Özgürlük

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ / 2

MARKSİST OLABİLİRSİNİZ EĞER . . . FAŞİZMİN KAPİTALİZMİN DOĞASI OLDUĞUNA İNANIYORSANIZ
 
DAVID S. PENA
1 Haziran 2011
 
 
Kapitalistler sistemlerinin dolandırıcılık, şiddet ve terör ile desteklendiği yalın gerçeğini daima inkar ederler. Kapitalist suç, kapitalizmin özünde işçilerin sömürülmesi ile ilgili olduğu gerçeğinin bir sonucudur; dolayısıyla kapitalistlerin tüm işçi sınıfının sömürüye karşı direncini ezmede büyük bir çıkarı vardır. Bu gerçekler bir kere kabul edildiğinde, kapitalist sınıfın, eğer işçi sınıfını hizada ve onları denetim altında tutmak için bunun gerekli olduğuna karar verirlerse, vahşetin akla gelebilecek en aşırı biçimlerine başvuracaklarını anlamak için hayal gücünü çok fazla zorlamak gerekmez. Bu vargı, kapitalizmin doğasının soyut bir şekilde sadece analizinin sonucudur ve işçi sınıfını ezmek için kapitalist girişimlerin uzun tarihi tarafından bunun doğruluğu gerçekte kanıtlanmıştır. 
 
Şiddet, kapitalistlerin işçilerin bir güç ve dolandırıcılık birleşimi yoluyla burjuva saltanatı için sömürüye katlanmalarını sağlamada kullandıkları tek araç değildir. Etkili olduğunu kanıtladığı sürece şiddet yerine aldatmaca kullanacaklardır. Kapitalistler, kar odaklı, kapitalistlerin kontrollü altındaki medyanın kesintisiz propagandası yoluyla kapitalist sistemi kabul ettirmede işçileri kandırmak ve şirketler tarafından kontrol edilen "burjuva demokrasisi" yoluyla gerçek bir siyasal sese sahip olunduğuna işçi sınıfını inandırmak için daima can atarlar. Fox News ve diğer kurumsal medya ağızları ve oynamak için öde, kazanan hepsini alır politik sistemi ile birlikte Birleşik Devletler, kapitalist egemen bir kültür ve kar amacı güden şirketler ve en yüksek gelir sahiplerinin çıkarlarını oldukça kayıran bir zenginin demokrasisi ile birlikte bir ülkenin güzel bir örneğidir. Fakat ne zaman ki kapitalistler işçilerin sınıf bilincine ulaştıklarını, sosyalist fikirlerin halk arasında kök saldığını ve salt propaganda ve sahte bir temsili "demokrasi"nin işçi sınıfını koyun gibi ve sosyalizmi gündem dışı tutmaya artık yetmediğini hissederler, o zaman kapitalistler, devlet sponsorluğunda cinayet ve kargaşa da dahil olmak üzere baskının en aşırı yöntemlerini uygulamak için devlet aygıtı üzerindeki kontrollerini kullanırlar.
 
Faşizm, kapitalistlerin, işçi sınıfının pasifize etmenin alışılmış yöntemleri her ne zaman başarısız olursa korktuklarında topluma dayattıkları diktatörlüğün gaddarca zalim şeklinin adıdır. Büyük Bulgar komünist Georgi Dimitrov(1882 - 1949) faşizmi, "finans kapitalinin en gerici, en şovenist ve en emperyalist unsurlarının açık terörist diktatörlüğü" olarak nitelendirdi. Hitler'in Almanya'sı, Mussolini'nin İtalya'sı, Franco'nun İspanya'sı ve Pinochet'in Şili'si sıklıkla faşist rejimlerin ders kitabı örnekleri olarak gösteriliyor ancak faşizm, kapitalist rejimlerin emekçi sınıfına karşı devlet baskısı uyguladığı her yerde varlığını sürdürüyor. Dimitrov, faşist eğilimlerin tüm kapitalist ülkelerde bulunduğuna dikkat çekti; burjuva egemen sınıflar, burjuvazi gittikçe radikalleşen ve militan hale gelen işçi sınıfı karşısında iktidarını kaybetmekten korkup kapitalizmin genel krizi çok şiddetli bir hal aldığında, tam teşekküllü faşizme son çare olarak başvurur.
 
Dimitrov, şu anda kapitalist krizin olağandışı derecede korkunç ve kritik bir döneminde yaşayan dünyadaki işçilere dikkat çekici bir şekilde aşina gibi gelecek çeşitli kullanımlarını da ayrıca birer birer saydı: 1) kapitalistler ekonomik krizin tüm yükünü emekçilerin sırtına yüklemek için faşizmi kullanır; 2) dış pazarların denetimini zorla almak, doğal kaynaklara erişime kumanda etmek ve kapitalist sömürüyü tüm dünyaya yaymak için sürekli emperyalist savaşları başlatmak ve sürdürmekte faşizmi kullanır ve 3) kendi ülkelerinde ve dünya genelinde işçi sınıfının kurtuluşuna yönelik devrimci hareketleri yok etmek ve onlara saldırmak için faşizmi kullanırlar.
 
Faşizmin birçok tanımını İnternette ve basılı literatürde bulabilirsiniz. Çoğu faşizmi, onun hedeflerine ulaşmak için şiddet, terör, ırkçılık, militarist milliyetçilik ve demokratik özgürlüklere acımasız baskıyı kullanmasına vurgu yaparak tanımlar. Evet, faşizm, siyasal amaçlarını gerçekleştirmek için devlet şiddet ve terörü ve diğer birçok kötü niyetli, gerici taktik kullanır, ancak faşizmin özünü ve hedefini belirlemek için sınıf temelli bir Marksist analiz gerekir. Faşizm siyasi şiddettir, ancak genel olarak siyasi şiddete indirgenemez. En olgun biçiminde faşizm, işçi sınıfına karşı organize, devlet destekli kapitalist sınıf şiddetidir. İlerici reformlar ve sosyalist devrimler yoluyla işçilerin sınıflarını kurtarmaya yönelik tüm girişimlerini bastırarak hem ulusal hem de küresel düzeyde işçi sınıfı üzerinde kapitalizmin hegemonyasını koruma hedefine yardımcı olmada kullanılan bir araçtır. Faşizm işçi sınıfına yönelik kapitalist baskının en acımasız şeklidir. Faşist şiddetin sınıf doğasını dikkate almayan herhangi bir tanım, faşizmin özünü yakalamada başarısız olur. 
 
Marxist bakış açısına göre esasen faşizmin ne olduğunun ve onunla nasıl mücadele edileceğinin açık bir kavrayışı olsa da, Marx ve Engels faşizm hakkında haddi zatında hiçbir zaman yazmadılar. Bunun sebebi, çünkü faşizm Marx ve Engels öldükten çok sonra 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar yükselişe geçmedi. Eğer yaşayıp şahit olsalardı da faşizmin yükselişi büyük ihtimalle onları şaşkına çevirmeyecekti. İkisi de, reform ya da devrim yoluyla toplumsal ilerlemenin, toplumun en gerici unsurları tarafından daima şiddet yanlısı direnişe yol açacağının farkındaydılar. Marx ve Engels henüz erken yaşlarda şiddet dolu karşıdevrimlerin 1848'in burjuva devrimlerinin neredeyse tüm demokratik kazanımlarını geri döndürdüğünü tecrübe ettiler ve ayrıca 1871 Paris Komünü sırasında dünyanın ilk işçi sınıfı hükumetinin kısa zaferini ve acımasızca bastırılmasını yaşayıp gördüler. Muhtemelen Marx ve Engels, "köleliğe karşı isyan" düşüncelerinde faşizmi öngörmeye çok yaklaştılar. Marx ve Engels, köle sahiplerinin devlet şiddeti yoluyla kölelik sistemini koruma girişimlerine ilişkin Amerikan İç Savaşına çağıran kölelerin yanında bir isyana başladılar. Daha sonra bu fikri kapitalizme karşı hem devrimci hem de reformcu tehditler karşısında karşıdevrim ya da isyanın herhangi bir şekline doğru genişlettiler. Örneğin 1886 basımı Kapital'in İngilizce ön sözünde Engels, Marx'ın "kölelik karşıtı bir isyan" başlatmaksızın İngiliz egemen sınıfının sosyalizme barışçıl bir geçiş yapılmasına boyun eğeceğini beklemediğini yazdı. 
 
Amerika Birleşik Devletleri faşistler tarafından mı yönetiliyor? İlk önce gelin egemen sınıfımızın dünyanın geri kalanına nasıl davrandığını düşünelim. Tarihimizin büyük bir bölümünde egemenlerimiz, tüm sosyalist hareketleri ve ülkeleri altüst etme ve yok etmeye çabalarken, ulusal kurtuluş hareketlerini bastırmak, sağcıları, sosyalist karşıtı diktatörleri desteklemek ve bir çok emperyalist savaş müdahalelere girişmek için ülkemizin muazzam kaynaklarının yanı sıra insanlarımızın enerji ve yeteneklerini de kullandılar. Böylece egemen sınıfımızın dünya üzerinde faşist dış politikayı empoze ettirdiğinin çok sağlam bir gerekçesi açıklanabilir. Buna rağmen ülkemizin Avrupa ve Japon faşizmine karşı İkinci Dünya Savaşı'nda çarpıştığı doğrudur - ama faşist ülkelerin birbirleriyle savaşmayacağını kim söyledi? Peki ya memleketimizdeki egemenlerimizin davranışı? Kölelik, soykırım, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, dini nefret, emekçilere yönelik saldırılar, demokratik özgürlükleri bastırma ve azaltma girişimleri ve sayısız diğer gerici taktiklerin bu ülkeyi dünyanın lider sağcı emperyalist gücüne dönüştürmek için egemen sınıfımız tarafından kullanıldığı gerçeğini sorgulamaya gerek yok. Yine de, yöneticilerimizin bu ülkede tam gelişmiş bir faşist rejim uygulamayı başardığı söylenemez. Olsaydı, bu yazar ve onun gibi bir çok kişi çoktan susturulurdu. Faşist eğimli egemen sınıfımızın bu ülkeyi aşırı sağ kapitalist bir diktatörlüğe dönüştürmesini engelleyen şey, sağ kanadın onlar üzerinde saldırılarına rağmen ve giderek artan oranda kısıtlanmış biçimlerine karşın anayasamızın İnsan Hakları Beyannamesi'nde sıralanan demokratik haklar ve özgürlüklerin hala ayakta kalmasıdır. 
 
Bu bizi, ciltlerce kitabı dolduran bir konu olan faşizmle nasıl savaşılacak sorusuna götürür. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki, eğer genel olarak işçi sınıfı ve özel olarak Amerikan işçileri kendi demokratik hak ve özgürlüklerini korumaya ve kapitalistlerinin dayattığı sınırlamalardan onları temizlemeye ithafen militan kitle örgütleri oluşturmada başarısız olursa; eğer bunları iş, eğitim, konut ve sağlık gibi ilave haklarla tamamlamakta başarısız olursa; eğer emperyalizme son vermekte başarısız olursa, işte o zaman Amerika Birleşik Devletleri faşizme doğru sürüklenmeye devam edecektir. 
 
Eğer faşizmin işçi sınıfına karşı kapitalist politik vahşet olduğuna, işçilerin demokratik haklarını genişletmek ve korumak adına gerekli olan politik alanı muhafaza etmek için onunla savaşılması ve onun yenilmesi gerektiğine ve faşizmin yok edilmesinin sosyalizme geçişin bir parçası olacağına inanıyorsan, o zaman halihazırda bir Marxist olabilirsiniz ya da olmaya hazır olabilirsiniz.
 
MARKSİST OLABİLİRSİNİZ EĞER . . . SINIF BİLİNCİNİZ VARSA
 
DAVID S. PENA
6 Aralık 2010
 
Karl Marx ve Frederick Engels Komünist Manifesto'nun giriş satırlarında, "Tüm toplumların bugüne kadarki tarihleri sınıf savaşımlarının tarihidir," diye yazdılar.
 
Marx ve Engels, sosyal sınıflar arasındaki mücadelelerden bahsediyorlardı. Toplumsal sınıflar konusunda bilinçli olmak ve açıkça düşünmek herkes için önemlidir çünkü 1) toplumun her üyesi bir sınıfa mensuptur; 2) sınıfsal statünüzün toplumsal davranışlarınız ve yaşam beklentileriniz üzerinde inanılmaz bir etkisi vardır ve 3) sınıfsal mücadele dünyayı politik, ekonomik ve kültürel olarak şekillendirmekte kilit bir rol oynar.
 
Sınıflar nedir? En geniş anlamıyla, bir sınıf, yalnızca spesifik özellikleri paylaşan üyelerden oluşan bir gruptur. Bir sınıfın üyeleri, insandan cansız cisimlere, her türlü inanç sisteminden akla gelebilecek her türden kavrama kadar herhangi bir şey olabilir. Örneğin, bisiklet sınıfı, iki tekerlekli, pedalla çalışan çevrimleri kapsar; din sınıfı doğaüstü gücün ya da güçlere ibadet etmeyle ilgili olan tüm inanç sistemlerini içerir; öğretmen sınıfı öğrencilere bilgi veren herkesi kapsar ve 1 ve 100 arasındaki hatta tüm sayılar bile tam olarak bunu içerir. Sosyal sınıflar söz konusu olduğunda, belirli sosyal özellikleri paylaşan insanlardan bahsediyoruz. 
 
Marx ve Engels, ekonomik sınıflar olarak adlandırılan belirli toplumsal sınıf türlerinden söz ediyorlardı. Yukarıda listelenen sınıfların zararsız örneklerinden farklı olarak, ekonomik sınıf konusu dinamit gibi patlamaya hazır olabilir. Ekonomik sınıf, aynı ekonomik özellikleri paylaşan herkesten oluşur. Bu nedenle ait olduğunuz ekonomik sınıfı belirleyen sizin spesifik ekonomik koşullarınız. Ekonomik sınıf üyeliğinizi belirlemede hangi spesifik özellikler en önemlisidir? Marx ve Engels'in, bir kişinin gelirinin miktarını bir sınıfa üyeliği belirlemede ayırt edici bir özellik olarak göz önüne almadıklarını öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz. Bunun yerine, Marx ve Engels'e göre sınıf üyeliği, üretim araçlarıyla olan ilişkinizle, yani bir kapitalist ya da bir işçi oluşunuzla tanımlanır. 
 
Marxist terminolojide üretim araçları, yaşamı ve toplumsal refahın diğer unsurlarını sürdüren temel malların üretiminde gerekli olan fabrika, çiftlik, makine ve aletlerden oluşur. Kapitalist bir toplumda üretim araçları kapitalist sınıfın(bazı Marxist yazıtlarda ayrıca burjuvazi olarak adlandırılır) mülkiyetindedir. Kapitalistler, kapitalist toplumdaki iki büyük ekonomik sınıftan birini oluştururlar. Kapitalist sınıf, özel mülkiyetin arasında yer aldığı üretim araçları ile ilişkisiyle de tanımlanır. Kapitalist toplumdaki diğer büyük sınıf, işçi sınıfıdır(bazı Marksist yazıtlarda proletarya olarak da adlandırılır). İşçi sınıfı, mülksüzleştirmenin arasında yer aldığı üretim araçlarıyla olan ilişkisiyle de tanımlanır. Kapitalizmin ilk zamanlarında ortaya çıkan kapitalist sınıf üretim araçlarını toplumun büyük çoğunluğunun elinden çalmayı başardı. Kapitalistler üretim araçlarının özel mülk sahipleri haline geldiler ve işçi sınıfının üyelerine sadece kapitalistlere ücret karşılığında sattıkları emeklerini ortaya koyma yeteneğinden başka hiçbir şey kalmadı ve hala kalmıyor. Başka bir deyişle işçi sınıfı, bir zamanlar işçilere ait olan üretim araçlarına sadece erişim hakkı kazanmak için kapitalist sınıfa emek gücünü satmak zorundadır. İşçilere kapitalistler için çalışırken ürettiklerini saklama izni bile verilmez çünkü kapitalistler işçilerin yarattığı her şeyi kendilerine mal ederler. Bunun yerine kapitalistler işçilerine, evvela kapitalistler için ürettiği ürünleri satın almaları için işçi sınıfının daha sonra kullanmak zorunda olduğu bir ücret öder.
 
Mülksüzleştirilmiş bir sınıf olmakla birlikte işçi sınıfı sömürülen bir sınıftır. Kapitalistler karı en üst düzeye çıkarmak isterler ve bunu işçileri sömürerek yaparlar. Kapitalist sömürünün temel yöntemi çok basittir. Kapitalistler, işçileri belirli bir sürede azami miktarda iş yapmaya zorlarken, işçilere yanlarına kar kalan en düşük ücreti(mümkün olduğunca hayatta kalmaya yetecek kadar) öderler. Daha spesifik olarak, kapitalistler, ücret ve maaşlarını karşılamak için işçilerin yeterince ürettikleri zamanın ötesinde çalışmak zorunda kaldıkları zaman dilimini uzatarak işçilerden çıkardıkları değeri maksimize etmeye çalışırlar.
 
Örneğin daha önceki bir makalede günde 8 saat çalışıp 50$ kazanan bir otomobil yedek parçası işçisini ele aldık. Bu işçi yaklaşık 3 dakika içinde 50 $ değerinde ürün üretebildi. Böylece işçinin günlük ücretini karşılamak için yeten değeri üretmesi önemsiz miktarda bir zamanını aldı. Yalnızca bu 3 dakikayı göz önüne alırsanız, işçi ile kapitalist arasında eşit bir değiş tokuş olmuşa benziyor. İşçi, 50 dolarlık bir ürün üretti ve karşılığında 50 dolar ödenecek. Unutmayın, fabrika işçisi yalnızca 50$ almak için üretim hattında daha uzun süre, 7 saat 57 dakika daha kalmak zorunda. Eğer bu, ücretin işçinin tam olarak ürettiğine eşit olduğu adil bir değiş tokuş olsaydı iş günü o 3 dakikanın sonunda bitmiş olacaktı. Ancak bu gerçekleşseydi kapitalist hiçbir kar elde edemeyecekti ve karı maksimize etme işçi sınıfının kapitalist sömürüsünün tüm esasıdır. İşçinin işte kalmaya mecbur bırakıldığı ilave 7+ saat süresince yaklaşık 8,000 dolarlık artı değer üretildi. Kapitalist bu değeri işçiden çalar ve onu ürettiği için işçiye asla ödeme yapmaz. Artık değerin bu çalınması "kapitalist sömürü" ile ifade edilir.
 
Sınıf mücadelesi dikkate alındığında farklı sınıflar zıt ve uzlaşmaz çıkarlara sahiptir. Sınıf mücadelesi her sınıfın diğer sınıfların direnişine rağmen kendi çıkarlarını öne almak için girişimlerinden kaynaklanır. Kapitalist toplumda, sınıf mücadelesinin temel kaynağı, kapitalist sınıf ile işçi sınıfı arasındaki çatışmadır. 
 
İşçi sınıfı kapitalist sınıf tarafından mülksüzleştirildi ve sömürüldü; sade bir ifadeyle, soyuldu. İşçi sınıfı, işçilerin sınıf bilincine sahip olmasını, kapitalizm altında ezildiklerini anlamasını ve kapitalist soygun ve baskıya karşı başarı ile direnmesini engellemek için kapitalist güçler tarafından ayrıca ezilir. Kapitalist sınıfın toplumdaki tahakkümünü ve işçi sınıfı üzerindeki egemenliğini koruma ve güçlendirmede bir çıkarı vardır. Kapitalistler, üretim araçlarının özel mülkiyetini korumak isterler ve işçi sınıfının artı değerini çalmaya devam etmek için üretim araçları üzerindeki kontrollerini kullanmaya devam etmek isterler. Buna karşılık, işçi sınıfının, üretim araçlarının mülkiyetini geri alarak, onları demokratik denetim altında tanzim ederek ve onları toplumun büyük çoğunluğuna fayda sağlamak için kullanarak sömürü, mülksüzleştirme ve baskıyı sona erdirmek çıkarınadır. Kısacası kapitalizmi sosyalizm ile değiştirmek işçilerin çıkarınadır.
 
Kapitalistlerin en büyük korkusu, işçilerin ortak çıkarları doğrultusunda uyanması ve sayıları itibariyle muazzam güçlerinin farkına varması; işçi sınıfı ve tüm insanlık için ilerlemenin kapitalist sömürü, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve kapitalist baskıya son vereceğini anlamaya başlamaları olan sınıf bilincinin işçi sınıfı arasında yayılmasıdır. Bir başka deyişle, hiçbir şey kapitalistleri, işçilerin sınıf çıkarlarını net bir şekilde anlamaları ve kapitalizmi ortadan kaldırmak için birleşmesi tehdidinden daha fazla korkutmaz. Ve işte bu yüzden kapitalistler işçileri cahil ve bölünmüş tutmak, sınıf bilincine sahip olmalarını ve sınıflarını özgürleştirecek olan bilincin harekete geçmesini engellemek için gerekli her türlü aracı kullanacaktır. Böylece kapitalistler, işçileri bölmek ve onları ortak düşmanları olan kapitalizmden ziyade birbirleriyle dövüştürmek için ırkı, dini, cinsiyeti, milliyeti, gelir seviyesini, göçmen statüsünü, beyaz yakalıya karşı mavi yakalıyı ve diğer sömürülebilir tüm farklılık türlerini kullanacaktır. Ve bu taktikler başarısız olduğunda kapitalistler, açık şiddet, terörizm, diktatörlük ve faşizmin alamet-i farikası olan işçi sınıfına karşı savaşa başvurmaktan çekinmeyeceklerdir.
 
Eğer herhangi bir farklılık gözetmeksizin, tüm çalışanların birlikte hareket etmesi ve sınıf çıkarları için savaşmaları gerektiğini ve kapitalizm küresel bir sistem olduğu için işçi sınıfı birliğinin sadece ulusal değil aynı zamanda küresel düzeyde de yaratılması gerektiğini anlayan bir işçi iseniz, o zaman siz sınıf bilinci olan bir işçisiniz ve siz sadece Marxist olabilirsiniz. 
 
www.politicalaffairs.net sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde