Özgürlük

HİÇKİMSE GÖSTERDİĞİ KADAR MASUM DEĞİL...

Öncelikle şunu belirmek gerekir: Devrimci dünya görüşü toplumsal muhalefetin gelişimi ve gidiş yönü üzerindeki sorunlara doğabilimsel doğrultuda çözümler ile mücadele demektir. Bu bağlamıyla günümüzde teorik ve ideolojik birliğin geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselerek yenide oluşturulması yönünde bir mücadeledir. Devrimci dünya görüşü sadece dünyayı yorumlamak değil değiştirmektir de. Böylesi bir mücadelenin gelişimi yönünde çabalarımızı kesinlikle olmuş bitmiş bir takım yapı ve oluşumlar varmış gibi ele almak yanılgı olacaktır. Bunun gibi teorik ve ideolojik bütünlüğün sağlanabilmesi yolunda çabaları’’kişilerle, kurumlarla’’ olaylarla uğraşmak gibi ilkel bir seviyeye indirgememek, kime ait olursa olsun düşünce ve toplumsal muhalefetin gelişimi önünde sorun ve kafa karışıklıkları yaratan düşüncelerle tartışılmaya çabalandığı görülebilmelidir. Lakin doğabilimsel  düşünceleri bilerek bilmeyerek inkar düzeyine gelen’’düşünce ya da sofizme’’karşı tavizsiz davranma çabaları kimi zaman yanlış anlaşmalara neden olabileceği göz önüne alınsa da dönemin özellikleride göz önüne alınarak anlaşılabileceği düşüncesindeyiz. Evet dünya görüşü ve düşünceler konusunda tavizsiz, ince eleyip sık dokunacak dönemlerden geçmekteyiz. Değim yerindeyse; pratik düzlemde ise çok önemli gelişimlerin sağlanamadığı bir dönem dolayısıyla daha kalın elenebileceği bir dönem denilebilir.

Bu soru ve sorunlara nihai anlamda cevabı devrimci bir hareketin vereceğinin bilincinde olarak konuları açmaya tartışmaya ve geliştirmeye çabalıyoruz.

Dünya görüşü olarak gelinen döneme kadar hayatın karşımıza çıkardığı sorunları çözme mücadelesine yoğunlaşmaya çabaladık. Devrimciliğin boş işlerle uğraşmak olmadığını hayatın karşımıza çıkardığı sorunları aşmak için mücadele olduğunu içerisinde yaşadığımız maddi koşulların anlatımı olarak savunduk. Doğruya gelişen mücadelede, devrimci düşünce yönlendirmesinde doğru pratiği örgütleme gerçekliğiydi.

Ekim devrimini 100 cü yılı nedeniyle malumun tekrarı yazılanlar ve tartışılanlarla yine karara varılamadı. 1905 de miyiz? Yoksa 1917 de mi? Ya da 1871 mi? Yoksa 1848 mi ? Analoji... İyi de zaman makinası mı bulundu? Hangisine geri dönüleceğine karar verilemedi! Genellikle bir cümle ve bir hareket arkasındaki koca bir dünya görüşünü yalın biçimde ortaya koyu verir. Benzemeyenleri benzeştirme zorlaması ! 1905-1917 dönemi gelişmeler gezi olayların ya da direniş komitelerine  benzemez. Boşuna analoji yapmaktır ! Zaman mekan ve şartlar yaşamın durdurulamayan hareketiyle değişmiştir. Bunun için geçmiş; hakında karar vereceğin değil, öğrenebileceğin deney birikimleridir. Yaşananın  özünde yatan o cümleyi çıkartıp kavrayabilirsen. Dünya görüşünü kavrayıp dünya görüşün haline getirebilirsen! Dünya görüşün neyse ona uygun cümleler kurar tavırlar alırsın. Dünya görüşünse yaşadığın maddi şartların belirlemesinde şekillenir. Devrimciler hariç... Bunun için maddi şartları ve tarihsel gelişimi ve mekanı ayrı, dolayısıyla farklı gelişmiş ve düşüncelere sahip iki ayrı şeyi eşitlemeye, benzeştirmeye kalmak eksik olduğundan yanlışıtır. Eksik değerlendirme sonucu bütünlüğünü kaybetmiş bilgi yanlışa götürür. Yanlış bir dünya görüşü ya da başlangıçtaki filozofik bir hata ve gerisi bir çuval boş laf. İşte yaşam, bu yaşama dair özü ve cümleyi çıkarabilmek bundan ders çıkarabilmektir. Ve bu yaşamda eğitilmektir.

