Özgürlük

FİNLANDİYA'NIN KIZIL KADINLARI

 
 
KRISTEN R. GHODSEE
 
 
Finlandiya'nın kanlı iç savaşı boyunca devrimci kadınlar her türlü sömürüye karşı mücadele ettiler.
 
 

Mayıs 1918 başlarında Finlandiya, Lahti'de esir edilmiş Kadın Kızıl Muhafızlar. Wikimedia
 
Yaptığı en son Yeni Yıl konuşmasında Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö 1918 Finlandiya İç Savaşı'nın halen cerahatli olan yaralarını kaşıyarak birçok kişiyi şok etti. Yüz yıl önce, 26 Ocak akşamı geç saatlerde Helsinki İşçi Meclisi kulesinde, Finlandiya sosyalist Kızılları ve Finladiya milliyetçi Beyazları arasındaki acımasız düşmanlığın başlangıcını işaret eden kızıl bir fener yakıldı.
 
Rusya'dan bağımsızlıklarının yüzüncü yıl dönümünü tam kutlarken Niinistö Finlere, "bağımsızlığın ilk günlerinde 'birlikte" değildik fakat çok kötü bir şekilde ayrı idik. Bu öyle kolayca silip süpürülemez. Tarih hususunda dürüst olma cesaretine sahip olmalıyız çünkü dürüstlük güven için bir dayanak oluşturur," diye hatırlattı.
 
Yakın zamana kadar İç Savaşın "silip süpürülemez" tarihinin bir parçası, Finlandiya toplama kamplarında esir ve enterne edilişlerini takip eden yargısız infazların, acımasız tecavüzlerin ve Kadın Kızıl Muhafızların hikayeleriydi. 
 
2016 yazında, Helsinki Üniversitesi'nde misafir araştırmacı olarak bulundum ve bir meslektaş bana memleketi Tampere ya da sık çağırılan adıyla "Kızıl Tampere"yi göstermeyi kabul etti. Kuzey ülkelerinde şimdiye kadar savaşılan en kötü meskun mahalde muharebe mevzisi, Tampere Savaşı İç Savaşın en kanlı olanıydı. Şehir müzesinde Kızılların son kalesi olan eski Belediye Sarayı'nın bir fotoğrafını rastgele buldum. Fotoğrafın altındaki etikete göre, bina Kızıl Kadın Muhafızlar bölüğü tarafından savunulmuştu.
 
Meraktan, sergilenen eşya için İngiliz rehberime danıştım ve "Kızıl Muhafızlarda kadınlar çoğunlukla hasta bakıcılık ve tedarik işlerinde çalıştırılmasına rağmen, 1918 baharında iki kadın bölüğü üç yüz kadını kapsayacak şekilde oluşturuldu. En genç kadın Kızıl Muhafızlar on beş yaşındaki kızlardı," diye öğrendim. 
 
Finlandiya, solcu kadınların aktivizmi konusunda uzun bir geçmişe sahiptir ve 1906'da kadın sosyalistler, Finlandiya'yı kadınlara hem oy kullanma hem de seçimler için adaylık koyma hakkı veren, genel oy hakkını bahşeden ilk ülke yapmak için savaştılar. On iki yıl sonra, hizmetçilerin ve diğer hizmetlilerin yanı sıra Finlandiya'nın endüstriyel güneyindeki fabrika işçileri de Kızıl dava ile dayanışma içinde tüm kadın paramiliter birimlerde hizmet etmeye gönüllü oldular. Başlangıçta geleneksel destek görevini yerine getirdiler ancak daha sonra devriye nöbetine ve sonunda cephede savaşmaya terfi ettiler.
 
