Özgürlük

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ - 6

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ....EĞER İŞÇİLERİN SÖMÜRÜLMESİNE SON VERMEK İSTİYORSANIZ(2)
 
David S. Pena
 
 
Geçen makalemizde, kapitalizm altındaki işçilerin sömürülmesini tartışmıştık, bu nedenle bu tartışmanın ana noktalarını kısaca gözden geçirelim ve kapitalizmin işçileri sömürdüğüne dair bazı itirazları değerlendirelim.
 
Kapitalistler karı maksimuma çıkarmak isterler ve bunu işçi sınıfını sömürerek yaparlar. Kapitalist sömürünün temel yöntemi, çalışanları maksimum miktarda iş yapmaya zorlarken yanlarına kar kalan en düşük ücreti(mümkün olduğu kadar hayatta kalmaya yetecek kadar) işçilere ödemektir. Daha spesifik olarak, kapitalistler, ücretinizi ya da maaşınızı kapsayan üretim zamanın ötesinde çalışmanız gereken süreyi arttırarak, hizmet ya da üretim şeklinde, sizden sağladıkları değeri maksimuma çıkartmaya çalışırlar.
 
  
 
 
Örneğin geçen makalemizde, günde 8 saat için kendisine $50 ödenen bir yedek parça işçisini inceledik. Bu işçi, yaklaşık 3 dakika içinde 50 $ değerinde ürün üretebiliyordu. Dolayısıyla, işçinin günlük maaşını kapsayan değeri üretebilmesi pek az zaman aldı.  Yalnızca bu 3 dakikayı göz önüne alırsanız, işçi ile kapitalist arasında eşit bir değiş tokuş olduğu görünür. İşçi, 50 dolar değerinde ürün üretti ve karşılık olarak ona 50 dolar ödenecektir. Fakat unutmayın, fabrika çalışanımız sadece 50 $ almak için üretim hattında çok daha uzun süre, 7 saat 57 dakika daha çalışması gerekmektedir. Eğer ücretin işçinin üretiği değere eşit olduğu adil bir değişim olsaydı, iş günü o 3 dakika sonrasında sona ermiş olacaktı. Ancak bu gerçekleşseydi, kapitalist her hangi bir kar elde edemeyecekti ve yüksek kar kapitalist üretimin bütün amacıdır. Yaklaşık olarak, işçinin işinde kalmaya zorlandığı ek 7 artı saat süresince yaklaşık 10.000 dolarlık artı değer üretildi. Kapitalist bu değeri işçiden çalar; karşılığında işçiye hiç bir ödeme yapmaz. "Kapitalist sömürü" terimi ile çalınan bu artık değer kastedilir.
 
Marksist teoride, ücretinizi veya maaşınızı karşılamak için çalışmanız gereken süreye gerekli emek zamanı denir. Ücretinizi almak için çalışmaya devam etmek zorunda kaldığınız süreyi aşan zamana artı-emek zamanı ve bu süre zarfında ürettiğiniz değere de artı-değer adı verilir. Artı-emek zamanı boyunca bedava çalışırsınız çünkü kapitalist sizden, zamanı size  karşılığını ödemediği ama sizden elde ettiği nihai ürünü çalmaktadır. Karın en üst düzeye çıkarılması için, kapitalistler gerekli emek zamanını en aza indirmeye ve artı-emek süresini en üst düzeye çıkarmaya çalışırlar, böylece artı-değer sonucundan kar elde ederler. Bu nedenle kapitalistler her zaman ücretleri mümkün olduğunca düşük tutmaya, iş gününün süresini uzatmaya ve belirli bir dönemde yapmanız gereken iş miktarını hızlandırmaya çalışıyorlar. İşin bu yoğunlaşması, kapitalistlerin bereket vaat edercesine hakkında çok söz ettikleri "verimliliği" arttırma" anlamına gelir.
 
İşçilerin sömürüldüğü ve tam anlamıyla iş yerinde hırsızlık kurbanı oldukları fikri, birçok soruyu ve muhtemel itirazları da beraberinde getiriyor. En yaygın olanlarından birkaçına göz atalım.
 
