Özgürlük

DEMOKRATİK SOSYALİZMDE JOHN DEWEY'İN DENEYLERİ

 
 
ALEXANDER LIVINGSTON / ED QUISH
 
John Dewey, ekseriya türünün en iyisi liberal bir felsefeci olarak görülür. Ancak demokrasiye olan sadakatli bağlılığı onu kapitalizm ile bir çarpışma yoluna sokmuştur.
 

John Dewey, Michigan'da felsefe ve psikoloji alanında genç bir profesör, 1891.
 
 
John Dewey, "Eğer radikalizm, radikal değişim ihtiyacı algısı olarak tanımlanırsa, o zaman, bugün üstelik radikalizm olmayan herhangi bir liberalizm geçersiz ve ölüme mahkumdur," diye yazdı 1935 tarihli Liberalizm ve Toplumsal Eylem adlı kitabında.
 
Dewey, İç Savaştan Soğuk Savaş'a dek uzanan bir ömür boyunca, liberal taahhütleri demokratik amaçlarına varıncaya kadar araştırma özgürlüğü, fırsat eşitliği ve kişisel özgürlük için zorladı. Devletten iş yerine ve okula kadar demokratikleştirilmesi gerekli tüm kurumların eşit özgürlüğünün farkına vararak, Dewey, liberalizmin tarihsel olarak hizmet ettiği kapitalist toplumsal ilişkiler ile bir çarpışma rotası üzerine radikal liberalizmini oturttu.
 
Yaygın olarak bizzat Amerikan demokrasisinin felsefecisi olarak düşünülen Vermont[Dewey'in doğum yeri] mahsulü yirminci yüzyılın en tanınmış filozoflarından biri haline gelirken, onun kendine özgü düşüncesi siyasi yelpaze boyunca ona düşman kazandırdı. Sağ onu bir Komünist olarak gördü; Komünist Parti onu gericiliğin bir filozofu olarak gördü. Dewey'e gelince, adına ekleyebileceği tek "izm,"  "eksperimentalizm[deneyselcilik]," idi.
 
Dewey'in deneyselciliği ya da onu sıklıkla adlandırdığı gibi, "pragmatizm[uygulamacılık]"i, kapsamlı teorilere karşı isteksizliğini Soğuk Savaş liberalizminin "ideolojinin sonu" ilanının bir habercisi olarak gören birçok solcu tarafından uzun süre şüpheli görüldü. Yine de Dewey'in on yıllardır süren liberalizmi içeriden yenileme girişimini yeniden değerlendirme çok daha karışık bir hikayeyi ortaya çıkarıyor.
 
Radikalleştirilen liberalizmde Dewey kendini, hayatlarını şekillendiren toplumsal güçler üzerinde işçilerin denetimini genişletmeye çabaladığı demokratik bir sosyalizmi formülleştirirken buldu. Ve kapitalizmle yüzleşmesi gerektiğini kabul etmekte zorlanmadı.
 
 
DEWEY'İN POLİTİK EĞİTİMİ
 
John Dewey, tüm ülkede şok etkileri yaratan John Brown'ın Harper's Ferry baskınından sadece birkaç gün sonra 20 Ekim 1859'da Burlington, Vermont'ta dünyaya geldi. Dewey'nin siyasi düşüncesinin temellerinin izi, memleketindeki şehirli yaşam tecrübelerine ya da Vermont Cemaatçiliğinin reformizmine kadar geriye doğru genellikle sürülebilir; ancak hiçbir kaynak, Vermont Üniversitesi'nde öğrenci iken karşılaştığı Alman filozof G.W.F Hegel kadar etkili değildir.
 
Pennsylvania'daki Oil City'de öğretmen olarak kısa bir süre kaldıktan sonra Dewey, 1882'de Johns Hopkins Üniversitesi'nde lisansüstü okula girdi ve o sırada Anglo-Amerikan felsefesine egemen olan Alman idealizmine kendini kaptırdı. Dewey, iki yıl sonra mezun oldu ve mezuniyet sonrası idealizmin öne çıkan sesi olarak, ilk önce Michigan Üniversitesinde ve daha sonra Minnesota Üniversitesi'nde felsefe profesörlüğü ile kariyerine başladı.
 
