Özgürlük

MARX’TAN ÖĞRENEN BİR ÇUKUROVALI: OKTAY ETİMAN[*]

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

 

“Bizim en güzel öldüğümüzdür bu: yaşamak.”[1]

 

Onu yitirmemizin ardından, yaşadıklarına ilişkin bir haberde, “Film Senaryosu Gibi Bir Hayat” betimlenmesi dillendirilmişti.

Çukurova’lı devrimcinin yaşadıklarına dair bu saptama bile yetersizdir…

Mahir ve yoldaşları ile eylemlere katılan… 12 Mart Muhtırası sonrası hakkında idam cezası talep edilen, af yasası ile cezası 30 yıla düşürülen… İnfaz hükümleri ile ömrünün 14 yılını zindanlarda geçiren O’ydu…

THKP-C’li Oktay Etiman’dı; cezaevinden çıktığında bir boşluğa çıktığını; ancak kendisini ayakta tutan şeyin devrimci bilinci, duruşu, direnci olduğunun altını çizendi…

Dik duran yaşamı bir direnç abidesiydi; hem de son ana dek!

Çok direndi; hiç hasta olduğunu kabul etmeden Ankara’da her eylemde -başta Nuriye Semih’inkiler olmak üzere!- bulunmaya çalışan koca yürekli devrimciydi.

* * * * *

1947 yılında Adana’da dünyaya gelmişti.

Öğrenci olduğu Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ilk yıldan itibaren devrimci mücadele içinde yer aldı; defalarca tutuklandı. THKP-C’liydi.

Selamiçeşme Akbank soygununa katıldığı iddia edilen Oktay Etiman, Mahir Çayan ile birlikte İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılıp, öldürülmesi eylemini gerçekleştirmekle suçlandı. (Eylemin Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını önlemek ve tutuklu devrimcilerin serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği açıklanmıştı…)

12 Mart 1971 darbesinden sonra açılan THKP-C davasından yargılandı ve hakkında idam talep edildi. Ancak 1974 çıkarılan af yasası ile cezası önce müebbet hapise, sonra da 30 yıla düşürüldü. İnfaz hükümleri ile hayatının 14 yılı cezaevinde geçirdi.

Oktay Etiman 68 kuşağından hapse girenler arasında en çok işkence görenlerden biri olarak bilinir. Bir söyleşisinde kendisine yapılan işkenceyi şöyle aktarmıştı:

“Ben üç defa ciddi işkence gördüm. Bir tanesi 12 Mart darbesinden önce Demirel’in başbakanlığı döneminde. O zaman öğrencilere kaba dayağın dışında elektrik filan böyle şeyler yapılmazdı. İlk kez bu 70 yılında yapmaya başladılar. Demirel zamanında bugünkü Konya yolundaki Emniyet’in binasında 8. katta siyasi şubede elektrik de dahil olmak üzere aklınıza gelebilecek her türlü şekilde işkenceye maruz kaldım.

Darbeden sonra tutukladığımda yine işkenceden geçtim. Cezaevindeki 13. yılımda Malatya Cezaevinde -12 Eylül’den sonra kurulmuştu orası- hapishanedeki tavrımdan dolayı olsa gerek böyle bir denk düşürüp beni koğuştan alıp işkence bölümüne götürdüler. Falaka da dahil olmak üzere sigara söndürmeye kadar böyle bir şey yaptılar. Hoş değil tabii. 38 yaşındasın, cezanı yatıyorsun. Hapishanedesin zaten. Ne yapabilirsin ki? Dışarıya baş kaldırdı, isyan etti, silah çekti derler. Hepsi palavradır. Bu bir hınçtır, kindir, öfkedir. Bu öfke cezaevindeki 13. yılını tamamlamakta olan bir insana karşı bile yönelebilmektedir. Cezaevindeki var oluş tarzım, kurallar karşısındaki tutumum demek ki bir yere yazıldı, yazıldı, birikti ve bir gün denk düşürüp aldılar götürdüler. Geçen yıl ameliyat olduğumda anestezist sordu bu sırtınızdaki izler nedir diye. Söyledim sigarayla yakıldığını. İki tane iz hâlâ duruyor. Bunlar normal. Bir devrimcinin fikirlerinden dünyaya bakışından hapishanede taviz vermediği takdirde uğrayacağı, maruz kalacağı davranışlardır. Bir devrimci olarak ben de yaşadım. Zaten bunları göze alarak devrimci mücadele içinde bulundum. Çok da şaşırtıcı gelmedi bana.”[2]

Kimilerinin “THKP-C kurucularındandı” dediği Oktay Etiman, Mersin’deki ‘Kızıldere ve THKP-Kurucuları Anlatıyor’ başlıklı söyleşisinde, “Ben THKP kurucusu değilim, hapiste idim ve kurulduğunu hapisteyken arkadaşlardan öğrendim. Ama kendimi, bugün de o zaman da THKP’nin militanı olarak görürüm,” demişti.

68 kuşağının devrimcileri zindandan çıktıklarında, hem dünya hem de Türkiye’nin çok değişmiş olduğunu fark ettiler.

14 yıl sonra Oktay Etiman’da hapisten çıktığında, SBF öğrenciliği yarım kalmıştı, bir başına Adana-İskenderun ve en son Ankara’ya gitmek zorunda kaldı.

En güvendiği insanlar başka ikbal kapılarına yönelmiş, Oktay Etiman’dan adeta köşe bucak kaçar olmuşlardı. Geleceğin valisi, üst düzey bürokratı gibi parlak bir geleceği feda edip devrimci mücadeleye (k)atılan ve THKP’nin istisnasız bütün eylemlerinde yer alan Oktay Etiman Ankara’ ya geldiğinde kalacak yer bulamaz ve çok ciddi maddi sıkıntı içerisindedir ve aylarca parkta, bankların üzerinde yatar.

“Oktay Etiman; “68’in efsane ismi”, Ankara’ya 14 yıl hapisten sonra döndüğünde kalacak yeri olmadığı için Kurtuluş Parkı’nda, bankların üstünde aylarca yatmış. Bilim ve Sanat dergisinin bir biçimde haberdar olmasıyla dergi bürosunda akşamları kalabileceği söylenmiş kendisine. Kış geldiği için Oktay derginin bürosunda akşamları herkes gittikten sonra yan yana dizdiği iskemlelerin üzerinde uyumaya çalışmış kış boyu. Sonra Ana Britannica ansiklopedisine çeviriler yapmış, haftada 35 lira ücretle. İşte bu ücretle simit, çorba gibi son derece sağlıklı ve zengin mönüyle beslenmiş…”[3]

2012’de verdiği söyleşide “Şu anda ne ile geçiniyorsunuz” sorusuna şöyle yanıt vermişti:

“Şu anda çeviri yaparak geçiniyorum. 95-99 yıllarında Özgür Gündem gazetesinde yazılar yazmıştım. Hakkında davalar açılıyor işte başka bir isimle yayın hayatına devam ediyordu. O zamanlar işte dayanışma amaçlı orada yazılar yazmıştım. Aynı zamanda çevirinin yanı sıra bant deşifrasyonu denilen bir iş var onu da yapıyorum. On parmak yazmayı öğrenmişim bir zamanlar. İki saatlik üç saatlik bir konferansı icabında gözüm kapalı yazabiliyorum. İngilizce konferansları deşifre ettirdiler bana en başta. Sonra da Türkçe de yapar mısın dediler, olur dedim. Evimin balkonunda otururken gökyüzünü seyrederken de yazabiliyorum. Ama asıl çeviriden, yani hapishaneden çıktıktan sonra asıl ondan para kazanmaya başladım. İngilizceyi maarif vekaletinin lisesinde okudum, orada okutulan İngilizce çok sınırlıdır. Hapishanede iken o dört duvar arasında dış dünyaya bir pencere daha açabilir miyim, başka kaynakları da okuyabilir miyim diye düşündüm. Türkçeye çevrilmeyen metinleri ya da kitapları da okumak istedim. Önce gramer çalıştım. Sonra önüme bir kitap koydum, hiç unutmam Puşkin’in Yüzbaşının Kızı diye bir kitabıydı. Pugaçov ayaklanmasını anlatır. Çok hoş bir öyküydü. Puşkin bir de çok sade yazan, modern Rus dilinin de kurucularından biridir. Çok hoştu, onunla ben başladım. Yani hapishanede ne kadar geliştiyse öyle gelişti. Sonra hapishaneden çıkınca Britannica’nın çevrisinde çalışır mısın dediler. Birkaç madde çevirdim. İyi olduğunu söylediler, devam et dediler, devam ettim...”[4]