 
"Sömürü benim için geçerli değil, çünkü bir fabrikada çalışmıyorum"
 
Bir üretim hattında çalışmayan işçilerden biriyseniz, istismar edilmediğinizi düşünebilirsiniz. Marksist sömürü görüşü sadece fabrika işçileri için mi geçerlidir? Bir süper marketteki bir kasiyeri, bir ofisteki bir katibi veya sekreteri ya da restorandaki garsonu aklınıza getirin. İlk bakışta böyle görünmeyebilir, ancak kapitalist kar elde etmek için bir ürünü ya da hizmeti üreten ve satan mağazaları, ofisleri ve restoranları yani ticari kurumları düşündüğünüz zaman fabrikalardan farklı olmadıklarını görürsünüz. İşletmenin türü gerçekten önemli değildir. Karın en üst düzeye çıkarılması için tüm işletmeler, çalışanlarının artı-değer üretme kabiliyetlerini sömürürler. 
 
Örneğin, bir süpermarket, bir noktada çok sayıda gıda ürününe erişim sağlıyor ve belirli et kesimleri, pişmiş ürünler ve hazır yemekler gibi kendi tesisinde bazı ürünler üretiyor. Aynı zamanda müşteri hizmeti ve genel bir "alışveriş deneyimi" sağlıyor. Üretim departmanı, et bölümü, konserve ürünleri, fırın, şarküteri ve ödeme hatları, müşteriye yönelik alışveriş deneyimi sunan ve üretim süreci sonunda araba dolusu çeşit sunan süpermarkette "montaj hattı"nda yer alan istasyonlardır. Kasiyerin görevi, satın alınan mallar için müşterinin parasının hızlı ve doğru bir şekilde değiştirilmesi olan üretim sürecindeki son adımı tamamlamaktır.
 
Eğer daha önce bir kasiyer olarak çalıştıysanız, muhtemelen müdürün sürekli olarak iş programını ayarladığını; böylece herhangi bir zamanda mümkün olduğunca az kasiyer bulundurulduğunu ve müşterilerin hızına yetişmek için herkesin azami hızda çalışması gerektiğini fark etmişsinizdir. İş yerinizin, artan çalışan sayısı telaşı azaltıp hizmet kalitesini geliştirse bile her zaman kadrosunun yetersiz ve işin çok yoğun göründüğünü  fark ettiniz mi? Hatta, işler biraz yavaşladığında veya kasiyerler bir kaç dakika boş kaldıklarında müdürün nasıl köpürdüğünü fark ettiniz mi? Bunun nedeni, müdür(ç.n: kapitalizmin bekçi köpeği) bütün mesainiz boyunca sizi sürekli ve hazır tutmak zorunda oluşudur. Unutmayın, yönetimin görevi, gerekli emek süresini, ücretinizi karşılayacak yeterli değeri üretmeniz için gereken süreyi en aza indirgemek ve doğrudan kapitalistin cebine giden karı üretebilmek için bedava çalışarak harcadığınız zaman miktarı olan artı-emek süresini en üst düzeye çıkarmaktır. Artı-emek zaman süresi hızlı çalıştıkça uzar ve ürettiğiniz artı-değer miktarı daha çok büyür.
 
 
Bir fabrikada, ofiste, süpermarkette veya restoranda çalışsanız da hiç fark etmez. Kapitalist sömürü aynı şekilde olur ve tıpkı diğer herhangi bir işçiye olduğu kadar olur. İşteyken nasıl olduğunu ve bunun işinize nasıl uygulandığını bir düşünün. Ve gelecek sefer patronunuz, "saat başına en çok ürünü kim sattı", "mesaisinde en çok müşteriye kim hizmet etti", "en hızlı yazar kasa" ödüllerini dağıtmaya başladığında bunu hatırlayın. İşinizde neler olup bittiğini anladıktan sonra, bir daha asla işinize aynı gözle bakmayacaksınız.
 