Bu kadınları silahlanmaları için ne motive etti? Bugüne kadar bu, İç Savaşta çarpışan büyükanneleri ya da büyük büyükanneleri olan birçok sıradan Finli arasında tahrik edici bir soru olarak kaldı. Tarihçi Tauno Saarela'ya göre, Finlandiya, 1918'de düşmanlıkların sona ermesinin ardından bir süre "zorla sessizlik"e büründü. 1920'lerde ve 1930'larda ülkeyi yöneten aşırı milliyetçi Beyazlar, onları Rus Bolşevizminin barbar ve milliyetsiz yardakçıları olarak resmederek Kızılları şeytanlaştırdı. Resmi söylemde Beyazlar, resmi olarak Lenin 1917'nin sonunda bu bağımsızlığı tanımasına rağmen, Finlandiya'nın bağımsızlığını korumak için bir "Özgürlük Savaşı" verdiler.
 
Kızılların bakış açısından yazılan ilk İç Savaş anlatısı 1960'da bir roman olarak ortaya çıktı: Väinö Linna'nın Kuzey Yıldızı Altında üçlemesinin ikinci kitabı olan Başkaldırı. Linna'nın kitabı Finlandiya tarihçiliğinin yeni bir döneme girmesine yol açtı, ancak akademisyenlerin sonunda dikkatlerini Kızıl Muhafızlar olarak savaşan kadınların oynadıkları role çevirdikleri yirminci yüzyılın sonuna kadar böyle değildi. Ve Finlandiya'nın dışında, az sayıda feminist ya da kadın aktivist Avrupa tarihindeki bu büyüleyici anı duymuştu. 
 
Kızıl Muhafızlara katılan Finlandiya kadınlarının birçoğu sadece sosyalizmin kadınların tam ekonomik ve politik kurtuluşunu beraberinde getireceğine inanan modern, kent sakinleri idi. Onların çoğu devam eden sömürüden bıkmış, genç ve idealistlerdi. On beş yaş modern kulaklara genç gibi geliyor fakat çocuk işçiliği çok yaygındı. Ücretli emekçiler olarak, işverenlerinin sürekli cinsel tacizine maruz kaldılar ve tacize karşı çok az yasal korumaya sahiptiler.
 

Helena Aalto (28) ve Elli Vuokko (21), Turku Kadın Muhafızları üyeleri. Wikimedia
 
 
Kızıl Muhafızlara katılan kadınlar ve kızlar saçlarını kısa kestiler ve geleneksel burjuva kadınlık kavramlarına meydan okuyarak erkek pantolonları giydiler. Daha iyi bir dünya için savaşmak isteyenlerin gülmeyen yüzleri, bu kadınların fotoğrafları güveni yansıtıyor. En sevdiğim görüntülerden biri, Turku Kadın Muhafızlarının iki üyesi olan yirmi yaşındaki Helena Aalto'yu ve 28 yaşında Elli Vuokko'yu gösteriyor. Bol erkek üniformaları içinde ayakta duruyorlar, kısa saçları kasket başlıklarının altına itelenmiş. Helena sol kolunu Elli'nin sağ omzuna dayıyor ve her ikisi de uzun tüfekler tutuyor. Sakin ve kararlı görünüyorlar.
 
O zamanki Beyaz gazetelerde Kızıl Kadın Muhafızların tanımları şiddetli sert eleştirilerle doluydu. Fahişe ve "zampara sürtük" olmakla suçladıkları Helena ve elli gibi kadınlar, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin zorlukları kabul etmek istemeyen bir Fin toplumu ile karşı karşıya kaldılar. Orta-sınıf Fin toplumu onların ateşli bağımsızlığından korkuyordu. Hatta sempatik Kızıl yoldaşlar bile onların politik bağlılıklarını ve askeri katılımlarının değerini sorguladılar. Tarih boyunca pek çok sol harekette olduğu gibi devrimci erkekler de kadın yoldaşlarını aşçılar ve hemşireler olarak kolayca kabul ettiler, ancak kadınlar savaş alanında tam eşitlik istediğinde kıvırdılar.
 