Boyacılıktan çevirmenliğe hayatını kazanma serüveninde 23 Eylül 2017 gününü Hacettepe Hastanesi’nde karşıladı…

* * * * *

“Benim hocam Karl Marx’tır. Dünyayı nasıl algılamam gerektiğini ben Marx’tan öğrendim öğrenebildiğim kadarıyla. Bu mücadele bilincini bugüne taşımalıyız,” vurgusuyla şunları diyendi Oktay Etiman:

“Devrimciler gerçek hayatta yaşayan eylemcilerdir. Bundan dolayı devrimcilerin bir efsane gibi değil, kendileri hayatta iken de hayattan ayrıldıktan sonra da hakikât içinde, hakikâtlerin arasında yaşamış insanlar olarak algılanmalarını doğru bulurum. Ama elbette ki insanlar devrim mücadelesine en çok emek vermiş insanları bir şekilde tanımlarlar. Hatta onlardan biri de ‘efsane’ olmaktır ama tabii bunu bir sevgi saygı ifadesi olarak alırım ben. Bir devrimci her zaman kendisinin hayatla hesaplaşması, nasıl yaptığının bilinmesi ve buna değer verilmesi bakımından hayatının anlamlandırılmasını düşünür…

Şimdi tabii, 68’in kendisi de insanlık tarihi ve macerasındaki anlardan biridir. 68’i bir an olarak almak doğru değildir. 68 Spartaküs hareketinin bir devamıdır, önceki isyancıların 68 yılında ulaşmış olduğu takipçiler hareketidir. Bu yüzden bir bakıma Spartaküs’üz, bir bakıma Ege’de, Doğu’da mücadele eden hareketlerin bir devamcısı olduğumuz kanaatindeyiz. Tek başına 68 diye ortaya çıkmış bir şey değildir, bir devam hareketidir…

Batıdaki bazı örgütlerin Kürt sorunu konusunda yeterince duyarlı olmamaları, hatta karşıt olmaları söz konusu. Sosyalizm pozisyonundan çıkarak, ırkçılık değilmiş gibi yapıp ırkçılık yapmalarının arkasında Kemalist ideolojisinin sosyalist örgütlere sızmış olması vardır. Aslında Kemalist ideoloji de her zaman her şeyi ifade etmiyor. ‘Devletin kuruluş ideolojisi’ diyelim. Yani Türkçülük, milliyetçilik… Bunun değişik varyasyonlarla, nüanslarla sızmış olması… Tıpkı itirazcılık bir sınırın ötesine nasıl geçmeyi gerektiriyorsa, ideolojik olarak da enternasyonalizmin prensiplerinin hayata geçmiş olması bunu gerektiriyor…

‘İşçilerin vatanı yoktur’u nasıl diyebiliyorsak, halkların eşitliği, kardeşliği konusunu da elbette bizim savunmamız gerekiyor. Teorik olarak bunu savunmak yetmez. Önemli olan, halkların hakikâten kardeş gibi yaşayabildiği bir toplumsal yapının kurulması için çaba harcamaktır. Yoksa bir devlet bir halkı ezerken ‘Halklar kardeştir!’ demek de, bu baskıyı gizlemenin bir vasıtası olabilir. Hakikâten halkların haklarıyla eşit olduğu bir toplumu yaratmak için mücadele etmek icap ediyor…”[5]

* * * * *

Muarızlarının bile saygı duymak zorunda kaldığı O;[6] Ertuğrul Kürkçü’nün, “Doğruluk ve cesaret timsali, 68’lilerin yüz akı”; Alper Taş’ın, “Yumruğunu hiç indirmeyen”; Ahmet Say’ın, “Birinci sınıf bir insandı,”[7] diye betimlediğiydi…

“Kendisinden övgü ile yüzüne karşı bahsedilmesinden hiç hoşlanmazdı. İçinde bulunduğu sıkıntısını anlatmayı sevmez ama karşısındakinin içinde bulunduğu ruh durumunu kavrar ve dolayısıyla rahatlatmaya çalışırdı. Tüm inceliğini, kalın bir kabuk içinde saklamayı yeğlerdi. Belki de o yüzden asık yüzlü durmayı tercih ederdi…”[8]

“Ciddi duruşunun ardında yaşamla ve kendisiyle dalga geçebilen, ironi dolu, zeki, hiç gülümsemeden ve en umulmadık hâllerde şaka yapabilen, doya doya gülmesini bilen, sorumlu ve görev adamı olgunluğunu her hâlinde yakalayabildiğiniz gerçek bir devrimci”ydi.[9]

Ve nihayet 12 Mart günlerinde Yılmaz Güney’le birlikte evlerinde sakladıkları Oktay Etiman için Fatoş Güney, “Benim için gerçekten çok özel bir yeri vardı. 14 yıldır hapishanede kalmış olmasının etkileri ve acılarını içinde taşırken dışında süzülen hüzünlü buğularını hissetmemek mümkün değildi. Sert kabuğunun içinde inci yapan bir istiridyeydi” diyordu.[10]

* * * * *

Sözünü ettiklerimiz ve edemediklerimizle O; Geçmiş güzel zamanları anmak için “Eu in Arcadia ego/ Ve ben de Arkadia’da yaşadım!” deyişindeki ölümsüzlerdendi…

Kim ne derse desin; O; ölümün kesinliğini insani edimleriyle aşan, yenen bir yaşanmışlıktı…

Evet, “Ölümü hiç kimse yenemez; ama eğer bir hayat iyi geçmiş ve dolu dolu yaşanmışsa, sonuçlanması, bir bütünün toparlanması olur,” deyişindeki üzere Joel Kovel’in…

Nihayetinde Lukretius’un, “Ben varken ölüm yok, ölüm varken ben yokum, o hâlde korkacak ne var?”; Epikuros’un, “Var olduğumuz sürece ölüm ortada yoktur; ölüm geldiği anda da biz artık yokuz,” saptamalarındaki üzere ölüm Onun için biçim; asıl olansa ölümsüzlük; toplumsal başkaldırılarla yeniden doğuştu…

Çünkü Ruhi Su’nun, “ellerinde pankartlar/ gidiyor bu çocuklar/ kalkın ayağa, kalkın/ gidiyor bu çocuklar”; Attila İlhan’ın, “Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı/ Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı” dizelerindeki O; Adnan Yücel’in, “bitmedi daha sürüyor o kavga/ ve sürecek/ yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” diye betimlediği isyana, yani başkaldıranlara aitti…

 

18 Ekim 2017 14:17:30, İstanbul.

 

N O T L A R

[*] Kaldıraç, No:196, Kasım 2017…

[1] Edip Cansever, Umutsuzlar Parkı, Yeditepe Yay., 1958.

[2] Oktay Etiman’ın 30 Mart 2016’da Mersin’de gerçekleştirilen “68’liler Paneli”ndeki konuşmasından.

[3] “Bütün THKP’liler gibi ‘68’in efsane ismi’ gibi nitelemelerden de hiç hoşlanmazdı ve kendisin bu şekilde anılmasına prim vermezdi.” (Murat Bjeduğ, “Siyasal’lı, DEV-GENÇ’li, THKP’li, 68’li Oktay Etiman’a Veda Ederken…”, 10 Ekim 2017… http://t24.com.tr/yazarlar/murat-bjedug/siyasalli-dev-gencli-thkpli-68li-oktay-etimana-veda-ederken,18264)

[4] Etiman Noah Gordon’un Hekim (Yurt Yayınları, 2001), Michael Curtis Ford’un On Binler (Yurt Yayınları, 2002), Wolfgang Sacsh’ın (der.), Kalkınma Sözlüğü (Özgür Üniversite Yayınları, 2007), Bartoloméo de las Casas’ın Yerlilerin Gözyaşları: Yerlilerin Yok Edilişinin Kısa Tarihi (İmge Kitabevi Yayınları, 2009, 2011) gibi eserlerini Türkçeye kazandırmıştı.

[5] “Oktay Etiman: Devrimciler Gerçek Hayatta Yaşayan Eylemcilerdir”, 5 Ekim 2017… http://gazetehayir.com/oktay-etiman-demokrasi-uzlasma-imkânini-saglayan-bir-rejimdir/

[6] “Oktay ağbiyi Mülkiye ve Konur Sokak’ta tanımayan yoktur, yalanı dolanı bozukluğu samimiyetsizliği içten pazarlığı hiç olmadı, öyle bir yoksulluk ki insanın eli varıp yazamıyor… Çok uzun süren siyasi kavgalarımız derin uzlaşması imkânsız fikri aykırılıklarımız oldu, küsüp selamı sabahı kestiğimiz çok oldu. Ama öyle sert ve yalın ve harbi bir hayatı oldu ki, bizlere sadece “saygı” duymak düşer. 68’de kaldırdığı sol yumruğunu yetmiş yaşına kadar tek bir an hiçbir siyaset ve hiçbir ilişki, hiçbir taktik ve strateji adına, bir an olsun, hiç indirmedi. Sol yumruğu havada ve sıkılı öldü.” (Nihat Genç, “Sol Yumruğu Havada Öldü”… http://www.forumgercek.com/905481-post16.html)

[7] Ahmet Say, “Oktay Etiman”, Evrensel, 10 Ekim 2017… https://www.evrensel.net/yazi/80036/oktay-etiman

[8] Muazzez Uslu Avcı, “Bir Devrimci, Bir İnsan Oktay Etiman”, 5 Ekim 2017… http://www.realitehaber.com/2017/10/05/bir-devrimci-bir-insan-oktay-etiman/=

[9] Kemal Berişler, Cumhuriyet, 7 Ekim 2017… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/840132/Oktay_Etiman_ugurlandi..._Arkadaslari_Etiman_i_anlatti.html

[10] “6 aylık hamileyim. Tabutluk hücrede sadece çömelebiliyorum. Sonra beni sorgu odasına aldılar. Oradaki bütün polisler sorgu odasına gelmişti. Çünkü, Yılmaz Güney’in karısını merak ediyorlardı. Özellikle de ne diyeceğimi… Sorguda malum sakladığımız arkadaşları sordular, onların bizde kaldıklarını söylemedim. Oradaki polisler benimle nazik konuşmaya çalışıyorlardı ama tehditkâr sözler de söylemeden etmediler.

Beni tekrar sorguya aldılar. O sırada Oktay’ı getirdiler. ‘Bu adam mıydı o gece sakladınız?’ dediler, ‘Hayır, onu tanımıyorum’ dedim. Oktay’a ‘Bu kadın mıydı o gece saklandığınız evdeki?’ Oktay bana şöyle bir baktı ‘Hayır, bu hanımfendiyi

tanımıyorum’ dedi. Hâlbuki çok iyi tanımıştı. Oktay’ın hâli perişandı. Her hâlinden çok fazla işkence yapılmış olduğunu anlamıştım.” (Muazzez Uslu Avcı, “Fatoş Güney: Oktay Etiman’ı Yılmaz Güney Saklamıştı”, Gazete Duvar, 7 Ekim 2017… http://t24.com.tr/haber/oktay-etimani-yilmaz-guney-saklamisti,458997)

 (ÖZGÜRLÜK)

FACEBOOK SAYFAMIZ