Özgürlük

ZENGİNLER NİÇİN BU KADAR ENDİŞELİ?

 
 
MEAGAN DAY
 
 
Ahlak yasanız kar ve zarara bağlı olduğunda ne olur?
 
 

João Gustavo Rezende / Pexels
 
"Servet psikolojisi çetrefillidir," diye yazıyor Kerry Hannon New York Times'da. "Görünüşte, zengin olmak insanların hayatları üzerinde daha fazla kontrole sahip olduklarına inanmalarına yol açabilir ancak duygusal olarak onları kontrol da edebilir."
 
Hannon'un "Zenginim ve bu beni endişelendiriyor" başlıklı makalesi, patronlara, toprak ağalarına ve bankalara sonsuza dek borçlu olan bizlerin gözlerinden kaçanları belki de meydana çıkaracak. Şefkat göstermediğimiz için bağışlanabiliriz. Zenginlerin psikologu olan James Grubman, "Bu şeyler hakkında konuşan hiç kimse çok fazla empati kazanmaz," diye kabul ediyor. Fakat bu, her gün gördüğü gerçeği değiştirmez: servet büyük miktarda endişe, güvensizlik ve korku üretebilir, hatta rahatlık, istikrar ve özgürlük sağlarken bile. 
 
Servetin çaresizlikle kesiştiği gözlemi sosyalist düşünceye asla tümden yabancı değildi. Kapitalizm, kaynakları ve gücü eşit olmayan biçimde dağıtmaktadır; zenginler, dünya nüfusunun çoğunluğunun temel mallara erişmesini ve genel olarak mutluluğu azaltan temel özgürlükleri kullanmasını engelleyecek şekilde zenginleşir.
 
Fakat gönül rahatlığı ve sefalet, zenginlik ve yoksulluğu mükemmel bir şekilde eşlemez. Hannon'un makalesinde yer alan multimilyonerler,  suçluluk ve kendinden şüphe etmenin yoğun duygularını ve her şeyin ötesinde, yanlış hesaplamalar ya da talihsizlikler yüzünden tasarruflarının çalınacağı ya da boşaltılacağı kaygısını taşırlar. Burjuvalar da kapitalizm tarafından rehin mi tutuluyorlar?
 
Sosyalistler bu sorun üzerine zaman zaman düşündüler, belki de en tanınanı Oscar Wilde idi. Wilde, İngiliz seçkinlerini hem büyüleyici hem de acınası bulan alaycı bir duyarlılığı olan İrlandalı aykırı bir tip, burjuva alışkanlık, davranış ve sahte tavırlarının meraklı bir gözlemcisi idi. Wilde, "Sosyalizm Altında İnsan Ruhu"nda şöyle yazar:
 
"Para kazanmak için gerekli olan endüstri de çok moral bozucudur. Mülkiyetin çok büyük imtiyaz, sosyal konum, onur, saygı, statü ve diğer tür hoş şeyleri sunduğu bizimki gibi toplumlarda doğal olarak hırslı olan insan bu mülkiyeti çoğaltmayı amaç edinir ve gerekenden, kullanabileceğinden ya da sahip olduğundan ve hatta bildiğinden çok daha fazlasına sahip olduktan sonra bile onu çoğaltmaya bitkin ve sıkıcı bir şekilde devam eder. Mülkiyeti korumak için insan aşırı çalışarak kendini paralar ve gerçekte ise, mülkiyetin getirdiği korkunç avantajları düşünürsek, hemen hemen hiç kimse için şaşırtıcı değildir. İnsanın kederi, içindeki harika ve büyüleyici ve enfes olan şeyi özgürce geliştiremeyeceği, aslında yaşamın gerçek haz ve sevincini kaçırdığı bir rutin içine sokulduğu toplumun böyle bir temelde inşa edilmesidir. Ayrıca mevcut şartlar altında çok endişelidir. Oldukça zengin bir tüccar, hayatının her anında, çoğunlukla, kontrolünde olmayan şeylerin insafına kalır. Eğer rüzgar tersten eser ya da hava aniden değişir ya da bazı saçma şeyler olursa gemisi batabilir, spekülasyonları tutmayabilir ve çoktan kaybettiği sosyal konumuyla birlikte kendini fakir bir insan olarak bulabilir."
 