Kurulan her cümlenin genelde en azından iki yönde anlaşılması, algılanması mümkündür. Gerçeği kavrama yolunda kurulduğundan ve doğasal gerçeğin çelişkilerin bütün halinde hareketi olmasından. Zıtların birliği bileşkesi olmasından. Tanrı sözü denilen bile havari ya da imam sayısı kadar algılanma çeşitliliğine ulaşmaktadır. Sözün sahibi oradayken daha az, o insanlar aleminden gitiğinde daha çok yorum ortaya çıkmaktadır. Sözün birliği için ve anlaşılması yolunda yaklaşık 3000 senelik kendini bilen ”düşünen beyinin”denemediği yöntem kalmış mıdır? Mutlaka ! Kapitalizm şartlarında yaşayan her insan, nesil ve yeni nesil kendini dünyanın en uyanığı ve de her konuda karar verici mercii gördüğünden... Geçmiş yaşananlar ve yaşayanlar en azından senin kadar düşünebilecek kapasitedeydiler. Ve de yaşadıkları senin karar vermen için yaşanmadı. Deneylerinde eğitilebilmen için özünü çıkarman ve özün haline getirmen yeterli. Gerisi lüzumsuz laf ve zaman kaybı. Zaten o kararları’’sana sormadan’’tarihin vicdanı zaman ve acımasız adaleti veriyor ve de her gelişimi ve herkesi layık olduğu yere koyuyor.

Yazılanlarda söylenenlerde bulamayacaklarını yaşayarak, hareketin özünü yaşamda kavrayarak öğrenirsin. Bilgi birikimin eğitimin haline gelmiştir. Çoğunlukla insanlar alemi gözüyle yazılanları yaşamın hareketinin özünde kavradığında eğitilme adımların başlamıştır. Genelde insanlar alemi gerçekliğinde yaratılan ikilemler doğabilimsel gerçekleri dışlama durumunda olduklarından, ikilemlerden’’doğru’’olanı tercih gerçeğin kendisini ifade etmez. Tamamlanmamş bilgi, bütünlüğü olmayan tahlil, eksikliğinden yanlış olandır... Çoğu durumda karmaşık gözüken sorunların özünde, başlangıçta yapılan basit bir filozofik hata, dünya görüşü hatası yatmaktadır. Gerisi başlangıçtan derinlere inerek vurgun yeme noktasıdır. Yani düşüncelerini kendi ellerinle kilitleme NOUS FRAKSİ durumudur.

Bütün bunların küçücük bir başlangıç kusurcuğu var, bütünlüğü kaybetmiş ve insanlar alemine kilitlenmiş arayışlar oluşu. Örneğin, konsesüs düşünceler arası uzlaşma noktası değil, düşünceyle maddi gerçeklik arası uyum noktaları olmalıdır. Bunun gibi her zaman rastlanılan ve demokratik merkeziyetçilik anlayışının yanlış yorumunu içeren tavırlar. Kabaca ifadesi’’ben örgüt adına, çoğunluk, çokluk ya da güç adına konuşurken, kişi veya ademi merkeziyet ya da güçsüz örgütün görüşleriyle aynı düzeyde değerlendirilemem !’’ Yine klasik bir düzlem kayması. Tartışılan düşünceler veya fikirler ayrı bir düzlem, nasıl ve hangi değerde ele alınacağı temsili sitemlere göre mi ya da doğabilimsel doğruların gelişimine katkıları üzerinden mi ele alınacağı ayrı bir düzlemdir.