 
"Bunların hiçbiri benim için geçerli değil, çünkü ben bir saatlik ücret değil, aylık maaş alan kolej eğitimli beyaz yakalı bir çalışanım"
 
Ücretli veya maaşlı, eğitimli veya eğitimsiz olman fark etmez. İşte sömürünün beyaz yakalıların dünyasında nasıl işlediğine bir örnek. Tüm dünyada kliniklere sahip uluslar arası, kar amacı gütmeyen bir şirkete ait diyaliz kliniğinde sosyal hizmet uzmanı olarak çalışan bir akrabam var. Yüksek lisans derecesine sahip; haftada en az 40 saat çalışması istenen ve yılda 40,000 dolar (saatte yaklaşık 19 dolar) kazanan. ABD Nüfus Sayım İdaresi'ne göre bu ülkede kişi başına düşen kişisel gelir yılda $39,750'dır. Dolayısıyla, ortalama bir gelir elde ediyor, ne çok iyi ne çok kötü.
 
Peki, bu büyük şirket beyaz yakalı çalışanlarından maksimum artı-değeri nasıl elde ediyor? Çok basit, gaddar bir ücretleri arttırmadan üretimi arttırma sonucunda muazzam iş yükü bindirerek ve işçilerine zulmederek ortalama maaşı ortalama ücretlerin altına düşürüyorlar. Sosyal hizmet uzmanımız 40 saat çalışmak üzere işe başladı fakat eğer maaşlı ve mesaiden muaf bir pozisyonda çalıştıysanız işi bitirene kadar kaç saat sizden çalışmanız beklendiğini de bilirsiniz. Böylece, 40 saat içinde tüm değerlendirmeleri, anketleri, danışma oturumlarını, tıbbi tedavileri ve maddi yardım başvurularını, kayıt tutmayı, veri girişi yapmayı, ulaşım düzenlemeleri vb. gerçekleştirmenin fiziksel olarak imkansız olduğunu öğrendi. Bir yıldan az bir süredir bu işte ve 92 hastayla başladı; bu sayı hızla 110'a yükseldi, her hastasına harcamak üzere haftada 22 dakikadan az bir süre ona kalıyor ve iş talepleri ve hastaları gittikçe artıyor. Kendisi ve beraber çalışanları, diyetisyenler, sosyal hizmet uzmanları ve alt düzey yöneticiler de aynı durumdalar ve tümü imkansız iş yüküne ayak uydurmak için patronlarının zorbalıklarına ve tehditlerine maruz kalıyorlar.
 
İşte sömürünün sonuçları. Akrabam, $40,000 karşılığı haftada 40 saat çalışacağını sandığı iş için en az 55 saat veya daha fazla vakit harcıyor. Bu saat başı ücretini 19 $ 'dan 14.55 $' a indiriyor. Bu ABD'deki ortalama saat ücretinin çok altındadır; ABD Çalışma Bakanlığı İstatistiklerine göre saat başına $19 olmalıdır. Bu cömert beyaz yakalı iş için çok fazla.
 
"Sömürülmüyorum çünkü kamu sektöründe çalışıyorum"
 
Devlet okullarını bir düşünün. Kar amacı gütmeyen kamu kurumları olarak işçileri üzerinden kar elde etmeleri ve kapitalistlere karları dağıtmaları gerekmez. Bu anlamda, devlet okul sisteminde devam eden bir kapitalist sömürü yoktur. Fakat kapitalist bir kültüre sahip kapitalist bir toplumda yaşıyoruz. Kapitalist bir denizdeki adalar gibi, kapitalist olmayan kurumlar kapitalizmin tutum ve yöntemlerine tabidirler ve kapitalist toplumda hayatta kalmaya çalışırlar. Kapitalistlerin en çok istedikleri şeydir bütün kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi, böylelikle yararlanılmayan tüm artı-değeri çıkartmaya başlayabilirler. Öğretmenler fabrika işçileri, öğrenciler de müşteriler gibi olsaydı ne kadar kazanç sağlayabileceklerini bir hayal edin.
 
Bu nedenle kamu kurumları toplumu yöneten kapitalistlerin devamlı saldırısı altındadır. Kemer sıkma bütçelerini dayatarak okullarımızı boşaltırlar ve en baştan kapitalizmin planlayıp düzenlediği başarısızlıkları, malum başarısızlıklar olarak, medya vasıtasıyla okullara  leke sürerler. Ve evet, tahmin ettiniz; kamu eğitiminde ve diğer sektörlerde yaratılan bunalımlara ürettikleri çözümleri her zaman aynıdır - özelleştirme.
 
Özelleştirme ve kapitalist işletmeler gibi davranma baskısı kamu kurumlarına nüfuz eder. Şimdiye kadar kamu sektöründe çalıştıysanız, muhtemelen patronlarınızın "Burası bir işletme olsaydı batardı!" ya da "Burayı bir işletme gibi çalıştırmaya başlamak zorundayız" diye bağırdıklarını merak etmişsinizdir. Ve devlet okulunda bir öğretmenseniz, sınıfların neden çok büyük ama maaşların donmuş olduğunu, programların kaldırıldığını ve personel sayısındaki kesintileri, sadece ekonomik krizde değil ama her zaman, büyük ihtimalle merak etmişsinizdir. Nedenin bir kısmı, yapacak daha iyi bir şey olmadığını düşünen, kapitalist propaganda etkisindeki cahil ve omurgasız yöneticilerin olmasıdır ve diğer kısmı ise kapitalist toplum tarafından dayatılan kemer sıkma bütçelerinin yaygınlaşması ihtiyacı    var baskılarından doğar. Bu yüzden, kamu kuruluşları kapitalist işletmeler olmamasına rağmen giderek artan şekilde öyleymiş gibi çalıştırılırlar.
 
 
"Hiçbiri benim için geçerli değil, çünkü ben bir sendikaya aitim"
 
Sendikalar sömürüyü ortadan kaldıramazlar, ancak yoğunluğunu ve şiddetini azaltırlar. Daha yüksek ücretler, daha çok çıkarlar ve daha insancıl çalışma koşulları için mücadele ederek, kapitalistlerin çalabilecekleri miktar konusunda bazı sınırlar koyabilirler ve daha acımasız sömürü yöntemlerinden bazılarını hafifletebilirler. Ama yine de sömürüyü bitiremezler. Sömürünün ortadan kaldırılmasının anahtarı, kapitalistlerin işçiler tarafından yaratılan serveti çalma kabiliyetlerini tamamen ortadan kaldırmaktır. Bu, üretken işletmeler kapitalistlerin elinden alınıncaya ve toplumun bütününü en iyi duruma getirmek için tasarlanmış demokratik bir süreç içinde servet dağıtımı yapan bir kamusal sahiplik ve kontrol biçimini oturtuncaya kadar, başarı elde edilemez. Toplumun bu biçimi sosyalizm olarak adlandırılır ve sendikalar bunu gerçekleştirmede önemli bir rol oynayacaklardır. 
 
 
"Sömürü, asgari ücret yasaları ve 8 saatlik gün ile engellenebilir."
 
Sendikalar gibi bu yasalar ve yönetmelikler de kapitalist sömürüye engel oluştururlar ancak buna bir son veremezler. Kapitalistler, bazen saf zorbalık ve köleliğe boyun eğdirme ile ve bazen de bilgisayarlar, otomatik üretim hatları ve diğer makine türlerinin yardımıyla 8 saatlik gün içine daha fazla iş yükleyerek işçileri sömürmeye devam ederler. Şu anda ülkede günde 8 saatten daha fazla süre için daha az maaşla çalışacak milyonlarca işçi yığını olduğundan ücret ve çalışma yasalarının uzağından bile geçmezler.
 
 
"Patronum, gerekli emek süresi, artı-değer veya bu teorik şeylerden herhangi biri hakkında bilgi sahibi değilse sömürüldüğümü nasıl söyleyebilirsiniz?"
 
