Özgürlük

İRAN PROTESTOLARININ ARDINDAKİ.

 
 
NARGES BAJOGHLI
 
(Ç.N.: Tarihte benzer örneklerde defalarca tecrübe edildiği gibi toplumsal patlamaların nereye doğru evrileceği belli olmamakla birlikte İran'daki protestolar, bir sistem karşıtı isyandan ziyade, sistem içinde daha iyi yaşama kavuşma ve erişme beklentisinin yarattığı hayalkrıklıkları sonrasında ekonomik bozulmanın ve eşitsizliğin de beraberinde getirdiği kendiliğinden ortaya çıkan, içinde her türlü düşünceden kesimlerin olduğu lidersiz bir halk hareketi olarak gözüküyor. İnsanlar daha iyi bir yaşam, daha iyi evlerde oturmak, araba sahibi olmak, tatile çıkmak, rahat bir şekilde karnını doyurmak istiyor. Buna karşın: Kapitalist sistemde ezilen halklar daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha iyi bir yaşam sahibi olamaz. Bunun yolu bu sistemin yıkılmasından geçiyor, iyileştirilmesinden değil...Bu da iki şekilde olabilir. Ya toplumsal patlamalar kendiliğinden sistemi yıkmaya evrilir... Ya da sosyalistler birbirlerini yemeyi bırakıp sahaya inerler. Bitmeyen Kavga'da olduğu gibi...Ancak o zaman bu kavganın bitme umudu var!)
 
 
Vatandaşlarının liderlerine duydukları öfke ve bir sonraki Suriye olma korkusu içinde iki arada bir derede kaldıkları İran'daki protestolardan bir olay yeri raporu.
 

İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in İran İsfahan'daki bir portresi. adam_jones / Flickr
 
 
"Artık üniversitedeyim, fakat bunun bir zaman kaybı olduğunu biliyorum. Bundan sonra başka bir işim olmaz. Eğer üniversiteye gitmeseydim, bir işim olmayacaktı. Sadece bitmesine dört yılım var. Fakat benim için bir gelecek yok . . . hiçbirimiz için yok."
 
Muhsin, Tahran'ın batısına yaklaşık yirmi altı mil uzaklıkta olan Karaj şehrinde yaşayan yirmi yaşında bir protestocu. Annesi bir ev kadını ve babası küçük bir işletme sahibi. Yirmi beş yaşındaki makine mühendisi ağabeyi Ali işsiz. "Ali'nin bir kız arkadaşı var ve evlenmek istiyorlar. Ama nerede yaşayacaklar? Bizimle birlikte ailemin evinde mi? Kız arkadaşının da ailesi geniş bir aile ve bir dairede yaşıyorlar, bu yüzden Ali oraya taşınamaz. Ali benden daha akıllı ve eğer o bir iş bulamazsa ben hiç bulamam. İşte bu yüzden eylem yapıyorum. Nasıl bir geleceğe ümidimi bağlamalıyım?"
 
Muhsin'in babası, 1980-88 İran-Irak Savaşı'nın kıdemli askeri Hüseyin emekli maaşı alıyor ve kardeşiyle birlikte küçük bir işletmeye sahip. Hüseyin'in erkek çocukları doğmadan önce satın aldığı Karaj'da üç odalı bir dairede yaşıyorlar. Fakir değiller, ancak, "ay sonunu zor getiriyoruz. Şimdi her şey çok pahalı. Özellikle yiyecek. Kira ödemediğimiz için şanslıyız. Kirayı ödeyenlerin bu ekonomik ortamda nasıl yaşadıklarını bilmiyorum."
 
Hüseyin 2009'daki Yeşil Hareket yürüyüşlerine katıldı ve en büyük oğlu Ali'yi de yanına almıştı. Fakat, en küçük oğlu Muhsin politikaya yönelik herhangi bir eğilim asla göstermemişti. Hatta Mayıs 2017 seçimlerinde, kullanılan oyların yüzde 70'den fazlasını alarak seçimi yeniden kazanan Hasan Ruhani adına oylarını kullandıklarında ailesine ve ağabeyine katılmadı. Muhsin tüm günlerini Avrupa Ligi'ndeki maçların en son skorlarını ezberlemekle geçirir. En ünlü futbolcuların hayatlarını bilir, sanırsınız kendi kuzenleri," diyor gülümseyerek Hüseyin. "Bu yüzden birkaç gün önce protestoculara katılacağını bana söylediğinde, dalga geçtiğini sandım."
 
Muhsin'in annesi Fatıma söze atılır: "Muhsin ve yeğenim Meysam, her akşam protesto gösterilerine gidiyorlar. Bir anne olarak onlar için endişeliyim ve gitmelerini istemiyorum. Fakat hayal kırıklığı yaşadıklarını biliyorum. İşler değişmek zorunda. Ancak hükumet aşırı önlemler aldığında, oğlum ve yeğenimin bunun için bir bedel ödemelerini istemiyorum." 
 
Otuz beş yaşındaki diş hekimi Ahmad şehrin bir yanından öteki yanına heyecanla arabasını sürerek protestocuları arıyordu. Onlara sokaklarda katılmak istemediğini söyledi, ancak sloganlarına kornosu ile katılacak ve arabasından onları destekleyecekti. "Ne istedikleri açık değil. Öfkeliler ve bunu anlayabiliyorum. Fakat tüm bu olanlar bana biraz çok fazla karman çorman gibi görünüyor. Yine de talep edilenler biraz daha netleşene kadar sokak gösterilerine katılmayacağım." 
 
Ahmed, "Pek çok hastamızın işçi sınıfında olduğu bir diş kliniğinde çalışıyorum. Bugün bütün protestolar hakkında hastalarımla konuştum. Bazı aileler, devletin onlara verdiği nakit transferine(yaraneh: devlet yardım planı) gerçekten güveniyor ve Ruhani'nin verilen nakit yardımları geri almasından endişe ediyorlar. Nakit transferleri enflasyon sayesinde artık çok fazla bir şey değil. Ancak yine de, ay sonunu nasıl getirsinler? Yüksek gıda fiyatlarının ağırlığını hissediyorum ve ben, bir dairesi olan ve etrafta pahalı bir SUV arabayla dolaşan bir dişçiyim. Hastalarımın bu kadar pahalı olan fiyatlarla nasıl yaşadıklarını idrak dahi edemiyorum," diyerek konuşmasını sürdürdü.
 
 
KEMER SIKMA ÜCRETLERİ
 
Politik düzenin sertlik yanlısı unsurlarına darbe indirerek, Hasan Ruhani'nin ezici bir siyasi zafer elde ederek yeniden seçilmesinden altı ay sonra 28 Ocak 2017'de İran'da başlayan protesto gösterileri ülkenin her tarafına yıldırım hızıyla yayıldı. Şu anda protestolar lidersiz ve sloganlar ekonomik eşitlikten siyasi tutukluların serbest kalmasına, dini lideri alaşağı etmekten tüm rejimi çökertmeye kadar değişiklik gösteriyor.
 
Bu protestolar, 2009 Yeşil Hareketi'nin büyük ölçekli protestolarından farklı. İran politikasının kıyısında bulunan şehir, kasaba ve köylerde genellikle meydana geliyor. Şimdiye dek düzinelerce insan öldü ve yüzlerce kişi gözaltına alındı.
 
İran'daki ülke çapındaki protestoların ana itici faktörü ekonomidir. Uluslararası yaptırımlar ve ekonomik yönetim zafiyeti, yaşam maliyetinin aşırı yüksek olduğu, işsizliğin her tarafa yayıldığı ve sadece ekonomik eşitsizliğin genişlediği değil aynı zamanda zenginler tarafından caka satılan berbat bir durumla sonuçlandı. Rouhani'nin neo-liberal ekonomi politikaları işçi sınıfı üzerinde olumsuz bir etki yaptı. İranlı önde gelen bir ekonomist olan Cjavad Salehi'nin belirttiği gibi: "Bu, 'Ruhani etkisi'nin, enflasyonu düşüren fakat nakit transferlerin değerinin düşmesine ve ağırlıklı olarak başkentte ikamet eden şirket ve orta-sınıfın lehine diğer politikalara geçit vererek, enerji fiyatlarını yükseltme gibi geriye doğru giden politikalara ve istihdam artışına mal olan kemer sıkmanın bir sonucudur." 
 
İran'ın enflasyon oranı son on yılda oldukça dalgalandı ve şimdi yüzde 17 seviyesinde. Milyonlarca doları zimmetlerine geçiren rüşvetçi siyasilerin ve iş adamlarının dahil oldukları, ay sonunu zor getiren vatandaşları öfkelendiren skandallar tekrar tekrar patlak verdi. İran 2016-17 arasında genellikle düşük bir yoksulluk oranına, yüzde 4.7'ye sahip olmasına rağmen, özellikle gençler ve kadınlar arasında işsizlik yüzde 30'un üzerindedir. Bu, gerçekleştirilmemiş ekonomik beklentilerle - özellikle İran nükleer anlaşmasının imzalanmasından sonra akması beklenen yabancı yatırımlara ilişkin - katlanmakla birlikte tam bir barut fıçısıdır. Rouhani ve yönetimi, yaptırımların hafifletilmesi ve ülkedeki Avrupa yatırımları üzerine ekonomiyi iyileştirme stratejilerini dayandırdılar. Donald Trump'ın "nükleer anlaşmayı yırtma" sözü üzerine artık yabancı bankalar İran'daki yatırımlara fon sağlamada ketumlar ve Avrupalı şirketler ABD Hazinesi tarafından daha fazla yaptırım uygulanabilecek bir piyasaya girmek konusunda ihtiyatlı davranıyorlar.
 
Ve Ahmed'in belirttiği gibi, Ruhani'nin nakit transferlerini sınırlama gibi kemer sıkma önlemlerini de içeren neoliberal ekonomi politikaları endişe yarattı. UCLA sosyologu Kevan Harris'e göre, 2016 yılında yapılan kapsamlı bir ulusal anket, paralarını her iki ayda bir ATM'lerden çeken yoksul hanelerin neredeyse tamamının, 2011'de eski cumhurbaşkanı Ahmedinejad tarafından başlatılan nakit transferler / yaraneh sistemi ile bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Ruhani ve ekonomi takımı şu anda programda kesinti yapacaklarının sinyalini verdi. Yeni bütçe, daha çok sıkıntı yaratan, programdan daha fazla haneyi çıkartma sözü veriyor. 
 
Gerçekten de, Başkan Hasan Rouhani'nin protesto gösterileri başlamadan sadece birkaç hafta önce Aralık ortasında parlamentoya sunduğu yeni bütçe tasarısı, yalnızca nakit transferleri hedeflemekle kalmadı, aynı zamanda ilk kez, az ya da hiç denetimi olmayan büyük vakıf gelirleri elde eden bir dizi muhafazakar dini ve kültürel kurumları da tek tek saydı. Parlamentoda yapılan bir konuşmada Rouhani bu kurumlara saldırarak, bu kurumların hantal bütçeleriyle milyonlarca İranlı'nın hayatlarını mahvettiklerini ve ülkedeki bu "finansal mafya"nın, eğer bu sorunla karşı karşıya gelinmediği takdirde ülkeye çok zarar vereceğini söyledi.
 
Bu konuşmayı takip eden sonraki haftalarda tutucu kesimler, -özellikle İran'ın en büyük şehirlerinden biri olan ve cumhurbaşkanı seçimlerinde Ruhani'nin rakiplerinin evi olan Meşed şehrinde- Yeşil Hareketin bastırılmasını kutladıkları 9 Dey'in önceden planlanan yıllık rejim mitingiyle doruğa ulaşacağını umdukları protestoları tetiklediler. Protestoların, yumurta maliyetinin yükselmesi ve gelecek yıl İran'da benzin fiyatlarının iki katına çıkacağı yönündeki söylentilere tepki olarak Ruhani karşıtı olması gerekiyordu.
 
Amma, protestocular kısa bir süre içinde tüm sistemin aleyhine döndüler. Rouhani'nin ilk başkan yardımcısı Eshaq Jahangiri protesto gösterileri sonrasında şunları söyledi: "Meydana gelen şeyin arkasındaki insanlar hükümete zarar verebileceklerini düşünüyorlar ancak sokaklarda toplumsal hareketler ve protesto gösterileri başladığında bunu ateşleyenler o insanları daima kontrol edemezler."
 
İran politikasının bölünmesini mübalağa etmek zor. İslam Cumhuriyeti'nin uzun süredir devam eden bir özelliği; İslam Cumhuriyeti'nde farklı kesimler, çoğu kez, ülke için politikalar ve yönergeler konusunda birbirleriyle açık bir şekilde savaşıyor ve tartışıyorlardı. Ruhani'nin cumhurbaşkanlığı süresince rejimdeki tutucu unsurlar her fırsatta onun ve yönetiminin önünde engeller oluşturmaya çalıştılar. Özellikle Mayıs ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki can sıkıcı kayıplarından bu yana, tutucular her fırsatta Rouhani'ye saldırdılar. Kendi payına Ruhani tutucu kurumların ekonomik gücünü kısıtlamaya çalıştı ve çok az bir yol katederek, Devrim Muhafızlarını politikanın dışına itmenin çaresini aradı.
 
Bu mücadelenin ortasında eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad sürpriz bir dönüş yaptı. Kasım 2017'de Ahmedinejad yolsuzluklara karşı tahrik edici açıklamalar yayınlamaya ve eğer ülkenin parası halka ait olsaydı, hükumet halkın refahına yatırım yapmayı hedeflerdi gibi niçin soruları sormaya başladı. Sosyal medyayı ana iletişim aracı olarak kullanan Ahmedinejad, İran yargı sistemine tehditler savurdu, davet edildiğinde geri çekilmeyen İran dini liderine meydan okudu ve zengin ve yolsuzluk yapanlara saldıran başkanlığı dönemindeki popülist mesajını yineledi. Çarşamba günü İslam Devrim Muhafızları Birliğinin komutanı, "ülkenin eski bir liderinin" protesto etmek için insanları kışkırttığını duyurdu. Şu anda bazıları İran'da Ahmedinejad'ın araştırıldığını(ç.n.:bugün itibariyle tutuklandığı söyleniyor) bildiriyorlar.
 
İslam Cumhuriyeti'nde alışılagelmiş bir harekette protestolar duman almaya ve bir yerden diğerine yayılmaya başlar başlamaz, rejim, özellikle de İran'da yaygın olan iki sosyal medya sitesini, Telegram ve Instagram'ı hedefledi ve iletişimi bozmak için internet hızını yavaşlattı.  Özellikle Telegram, İran'da günümüzde kullanılan en büyük mesajlaşma uygulaması olduğundan, büyük bir hedeftir. Bununla birlikte, 2009 protestolarının aksine, genelde tutucuların elinde olan ve dolayısıyla Ruhani karşıtı olan devlet televizyonu, dini lidere ve rejimin tümünü protesto eden sloganlarından bahsetmeksizin protesto haberlerine yer veriyor ve bazı durumlarda bu konuşmayı yalnızca Rouhani'nin ekonomi politikalarına odaklamaya çalışıyor.
 
Bu arada, önceki protestolardan çekilmiş görüntü ve videoların mevcut İran gösterileri olarak sunulması sorunu var. Örneğin, 2011 yılındaki Bahran protestolarının görüntüleri, sosyal medyada Tahran'daki protesto görüntüleri olarak virüs gibi yayıldı; Mısır devrimindeki yaralı ya da ölü protestocuların fotoğrafları İran'dan gelen imgeler gibi geçti.
 
 
YABANCI MÜDAHİL KORKUSU
 
İran, içişlerine yabancıların karışması konusunda uzun bir geçmişe sahiptir. İran politikasında giderek artan patlamaya hazır bir zamanda ve Orta  Doğu'da gitgide artan endişe verici ve kanlı bir dönemde, dış güçlerin oynadığı rol göz ardı edilemez. İran dini lideri, tahmin edildiği gibi, İran'ın içişlerine dışarıdan müdahil olunduğu suçlamalarına son çare olarak başvurdu. Protestoların esasen tabandan gelen köklerini ve katılanların acılarını tümüyle göz ardı ederek protestolara sağlanan para ve silahlardan dışarıyı sorumlu tuttu. Her şeye karşın, ister olay yerinde müdahil olsunlar isterse olmasınlar, Suudi Arabistan, İsrail ve ABD gibi tarafların ve muhalif kesimlerin olayları kendi lehlerine çevirmek için protestoları desteklediklerini düşünmek için saf olmak lazım. Muhsin'in kuzeni, otuz iki yaşındaki mimar Shayda, "Katılmamış olmamın ana nedeni işte bu," dedi. 2009'da Yeşil Harekete iştirak etti, "fakat bu sefer, bazı şeyler bende kuşku uyandırıyor."
 
"Kuşku uyandırıcı değil," diye sinirlenerek karşılık verdi Muhsin. "Durumun iyileşmesini beklemekten bıkmış durumdayız. Düzelmiyor."
 
"Peki ya yabancı kesimler dahil oldularsa? İran'ın Suriye'ye dönüşmesini ister misin?!" diye sordu Shayda öfkeyle.
 
"Asla doğru zaman olmadı. Artık doğru zamanı beklemekten bıktım," diye karşılık verdi Muhsin, bir taraftan da dikkati cep telefonundaydı; Meysam'la birlikte yarın ne zaman sokağa çıkacaklarına karar vereceklerdi.
 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

FACEBOOK SAYFAMIZ