İnsan beyni organik bütünlükteki haliyle, insan düşüncesindeki yanılsaması gibi ’’yönetici’’ konumunda değildir. Bütünlüklü işleyişi sağlamada her organ gibi görev dağılımında aldığı görevi yapan bir organ durumunda ve bu bütünlük olmadan hiç bir fonksiyonunu yerine getiremeyeceği gerçekliğinde yani doğabilimsel gerçekliğin ta kendisidir.

Sorun farklı düşüncelerin ortaya çıkması değil, hangi doğrultuda hareket haline devam edileceğinin kararının verilebilmesidir. Sonuç kendi alemine dayalı algılarıyla gelişim yolunun tıkatılmasıdır... Ekim devriminin 100 cü yılı dolasıyla bildiğinin tekrarını geçmeyenlerle söylenmeyen kaldı mı? ‘’Kaldı!’’ Çok bilmişliğin dışında geçmiş mücadeledeki devrimcilerin de en az bunlar kadar bilgi birikimleri vardı. İkincisi çok daha iyi niyetliydiler. Bu bilgi birikiminin yetmediği, denenmediği sanılan, lakin deney birikimi haline gelen mücadelenin yetmediği neydi? Şu lafı güzafları geçeceksin. Tüm deneyler: Sovyetler, komiteler, meclisler vb.  insiyatifi ve yaygınlaştırılması gereği ve önemi üzerinde gelişti. Tüm ve gelişmiş ülkelerde birden devrim beklentisi devrimci mücadele ile geliştirilerek tek tek ülkelerde devrimler ve deney birikimleri ortaya çıktı. Ekim devrimiyle doğacak yeni toplumun ebesi durumunda devrimci müdahale ile devletin yapısının değişmesi gerekliliği bilimsel bir deney birikimi haline geldi. Sonrası  öz yönetimler, ademi merkeziyetçiliğe dayalı gelişim ve ekonomiler denendi tek başına çözüm olmadığı açığa çıktı. Teşvikler, özendiricilik, ücret farklılıkları, küçük üreticilerin teşviki vb. denendi, farklar ve ayrıcalıklar arttı. Piyasa, toplumsal piyasa, kar kontrollü Pazar/ piyasa denendi, sonuç kredi bulmak için kapitalistlere muhtaç olma ve dış borç açıklarıyla çöküşü getirdi. Toplumsal fonlarla bir sermaye piyasası ve buradan finansman krediler sağlanması. Çözümsüzlüğün temeli kârın toplumsallaşması idesi olarak belirdi. Gerisini sen say! Geriye şimdiki aklı evvellerin aynı özdeki deneyleri başka isim ve biçimlerde deneme uyanıklığı kaldı. Cevap veremediğin çözüm sunamadığın soru ve sorunlar ortada dururken, cevap vermiş gibi yapma uyanıklığı neyse, işte o !

Şimdi sen hiç yaşanmamış gibi öneriler ve çözümler buluyorsun ya ! Direniş komiteleri çözüm. Halk iktidarı bu ve benzeri komiteler eliyle yaygınlaştığında parti diktatörlüğüne dönüşemez benzeri ‘’çözümlerin’’var ya ! Hepsi geçmişte aynı özde yaşanmış ve bir deney birikimi ortaya çıkmış...

‘’Bütün iktidar sovyetlere’’ nin özü; iktidarın bu halk komitelerine devredilmesi ve geçmesi demekti. Aynı dönemi birlikte yaşayan bazıları ise sovyetlerin içerisinde bolşeviklerin kendi iktidarlarını diktatörlüklerini pekiştirmek için bunu savunduklarını dillendiriyorlardı. Eğriliği doğruluğunu ve bugün Bolşeviklere karşı tavırlar alanların durumlarının yaşanılan gerçeklikte daha içler acısı olduğunu da bir kenara bırakalım.  Örneğin Bakunin vb. anarşistlerden alıntılarla ve kısa özetle durumu anlamaya çabalayalım.

‘’Makhnocu hareketin koruması altındaki bölgelerde, işçi sınıfından insanlar kendi düşünce ve ihtiyaçlarına dayanarak doğrudan kendi yaşamlarını doğrudan düzenlediler -gerçek toplumsal özbelirlenim/self-determination. Kendi kendini eğitmiş olan bir köylü olan Nestor Makhno’nun liderliğindeki, hareket yalnızca Kızıl ve Beyaz diktatörlüklerle çarpışmakla kalmadı, ama aynı zamanda Ukrayna milliyetçilerine karşı da direndi. Makhno, ‘’ulusal özbelirlenim’’ (yani yeni bir Ukrayna devleti) taleplerine karşı çıkarak,bunun yerine Ukrayna’da ve tüm dünyada işçi sınıfının özbelirlenim talebini savundu. Makhno, arkadaşları olan köylüleri ve işçileri gerçek özgürlük için savaşmaya esinlendirdi.’’

‘’İşçilerin ve köylülerin özgürlüğü kendi ellerindedir ve hiçbir kısıtlamaya tabi değildir. Uygun gördükleri ve arzuladıkları şekilde faliyet göstermek, kendilerini örgütlemek, yaşamlarının tüm yönlerine ilişkin kendi aralarında anlaşmalar yapmak; işçi ve köylülerin kendilerine kalmıştır... Makhnocular, yardım etmek ve tavsiyede bulunmaktan fazlasını yapamazlar... Hiçbir durumda yönetmeyi ne yapabilirler ne de bunu arzu ederler’’ ( Peter Arshinov, Guerin’in alıntısı, Op. Cit., s. 14199).

‘’Otoritenin olduğu yerde özgürlük yoktur’’ ve ‘’işçilerin kurtuluşu işçilerin kendi görevidir’’

‘’[Marksizm], halkın, gerçek veya öyleymiş gibi davranan aydınların [oluşturduğu] yeni ve çok küçük bir aristokrasi tarafından, oldukça despotça bir şekilde yönetilmesi [demektir]. İnsanlar bilgili değillerdir ve öğretilemez, dolayısıyla hükümet eliyle özgürleştirilmek endişesinin dışında kalırlar ve tam anlamıyla yönetilenler sürüsüne dahil edileceklerdir.’’ Bakunin (Devletçilik ve Anarşizm s. 178-9)

Bazılarının insanlar alemine ait haklılık böbürlenmelerini ve Makhnocu hareketin nasıl bastırıldığı gibi ukalalıkları vb. bir kenara bırakırsak; neden Nestor Makhno? Liderlik otorite değilmiydi? Ya da doğada  her organın öbürü hakında karar vermediği ve istediği gibi işlediği herhangi bir organik yapı mı var? Birlikte işleyen bir organik yapı oluşamadığında dağılmak zorunda olduğunu mu anlatalım? Bu anlamsızlıkları ve boş  lafı bir kenara bırakırsak, neden anarşistlerin doğada düşüncenin fazla gelişmediği doğal yaşam biçimlerindeki şekilde en aktif ve güçlü olanlardan liderlerinin olması gerektiğini bilince çıkarmış oluruz.

Bunun gibi Sovyet sistemine karşı alternatif duruşlardan birinden örnek verelim. Yugoslavya ve ekonomik anlamda deney birikimleri.

/Bu yeniden dağılım işçilerin kendi şirketlerinin  başarısında menfaat sahibi olduğu anlamına geliyordu, aynı zamanda verimlilik ve üretkenliğin ödüllendirileceği rekabetçi bir pazara katılmaları da istendi. Bu nedenle öz yönetim hem federasyon hem de dış pazarlarda diğer işletmelere  karşı işçileri rekabete sokan piyasa reformlarıyla birbirine geçti.

Piyasa rekabetinin baskısı ve vasıflı emeği sağlamlaştırmak için farklı ücret taahüüdü ile birleşince öz yönetim aslında eşitsizliği arttırdı. 1967 yılında fark 1: 20 ye kadar ulaştı./

 Yugoslavyanın bu ekonomik farklılıklar ve dış pazarlara bağımlı hale gelip nasıl acı bir deney birikimi olarak parçalandığını da bir kenara koyalım. Uyanıklara tekrar soralım: Denenmemiş çözümün ne ? Cevap veremediğin çözüm sunamadığın soru ve sorunlar ortada dururken, cevap vermiş gibi yapma uyanıklığı ne işe yarıyor ?

Bu soru ve sorunlara nihai anlamda cevabı devrimci bir hareketin vereceğinin bilincinde olarak konuları açmaya tartışmaya ve geliştirmeye çabalıyalım.

Dünya görüşü olarak gelinen döneme kadar hayatın karşımıza çıkardığı sorunları çözme mücadelesine yoğunlaştık. Devrimciliğin boş işlerle uğraşmak olmadığını hayatın karşımıza çıkardığı sorunları aşmak için mücadele olduğunu içerisinde yaşadığımız maddi koşulların anlatımı olarak savunduk. Doğruya gelişen mücadelede, devrimci düşünce yönlendirmesinde doğru pratiği örgütleme gerçekliğiydi. Şimdi yönlendirici ve doğruya devinim halinde bir düşünce ve görülen yol yok. Bunun gibi doğru düşüncenin gelişimi olmayan yerde doğru pratiğinde oluşması mümkün olamamaktadır. Yaşamı organik çelişkilerin bir bütünlüklü hareket hali olarak düşündüğümüzde hastalık belirtilerinin olduğu yere yoğunlaşmak da denilecek bir bilgi ve deney birikimi. Bu deney birikimi üzerinde yükselecek bir günümüz mücadelesi ise hastalığın çıkmasından önce yapılması gerekenler üzerine de bütünlük içerisinde yoğunlaşmak olarak ifade edilebilir. Bu aynı zamanda dünya görüşü olarak partileşme sürecinin tamamlanamaması ile ilgili de değerlendirilmelidir. MADDENİN DÜŞÜNCEYLE DEĞİŞTİRİLMESİ DEVİNİMİNİ DEVRİME YÜKSELTMEKTİR DEVRİMCİLİK. BİLGİNİN VE YAŞAMIN ZORLUKLARI DA DAHİL ZORUNLULUKLARINI DOĞABİLİMSEL DOĞRULTUDA ÇÖZME MÜCADELESİDİR...BİLİNCİN BİLGİYLE ORGANİK BÜTÜNLÜĞÜNÜN SAĞLANMASI VE DOĞABİLİMSEL DOĞRULTUDA GELİŞEN BİR DEVİNİMİN SAĞLANMASIDIR. BU PARTİLEŞME DE DENİLEN ORGANİK YAPININ ORTAYA ÇIKMASINI SAĞLAYACAK OLAN GELİŞİMDİR...

Filozofu düşünürü olmayan toplumların gelişimi çarpık olur. Bu nedenle avrupalı düşünür ve filozofların ülkeye adaptasyonu ya da benzeştirilmesiyle uğraşılır. Mutlaka onlardan öğrenmek eğitilmek yerine ülkeye benzeştirmeye ve uydurmaya kalkmak farklı dünya görüşlerinin ifadesidir.

Bunun gibi meramını anlatacak kelama yerli yersiz dışarıdan avrupayi alıntılar eklemek çok bilmiş aczin sonucudur. Doğruluğu ve yanlışlığı bile ilgilendirmeden çok bilmişlik ve okumuşluk gösterisinin getirisiyle uğraşan bir ilkellik. Bu yüzdendir ki alıntılarla ilgili değerlerin yıpratılması sonucunu da göz önünde tutarak dikkatli olmaya çabalıyoruz. Anlamı özü ve doğruluğu yanlışlığını tartışmaya çabalıyoruz...

Artık dışarıdan düşünürlerden ve filozoflardan hazıra konulacak çözüm gelmiyor ! Sadece bizim gibi tartışmalar var. Arayışın özü ve gidiş yönünün doğrudan demokrasiye doğru olacağı belirginleşiyor. Bu bağlamda sovyetlerin ve direniş komitelerinin özünde bu gerçekliği taşıyor olmalarına rağmen   doğrudan demokrasi denilemeyeceği ortadadır. Ya da çelişkilerin bileşkesinin gelişim yönü temsili ve otarşik yöne doğru olmuştur.

Sistem lafın ötesinde düşünce ve davranışların gelişim yönünü belirleyen etkendir...

Yaşanıldığı madi koşullarda gerçeğin algısı ve ifadesi olan’’işçi sınıfının çıkarları’’zamanla işçi temsilcisi partilerin çıkarları haline getirildiğinde adalete buluşulacak yer de ortadan kalkmıştı. ‘’Sosyalist’’ ülkeler arası savaşlar ve iç savaşlar da sonuç olarak ortadadır. Bugünkü sol içi çatışmaların da zemini adaletin hokus pokusla çıkarlar haline getirilmiş hali oluvermiştir. Özü doğabilimsel zorunluluklarda buluşmak olan bir dünya görüşü, çıkarlar suyuna daldırılmış kalp akçe(düzmece) durumunda piyasaya sürülür hale gelmiştir.

Avrupayi modernite adına yaptığın alıntılarla da bunların Türkiye’ye adaptasyonuyla da çözülebilecek bir sorun yok artık ortada. Çözüm olmadıkları zaten kendi pratiklerinde ortaya çıktı. Bu sorulara cevap verebilecek dışarıdan bir düşünür bulunamıyor! İş başa düştü. Organik işleyişi yakalar üç düşüneni ve düşünceyi bir araya getirip bir doğabilimsel doğruya gelişebilirsen Devrimci Yol’da gelişmen mümkün. Hiç söylenmemişi söyleme zamanı ...

 Hiçkimse gösterdiği kadar masum değil... Bir siyasal deney birikiminin bilgi çarpıklığı nedeniyle  ‘’demokrasi isyanı ’’haline gelmesi! Siyasal tavrı otoriteye karşı çıkış düzeyinde ele alan ve dönüp dolaşıp otoritenin kanatları altına sığınan bir travma. Toplumsal muhalefetin önünü açacak, geliştirecek açık siyasal tavırlar yerine ayrı yerel seçimlere giriş, ayrı dergiler ve pratik tavır alışların sonuçsuzluğu. Siyasal hattı dışarıdan düşünür ve filozofların adaptasyonu ve hazıra konma avrupa komünizmi vb. nin Türkiye tekrarı olmak kolaycılığı ve yanlışına rağmen, sonuçta bir siyasal hatın varlığına teslim oluş. Açıktan siyasal tavır alamayıp var olan hatın doğruluğuna da şüpheyle yaklaşıyor görüntüsünde siyasal tavırsızlık. Sonuçta toplumsal muhalefetin önündeki sorunları çözüp gelişimini sağlayamayan siyasal ve  pratik olarak tıkanan çözümsüzlük. Abisinin kanatları altına sığınan geri dönüş! Bunun toplumsal travmaya dönüşmüş hali otoriteye teslim oluş. Güçlü lider arayışı ve bir diktatörün yaratılışı.  Düşünsel olarak otoriteye alttan alta karşı çıkış, kendini kanıtlama çabası, lakin açıktan tavır alamama.  Açık tavır alışlar bir kenara ayrı tavır almayı denemeyen varmıydı? Anılarında bir şey yapmadım, beklemedeydim  diyenlerin en azından iki üç dergi çıkarıp, pratikte yerel seçimlere katılmaktan tut, kimileri gibi halk meclisleri yerel komiteler ve aşağıdan yukarı örgütlenmelerin yaygınlaştırılması gibi girişimleri olmadı mı? Neden hepisi vuslata erip yeniden abisinin kanatları altına sığındı? Eski statüleriyle pratiği örgütleyerek siyasal çözüm olacağını düşünmemişlermiydi? Güvenin ortadan kalkmış olduğu, büyünün bozulduğu bir travmanın toplumsal bir travmaya dönüşmüş halinin etkilerini bırak, teorik- ideolojik birliğin ortadan kalkmış olduğu siyasal çözümün söylenemediği, söylenenlerin tatmin etmediği durumda, siyasal birlik varmış gibi davranma çözümsüzlüğü değilmiydi? Gidiş ve gelişim yönü Gramşilerden Althusserlere yatay örgütlülüğü geliştirerek iktidarı alma projelerine yükselen akılı dizayn kurtarıcılık kalmıştı. Dünyadaki hızlı çöküşü göz önüne alınmayan başka seçenek yok acelesine getirilen bu yolun çıkmaz yol olduğu ortaya çıkmamışmıydı? Şimdi yaşanılan ve deney birikimleri haline gelenlerin ışığında siyasal çözümün doğrudan demokrasi yönünde gelişim olduğunu söylediğimizde, yine analojiyle geçiştirmeye çabalıyorlar. 1905 te ve direniş komitelerinde ve hatta dünyanın devrim olan her yerinde doğrudan demokrasiyle başlanmadı mı? Deniliyor. Evet en azından senin bizim kadar iyi niyetli oldukları ortadadır. İşte tam da bu noktada sistemin önemi ortaya çıkıyor. Doğrudan sistemler partinin, önderin, önderliğin yani temsili sistemlerin değil, doğabilimsel zorunlulukların organik yaşam bulmasıdır. Zorluk bu notkada başlamaktadır. Düşünen beyne ait bir organik bütünlüklü işleyiş ile düşüncenin gelişmediği bir organik yapının yaşamda kalma mücadelesi karıştırılmaktadır. Sonuç ne savunulursa savunulsun boş lafın ötesinde güçlü olanın liderliğindeki goriller aleminin yaşama savaşını savunmaya dönüşmektedir. Şimdiye kadar deney birikimlerinin geldiği en son nokta en akıllı olanların önderliğindeki örgütlenme bizleri kurtarsın noktasıdır. Aşılması gereken noktada burasıdır. Başın kararları sonucu işleyen bir vücudun olmadığı, tüm organlarıyla organik bir bütünlüğün ve görev dağılımının çarpıtılmadan canlı bir varlık demek olduğu ve bunun anlaşılıp hayata geçirilmesi olmalıdır ve olacaktır... Bu her organ istediği gibi işlesin sistemsizliğini savunan anarşist anomaliyle arasındaki sınırı da ortaya koymaktır. Bu bağlamda her komiteleşme ve iktidarın bu komiteler aracılığıyla gerçekleşmesi temsili sistemlere doğru gelişen yönleriyle, organik bütünlüklü işleyişe ilerleyen doğrudan demokrasi değillerdir... Bunun içindir ki o gün bilgimizin gelişkinlik seviyesine göre arayışlarla özgürdük, bugün de mücadelemiz bu ! İşte bunun için dir ki hareket halindeki çelişki yumağının gidiş yönü ve gelişim yönü bu olmasına rağmen, çoğunluk kendini kurtaracak kurtarıcıyı aramaktadır. Kurulan her cümlenin genelde en azından iki yönde anlaşılması algılanması mümkündür. Sorun farklı düşüncelerin ortaya çıkması değil, hangi doğrultuda hareket haline devam edileceğinin kararının verilebilmesidir. Mücadelemiz bilginin ve yaşamın zorlukları da dahil zorunluluklarını doğabilimsel doğrultuda organik yapıda çözme mücadelesidir... Bilincin bilgiyle organik bütünlüğünün sağlanması ve doğabilimsel doğrultuda gelişen bir devinimin sağlanmasıdır.

YAŞASIN EKİM DEVRİMİ VE DİRENİŞ KOMİTELERİ DENEY BİRİKİMLERİMİZ.

TEK YOL DEVRİM.

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

 

Error: No articles to display

FACEBOOK SAYFAMIZ