 
Patronların, artı-değeri elde etmek için Marksist ekonomi ya da kapitalist ekonomi hakkında bir şey bilmeleri gerekmez. Tek yapmaları gereken sürekli çalışmanızı ve daha çok çalışmanızı sağlamanın yollarını bulmaya çalışmaktır. Bu, kapitalist toplumumuzda işi yapmanın kökleşmiş yoludur. Çoğu zaman bunu düşünmek zorunda bile kalmazlar. Ancak, genel müdürlükte bir yerde, neyin olup bittiğini tam olarak bilen bir ekonomistler ve muhasebeciler ordusu bulunduğunu size garanti edebilirim. Marksist terimlerle düşünmeyebilirler, ancak işin bütün gayesinin sizi, alabileceğiniz en düşük ücretle mümkün olan en uzun ve en kısa sürede çalışmaya devam ettirmek olduğunu bilirler. Bu işi çok iyi yaparlar. Emeğinizden en yüksek artı-değeri çıkarmak için sizi ne kadar çok çalıştıracaklarını ve size ne kadar az ödeyeceklerini çok iyi bilirler.
 
 
"Başka ülkelerdeki insanlar bizden çok daha kötü durumdalar, sömürüldüğümüzü nasıl söylüyorsunuz?"
 
 
ABD gibi gelişmiş kapitalist ülkelerde, dünyadaki kötü olan her şeyi, yoksulluk, umutsuzluk, şiddet, sömürü yığını ve insanlığın yozlaşmasını bulabilirsiniz ama aynı zamanda gelişmiş ülkelerdeki işçilerin yaşam standartları az gelişmiş ülkelerin işçilerinin standartlarına göre hayli yüksektir. Gelişmiş ülkelerdeki işçiler dünyadaki en verimli üreticilerdir, bu nedenle sömürünün yoğunluğu (çalışan saat başına ürettikleri artı-değer miktarı) çoğu ülkede olduğundan çok daha fazladır. Fakat gelişmiş ülkelerde ücretler daha yüksektir ve sömürü yöntemleri fiziksel açıdan sert değillerdir. Bunun nedeni, büyük oranda örgütlü emek ve diğer ilerici kuvvetler tarafından sömürünün vahşetini azaltmak ve işçi sınıfının yaşam koşullarını iyileştirmek için yıllarca sürdürülen mücadelelerdir. Fakat oyun henüz bitmedi. Gelişmiş ülkelerdeki kapitalistler, her zamankinden daha fazla yaşam standartlarını düşürmeye çalışıyorlar. Son 30-40 yılda çok başarılı oldular. Örneğin ABD'de emek hareketlerini mahvettiler, devlet okullarını yıktılar, hemen hemen iş güvencesini ve emekliliği kaldırdılar, hükumet düzenlemelerini geri aldılar ve son 30 yıldaki reel ücretleri düşürdüler. Bizi hala tüm dünyada ikinci ve üçüncü dünya düzeyine getirmediler, ama bunun üzerinde çalışıyorlar.
 
 Gelişmiş ülkelerdeki işçilere olan göreceli fakat kırılgan etkisinin diğer bir çirkin yanı, kapitalizmin servetini dünyanın geri kalanından çıkarmak ve gelişmiş ülkelerdeki kapitalistlerin ceplerine koymak için tasarlanmış küresel bir sistem olmasıdır. Gelişmiş ülkelerdeki işçiler sömürüye maruz kalırken, dünyanın geri kalanındaki işçiler de aşırı derecede sömürüye tabidirler. Gelişmiş ülkelerdeki kapitalistler dünyanın geri kalanında işçilerden şaşırtıcı miktarda serveti askeri güçlerin saldırganlıkları ve anayurtlarında değişik şekillerdeki sömürünün çok barbarca girişimleri yoluyla çaldılar. Dışarıdaki işçileri soyarken evdeki işçilerin önüne de kırıntıları attılar.
 
politicalaffairs.net sitesindeki yazıdan, ozgurluk-dergisi.org tarafından amatörce Türkçeye çevrilmiştir. 

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde