Özgürlük

EVRİMDE PİŞEN DEVRİM

 
 
Danielle Anderson
 
 
Arkeolojide yeni kanıtlar ve neticelenen izahatlar, Marksistlerin uzun süre önce ulaştıkları, diyalektik materyalizmin doğal yaşama nasıl karşılık geldiğini açıklayan vargılara benzemektedir.
 

 
Evrim her zaman Marksistlerin ilgisini çekmiştir. Engels konuyla ilgili kapsamlı şekilde yazdı; orjinal teorilerdeki pek çok kusuru önceden sezdi ve bir kaç teorik boşluğu doldurdu: örneğin yazılarında modern insan beynini oluşturmada emeğin rolü üzerine değindi. Bu, Engels'ten bu yana bilim ve fosil kayıtlar tarafından geniş ölçüde ispatlandı. Engels, diyalektik materyalizmin Marksist yöntemini uygulayarak bu keşifleri öngörebildi.
 
Fas'taki Jebel Irhoud'da ortaya çıkarılan yeni fosil bulguları, bilim insanlarını Homo sapiens'in evrimini yeniden düşünmeye zorladı. Alt çene kemiğinden bir diş ve beraberindeki kümeye ait parçalar, elektron döngü rezonansı ile bir araya getirilmiş ısıl ışıldama ve uranyum dizisi yaşlandırma yöntemi tarafından 280,000 ve 350,000 arasında yıl önceye tarihlendirildi. Bunlar erken modern insan kalıntılarının en güvenilir şekilde tarihlendirilmiş bulgularıdır. Bu bulgulara dayanarak çıkan sonuçlar şu şekildedir: 1). Homo sapiens daha önce düşünüldüğünden en az 100.000 yıl önce evrimleşti ve 2). Homo sapiens, tek bir yerde değil, Afrika kıtasının çeşitli yerlerinde evrimleşti. 
 
Bilim adamları, çeşitli erken insanımsılar ve erken modern insanlar arasında belirgin sınırlar belirlemek için uzun zamandır çabalıyorlardı. Bununla birlikte, yeni delillere dayanarak, bu tür "belirgin sınırlar" ancak fosil kayıtlarında boşlukların var olduğu yerde tanımlanabilir. Diyalektik uzun süre önce değişimlerin kademeli gerçekleştiği ilkesine dayanan görüşü ortaya koydu. Stephen Jay, bu diyalektik evrim anlayışına punctuated equilibrium(kesintili veya sıçramalı denge)* teorisiyle katkıda bulundu.
 
Bununla birlikte, Gould'un katkısını genişletmek yerine, bilim insanı, kademeli değişimin gerçekleşmesi ilkesini ve sıçramalı denge kuramını tek iki seçenek gibi mekanik olarak birbirinin yakınına yerleştirir. 
 
Doğa dergisi, Jebel Irhoud'daki keşiflere değinerek şunları söyledi: "Bilhassa, günümüz 'modern" morfolojisinin [biçimbilimi;bir canlının şekli ve dış yapısı] yaklaşık olarak 200 bin yıl önce türün erken temsilcileri arasında hızlıca ortaya çıkıp çıkmadığı ya da son 400 bin yılı aşkın sürede kademeli olarak evrimleşip evrimleşmediği belirsizdir." Irhoud'da bulunan H. sapiens'in istatistiksel ve karşılaştırmalı morfolojik verileri, erken modern insanlardan neredeyse ayırt edilemez olduğunu ve çok az değişiklik olduğunu göstermektedir. Bu morfolojik veriler ayrıca, Irhoud kalıntıları ile Neandertallerin[orta Avrupa'da iskeleti bulunan ve kaba taş çağında yaşamış olan ilkel insan] kalıntıları arasında belirgin bir ayrımlaşma göstermektedir. Bu, bu erken Homosapiensler'in Neandertaller ile melezlendiğini ya da "Kuzey Afrikalı, son hayatta kalan, arkaik[kadim] bir halkı temsil ettiklerini" ileri sürer.
 
Modern akademik araştırmacılar, ya değişimin kademeli gerçekleştiği görüşünün değişmez şeklinde ya da sıçramalı dengenin yıllar sonrasının evrimci çizgisinde tek "belirgin kırılma"da ısrar ederler. Örneğin, pek çok bilim insanı, son zamanlarda yapılan diğer çalışmaların, bu ayrı "türlerin" başka yerde melezleştiğini göstermesine rağmen, Neandertallerin ve Homo Sapienslerin Irhoud'da melezleştiklerini kanıtlayan yeterli bulguların olduğuna inanmıyorlar. İnsanın fosil kayıtlarında "türlerin" yapılış şekillerinin ayırt edilmesinin doğruluğunu sorgulamalıyız diye belirtiyorum. Morfolojik olarak farklı erken dönem insanımsı gruplardan kalıntılar, otomatik olarak, her birinde tamamen farklı türlerle karşılaştığımız ve diğer insanımsılarla verimli ırk karışımından aciz kaldığımız anlamına gelmez. 
 
Hem doğada hem de toplumda nitel dönüşümlere uğrayan nicel birikimlerin varlığı reddedilemez. Bununla birlikte, durgunluğun uzun dönemlerini ani sıçramalar izler, bu temelde doğru düşünce sıkı sıkıya mekanik bir şekilde ayrıca uygulanabilir. Bu, sıçramalı denge teorisine katılan şeyin yoksunluğu yoluyla görülebilir. Doğadaki süreçler daha akışkan, organik bir şekilde gelişir. Jebel Irhoud'daki kanıtlar, değişmez mekaniğe ait analiz üzerinde gelişimin diyalektik analizinin doğruluğunu gösterir. 
 
Nature dergisi, "Evrim, ikisi eş anlı ancak birbirlerinden epeyce farklı intibak ve çeşitlilik fenomenlerinden oluşur," diye açıklar. Hayvanların yeni ve durmadan değişen çevreye uyum sağlamaları gibi intibak da zaman içinde oluşur. Bu tür çevresel değişikliklerin etkisi altında, devrim niteliğinde sonuçlarla birlikte fizyolojik farklılıkların canlandığı bardağı taşıran son noktaya ulaşılır. 
 
Buna en iyi örnek, insan beyninin evriminde niteliksel(kalitatif) sıçrama, yalnızca tamamen iki ayaklı varlıklara geçiş, çalışmak için ellerimizi kullanır hale getirme yoluyla mümkün oldu. Bu, o halde, modern beyin ve el evrimleşene kadar diyalektik olarak beyinde karşı etki yapar ve tam tersi. Ne yazık ki, Nature dergisi gibi otoriter sesler, evrimin diyalektik bir şekilde ilerlediğine dair kanıtın sonsuz akışını kabul etmede başarısızdırlar: "Bu bünyevi kanıt ve bu iki grup(erken modern insanlar ve Afrikalı arkaik Orta Buzul Çağı formları) arasındaki zaman dizgisel yakınlık, hızlı bünyevi değişim hipotezini ya da hatta bazılarının ileri sürdüğü gibi, zaman dizgisel(kronolojik) üst üste binme hipotezini pekiştirir," diye belirtir.
 
Aslında, kanıtlar bu iki sonucun da doğru olduğunu gösteriyor! Hızlı anatomik değişimler, fosil kayıtlarında erken Homo Sapiensler ortaya çıktıkça görülebilir ve hatta modern öncesi var olan insan insanımsılarla melezleşmesi bile muhtemelen görülebilir. 
 
Jebel Irhoud'da bulunan kalıntılardan çıkan bir diğer bomba sonuç, modern insanların evriminin pan-Afrikan bir olgu olmasıdır. Daha önce, Homo sapiens'in doğu ve güney Afrika'da evrimleştiği varsayılmıştır. Fosil kayıtlarında bulunan kanıtların yanı sıra, Afrika kıtasında daha erken bir göç fikrini destekleyen çevresel veriler de var. Nature dergisinin açıkladığı gibi, "Sahara Çölü, özellikle belirgin ancak kısa bir zaman ile birlikte yaklaşık 330,000 yıl önce orta Buzul Çağı 'yeşil Sahara" zaman dilimi silsilesi boyunca büyük ölçüde dönüştürüldü...Doğu ve kuzey batı Africa arasındaki biyolojik süreklilik, özellikle de orta Buzul Çağı için, güçlü faunal[bir bölgede yaşayan hayvanların tümü] benzerlikler tarafından da deslendi; en azından devamlı bir bağlantı söz konusudur."
 
Hem fosil kayıtları hem de çevresel kanıtlar, erken homininlerin[insana benzeyenler] Afrika kıtasında göç edebildiğini ve göç ettiğini göstermektedir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, bu dönemde göçün daha önce tahmin edildiğinden daha hızlı bir şekilde gerçekleştiğini ileri sürer. Kişinin hayatta kalması av ve toplamaya bağlıysa, mevsimlik gıda kaynaklarını izlemek için göç etmek mantıklıdır.
 
Yiyecek arayan popülasyonlar, yarı sürekli yerleşim alanlarını mesken tutmak için yiyecek arayanlara olanak sağlayan geniş çaplı bir ısınma dönemini gezegen yaşayana kadar ister istemez göçebe oldular. Bununla birlikte, nüfus artışı kaynakların kısıtlanmasına yol açtı ve insanlara kalıcı yerleşim kurmalarına izin verdi. Bu sonuçta tarımsal devrime ve sınıfların ve devletin farklı kıtalarda yükselişine, birbirlerinden bağımsız olarak yol açtı.
 
 
alt
 
Homo sapiens'in tek bir bölgede değil de Afrika kıtasında evrimleştiği fikri, "çok bölgeli süreklilik" modeli ve "Afrika'nın dışı" modeli arasındaki tartışmayı yeniden canlandırdı. Çok bölgeli süreklilik modeli, Homo erectus'un[ayakları üzerinde dikilebilen eski insan] Afrika kıtasından Avrasya boyunca göç etmesiyle başlar. Bu göç oluştuğu için popülasyonlar coğrafi olarak birbirinden izole edilir ve böylece daha hızlı evrimleşebilir. Bu, bu bölgeler boyunca aynı anda Homo sapiens'in oluşumuyla sonuçlanır. Bununla birlikte, Afrika'da bulunan modern insan kalıntılarının kanıtları göz önüne alındığında, bu model artık geçerli değildir.
 
Afrika dışı model de kendi sonuçlarını aşırıya götürür. Bu model, H. sapiens'in Afrika'da tamamen evrimleştiğini, daha sonra Avrasya'ya göç ettiğini ve diğer hominin popülasyonlarının yerini aldığını varsaymaktadır. Fakat bu bir soruyu cevaplamaktan kaçınır: her iki modelde de fosil kayıtlar tarafından dosdoğru kanıtlanan unsurlar olsa da neden ya biri veyahut diğeri olmak zorunda?
 
Kanıtlar, Homo sapiens'in çok bölgeli süreklilik modelinde tanımlanan süreçte evrimleştiğini, ancak Afrika kıtasında yoğunlaştığını göstermektedir. Daha sonra, bu popülasyonlar "Afrika dışına" ulaşır ulaşmaz, şüphesiz diğer homininleri yok olmaya ittiler, ancak aynı zamanda daha önce göç etmiş olan insanlarla melezleşme sürecini sürdürmüş de olabilirler.
 
Bütün bunlar, Jebel Irhoud'un bilim adamlarının insan evrimi anlayışını sarsmasının sebeplerini açıklıyor; çünkü gerçekler, bilinçli bir diyalektik materyalist bakış açısını benimsemeleri için daha fazla baskı yapıyor. Bunun sonuçları, erken modern insanların diğer erken homininlerle uyumlu oldukları halde onlardan belirgin bir şekilde farklı oldukları ve Afrika kıtasında çeşitli bölgelerde var olduklarıdır. Kanıtlar, insanın evrimi ile ilgili iki karşıt teoriyi birine sentezliyor.
 
Doğanın karmaşıklığı kavrama ötesi değildir. Bununla birlikte, bunu anlamak, yalnızca diyalektiğin sunduğu esneklikle verileri yorumlayabilme yeteneğine bağlıdır. Eğer kanıt, önceden yazılmış/belirlenmiş felsefi görünüme dayanan belirli beklentilere uymaya zorlanırsa yanlış sonuçlara kapılınır. Deliller, sonuçları ve ondan çıkarılmış felsefi dersleri belirlemelidir. Bu, Marksistler tarafından kullanılan diyalektik materyalist yöntemdir. Bu sayede bilim, doğa, tarih ve tarih öncesi dönemi analiz edebiliriz ve geleceğe yönelik perspektifler geliştirebiliriz.
 
İnsanın varlığı ve ilişkileri, olaylardan etkilenen süreçler, sosyal temelli maddi koşullar ve geniş bir çevre yoluyla gelişmiştir. Türümüzün gelişimi doğrusal bir ilerleme değildir, ancak gelgit dönemleri ve dalgalanmalardan oluşur. Aynı şey, toplumun gelişimi, üretim araçları ve sınıf mücadelesinde de görülebilir. Muhteşem beyinlerimizi, emek verme kabiliyetimizi ve soyut düşünme ve yakın çevremizin maddi baskılarının üstesinden gelmek için akıl yeteneğimizi geliştirdik. Günümüzde, sistem "çok fazla" ürettiği gibi, kronik aşırı üretim krizleriyle karşı karşıya kalacak derecede üretim araçları da geliştirdik ve şimdi milyonlar açlık çekiyor ve dünya çapında ağır şartlarda yaşıyor. Teorik anlayışımızı genişletmeliyiz ve evrimleştiğimiz ve geliştiğimiz süreçlerden öğrenmeliyiz. O zaman bu bilgiyi, bu zamana kadar bir tür olarak aldığımız uzun evrimsel yolun erken yok oluşa ve unutulmaya yüz tutacak bir nitel sıçramaya sürüklemeyeceğinden emin olarak bir toplum inşa etmek ve bir toplum adına savaşmak için kullanmalıyız.
 
*www.socialistrevolution.org sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 
 
**doğada yeni türlerin, Darwin'in savunduğu gibi milyonlarca yil boyunca çok yavaş bir biçimde gelişmediğini, sıçramalarla daha hızlı bir biçimde, birkaç yıllık süreler içinde ortaya çıktığını; ardından onu organizmanın bir dizi ufak değişmeler geçirdiği uzun dengelenme dönemleri izlediğini Darwinizm'in "kademeciliğinin" fosil kayıtları tarafından çürütüldüğünü öne süren kuram

FACEBOOK SAYFAMIZ