Piyasa bağımlılığı kapitalistleri, kendilerini diğerlerinden soyutlayan ya da suçlu hisseden veya çelişik duygular içinde olacak şekilde davranmaya mecbur bırakabilir. Vivek Chibber, kapitalizmin kapitalistlerin davranışlarını nasıl şekillendirdiğine ilişkin net bir analiz sunar:
 
"Rekabetçi savaşta basitçe ayakta kalma böylece kapitalisti "girişimci ruh" ile ilişkili niteliklere öncelik vermeye zorlar... Öncelikli sosyalleşmesi ne olursa olsun, bulunduğu yere ya da emrinde sürükleneceği düzene bağlı olan kurallara uyması gerektiğini hızla öğrenir. Modern sınıf yapısının dikkat çeken bir özelliği,  bir kapitalistin piyasa rekabeti mantığından herhangi bir şekilde belirgin bir sapması bir şekilde bir maliyet olarak ortaya çıkar - pazar payında bir kayıp olarak, güvenli ancak daha pahalı girdileri kullanmayı taahhüt edecek olanlara göre zehirli atıkları boşaltmayı reddetme birim maliyetlerinde artış olarak boy gösterecektir ve bunun gibi. Kapitalistler, dolayısıyla, normatif yönelimlerini - değerleri, hedefleri, etikleri vb. - gömülü oldukları toplumsal yapıya uyarlamak için muazzam bir baskı hissederler, tersi değil ... Teşvik edilen ahlaki kodlar kar ve zarara yardım edenlerdir."
 
Zenginlerin günahları için en büyük bedeli ödeyen her zaman yoksullardır. Bununla birlikte bu gerçeklik, rekabet etmek, hakim olmak ve biriktirmek yada sonuçlarına katlanmak için değişmez bir zorunlulukla bir arada var olur. Bu tür koşulların maddi olarak rahat olan bir insana bile tuzağa düşmüş, baskılanmış, endişeli, suçlu ve bunalımlı hissettirmesi şaşılacak bir durum değildir. İşte bu yüzden Marx işçi sınıfını "evrensel bir sınıf" olarak adlandırdı - kurtuluşu insani koşulların evrensel gelişimine yol açacak olan sınıf.
 
Herkesin işine yarayacak olan tek çözümü ortaya koyan Wood'a bir kere daha kulak verelim.
 
"Sosyalistlerin yapabileceği en iyi şey, sosyal hayatın piyasa bağımlılığından ayrılmasını sağlamaktır.Bu, hayatın mümkün olduğunca bir çok kesitinin meta olmaktan çıkarılması ve bunların demokratikleştirilmesi için çabalamanın sadece 'biçimsel' demokrasinin politik kurallarının konusu olmaktan değil aynı zamanda tüm insan ihtiyaç ve pratiklerini kar maksimizasyonunun ve birikiminin gereksinimlerine göre tabi kılan piyasa tahakkümünün 'kişisel olmayan' kontrolünden ve sermayenin doğrudan kontrolünden de çıkarılması demektir."
 
Tabii ki, sosyalizmin asıl amacı, azınlık bir egemen sınıf tarafından şu anda sömürülen, ezilen ve denetim altında tutulan milyarlar, kitleler için yarar sağlamaktır. Ancak zenginler için de maddi olarak zorunlu değilse de psikolojik olarak olumludur. Wilde'nin dediği gibi: 
 
"Eğer mülkiyet sadece zevkler olsaydı ona katlanabilirdik; ancak vazifesi onu katlanılmaz yapıyor. Zenginlerin menfaatine ondan kurtulmalıyız."
 
http://www.jacobinmag.com/ sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

FACEBOOK SAYFAMIZ