Bu ilk yıllarda Dewey, demokrasi konusunda gelişmiş vizyonunu tanımlayacak üç düşünceyi formüle etmiştir: çarpıtılmış bir insan özgürlüğü görüntüsü sunan bireycilik, hakiki özgürlük toplumsal işbirliğinde bulunur ve gerçek toplumsal özgürlük sınıflı bir toplumda mümkün değildir. 
 
Dewey'in özgürlük üzerine uzun uzadıya yaptığı soyut düşünmeler, 1894'te Chicago Üniversitesinde öğretim görevini kabul ettikten sonra somut bir şekil almaya başladı. Dewey'nin Chicago'daki yılları, öncelikle demokratik pedagojiye katkıları ve demokratik bir toplumda okulların, kurumların belirlenmiş bir müktesebatı tekrarlayarak kafalara sokmasından ziyade öğrencilerin kapasitelerini işbirliği içinde geliştirdikleri ortamlar olması gerektiği savı ile hatırlanır. Ancak o yıllar ayrıca işçi hareketi ile ilk gerçek ilişkisine de işaret eder.
 
1894 baharında, Pullman Palace Car Company'deki işçiler ücret indirimlerini protesto etmek için kanunsuz bir greve başladılar ve ülkede çapında greve destek, Chicago gibi karasal aktarma merkezlerini doğruca kullanan demiryolu seyahatini durma noktasına getirdi. Çeyrek milyon işçi ayaklandı. Federal ve bölge hükumeti kitlesel eyleme şiddet dolu bir bastırmayla karşılık verdi. Tek başına Chicago'da, on binlerce federal birlik, devlet milisleri ve gizli polisler meydanları geri almak için şehre indi. Her şey olup bitmeden önce, otuz grevci öldü, ülkenin en güçlü demiryolu sendikası parçalandı ve sendikanın başkanı Eugene Debs federal suçlamalarla hapse konuldu.
 
Hapishane hücresinden Debbs, grevi, "paranın gücü"nün tehlikesi altında olan halk için feci şekilde gerekli bir ders ve işçileri "kurumsal anarşizm"den koruyabilecek bir işçi partisine olan ihtiyacın açık bir göstergesi olarak tanımladı. Grev başladığında Chicago'ya gelen Dewey grevi aynı şekilde gördü. Emek savaşının parti sistemini yeniden canlandırabileceğine ve Amerikan toplumunun tam ortasında kapitalizm ve demokrasi arasındaki gerginlikler konusunda kamusal bir tartışmanın alevini tırmandırabileceğine bahse tutuştu. Dewey, "Sanırım birkaç yük vagonunun yanıp yok olması ödenecek oldukça az bir bedel," diye yazdı. "Bu, doğrudan dikkat çekmek için bir uyarıcı idi ve toplumsal canlı yapı düşüncesini elde etmek için daha çoğuna katlanılabilirdi." Demokratik okulun aksine, emek mücadelesi gerçek bir toplumsal bilincin gelişimi ve kendi kendini oluşturması için bir alan sundu.
 
Pullman grevi[demiryolu grevi, 11 Mayıs 1894] Dewey'in başına kaldı. Genç bir filozof için radikalleştiren bir deneyim, 20. yüzyılın sanayi toplumunda 19. yüzyıl liberalizminin eksikliklerini çarpıcı bir biçimde gösterdi. Yirmi yıldan fazla bir süre sonra, bu endüstri çağında yaşamsal bir özgürlük olan grev hakkının, serbest sözleşmenin[ekonomide serbest sözleşme, hangi anlaşmalara girmek istediklerine insanların karar verebileceği görüşüdür] geleneksel liberal kavramlarıyla bağdaşmayan yeni bir özgürlük anlayışını zorladığını ileri sürecekti. Dewey, "mevcut kapitalist üretim yöntemlerimizin" özgürlüğü azalttığını çünkü onların "çok fazla zorlayıcı" olduklarını kabul ettiğinde, bunun kapitalizmin kendisini liberalizm aleyhtarı yaptığını, bireylerin başkalarıyla sosyal faaliyetleri yoluyla özgürce gelişme yeteneklerini engellediğini savunuyordu. Söz konusu olan çalışma ya da açlıktan ölme olduğunda gönüllü yapılan sözleşmeler tam bir saçmalıktı.
 
Aynı yıl, 1916 tarihli ünlü Demokrasi ve Eğitim kitabında Dewey, ücret bağımlılığının kapitalist toplumların "illiberal" bir kusurunu oluşturduğunu savunarak bu noktayı tekrarladı. Üretken faaliyetin sınırlarını işverenlerin kar çıkarlarına tabi kılarak, ücretli emek, işçilerin kolektif faaliyetlerinin anlam ve yönünü işbirliği yaparak tanımlamasını engelledi. Karakteristik olarak ağır sıkıcı düz yazıda, "Faaliyet özgür değildir çünkü özgürce yer almamıştır," diye yazdı. Soyutta özgürlüğün meslekleri, gerçeklikte ise baskıcı sözleşmeleri destekleme olan bu çok derin çelişki, bir düşünce ve bir pratik olarak özgürlüğü yeniden yapılandırma gereksinimini vurgular.
 
Dewey için sendikalar ve grevler, işçilerin toplumsal üretim fazlalılığı paylarını arttırmaları için ya da onların iş dışında kişisel özgürlüğün farkına varmalarına olanak sağlayan basit araçlar değillerdir. İşçi hareketi, güç ve servet biriktirmek için rekabetçi mücadele eşitlerin işbirlikçi kolektif eylemi ile yer değiştirdiği yerde bir tür yeni toplumsal düzene doğru demokratik bir yolu somutlaştırdı. Piyasanın sosyal Darwinizmine karşı Dewey, kendi dünyaları üzerinde koperatif kontrolü ele almak için geleceğin açık ve önceden yazılmış olmayan doğasını ve insanların özgürlüğünü vurgulayan demokratik, eşitlikçi bir Darwinizmi kucaklar. 
 
Darwin'in Felsefeye Etkisi'nde (1909) savunduğu sosyal evrimin yolu, en güçlünün ayakta kaldığı bir mücadeleden ziyade toplumsal işbirliği için insanoğlunun kapasitesini geliştirmeden geçer. Demokrasi meşruluğunu en geniş toplumsal çıkara dayandırdığı için demokratik siyaset Dewey'nin özgür ve eşit insani gelişme vizyonunun aracı ve sonu olmuştur. 
 
 
İLERLEMECİLİK, YERELCİLİK VE ÜÇÜNCÜ PARTİ POLİTİKASI
 
Dewey'nin Columbia Üniversitesi'nde geçen yılları(1905-1930) boyunca teori ve pratikte demokrasi diyalektik olarak hiç olmadığı kadar birbirine dolaşmış hale dönüştü. New York'ta Dewey, İlerlemecilik Hareketi'nin etkili bir felsefi sesi olarak ulusal şöhret sahibi oldu. Kadınların oy kullanma hakkı üzerine yazdıkları, savaş zamanı baskısına tepki olarak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nin kurulmasındaki rolü ve Yeni Düzen'in çok daha radikal olasılıklarının saptırılmasının eleştirisi, Dewey'in eser ve eylemlerinin onu tekrar tekrar ulusal tartışmaların merkezine sapladığını gösterir. 
 
Dewey, 1927'de yayınlanan Halk ve Sorunları adlı kitabında bu yıllar boyunca demokrasi vizyonunun en dolu ifadesini dile getirdi. Modernleşme, bir anda Amerikalıları yeni bağımlılık biçimlerine sokan ve bireylerin yaşamlarını şekillendiren güçlere hakim olma kapasitesini azaltan ekonomik ve sosyal süreçleri serbest bırakmıştı. "Büyük Toplum"un yükselişi, Amerikan cumhuriyetçiliğini alttan destekleyerek tarımsal ve yerelci düzenlemeleri ortadan kaldırdı. Bazı teknokratik[devlet tabanlı] ileri düşünceli kimseler bu dönüşümlerin yeni seçkin kontrol biçimleri istediğini düşünürken, Dewey, serbest bırakılmış potansiyeli demokratik olarak şekillendirebilecek yeni bir "halk" anlayışı basitçe istiyorlar diye kuvvetli deliller gösterdi. 
 
Halk, Dewey'in sonuca vardığı, ortak sorunlarda edinilen tecrübeler tarafından ortaya çıkarılmış bir kolektiftir. Eğer sorunlarını kavrayabiliyorsa, halk onları yönetmek için politik gücünü kullanabilir. Gerçi halkın kendisini siyasi bir temsilci olarak keşfedebilmesi için bireyleri ve toplulukları birbirine bağlayan bağlılığın şeffaf olması gerekirdi - bunun anlamı; yeni toplumsal ilişkiler halkın ortak aklıyla bütünleştirilmelidir. 
 
Bu süreç, yerel topluluklarda halkın toplumsal temelinin yenilenmesine gerek duydu. Sosyal etkileşimin gündelik alanları - ev, sokak, iş yeri, meyhane - halkın nihayetinde toplumu bütün olarak kavrayabileceği bir "Büyük Topluluk" için temel olmalıydı. Bu mekanlardaki demokratik karşılaşmalar, Dewey'in sadece günlük tecrübeler içerisinde kök salabileceğini düşündüğü eleştirel bir bilinç, bireylerin toplumsal bir bütün içindeki yerini tanımasına yardımcı olabilirdi. "Yerel, tek evrenseldir," diye yazdı. 
 
Ancak yerel demokrasiyi yenileme ulusal politik bir mevcudiyeti gerektirdi. Büyük Depresyonu takip eden yıllarda Dewey, plutokratik[Yönetme erkinin maddi açıdan üstün kişilerce paylaşılmasını öngören oligarşik bir yönetim biçimi] siyasi sisteme karşı üçüncü parti mücadelesini başlatabilecek, orta sınıf reformculardan emek hareketi içindeki sosyalistlere kadar ilerici güçler ittifakını geliştirmeye çalıştı. 1929'da Dewey, hem Halkın Lobisi (eski adıyla Tekel Karşıtı İttifak) başkanı ve Bağımsız Siyasi Faaliyetler Birliği (LIPA) ulusal başkanı oldu. İki grup, liberalleri ve sosyalistleri ortak bir sanayi demokrasisi programı arkasında birleştirmeye çalıştı.
 
LIPA'nın kademeli vergilendirme, kilit sanayilerin kamulaştırılması, bankacılık reformu, Casusluk Yasasının kaldırılması, sivil özgürlüklerin korunması, işsizlik ve sağlık sigortasına devlet yatırımları ve linç karşıtı yasalar için verdiği destek, Sosyalist Parti adaylarını desteklemesine yol açtı. Fakat İttifak içindeki Norman Thomas, A.J. Muste, W.E.B. Du Bois, and James H. Maurer gibi sosyalistlerin rolüne rağmen, motive edici bir ekonomik felsefe olarak sosyalizmi asla bütünüyle kucaklamadı. Bunun yerine başkanı acil politik görevlere öncelik verdi. Dewey, sınıf iktidarının dengesini değiştirecek ve demokrasiyi sanayi hayatına sokmayı mümkün kılacak reformlar için baskı yapmaya odaklandı.
 
Üçüncü parti politikası deneyi kısa ömürlü oldu. Dewey'in büyük bir oba ısrarı onu solundakilerle sık sık çatışma içine soktu. Her yönüyle kitlesel bir işçi partisi inşasına yoğunlaşmaya devam ederek, Dewey Cumhuriyetçi Parti'den kaçan ilericileri cezbetmeye giriştiğinde birçok kendini adamış sosyalist İttifak'tan ayrıldı. Deneysel evrimcilik ve devrimci zorunluk çatışması, Dewey'nin kariyeri boyunca Amerikan sosyalizmi ile olan ilişkisini belirten birçok şeyden yalnızca biriydi.
 
 
MARKSİZM VE SINIF MÜCADELESİ
 
Ortak diyalektik duyarlılıklarına, sınıf ideolojisi olarak klasik liberalizmi eleştirilerine ve özgürleştirici sosyal dönüşüm vizyonlarına rağmen, Dewey Marks'ın ciddi çalışmasının asla ardına düşmedi. Radikal bir yazar olmakla birlikte muhafazakar bir eleştirmen olan Max Eastman'a göre Dewey, aksine çok fazla kanıt olmasına rağmen, Marx'ı asla okumadığını 1941'de itiraf bile etti. Fakat, eğer Dewey Marx'a hevesli bir ilgi duymadıysa, o zaman onun pragmatizmi 1930'lu yıllar boyunca Amerikan Marksizmi ile ters düştü.
 
Dewey'in liberallerin hayal gücünün öfkeli anti-komünisti olduğu söylenemez. Dewey, 1928 tarihli kitabı Sovyet Rusya İzlenimleri ve Devrim Dünyası'nın ortaya çıkardığı gibi, Bolşevik deney için umutlarını dile getirdi ve özellikle eğitim reformlarına hayran kaldı. Rus toplumundaki değişimlerin, "sadece o ülke için değil aynı zamanda tüm dünya için hesap dahi edilemeyen önem taşıyan benzeri görülmemiş bir ölçekte beşeri güçlerin kurtuluşu"nu temsil ettiğini yazdı. Mükemmel sanayi stoku ve gelişmiş halk eğitim sistemi ile birlikte ABD'nin devrimci iç savaşın karşılaştırılabilir deneyimleri olmaksızın benzer deneylere girişemeyeceği için yakındı. 
 
Aynı zamanda Dewey, devrimin demokratik potansiyellerinin devlet komünizminin sert ideolojisi tarafından ezilme riski altında olduğundan kaygılandı. Bu deneyin sınırlarına özgürlük içinde ayar çekme, devrimin serbest bırakmış olduğu devrimci enerjileri donduracak olan bir "don" dayatma tehlikesini göze aldı. O, "daha başarılı olan, kooperatif bir toplum tipinin yeni bir ahlakını yaratma çabalarıdır; daha şüphe götüren ise, elde edilecek hedefin doğası," olduğunu ileri sürdü. Eğer sosyalizm demokratik bir anlama sahip olduysa da, demokratik bir yönetim şeklinin kolektif deneyi yoluyla şekil verilmesi gerekirdi - hatta bu deneyler teorik beklentilerden saptığında bile.
 
Sonraki on yılda Dewey'in Leon Troçki ile teatisi, deneysel ve ideolojik sosyalizm arasındaki bu ayrımı resmetti. Dewey, daha çok Dewey Komisyonu[John Dewey, Troçki'ye yönelik Stalinist iftiraların ardından aydınların kurduğu bağımsız mahkemenin en ünlü ismiydi. Troçki bu mahkemede aklanamadığı takdirde Stalin'e teslim edilmeye hazır olduğunu söyledi ve Meksika'daki "mahkeme"den alnının akıyla çıktı] olarak bilinen, Moskova Duruşmalarındaki Leon Troçki'ye karşı Yapılan Suçlamalara karşı Soruşturma Komisyonu başkanı işlevini görmek için davet edildi. Dewey, Troçki ve bir grup uluslararası liberal ve sosyalist, 1937 yılının kışında bir hafta boyunca, Meksika Coyoacan'da bir araya gelerek, Sovyet mahkemeleri tarafından Troçki ve oğluna karşı yapılan ihanet suçlamalarını düşünüp taşındılar.
 
Dewey ve Troçki'nin duruşmada politik felsefe hakkında derinlemesine konuşmak için çok az zamanları vardı, ancak ertesi yıl New International dergisi Dewey'den Troçki'nin liberal ahlakçılığın ithamı olan "Onların Ahlakı ve Bizim Ahlakımız" adlı kitabına eleştirel bir yanıt vermesi rica edildiğinde bir fırsat doğdu.
 
Dewey birkaç önemli noktada Troçki ile aynı fikirdeydi. Burjuva ideolojisinde bir uygulama olarak devrimci şiddet konusunda Troçki'nin zorlu liberal suçlaması kulağına mantıklı gibi geldi. İkili, amaçlar ve araçların mutlakçı[gerçekliğin değişmez ve doğru tek bir açıklaması olduğu inancı] kavramlardan ziyade diyalektik kavramlarla ele alınması gerektiğinde de aynı fikirdeydi.
 
Fakat buradan sonrası, ikili ayrıldı. Dewey'nin pragmatist bakış açısına göre, pratik sonuçlar olarak anlaşılan, sadece amaçlar araçları haklı çıkarabilir ya da yasaklayabilirdi. Bu durumda, sınıf mücadelesi, Amerikan demokrasisinin radikal bir şekilde yeniden inşası amacı doğrultusunda haklı bir araç olduğunu kanıtlayabilir. Fakat bu sonuç, tarihin demir yasalarından bilimsel bir biçimde türetilemezdi; sınıf mücadelesinin amaçlarını formüle etme ve kavramada onun başarısı, işçilerin kendileri tarafından deneysel olarak çare bulunacak pratik bir sorundu. Bilimsel gereksinime çağrısı ile birlikte Troçki'nin liberal mutlakçılığı eleştirisi, sadece bir başka mutlakçılığa neden oldu.
 
Bu yüksek profilli teatiden Dewey'in çıkardığı sonuç onun kendi demokratik sosyalizminin özünü temsil eder: demokratik amaçlar demokratik araçlar gerektirir. Eğer günümüzde demokratik değerlerin askıya alınmasına rağbet ederse karşılıklı toplumsal işbirliğinin hiçbir katılımcı geleceği mümkün değildir. 
 
1937'de "Demokrasi Radikaldir," adlı bir makalede, "Ulaşılması gereken toplumsal amaçlara ilişkin Sol'daki gruplar arasında nispeten az fikir ayrılığı vardır," diye ileri sürdü. "Vasıtasıyla bu amaçlara ulaştırabilen ve ulaştırabilecek araçlara ilişkin ise çok miktarda fikir ayrılığı vardır. Araçlar konusunda ayrılık günümüz dünyasında demokrasinin trajedisidir."
 
 
DEMOKRASİ RADİKALDİR
 
1952'de doksan iki yaşında öldüğünde, Dewey ve onun pragmatizm felsefesi, Soğuk Savaş liberalizminin hizmetine alındı. Pragmatizmin sosyalist dogmatizmi eleştirmesi, "totaliterlik"e yönelik liberal saldırların dogmatik dogmatizmi ile eş anlamlı hale geldi -kesinlikle yaratıcı politik enerjiler üzerinde bir tür kendi dondurucu soğuğu. Özellikle Richard Rorty ve diğerleri tarafından geri kazandırıldığı için, pragmatizmi tanımlayan bu mirastı. 
 
Fakat bunu 1935 tarihli Dewey alıntısında okumak ve sıradan bir liberal görmek zor:
 
"liberalizmin her zaman teşvik ettiği amaçlar, yalnızca üretim ve bölüşüm araçlarının denetimi az sayıda kişisel çıkarlar için toplumsal olarak yaratılan güçleri kullanan bireylerin ellerinden alındıkça ulaşılabilir. Amaçlar geçerli kalır. Fakat amaçlara ulaşmanın araçları, onlara dayanan ekonomik kurumlarda ve politik düzenlemelerde radikal bir değişiklik gerektirir. Bu değişiklikler, toplumsal olarak yaratılan güç ve temsilcilerin toplumsal denetimi, insan özgürlüğünü ifade ve teşvik eden bir hayat inşa etmenin muhteşem girişiminde birbiriyle bağlantılı olan tüm bireylerin kurtuluşu anlamına gelebildiği için gereklidir."
 
Dewey, diğer demokratik sosyalistler gibi Amerikan toplumunun son derece demokratik olmadığını ve bu adaletsizliği düzeltmenin ancak demokratik yollarla mümkün olduğunu ileri sürdü. Okul, sendika salonu ve halkın partisi günümüzde özgürlükçü bir geleceğin inşa edilebileceği halkın yetkilendirme ve işçi denetimi mekanları olabilirdi.
 
Dewey zaman zaman bocalasa da -örneğin 1.Dünya Savaşı'na desteği geçmişinde tam kara bir lekedir- onun radikal liberalizmi statükonun bir savunması değildi; bu bir, liberal geleneği içeriden dönüştürme deneyi, özgürlüğün işbirliği ile kendi kendini idare etme olmaksızın boş bir lakırdı olduğunun farkına varması doğrultusunda toplumu ilerletme yükümlülüğü idi.
 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde