü değişik belirlemelere bölünüp ayrılan bir bütünlüktür. Kimi belirlemeler bütün dönemlere aittir, kimisi ise yalnızca birkaçına. En modern dönemin bazı karakteristikleri en eskisiyle ortak olacaktır. Bunların yokluğunda üretimi düşünmek bile mümkün değildir. Ama her ne kadar en gelişmiş dillerin en ilkelleriyle ortak kuralları, özellikleri olduğu bir gerçekse de, yine de işte tam bu gelişmeyi belirleyen şeyleri, yani genel ve ortak olmayan ögeleri, başlı başına üretim için geçerli olan belirlemelerden ayırmasını bilmek gerekir ki, birlikleri derken -bu birlik bir kere zaten özne, yani insan ile nesnenin, yanı doğanın birliğinden ileri gelir- özdeki farklılık unutulmasın. Mevcut toplumsal ilişkilerin uyumluluğuna ve ebediliğine kanıtlar getiren modern iktisatçıların derin bilgileri ise bütünüyle bu unutuşta gizlidir. (Birikim Yayınları, 1979, Çeviri: Seven Nişanyan)
 
Bu uzun paragrafta Marx, metodolojik yaklaşımının önemli bir kısmını açıkça dile getirmektedir. Grundrisse'de sunulduğu gibi yaklaşımı anlamak, Marx'ın erken fikirlerinin olgun bir hale nasıl dönüştüğünü ve ayrıca Kapital'de uygulandığı gibi teorik metodolojiyi nasıl anlamak gerektiğini de gösterir.
 
Marx'ın Felsefi Yönteminin Üç Adımı
 
Grundrisse'de Marx, eğer birisi çıkıp "üretim" gibi bir şeyi anlamayı arzu ederse, onun genel niteliğini yakalamak için tarihi ayrıntılardan soyutlaması gerektiğini ileri sürer. Peki bunu nasıl yaparsınız? Biraz basitleştirmek için, pozitif bilimlerin yöntemini açıklarken olduğu gibi, Marx'ınkini de üç adımlı yöntem olarak karakterize edebiliriz. Marx bunu asla bu yolla karakterize etmemiş olsa da, onun sözünü ettiği şeyi anlamada bunun en kolay yol olduğuna inanıyorum. Metodunun diyalektik karakterine dikkat etmeye de değer. Hegel'de olduğu gibi Marx'ta da bu alışıla geldik; doğrudan üç kısımlı çalışmaya geçelim. Diyalektik hem bir analiz yöntemi hem de maddi dünyada var olan toplumsal ilişkilerden bahsetmenin bir yoludur. 
 
Birinci adım, belli bir insanın mal ürettiği belirli bir tarihsel dönemde geçerli biçimi incelemektir. Bir dizi örnek olay incelemelerine sahip olur olmaz, genellemeleri ayrıntılardan ayıklamak mümkün olur. Bu eleme süreci gereklidir, yoksa "üretim" gibi genel bir süreci kurmak imkansızdır. Sadece ayrı grupların ürettikleri mallar vasıtasıyla belirli ve olası teknikleri biliriz. İkinci adım, düşüncede soyut ama evrensel bir kavramsal üretim teorisi geliştirmektir. Bu soyutlama yöntemi, "üretim" gibi belli bir olgunun genel özelliklerini bir araya getirmeyi ve bunları soyut teorik bir kavram oluşturmak için bütünleştirmeyi içerir. Geliştirilen teorik kavramlar, belirli bir fenomenin bulunduğu herhangi bir yerde ideal bir şekilde uygulanmalıdır. Son olarak, Üçüncü ve son adım olarak kavramsal düşünceden "gerçek dünyaya" geçmeliyiz. Bu, birinin gerçek tarihsel olgulara dayalı geliştirdiği teorik kavramları uygulamayı içerir; böylece kişi onları somut olarak anlayabilir. Bu, düşüncede somut varlığı anlama olarak bilinir. 
 
Salt tarihsel gözlemden düşüncede somut varlığı yapan şey, sadece onun bir dış görünüşünden ziyade bir olgunun iç mantığını kavramamızdır. İşte bir örnek. Eğer birisi sadece dünyayı gözlemliyor ve üretimi anlamaya çalışıyor olsaydı, bunu sadece insanların malları imal ettiği yapılış şekli gibi görebilirdi. Bu bizi sadece ilk adıma götürür. Ya da insan bir çok modern ekonomistin adımını takip edebilir ve üretimi bir dizi matematik ilişkiler gibi anlayabilir. Budur çünkü modern bir ekonomiste göre önemli olan şey insanların gerçekte malları nasıl yaptıkları değil, onlarda ifade edilen değerlerdir. Bu bizi ikinci adıma götürür. Fakat Marx'ın daha da öteye gittiği yer, bu değerlerin kendilerinin, doğru zamanda doğru bir yerde belirli malları değerli yapan toplumsal ilişkilere nasıl bağımlı olduğunu görmeye bizi zorlar. Diğer bir deyişle Marx, şeyleri değişim değeri ile birlikte değerli "mallar" yapan toplumsal ilişkilere bakmamızı ister. Bu, bize maddi ilişkilerin sosyal dünyasını daha zengin ve daha kapsamlı bir şekilde anlamamızı sağlar. Ya da Marx'ın Grundrisse'de ortaya koyduğu gibi:
 
Ekonomik kategorilerin sıralanmasında, öbür bütün tarih ve toplum bilimlerinde olduğu gibi, gerçekte olduğu kadar zihinde de, öznenin-burada modern burjuva toplumu- verili olduğu, dolayısıyla bu kategorilerin bu belirli toplumun, bu öznenin oluş biçimlerini, varoluş tarzlarını, ve genel olarak sırf tek yanlı birtakım cephelerini ifade ettikleri; dolayısıyla bilimsel incelemede de toplumun bir bütün olarak kendisinin başladığı noktadan başlanamayacağı unutulmamalıdır. (Birikim Yayınları, 1979, Çeviri: Seven Nişanyan)
 
Bu son adım çözüm yoludur, ve zihnimde Marx'ın felsefi yönteminin gücü ve titizliğini sergilemektedir. Ayrıca her bir adımın ideolojik bir düşünce yapısına karşılık geldiğini belirtmeye değer. Marx, gitgide daha fazla özbilinç ve yaşadığımız gerçek dünyanın farkında olma seviyesine ulaşmamız için bize rehberlik etmeyi umuyor. Tabii ki, dünyanın daha fazla farkında olma insanın nasıl sömürüldüğünü algılamasına yol açacağı için bunun devrimci etkileri olması amaçlanmıştır. Üç adımlı yöntem, sağ duyunun ideolojik sınırlarına tekabül eden salt deneycilik(empiricism) düzeyinde bizi harekete geçirir. Bu anında algılanan, ödeme almak için mal üreten ve işe gidenlerin olduğu dünyadır. Bu konuda aksettirici hiçbir şey yoktur. İkinci adımda, daha yansıtıcı bir seviyeye geçilir. Birisi çıkıp, üretilen malların değeri açısından nelerin olduğu ile ilgili bir kavram geliştirir. Bu, kaba ekonominin ideolojik sınırlarına tekabül eder. İnsan dünyayı, sahip oldukları bu tarihsel şekil içinde nasıl ve niçin ortaya çıktıklarını sorgulamaksızın bir değerler kümesi olarak görür. Üçüncü adım bizi tam diyalektik materyalizme götürür. Değer kavramı, tarihsel olarak var olan dünyaya uygulanır. Bu gerçekleştiğinde, içinde yaşadığımız sömürücü ekonomik sistem yüzünden emtiaların değerli olduğunun farkına varırız. Örneğin, emtiaların belli bir değere sahip olmalarının tek nedeninin çünkü toplumumuz içerisinde putlaştırılmış oldukları gerçeğinin farkına varırız. Burada, sol kanat düşüncenin amaçları için Marx'ın felsefi yönteminin önemini görürüz. Üç adımdan geçmek sadece zengin bir yorumlayıcı araç seti sunmakla kalmaz. Tarihsel toplumumuza özgü  sömürünün spesifik biçimi ile ilgili bilinçlendirmeyi de amaçlar.
 
Grundrisse'de sunulan Marx'ın felsefi yönteminin bu kolay bir biçimde ve kesin olmayan bir çözüm bulan sunumu açıkçası onun düşünce zenginliğinin hakkını veremez. Üstelik, Marx'ın iyi bildiği gibi, felsefi bir yöntemin gerçek değerini gösteren uygulamadır. Ancak metodun bazı özelliklerini kendi içinde açıklığa kavuşturduğumu ve eleştirel düşünceye sahip solcu düşünürler tarafından niçin bir göz atmaya değer olduğunun altını çizdiğimi umuyorum. Yöntemle düşünmek hala içinde yaşadığımız ekonomik sistemi ve onun gücünün gerçekliğinin farkına varmamızı engelleyen egemen ideolojileri daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
 
 
*www.criticallegalthinking.com  sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

FACEBOOK SAYFAMIZ