Savaştan sonra Beyazlar onbinlerce Kızılı infaz ettikleri ve açlıktan öldürdükleri halde Kadın Muhafızlara karşı özellikle acımasızdılar. Beyaz askerler onları vurmadan önce tecavüz ettiler ve sakat bıraktılar. Vücutları çırılçıplak soyuluyor ve müstehcen durumlara sokuluyordu. Mayıs 1918'de kaybedenler arasında Helena ve Elli de vardı. Genç bir tarihçi Marjo Liukkonen tarafından yapılan 2016 yılındaki bir çalışma, Beyazların, iğrenç Henela toplama kampında daha önce inanılandan çok daha fazla kadın ve çocuğu infaz ettiklerini ortaya koyan kanıtın örtüsünü kaldırdı. Yakın zamana kadar Finler, Hennala'daki Kızılların kitlesel enterne edilmelerinden evvel İç Savaşın son aylarında Beyazlar tarafından esir edilen kadın ve çocukların evlerine gönderildiğini öğreniyorlardı. Arşivleri karıştırarak ve Hennala'dan sağ kurtulanların anılarını okuyarak Liukkosen, kampa kaydolmadan önce yüzden fazla kadının infaz edildiğini ileri sürdü. Benzer şekilde, bazıları bebek olan öldürülen çocukların bedenleri, herhangi bir zamanda enterne edildiklerini gizlemek için kampın dışına götürüldü ve gömüldü. 
 
Kızıl Muhafız üyeleri olarak hizmet eden kadınların toplam sayısı hala bilinmiyor; bununla birlikte, çoğu tarihçiler 90-100 bin arasındaki toplam gücün dışında yaklaşık 2000 kadar aktif savaşçının olduğunu tahmin ediyorlar. Savaşmayan binlerce kadın daha Kızıl Muhafızları destekledi, onların çoğu cephedeki erkeklerin eşleri, anneleri, kız kardeşleri ve kız çocukları idi.
 
Sıradan insanların İç Savaşı tartışırken hala rahatsızlık hissettikleri bir ülkede, kadın haklarının gelişiminde bu günahkar Kadın Muhafızlardan kalan armağanı tartmak zor. Fakat Finli kadınların, özellikle de Sol'daki Finli kadınların diğer Batı demokrasilerinde eşi benzeri olmayan bir toplumsal değişime zorladıklarına hiç şüphe yok.
 
Soğuk Savaş döneminde Finlandiya Komünist Partisi(SKP), Finlandiya Halkının Demokratik Birliği(SKDL) ile koalisyonun bir parçası olarak parlamento başarısının keyfini sürdü ve 1944-1971 yılları arasında en tanınmış siyasetçisi, 1952-1958 yılları arasında SKDL genel sekreteri ve 1958-1970 yılları arasında başkan yardımcısı olarak görev yapan Hertta Kuusinen bir kadındı. 1974 politikadan emekli oluncaya kadar, 1944'den itibaren otuz yıl boyunca Komünist Parti Merkez Komitesi üyesi oldu. Kuusinen daha sonra dünya genelinde kadın haklarını savunan uluslararası bir sol örgüt olan Kadınların Uluslararası Demokratik Federasyonunun başkan yardımcısı olarak görev yapmaya devam edecekti. 
 
Bugün Finlandiya, hükumette en yüksek mertebelere ulaşan kadınlarla birlikte, en çok cinsiyet eşitliği olan ülkelerden biridir. 1990'da Finlandiya'da Elisabeth Rehn, dünyadaki ilk kadın savunma bakanı oldu. On yıl sonra, Finler ilk kadın cumhurbaşkanı Tarja Halonen'i seçti. 2003 yılında Anneli Jäätteenmäki ilk kadın başbakan oldu. 2015 yılı itibariyle kadınlar Finlandiya parlamentosu genelinde sandalye sayısının yüzde 41.5'ini ellerinde tutuyorlardı. 
 
Fin Devrimi yetersiz kaldı, Alman takviyesi tarafından desteklenen acımasız bir karşı saldırı ile defnedildi. Fakat o ülkede Sol'un mirası yaşamaya devam ediyor ve Helena ve Elli gibi sayısız kadının fedakarlıkları belki de boşu boşuna değildi.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde